Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YASA METNİ (5170)
TEKLİF METNİ
GENEL VE MADDE GEREKÇELERİ
ANAYASA KOMİSYONU RAPORU
OYLAMA SONUÇLARI
1982 ANAYASASI DEĞİŞİKLİKLERİ

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ...
TBMM Genel Kurulu görüşmeleri...
4 Mayıs 2004
Anayasa'nın 9 maddesinde değişiklik öngören, 1 maddesini de kaldıran Teklif, 27 Nisan 2004'de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekillerinden 198'inin imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunuldu.

TBMM Anayasa Komisyonu, Teklifi 30 Nisan'da görüştü ve 4 maddede (1, 3, 5 ve 7. maddeler) değişiklik yaparak kabul etti.

Anayasa Değişikliği Teklifi'nin TBMM Genel Kurulu'ndaki ilk tur görüşmeleri 4 Mayıs'ta, 2. tur görüşmeleri ise 7 Mayıs'ta yapıldı. Teklifin tümü üzerinde yapılan son oylamaya 471 milletvekili katıldı. Oylamada 457 milletvekili kabul oyu kullanırken, 8 milletvekili ret, 1 milletvekili çekimser oy kullandı, 5 oy da boş çıktı.
 

CHP ve AKP Grupları adına yapılan konuşmalar...
 
TBMM Genel Kurulu'nda Anayasa Değişikliği Teklifi'nin tümü üzerinde yapılan görüşmeler şöyle:
(4 Mayıs 2004 - 22. Dönem 2. Yasama Yılı 83. Birleşim)

BAŞKAN (Başkanvekili Nevzat PAKDİL) -

(.......................)

Teklifin tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Oya Araslı; AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Nimet Çubukçu; şahısları adına, Konya Milletvekili Ahmet Işık, Adana Milletvekili Uğur Aksöz ve Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın söz talepleri vardır.

İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Oya Araslı’ya aittir.

Sayın Araslı buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum ve bu vesileyle, dün Batman’da meydana gelen müessif kazada yaşamlarını yitiren vatandaşlarımıza rahmet, kederli ailelerine başsağlığı, yaralananlara da acil şifalar diliyor ve Batmanlılara geçmiş olsun diyorum.

Önümüzde bir Anayasa değişikliği teklifi var. Bu “Avrupa Birliğine uyum” adı altında önümüze getirilmiş olan bir tekliftir. Burada, hemen bir saptamayı, bu tür paketlerde her zaman yaptığımız gibi, yapmakta yarar görüyorum. Aslında, bu tür “Avrupa Birliğine uyum” adı altında bizim yaptığımız düzenlemelerin kökeninde, toplumun demokrasiye gönül vermiş kesimlerinin yıllarca yapmış olduğu bir mücadele yatıyor. Bunlar, aslında Avrupa Birliği istedi diye Türkiye’nin gündemine giren hususlar değil; bunlar, bu toplumda yıllarca telaffuz edilmiş olan, düzeltilmesini toplumun beklediği hususlardır. Bu açıklamalar yapılırken, toplumumuzun bu konudaki beklentilerinin ve mücadelelerinin tek bir kelimeyle bile ifade edilmemiş olmasını yadırgıyorum. Bu toplum, Avrupa Topluluğuna girmek istiyor; bu toplum, demokraside daha ilerlemeyi sağlayacak birtakım düzenlemelerin yapılmasını istiyor, bunu istediği için Avrupa Birliğine girmeyi talep etmek hakkını kendisinde görüyor; yoksa, sırf Avrupa Birliğine girebilmek için göstermelik birtakım düzenlemeler peşinde değil. Eğer bu husus, bu tür yasa tekliflerinde ve tasarılarında vurgulanırsa, öyle zannediyorum ki, bunun, toplumumuzun hakkını teslim etmenin yanı sıra, Avrupa Birliği platformlarında Türkiye’nin konumu tartışılırken de olumlu değerlendirmelere yol açmak gibi yararlı bir yanı var; çünkü, Avrupa Birliği yasalara bakıyor; ama, toplum ne alemde, öncelikle de onu tetkik ediyor. Bu yasalarda ifade edilenleri toplum özümsemiş mi, toplum bunları istiyor mu, uygulamalar ne durumda; bunlar, yaptığımız yasa değişikliklerinin yanı sıra, belki yaptığınız yasa değişikliklerinden daha belirleyici bir nitelik taşıyor, konumumuz belirlenirken. Bu nedenle, bundan sonra, bu tür yasalar gündeme geldiğinde, bu belirlemeyi yapmaya özen göstermenizi diliyorum. Kişisel olarak değil, bunun yanı sıra Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da isteği olarak bunu ifade etmeyi bir görev biliyorum.

