| Başbakan Abdullah Gül'ün 8 Şubat akşamı televizyonlardan
yaptığı "Ulusa Sesleniş" konuşmasının metni şöyle:
Sevgili vatandaşlarım, hepinizi sevgi ile, saygı ile selamlıyorum. Bu
akşam sizlere samimi, içten bir şekilde hitap etmek için karşınızdayım.
Bu akşam gerçekleri bütün açıklığıyla sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli vatandaşlarım,
Biliyorsunuz, takip ediyorsunuz... Son günlerde önemli gelişmeler yaşanıyor.
Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Irak ile ilgili Birleşmiş Milletler’de,
Avrupa’da, Ortadoğu’da toplantılar yapılıyor, çok hayati kararlar alınıyor.
Bu gelişmeler sadece komşumuz Irak ile ilgili değil, Türkiyemiz ile
ilgilidir, bölgemizle ilgilidir, hatta tüm dünya ile ilgilidir.
Irak, bize ırak değildir. Yani uzak değildir. Komşumuzdur... Toprak
bütünlüğüne önem verdiğimiz, tarihi ve kültürel bağlarımız olan bir toplumdur.
Orada akrabalarımız vardır, kardeşlerimiz vardır.
Değerli vatandaşlarım,
Perşembe günü TBMM önemli bir karar aldı. Bu bir savaş kararı değildir.
Bu karar, savaşın bizlere zarar vermesini önlemek için alınmış bir karardır.
İnisiyatif alarak başlattığımız barış çabalarını daha etkili sürdürmeye
imkan ve fırsat hazırlayan bir karardır.
Biz hala barış ümidimizi koruyoruz. Barış çabalarımızı ısrarla sürdürüyoruz.
Çünkü biz barışa inanıyoruz, barışın faydasına inanıyoruz. Kan dökülmesin,
gözyaşı akmasın istiyoruz. Samimiyetle istiyoruz.
Sevgili vatandaşlarım,
Bu çabalarımız sürerken iki kesimden birbirlerine zıt tepkiler alıyoruz.
Bir yandan bir takım kişiler, savaşa gözü k apalı destek vermemizi istiyorlar.
“Daha ne duruyorsunuz? Geç kalıyorsunuz?” diyorlar. Bu söylediklerinin
ülkemiz çıkarlarına yapacağı zararı düşünmüyorlar. Bu kişiler, savaşın
milletimize geçmişte verdiği zararları hiç hatırlamıyorlar.
Diğer yandan da, bizim aktif barış politikamızı anlamayıp, bizi savaş
taraftarı gibi göstermeye çalışanlar var.. Bu çevreler önce bizim barış
çabalarımızı hafife aldılar.
Gariptir, aynı kişiler şimdi döndüler, bizim en kötü ihtimal için, ülkemizin
çıkarlarını korumak için yaptığımız hazırlıkları savaşa destek olmak gibi
göstererek, saptırmaya çalışıyorlar. Bu çevreler sanki barış için yaptığımız
hiçbir şey yokmuş gibi kolayca suçlamalarda bulunuyorlar...
Ama artık herkesin anlaması gereken bir şey var: Gün sorumsuz beyanlarda
bulunma günü değil; ülkemizin, milletimizin çıkarları için birleşme günüdür,
dayanışma günüdür...
Oysa biz, Meclis içindeki ve dışındaki tüm partileri her fırsatta bilgilendirdik.
Ben Sayın Baykal ile üç kez görüştüm. Bütün partilerle görüştük. Büyük
parti, küçük parti demeden, Meclis içinde, Meclis dışında demeden herkesle
görüştüm. Olanları anlattım. Olacakları anlattım... Olanca çıplaklığıyla
anlattım...
Bu konuda hep şeffaf olduk, çabalarımızı bütün toplum kesimlerine duyurduk,
bilgilendirdik. Basınımıza sürekli bilgi aktardık.
