Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün açıklamaları şöyle:
(5 Mart 2003)
Sayın basın mensupları, bir konuşmacının başına
gelebilecek en kötü şey kendisinden önce büyük bir hatibin konuşma yapmış
olmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızdan sonra bu riski de göze alarak ben
de size son günlerde Irak konusunda ortaya atılan çeşitli durumlar
hakkında bilgilerimi sunmak istiyorum. Zannediyorum medya ve kamu, bu açıklamayı
benden beklemektedir.
Görüşlerimi açıklayacağım konuların başında
öncelikle “asker neden suskun” sorusu gelmektedir. Bu sık sık sorulmaktadır.
Şunu açıklıkla ifade etmek istiyorum ki, asker suskun değildir. Ancak
asker, bu kritik konuda düşüncelerini basın ve onun yoluyla kamuyla paylaşmakta
fayda görmemiştir. Ama bütün düşüncelerini, açık ve seçik olarak devletin
zirve toplantılarında, Başbakanımızın başkanlık ettiği ve hükümet üyelerinin
katıldığı ve ilgili bütün kurum ve kuruluşların katıldığı toplantılarda
ve Milli Güvenlik Kurulu’nda dillendirmiştir. Bundan ayri olarak lütfedip
ziyaretime gelen ve bana telefon eden devlet büyüklerine de Türk Silahli
Kuvvetleri’nin görüşleri açikça ifade edilmiştir. Basina açik beyanda bulunmayişimizin
ve kamuya açik beyanda bulunmayişimizin gayet tabi ki sebepleri vardir.
Irak konusu, hayati ve çok boyutu olan, çok yönü olan bir konudur. Asker
bu konunun sadece güvenlik boyutuyla ilgilenmektedir. Bu konuda fikirler
üretmekte ve tekliflerde bulunmaktadir. Ama böyle bir konuda karar almak
için hepinizin takdir edecegi gibi politik, ekonomik, sosyal ve yasal boyutlar
da bulunmaktadir. Biz askerler olarak, kendimizi her konuyu en iyi bilenlerden
saymiyoruz. Dolayisiyla şayet sadece güvenlik boyutunu gündeme getirip
kamuya bir açiklama yapmiş olsaydik, kamuda yanliş algilamalara yol
açabilirdik. Suskunlugumuzun sebebi budur. Türk Silahli Kuvvetleri’nin
görüşü bu durumda nedir diye merak edilecektir. Şunu da açikça ifade ediyorum
ki Türk Silahli Kuvvetleri’nin görüşü hükümetle aynidir ve hükümetin, yüce
meclisimize sundugu tezkerede yansitildigi gibidir. Bütün bu süreç içersinde
her şey tam demokratik bir süreçte ve modern bir ülkede olmasi gereken
şekilde cereyan etmiştir. Buna alişmamiz lazimdir.
Diger bir konu, son Milli Güvenlik Kurulu
toplantisindan neden tavsiye karari çikmadi? Bu konu da çok merak ediliyor.
Ben böyle bir istegin Milli Güvenlik Kurulu’na geldiğini duymadım. Milli
Güvenlik Kurulu’nda 5 asker üye ve 9 sivil üye vardır. Toplantı,
hükümetin tezkeresi mecliste iken ve henüz meclis karar vermemişken yapıldı.
Milli Güvenlik Kurulu, biliyorsunuz anayasaya göre meclise değil, hükümete
tavsiyede bulunur ve bu tavsiyesini Ocak ayı Milli Güvenlik Kurulu’nda
açık seçik yapmıştır. O toplantıyı müteakip (yayımlanan) basın bildirisine
bakılırsa bu açıkça görülecektir. Tezkere mecliste iken, karar öncesi
Milli Güvenlik Kurulu yeni bir tavsiyede bulunsaydı bu ne anlama gelirdi?
Meclise tezkerenin kabulü için baskı olurdu, demokratik olmazdı ve anayasaya
ile de uyumlu olmazdı.
Diğer bir soru; askerde hükümet tezkeresi
konusunda rahatsızlık var mı? Bu konu da çok gündeme geliyor. Hayır, tezkere
konusunda rahatsız değiliz. Soru bir gazetede çıkan “asker rahatsız” haberinden
kaynaklanıyor. Tabii bu haber bunu veren gazeteciye ve varsa onun kaynağına
aittir ve onları bağlar. Genelkurmay, biliyorsunuz aynı gün bu haberi doğrulamamıştır.
Genelkurmay Başkanlığına geldiğim zaman biliyorsunuz bir açıklama yaparak,
Türk Silahlı Kuvvetleri adına benim ve benim emrimle, İkinci Başkan’ımın
ve Genel Sekreter’imin açıklama yapabileceğini açıkça belirtmiştim. Keşke
bu haber, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görüşü olarak yansitilmasaydi. Türk
Silahli Kuvvetleri, şunu açikça ifade ediyorum, enine boyuna incelenmiş,
koordine edilmiş, akilci ve kolektif tek bir görüşe sahiptir. Onu da ben
ifade ediyorum.
Diger bir konu; Irak konusunun savaşa
“evet veya hayır” konumuna indirilmesidir. Bu konudaki görüşlerimi ifade
etmek istiyorum. Savaşa, halkin % 94’ü hayır dedi deniliyor. Bu yanlıştır.
