AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
(28 Ocak 2003)
Değerli Milletvekilleri,
Değerli Misafirler,
Basınımızın Değerli temsilcileri,
Hepinizi en içten duygularla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce Tunceli ilimizin Pülümür İlçesinde dün 6.5
şiddetindeki depremde ölen kardeşimize Allah'tan rahmet diliyorum. Ve yaralı
vatandaşlarımıza da şifalar temenni ediyorum.
Bu arada, Bayındırlık ve İskan Bakanımızın hemen olay yerine giderek
orada yaptığı çalışma neticesinde hükümetimiz gerekli tedbirleri almış,
Kızılay'la birlikte oraya konteyner sevki başlamıştır. Bu sıcak, ani gelişmeden
dolayı da huzurlarınızda başta Bayındırlık Bakanımız olmak üzere tüm personelimizi
de tebrik ediyorum.
Bunun yanında dün akşam Şırnak ilinde terör örgütünün şehit ettiği askerimize
de Allah'tan rahmet diliyorum. Geride kalan kederli ailelerine sabır temenni
ediyorum. Başınız sağolsun.
Değerli Milletvekilleri,
Değerli Misafirler,
Neredeyse haftalık grup toplantılarımızın herbiri uluslararası bir zirve
dönüşüne veya başlangıcına denk düşüyor.
Türkiye, Ak Parti ile birlikte süratle üzerindeki ataleti atıyor ve
hızla her alanda dinamizm kazanıyor. Dünyanın her ülkesi ve her bölgesiyle
barış, istikrar, işbirliği ve diyalog için görüşmeler yapıyoruz. Bu görüşmelere
imkanlar ölçüsünde bütün toplumsal kesimleri dahil etmeye, aynı zamanda
gittiğimiz her ülkede farklı kesimlerle birebir temas kurmaya özen gösteriyoruz.
4 günlük Davos Zirvesinde de daha önceki temaslarımızda olduğu gibi
Türkiye'nin tezlerini ulaşabildiğimiz herkese anlattık.
Daha önceki ziyaretlerimizde olduğu gibi Davos zirvesinde de en üst
düzeyde birebir kurduğumuz temasların herbiri Türkiye'nin dünyadaki önemini
ortaya koydu. Bir kez daha gördük ki, Türkiye, tarihi, kültürel, ekonomik
nedenlerle bu coğrafyanın merkez ülkesidir. Bunu özellikle vurguluyorum.
Geçmişte layıkınca temsil edilmediği ve yeterince çaba harcanmadığı
için Türkiye yıllarını kaybetti. Geçen zamanda nelerin kaybedildiğini yurt
dışına çıktığınızda çok açıkça görüyorsunuz.
Türkiye dünyaya zaaflarıyla, hukuki çelişkileriyle değil de, imkanları
ve potansiyeliyle tanıtılabilseydi, bugün her şey daha farklı olurdu hiç
şüphesiz. Ne yazık ki, Türkiye dış politika dinamiklerini hakkıyla kullanamadığı
için bugüne kadar temsil ettiği güç ve potansiyeli dünyaya yansıtamamıştır.
Dünya devletleriyle, devletlerin temsilcileriyle konuşurken hem ülkenizin
gücünü, büyüklüğünü ve önemini hissediyorsunuz hem de kaybedilen zamana
hayıflanıyorsunuz.
Şimdi Türkiye merkezi önemine layık bir politikayla hem iç dinamiklerini
güçlendirmeye, hem de dışarıda etkinliğini artırmaya çalışıyor. Bunu her
ziyaretimizde, bize gelen her diplomatla görüşmelerimizde yoğun olarak
hissediyoruz. Ve ülkemiz adına bundan sadece onur duyuyoruz.
Her zorluğun ardından gelen kolaylık inşallah önümüzü açacak ve dünya
ile konuşurken daha çok belirleyici olacağız.
Değerli Arkadaşlar,
İçinde bulunduğumuz şartlar bünyesinde hem zorlukları taşıyor, hem de
yeni imkanlar barındırıyor. İnşallah en kısa zamanda karar mekanizmalarını
doğru ve seri olarak çalıştırarak Türkiye'yi layık olduğu güce kavuşturacağız.
İşte o zaman hepimiz Türkiye gibi büyük bir ülkeyi layık olduğu güce kavuşturma
şerefine nail olacağız.