Bu Anayasa değişikliği, Anayasanın birtakım hükümlerine, çağdaş demokratik gelişmelere ayak uydurduğumuzu gösteren birtakım düzenlemeler getiriyor ve Avrupa Birliği kriterlerine göre yapmamız gerekenleri yaşama geçiriyor; ama, Kopenhag kriterlerine göre yapmamız gereken bir şey daha var, hukuk devletini yaşama geçirmek, hukuk devletinin uygun bir biçimde gerçekleşmesini engelleyen hangi engel varsa onu ortadan kaldırmak.

Bugün, hukuk devletinin amacına uygun biçimde, tanımına uygun biçimde, ideal biçimde gerçekleşmesinin önündeki en büyük engellerden birisi de yargı karşısındaki dokunulmazlıklardır. Bunun başında da milletvekilliği dokunulmazlığı gelmektedir. Avrupa Birliği ülkelerine, dünyaya da baktığımız zaman, dokunulmazlıkların kapsamını, milletvekilleri bakımından, bu kadar geniş tutmuş bir başka ülkeyle karşılaşmak zordur. Toplumumuzu bu konumdan çıkarmamız gerekiyor. Milletvekillerinin dokunulmazlıklarını hukuk devleti ilkesi bakımından, bu ilkenin gerçekleşmesi bakımından bir engel olmaktan çıkarmamız gerekiyor. Bunun için partiler söz verdiler; en azından, şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinde en büyük gruba sahip olan iki parti, seçim öncesi, topluma, milletvekili dokunulmazlıklarını sınırlandırmak için söz verdi; ama, bizim, bu tür her girişimden önce yaptığımız uyarılara rağmen, buna öncelik verilmesi gerektiğini yinelememize rağmen, milletvekili dokunulmazlıkları konusunda herhangi bir sınırlamaya gidici bir önerinin gelmediğini görüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Anayasa değişikliği önermeye sayımız yetmiyor; o nedenle, bu hususu Meclisin gündemine taşıyamıyoruz; ama, buna sayıları yetenler var ve sayılarının yetmesi bu yükümlülüğü yerine getirmek borcunu da onların boynunda bırakıyor. Siz, yargının önünü açmazsanız, birtakım imtiyazları, birtakım dokunulmazlıkları yargının önünde tutarsanız hukuk devletini nasıl gerçekleştirebileceksiniz; hukuk devletini gerçekleştiremediğiniz zaman, insan haklarını güvence altına aldığınızdan nasıl söz edebileceksiniz?! Bu, biz değerlendirilirken aleyhimize değerlendirmelere yol açan bir neden; ama, bunu görmezliğe geliyoruz ve bunu bir kenara bırakıp Anayasanın başka hükümleriyle meşgul olmayı yeğliyoruz; bunu bir kenara bırakalım.

Getirilen Anayasa değişikliği teklifi neler yapmaktadır: Bu teklif, Anayasanın 10 uncu maddesine cinsler arası eşitlikle ilgili bir hüküm eklemektedir; daha önce yasalarımızda kaldırdığımız ölüm cezalarıyla ilgili ibareleri Anayasadan çıkarmaktadır; bunun yanı sıra, ilginç bir düzenleme yapmaktadır, Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın getirdiği yükümlülükler doğrultusunda, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yabancı ülkeye verilmesine imkân tanımaktadır.

Değerli arkadaşlar, ben size soruyorum: Biz Türkiye olarak, Uluslararası Adalet Divanıyla ilgili, bu Divanın yetkilerini kabul ettiğimize ve ona taraf olduğumuza ilişkin bir sözleşme imzaladık mı; hayır imzalamadık. Dünyanın hiçbir anayasasında, böyle üye olunan özel organlara isim olarak atıfta bulunan düzenlemeler yapılmaz; yapılıyorsa bile çok istisnai olabilir. Neden yapılmaz; çünkü, anayasalar, soyut hukuk kuralları getirir, kalıcı hukuk kuralları getirir. Hiç değilse, komisyonda da ifade ettiğimiz gibi, bu konuda daha soyut düzeyde, böyle Divanın adını zikretmeden, daha soyut düzeyde bir düzenleme yapılabilirdi; ama, biz Divana girmemişiz, Divanın yetkileriyle ilgili bir ayrık hükmü anayasamıza getiriyoruz. Bu da, Anayasa Hukukuna bakış açısına, bu teklifi hazırlayanların anayasa tekniğine, Anayasa Hukukuna bakış açısını örnekleyen güzel bir durum diye bakıyorum.

