TBMM Genel Kurulu'nda
Anayasa Değişikliği Teklifi'nin tümü üzerinde yapılan görüşmeler şöyle:
(4 Mayıs 2004 - 22. Dönem 2. Yasama Yılı 83. Birleşim)
BAŞKAN (Başkanvekili Nevzat PAKDİL) -
(.......................)
Teklifin tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara
Milletvekili Oya Araslı; AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Nimet
Çubukçu; şahısları adına, Konya Milletvekili Ahmet Işık, Adana Milletvekili
Uğur Aksöz ve Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın söz talepleri vardır.
İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın
Oya Araslı’ya aittir.
Sayın Araslı buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sizleri saygıyla selamlıyorum ve bu vesileyle, dün Batman’da meydana gelen
müessif kazada yaşamlarını yitiren vatandaşlarımıza rahmet, kederli ailelerine
başsağlığı, yaralananlara da acil şifalar diliyor ve Batmanlılara geçmiş
olsun diyorum.
Önümüzde bir Anayasa değişikliği teklifi var. Bu “Avrupa Birliğine uyum”
adı altında önümüze getirilmiş olan bir tekliftir. Burada, hemen bir saptamayı,
bu tür paketlerde her zaman yaptığımız gibi, yapmakta yarar görüyorum.
Aslında, bu tür “Avrupa Birliğine uyum” adı altında bizim yaptığımız düzenlemelerin
kökeninde, toplumun demokrasiye gönül vermiş kesimlerinin yıllarca yapmış
olduğu bir mücadele yatıyor. Bunlar, aslında Avrupa Birliği istedi diye
Türkiye’nin gündemine giren hususlar değil; bunlar, bu toplumda yıllarca
telaffuz edilmiş olan, düzeltilmesini toplumun beklediği hususlardır. Bu
açıklamalar yapılırken, toplumumuzun bu konudaki beklentilerinin ve mücadelelerinin
tek bir kelimeyle bile ifade edilmemiş olmasını yadırgıyorum. Bu toplum,
Avrupa Topluluğuna girmek istiyor; bu toplum, demokraside daha ilerlemeyi
sağlayacak birtakım düzenlemelerin yapılmasını istiyor, bunu istediği için
Avrupa Birliğine girmeyi talep etmek hakkını kendisinde görüyor; yoksa,
sırf Avrupa Birliğine girebilmek için göstermelik birtakım düzenlemeler
peşinde değil. Eğer bu husus, bu tür yasa tekliflerinde ve tasarılarında
vurgulanırsa, öyle zannediyorum ki, bunun, toplumumuzun hakkını teslim
etmenin yanı sıra, Avrupa Birliği platformlarında Türkiye’nin konumu tartışılırken
de olumlu değerlendirmelere yol açmak gibi yararlı bir yanı var; çünkü,
Avrupa Birliği yasalara bakıyor; ama, toplum ne alemde, öncelikle de onu
tetkik ediyor. Bu yasalarda ifade edilenleri toplum özümsemiş mi, toplum
bunları istiyor mu, uygulamalar ne durumda; bunlar, yaptığımız yasa değişikliklerinin
yanı sıra, belki yaptığınız yasa değişikliklerinden daha belirleyici bir
nitelik taşıyor, konumumuz belirlenirken. Bu nedenle, bundan sonra, bu
tür yasalar gündeme geldiğinde, bu belirlemeyi yapmaya özen göstermenizi
diliyorum. Kişisel olarak değil, bunun yanı sıra Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun da isteği olarak bunu ifade etmeyi bir görev biliyorum.
Bu Anayasa değişikliği, Anayasanın birtakım hükümlerine, çağdaş demokratik
gelişmelere ayak uydurduğumuzu gösteren birtakım düzenlemeler getiriyor
ve Avrupa Birliği kriterlerine göre yapmamız gerekenleri yaşama geçiriyor;
ama, Kopenhag kriterlerine göre yapmamız gereken bir şey daha var, hukuk
devletini yaşama geçirmek, hukuk devletinin uygun bir biçimde gerçekleşmesini
engelleyen hangi engel varsa onu ortadan kaldırmak.
