Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklama
ve Cumhurbaşkanı Sezer'ın geri göndermeye ilişkin yazısı şöyle:
(30 Haziran 2003)
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER tarafından yayımlanması kısmen uygun
bulunmayan, 4903 sayılı "Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun", 19. maddesi ve bu maddeyle bağlantısı nedeniyle 21. maddesinin
bir kez daha görüşülmesi için, Anayasa'nın değişik 89. ve 104. maddeleri
uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na geri gönderilmiştir.
Söz konusu Yasa'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na gönderilme
gerekçeleri ilişikte sunulmaktadır:
T.C.
CUMHURBAŞKANLIĞI
SAYI : B.01.0.KKB.01-18/A-7-2003- 808 30 / 06 /2003
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
İLGİ: 20.06.2003 günlü, A.01.0.GNS.0.10.00.02-2189/8565 sayılı yazınız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nca 19.06.2003 gününde kabul
edilen, 4903 sayılı "Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun" incelenmiştir:
İncelenen 4903 sayılı Yasa'nın,
- 19. maddesinin (b) fıkrasında, 12.04.1991 günlü, 3713 sayılı Terörle
Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiş,
- 21. maddesiyle 3713 sayılı Yasa'ya eklenen geçici 10. maddede de,
bu Yasa'nın yürürlüğe girdiği günden önce, bu Yasa'yla yürürlükten kaldırılan
3713 sayılı Yasa'nın 8. maddesi kapsamına giren suçlardan dolayı,
1- Yürütülen hazırlık soruşturmalarında Cumhuriyet savcılıklarınca takipsizlik
kararı verileceği,
2- a) Haklarında kamu davası açılmamış tutuklu sanıkların Cumhuriyet
savcılıklarınca,
b) Haklarında kamu davası açılmış tutuklu sanıkların ilgili mahkemelerce,
salıverilecekleri,
3- a) Henüz Yargıtay'a gönderilmemiş ya da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nda
bulunan dosyaların hükmü veren mahkemece,
b) Yargıtay'da bulunan dosyaların ilgili ceza dairesince,
c) Cezaları infaz edilmekte olan hükümlülerin dosyalarının hükmü veren
mahkemece,
ivedi işlerden sayılıp, Türk Ceza Yasası'nın 2. maddesi gözönünde bulundurularak
karara bağlanacağı ,
kuralı getirilmiştir.
İncelenen Yasa'nın 19. maddesinin (b) fıkrasıyla Terörle Mücadele Yasası'nın
yürürlükten kaldırılan 8. maddesinin birinci fıkrasında,
"Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü
bozmak amacıyla yazılı, sözlü veya görüntülü propaganda ile toplantı, gösteri
ve yürüyüş yapanlar hakkında, fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmedikçe
bir yıldan üç yıla kadar hapis ve birmilyar liradan üçmilyar liraya kadar
ağır para cezasına hükmolunur. Bu suçun terör yöntemlerine başvurmaya özendirecek
şekilde işlenmesi halinde verilecek ceza üçte bir oranında artırılır, mükerreren
işlenmesi halinde ise, verilecek hapis cezaları paraya çevrilemez."
denilerek, Devlet'in ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü bozmak
amacıyla,
- Yazılı, sözlü ya da görüntülü propaganda,
- Toplantı, gösteri ve yürüyüş,
yapmak suç sayılmış ve suçun yaptırımı düzenlenmiştir.