Dileğim odur ki, bunun için herkes gücü ve imkanları nispetinde katkıda
bulunsun. Bizim dönemimizde hem birey, hem toplum hem de devlet güç ve
itibar kazansın.Bizim dönemimizde toplumsal doku yara almasın.Bizim yönetimimizde
devlet ile toplum arasındaki makas açılmasın, aksine kapansın.
İşin başında olduğumuzu hep söylüyorum ve ihtiyaç duyduğum için tekrar
vurguluyorum.Yol arkadaşlarımızdan hiçbiri iktidar olmanın rehavetine kapılmasın.
Türkiye'yi sahile kavuşturmak zorundayız ve bunun için çok çalışmak, doğru
kararlar vermek zorundayız. Bütün gayretimiz Türkiye'nin itibarını yükseltmek
için olsun.
Görevi gereği herkesin öncelikleri ve sorumlulukları vardır ve bu sorumluluklar
farklıdır ama, hepimizin çabaları ortak bir havuzda toplanmazsa bireysel
başarılarımızın önemi kalmayacaktır.
Bütün çabalarımızın toplamı bu ülkeyi büyütme, bu toplumu güçlendirme
iradesine hizmet etmezse bakan ya da milletvekili olarak tek tek başarılarımızın
kıymeti olmayacaktır.
Oturduğunuz koltuklarda, doldurduğunuz makamlarda sizden önce de çok
sayıda insan oturdu. O makamlar sadece oturma makamları olursa gökkubbe
altında hiçbiriniz hoş bir sada bırakamaz. Milletimizin bizi hayırla yad
etmesini istiyorsak, gösterilen hedeflere koşmak ve menzili selamete varmak
zorundayız.
Hamdolsun her geçen gün daha çok itibar kazanıyoruz. Toplumun bize verdiği
destek her geçen artıyor. Biz, bize gösterilen bu teveccühü ve bu itibarı
milletimizin omuzlarımıza yüklediği bir emanet şuuruyla taşıyacağız.
Bizler bu ülkenin bütün renklerini, bütün kokularını taşıyoruz, taşımaya
devam edeceğiz. Hatta yeryüzünün bütün renk ve kokularına da ulaşmak istiyoruz.
Daha önce de söylediğim gibi bizi anlama güçlüğü çekenler bizimle aynı
heyecanı duymayabilirler, ama biz heyecanımızdan hiçbir şey kaybetmeden
yolumuza devam edeceğiz.
Onlar için vergi barışını sağlamak, rekabeti artırmak, tekelleri kırmak,
adaletle kalkınmaya özen göstermek, ihtiyaç sahibi yoksulların envanterini
çıkarmak ve halka doğrudan devlet elini uzatmak heyecan verici olmayabilir.
Onlar sosyal devletin sadece teorik bir tanımdan ibaret olduğunu, anayasada
sadece bir ilke olarak kalması gerektğini sanabilirler. Ama bizim için
öyle olmayacak. Her adımımızı topluma doğru atacağız.
Bizim önceliklerimiz bireyin, toplumun ve devletin itibarını her alanda
artırmaktır. Bir bütünlük anlayışı içinde işlerimizi yürütüyoruz ve dört
koldan meselelerin üzerine gidiyoruz.
Dış poltikadaki dinamizmimizi sosyal politikalarda da aynı şekilde sürdüreceğiz.
Bu yüzden Devlet Bakanımız Sayın Beşir Atalay'ın yoksullara doğru attığı
adımlarla Maliye Bakanımız Sayın Kemal Unaıktan'ın attığı adımlar birbirbirini
tamamlar nitelikte olmaktadır.
Bir bütünlük içinde çalıştığımız için enerji politikamızla temiz yönetim
siyasetimiz paralel gitmek zorundadır. Her adımımızda, her kararımızda
bireyi, toplumu ve devleti birlikte düşünmek zorundayız.
Acil Eylem Planımızda ortaya koyduğumuz üzere Devlet bakanımız Sayın
Atalay'ın yönetimiyle ve Devlet İstatistik Enstitüsünün imkanlarıyla şimdi
topluma doğru büyük bir adım atıyoruz.
Evet, yılların ihmalinden doğan yaraları sarmaya kendimiz mecbur hissettiğimiz
içindir ki, Türkiye'nin yoksulluk envanteri çıkarılıyor. Hiçbir beyanda
bulunmayan, devletten hiçbir şey talep etmeyen en ücra köşedeki ihtiyaç
sahipleri ilk kez devlet eliyle tespit ediliyor. Elbette bunlar tespit
edilmekle kalmayacak gün gelecek devletin şefkat eli onlara ulaşacaktır.
