Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ULUSA SESLENİŞ (10.7.2003)
ULUSA SESLENİŞ (6.6.2003)
ULUSA SESLENİŞ (9.5.2003)
59. HÜKÜMET
TBMM KARARI (20.3.2003)
GÜL'ÜN ULUSA SESLENİŞ KONUŞMASI (8.2.2003)

BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN "ULUSA SESLENİŞ" KONUŞMASI
 
23 Mart 2003
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 23 Mart 2003'de televizyonlardan "Ulusa Sesleniş" konuşması yaptı. Erdoğan konuşmasında, Irak Savaşı ve ekonomik durum ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
 
Başbakan Erdoğan'ın "Ulusa Sesleniş" konuşmasından...

"Savaş, biz savaşın içinde olmasak da, şüphesiz ülkemizi de derinden etkiliyor"
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti, güvenliğini ve çıkarlarını en etkili biçimde koruyabilecek güce ve kuvvete sahiptir"
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti, milletiyle, devletiyle, bu zor günlerin de üstesinden gelecek; hem içerde hem de dışarıda, barışın, özgürlüğün, refahın, adaletin ve kalkınmanın önünü açmayı mutlaka başaracaktır"
"Türk hava sahasının yabancı hava unsurlarına açılması, Türkiye'nin menfaatine olup amerika ile müttefik olmamızın gereğidir"
"Irak sınırının ötesinde belirli bir şerit boyunca yapacağımız askeri düzenleme ise Türkiye'ye yönelebilecek göç hareketini kontrol edebilmeyi, göçmenlere insani yardımı etkinlikle ulaştırabilmeyi, güvenliğimize dönük bazı provokasyonları önlemeyi ve sınırlarımızın güvenliğini korumayı amaçlamaktadır"
"Bölgedeki Türk askerinin mevcudiyeti, gerek türkiye gerek bölge için bir güven ve istikrar unsuru olacaktır"
"Irak'ın toprak bütünlüğünün ve ulusal birliğinin muhafazası bizim için önemlidir"
"Irak'ın zengin doğal kaynakları bir bütün olarak Irak ulusuna ait olması gerekir"
"Bütün bu konularda abd ile mutabakata varılmıştır"
"Basın, böylesine hassas bir dönemde, milli menfaatlerimizi zedeleyecek yayınlardan uzak durma konusunda son derece duyarlı olmalıdır"
"AK Parti iktidarı savaş olmasın diye yapılacak her şeyi yaptı, çalınacak her kapıyı çaldı ve el uzatması gereken herkese elini uzattı"
"Ne yazık ki insanlığın ortak vicdanı bu savaşı önlemeyi başaramadı"
"Geçmiş yönetimler ülkemizin itibarını, gücünü, imkanlarını layığınca değerlendirseydi, ekonomimiz bu kadar kırılgan olmasaydı, savaşın etkisi daha sınırlı olabilirdi"
"Benim siz aziz milletimden istirhamım odur ki: ne herhangi bir ümitsizliğe kapılın ne de üretmek ve başarmak azminden bir milim geri kalın"
"Umarım bu zor günler, uzun süredir üzeri küllenmiş kardeşlik duygularımızı daha da pekiştirir, bir millet, hem de dünyaya medeniyet öğretmiş bir millet olma şuurumuzu yeniden ayağa kaldırır"
"Bazı ülkeler için masa başında izlenecek ve kağıt üzerinde değerlendirilecek bir sorun olan bu savaş, bizim için mahallemizde çıkmış bir yangındır"
"Hükümetimiz, ekonomik programı uygulama konusunda tam bir kararlılık içindedir"
"Zor şartlar ya da başka şeyler bahane edilerek ekonomik programın delinmesine müsaade edilmeyecektir"
"Ekonomik program, savaş durumunun ekonomi üzerindeki etkilerini kontrol altında tutacak güçtedir"
"İhtiyaç duyulması halinde yeni tedbirlerle de programı desteklemekte tereddüt etmeyeceğiz"
 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 23 Mart akşamı televizyonlardan yaptığı "Ulusa Sesleniş" konuşmasının metni şöyle:

Sevgili Vatandaşlarım;

Sizleri saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.