Bir başka değişiklik; basım işletmelerini, basımevlerini, eklentilerini, basım işletmesi olarak kurulan basımevlerini, eklentilerini ve basın araçlarını suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadereden korumaya yönelik, bunun dışında tutan bir hüküm. Bu hüküm, yıllardır toplumumuzun gerçekleşmesini beklediği bir hüküm; o nedenle, olumlu değerlendirilecek bir hüküm.

Başka bir hükme bakıyoruz; sivil kurumlarda askerî temsilci bulundurulmasını önleyen bir hüküm. Yüksek Öğretim Kurumuna Genelkurmay tarafından üye adayı gösterilmesini, artık, bir uygulama olarak Anayasa Hukukumuzdan kaldırıyor; sivilleşmeyi sağlamak bakımından olumlu bir adım olarak mütalaa edilebilir.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıştır; bu, zaten, yıllardır Cumhuriyet Halk Partisi olarak savunduğumuz bir husustur.

Devlet harcamalarında şeffaflığın sağlanması için Sayıştayla ilgili bir düzenleme getirilmiştir; ama, Bütün bu düzenlemelerin içerisinde ikisi çok büyük önem taşımaktadır; birisi cinsler arası eşitlik, birisi de uluslararası antlaşmaların kanunlarımız karşısında bir çatışma vukuunda hangisinin öncelik kazanacağına ilişkin yapılmış olan düzenleme. Dilerdik ki, bu düzenlemede, hiç değilse, hangi kurumların çatısı altında yapılmış olan insan hakları sözleşmelerine, antlaşmalarına böyle bir özel konum taşıdığımızı anayasa hükmünde belirleyelim...

BAŞKAN – (........................)

OYA ARASLI (Devamla) - ...çünkü, böyle bir düzenleme karşısında, ister istemez, insanın aklına, herhangi bir kanuna dayanmayan uygulama antlaşmalarında karşımıza çıkabilecek olan, gözden kaçmış, Anayasadaki insan hak ve özgürlüklerine ilişkin hüküm taşıyanlar gelebiliyor. Bunların Anayasaya aykırılık taşıması halinde, otomatik olarak bunlar iç hukukumuzun önüne geçmiş oluyorlar; çünkü, uluslararası antlaşmaların Anayasaya uygunluğu denetlenmiyor biliyorsunuz. Böyle bir sakıncayı da burada dikkatlerinize sunmakta yarar görüyorum; ama, özellikle kadınlar açısından bu teklifin belkemiği, Anayasanın 10 uncu maddesinde yapılan değişiklik. Bizim Anayasamızın 10 uncu maddesi, 12 inci maddesiyle birlikte okunduğu zaman kadının ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu zaten bu hükümlerden anlaşılıyor; ama, özellikle kadınlar -tabiî erkeklerin de sıkıntısı olabilir- kendilerine erkeklerle eşit olan haklardan yararlanmak konusunda her zaman sıkıntıyla karşılaştılar. yalnız Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde sıkıntıyla karşılaştılar. Seçmek için oy verdiler; ama, seçilip yönetemediler; yani, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının  kendilerine tanımış olduğu yönetime katılmak hakkını bir türlü yaşama geçirmek fırsatını bulamadılar. Kendilerine erkeklere uygulanmayan birtakım farklı yaptırımlar, yaşamın her alanında uygulandı ve yaşama, erkekler gibi, onlara eşit bir biçimde katılamadılar.

Sadece şu töre cinayetlerini düşünün; öldürülen kadınların günahı, suçu nedir; ailelerinin tasvip etmediği kimseleri hayat arkadaşı olarak, eş olarak kendilerine seçmiş olmalarıdır. Bunun yaptırımı elimdir; ama, bir erkek, aynı şeyi yaptığı zaman, kimse  onu Anadolu’nun herhangi bir yerinde öldürmeyi düşünüyor mu; hayır, düşürmüyor. Kadınlar, kendilerine erkeklerle eşit olarak tanınmış olan haklarından yararlanmakta sıkıntı çekiyorlar, büyük sıkıntıyı kadınlar çekiyorlar.

Erkeklerin de bu konuda birtakım şikâyetleri olabileceğinin düşünüldüğü uluslararası platformlarda, bu soruna çözüm arandı ve hem kadını hem erkeği kapsamak üzere cinsler arası eşitlik kavramı gündeme girdi; kadınlara karşı her türlü ayırımcılığı önlemek için Türkiye dahil, pek çok ülke, bir sözleşmenin altına imza koydu. Bu sözleşme, taraf ülkelere birtakım yükümlülükler yükledi. Kadınların da erkeklerle eşit haklara sahip olduğunu anayasalara geçirmek, cinsler arası eşitliği yaşama geçirmek görevinin devlette olduğunu açık seçik anayasasında ve hukuk düzeninde ifade etmek, fiilî gerçekliği, hukukî eşitliğin yanında fiilî eşitliği sağlamak için de önlemleri, engelleri kaldıracak birtakım özel geçici önlemler almak ve bunların imtiyaz ve ayırım sayılmayacağını içhukuklarında ifade etmek.

