| Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 23 Mart akşamı televizyonlardan
yaptığı "Ulusa Sesleniş" konuşmasının metni şöyle:
Sevgili Vatandaşlarım;
Sizleri saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.
59'uncu Türkiye Cumhuriyeti Hükümetimiz bugün Türkiye Büyük Millet Meclisimiz'den
güvenoyu aldı. Hükümetimiz, yediden yetmişe bütün milletimize hayırlı olsun.
İstikrar, güven ve adalet arzusuyla bize büyük güç ve destek veren milletimize
bir kere daha şükranlarımızı sunuyorum. Bizler, sizlerin bu büyük güvenine
layık olarak ülkemizin itibarını yükseltmek için gereken çabayı göstereceğiz.
Hepinizin bildiği gibi yeni ve çok özel şartların hüküm sürdüğü bir
dönemeçten geçiyoruz. Yanıbaşımızda sürmekte olan savaş, biz savaşın içinde
olmasak da, şüphesiz ülkemizi de derinden etkiliyor. Bölgesel ve küresel
etkileri olan savaşların ortaya çıktığı durumlarda, olayların gerçek mahiyetlerinin
anlaşılmasında da büyük güçlükler meydana gelmektedir. O bakımdan, şunu
hiç hatırdan çıkarmamamız gerekiyor: Bütün dünya kamuoyu gibi, Türk kamuoyu
da, farklı kaynaklardan yönlendirilen çok yönlü bir enformasyon bombardımanıyla
karşı karşıyadır. Ve bu bombardıman sürecinde asıl dikkat etmemiz gereken,
ülkemizin çıkarlarına ve Hükümetimiz'in politikalarına yönelik dezenformasyon
kampanyalarıdır.
Dezenformasyon, kasıtlı, aldatıcı, çarpıtıcı ve yanlış yönlendirici
bilgi demektir. Bundan önceki konuşmalarımda, özellikle dış basında yer
alan bazı asılsız ve Türk kamuoyunu rencide edici nitelikteki yayınların,
Türkiye'nin ve Türk Milleti'nin tarihi hassasiyetleri üzerindeki etkisine
işaret ederek, dostlarımızı ve müttefiklerimizi bu türden yanıltıcı haber
kampanyaları konusunda uyarmıştım. Ne var ki, bu konuda, asıl sorumluluk
Türk basınına ve Türk kamuoyuna düşmektedir.
Basınımız, böylesine hassas bir dönemde, milli menfaatlerimizi zedeleyecek
yayınlardan uzak durmak konusunda son derece duyarlı olmalıdır. Haber ve
yorumlarda milli menfaatlerimize dönük duyarsızlıkların ortaya çıkması,
çok ciddi sorumsuzluk örnekleri olacaktır. Bu haber ve yorum sahipleri,
doğabilecek olumsuz sonuçlarda pay sahibi olacaklardır.
Türkiye'nin çok zor bir dönemeçten geçtiği doğrudur. Yanıbaşımızdaki
savaşın bütün dünyayı ve bölgemizi olduğu gibi ülkemizi de olumsuz etkilediği
doğrudur. Savaştan sonra dünyanın da, bölgenin de eskisi gibi olmayacağı
doğrudur. Ama bütün bunlar kadar doğru olan bir şey de şudur: Türkiye Cumhuriyeti
Devleti, güvenliğini ve çıkarlarını en etkili biçimde koruyabilecek güce
ve kuvvete sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, başta Büyük Millet Meclisimiz
olmak üzere, milletiyle, devletiyle, bu şuur ve bu özgüven içinde, bu zor
günlerin de üstesinden gelecek; hem içeride, hem de dışarıda, barışın,
özgürlüğün, refahın, adaletin ve kalkınmanın önünü açmayı mutlaka başaracaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin Başbakanı olarak açıkça ilan ediyorum:
Türkiye, ne toplumsal, ne siyasi, ne askeri, ne ekonomik, ne de kültürel
bakımdan yanlış yönlendirme kampanyalarıyla zaafa uğratılabilecek sıradan
bir ülke değildir. Türkiye yetişmiş insan gücü, olağanüstü dinamizmi; halkımızın
çalışma, üretme ve daha gelişmiş, daha müreffeh, daha özgür bir toplum
olma heyecanıyla uyanan bir devdir. Şu anda, ülkemizin başında, çocuklarına,
gençlerine, çalışanlarına, emeklilerine, işçilerine, köylülerine, sanayicilerine,
tüccarlarına daha iyi bir gelecek, daha müreffeh bir Türkiye sunmak için;
milletin önünü açmak için canla başla çalışan; ne yaptığını ve ne yapacağını
çok iyi bilen kararlı ve muktedir bir Cumhuriyet Hükümeti var.