Bugün, hukuk devletinin amacına uygun biçimde, tanımına uygun biçimde,
ideal biçimde gerçekleşmesinin önündeki en büyük engellerden birisi de
yargı karşısındaki dokunulmazlıklardır. Bunun başında da milletvekilliği
dokunulmazlığı gelmektedir. Avrupa Birliği ülkelerine, dünyaya da baktığımız
zaman, dokunulmazlıkların kapsamını, milletvekilleri bakımından, bu kadar
geniş tutmuş bir başka ülkeyle karşılaşmak zordur. Toplumumuzu bu konumdan
çıkarmamız gerekiyor. Milletvekillerinin dokunulmazlıklarını hukuk devleti
ilkesi bakımından, bu ilkenin gerçekleşmesi bakımından bir engel olmaktan
çıkarmamız gerekiyor. Bunun için partiler söz verdiler; en azından, şu
anda Türkiye Büyük Millet Meclisinde en büyük gruba sahip olan iki parti,
seçim öncesi, topluma, milletvekili dokunulmazlıklarını sınırlandırmak
için söz verdi; ama, bizim, bu tür her girişimden önce yaptığımız uyarılara
rağmen, buna öncelik verilmesi gerektiğini yinelememize rağmen, milletvekili
dokunulmazlıkları konusunda herhangi bir sınırlamaya gidici bir önerinin
gelmediğini görüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Anayasa değişikliği
önermeye sayımız yetmiyor; o nedenle, bu hususu Meclisin gündemine taşıyamıyoruz;
ama, buna sayıları yetenler var ve sayılarının yetmesi bu yükümlülüğü yerine
getirmek borcunu da onların boynunda bırakıyor. Siz, yargının önünü açmazsanız,
birtakım imtiyazları, birtakım dokunulmazlıkları yargının önünde tutarsanız
hukuk devletini nasıl gerçekleştirebileceksiniz; hukuk devletini gerçekleştiremediğiniz
zaman, insan haklarını güvence altına aldığınızdan nasıl söz edebileceksiniz?!
Bu, biz değerlendirilirken aleyhimize değerlendirmelere yol açan bir neden;
ama, bunu görmezliğe geliyoruz ve bunu bir kenara bırakıp Anayasanın başka
hükümleriyle meşgul olmayı yeğliyoruz; bunu bir kenara bırakalım.
Getirilen Anayasa değişikliği teklifi neler yapmaktadır: Bu teklif,
Anayasanın 10 uncu maddesine cinsler arası eşitlikle ilgili bir hüküm eklemektedir;
daha önce yasalarımızda kaldırdığımız ölüm cezalarıyla ilgili ibareleri
Anayasadan çıkarmaktadır; bunun yanı sıra, ilginç bir düzenleme yapmaktadır,
Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın getirdiği yükümlülükler doğrultusunda,
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yabancı ülkeye verilmesine imkân tanımaktadır.
Değerli arkadaşlar, ben size soruyorum: Biz Türkiye olarak, Uluslararası
Adalet Divanıyla ilgili, bu Divanın yetkilerini kabul ettiğimize ve ona
taraf olduğumuza ilişkin bir sözleşme imzaladık mı; hayır imzalamadık.
Dünyanın hiçbir anayasasında, böyle üye olunan özel organlara isim olarak
atıfta bulunan düzenlemeler yapılmaz; yapılıyorsa bile çok istisnai olabilir.
Neden yapılmaz; çünkü, anayasalar, soyut hukuk kuralları getirir, kalıcı
hukuk kuralları getirir. Hiç değilse, komisyonda da ifade ettiğimiz gibi,
bu konuda daha soyut düzeyde, böyle Divanın adını zikretmeden, daha soyut
düzeyde bir düzenleme yapılabilirdi; ama, biz Divana girmemişiz, Divanın
yetkileriyle ilgili bir ayrık hükmü anayasamıza getiriyoruz. Bu da, Anayasa
Hukukuna bakış açısına, bu teklifi hazırlayanların anayasa tekniğine, Anayasa
Hukukuna bakış açısını örnekleyen güzel bir durum diye bakıyorum.
Bir başka değişiklik; basım işletmelerini, basımevlerini, eklentilerini,
basım işletmesi olarak kurulan basımevlerini, eklentilerini ve basın araçlarını
suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadereden korumaya yönelik, bunun
dışında tutan bir hüküm. Bu hüküm, yıllardır toplumumuzun gerçekleşmesini
beklediği bir hüküm; o nedenle, olumlu değerlendirilecek bir hüküm.