Böylece, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu, devlet ile toplum arasında
Acil Servis işlevi görecektir.
Değerli Arkadaşlarım,
Biz ülkemizi adaletle kalkındırma hedefine koşarken, ardı ardına ışık
yakarken ve daracık yolları genişletirken yorulmayacağız. Çok iyi biliyorum
ki, bizi yorma çabasına girenlerin, anlamsız sorularla kaygı oluşturmak
isteyenlerin kendileri yorulacaklardır.
Burada parti grubumuzun gayretlerini, milletvekili ve sayın bakanlarımızın
çabalarını, teşkilatımızın heyecanını tek tek anlatmak isterim ama, buna
vakit yok. Kısaca bütünlükçü bir bakış açısıyla doğru bildiğimiz yoldan
yürüyoruz. Birlikte düşünmeye herkesin ve her kesimiin önünü açmaya azami
özen gösteriyoruz.
Değerli Arkadaşlarım,
Daha önceki seyahatlerimizi, uluslararası ilişkilerimize nasıl bir ivme
kazandırdığımızı biliyorsunuz.
Hükümetimizin öncülüğüyle Irak sorununa barışçı bir çözüm için İstanbul'da
düzenlenen zirve dünya ölçeğinde yankılar uyandırmıştır. Bu zirvede başta
Irak olmak üzere tüm dünyaya uluslararası hukuk kuralları, Irak'ın toprak
bütünlüğünün korunması ile Birleşmiş Milletler kararları hatırlatılmış
ve BM Güvenlik Konseyi'nin sürece tam, kapsayıcı ve sürekli olarak müdahil
olmasının gereğine dikkat çekilmiştir.
Öte yandan Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'e, gelişmelerin bir şaka
olmadığı, kendisinin BM kararlarına tam olarak uyması gerektiği ve Irak'ın
dünya sistemi için bir kriz odağı olmaktan çıkması gerektiği en net dille
anlatılmıştır.
Bugün biz herhangi bir adım atılırken BM kararlarını esas alarak üzerimize
düşeni yapıyoruz. Hem dünyanın, hem de Irak halkının selameti için bunu
önemsiyor ve benimsiyoruz. Ama aynı hassasiyeti Irak Devlet Başkanı Saddam
Hüseyin'in de göstermesi gerekir. Barış ya da savaş arasındaki yol ayrımında,
işin nereye doğru seyredeceği konusunda, Irak liderliğinin büyük sorumluluğu
olduğunu bir kere daha hatırlatmak isterim.
Irak konusunda İstanbul'da düzenlenen Bölgesel Girişimin ardından Davos'a
gittik. Davos'a ayak basar basmaz, Dünya Ekonomik Formu'nun kurucusu Klausa
Schwab'ın verdiği özel yemekte bulunduk ve ülkemizin ilgi odağı olduğunu
memnuniyetle müşahade ettik.
Program boyunca hem biz, hem sayın Başbakan ve bakanlarımız en üst düzeyde
temaslarda bulundu. Amerika Dışişleri Bakanı Colin Powel ile yapılan görüşme
gibi... Dünyaca ünlü Goldman Sachs danışmanlık firmasının düzenlediği Boeing'ten
BP, Nestle'den Microsoft'a kadar dünyanın tanınmış firma temsilcilerinin
katıldığı öğle yemeği gibi....
"Türkiye'den çiçeklerle…" adıyla organize edilen Türk gecesi gibi etkinliklere
Sayın Başbakanımızla, bakanlarımızla ve milletvekillerimizle beraber katıldık.
Ayrıca her birimiz onlarca ikili görüşmelerde bulunduk, panellere ve
iş yemeklerine katıldık. Uluslararası medya temsilcileriyle bir araya geldik
ve ülkemizi anlattık. Onların sorularına cevaplarımızı net bir şekilde
verdik.
Bütün bu görüşmelerde Türkiye'yi ve tezlerimizi muhataplarımıza dolayısı
ile dünyaya birinci elden anlatmaya çalıştık. Başta enerji, turizm ve finans
sektörleri olmak üzere bir çok uluslararası firmanın üst düzey yetkilileri
ile gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde, ülkemize yatırım yapmalarını, yabancı
sermaye yatırımlarını özendirici kolaylaştıracak tedbirler alacağımızı
ve özellikle istihdam artırıcı yatırımlar yapmalarını istedik.
