AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
(18 Şubat 2003)
Değerli Milletvekilleri,
Değerli Misafirler,
Basınımızın Değerli Temsilcileri,
Öncelikle hepinizin ve milletimizin geçmiş Kurban bayramını bir kez
daha tebrik ediyor, Allah tekrarına erdirsin diyorum. Gelecek bayramlara
daha güvenli, daha sakin, daha bahtiyar ve daha güler yüzlü kavuşmamızı
diliyorum.
Bugünün tarihini hatırlatarak sözlerime başlarken hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bugün 18 Şubat 2003. Bütün dünyanın ezberlediği ve bütün Türkiye'nin
hafızasına kazınan tarih. Bu tarih, savaş değil barış isteyen bütün dünya
halklarının vicdanlarının odaklandığı bir tarih.
Bugün sadece iç gelişmelerle ve hükümetin çalışmalarıyla sınırlı bir
konuşma yapabilir ve 18 Şubat 2003'e endekslenen gelişmeleri kendi tabii
akışına bırakarak, gelişmeler somut bir neticeye varıncaya kadar bu konuda
hiç konuşmayabilirdim. Ama, bu ne tabiatıma ne de Ak Parti olarak hayata
geçirmeye çalıştığımız siyaset anlayışına uygun olurdu. Ortada herkesi
ilgilendiren bir mesele varsa ve bizim açımızdan bunun birinci muhatabı
iktidar, hükümet ve dolayısıyla Ak Parti ise bu konudaki gelişmeleri tüm
açıklığıyla halkımızla paylaşmak gerektiğine inanırım.
Hemen şunu belirtmek istiyorum. Eğer bugün bütün İslam dünyası ile beraber
ülkemiz bu bayramı savaş ortamında geçirmediyse bunda 58. Cumhuriyet hükümetinin,
Ak Parti iktidarının önemli bir katkısı olmuştur. Savaşsız çözüm için emeği
geçen herkese milletim adına şükranlarımı arz ediyorum.
Kuşkusuz bayramlar barış ve esenlik günleri olarak çok özel günlerdir.
Böyle günlerde paylaşmanın, yardımlaşmanın, digergâmlığın, ötekinin yerine
kendini koymanın, düşkünün elinden tutmanın, sıcak bir tebessümün ve yürekten
kucaklaşmanın önemi daha çok ortaya çıkar. Bizler ait olduğumuz düşünce
ve inanç ikliminde hayatın korunmasını esas kabul ederiz. Bunun için hukukun
evrensel ilkelerine bağlı olmayı her şeyden çok önemseriz. Bütün çabamız
insanlığın saadeti, mutluluğu ve esenliği içindir. Umarım bütün ülkemiz
ve bütün halklar için idrak ettiğimiz bayram onarıcı, tamir edici ve moral
verici olmuştur.
Değerli Milletvekilleri,
Bildiğiniz gibi 18 Şubat tarihi, komşumuz Irak'a ABD'nin muhtemel bir
müdahalesi ve Türkiye'nin böyle bir müdahale anında nerede duracağıyla
ilgili olarak üzerinde çok durulan bir tarih. Hem iç kamuoyunda, yazılı
ve görsel medyada, hem ABD'de bu tarihin Türkiye açısından “ karar” için
son tarih olduğu söylendi durdu. Ama gördüğünüz gibi, bugün 18 Şubat olmasına
rağmen; “Türk askerlerinin yurt dışına gönderilmesi ve Türkiye'ye yabancı
asker girmesi “ ne dair söz konusu tezkere TBMM'ne getirilmiş değildir.
Demek ki; hiçbir şey, önceden kurulmuş saat gibi, mekanik olarak işlememektedir.
Bilindiği üzere diplomasi dili zaten bu yüzden incedir. Hassastır.
Bu arada hemen belirtmeliyim ki; bizim için asıl önemli olan belirli
tarihler veya noktasal zamanlar değil; gelişmelerin şekli ve vardığı yerdir.