Şimdi, biz, bu anayasa değişikliği teklifini “Avrupa Birliğine uyum” adı altında görüşüyoruz. Avrupa Birliği de, bize, 2003 yılı Katılım Ortaklığı Belgesinde diyor ki: “Uluslararası yükümlülüklerinizi yerine getirmediniz. Bunların başında da CEDAW -açılmış haliyle, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi- geliyor. Ondaki yükümlülüklerinizi getirmediniz yerine.” Biz de, burada, o yükümlülüğü yerine getirmek için bir düzenleme yapmaya çalışıyoruz. Düzenlemenin Anayasa Komisyonu metninden çıkmış olan kısmına bir itirazımız yok, bu yazılsın; ama, bu, uluslararası yükümlülüklerimizin gerektirdiği işleri karşılamaya yeterli değil. Tartışmalı bir hale getiriyor, fiilî eşitliği sağlamak görevinin yükümünün de devlete verilip verilmediğini tartışmalı hale getiriyor. Tartışmalı hale getirdiği için... Olumlu ayırımcılık; daha doğrusu, haklarından yararlanmakta sıkıntı çeken, fiilî eşitliği yaşama geçirmekte geride kalan cins lehine özel birtakım düzenlemeler yapılmasına imkân tanıyıp tanımadığı bu hükmün tartışmalı. Üç gündür tartışıyor herkes. Kimi “getiriyor” diyor, kimi “getirmiyor” diyor. Bu belirsizliği ortadan kaldırmamız lazım. Bu da, durumu açık seçik ortaya koyan bir hükümle mümkündür. Bu tür önlemlerin ayırım ve imtiyaz sayılmayacağına ilişkin bir düzenleme bu metne mutlaka ve mutlaka eklenmelidir.

Bu metinde gözardı edilen engelli arkadaşlarımız da var Türkiye’de. Zihinsel ve bedensel farklılık da bir ayırım nedeni sayılmamalıdır. Bu ilke de, bu anayasa değişikliğinde Anayasa metnine girmelidir; ama, önce, kadınlarla ilgili sorunun çözülmesi lazımdır.

Ben, size, bir kadın olarak sormak istiyorum: Evinizi, eşlerinize, annelerinize, kızlarınıza teslim ettiniz; sizin yüzünüzü kızarttılar mı?.. Bir evi yönetmek, bir evi düzenlemek çok zor bir olaydır ve ben öyle inanıyorum ki, kadın, evindeki yaşamında, çok deneyimli bir politikacı olarak yaşamı yönetmekte, çekip çevirmektedir. Baba ile çocuklar arasında, ev halkı arasında çıkacak uyuşmazlıkların çözücüsü, hep, gizliden, perde arkasında, kadındır, işlerin programlayıcısı kadındır. Böyle bir beceriye, böyle bir yeteneğe, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ve yaşamın diğer alanlarında, ev dışındaki alanlarda ihtiyaç duymuyor musunuz erkekler olarak?

Ben, bu katılımın, kadın olarak, hakkımız olduğunu düşünüyorum. Bu konuda gereken yardımı bize yapmanızın da, erkekler olarak sizin, borcunuz ve yükümlülüğünüz olduğuna inanıyorum. Bunun için de, sizlere elimi uzatıyorum. Bunu, bizim, kadınlar olarak, gerçekleştirmemiz mümkün değil, ancak siz erkeklerin katkısıyla yapabiliriz; çünkü, şurada 24 kadın milletvekiliyiz, hiçbir şeye sayımız yetmiyor, sizin yardımınıza ihtiyacımız var. “Çağdaş erkekler”, “çağdaş demokrasi” olarak adlandırılmayı hak edecek bir toplumun erkekleri olmak için size bir imkân sunuluyor; bunu kanıtlayınız, bunu gösteriniz. (Alkışlar) Kadınların, haklarından yararlanmakta çektikleri sıkıntıları ortadan kaldıracak, onlara destek sağlayacak, yarışa bir adım önden başlamalarını sağlayacak birtakım önlemleri almak için oylarınızı kullanınız.

