Cumhurbaşkanı Sezer'in, İslam Konferansı Örgütü 10. Dönem Devlet ve Hükümet
Başkanları Zirvesi'nde yaptığı konuşma şöyle:
(16 Ekim 2003)
Malezya Başbakanı Sayın Dato Seri Dr. Mahathir Mohamad,
Majesteleri,
Altesleri,
Sayın Devlet ve Hükümet Başkanları,
Sayın Bakanlar,
Değerli Katılımcılar,
10. İslam Ülkeleri Doruğu dolayısıyla Putrajaya'da bulunmaktan ve sizlere
hitap etmekten onur duyuyorum. Öncelikle, evsahibi Malezya'ya başarılı
organizasyonu ve büyük konukseverliği için içten teşekkürlerimi sunuyor,
Türk ulusunun dost ve kardeş Malezya ulusuna içten selamlarını iletiyorum.
2000 yılında Doha'da düzenlenen 9. İslam Ülkeleri Doruğu'ndan başlayarak
Dönem Başkanlığı'nı yürüten Katar Emiri Altes Şeyh Hamad Bin Halifa Al
Tani'yi de kutluyorum.
Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana, dünyamız bir değişim sürecinden
geçmektedir. Bu sürecin hem olumlu, hem olumsuz sonuçlarına birlikte tanık
olmaktayız. Demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, saydamlık, iyi yönetim,
reform eğilimleri, hak ve özgürlükler alanının genişlemesi, bölgesel ve
küresel bütünleşme çabaları, enformasyon teknolojisinin hızlı gelişimi
ve bilgiye ulaşılabilir olması olumlu sonuçlar arasında yer almaktadır.
Madalyonun diğer yüzünde ise terörizm, kitle imha silahlarının yayılması,
kemikleşmiş siyasi ve ekonomik sorunlar, bölgesel çatışmalar, etnik milliyetçilik,
köktenleşme eğilimleri, Kuzey ile Güney arasındaki gönenç uçurumunun derinleşmesi
bulunmaktadır.
Öte yandan, coğrafi uzaklıkların artık eskisi kadar anlam taşımadığı
dünyamızda sorunlar da küreselleşmektedir. Sorunlara bireysel çözümler
arama dönemi geride kalmış, küresel çözümler arama gereği ön plana çıkmıştır.
Bu bağlamda gözler, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, uluslararası
ve bölgesel örgütlere çevrilmekte, çareler bu örgütlerde aranmaktadır.
Ancak, bu kurumların ortak istencinin, bir anlamda, üyelerinin bireysel
istençleri toplamından oluşması gerektiği gerçeği de dikkate alınmamaktadır.
Bu saptamalar, sanırım, İslam Konferansı Örgütü için de geçerlidir.
Örgütümüz bugüne kadar yararlı işlevler görmüş, İslam dayanışmasını özendirmiş,
çeşitli kazanımlar sağlanmıştır. Ancak, hepimizin beklentisi Örgütümüzün
saygınlığının, güvenilirliğinin ve etkinliğinin daha da güçlendirilmesi,
İslam Dünyası'nın ve genel olarak uluslararası toplumun gündemindeki sorunların
çözümüne daha fazla katkıda bulunmasıdır.
Üye sayısı ve üyelerinin nüfusları bakımından dünyanın temsil niteliği
en yüksek kuruluşlarından biri olan Örgütümüz, oynaması gereken rolü tam
anlamıyla oynayabilmekte midir? Aldığımız kararlar, yaptığımız öneriler,
gösterdiğimiz tepkiler arzuladığımız sonuçları vermekte midir ?
Bu soruları bütünüyle olumlu yanıtlamakta zorlandığımız bir gerçektir.
Nitekim, Örgütümüzün potansiyel gücünü yeterince yansıtamadığı, görünürlüğünü
gereğince yükseltemediği kanısı yaygındır.
