Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar

SEZER'İN İKÖ KONUŞMASI...
16 Ekim 2003

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 16-17 Ekim 2003 tarihlerinde Malezya'da düzenlenen İslam Konferansı Örgütü 10. Dönem Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne katıldı.

Cumhurbaşkanı Sezer, zirvede yaptığı konuşmada, gerek İslam dünyasının yapması gereken reformlar, gerekse Türkiye'nin Irak politikasına ilişkin önemli mesajlar verdi.
 

SEZER'İN KONUŞMASINDAN...

"Temel bir tercihle karşı karşıya bulunmaktayız. Ya ev ödevimizi yapmayarak, bugünkü konumumuzla yetineceğiz ya da kendimizi sorgulayarak, cesur kararlar alacak ve İslam dünyasının çıtasını yükselteceğiz."

"Temel bir tercihle karşı karşıya bulunmaktayız. Ya ev ödevimizi yapmayarak, bugünkü konumumuzla yetineceğiz ya da kendimizi sorgulayarak, cesur kararlar alacak ve İslam dünyasının çıtasını yükselteceğiz."

"Kendi değerlerimizi yitirmeden, çağın gerisinde kalmamanın, hatta çağı yönlendirebilmenin yöntemlerini birlikte bulmamız gerektiğine inanıyoruz."

"Ciddi bir yenilenme ve reform süreciyle bunu sağlayabileceğimizi düşünüyoruz. Boyutları farklı da olsa, reform rüzgarları bugün hemen her ülkede ve her bölgesel ve uluslararası kuruluşta esmektedir. Bu rüzgarı arkalarına alanlar diğerlerinin önüne geçmekte, aralarındaki fark da giderek açılmaktadır."

"Ortadoğu bölgesi yeni bir dönemin eşiğindedir."

"Türkiye, geçmişte olduğu gibi, bugün de Ortadoğu'da barış, istikrar ve gönencin egemen olacağı bir geleceğin kurulması için bütün taraflarla birlikte çalışmaya hazırdır."

"Irak'ın toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunması bizim için vazgeçilmez ilkelerdir. Irak'ı meydana getiren bütün nüfus kesimlerinin bu temel ilkeler çevresinde kenetlenmesi, Irak için olduğu kadar, bu bölgenin istikrarı açısından da büyük önem taşımaktadır."

"Türkiye'nin Irak vizyonu, Irak halkının ve uluslararası toplumun kollektif vizyonudur, başka özel bir gündem içermemektedir."

"Dünyamız, giderek tüm insanlığı hedef alan büyük bir tehditle karşı karşıyadır. Hepimiz için derin endişe kaynağı olan bu tehdit uluslararası terörizmdir. Yıllarca terörizme hedef olan Türkiye, ikili, bölgesel ve uluslararası planda terörizmle mücadele alanında gösterilen bütün çabalara katılmaktadır. Terörizmin dini ve ulusu yoktur. Uluslararası toplum bu alandaki savaşımını tam bir birlik içinde sürdürmeli, çıkış noktası ya da biçimi ne olursa olsun, terörizmin hiçbir türünü hoşgörmemelidir."

"Kıbrıs'ta bir ortaklık iki eşit halk arasında kurulmalı ve Ada'daki gerçekleri dikkate almalıdır. Varılacak çözümün, iki kesimliliği ve Ada üzerindeki Türk-Yunan dengesini koruması gerekmektedir."

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) 10. Dönem Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi Malezya'da 16-17 Ekim 2003'de yapıldı.

Malezya'nın ev sahipliğinde, 30 kadar ülkenin devlet başkanı ya da başbakan seviyesinde temsil edildiği Zirvede, Türkiye'yi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül temsil etti.

Zirvenin gündemini başta Irak olmak üzere, İKÖ'nün uluslararası sorunlarda daha aktif olabilmesi için yeniden yapılanması, Filistin sorunu, İsrail'in Suriye'ye saldırısı gibi konular oluşturdu.