Bütün dünya çok iyi bilir ki Türk devlet geleneğinde ne yapacağını, neden
yapacağını, nasıl yapacağını, ne zaman yapacağını enine boyuna düşünmeden
hareket etmek yoktur. Biz de her şeyi, her ihtimali enine boyuna düşünüyoruz,
düşünmeye de devam edeceğiz.
Bütün ihtimalleri de Türkiye'nin dününü, bugününü ve yarınını hesaba
katarak tartıyoruz. Çünkü; tartıştığımız ve yaşadığımız süreç sıra dışı
bir olay, yepyeni bir durumdur.
Hepiniz biliyorsunuz ki; tarihi günler yaşamaktayız. Yine hepiniz biliniz
ki; özellikle siz milletvekilleri tarihe karşı büyük bir sorumlulukla yüz
yüzesiniz. Bunun şuurunda olduğunuzdan eminim. Ben önemine binaen vurgulamak
istedim sadece.
Dünyada pek az parlamento savaşın ve barışın anlamını Türkiye Büyük
Millet Meclisi kadar bilebilir. Bu Meclis bir savaşı barışa dönüştürmenin
en güzel örneklerini vermiş bir Meclistir. Bu Meclisin tarihi tecrübelerinin
sadece bize değil dünyaya da yol göstereceğine inanıyorum.
Ancak bu noktada unutmamamız gereken bir husus var. Evet önümüzdeki
günlerde Türkiye için, bölgemiz için ve hatta dünya için tarihin akışını
belirleyecek gelişmeler olabilir. Ancak bu noktada sizlerin önünde iki
seçecek var.
Ya sürecin dışında kalacağı, bütün kalabalıklar gibi bu tarihin seyircileri
olacaksınız ve sonuçlarına kadar bekleyip o sonuca uyacaksınız. Ya da ,
tarihin bizzat şekillenmesinde, metnin yazılmasında aktif rol oynayacaksınız.
Burada ve her şartta önceliğimizin Türkiye olduğunu tekrar vurgularız.
Bundan sonraki gelişmeler büyük bir oranda bizlere; bizlerin ferasetine,
davranışına, uzak görüşlülüğüne ve kararlılığına bağlıdır.
Bu noktada popülizm şüphesiz en tehlikeli unsurdur. Duygularımız ise
bize aittir ve düşüncelerimizden bağımsız değildir. Kuşkusuz hiçbirimiz
popülizme teslim olmayacağız.
Bu noktada bugünden çok geleceği; önümüzdeki birkaç gün, birkaç haftadan
çok gelecek on yılları yüzyılları düşünmek mecburuz. Devlet sorumluluğunun
ağırlığı da bu noktada kendini ortaya koyacaktır. Kuşkusuz hissiyatımız
insanlığın vicdanından bağımsız değildir. Vekil ya da bakan olmanın sorumluluğu
da en çok bu aşamada önemlidir. Aklı selim ile tribünlere mesaj verme siyasetinin
farkı da bu noktada önem kazanmaktadır.
Değerli Arkadaşlar!
Çok konuşuldu. Çok konuştuk. Ama bir kez daha vurgulamakta fayda var.
Aklı başında hiç kimse savaş istemez, isteyemez. Hele biz, asla savaştan
yana olamayız. Bir savaşın başlatıcısı, tetikleyicisi olamayız. Bize düşen
savaşı engellemek, barışı sürekli ve daim kılmaktır.
Hükümetimizin ve bütün diğer kurumlarımızın bugüne kadar yaptığı da
budur.
Ancak bizim bütün çabalarımıza ve iyi niyetimize rağmen yanı başımızda
bir hareket söz konusuysa, benim her zaman söylediğim gibi komşuda yangın
çıkmışsa, biz, “bana ne , herkes kendi yangınıyla meşgul olsun bizi ilgilendirmez''
diyemez, bu duruma bigane kalamayız.