Bu durumda yapmamız gereken, hem üye ülkeler, hem Örgüt olarak kendi
bahçemizi gözden geçirmek, ev ödevimizi yerine getirmektir. Kendi değerlerimizi
yitirmeden, çağın gerisinde kalmamanın, hatta çağı yönlendirebilmenin yöntemlerini
birlikte bulmamız gerektiğine inanıyoruz.
Ciddi bir yenilenme ve reform süreciyle bunu sağlayabileceğimizi düşünüyoruz.
Boyutları farklı da olsa, reform rüzgarları bugün hemen her ülkede ve her
bölgesel ve uluslararası kuruluşta esmektedir. Bu rüzgarı arkalarına alanlar
diğerlerinin önüne geçmekte, aralarındaki fark da giderek açılmaktadır.
Temel bir tercihle karşı karşıya bulunmaktayız. Ya ev ödevimizi yapmayarak,
bugünkü konumumuzla yetineceğiz, ya da kendimizi sorgulayarak, cesur kararlar
alacak ve İslam Dünyası'nın çıtasını yükselteceğiz.
Manevi değerlerimizin de bize cesur kararlar alma sorumluluğunu yüklediğine
inanıyoruz. Bunu yerine getirmek için atacağımız adımlar, İslam Konferansı
Örgütü'nün küresel barışa, özgürlüğe, eşitliğe, demokrasiye, istikrara,
uyuma, hoşgörüye ve gönence yapacağı yatırım olacaktır.
Sayın Başkan,
Doruk toplantımız, İslam Dünyası için kritik bir döneme rastlamaktadır.
Ortadoğu bölgesi yeni bir dönemin eşiğindedir. İsrail-Filistin sorununun
çözümü yolunda, her iki tarafın da, benimsenmiş Yol Haritası uyarınca atacağı
adımları hızlandırmasını ve çatışmaların, terörün ve şiddetin sona erdirilmesi
için etkin bir işbirliği yapmasını bekliyoruz. Terör eylemleri ve güç kullanımı
dahil, Yol Haritası'nın uygulanmasını engelleyecek her türlü girişimin
etkisiz kılınması için gerekli önlemlerin kararlılıkla alınması yaşamsal
önem taşımaktadır. Uyuşmazlığın barışçı yollardan çözümü amacıyla yakalanan
bu önemli fırsatın kaçırılmasına izin verilmemelidir. Barış ve güvenlik
ortamında tanınmış sınırlar içinde yanyana yaşayacak iki devlet vizyonunun
gerçekleşmesi, kalıcı barışın sağlanması bakımından belirleyici olacaktır.
Türkiye, geçmişte olduğu gibi, bugün de Ortadoğu'da barış, istikrar
ve gönencin egemen olacağı bir geleceğin kurulması için bütün taraflarla
birlikte çalışmaya hazırdır.
İsrail Güvenlik Kabinesi'nin Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı Sayın
Arafat'ı sürgüne gönderme yönünde aldığı ilke kararı ve İsrail'in Suriye'ye
karşı giriştiği hava saldırısı endişeyle karşıladığımız gelişmeler olmuştur.
Çeşitli vesilelerle vurguladığımız gibi, içinde bulunulan ortamda, bütün
tarafların son derece ölçülü davranmaları çok büyük önem taşımaktadır.
Sayın Başkan,
Doha Doruğu'ndan bu yana Irak'ta önemli gelişmeler yaşanmıştır. Koalisyon
Güçleri'nce gerçekleştirilen harekatın tamamlanmasını izleyen süreç hepimizi
yakından ilgilendirmektedir.
Irak'ta asayiş ve kamu düzeninin sağlanması, halkın can ve mal güvenliğinin
korunması ve temel gereksinimlerinin karşılanması en ivedi konular arasındadır.
Irak, en kısa süre içinde düzlüğe çıkmalı, Irak halkı tam egemenliğine
biran önce kavuşmalıdır.
Irak'ta asayiş ve istikrarın sağlanmasına paralel olarak, egemenlik
giderek Iraklılar'a devredilmelidir.