Size bunu sağlayacak önergeyi Meclis Başkanlığına teslim ediyoruz. Sizin yapacağınız, sadece, Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz önergeye olumlu oy vermektir. Bunu, Grubum olarak da değil, kadın olarak, Türkiye’nin kadınları olarak, bir hak gördüğümüzü yinelemek istiyorum. Bu hakkımızı bize teslim edin. Kadınlara karşı yıllardır birikmiş olan borcunuzu ödeyin. Töre cinayetleri işlenmesin, kadınlar yaşamdan dışlanmasın. (Alkışlar) Mutfağın, evin, dört duvarına hapsedilmesin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde daha çok sayıda kadın bulunsun. Bizler bunu istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Araslı, istemeyerek sözünüzü kestiğim için, size 2 dakikalık süre vereceğim, bu süre içerisinde, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

OYA ARASLI (Devamla) – Bizler, bunu istiyoruz. “Avrupa Birliğine gireceğiz” diyorsunuz “çağdaşız” diyorsunuz, öyleyse, bizim bu taleplerimize ne itirazınız olabilir?! “Anayasa hükmü daha fazla uzatılırsa, Anayasa ilkeleri kısa olur, o ilkeye aykırı düşmüş oluruz” diyorlar. Ben, size sormak istiyorum; bizler için, şu olayda, cinsler arası eşitliğin sağlanması mı önemli, yoksa Anayasa hükmünün hiçbir işlev yerine getirmeyecek hatta tartışmalara yol açacak biçimde kısaltılması mı? Kuşkusuz, insan hakkı öne çıktığı zaman, insan hakkı öncelik taşır ve ben diyorum ki, kadınlarının ikinci planda kaldığı bir toplumda, bir demokrasi sorunu vardır; çünkü, o toplum, erkeklerin, kadınları ve erkekleri yönettiği bir toplum olarak karşımıza çıkar. Halbuki, demokrasi, toplumun kendisini, kadın ve erkeğin, kadın ve erkeği yönettiği bir yönetim biçimi olmalıdır. Tanımı öyledir.

Eğer, kadınlar ikinci planda kalıyorsa, haklarını fiilen yaşama geçirmede eksikli kalıyorlarsa, bu bir demokrasi ve insan hakları sorunu olmasının yanı sıra, bir çağdaşlık sorunudur; çünkü, çağdaş toplumlar, kadını ve erkeğini omuz omuza, yaşamın her alanına eşitçe katan toplumlardır ve hep söylediğim bir örneği önünüze getirmek istiyorum. Bir kuş tek kanatlı ise uçamaz. Kuşlar iki kanatlı uçuyorlar. Kadını olmayan, kadını geri planda kalan toplumlar da, yükselemez. Gelin, kadınımızı ve erkeğimizi, haklarında da, fiiliyatta da...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ARASLI (Devamla)- Hemen bitiriyorum.

BAŞKAN- Sayın Araslı, bundan sonrakilere de örnek olmaması için... Vakti uzatmayacağımı zamanında söyledim.

Mikrofonunuzu sadece teşekkür etmeniz için açıyorum.

Buyurun.

OYA ARASLI (Devamla)- Bunu gerçekleştirelim, toplumumuzu yükseklere çıkartalım, ilerletelim.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum.

AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Nimet Çubukçu.

Sayın Çubukçu, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

10 maddelik bir Anayasa değişikliğini daha görüşmeye başlıyoruz. Anayasalar kolay değişen metinler değil, oldukça da sıkı şekil şartlarına tabiler. Dinamik bir süreç olan toplum hayatının gerektirdiği düzenlemeleri anayasalara aksettirmek de zaman içinde duyulan bir ihtiyaç oluyor. Bir iki maddenin kanunlaşması dahi uzun bir süreç alıyor. Buna rağmen, 82 Anayasası, toplumdan doğan ihtiyaçlar, kamuoyunun beklentileri ve talepleri doğrultusunda pek çok değişiklik görmüştür. Özellikle temel hak ve hürriyetler doğrultusunda kapsamlı değişiklikler geçirdiğini ve oldukça olumlu adımlar atıldığını söyleyebiliriz.

Her zaman söylediğimiz gibi, arzu edilen, dil ve içerik bakımından son derece tutarlı ve temel hak ve hürriyetlerde erkleri öz biçimde düzenleyen kısa, çağdaş norm ve standartları yakalamış bir anayasa yazmak. Bunu da henüz gerçekleştirebilmiş değiliz. Bu amaca ulaşma yolunda da önemli adımları, iktidarıyla, muhalefetiyle uzlaşma içinde, tüm toplum kesimlerinin desteğini almış bir şekilde gerçekleştirmenin önemi büyük .