Cumhurbaşkanı Sezer, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref, İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Bangladeş Başbakanı Begüm Halide Ziya ve Lübnan Başbakanı Refik Hariri ile ikili görüşmelerde bulundu.
 

Cumhurbaşkanı Sezer'in, İslam Konferansı Örgütü 10. Dönem Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde yaptığı konuşma şöyle:
(16 Ekim 2003)

Malezya Başbakanı Sayın Dato Seri Dr. Mahathir Mohamad,
Majesteleri,
Altesleri,
Sayın Devlet ve Hükümet Başkanları,
Sayın Bakanlar,
Değerli Katılımcılar,

10. İslam Ülkeleri Doruğu dolayısıyla Putrajaya'da bulunmaktan ve sizlere hitap etmekten onur duyuyorum. Öncelikle, evsahibi Malezya'ya başarılı organizasyonu ve büyük konukseverliği için içten teşekkürlerimi sunuyor, Türk ulusunun dost ve kardeş Malezya ulusuna içten selamlarını iletiyorum. 2000 yılında Doha'da düzenlenen 9. İslam Ülkeleri Doruğu'ndan başlayarak Dönem Başkanlığı'nı yürüten Katar Emiri Altes Şeyh Hamad Bin Halifa Al Tani'yi de kutluyorum.

Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana, dünyamız bir değişim sürecinden geçmektedir. Bu sürecin hem olumlu, hem olumsuz sonuçlarına birlikte tanık olmaktayız. Demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, saydamlık, iyi yönetim, reform eğilimleri, hak ve özgürlükler alanının genişlemesi, bölgesel ve küresel bütünleşme çabaları, enformasyon teknolojisinin hızlı gelişimi ve bilgiye ulaşılabilir olması olumlu sonuçlar arasında yer almaktadır. Madalyonun diğer yüzünde ise terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, kemikleşmiş siyasi ve ekonomik sorunlar, bölgesel çatışmalar, etnik milliyetçilik, köktenleşme eğilimleri, Kuzey ile Güney arasındaki gönenç uçurumunun derinleşmesi bulunmaktadır.

Öte yandan, coğrafi uzaklıkların artık eskisi kadar anlam taşımadığı dünyamızda sorunlar da küreselleşmektedir. Sorunlara bireysel çözümler arama dönemi geride kalmış, küresel çözümler arama gereği ön plana çıkmıştır.

Bu bağlamda gözler, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, uluslararası ve bölgesel örgütlere çevrilmekte, çareler bu örgütlerde aranmaktadır. Ancak, bu kurumların ortak istencinin, bir anlamda, üyelerinin bireysel istençleri toplamından oluşması gerektiği gerçeği de dikkate alınmamaktadır.

Bu saptamalar, sanırım, İslam Konferansı Örgütü için de geçerlidir. Örgütümüz bugüne kadar yararlı işlevler görmüş, İslam dayanışmasını özendirmiş, çeşitli kazanımlar sağlanmıştır. Ancak, hepimizin beklentisi Örgütümüzün saygınlığının, güvenilirliğinin ve etkinliğinin daha da güçlendirilmesi, İslam Dünyası'nın ve genel olarak uluslararası toplumun gündemindeki sorunların çözümüne daha fazla katkıda bulunmasıdır.

Üye sayısı ve üyelerinin nüfusları bakımından dünyanın temsil niteliği en yüksek kuruluşlarından biri olan Örgütümüz, oynaması gereken rolü tam anlamıyla oynayabilmekte midir? Aldığımız kararlar, yaptığımız öneriler, gösterdiğimiz tepkiler arzuladığımız sonuçları vermekte midir ?

Bu soruları bütünüyle olumlu yanıtlamakta zorlandığımız bir gerçektir. Nitekim, Örgütümüzün potansiyel gücünü yeterince yansıtamadığı, görünürlüğünü gereğince yükseltemediği kanısı yaygındır.