59'uncu Türkiye Cumhuriyeti Hükümetimiz bugün Türkiye Büyük Millet Meclisimiz'den güvenoyu aldı. Hükümetimiz, yediden yetmişe bütün milletimize hayırlı olsun. İstikrar, güven ve adalet arzusuyla bize büyük güç ve destek veren milletimize bir kere daha şükranlarımızı sunuyorum. Bizler, sizlerin bu büyük güvenine layık olarak ülkemizin itibarını yükseltmek için gereken çabayı göstereceğiz.

Hepinizin bildiği gibi yeni ve çok özel şartların hüküm sürdüğü bir dönemeçten geçiyoruz. Yanıbaşımızda sürmekte olan savaş, biz savaşın içinde olmasak da, şüphesiz ülkemizi de derinden etkiliyor. Bölgesel ve küresel etkileri olan savaşların ortaya çıktığı durumlarda, olayların gerçek mahiyetlerinin anlaşılmasında da büyük güçlükler meydana gelmektedir. O bakımdan, şunu hiç hatırdan çıkarmamamız gerekiyor: Bütün dünya kamuoyu gibi, Türk kamuoyu da, farklı kaynaklardan yönlendirilen çok yönlü bir enformasyon bombardımanıyla karşı karşıyadır. Ve bu bombardıman sürecinde asıl dikkat etmemiz gereken, ülkemizin çıkarlarına ve Hükümetimiz'in politikalarına yönelik dezenformasyon kampanyalarıdır.

Dezenformasyon, kasıtlı, aldatıcı, çarpıtıcı ve yanlış yönlendirici bilgi demektir. Bundan önceki konuşmalarımda, özellikle dış basında yer alan bazı asılsız ve Türk kamuoyunu rencide edici nitelikteki yayınların, Türkiye'nin ve Türk Milleti'nin tarihi hassasiyetleri üzerindeki etkisine işaret ederek, dostlarımızı ve müttefiklerimizi bu türden yanıltıcı haber kampanyaları konusunda uyarmıştım. Ne var ki, bu konuda, asıl sorumluluk Türk basınına ve Türk kamuoyuna düşmektedir.

Basınımız, böylesine hassas bir dönemde, milli menfaatlerimizi zedeleyecek yayınlardan uzak durmak konusunda son derece duyarlı olmalıdır. Haber ve yorumlarda milli menfaatlerimize dönük duyarsızlıkların ortaya çıkması, çok ciddi sorumsuzluk örnekleri olacaktır. Bu haber ve yorum sahipleri, doğabilecek olumsuz sonuçlarda pay sahibi olacaklardır.

Türkiye'nin çok zor bir dönemeçten geçtiği doğrudur. Yanıbaşımızdaki savaşın bütün dünyayı ve bölgemizi olduğu gibi ülkemizi de olumsuz etkilediği doğrudur. Savaştan sonra dünyanın da, bölgenin de eskisi gibi olmayacağı doğrudur. Ama bütün bunlar kadar doğru olan bir şey de şudur: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, güvenliğini ve çıkarlarını en etkili biçimde koruyabilecek güce ve kuvvete sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, başta Büyük Millet Meclisimiz olmak üzere, milletiyle, devletiyle, bu şuur ve bu özgüven içinde, bu zor günlerin de üstesinden gelecek; hem içeride, hem de dışarıda, barışın, özgürlüğün, refahın, adaletin ve kalkınmanın önünü açmayı mutlaka başaracaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin Başbakanı olarak açıkça ilan ediyorum: Türkiye, ne toplumsal, ne siyasi, ne askeri, ne ekonomik, ne de kültürel bakımdan yanlış yönlendirme kampanyalarıyla zaafa uğratılabilecek sıradan bir ülke değildir. Türkiye yetişmiş insan gücü, olağanüstü dinamizmi; halkımızın çalışma, üretme ve daha gelişmiş, daha müreffeh, daha özgür bir toplum olma heyecanıyla uyanan bir devdir. Şu anda, ülkemizin başında, çocuklarına, gençlerine, çalışanlarına, emeklilerine, işçilerine, köylülerine, sanayicilerine, tüccarlarına daha iyi bir gelecek, daha müreffeh bir Türkiye sunmak için; milletin önünü açmak için canla başla çalışan; ne yaptığını ve ne yapacağını çok iyi bilen kararlı ve muktedir bir Cumhuriyet Hükümeti var.