Madde sayısı az bile olsa, kendi içinde bir bütünlük arz eden konular da, yine, şu anda gündemimizde. Ölüm cezasının verilmesinin yasaklanması ve çeşitli maddelerde ölüm cezasına gönderme yapan ibarelerin çıkarılması gibi. Bu paketin kanunlaşmasıyla birlikte Anayasamızın üçte 1’i de değişim görmüş olacak; bu da hiç küçümsenemeyecek bir oran.

Bu pakette yer alan konular, her ne kadar gerekçesinde Avrupa Birliği müktesebatına uyum amacından bahsedilse de, sonuçta vatandaşlarımızın beklentilerine, isteklerine cevap vereilecek bir doğrultuda yapılan düzenlemelerdir. Özellikle çerçeve 1 inci maddede öngörülen düzenlemeler içeriği itibariyle, son derece önemlidir ve kamuoyunda da yankı bulmuştur.

82 Anayasasının 10 uncu maddesi, genel eşitlik ilkesini düzenlemekte ve muhtevası itibariyle de, çeşitli anlaşmalarda yer alan ayırım yasakları kuralını karşılamaktadır. Ancak, bu madde, kadın-erkek açısından eşit haklara sahip olma ilkesini düzenleyen hüküm içermemesi sebebiyle sürekli eleştiri konusu olmaktadır. Çağdaş anayasaların hepsi bu yönde hükümler içermekte ve değiştirilmektedir. Almanya, İsviçre, Avusturya, Yunanistan, İsveç de bu ülkelere birer örnektir.

13.6.2003 tarihlerinde Avrupa Konvansiyonu tarafından konsensüsle kabul edilen ve Roma’da Avrupa Konseyi Başkanına sunulan Avrupa için bir anayasa oluşturan anlaşma taslağında “eşitlik” üst başlığı altında yer alan “yasalar önünde eşitlik, ayırım yapmama, kültür, din, dil çeşitliliği, çocuk hakları, yaşlıların hakları, özürlü kişilerin topluma kazandırılması” başlıklarının yanında kadın-erkek eşitliğine de yer verilmektedir.

Buna göre, eşitlik ilkesi, yeterli ölçüde temsil edilmeyen bir cinsiyetin lehine belirli avantajları sağlayan önlemlerin sürdürülmesini ve kabul edilmesini engellemeyecektir. Erkek, kadın tüm insanların yararlanmasına eşit olarak sunulmakla birlikte fiilen kadınlara karşı ayırımcılığın devam ediyor olması, Birleşmiş Milletler nezdinde Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi CEDAW’ın hazırlanmasına yol açmış, ülkemiz de bu sözleşmeyi 1985 yılında imzalamıştır. Bu sözleşmenin 4 üncü maddesinin birinci fıkrası, “kadın-erkek eşitliğini fiilen sağlamak için taraf devletlerce alınacak geçici ve özel önlemler işbu sözleşmede belirtilen türden bir ayırım olarak düşünülmeyecek ve hiçbir şekilde eşitsizlik ve farklı standartların korunması sonucunu doğurmayacaktır; fırsat ve uygulama eşitliği hedeflerine ulaşıldığı zaman da bu önlemlere son verilecektir” hükmünü içermektedir.

Çağdaş bir anayasa hukuk devleti ilkesinin gereği olarak tüm insan haklarından kadın ve erkeğin eşit yararlanacağını ifade eden ve eşit haklara sahip olma ilkesinin 10 uncu maddeye eklenmesi zorunludur. Devleti cinsler arasında bu eşitliği sağlamak konusunda yükümlü hale getirebilmek için bu düzenleme önümüze gelmiştir. Aynı zamanda böylece uluslararası bir belgenin hukukumuza tam olarak yansıtılması da mümkün olacaktır.

Devlet, kadınla erkeği her alanda eşit haklara, imkânlara kavuşturmak için düzenlemeler yapacağını, tedbirler alacağını anayasal düzeyde üstlenmiş olacaktır.