Öncelikle yangının bizim evimize sıçramasını sonra da komşudaki yangının
biran önce söndürülmesini veya maazallah yangın komşu evini yıkacak yakacaksa
bu yangında kaç can kurtarabileceğimizi doğru hesaplamaya mecburuz.
Kimse savaş üzerinde hesaplar yaparak yaşanacak bir büyük trajediden,
bir büyük dramdan çıkar elde etmeyi ummasın. Bizler büyük devlet geleneğimizle
bu anlayış içinde hiçbir zaman olmadık ve hiçbir zaman olmayacağız.
Ülkemizi ve insanlarımızı, Türkiye'nin geleceğini komşumuz Irak'ta meydana
gelecek olası bir savaşta zarar görmemesi için, barışın yeniden kurulması
için çabalıyoruz. En azından bizim niyetimiz budur. Kesinlikle sıcak bir
çatışmanın içine girmek istemiyoruz Biz istiyoruz ve onun için çaba harcıyoruz
ki; ne bizim askerlerimiz bir tek kurşun sıksın ne de bizim askerimize
karşı bir tek müdahale, saldırı olsun.
Değerli Arkadaşlar;
Hiçbir şekilde 18 Şubat tarihine dair, diğer bütün şartlardan bağımsız
olarak, bizim tek taraflı olarak bir sözümüz ve taahhüdümüz olmamıştır.
Bu arada bir hususun daha altını kalın çizgilerle çizmemiz gerekmektedir.
Kimi çevrelerde ve özellikle muhalefet partilerince ima edildiği gibi;
ne benim ne Sayın Başbakan'ın ne de başka bir yetkilinin hiç kimseye tek
taraflı bir sözü ve taahhüdü olmamıştır, olamaz. Her şeyin kendi gerçeğimize
uygun olarak yürümesi için müzakerelerde azami gayret gösterilmiştir, gösterilecektir.
Bu arada hemen söylemeliyim ki; Türkiye olarak “ arabayı atların önünde
koşturmaya “ hiç niyetli değiliz. Daha atlar yola çıkmadan kimse bizden
arabayı yola koymamızı beklememelidir. Kaldı ki; bizim sürekli olarak milletimize
ve tarihe hesap verme zorunluluğumuz vardır.
Kendimizin mutmain olmadığı, zaruretine inanmadığı hiçbir şeye; halkımıza
anlatamayacağız hiçbir gelişmeye bizlerin evet demesi mümkün değildir.
Sevgili Dostlar,
Bazı yazılı ve görsel medyada zaman zaman bizim bazı sözler verdiğimiz
hep vurgulanıyor. Söyleniyor, anlatılıyor. Bakın bunların hepsi birer mesuliyet
ister. Bunların hepsi eğer bugüne kadar alışılmışın dışında gerçekten dürüst
bir siyaset yapma anlayışının ifadeleri ise bunu ispatlamaya hepsi mecburdur.
Buradan milletime sesleniyorum. Bunu ispatlayamayanlar tarihe de bunun
hesabını verirler, millete de bunun hesabını verirler.
Bu kadar basit sokak oyunlarıyla trübünlere şov yapmak suratiyle hiçbir
zaman AK Parti iktidarını köşeye sıkıştırma gayreti içerisine girmesin.
Açık ve net buradan ilan ediyorum. Varsa böyle verilmiş bir söz bunu ispat
edin. Asla böyle bir şey söz konusu değildir. Az önce de ifade ettiğim
gibi eğer verilmiş böyle bir söz olsaydı bu bayram böyle geçmezdi. Bu böyle
bilinmelidir.
Evet. Amerika Birleşik Devletleri Türkiye'nin stratejik ortağıdır. Ama,
eğer birlikte hareket edeceksek, bizim varlığımızın ve desteğimizin Amerika
için bir anlam ve zarureti varsa...
Öyleyse Amerika Birleşik Devletleri de bizim hassasiyetlerimizi göz
önünde bulundurmalı ve taleplerimizi iyi niyetle karşılamalıdır. Aksi takdirde
ortaklık ve dostluk sürekli bir tarafın özveride bulunması şekline dönüşür
ki; bu kabul edilebilir bir şey değildir.