Hükümetimiz'in bütün komşularımızla ve müttefiklerimizle dostluğa, barışa,
işbirliğine, karşılıklı saygı ve güvene dayalı ilişkilerimizi daha da geliştirmekten
başka hiçbir amacı yoktur ve olmayacaktır.
Sevgili Vatandaşlarım;
Ne yazık ki, barış çabaları sonuç vermedi ve dünya savaşla yüz yüze
geldi. Yaşadığımız coğrafya tarihin büyük savaşlarına ve büyük trajedilerine
sahne olmuştur. Ama bizler, şartlar ne olursa olsun; yaşadığımız tarihin
derinliği, kurduğumuz ve yaşattığımız medeniyetin evrenselliği ve bütün
hayatın kutsallığına olan inancımız nedeniyle, barışı dillendirmekten vazgeçemeyiz.
Bizler; her şartta adalete ve hukuka bağlı olmak zorundayız. Unutmayalım
ki, savaşın da bir hukuku vardır.
Savaş sürecinin iktidarımızdan çok önce başladığını biliyorsunuz. Göreve
geldiğimiz gün savaş dosyaları masaların üstünde kabarmıştı. AK Parti iktidarı
'savaş olmasın' diye yapılacak her şeyi yaptı, çalınacak her kapıyı çaldı
ve el uzatması gereken herkese elini uzattı. Savaşın tarafları olan Amerika
Birleşik Devletleri ve Irak yöneticileriyle defalarca konuştuk. Avrupa
Birliği ülkeleriyle, Rusya ile, Çin ile, İslam ülkeleriyle ve komşu ülkelerle
açıkça konuştuk. Her gelişmeden sonra 'barış için atılacak adımlar hala
bitmedi; söylenecek sözler hala tükenmedi' diyerek barış adına ısrar ve
çabamızı sürdürdük. Tabii ki, olup biteni görmezlikten gelemezdik ve muhtemel
gelişmelere göre tedbirler aldık. Barış için tüm çabalar bittiğinde; savaşın
bir an önce bitmesi, savaş sonrası barışın bir an önce kurulması, ülkemizin
esenliği, güvenliği ve geleceği için tedbirler almaktan geri kalamazdık.
Bildiğiniz gibi Türkiye'nin güvenliği ve geleceği açısından müttefiklerimizle
ilişkilerimizin sağlıklı bir zeminde yürümesi fevkalade önemlidir. Bu çerçevede,
Amerika Birleşik Devletleri ile mutabakat çerçevesinde ‘havaalanları ve
limanların yenilenmesi ve onarılması' ile ilgili bir tezkere hazırlandı.
Bu tezkerenin gereklerini yerine getirebilmek için Meclis'ten yetki alındı.
Bu gelişmeler olurken; bütün dünya ile beraber bizim de korktuğumuz, ‘sözün
bittiği yere geldik' ve ne yazık ki savaş başladı.
Bu arada tüm dünyada önemli gelişmeler oldu. Temel misyonu ‘barış' olan
Birleşmiş Milletler Teşkilatı derin bir yara aldı. Avrupa Birliği ülkeleri
içinde ciddi bölünmeler yaşandı. Arap Birliği kendi içinde ciddi fikir
ayrılıkları yaşadı. Ve şimdi savaş bütün şiddetiyle devam ediyor. Evet,
ne yazık ki, insanlığın ortak vicdanı bu savaşı önlemeyi başaramadı. Diliyoruz
ki; bu savaş bir an önce bitirilsin ve barış hakim olsun.