Değerli vatandaşlarım,
Hükümetimiz güvenoyu aldıktan sonra yıllardır ülke gündeminin ana maddelerini
oluşturan üç önemli dış politika meselesi ile ilgilenmek zorunda kaldı:
Avrupa Birliği, Irak ve Kıbrıs. Geçtiğimiz iki ay içinde bu üç mesele etrafında
son derece aktif bir diplomatik çaba içinde olduk. Sizler bunları takip
ettiniz. Seçimin ertesi gününden başlayarak gece demeden, gündüz demeden
yollara koyulduk, uzun mesafeler katettik. Her yerde Türkiye konuşuldu,
hem de iyi şeyler konuşuldu. Bunları lütfen hatırlayınız.
Bunları ülkemiz için yaptık... Sizler için, güzel bir gelecek için yaptık.
Şimdi Irak işi her türlü sorunumuzun önüne geçti.
Değerli vatandaşlarım,
Hükümetimiz Irak meselesi konusunda üç temel siyasi ilke belirledi.
Bunlar üç halkadan oluşuyor:
Dünyada barışı hakim kılma,
Bölgede barış ve istikrara katkı
Türkiye’nin ulusal çıkarlarını gözetmek.
En geniş halka dünyada barışın sürdürülmesi... Türkiye, bu barış ilkesi
çerçevesinde dünyanın bir çok kriz bölgesinde askeriyle, polisiyle barış
misyonu üstlendi. Çoğumuzun farkında olmadığı bir gerçek bu. Bugün ülkemiz,
Afganistan’dan Angola’ya, Doğu Timor’dan Kosova ve Filistin’e kadar dünya
barışına en çok katkı veren ülkelerden birisi...
Biz barış istiyoruz. Ülkemiz o yüzden dünyanın neresinde ve hangi ülkesinde
olursa olsun kitle imha silahlarına karşıdır. Bu açıdan Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi’nin 1441 sayılı kararını desteklediğimizi ifade ettik.
Bu kararın uygulanması konusunda başta Birleşmiş Milletler olmak üzere
ABD ve diğer müttefik ülkelerle temasımızı sürdürüyoruz. Bu işbirliğinin
sınırlarını da uluslararası meşruiyet ilkesi olarak belirledik.
İkinci halka, bölgede barıştır... Bölgede barış ve istikrarı sağlama
ilkemiz, dünyada barış ilkemiz ile bir bütünlük oluşturuyor. Dünya barışı,
ancak bölgemizdeki barışa katkı sağlıyorsa anlamlıdır. Dünyada barış çabaları
bölgede istikrarsızlık doğurmamalıdır.
Üçüncü halka, ülkemizin bu gelişmelerde barış içinde olmasıdır. Burada
temel ilkemiz ulusal çıkarlarımızın korunmasıdır. Milli menfaatlerimiz,dünyada
ve bölgemizde barış sağlanırsa gerçekleşir. Ancak bizim dışımızda gelişebilecek
olaylar, eğer ülkemizin çıkarlarına yönelik sonuçlar doğuracaksa, bütün
alternatifleri gözetmek ve bu alternatiflere hazırlıklı olmak zorundayız.
Bizim hedefimiz çok açıktır: Öncelikle ve son ana kadar barışçı çözüm.
Sevgili vatandaşlarım,
Bu hedefe doğru aynı anda beş kol üzerinden aktif bir barış diplomasisi
yürüttük:
1- ABD ve müttefiklerimiz
2- Irak
3- Bölge ülkeleri
4- Avrupa Birliği
5- Birleşmiş Milletler
Bunlardan birincisi, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sürdüregeldiğimiz
stratejik ortaklık çerçevesinde ABD ile yürütülen temaslardır. Bir taraftan
karşılıklı istişareler sürdürülürken, diğer taraftan da muhtemel bir savaşın
sonuçlarından duyduğumuz kaygılar her düzeyde Amerikalılara ifade edildi.
İkinci kol, muhtemel bir savaştan en büyük zararı görecek olan komşu
Irak ile yürütülen temaslardır. Irak ile her düzeyde sürekli temas halinde
olarak barışçı bir çözüm için katkıda bulunmaya çalıştık.
Bu temaslarda Irak’ın toprak bütünlüğüne verdiğimiz önemi ve Irak halkının
çektiği ızdıraplardan duyduğumuz üzüntüyü samimi bir şekilde vurguladık.