Siyasilerle ve medyayla yaptığımız temaslarda Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz
ve süreç hakkındaki düşüncelerimizle beraber, halen yüz yüze olduğumuz
Irak sorunuyla ilgili tezlerimizi anlattık. Türkiye'nin ekonomik yapısı
hakkında da birinci elden bilgi sunma imkanı bulduk.
Bu görüşmelerden çıkardığımız iki önemli sonucu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Birincisi; Türkiye'nin dünyaya ve tek tek ülkelere tanıtılmasının yolu
her düzeyde birebir temasa geçmek mümkündür. Bunu önceki seyahatlerimizde
de Davos zirvesinde de da çok net olarak gördük. Sadece siyasi ilişkiler
değil, ticari ve kültürel münasebetlerde de Türkiye'nin kalkınmasına, tanınmasına
ve imajının düzelmesine büyük katkıda bulunacaktır şüphesiz.
Bu tespitten hareketle parlamentolar arası dostluk gruplarının etkin
olarak çalıştırılması gerektiğine dikkatlerinizi çekiyorum. Lütfen daha
önce olduğu gibi yurt dışı gezilerini sadece birer gezi ve ziyaret olarak
değil, Türkiye'nin dünyaya tanıtılması için değerlendirin.
Sizinle paylaşmak istediğim ikinci husus ise; Türkiye'nin muhtemel Irak
savaşıyla ilgili gelişmeleri belirleyecek bir ülke konumuna gelmiş olmasıdır.
Sayın Başbakanımızın bölge ülkelerini ziyaretiyle başlayıp, İstanbul Zirvesi
ile devam eden süreç sonunda Türkiye hem bölgemiz hem dünya barışı için
belirleyici bir konuma ulaşmıştır.
İstanbul Zirvesinin sadece yapılmış olması bile büyük bir başarıdır.
Bütün dünyanın gözünde sorunlu olarak görülen bölge ülkeleri ilk kez inisiyatif
geliştirerek barış için biraraya gelmiş bulunuyorlar.
Değerli Arkadaşlar,
Davos Zirvesi ile ilgili çok şeyler yazıldı. Fakat bazı hazımsızlar
var. Hazımsız tipler bunlar. Onlarda bir şeyler yazıyor veya söylüyorlar.
Hatta bu zirvenin dünyada hiçbir kıymetinin olmadığını söyleyenler de var.
Onlara ben bu kürsüden tekrar hatırlatıyorum. Tilki yetişemediği üzüme
koruk dermiş. Şaşırdınız değil mi? Nasıl olur da AK Parti Davos'a gider
de Davos'ta Türkiye'yi anlatır. Evet siz anlatamadınız ama biz anlatacağız.
Modernleşme yolunda, çağdaşlaşma yolunda Türkiye'mizin bütün kokuları
nasıl bünyesinde barındırdığını anlatacağız. Bütün zenginlikleriyle, Türkiyemizin
tarihinden bugüne, yarına nasıl yürüyeceğini anlatacağız. Kökü mazisinde
olan bir milletin nasıl ayağa kalktığını anlatacağız. Ve tüm bu gayretlerimizi
sürdürürken şunu bilmenizi istiyorum ki, Türkiye'nin dünya ile barışık
nasıl geleceğe yürüdüğünü evet, görüştüğümüz bütün dostlar da kabul ediyorlar,
kabul ettiler ve şahsen yaptığım görüşmeler, sayın Başbakanımızın görüşmeleri,
bakanlarımızın tek tek ayrı ayrı yaptıkları görüşmelerle sadece Davos Zirvesinde
en az 100'e yakın özel görüşmeler gerçekleştirdik. Bunlar kişisel oldu,
gruplar halindeki görüşmeler şeklinde cereyan etti. Böyle bir fırsatı siz
üç gün içinde, 4 gün içinde nereye sığdırabildiniz? Bunu burada yapmanız
mümkün mü? Hayır ama orada gerçekleşiyor. Ve söylenen şu: Efendim Davos
Zirvesini hiçbir gazete yazmaz, dünya takip bile etmez. Peki Finlandiya
Devlet Başkanının, Powell'ın Davos'ta ne işi var? Başbakanların Davos'ta
ne işi var? Bakanların, milletvekillerinin Davos'ta ne işi var? Dünyanın
en meşhur, en öndeki kuruluşlarının Davos'ta ne işi var? Tüm dünya medyasının
Davos'ta ne işi var? Bunu anlamaktan aciz, sadece milletimizn kafasını
bulandırmayı hedefleyen bu tipler var. Bu tipler zaten biliyorsunuz şizofren
tiplerdir. Bunlar hep olacaktır. Ama biz yolumuza emin adımlarla yürüyeceğiz.