Sevgili Vatandaşlarım;
Sorumluluk makamında olmayan kişiler dilediğini söyleyebilir ama, biz
onlarla aynı dili kullanmıyoruz. Bundan sonra da soğuk savaş döneminden
kalma bu köhne siyaset üslübuna iltifat etmeyeceğiz. Biz, olabildiğince
açık bir siyaset izliyoruz ve bütün gerçeği halkımızla paylaşıyoruz. Biz
sorunun Birleşmiş Milletler temelinde çözülmesinde ısrarcı olmamıza rağmen,
Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın Irak sorununda adım adım devre dışı kalması
sebebiyle, Türkiyemiz'in güvenliği için atmamız gereken adımları bir an
evvel atma ihtiyacı ile karşı karşıya kaldık. Bildiğiniz gibi tüm bu süreç
tam demokratik yollarla gerçekleşmiştir. Bilesiniz ki, bu zeminde ve bu
şartlarda Türk hava sahasını Amerikan uçaklarına açmamız; devletimizin
müttefikleriyle ilişkilerimizi korumamıza, muhtemel gelişmelere karşı güvenliğimiz
için tedbir almamıza, savaşın bir an önce bitmesine, savaş sonrası barışın
tesisine, Irak'ın bütünlüğünün korunmasına, bütün bölgeyi ve tabii ki ülkemizi
etkileyecek provokasyonları önlemeye yöneliktir.
Türk Devleti'nin ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin öncelikli görevi;
devletimizin bekasını, milletimizin selametini, dirlik ve düzenliğini sağlamaktır.
İnanıyoruz ki, devletimiz ve milletimiz, bir bütün halinde, bu badireleri
atlatmaya muktedirdir. Bu millet daha kötü, daha acımasız ve daha büyük
badireleri atlatmasını bilmiş ve bağımsız bir millet olarak hep var olagelmiştir.
Bu varlığını kuşkusuz bundan sonra da güçlendirerek devam ettirecektir.
Bunun tek şartı, milletimizin birlik ve beraberliğidir.
Ben aziz milletimin derin feraseti ile bu birlik ve beraberliği ortaya
koyduğundan eminim. Kendi güveni, kendi imkanları ve kendi iradesiyle dimdik
ayakta duracağına yürekten inanıyorum. Devletimizin ve milletimizin yarının
dünyasında da merkezi ve vazgeçilmez yerini koruyacağına eminim.
Sevgili Vatandaşlarım;
Bu sürecin ta başından beri söylediğim bir şey var; “Türkiye bu savaşa
Finlandiya'nın veya Avustralya'nın gösterdiği siyasi duyarlılık tarzıyla
yaklaşamaz”. Avustralya ya da Finlandiya isimlerini rastgele zikrediyorum.
Amacım, Irak'ın komşusu olan bizlerle bölgemizden çok uzakta yaşayanların
siyasi önceliklerinin ve hassasiyetlerinin aynı olmayacağını anlatmaktır.
Dolayısıyla bazı ülkeler için masa başında izlenecek ve kağıt üzerinde
değerlendirilecek bir sorun olan bu savaş, bizim için mahallemizde çıkmış
bir yangındır. 1991 Körfez Savaşı'nda 500 bin Iraklı'nın Türkiye'ye sığındığını
dünya unutmuş olabilir ama, biz unutmadık. Evet, geçmiş yönetimler ülkemizin
itibarını, gücünü, imkanlarını layığınca değerlendirseydi, ekonomimiz bu
kadar kırılgan olmasaydı savaşın etkisi daha sınırlı olabilirdi. Bugün
o gün değildir. Bugün, kalplerimizi birleştirme, gündelik siyasetin, gündelik
çıkarların üstünde, bazı yanıltıcı gazete ve televizyon haberlerinin ötesinde
olmamız gereken bir gündür. Bu şartlarda daha dikkatli olmaya, karar verirken
ve konuşurken kılı kırk yarmaya mecburuz. Biz de böyle davranıyoruz. İstiyoruz
ki, savaş nedeniyle ne bir Mehmetçiğimiz'in ayağına diken batsın, ne de
içeride bir vatandaşımız mağduriyete uğrasın. Bunun için yine milletçe,
bir ve beraber olmalıyız. Bu nedenle, benim siz aziz milletimden istirhamım
odur ki: Ne herhangi bir ümitsizliğe kapılın ne de üretmek ve başarmak
azminden bir milim geri kalın. Bilirsiniz, bazen en zor şartlarda yeni
kapılar açılır. Bütün milletimin bu günleri de böyle değerlendirmesini
istiyorum. Umarım bu zor günler, uzun süredir üzeri küllenmiş kardeşlik
duygularımızı daha da pekiştirir. Bir millet; hem de dünyaya medeniyet
öğretmiş bir millet olma şuurumuzu yeniden ayağa kaldırır. Umarım bu zor
günler, her türlü sıkıntıdan kurtuluşumuzun başlangıcı olur.
Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim; biz Hükümet olarak bu sürecin esenlik
içinde aşılabilmesi için her türlü tedbirimizi aldık ve şartların gerektirdiği
tedbirleri alma konusunda siyasi irademizi ortaya koyduk. Şimdi sizlere
bu söylediklerimin somut kanıtları olmak üzere, özellikle ekonomi alanındaki
politikalırımızı, uygulamalarımızı geliştirdiğimiz çözüm ve önlemleri kısaca
ve net bir biçimde özetlemek istiyorum:
Hükümetimiz dikkat ve titizlikle mevcut ekonomik programı yürütecek
siyasi kararlılığa sahiptir. Mevcut programla ortaya konulan ekonomik hedefleri
yakalamak için bütün dikkat ve çabasını ortaya koyacaktır. Hükümetimiz
bu ekonomik programı uygulama konusunda tam bir kararlılık içindedir. Zor
şartlar ya da başka şeyler bahane edilerek ekonomik programın delinmesine
müsaade edilmeyecektir. Maliye politikamız başta olmak üzere ekonomi politikalarımızı
güçlendirmemizin şart olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla 58'inci Hükümetimiz
tarafından açıklanan politikaları kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz.
Bu politikalar, bizlerin Türkiye'nin refahı ve geleceği için yapmayı düşündüğümüz
ve yapılmasının gerekli olduğuna inandığımız için uygulanmaktadır.
Bu kapsamda Gayrı Safi Milli Hasılanın yüzde 6,5'u tutarında faiz dışı
fazla sağlayacak 2003 Mali Yılı Bütçesi şu anda Meclis'te görüşülmektedir.
Söz konusu faiz dışı fazla hedefine ulaşabilmek için öngörülen 15.8 katrilyon
lira tutarındaki tedbirlerden 11.6 katrilyonluk kısmıyla ilgili düzenlemeler
yapılmıştır.
Sosyal Güvenlik Sistemi ve sağlık harcamalarında adeta yolsuzluk boyutuna
ulaşmış, bu israfı önleyecek tedbirler alınmıştır. Geçtiğimiz iki ayda
gelirlerin tahsili ve giderlerin tasarrufunda faiz dışı fazla hedefi aşılmıştır.
Geçen iki ayda vergi gelirleri, beklenenden 580 trilyon lira fazla gerçekleşmiştir.
Özelleştirme ile ilgili daha önce açıklanan program uygulanmaya başlanmıştır.
Kamudaki atıl istihdamın giderilmesine dair düzenlemeler ivedilikle yapılarak
bu sorun yıl sonuna kadar çözülecektir.
Olağanüstü şartların gerektirdiği harcamaları karşılamak amacıyla gerekli
tedbirler ekonomik programa uygun olarak alınmıştır. Bu kapsamda, dördüncü
gözden geçirmenin Nisan ayının ilk yarısında tamamlanmasını bekliyorum.
Programımızın bölgemizdeki savaş durumunun ekonomi üzerindeki etkilerini
kontrol altında tutacak güçte olduğunu bilmenizi isterim. İhtiyaç duyulması
halinde yeni tedbirlerle de programı desteklemekte tereddüt etmeyeceğimizi
de vurgulamak istiyorum. Maliye politikasında göstereceğimiz bu kararlılık,
mali piyasalarda istikrarı sağlamak için başta Merkez Bankası olmak üzere
bağımsız kurumlarımızın aldığı ve alacağı tedbirleri destekleyecektir.
Tüm Bakan arkadaşlarıma ve kamu görevlilerine yürürlükteki ekonomik programa
titizlikle uymaları, gerekli önlemleri zaman geçirmeden almaları konusunda
gerekli talimatları verdim. Programın dışına çıkan beyan ve davranışlara
hiç kimsenin itibar etmemesini önemle vurguluyorum. Umarım ki, piyasa oyuncuları
ve ekonomik hayatın aktörleri de Hükümet'in bu tavrına uygun davranırlar.
Sevgili Vatandaşlarım;
Bu noktada daha önce dikkat çektiğim bir yanlış bilgilendirme örneğine
deyinmem gerekiyor. Bu süreçte hiçbir zaman ve hiçbir şekilde Amerikan
basınında bir dönem iddia edildiği ve ülkemize de yansıdığı gibi bir “ücret
pazarlığı” içine girmedik.