Hükümetimiz'in bütün komşularımızla ve müttefiklerimizle dostluğa, barışa, işbirliğine, karşılıklı saygı ve güvene dayalı ilişkilerimizi daha da geliştirmekten başka hiçbir amacı yoktur ve olmayacaktır.

Sevgili Vatandaşlarım;

Ne yazık ki, barış çabaları sonuç vermedi ve dünya savaşla yüz yüze geldi. Yaşadığımız coğrafya tarihin büyük savaşlarına ve büyük trajedilerine sahne olmuştur. Ama bizler, şartlar ne olursa olsun; yaşadığımız tarihin derinliği, kurduğumuz ve yaşattığımız medeniyetin evrenselliği ve bütün hayatın kutsallığına olan inancımız nedeniyle, barışı dillendirmekten vazgeçemeyiz. Bizler; her şartta adalete ve hukuka bağlı olmak zorundayız. Unutmayalım ki, savaşın da bir hukuku vardır.

Savaş sürecinin iktidarımızdan çok önce başladığını biliyorsunuz. Göreve geldiğimiz gün savaş dosyaları masaların üstünde kabarmıştı. AK Parti iktidarı 'savaş olmasın' diye yapılacak her şeyi yaptı, çalınacak her kapıyı çaldı ve el uzatması gereken herkese elini uzattı. Savaşın tarafları olan Amerika Birleşik Devletleri ve Irak yöneticileriyle defalarca konuştuk. Avrupa Birliği ülkeleriyle, Rusya ile, Çin ile, İslam ülkeleriyle ve komşu ülkelerle açıkça konuştuk. Her gelişmeden sonra 'barış için atılacak adımlar hala bitmedi; söylenecek sözler hala tükenmedi' diyerek barış adına ısrar ve çabamızı sürdürdük. Tabii ki, olup biteni görmezlikten gelemezdik ve muhtemel gelişmelere göre tedbirler aldık. Barış için tüm çabalar bittiğinde; savaşın bir an önce bitmesi, savaş sonrası barışın bir an önce kurulması, ülkemizin esenliği, güvenliği ve geleceği için tedbirler almaktan geri kalamazdık.

Bildiğiniz gibi Türkiye'nin güvenliği ve geleceği açısından müttefiklerimizle ilişkilerimizin sağlıklı bir zeminde yürümesi fevkalade önemlidir. Bu çerçevede, Amerika Birleşik Devletleri ile mutabakat çerçevesinde ‘havaalanları ve limanların yenilenmesi ve onarılması' ile ilgili bir tezkere hazırlandı. Bu tezkerenin gereklerini yerine getirebilmek için Meclis'ten yetki alındı. Bu gelişmeler olurken; bütün dünya ile beraber bizim de korktuğumuz, ‘sözün bittiği yere geldik' ve ne yazık ki savaş başladı.

Bu arada tüm dünyada önemli gelişmeler oldu. Temel misyonu ‘barış' olan Birleşmiş Milletler Teşkilatı derin bir yara aldı. Avrupa Birliği ülkeleri içinde ciddi bölünmeler yaşandı. Arap Birliği kendi içinde ciddi fikir ayrılıkları yaşadı. Ve şimdi savaş bütün şiddetiyle devam ediyor. Evet, ne yazık ki, insanlığın ortak vicdanı bu savaşı önlemeyi başaramadı. Diliyoruz ki; bu savaş bir an önce bitirilsin ve barış hakim olsun.

Sevgili Vatandaşlarım;

Sorumluluk makamında olmayan kişiler dilediğini söyleyebilir ama, biz onlarla aynı dili kullanmıyoruz. Bundan sonra da soğuk savaş döneminden kalma bu köhne siyaset üslübuna iltifat etmeyeceğiz. Biz, olabildiğince açık bir siyaset izliyoruz ve bütün gerçeği halkımızla paylaşıyoruz. Biz sorunun Birleşmiş Milletler temelinde çözülmesinde ısrarcı olmamıza rağmen, Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın Irak sorununda adım adım devre dışı kalması sebebiyle, Türkiyemiz'in güvenliği için atmamız gereken adımları bir an evvel atma ihtiyacı ile karşı karşıya kaldık. Bildiğiniz gibi tüm bu süreç tam demokratik yollarla gerçekleşmiştir. Bilesiniz ki, bu zeminde ve bu şartlarda Türk hava sahasını Amerikan uçaklarına açmamız; devletimizin müttefikleriyle ilişkilerimizi korumamıza, muhtemel gelişmelere karşı güvenliğimiz için tedbir almamıza, savaşın bir an önce bitmesine, savaş sonrası barışın tesisine, Irak'ın bütünlüğünün korunmasına, bütün bölgeyi ve tabii ki ülkemizi etkileyecek provokasyonları önlemeye yöneliktir.