Bu süreçte Irak'ın toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunması
bizim için vazgeçilmez ilkelerdir. Irak'ı meydana getiren bütün nüfus kesimlerinin
bu temel ilkeler çevresinde kenetlenmesi, Irak için olduğu kadar, bu bölgenin
istikrarı açısından da büyük önem taşımaktadır.
Yıllardır çekmekte olduğu sıkıntıları geride bırakmış, barış, istikrar,
huzur ve gönenç içinde yaşayan, toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini
koruyan demokratik bir Irak'ın bölgesel ve uluslararası istikrara katkısı
da büyük olacaktır. Bu doğrultuda, Irak'ın komşularına ve bölge ülkelerine
özel bir sorumluluk düşmektedir.
Türkiye, Irak'ın komşusu ve Irak halkının dostu olarak, yeniden yapılandırma
sürecinde elinden gelen katkıyı yapmaya devam edecektir. Türkiye, Irak'a
yapılan insani yardımların ana ulaşım yollarından biri konumuna gelmiştir.
Her gün binlerce kamyon Türkiye'den Irak'a, Irak'tan Türkiye'ye geçmektedir.
Türkiye Irak'a elektrik vermeye de başlamıştır. Irak'ın istikrarına ve
yeni döneminin hazırlanmasına desteğimiz çeşitli alanlarda sürecektir.
Bu katkılar, Türkiye'nin Irak'a ilişkin temel vizyonunun somut yansımaları
olacaktır. Türkiye'nin Irak vizyonu da, Irak halkının ve uluslararası toplumun
kollektif vizyonudur, başka özel bir gündem içermemektedir.
Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, uluslararası toplum Irak halkının
bu güç döneminde etkin roller üstlenmelidir. Türkiye, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi'ndeki çalışmalara bu anlayışla bakmaktadır. İslam Konferansı
Örgütü de, üyesi olan Irak'taki olumsuz gelişmeler karşısında hareketsiz
kalmamalı, Irak'a ve Irak halkına yardımcı olmanın yollarını bulabilmelidir.
Sayın Başkan,
Asya kıtasının önemli kavşaklarından birinde yer alan Afganistan'da,
uluslararası toplumun ortak iradesiyle şekillendirilen Bonn Süreci şu ana
kadar başarıyla sürdürülmüştür. Ancak, bu ülkedeki yönetim kurumlarının
halen yeterli kapasite, güç ve kaynağa sahip olmadığını görüyoruz. Bonn
Süreci'nin başarısı, büyük ölçüde, Merkezi Hükümet'in otoritesinin ülke
geneline yayılmasına bağlı bulunmaktadır. Bu bağlamda, uluslararası toplumun
Afganistan'a destek ve yardımlarını sürdürmesi gerekmektedir. Türkiye de,
Afgan halkının geleneksel dostu sıfatıyla, bu alanda kendine düşeni yapmaya
devam edecektir.
Yukarı Karabağ sorunu ve Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarının beşte
birini işgal etmeyi sürdürmesi, Güney Kafkaslar'daki en önemli uyuşmazlığı
oluşturmakta ve bölgedeki işbirliği süreçlerini engellemektedir. Bölgeye
komşu olan Türkiye, sorunun barışçı yollardan çözümü amacıyla oluşturulmuş
AGİT Minsk Grubu'nun da üyesidir. Bu çerçevede, donmuş sorun haline gelme
eğilimi gösteren bu konunun, iki tarafın oluruyla, çok uzak olmayan bir
gelecekte barışçı şekilde çözümünü ve tüm bölge için bir işbirliği ve dostluk
döneminin başlamasını istemekteyiz.
Türkiye, belirli bir olgunluk düzeyine erişmiş olduğunu değerlendirdiği
bu yoldaki çabaların yeni bir ivme ve açılımlarla desteklenmesini dilemektedir.