Savaşa halkın % 100’ü hayır demiştir ve karşıdır. En karşı olan da savaşın
şiddet boyutunu en iyi bilen biz askerleriz. Savaş başlarsa Türkiye’nin
hareket tarzı ne olursa olsun büyük zarar göreceğimiz açıktır. Bu zararlar
siyasi, ekonomik, güvenlik, sosyal açıdandır. Gelinen aşamada şu bir gerçektir
ki, Türkiye savaşı tek başına önleme olanak ve yeteneğine sahip değildir.
Esasen bu sadece Türkiye’nin değil, bütün dünyanın görevidir ve bütün
dünya bu savaşı önlemek için gayret göstermektedir. Biz de bu gayretlerimize
devam etmek zorundayız. Dilerim savaş önlenebilsin. Ama biz hesabımızı
varsayıma, yani savaş çıkmayacak varsayımına dayayamayız. Savaş çıkarsa
ne yapacağımızı hesaplamamız gerekirdi. Bu hususta seçeneğimiz maalesef
iyi ile kötü arasında değil, kötü ile daha kötü arasındadır. Ya tamamen
dışında kalacağız ya da savaşanlara yardımcı olup, sürece katılacağız.
Bu iki hareket tarzı aylarca sistematik olarak ve bütün kurum ve
kuruluşlarla koordineli olarak incelenmiştir. Konuyu basite indirgersek,
hiç katılmamakla savaşın aynı zararlarını göreceğiz. Fakat zararımızın
telafi edilmesi ve savaş sonrasında söz sahibi olmamız asla mümkün olmayacaktır.
Şayet savaşanlara yardımcı olursak, ikinci alternatif olarak, zararımızın
bir kısmı telafi edilebilecek, savaşanların yanına katılmadan sadece Kuzey
Irak’ta mültecilere insani yardımda bulunacağız. Kuzeyden cephe açılacağı
için savaş kısa sürecek, acılar azalacak, beklenmedik gelişmeler olmayacak
ve daha az insan ölecektir diye düşündük. Bir tek kurşun atmadan görevimizi
tamamlayarak dönecektik. Beklenmeyen gelişmelere müdahale etmek zorunda
kalırsak savaşanlar da buna karşı çıkmayacaklardı. Bütün bunlar ve diğer
hususlar bir belgeye bağlandı, nispeten garantiye alındı. Ekonomik yardım,
yapacağımız işbirliğinin bedeli olarak değil, savaşanların bize verecekleri
zararın hiç olmazsa bir kısmının telafisi için istendi. Yoksa oraya yapacağımız
yardımların bedelinin peşinde olunulmadı. Türkiye Büyük Millet Meclisi
bu yargılarla uyumlu olan hükümet tezkeresini onaylamamıştır. Meclis, ulusun
temsilcisidir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bu karara sadece
saygı duyuyoruz. Bütün dileğim, savaştan kaçınmak için seçtiğimiz hareket
tarzının bizi, savaşanları da karşımıza alarak, bazı hareketler yapmak
zorunda bırakmamasıdır.
Tezkere onaylanmadı, şimdi ne olacak sorusuna
gelince. Aziz halkımız huzur içerisinde olsun. Türkiye Cumhuriyeti büyük,
güçlü ve yerleşmiş gelenekleri olan bir devlettir. Her karmaşık problemin
mutlak basit bir çözümü vardır. Yetkili bütün kurum ve kuruluşlar meseleyi
yeni duruma göre değerlendirmektedirler. Milli menfaatlerimizi en iyi koruyacak
ve gerçekleştirecek bir çözüm mutlaka bulunacaktır.
Şimdi de sözüm Kuzey Irak liderlerinedir. Bizler
içinde bulunduğumuz coğrafyanın esirleriyiz. Ne gidecek başka yerimiz,
ne edinecek başka dostumuz ve komşumuz vardır. Halklarımızın akrabalık
bağları vardır. Onların en sıkıntılı günlerinde bizler yanlarında olduk,
bunu onlar çok iyi bilmektedirler. Onları hiç yanıltmadık, onlara asla
yalan söylemedik. İki tarafa da faydalı işleri beraber başardık. Dünü unutanlar
geleceğin kötü mimarları olacaktır. Şimdi ne oldu da Türkiye aleyhtarı
bir hava estiriliyor, acı söylemlerde bulunuluyor, Türk bayrağı yakılıyor.
Bizler ülkemizi işgal eden devleti birlikte yendiğimiz zaman dahi onların
bayrağını yakmamış asil bir milletiz, onurlu bir milletiz. Onlara milli
menfaatlerimizin meşru müdafaa hakkımızı hatırlatır, ölçülü ve iş birliği
içinde olmalarını dilerim. Barışın yerini çatışmalarla doldurmak isteyenler,
bunun sonuç ve sorumluluğunu da yükleneceklerdir.
Sayın basın mensupları, son sözüm sizleredir.
Bu kritik günlerde lütfen haberlerinizin doğruluğundan, yorumlarınızın
yeterli verilere dayandığından ve milli menfaatlere zarar verecek yanlışlıklar
yapmamaktan emin olunuz. Hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür ederim.
|