Ama öte taraftan Irak’ın uluslararası kamuoyunu ve Birleşmiş Milletler’i
ikna edebilmek için daha yoğun çaba sarfetmesi gerektiği konusunda sürekli
uyarılarda bulunduk. Saddam Hüseyin’e doğrudan mesaj gönderdik, barış için
ciddi çaba göstermesini ısrarla istedik.
İki taraf nezdinde yürüttüğümüz bu temaslara paralel olarak, üçüncü
bir koldan da bölge ülkelerini harekete geçirebilmek için yoğun temaslar,
toplantılar ve görüşmeler gerçekleştirdik, halen de bunları sürdürmekteyiz.
Çok kısa bir süre içinde Suriye, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve İran’ı
ziyaret ettik ve son derece açık ve sıcak görüş alışverişlerinde bulunduk.
Bu temaslarda bölge ülkelerinin de aynı kaygıları paylaştığını ve barışçı
bir çözümiçin hala fırsat bulunduğuna inandıklarını müşahade ettik.
Bu çerçevede ortak bir zeminin olduğunu gördükten sonra İstanbul’da
yapılan Dışişleri Bakanları toplantısına öncülük ettik. Bu inisiyatif bölge
tarihi açısından da bir ilktir. Bu ülkeler Irak meselesi ve bölgenin geleceği
konusunda ortak bir çözüm yolu ortaya koydular.
Bu toplantının sonunda Irak’ın Birleşmiş Milletler ile işbirliğini arttırmasını
istedik. Bu vesileyle, Irak’ın toprak bütünlüğü ve ulusal birliğinin korunması
konusundaki kararlılığımızı vurguladık.
Irak ise, maalesef, bu çabalarımızı önce reddetti. Ancak bugünlerde
ufak da olsa Irak tarafında bazı olumlu değişiklikler görüyoruz. Bu bizim
barış çabalarımızın ne kadar önemli olduğunu gösteren bir gelişmedir. Fakat
bu küçük adımların mutlaka daha da büyütülmesi gereklidir.
Bu girişimlerde dördüncü bir koldan da Avrupa Birliği ve Avrupa ülkeler
ile çok yoğun ve önemli temaslarda bulunduk. Pek çok Avrupalı devlet adamı
ülkemize geldiler. Türkiye’nin aktif barış politikasına destek verdiler.
Bütün bu süreç içinde bir çok Avrupalı yetkili ile sürekli istişarelerde
bulunduk. Birkaç defa İngiltere Başbakanı Tony Blair ile görüştük. O da
barış çabalarımıza destek veriyor.
Nihayet beşinci bir koldan da genelde Birleşmiş Milletler, özelde de
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri ile temas halinde bulunmaya
devam ettik. Kofi Annan ile defalarca görüştük.
Sevgili vatandaşlarım,
Barış için çok ciddi zaman verdik, bütün dünyayla iletişim kurduk. Bu
iletişimi sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Türkiye bu çabasıyla herkesin takdirini
topladı. İzleyen değil, izlenen devlet olduğunu gösterdi.
Bütün buçabalarımızı, girişimlerimizi, yaptıklarımızı gören hiç kimse
bizim savaş istediğimizi ve savaşa destek verdiğimizi söyleyemez.
Bir kere daha tekrarlıyorum: Biz bu bölgede bir savaş olmasını asla
istemiyoruz. Türkiye’nin bugüne dek yaptığı, tarihteki misyonuna uyarak,
barışı bu bölgenin adı yapmaya gayret göstermektir.
Bu çalışmada devletimizin bütün kurumları görülmemiş bir uyum ve enerjiyle
çalışıyorlar. Cumhurbaşkanımız, Meclisimiz, kamu kurumlarımız, Türk Silahlı
Kuvvetlerimiz, Dışişlerimiz gece-gündüz demeden bu barış çabasına katkı
sağladılar, sağlıyorlar. Önümüzdeki bayramda da sizler için çalışmaya devam
edecekler. Bu çalışma gelecekteki bayramlarımızı gerçek anlamda bayram
yapmak içindir.
Çok iyi biliyorum. Bu çabalarımız, bu çalışmalarımız, bu arzumuz ta
başından berisizlerin de beklediği, desteklediği, istediği şeylerdir.