Örgütümüz'ün üyelerinin, bu soruna kalıcı ve hakça bir çözüm bulunmasına
yönelik katkılarını bundan sonra da esirgemeyeceklerine inanıyoruz.
Türkiye, Jammu ve Keşmir konusunun 1947 yılından bu yana Pakistan ile
Hindistan arasında sorun oluşturmasından üzüntü duymaktadır. Bu yörenin
halkı çok acı çekmiştir. Sorunun, diyalog yoluyla, uluslararası yasallık
temelinde çözümünden yanayız. Bu bağlamda, Pakistan ile Hindistan arasında
son dönemde yapılan karşılıklı açılımlar, gereksinim duyulan diyalogun
başlatılması konusunda bizi umutlandırmıştır. Jammu ve Keşmir sorununun
çözümü alt-kıtada barış ve istikrarın sağlanmasına da önemli katkıda bulunacaktır.
Dünyamız, giderek tüm insanlığı hedef alan büyük bir tehditle karşı
karşıyadır. Hepimiz için derin endişe kaynağı olan bu tehdit uluslararası
terörizmdir. Yıllarca terörizme hedef olan Türkiye, ikili, bölgesel ve
uluslararası planda terörizmle mücadele alanında gösterilen bütün çabalara
katılmaktadır. Terörizmin dini ve ulusu yoktur. Uluslararası toplum bu
alandaki savaşımını tam bir birlik içinde sürdürmeli, çıkış noktası ya
da biçimi ne olursa olsun, terörizmin hiçbir türünü hoşgörmemelidir.
Sayın Başkan,
Türkiye Kıbrıs'ta barışın ve Kıbrıs Türkü'nün vazgeçilmez haklarının
korunacağı hakça ve yaşayabilir bir çözüm istemektedir. BM Genel Sekreteri'nin
iyiniyet misyonunu ve bu çerçevede gösterdiği çabaları da bu anlayışla
desteklemeye devam etmektedir. Kıbrıs'ta dili ve dini ayrı iki ulus ve
onların kurduğu iki devlet vardır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tüm kurumları,
bağımsız yargısı, yerleşik demokrasisi ve çağdaş eğitim sistemiyle büyüyen
ve gelişen bir devlet yapısına sahiptir. Kıbrıs'ta bir ortaklık iki eşit
halk arasında kurulmalı ve Ada'daki gerçekleri dikkate almalıdır. Varılacak
çözümün, iki kesimliliği ve Ada üzerindeki Türk-Yunan dengesini koruması
gerekmektedir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti taraflar arasında mevcut güven bunalımının
aşılması amacıyla, tek yanlı olarak Kuzey'den Güney'e ve Güney'den Kuzey'e
geçişlerin ve iki taraf arasında ticaretin serbestleştirilmesini de kararlaştırmıştır.
Ancak, yalnızca bir tarafın attığı adımlarla çözüm yönünde ilerleme sağlanması
olanaklı değildir. Rum tarafı tüm bu açılımlara karşı olumsuz yaklaşımını
sürdürmektedir. Yine de, Türk tarafının attığı bu adımlar sayesinde, Ada'da
geçmişe oranla oldukça olumlu bir atmosfer oluşması sağlanmıştır. Bu nedenle,
Ada'da kapsamlı bir çözümü kolaylaştıracağı düşüncesiyle Türk tarafı iyiniyetli
açılımlarını sürdürmektedir. Kıbrıs'ta güven artırıcı önlemlerin bir bütün
olarak kapsamlı uzlaşı ve çözüm çabalarına önemli katkıda bulunacağını
düşünmekteyiz.
Öte yandan, Müslüman Kıbrıs Türk halkı 40 yıldır yolculuk, ticaret,
ekonomi, bilim, kültür ve hatta spor alanlarında çözüm arayışları ile tam
anlamıyla çelişen haksız bir ambargo ve kısıtlamalarla karşı karşıya bulunmaktadır.
Biz Kıbrıs Adası'na yönelik her türlü ambargonun kaldırılmasından yanayız.