Türk Devleti'nin ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin öncelikli görevi; devletimizin bekasını, milletimizin selametini, dirlik ve düzenliğini sağlamaktır. İnanıyoruz ki, devletimiz ve milletimiz, bir bütün halinde, bu badireleri atlatmaya muktedirdir. Bu millet daha kötü, daha acımasız ve daha büyük badireleri atlatmasını bilmiş ve bağımsız bir millet olarak hep var olagelmiştir. Bu varlığını kuşkusuz bundan sonra da güçlendirerek devam ettirecektir. Bunun tek şartı, milletimizin birlik ve beraberliğidir.

Ben aziz milletimin derin feraseti ile bu birlik ve beraberliği ortaya koyduğundan eminim. Kendi güveni, kendi imkanları ve kendi iradesiyle dimdik ayakta duracağına yürekten inanıyorum. Devletimizin ve milletimizin yarının dünyasında da merkezi ve vazgeçilmez yerini koruyacağına eminim.

Sevgili Vatandaşlarım;

Bu sürecin ta başından beri söylediğim bir şey var; “Türkiye bu savaşa Finlandiya'nın veya Avustralya'nın gösterdiği siyasi duyarlılık tarzıyla yaklaşamaz”. Avustralya ya da Finlandiya isimlerini rastgele zikrediyorum. Amacım, Irak'ın komşusu olan bizlerle bölgemizden çok uzakta yaşayanların siyasi önceliklerinin ve hassasiyetlerinin aynı olmayacağını anlatmaktır. Dolayısıyla bazı ülkeler için masa başında izlenecek ve kağıt üzerinde değerlendirilecek bir sorun olan bu savaş, bizim için mahallemizde çıkmış bir yangındır. 1991 Körfez Savaşı'nda 500 bin Iraklı'nın Türkiye'ye sığındığını dünya unutmuş olabilir ama, biz unutmadık. Evet, geçmiş yönetimler ülkemizin itibarını, gücünü, imkanlarını layığınca değerlendirseydi, ekonomimiz bu kadar kırılgan olmasaydı savaşın etkisi daha sınırlı olabilirdi. Bugün o gün değildir. Bugün, kalplerimizi birleştirme, gündelik siyasetin, gündelik çıkarların üstünde, bazı yanıltıcı gazete ve televizyon haberlerinin ötesinde olmamız gereken bir gündür. Bu şartlarda daha dikkatli olmaya, karar verirken ve konuşurken kılı kırk yarmaya mecburuz. Biz de böyle davranıyoruz. İstiyoruz ki, savaş nedeniyle ne bir Mehmetçiğimiz'in ayağına diken batsın, ne de içeride bir vatandaşımız mağduriyete uğrasın. Bunun için yine milletçe, bir ve beraber olmalıyız. Bu nedenle, benim siz aziz milletimden istirhamım odur ki: Ne herhangi bir ümitsizliğe kapılın ne de üretmek ve başarmak azminden bir milim geri kalın. Bilirsiniz, bazen en zor şartlarda yeni kapılar açılır. Bütün milletimin bu günleri de böyle değerlendirmesini istiyorum. Umarım bu zor günler, uzun süredir üzeri küllenmiş kardeşlik duygularımızı daha da pekiştirir. Bir millet; hem de dünyaya medeniyet öğretmiş bir millet olma şuurumuzu yeniden ayağa kaldırır. Umarım bu zor günler, her türlü sıkıntıdan kurtuluşumuzun başlangıcı olur.

Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim; biz Hükümet olarak bu sürecin esenlik içinde aşılabilmesi için her türlü tedbirimizi aldık ve şartların gerektirdiği tedbirleri alma konusunda siyasi irademizi ortaya koyduk. Şimdi sizlere bu söylediklerimin somut kanıtları olmak üzere, özellikle ekonomi alanındaki politikalırımızı, uygulamalarımızı geliştirdiğimiz çözüm ve önlemleri kısaca ve net bir biçimde özetlemek istiyorum:

Hükümetimiz dikkat ve titizlikle mevcut ekonomik programı yürütecek siyasi kararlılığa sahiptir. Mevcut programla ortaya konulan ekonomik hedefleri yakalamak için bütün dikkat ve çabasını ortaya koyacaktır. Hükümetimiz bu ekonomik programı uygulama konusunda tam bir kararlılık içindedir. Zor şartlar ya da başka şeyler bahane edilerek ekonomik programın delinmesine müsaade edilmeyecektir. Maliye politikamız başta olmak üzere ekonomi politikalarımızı güçlendirmemizin şart olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla 58'inci Hükümetimiz tarafından açıklanan politikaları kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz. Bu politikalar, bizlerin Türkiye'nin refahı ve geleceği için yapmayı düşündüğümüz ve yapılmasının gerekli olduğuna inandığımız için uygulanmaktadır.

Bu kapsamda Gayrı Safi Milli Hasılanın yüzde 6,5'u tutarında faiz dışı fazla sağlayacak 2003 Mali Yılı Bütçesi şu anda Meclis'te görüşülmektedir. Söz konusu faiz dışı fazla hedefine ulaşabilmek için öngörülen 15.8 katrilyon lira tutarındaki tedbirlerden 11.6 katrilyonluk kısmıyla ilgili düzenlemeler yapılmıştır.

Sosyal Güvenlik Sistemi ve sağlık harcamalarında adeta yolsuzluk boyutuna ulaşmış, bu israfı önleyecek tedbirler alınmıştır. Geçtiğimiz iki ayda gelirlerin tahsili ve giderlerin tasarrufunda faiz dışı fazla hedefi aşılmıştır. Geçen iki ayda vergi gelirleri, beklenenden 580 trilyon lira fazla gerçekleşmiştir.

Özelleştirme ile ilgili daha önce açıklanan program uygulanmaya başlanmıştır. Kamudaki atıl istihdamın giderilmesine dair düzenlemeler ivedilikle yapılarak bu sorun yıl sonuna kadar çözülecektir.

Olağanüstü şartların gerektirdiği harcamaları karşılamak amacıyla gerekli tedbirler ekonomik programa uygun olarak alınmıştır. Bu kapsamda, dördüncü gözden geçirmenin Nisan ayının ilk yarısında tamamlanmasını bekliyorum. Programımızın bölgemizdeki savaş durumunun ekonomi üzerindeki etkilerini kontrol altında tutacak güçte olduğunu bilmenizi isterim. İhtiyaç duyulması halinde yeni tedbirlerle de programı desteklemekte tereddüt etmeyeceğimizi de vurgulamak istiyorum. Maliye politikasında göstereceğimiz bu kararlılık, mali piyasalarda istikrarı sağlamak için başta Merkez Bankası olmak üzere bağımsız kurumlarımızın aldığı ve alacağı tedbirleri destekleyecektir. Tüm Bakan arkadaşlarıma ve kamu görevlilerine yürürlükteki ekonomik programa titizlikle uymaları, gerekli önlemleri zaman geçirmeden almaları konusunda gerekli talimatları verdim. Programın dışına çıkan beyan ve davranışlara hiç kimsenin itibar etmemesini önemle vurguluyorum. Umarım ki, piyasa oyuncuları ve ekonomik hayatın aktörleri de Hükümet'in bu tavrına uygun davranırlar.

Sevgili Vatandaşlarım;

Bu noktada daha önce dikkat çektiğim bir yanlış bilgilendirme örneğine deyinmem gerekiyor. Bu süreçte hiçbir zaman ve hiçbir şekilde Amerikan basınında bir dönem iddia edildiği ve ülkemize de yansıdığı gibi bir “ücret pazarlığı” içine girmedik.