Amerikalı dostlarımız , daha önce "liman ve havaalanlarının bakım ve
geliştirilmesi" ile ilgili tezkerenin Meclisten geçmesini "Türkiye'nin
geri dönülmez bir yola girdiği" şeklinde yorumlamamalıdır. Bunu bu şekilde
açıklamaya mecburum. Kaldı ki, Büyük Millet meclisinin iradesinin Türkiye'yi
temsil ettiğini bütün dünya çok iyi bilir.
Değerli Arkadaşlar!
Söylediğimiz çok açıktır.
58. Cumhuriyet Hükümeti konuyu her cephesiyle düşünmekte; ülkemizin,
bölgemizin ve dünyanın geleceği için en hayırlı kararı almak konusundaki
kararlılığını sürdürmektedir.
Türkiye büyük bir ülke ve büyük bir devlettir. Bir kabile devleti değildir.
Türkiye'nin yüzyıllara dayalı bir devlet tecrübesi vardır.
Ayrıca Türkiye bütün bölge ülkeleri için olduğu kadar komşumuz Irak
ile de ortak bir tarihe ve kadere sahiptir.
Bu nedenle Türkiye atacağı her adımı, bütün bu gerçekler ışığında, tarihin
imbiğinden geçirerek, gelecek dünya tasavvuruna uygun bir biçimde adım
atmak mecburiyetindedir.Geleceğin dünyasının adalet ve barış üzerine kurulması
için çabalarımız devam edecektir.
Bu itibarla ben, bu süreçte AK Parti iktidarının bir şans olduğuna inanmaktayım.
Çünkü bu davada Türkiye belki her zamankinden daha fazla bölge siyasetinde
aktif rol almıştır, bundan sonra da bu tavrını sürdürecektir. Her aşamada
ve her saatte ülkenin birlik ve bütünlüğünü, egemenliğini, gelişmesini
ve özgürleşmesini düşünerek hareket edecektir.
Hiç kimse bizden Türkiye'nin geçici sıkıntı ve darboğazlarına endekslenmiş
bir karar ve tutum beklemesin. Hiç kimse Türkiye'nin arızi ve konjonktürel
şartlarından sonuç çıkarma peşine düşerek Türkiye'nin dününü, bugününü
ve yarını bu arızi sıkıntılar nedeniyle ipotek altına sokacağımızı da bizden
beklemesin. Vereceğimiz her kararın içeriği de zamanlaması da Millete ayarlıdır.
Burada Memleketin saat ayarı işler.
Sözlerime son vermeden son bir gelişmeyi de sizlerle paylaşmak istiyorum.
Dün yapılan Avrupa Birliği Zirve toplantısının kapanış bildirgesinde
"Türkiye'nin Irak'ın komşuları ve Mısır ile birlikte yürüttüğü insiyatifi
destekliyoruz" ifadesine yer verilmiştir.
Türkiye'nin barış girişimlerini görmezlikten gelenlere her halde AB
Zirvesinin bildirgesinde yer alan bu cümle bir şeyler anlatacaktır.
Değerli Arkadaşlarımız,
Türkiye'nin bu barış ile ilgili mücadelesi son ana kadar devem edecektir
ve ben inanıyorum ki sizlerde bu sürecin gerçekten hassas birer elçisi
durumundasınız. Ve hiçbir zaman gerek milletimizin gerekse ülkemizin geleceğini
tehlikeye düşürecek herhangi bir adımın içinde olmayız, olmamalıyız. Fakat
biz ülkemizin her ferdinin aklıselim ile düşünmesinin gereğini, duygusallığı
dışında düşünmesinin gereğini de yine hatırlatmanın bizin için bir görev
olduğuna inanıyoruz.
Ben bu duygular içinde sizleri tekrar selamlıyorum. Grup toplantımızın
hayırlara vesile olmasını diliyorum.
|