Türkiye olarak bu alanda üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu somut
biçimde ortaya koymuş bulunuyoruz. Dost ve kardeş ülkelerin de Kıbrıs Türk
halkına ve attığı yapıcı adımlara destek vermesinin hakça ve kalıcı bir
kapsamlı çözümü kolaylaştıracağını düşünüyoruz.
1970'li yıllardan beri İKÖ'nün gözlemci üyesi olan Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti haklı bir tam üyelik beklentisi içindedir. Oysa, 20 yıl önce
kendi devletini kurmuş olan Müslüman Kıbrıs Türkü, halen Birleşmiş Milletler'in
bile artık kullanmadığı "toplum" sıfatıyla İKÖ'ye katılabilmektedir. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti İKÖ'de hak ettiği yeri almalıdır.
Sayın Başkan,
Üye olmayan ülkelerde yaşayan Müslüman azınlıklar her zaman bu Örgüt'ün
en önde gelen ilgi alanlarından birisi olmuştur.
Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı'nın ikili ve uluslararası anlaşmalar
ile güvence altına alınmış olan temel birey ve azınlık haklarından bütünüyle
yararlandırılmaması düşündürücüdür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin
çeşitli davalarda almış olduğu kararlara rağmen, Batı Trakya Türkleri'nin
seçilmiş Müftüsü Mehmet Emin Aga'nın "müftülük sıfatını gasp gerekçesiyle"
yakın dönemde yerel makamlar tarafından bir kez daha mahkum edilmiş olması
üzüntü kaynağıdır. Batı Trakya'daki azınlık vakıflarının yönetim kurullarının
doğrudan Yunan makamlarınca atanması suretiyle denetlenmesine de maalesef
devam edilmektedir.
Bu nedenle, Örgütümüz'ün Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı'nın temel
azınlık haklarının tanınmasına yönelik yakın ilgi ve desteğini sürdürmesi
büyük önem taşımaktadır.
Sayın Başkan,
İslam Ülkeleri arasında ekonomik ve ticari işbirliğinin artırılması
faaliyetleri İKÖ bünyesindeki işbirliğimizin ana eksenlerinden birini oluşturmaktadır.
İKÖ üyesi ülkeler arasında ortak ticaretin artarak gelişmesi sevindiricidir.
Bu bağlamda, üye ülkeler arasında ekonomik işbirliği projelerini ve
ticareti geliştirmeye yönelik en önemli ortak platform olan, İslam Konferansı
Örgütü Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi'nin (İSEDAK) Ondokuzuncu
Bakanlar Oturumu'nun, iki günlük Yüksek Düzeyli Uzmanlar Hazırlık Toplantısı'nın
ardından 22-23 Ekim 2003 tarihlerinde İstanbul'da yapılacağını bildirmekten
mutluluk duyuyorum.
İSEDAK tarafından yürütülen etkinliklere ilişkin olarak, İKÖ Genel Sekreterliği
ve İSEDAK Koordinasyon Bürosu tarafından hazırlanmış olan kapsamlı ve ayrıntılı
bir gelişme raporu ile bu konulara ilişkin görüş ve düşüncelerimizi içeren
bir metin sizlere dağıtılmış bulunmaktadır.
Bu fırsattan yararlanarak, başkanı olduğum İSEDAK'ın ortak ekonomik
işbirliği projelerinin ve ticareti geliştirmeye yönelik çalışmaların yoğunlaştırılması
bağlamında en geniş dayanışma ve işbirliği zemini olmayı pekiştirerek sürdüreceğine
olan inancımı bir kere daha yinelemek isterim.
Sayın Başkan,
Sözlerimi tamamlarken, gelecek yıl Türkiye'de düzenlenecek olan 31.
İslam Dışişleri Bakanları Konferansı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli
çabayı göstereceğimizi vurgular, hepinizi saygılarımla selamlarım.
Teşekkür ederim.
|