1- Avrupa Birliği Konseyi'nce kabul edilen "Türkiye 2003 Yılı
Katılım Ortaklığı Belgesi"nin, "Güçlendirilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi
Kriterler" bölümünde;
- Basın özgürlüğü de dahil olmak üzere, anlatım özgürlüğü ile ilgili
reformların sürdürülmesi ve uygulanması; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
(10, 17 ve 18. maddeler) doğrultusunda hukuksal kısıtlamaların kaldırılması,
- Şiddet içermeyen görüş açıklamaktan sanık ya da mahkum olanların durumlarının
çözüme kavuşturulması; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gereğince
yeniden yargılanma hakkına ilişkin kuralların uygulanması,
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. maddesi doğrultusunda tüm bireylerin
ve dini toplulukların düşünce, din ve vicdan özgürlüklerini kullanmaları
ile ilgili kuralların uyumlaştırılması ve uygulanması; Avrupa Birliği üyesi
ülkelerin uygulamaları doğrultusunda, bu toplulukların etkinlik gösterebilmeleri
için gerekli koşullar oluşturulması,
Türkiye için belirlenen öncelikler arasında sayılmıştır.
Bu uluslararası metinler ve kurallar karşısında, 3713 sayılı Terörle
Mücadele Yasası'nın, düşünce ve anlatım özgürlüğü kapsamına girdiğinde
kuşku bulunmayan propagandayı suç sayan ve yaptırıma bağlayan 8. maddesinin
kaldırılmasının uygun olup olmayacağının irdelenmesi gerekmektedir.
2- Öncelikle Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin ilk metni
ile 06.02.2002 günlü, 4744 sayılı Yasa'yla yapılan değişikliklerin incelenmesinde
yarar bulunmaktadır.
12.04.1991 günlü, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin
ilk metninde, hangi yöntem, amaç ve düşünce ile olursa olsun yazılı ya
da sözlü olarak bölücü propaganda ve bu amaçla toplantı ve gösteri yürüyüşü
yapma suç sayılıp yaptırıma bağlanmıştır.
Bu madde, önce 27.10.1995 günlü, 4126 sayılı Yasa, sonra da 06.02.2002
günlü, 4744 sayılı Yasa ile değiştirilmiştir.
Maddede 4744 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle,
- "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü
bozmayı hedef alan..." biçiminde düzenlenen özel kasıt, "Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak amacıyla..."
biçiminde değiştirilerek somutlaştırılmış, böylece suçun öğesi açıkça belirlenmiş,
- "Yazılı ve sözlü" propaganda ibaresine, teknolojik gelişmeler gözönünde
bulundurularak "görsel" propaganda eklenmiş,
- Söz konusu propaganda suçu için hapis cezası yanında öngörülen para
cezası artırılmış,
- Propaganda suçunun "terör yöntemlerine başvurmayı özendirecek" biçimde
işlenmesi durumu ağırlaştırıcı neden olarak madde metnine eklenmiş, bu
durumda verilecek cezanın üçte bir oranında artırılması, yeniden işlenmesi
durumunda da hapis cezasının paraya çevrilemeyeceği öngörülmüştür.
Maddenin yürürlükten kaldırılması, bu suçun "terör yöntemlerine başvurmayı
özendirecek" biçimde işlenmesi durumunda da cezasız kalması sonucunu doğuracaktır.
3- Anayasa Mahkemesi'nin, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın
kimi kurallarının Anayasa'ya aykırılığı savıyla açılan dava sonunda verdiği
31.03.1992 günlü, E.1991/18, K.1992/20 sayılı kararında da vurgulandığı
gibi, Türk Ceza Yasası'nın, Devlet'in ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğüne
yönelik örgütleşme ve propaganda eylemlerini ceza yaptırımına bağlayan
141, 142 ve 163. maddelerinin yürürlükten kaldırılmasıyla doğan hukuksal
boşluk 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 7 ve 8. maddeleriyle doldurulmuştur.