Dün bizi Amerika Birleşik Devletleri ile “Ücret pazarlığı içine giriyorlar” diyerek eleştirenlerin bugün çıkıp “İyi pazarlık edemediniz, 6 milyar dolar uçtu gitti” diye hedefe koymaya çalışmalarındaki tutarsızlığı milletimin vicdanına havale ediyorum. Hükümetimiz'in tercihinin savaşla barış arasında değil, her halükarda yanıbaşımızda yaşanan bir savaşın Türkiye'ye etkilerinin nasıl sınırlanabileceği, yani bu işten en az zararla nasıl çıkabileceğimiz yönünde olduğu iyi bilinmelidir. Bizim çabamız, Türkiye'nin yüksek menfaatlerinin, ülkemizin bölgedeki konumunun ve Amerika Birleşik Devletleri ile yakın ilişkilerimizin dokusunun özenle korunmasına yöneliktir.

Bütün bu gelişmeleri izleyen Hükümetimiz, Türk hava sahasının yabancı silahlı kuvvetlere mensup hava unsurlarına açılması ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin geçici bir süre yurtdışına gönderilebilmesi için 19 Mart Çarşamba günü yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne başvurdu. Irak'ta savaşın başladığı ilk gün olan 20 Mart Perşembe günü de Türkiye Büyük Millet Meclisi bu yetki talebimizi onayladı. Türk hava sahasının yabancı hava unsurlarına açılması Türkiye'nin menfaatine olup Amerika ile müttefik olmamızın gereğidir.

Irak sınırının ötesinde belirli bir şerit boyunca yapacağımız askeri düzenleme ise; Türkiye'ye yönelebilecek göç hareketini kontrol edebilmeyi, göçmenlere insani yardımı etkinlikle ulaştırabilmeyi, güvenliğimize dönük bazı provokasyonları önlemeyi ve sınırlarımızın güvenliğini korumayı amaçlamaktadır. Bölgedeki Türk askerinin mevcudiyeti, gerek Türkiye, gerek bölge için bir güven ve istikrar unsuru olacaktır. Her zeminde ve zamanda barışın teminatı olan kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri, bir kere daha yardıma muhtaç olanlara elini uzatacaktır.

Irak'ın toprak bütünlüğünün ve ulusal birliğinin muhafazası bizim için önemlidir. Irak'ın Arap, Kürt, Türkmen ve diğer bütün nüfus kesimleri aslında bizim kardeşlerimiz, dostlarımız ve akrabalarımızdır.

Irak'ın zengin doğal kaynaklarının bir bütün olarak Irak ulusuna ait olması gerektiğini düşündüğümüzü bir kere daha belirtiyorum. Bunlar bizim Irak'a dönük temel siyasi yaklaşımlarımızdır. Bütün bu konularda Amerika Birleşik Devletleri ile mutabakata varılmıştır. Biz, Türkiye olarak bütün Irak ulusunun özgürlük içinde müreffeh bir geleceğe uzanmalarını diliyoruz.

Sevgili Vatandaşlarım;

Irak'ın bir an evvel barış ve istikrara kavuşmasını istiyoruz. Türkiye, sadece bu süreçte değil, savaştan sonra da, gerek Irak'ın, gerekse bölgemizin çağdaş ve demokratik bir düzen içinde kalkınması, huzur ve istikrara kavuşması için her türlü katkıyı yapacaktır. Öyle inanıyorum ki, Türk Demokrasisi'nin vardığı aşama ve bundan sonra daha da hızlanacak olan gelişme süreci, bütün bölge ülkeleri için bir örnek teşkil edecektir.

Ortak tarihi ve kültürel özellikleri paylaştığımız yakın ve uzak komşularımızla, bundan sonra da demokratik ve çağdaş kazanımlarımızı, tecrübelerimizi, umutlarımızı ve projelerimizi paylaşarak bölgemizin barış ve refahına katkıda bulunacağımıza yürekten inanıyorum.

Sizlerden herhangi bir kaygı içinde olmamanızı diliyorum. Ülkemizin dirlik ve düzeni için her türlü tedbiri almaktayız. Türkiye'nin böylesine zorlu bir döneme, Hükümetimiz gibi güçlü bir Hükümetle girmesi büyük bir şanstır.

Sizlerin, Hükümetimiz'e, bugün Çorum seçimlerinde bir kere daha ortaya çıkan desteğiniz sürdüğü müddetçe, aşılamayacak zorluk yoktur.

Emanetiniz emin ellerdedir.

Aziz vatanımız, her zerresiyle, bir ve bütün halinde, azim ve kararlılıkla geleceğe yürümektedir.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyor, huzur ve güven dolu günler diliyorum.
 


(23 MART 2003)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2003 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.