Bu çabalarımız bitmemiştir. Barış ışığı var oldukça Türkiye o ışığı
güçlendirmeki çin daima her türlü çabayı gösterecektir.
Doğrusu dünya savaşlarını, Körfez savaşını yaşamış bizler biliyoruz
ki, bu bölgedeki hiçbir savaş ne bize, ne komşularımıza, ne de akrabalarımıza
hayır getirmemiştir.
Savaşın ne olduğunu bilenler barış için her yolu, her çareyi, her açık
kapıyı değerlendirir. Hükümetimizin bugüne kadar yaptığı ve yapmaya devam
edeceği de budur. Aksine beyan ve iddialar ise apaçık bir haksızlıktır.
Fakat barış da en az savaş kadar somut gerçekler üzerine inşa edilmelidir.
Yani barışı getirecek adımları sonuna kadar atmak gerekiyor.
Sizlerle açık konşumam gerekiyor; bütün bu çabalara rağmen barış ümitlerinin
tükendiği bir an da gelebilir.
Savaşın kaçınılmaz olduğu noktaya kadar hem barış ışığını canlı tutmaya,hem
de en kötü ihtimale karşı hazırlıklı olmaya devam edeceğiz.
Biz komşumuzda yangın çıkmadan o yangını engellemeye çalışıyoruz. Ama
yangın çıktığında onu söndürmek için, mahalleye yayılmaması için tedbir
almak da lazımdır. Bugün bizim yaptığımız da budur.
Bugün barışa hizmet için çok gerçekçi olmak gerekiyor. Birinci gerçek,
barışı son ana kadar korumada kararlılığımızı,gücümüzü, enerjimizi kullanmaktır.
İkinci gerçeke ise, sizlerin ve bizlerin istemediği gelişmelere karşı
hazırlıklı olmaktır. Ülkemizin ve sizlerin geleceği için asla hafife alamayacağımız
bir gerçek te işte budur.
Irak’taki durum ile ilgili duruşumuz tükenmiş değildir: Tükenene kadar
barışı hakim kılmak... Ve barış tükendiğinde de savaşın zararlarından milletimizi
korumak.
İşte bunun için bir yandan çabalarımızı sürdürürken, bir yandan da tedbirlerimizi
zamanında alıyoruz. MGK’nun geçen haftaki toplantısında alınan tavsiye
kararı bu önemli gerçeği yansıtıyor.
Yine TBMM Perşembe günü istenmeyen muhtemel gelişmelere karşı Türkiye’nin
ulusal çıkarlarını korumak üzere bir karar almıştır. Önümüzdeki günlerde
ortaya çıkacak gelişmelere göre, ülkemizin çıkarları ve selameti açısından
da yeni tedbirler alınabilir, gerektiğinde bunları da tereddütsüz alacaktır.
Bunlar savaş izni veren değil, yanıbaşımızdaki gelişmelere hazırlık
teşkil eden kararlardır.
Evet,Irak’taki herhangi bir savaş Türkiye’nin savaşı olmayacaktır. Ama
geçmişte olduğu gibi, ülkemizin ekonomisine, devletimizin güvenliğine,
milletimizin refahına zarar verenbir durumla da Türkiye’yi başbaşa bırakmayacağız.
Değerli vatandaşlarım,
Türkiye bu coğrafyanın yabancısı değildir. Aksine bu coğrafyanın neredeyse
bin yıllık sicilini elinde tutan bir güçtür.
Türkiye bu bölgede savaşı isteyen bir ülke de değildir. Aksine, bölgeye
barış, adalet ve uygarlık getirmiş bir tarihin mirasçısıdır.
Barış çabamız kadar, istenmeyen gelişmelere hazırlık yapmamız da bu
büyük mirasın olduğu karar, bugünün gerçeklerinin de bir gereğidir.
Bu hazırlık, aynı zamanda geleceğin Türkiye’sine hazırlıktır.
Bu düşüncelerle önümüzdeki kurban bayramınızı candan tebrik ediyorum.
Temennim, bu bayramın, barışın bayramı olmasıdır.
Allah bölgemizde ve dünyamızda barışı tesis etmek için sürdürdüğümüz
çabalarımızda bizlere yardımcı olsun.
Hepinize hayırlı akşamlar diliyorum.
|