Anayasa'nın,
- 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan bir Devlet olduğu,
- Başlangıç bölümünde, bu Anayasa'nın, Yüce Türk Devleti'nin bölünmez
bütünlüğünü belirlediği; hiçbir etkinliğin, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği
ilkesi karşısında korunma göremeyeceği,
- 3. maddesinde, Türkiye Devleti'nin, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bir
bütün olduğu,
- 4. maddesinde, 1, 2 ve 3. maddelerinin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin
önerilemeyeceği,
- 5. maddesinde, Türk Ulusu'nun bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin
bölünmezliğini korumanın Devlet'in temel amaç ve görevi olduğu,
- 14. maddesinin birinci fıkrasında, Anayasa'da yer alan hak ve özgürlüklerden
hiçbirinin Devlet'in ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan
etkinlikler biçiminde kullanılamayacağı,
- Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü düzenleyen 26. maddesinin
üçüncü fıkrasında da, bu özgürlüklerin kullanılmasının Devlet'in ülkesi
ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünün korunması amacıyla sınırlandırılabileceği,
belirtilmiştir.
Bu kurallara göre, ülke ve ulus bütünlüğünü bozucu eylemlere karşı gerekli
önlemleri almak Devlet'e Anayasa ile verilmiş bir görev niteliğindedir.
Alınacak önlemlerin, amaçla orantılı olmak koşuluyla, düşünce ve anlatım
özgürlüğünün normal sınırlaması sayılacağı Anayasa'nın genelde 14., özelde
de 26. maddelerinde açıkça vurgulanmıştır.
Türk Ceza Yasası'nın 142. maddesinin yürürlükten kaldırılmasıyla ortaya
çıkan hukuksal boşluğu doldurmak amacıyla getirilen Terörle Mücadele Yasası'nın
8. maddesi ile de, yalnızca düşünce açıklamak düzeyinde kalsa da, Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü bozmak
amacıyla yazılı, sözlü ya da görüntülü propaganda ile toplantı, gösteri
ve yürüyüş yapanlara ilişkin cezai yaptırım öngörülmüştür.
Anayasal kuralların gereği olan Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin
tümüyle yürürlükten kaldırılması yerine, uluslararası hukukla da uyumlu
duruma getirilerek korunması en uygun yöntem olacaktır.
4- Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin anlatım özgürlüğünü
düzenleyen 10. maddesinde, herkesin görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne
sahip olduğu; kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlüklerin,
demokratik bir toplumda, zorunlu önlemler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin,
toprak bütünlüğünün ya da kamu düzeninin korunması amacıyla, yasayla kimi
koşullara, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabileceği belirtilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, Sözleşme'nin 10. maddesine ilişkin
kararlarında, gereksinimin ikna edici biçimde ortaya konulması durumunda
sınırlamanın kabul edilebileceğini ve bu maddenin 2. fıkrasındaki "zorunlu"
sıfatının, zorlayıcı toplumsal gereksinimi anlattığını vurgulamaktadır.
Yukarıda yer verilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi
ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları ile ortaya koyduğu ölçütler
karşısında, Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin kimi daraltıcı koşullar
konularak korunması uluslararası hukuka da aykırı olmayacaktır.
Nitekim, incelenen Yasa'nın "Genel Gerekçesi"nde, 4744 sayılı Yasa'ya
Kopenhag Siyasi Kriterlerine uyum yasaları arasında yer verilmesine karşılık,
bu Yasa'yla Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin, kaldırılması yerine
değiştirilmesiyle yetinilmiş olması da bu düşünceyi doğrulamaktadır.
Ayrıca, "Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye
Ulusal Programı"nın "2.1. Siyasi Kriterler" bölümünün "2.1.1. Düşünce ve
İfade Özgürlüğü" alt bölümünde, anlatım özgürlüğünün Avrupa Birliği müktesebatı
ile Avrupa Birliği üyesi ülkelerin uygulamaları ışığında geliştirilmesine
önem ve öncelik verileceği belirtildikten sonra, Anayasa ve diğer mevzuattaki
ilgili kuralların,
"Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi çerçevesindeki toprak
bütünlüğü ve ulusal güvenliğin korunmasını da öngören ölçütler ile laik
ve demokratik Cumhuriyeti, üniter devlet yapısını ve milli birliği koruma
kriterleri temelinde"
gözden geçirilmesi kabul edilmiştir.