Dün bizi Amerika Birleşik Devletleri ile “Ücret pazarlığı içine giriyorlar”
diyerek eleştirenlerin bugün çıkıp “İyi pazarlık edemediniz, 6 milyar dolar
uçtu gitti” diye hedefe koymaya çalışmalarındaki tutarsızlığı milletimin
vicdanına havale ediyorum. Hükümetimiz'in tercihinin savaşla barış arasında
değil, her halükarda yanıbaşımızda yaşanan bir savaşın Türkiye'ye etkilerinin
nasıl sınırlanabileceği, yani bu işten en az zararla nasıl çıkabileceğimiz
yönünde olduğu iyi bilinmelidir. Bizim çabamız, Türkiye'nin yüksek menfaatlerinin,
ülkemizin bölgedeki konumunun ve Amerika Birleşik Devletleri ile yakın
ilişkilerimizin dokusunun özenle korunmasına yöneliktir.
Bütün bu gelişmeleri izleyen Hükümetimiz, Türk hava sahasının yabancı
silahlı kuvvetlere mensup hava unsurlarına açılması ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin
geçici bir süre yurtdışına gönderilebilmesi için 19 Mart Çarşamba günü
yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne başvurdu. Irak'ta savaşın başladığı
ilk gün olan 20 Mart Perşembe günü de Türkiye Büyük Millet Meclisi bu yetki
talebimizi onayladı. Türk hava sahasının yabancı hava unsurlarına açılması
Türkiye'nin menfaatine olup Amerika ile müttefik olmamızın gereğidir.
Irak sınırının ötesinde belirli bir şerit boyunca yapacağımız askeri
düzenleme ise; Türkiye'ye yönelebilecek göç hareketini kontrol edebilmeyi,
göçmenlere insani yardımı etkinlikle ulaştırabilmeyi, güvenliğimize dönük
bazı provokasyonları önlemeyi ve sınırlarımızın güvenliğini korumayı amaçlamaktadır.
Bölgedeki Türk askerinin mevcudiyeti, gerek Türkiye, gerek bölge için bir
güven ve istikrar unsuru olacaktır. Her zeminde ve zamanda barışın teminatı
olan kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri, bir kere daha yardıma muhtaç olanlara
elini uzatacaktır.
Irak'ın toprak bütünlüğünün ve ulusal birliğinin muhafazası bizim için
önemlidir. Irak'ın Arap, Kürt, Türkmen ve diğer bütün nüfus kesimleri aslında
bizim kardeşlerimiz, dostlarımız ve akrabalarımızdır.
Irak'ın zengin doğal kaynaklarının bir bütün olarak Irak ulusuna ait
olması gerektiğini düşündüğümüzü bir kere daha belirtiyorum. Bunlar bizim
Irak'a dönük temel siyasi yaklaşımlarımızdır. Bütün bu konularda Amerika
Birleşik Devletleri ile mutabakata varılmıştır. Biz, Türkiye olarak bütün
Irak ulusunun özgürlük içinde müreffeh bir geleceğe uzanmalarını diliyoruz.
Sevgili Vatandaşlarım;
Irak'ın bir an evvel barış ve istikrara kavuşmasını istiyoruz. Türkiye,
sadece bu süreçte değil, savaştan sonra da, gerek Irak'ın, gerekse bölgemizin
çağdaş ve demokratik bir düzen içinde kalkınması, huzur ve istikrara kavuşması
için her türlü katkıyı yapacaktır. Öyle inanıyorum ki, Türk Demokrasisi'nin
vardığı aşama ve bundan sonra daha da hızlanacak olan gelişme süreci, bütün
bölge ülkeleri için bir örnek teşkil edecektir.
Ortak tarihi ve kültürel özellikleri paylaştığımız yakın ve uzak komşularımızla,
bundan sonra da demokratik ve çağdaş kazanımlarımızı, tecrübelerimizi,
umutlarımızı ve projelerimizi paylaşarak bölgemizin barış ve refahına katkıda
bulunacağımıza yürekten inanıyorum.
Sizlerden herhangi bir kaygı içinde olmamanızı diliyorum. Ülkemizin
dirlik ve düzeni için her türlü tedbiri almaktayız. Türkiye'nin böylesine
zorlu bir döneme, Hükümetimiz gibi güçlü bir Hükümetle girmesi büyük bir
şanstır.
Sizlerin, Hükümetimiz'e, bugün Çorum seçimlerinde bir kere daha ortaya
çıkan desteğiniz sürdüğü müddetçe, aşılamayacak zorluk yoktur.
Emanetiniz emin ellerdedir.
Aziz vatanımız, her zerresiyle, bir ve bütün halinde, azim ve kararlılıkla
geleceğe yürümektedir.
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyor, huzur ve güven dolu günler diliyorum.
|