Bu durumda yapmamız gereken, hem üye ülkeler, hem Örgüt olarak kendi bahçemizi gözden geçirmek, ev ödevimizi yerine getirmektir. Kendi değerlerimizi yitirmeden, çağın gerisinde kalmamanın, hatta çağı yönlendirebilmenin yöntemlerini birlikte bulmamız gerektiğine inanıyoruz.

Ciddi bir yenilenme ve reform süreciyle bunu sağlayabileceğimizi düşünüyoruz. Boyutları farklı da olsa, reform rüzgarları bugün hemen her ülkede ve her bölgesel ve uluslararası kuruluşta esmektedir. Bu rüzgarı arkalarına alanlar diğerlerinin önüne geçmekte, aralarındaki fark da giderek açılmaktadır.

Temel bir tercihle karşı karşıya bulunmaktayız. Ya ev ödevimizi yapmayarak, bugünkü konumumuzla yetineceğiz, ya da kendimizi sorgulayarak, cesur kararlar alacak ve İslam Dünyası'nın çıtasını yükselteceğiz.

Manevi değerlerimizin de bize cesur kararlar alma sorumluluğunu yüklediğine inanıyoruz. Bunu yerine getirmek için atacağımız adımlar, İslam Konferansı Örgütü'nün küresel barışa, özgürlüğe, eşitliğe, demokrasiye, istikrara, uyuma, hoşgörüye ve gönence yapacağı yatırım olacaktır.

Sayın Başkan,

Doruk toplantımız, İslam Dünyası için kritik bir döneme rastlamaktadır. Ortadoğu bölgesi yeni bir dönemin eşiğindedir. İsrail-Filistin sorununun çözümü yolunda, her iki tarafın da, benimsenmiş Yol Haritası uyarınca atacağı adımları hızlandırmasını ve çatışmaların, terörün ve şiddetin sona erdirilmesi için etkin bir işbirliği yapmasını bekliyoruz. Terör eylemleri ve güç kullanımı dahil, Yol Haritası'nın uygulanmasını engelleyecek her türlü girişimin etkisiz kılınması için gerekli önlemlerin kararlılıkla alınması yaşamsal önem taşımaktadır. Uyuşmazlığın barışçı yollardan çözümü amacıyla yakalanan bu önemli fırsatın kaçırılmasına izin verilmemelidir. Barış ve güvenlik ortamında tanınmış sınırlar içinde yanyana yaşayacak iki devlet vizyonunun gerçekleşmesi, kalıcı barışın sağlanması bakımından belirleyici olacaktır.

Türkiye, geçmişte olduğu gibi, bugün de Ortadoğu'da barış, istikrar ve gönencin egemen olacağı bir geleceğin kurulması için bütün taraflarla birlikte çalışmaya hazırdır.

İsrail Güvenlik Kabinesi'nin Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı Sayın Arafat'ı sürgüne gönderme yönünde aldığı ilke kararı ve İsrail'in Suriye'ye karşı giriştiği hava saldırısı endişeyle karşıladığımız gelişmeler olmuştur. Çeşitli vesilelerle vurguladığımız gibi, içinde bulunulan ortamda, bütün tarafların son derece ölçülü davranmaları çok büyük önem taşımaktadır.

Sayın Başkan,

Doha Doruğu'ndan bu yana Irak'ta önemli gelişmeler yaşanmıştır. Koalisyon Güçleri'nce gerçekleştirilen harekatın tamamlanmasını izleyen süreç hepimizi yakından ilgilendirmektedir.

Irak'ta asayiş ve kamu düzeninin sağlanması, halkın can ve mal güvenliğinin korunması ve temel gereksinimlerinin karşılanması en ivedi konular arasındadır. Irak, en kısa süre içinde düzlüğe çıkmalı, Irak halkı tam egemenliğine biran önce kavuşmalıdır.