Bu madde değişikliği komisyonumuz önüne “kadın ve erkek eşit haklara sahiptir” şeklinde gelmiş uzun tartışmalar neticesinde Alman Anayasasındaki model benimsenerek AK Parti Grup Başkanvekili Haluk İpek’in verdiği bir önergeyle bugünkü önünüze gelen son şeklini almıştır. Bu şekliyle madde, kadın erkek cinsiyet eşitliğini pozitif destekleyen bir anlayışla yeni bir biçim almıştır. Bu yönde yapılan değişiklik yıllardır özlenen ve kadın kuruluşlarının beklediği bir değişikliktir. Buna rağmen eleştiriler olması kaçınılmazdır; ama, eleştiri argümanları meselenin bir hukukî mesele olduğu unutulmadan yürütülmesi de gereklidir. Aksi takdirde siyaset üstü kabul ettiğimiz kadın sorunlarının bir anda siyasî tartışmaların merkezine çekilmesine yol açar ki bu da en fazla yine biz kadınlara zarar verir. Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda itirazı, Sayın Oya Araslı Hocamın da belirttiği gibi, görüşü olan ve eklenmesini istediği fıkra iç hukukta anayasayla bir kanunî düzenlemenin çatışmasına yol açabilir endişesidir. Değişiklik gerekçesi de son derece açıktır. Değişiklik gerekçesinde bu endişeyi karşılayacak bir düzenleme vardır. Her ne kadar yasal gerekçeler metne tabi kabul edilmese de metnin yorumunda son derece önemli bir rol oynarlar. Bu endişeyi bir hukukçu olarak ihtimal dahilinde görmekle birlikte, bu görüşe doğrudan katılmayan taraftayım. Şöyle ki, zira, bu maddenin bir diğer kontrgarantisini de, bir hukukçu olarak, 90 ıncı maddedeki değişiklik olarak görüyorum. Kadın hakları ve buna ilişkin tüm uluslararası sözleşmeler, en temel insan hak ve özgürlüklerindendir. 90 ıncı maddedeki bu düzenlemeyle, sözleşmeler, içhukukun üzerinde normatif bir değere sahip olmaktadırlar. Dolayısıyla, bu yöndeki itirazlara katılmak mümkün değildir. Pozitif ayırımcılık veya pozitif ayırımcılığa taraf olmak veya olmamak gibi bir görüş de insanların serbest seçimidir. Dolayısıyla, bu görüşlerin karşısında olan görüşleri eleştirirken,  yine de nezaket kurallarına uymayan ve hukukî olmayan bir üslup kullanılmasını da doğru bulmadığımı belirtmek isterim. Bu tartışmaları, hepimiz belli bir seviyede tutmak zorundayız. Söz konusu olan kadınsa, değer yargılarımız açısından, kadın da siyaset üstüdür diyorum.

Bu konuda, pozitif ayırımcılığa karşı olduğunu, kendi argümanlarıyla ve hukukî bir metinle savunan Prof. Dr. Sayın Mustafa Erdoğan’ın görüşü de bir görüştür, bunun karşısında pozitif ayırımcılığı destekleyen diğer hocalarımızın görüşleri de bir görüştür. Meselenin, ben, hukukî zeminde ve hukukî argümanlarla savunulmasından yana olduğumu ve daha sonra da çok tartışılacağını düşündüğüm için bu maddenin, bu sebeple, bir kez de Meclis kürsüsünden iletmek istedim.

Beğenmediğimiz görüşleri de, ayrıca, hor görme ve aşağılama hakkına hiçbirimiz sahip değiliz. Bu konu da ortaya çıkarmıştır ki, demokratik tartışma kültürünün yerleşmesi için de toplumumuzun bir zamana ihtiyacı vardır.

Avrupa Birliğinin en özlü ilkelerini ifade eden ve Fransa’daki toplantıda kabul edilen 54 kuraldan biri, yine “kadın-erkek iş olanağı, iş ortamı, maaş dahil her ortamda eşit olmalıdır” ifadesini içeriyor.

Yasalar önünde herkesin eşit olduğunu kurala bağlamanın yanı sıra, ayrıca bir kural da vurgulamış. Avrupa Birliğine girme yolunda Türkiye’nin uyması gereken genel bir kural olarak da önümüzde durmaktadır.

Bu maddenin kabulüyle, devletin sadece cinsiyet ayırımı yapmakla yetinmeyip, kadın ile erkeği her alanda eşit haklara, eşit imkânlara kavuşturmak için düzenlemeler yapacağını, mevcut olumsuzlukları giderici tedbirler alacağını yükümlülük olarak tercih etmesi de, AB normlarının sağlanmasının da ötesinde, kadınlarımızın, dolayısıyla toplumumuzun ihtiyaçları, beklentileri ve gelişimi açısından son derece önemlidir ve bu amaca yönelik tüm çalışmaların desteklenmesi gereklidir.