Bu düzenleme de, Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin kimi daraltıcı
koşullar konularak korunmasının Avrupa Birliği'ne karşı yükümlülüğümüzle
bağdaşacağını göstermektedir.
5- Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin yürürlükten kaldırılmasının
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü
"yazılı, sözlü ya da görüntülü propaganda" ya da "toplantı, gösteri, yürüyüş"
yapmak yoluyla bozmak isteyenler yönünden hukuksal bir boşluk yaratıp yaratmayacağı
üzerinde de durmak gerekir.
İncelenen Yasa'nın, 8. maddeyi yürürlükten kaldıran 19. maddesinin gerekçesinde,
"Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesinin yürürlükten kaldırılması ile
ülke bütünlüğünün korunması bakımından bir boşluk doğmayacaktır. Türk Ceza
Kanununun 311. maddesi gereğince, 8. madde yürürlükten kaldırıldığında
boşluk doğması bir tarafa, ülke bütünlüğü aleyhine propaganda suçu daha
ağır bir cezayla cezalandırılabilecektir.
Öte yandan, Türk Ceza Kanununun 312. maddesinin ikinci fıkrası doğrudan
olmasa da dolayısıyla milli birliği, milli bağlılığı koruyan bir hükümdür.
Ancak, din, dil, ırk ve bölge farklılıklarının vurgulanması halinde fikri
içtima kuralları (TCK m.79) gereğince, Türk Ceza Kanununun 312. maddesinin
ikinci fıkrası hükmü de uygulanabilecektir."
denilerek, 8. maddenin yürürlükten kaldırılmasıyla bölücülük propagandasının
suç olmaktan çıkmayacağı belirtilmektedir. Ancak bu gerekçe, aşağıda yazılı
nedenlerle doğru görülmemektedir:
a- Herşeyden önce, bu gerekçenin doğru olmadığını anlamak için propaganda
sözcüğünün tanımına bakmak gerekir.
Propaganda, "bir öğreti, düşünce ya da inancı başkalarına tanıtma, benimsetme
ve yayma amacıyla söz, yazı gibi yollarla gerçekleştirilen çalışma" olarak
tanımlanmaktadır.
Bu tanıma göre, terör ve şiddet ya da bunlara teşvik içermeyen ve yalnızca
ülke bütünlüğüne yönelik olumsuz propagandadan ya da bu çerçevede toplantı,
gösteri ve yürüyüş yapmaktan ibaret olan eylemlere, Türk Ceza Yasası'nın
"suç işlemeye tahrik, korku ve panik yaratma amacıyla tehdit" suçunu düzenleyen
311. maddesinin uygulanması hukuken olanaksızdır. Böyle bir uygulamayı
savunmanın ve haklı göstermenin zorluğu açıktır.
b- Ayrıca, 3713 sayılı Yasa, 12.04.1991 gününde kabul edilmiş ve aynı
gün yürürlüğe girmiştir. Türk Ceza Yasası'nın 125, 169, 172, 311 ve 312.
maddeleri ise, bu tarihte yürürlükte olan maddelerdir.
Bir başka anlatımla, 3713 sayılı Yasa'nın 8. maddesi Türk Ceza Yasası'nın
sözü edilen kurallarının ve 311. maddesinin yürürlükte olmasına karşın,
varolan bir boşluğu doldurmak için kabul edilmiştir.