Irak'ta asayiş ve istikrarın sağlanmasına paralel olarak, egemenlik giderek Iraklılar'a devredilmelidir.

Bu süreçte Irak'ın toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunması bizim için vazgeçilmez ilkelerdir. Irak'ı meydana getiren bütün nüfus kesimlerinin bu temel ilkeler çevresinde kenetlenmesi, Irak için olduğu kadar, bu bölgenin istikrarı açısından da büyük önem taşımaktadır.

Yıllardır çekmekte olduğu sıkıntıları geride bırakmış, barış, istikrar, huzur ve gönenç içinde yaşayan, toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini koruyan demokratik bir Irak'ın bölgesel ve uluslararası istikrara katkısı da büyük olacaktır. Bu doğrultuda, Irak'ın komşularına ve bölge ülkelerine özel bir sorumluluk düşmektedir.

Türkiye, Irak'ın komşusu ve Irak halkının dostu olarak, yeniden yapılandırma sürecinde elinden gelen katkıyı yapmaya devam edecektir. Türkiye, Irak'a yapılan insani yardımların ana ulaşım yollarından biri konumuna gelmiştir. Her gün binlerce kamyon Türkiye'den Irak'a, Irak'tan Türkiye'ye geçmektedir. Türkiye Irak'a elektrik vermeye de başlamıştır. Irak'ın istikrarına ve yeni döneminin hazırlanmasına desteğimiz çeşitli alanlarda sürecektir. Bu katkılar, Türkiye'nin Irak'a ilişkin temel vizyonunun somut yansımaları olacaktır. Türkiye'nin Irak vizyonu da, Irak halkının ve uluslararası toplumun kollektif vizyonudur, başka özel bir gündem içermemektedir.

Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, uluslararası toplum Irak halkının bu güç döneminde etkin roller üstlenmelidir. Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki çalışmalara bu anlayışla bakmaktadır. İslam Konferansı Örgütü de, üyesi olan Irak'taki olumsuz gelişmeler karşısında hareketsiz kalmamalı, Irak'a ve Irak halkına yardımcı olmanın yollarını bulabilmelidir.

Sayın Başkan,

Asya kıtasının önemli kavşaklarından birinde yer alan Afganistan'da, uluslararası toplumun ortak iradesiyle şekillendirilen Bonn Süreci şu ana kadar başarıyla sürdürülmüştür. Ancak, bu ülkedeki yönetim kurumlarının halen yeterli kapasite, güç ve kaynağa sahip olmadığını görüyoruz. Bonn Süreci'nin başarısı, büyük ölçüde, Merkezi Hükümet'in otoritesinin ülke geneline yayılmasına bağlı bulunmaktadır. Bu bağlamda, uluslararası toplumun Afganistan'a destek ve yardımlarını sürdürmesi gerekmektedir. Türkiye de, Afgan halkının geleneksel dostu sıfatıyla, bu alanda kendine düşeni yapmaya devam edecektir.

Yukarı Karabağ sorunu ve Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarının beşte birini işgal etmeyi sürdürmesi, Güney Kafkaslar'daki en önemli uyuşmazlığı oluşturmakta ve bölgedeki işbirliği süreçlerini engellemektedir. Bölgeye komşu olan Türkiye, sorunun barışçı yollardan çözümü amacıyla oluşturulmuş AGİT Minsk Grubu'nun da üyesidir. Bu çerçevede, donmuş sorun haline gelme eğilimi gösteren bu konunun, iki tarafın oluruyla, çok uzak olmayan bir gelecekte barışçı şekilde çözümünü ve tüm bölge için bir işbirliği ve dostluk döneminin başlamasını istemekteyiz.

Türkiye, belirli bir olgunluk düzeyine erişmiş olduğunu değerlendirdiği bu yoldaki çabaların yeni bir ivme ve açılımlarla desteklenmesini dilemektedir. Örgütümüz'ün üyelerinin, bu soruna kalıcı ve hakça bir çözüm bulunmasına yönelik katkılarını bundan sonra da esirgemeyeceklerine inanıyoruz.