Bunun dışında, anayasa değişikliklerinden, ülkemizde, savaş ve yakın savaş tehdidi dışında ölüm cezası verme imkânı bugün için bulunmamakta, 1984 yılından bu yana da ölüm cezaları uygulanmamaktadır. Ayrıca, Türkiye, bütün bu durumlarda, ölüm cezasının kaldırılmasına dair İnsan Hakları Temel Özgürlükleri Koruma Avrupa Sözleşmesine Ek 13 Numaralı Protokolü de imzalamıştır. Bu Protokol, savaş ve yakın savaş tehdidi de dahil olmak üzere, her halde ölüm cezasının kaldırılmasını ve bu konuda bir çekince, istisna konulmamasını da içermektedir. Bu Protokolü imzalayan ülkemizin de, Anayasanın 15, 17, 38 ve 87 nci maddelerinde değişiklik yapması zorunludur.

Ölüm cezası ile ilgili ibarelerin çıkarılmasını öngören bir değişiklik teklifi daha vardır. 38 inci maddeyle ilgili olarak, Uluslararası Ceza Divanının statüsünün ülkemize yansıtılması yönünde bir değişiklik yer almaktadır. Uluslararası Ceza Divanı da AB müktesebatının bir parçasıdır. Ceza Divanına katılım halinde ülkeler, belli durumlarda yargılanmak üzere kendi vatandaşlarını Divana teslim etme yükümlülüğü altına girmektedirler. 38 inci maddede öngörülen bu değişiklikle de, Uluslararası Ceza Divanı statüsünün taraf olunmasının altyapısı hazırlanmış olmaktadır; ayrıca, bunun içhukukta yansımaları da söz konusu olacaktır.

Basın araçlarını koruma altına alan bir değişiklik de 30 uncu maddede söz konusudur.

DGM’lerin kaldırılması: Bu mahkemelerin görev alanına giren suçlara ağır ceza mahkemelerinin bakması da bir boşluk doğurmayacaktır. Bunun yanı sıra, yine, ilerleme raporunda yer alması nedeniyle, bu anlamda Türkiye’nin önünü açacak bir gelişme olduğunu söylemek isterim.

YÖK’te Genelkurmay Başkanlığının aday göstermesine son verilmesi, AB ülkelerindeki standartlara da uygun bir gelişmedir.

Bu pakette yer alan en önemli maddelerden biri de 90 ıncı maddede öngörülen düzenlemedir. Milletlerarası anlaşmalarla kanunların çatışması halinde hangisine öncelik verileceği konusunda bir çözüm getirmektedir. Avrupa Birliğine üye tüm ülkelerin, bu nitelikteki çözümlere Anayasalarında yer verdikleri görmekteyiz. Bazılarında, bu anlaşmalar, halk oylamasıyla kabul edilmiş, bazılarında da anayasa değişikliği şeklinde gerçekleşmiştir. Sayıları çok fazla olan milletlerarası anlaşmaları bilmenin uygulamada zorluğu da ortadadır. Bu nedenle, usulüne uygun yürürlüğe konmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin anlaşmalar ile kanunların çatışması halinde, anlaşma hükümlerine öncelik verileceğine ilişkin bir düzenleme bu konudaki çatışmayı da ortadan kaldıracaktır.

Anayasamızın Sayıştay’ı düzenleyen 160 ıncı maddesinin son fıkrasının yürürlükten kaldırılması, devletin tüm kesimlerinin harcamalarının denetlenmesinde şeffaflığı ve açıklığı sağlayacaktır. Kuşkusuz bu değişiklikler çok önemli; ama yeterli değildir. Önümüzde, yargı reformu, yasama ve yürütme konusundaki değişiklikler durmaktadır. Yargı reformunun gerçekleştirilmesi her şeyden önce Anayasanın yargıyı düzenleyen maddelerinin bir bütünlük içinde gözden geçirilmesini de zorunlu kılmaktadır. Bu konuda kamuoyunda da bir görüş birliği oluştuğu çeşitli sempozyumlarda, panellerde, üniversitelerde bu konunun tartışıldığını ve bir noktaya geldiğini görmekteyiz.

22 nci Dönem Parlamentosunun, iktidarıyla muhalefetiyle yakaladığı bu uzlaşma ortamının, bundan sonraki Anayasa değişikliklerinde de sürdürülmesi en büyük dileğimizdir. Bu dönem Parlamentosunda, bu önemli değişiklikleri destekleyen başta Cumhuriyet Halk Partisi ve Doğru Yol Partisine, tüm sivil toplum örgütlerine, bu konuda çalışma yapan kuruluşlara, ayrıca Anayasa değişikliklerini ve demokratikleşmeyi tüm yürekten destekleyen, bu desteklerini de bize hissettiren yüce milletimize teşekkürlerimi sunuyor; tüm kadınlarımızın kendi içlerinde de ayrıca bir ayırımcılığa tabi olmadan eşit yasal haklardan yararlanacağı demokratik bir gelecek diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çubukçu.
 

Sonraki sayfa


(4 MAYIS 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.