Bu durum, her iki maddenin farklı alanları düzenlediğini açıkça ortaya
koymaktadır.
c- Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda değinilen 31.03.1992 günlü,
E.1991/18, K.1992/20 sayılı Terörle Mücadele Yasası'na ilişkin kararında,
"Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin
ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek" eylemiyle ilgili olarak,
Türk Ceza Yasası'nda bu suçu yaptırıma bağlayan temel kuralın 125. madde
olduğu; 168. maddenin, 125. maddede öngörülen suçun işlenmesi amacıyla
silahlı cemiyet ve çete kurulmasına, 171. maddede ittifak oluşturulmasına
ilişkin kuralların konulduğu; 172. maddede ise, meydanlarda açıkça halkı
bu suçu işlemesi için kışkırtanlar hakkında yaptırım öngörüldüğü; Devlet'in
ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğüne yönelik örgütleşme ve propaganda
eylemlerini ceza yaptırımına bağlayan Türk Ceza Yasası'nın 141 ve 142.
maddelerinin yürürlükten kaldırılarak, bunların yerine 3713 sayılı Yasa'nın
7 ve 8. maddelerinin getirildiği belirtilmiştir.
Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesi yerine Türk Ceza Yasası'nın 311.
maddesinin uygulanabileceği yönündeki sav, bu nedenle de geçerli değildir.
d- Öte yandan, düşünce ve anlatım özgürlüğünün daha geniş biçimde sağlanması
amacıyla 3713 sayılı Yasa'nın 8. maddesi yürürlükten kaldırılırken, bu
nedenle ortaya çıkaracak boşluğun, Türk Ceza Yasası'nın 8. maddeden daha
ağır cezalar öngören 311. maddesiyle doldurulabileceğinden sözetmek açık
bir çelişki oluşturmaktadır.
e- Son olarak belirtmek gerekir ki, Türk Ceza Yasası'nın 312. maddesinde,
ırk farklılığına dayanarak halkı birbirine kamu düzeni için tehlikeli olabilecek
biçimde düşmanlığa ya da kin beslemeye alenen tahrikten söz edilmektedir.
312. maddenin yasakladığı eylem, halkı hangi nedenle olursa olsun birbirine
karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmektir. Bu maddedeki özel kasıt "kin ve
düşmanlığa tahrik"tir.
Oysa, Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesindeki özel kasıt, "Devlet'in
ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü bozmak"tır. Bu yönde yapılan her
propagandanın, mutlaka halkı birbirine karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmesi
gerekmez.
Bu yönüyle de, Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin kaldırılmasından
doğan boşluğun, suç öğeleri farklı olduğu için Türk Ceza Yasası'nın 312.
maddesiyle doldurulması olanaklı gözükmemektedir.
Açıklanan nedenlerle, 3713 sayılı Yasa'nın 8. maddesinin kaldırılmasının
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığı ve Devlet'in ülkesi ve ulusuyla
bölünmez bütünlüğü yönünden önemli sakıncalar yaratması güçlü bir olasılık
olarak ortaya çıkmaktadır.
Öte yandan, Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin yürürlükten kaldırılması
durumunda, Anayasa'nın 14. maddesindeki temel hak ve örgürlüklerin anlatım
özgürlüğü yönünden kötüye kullanılması yasağı tümüyle yaptırımsız kalacaktır.
Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin uluslararası ilişkiler yönünden
yaratacağı sorunun, bu maddede yapılacak değişiklikle aşılabileceği düşünülmektedir.
Gerçekten, Türk Ceza Yasası'nın 312. maddesinde yapıldığı gibi, bölücü
propagandanın suç sayılabilmesi için "kamu düzeni için açık ve mevcut tehlike
oluşturacak biçimde" ya da "terör yöntemlerine başvurmayı özendirecek biçimde"
koşuluna yer verilerek Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesini korumanın
daha uygun olacağı değerlendirilmektedir.
Yayımlanması yukarıda açıklanan gerekçelerle uygun bulunmayan 4903 sayılı
"Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun", 19. maddesi
ve bu maddeyle bağlantısı nedeniyle 21. maddesinin Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nce bir kez daha görüşülmesi için, Anayasa'nın değişik 89. ve 104.
maddeleri uyarınca ilişikte geri gönderilmiştir.
|