Türkiye, Jammu ve Keşmir konusunun 1947 yılından bu yana Pakistan ile Hindistan arasında sorun oluşturmasından üzüntü duymaktadır. Bu yörenin halkı çok acı çekmiştir. Sorunun, diyalog yoluyla, uluslararası yasallık temelinde çözümünden yanayız. Bu bağlamda, Pakistan ile Hindistan arasında son dönemde yapılan karşılıklı açılımlar, gereksinim duyulan diyalogun başlatılması konusunda bizi umutlandırmıştır. Jammu ve Keşmir sorununun çözümü alt-kıtada barış ve istikrarın sağlanmasına da önemli katkıda bulunacaktır.

Dünyamız, giderek tüm insanlığı hedef alan büyük bir tehditle karşı karşıyadır. Hepimiz için derin endişe kaynağı olan bu tehdit uluslararası terörizmdir. Yıllarca terörizme hedef olan Türkiye, ikili, bölgesel ve uluslararası planda terörizmle mücadele alanında gösterilen bütün çabalara katılmaktadır. Terörizmin dini ve ulusu yoktur. Uluslararası toplum bu alandaki savaşımını tam bir birlik içinde sürdürmeli, çıkış noktası ya da biçimi ne olursa olsun, terörizmin hiçbir türünü hoşgörmemelidir.

Sayın Başkan,

Türkiye Kıbrıs'ta barışın ve Kıbrıs Türkü'nün vazgeçilmez haklarının korunacağı hakça ve yaşayabilir bir çözüm istemektedir. BM Genel Sekreteri'nin iyiniyet misyonunu ve bu çerçevede gösterdiği çabaları da bu anlayışla desteklemeye devam etmektedir. Kıbrıs'ta dili ve dini ayrı iki ulus ve onların kurduğu iki devlet vardır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tüm kurumları, bağımsız yargısı, yerleşik demokrasisi ve çağdaş eğitim sistemiyle büyüyen ve gelişen bir devlet yapısına sahiptir. Kıbrıs'ta bir ortaklık iki eşit halk arasında kurulmalı ve Ada'daki gerçekleri dikkate almalıdır. Varılacak çözümün, iki kesimliliği ve Ada üzerindeki Türk-Yunan dengesini koruması gerekmektedir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti taraflar arasında mevcut güven bunalımının aşılması amacıyla, tek yanlı olarak Kuzey'den Güney'e ve Güney'den Kuzey'e geçişlerin ve iki taraf arasında ticaretin serbestleştirilmesini de kararlaştırmıştır. Ancak, yalnızca bir tarafın attığı adımlarla çözüm yönünde ilerleme sağlanması olanaklı değildir. Rum tarafı tüm bu açılımlara karşı olumsuz yaklaşımını sürdürmektedir. Yine de, Türk tarafının attığı bu adımlar sayesinde, Ada'da geçmişe oranla oldukça olumlu bir atmosfer oluşması sağlanmıştır. Bu nedenle, Ada'da kapsamlı bir çözümü kolaylaştıracağı düşüncesiyle Türk tarafı iyiniyetli açılımlarını sürdürmektedir. Kıbrıs'ta güven artırıcı önlemlerin bir bütün olarak kapsamlı uzlaşı ve çözüm çabalarına önemli katkıda bulunacağını düşünmekteyiz.