Ak Parti iktidarı dış politikada etkin ve gündem belirleyen çabalarını
sürdürürken içerde de hem yapısal reformları hayata geçirmekte, hem yaşadığımız
ekonomik sıkıntı nedeniyle zor duruma düşen halk kesimlerini nispeten rahatlatıcı
tedbirler almaya devam etmektedir.
Bu bağlamda hükümetimizin "Kamu Personel Reformu" ve "Yerel Yönetimler
Reformu" tasarıları üzerinde çalıştığını biliyorsunuz. Bu yasalar kısa
bir süre içinde Meclis'e geldiğinde sizler de hem komisyonlarda hem Genel
Kurulda olumlu katkılarınızı yaparak bunları hayata geçireceksiniz.
Bunlar Türkiye'nin uzun yıllardır tartıştığı ama, bir türlü gerçekleştiremediği
yapısal değişimlerdir. Bugüne kadar ertelenen bu talepleri gerçekleştirmek
sizlere nasip olacaktır.
Ayrıca bugün ve yarın yapılacak olan YPK ( Yüksek Planlama Kurulu) toplantıları
da büyük bir önem arz etmektedir. Biliyorsunuz bundan önce YPK 18 Ocak
günü toplanmış ve 2003 yılı program ve Bütçesi hakkında ön görüşmelerde
bulunmuştu. Bugün yapılacak toplantıda ise "Genel Ekonomik Durum ve 2003
Yılı Program ve Bütçesinin Detayları" ele alınacak, böylece 2003 yılı bütçe
tasarısı şekillenmiş olacaktır. 29 Ocak'ta yapılacak toplantıda ise "Bazı
Yatırımcı Kuruluşların 2003 Yılı Bütçe ve Yatırımları " müzakere edilecektir
Hükümetimiz, YPK toplantılarına büyük önem vermekte olup bu toplantılar
bundan sonra sık sık yapılacaktır
Bu toplantıların bundan öncekilerden büyük bir farkı bulunmaktadır Daha
önce bu tür konular bürokratlar tarafından hazırlanır, dosya üzerinden
bakanlara imzalatılırdı. Şimdi ise konunun bütün tarafları aynı masa etrafında
toplanarak gündemi enine boyuna tartışmakta, müzakere etmektedir. Böyle
olunca hükümetimizin yaptığı YPK toplantılarına üye bakanların dışında
bakanlar ve bürokratlarda katılmaktadır. Ayrıca hükümet üyeleri bütün konulara
birebir muhatap olduğu için ekonomik politikaların oluşturulması ve bu
politikaların uygulanmasına ilişkin kararların alınması sürecinin doğrudan
aktörü olmaktadır
Ayrıca hükümetimiz dar gelirlileri rahatlatmak adına, Tekel ile sözleşme
yapan tütün üreticilerinin tümüne bayramdan önce seyyanen 100 milyon lira
avans vermeyi kararlaştırmıştır
Yine hükümetimiz işçilerimizin geçen yıldan kalan ikramiyelerini bayramdan
önce vermek için gayret etmektedir.
Değerli Arkadaşlar,
Şunu bilesiniz ki, 58'nci Cumhuriyet hükümetimizin işi pek kolay değildir.
Devraldığımız ekonomik tabloyu biliyorsunuz. Sistemde ve bürokraside zaman
içinde kangren olmuş hususlar ortada.
Hükümetin seri olarak üretebilmesi için zorunluluk arzeden kimi personel
atamalarında yaşanan güçlükler de dikkate alındığında karşılaşılan zorluğu
tahmin edebilirsiniz.
Ancak hep söylediğim gibi biz mazeret üretmek için gelmedik. Milletimizin
bize verdiği güçle bütün zorlukların üstesinden geleceğimize inanıyorum.
Biz milletimiz adına başarmaya mecburuz.
Halkımızın adalete,özgürlüğe ve üretime susamışlığını gidermek zorundayız
Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyor, çalışmalarınızda başarılar
diliyorum.
|