Öte yandan, Müslüman Kıbrıs Türk halkı 40 yıldır yolculuk, ticaret, ekonomi, bilim, kültür ve hatta spor alanlarında çözüm arayışları ile tam anlamıyla çelişen haksız bir ambargo ve kısıtlamalarla karşı karşıya bulunmaktadır. Biz Kıbrıs Adası'na yönelik her türlü ambargonun kaldırılmasından yanayız. Türkiye olarak bu alanda üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu somut biçimde ortaya koymuş bulunuyoruz. Dost ve kardeş ülkelerin de Kıbrıs Türk halkına ve attığı yapıcı adımlara destek vermesinin hakça ve kalıcı bir kapsamlı çözümü kolaylaştıracağını düşünüyoruz.

1970'li yıllardan beri İKÖ'nün gözlemci üyesi olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti haklı bir tam üyelik beklentisi içindedir. Oysa, 20 yıl önce kendi devletini kurmuş olan Müslüman Kıbrıs Türkü, halen Birleşmiş Milletler'in bile artık kullanmadığı "toplum" sıfatıyla İKÖ'ye katılabilmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti İKÖ'de hak ettiği yeri almalıdır.

Sayın Başkan,

Üye olmayan ülkelerde yaşayan Müslüman azınlıklar her zaman bu Örgüt'ün en önde gelen ilgi alanlarından birisi olmuştur.

Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı'nın ikili ve uluslararası anlaşmalar ile güvence altına alınmış olan temel birey ve azınlık haklarından bütünüyle yararlandırılmaması düşündürücüdür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin çeşitli davalarda almış olduğu kararlara rağmen, Batı Trakya Türkleri'nin seçilmiş Müftüsü Mehmet Emin Aga'nın "müftülük sıfatını gasp gerekçesiyle" yakın dönemde yerel makamlar tarafından bir kez daha mahkum edilmiş olması üzüntü kaynağıdır. Batı Trakya'daki azınlık vakıflarının yönetim kurullarının doğrudan Yunan makamlarınca atanması suretiyle denetlenmesine de maalesef devam edilmektedir.

Bu nedenle, Örgütümüz'ün Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı'nın temel azınlık haklarının tanınmasına yönelik yakın ilgi ve desteğini sürdürmesi büyük önem taşımaktadır.

Sayın Başkan,

İslam Ülkeleri arasında ekonomik ve ticari işbirliğinin artırılması faaliyetleri İKÖ bünyesindeki işbirliğimizin ana eksenlerinden birini oluşturmaktadır. İKÖ üyesi ülkeler arasında ortak ticaretin artarak gelişmesi sevindiricidir.

Bu bağlamda, üye ülkeler arasında ekonomik işbirliği projelerini ve ticareti geliştirmeye yönelik en önemli ortak platform olan, İslam Konferansı Örgütü Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi'nin (İSEDAK) Ondokuzuncu Bakanlar Oturumu'nun, iki günlük Yüksek Düzeyli Uzmanlar Hazırlık Toplantısı'nın ardından 22-23 Ekim 2003 tarihlerinde İstanbul'da yapılacağını bildirmekten mutluluk duyuyorum.

İSEDAK tarafından yürütülen etkinliklere ilişkin olarak, İKÖ Genel Sekreterliği ve İSEDAK Koordinasyon Bürosu tarafından hazırlanmış olan kapsamlı ve ayrıntılı bir gelişme raporu ile bu konulara ilişkin görüş ve düşüncelerimizi içeren bir metin sizlere dağıtılmış bulunmaktadır.

Bu fırsattan yararlanarak, başkanı olduğum İSEDAK'ın ortak ekonomik işbirliği projelerinin ve ticareti geliştirmeye yönelik çalışmaların yoğunlaştırılması bağlamında en geniş dayanışma ve işbirliği zemini olmayı pekiştirerek sürdüreceğine olan inancımı bir kere daha yinelemek isterim.

Sayın Başkan,

Sözlerimi tamamlarken, gelecek yıl Türkiye'de düzenlenecek olan 31. İslam Dışişleri Bakanları Konferansı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli çabayı göstereceğimizi vurgular, hepinizi saygılarımla selamlarım.

Teşekkür ederim.
 



(24 KASIM 2003)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2003 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.