Başka bir hükme bakıyoruz; sivil kurumlarda askerî temsilci bulundurulmasını
önleyen bir hüküm. Yüksek Öğretim Kurumuna Genelkurmay tarafından üye adayı
gösterilmesini, artık, bir uygulama olarak Anayasa Hukukumuzdan kaldırıyor;
sivilleşmeyi sağlamak bakımından olumlu bir adım olarak mütalaa edilebilir.
Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıştır; bu, zaten, yıllardır Cumhuriyet
Halk Partisi olarak savunduğumuz bir husustur.
Devlet harcamalarında şeffaflığın sağlanması için Sayıştayla ilgili
bir düzenleme getirilmiştir; ama, Bütün bu düzenlemelerin içerisinde ikisi
çok büyük önem taşımaktadır; birisi cinsler arası eşitlik, birisi de uluslararası
antlaşmaların kanunlarımız karşısında bir çatışma vukuunda hangisinin öncelik
kazanacağına ilişkin yapılmış olan düzenleme. Dilerdik ki, bu düzenlemede,
hiç değilse, hangi kurumların çatısı altında yapılmış olan insan hakları
sözleşmelerine, antlaşmalarına böyle bir özel konum taşıdığımızı anayasa
hükmünde belirleyelim...
BAŞKAN – (........................)
OYA ARASLI (Devamla) - ...çünkü, böyle bir düzenleme karşısında,
ister istemez, insanın aklına, herhangi bir kanuna dayanmayan uygulama
antlaşmalarında karşımıza çıkabilecek olan, gözden kaçmış, Anayasadaki
insan hak ve özgürlüklerine ilişkin hüküm taşıyanlar gelebiliyor. Bunların
Anayasaya aykırılık taşıması halinde, otomatik olarak bunlar iç hukukumuzun
önüne geçmiş oluyorlar; çünkü, uluslararası antlaşmaların Anayasaya uygunluğu
denetlenmiyor biliyorsunuz. Böyle bir sakıncayı da burada dikkatlerinize
sunmakta yarar görüyorum; ama, özellikle kadınlar açısından bu teklifin
belkemiği, Anayasanın 10 uncu maddesinde yapılan değişiklik. Bizim Anayasamızın
10 uncu maddesi, 12 inci maddesiyle birlikte okunduğu zaman kadının ve
erkeğin eşit haklara sahip olduğu zaten bu hükümlerden anlaşılıyor; ama,
özellikle kadınlar -tabiî erkeklerin de sıkıntısı olabilir- kendilerine
erkeklerle eşit olan haklardan yararlanmak konusunda her zaman sıkıntıyla
karşılaştılar. yalnız Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde sıkıntıyla
karşılaştılar. Seçmek için oy verdiler; ama, seçilip yönetemediler; yani,
Birleşmiş Milletler Antlaşmasının kendilerine tanımış olduğu yönetime
katılmak hakkını bir türlü yaşama geçirmek fırsatını bulamadılar. Kendilerine
erkeklere uygulanmayan birtakım farklı yaptırımlar, yaşamın her alanında
uygulandı ve yaşama, erkekler gibi, onlara eşit bir biçimde katılamadılar.
Sadece şu töre cinayetlerini düşünün; öldürülen kadınların günahı, suçu
nedir; ailelerinin tasvip etmediği kimseleri hayat arkadaşı olarak, eş
olarak kendilerine seçmiş olmalarıdır. Bunun yaptırımı elimdir; ama, bir
erkek, aynı şeyi yaptığı zaman, kimse onu Anadolu’nun herhangi bir
yerinde öldürmeyi düşünüyor mu; hayır, düşürmüyor. Kadınlar, kendilerine
erkeklerle eşit olarak tanınmış olan haklarından yararlanmakta sıkıntı
çekiyorlar, büyük sıkıntıyı kadınlar çekiyorlar.
Erkeklerin de bu konuda birtakım şikâyetleri olabileceğinin düşünüldüğü
uluslararası platformlarda, bu soruna çözüm arandı ve hem kadını hem erkeği
kapsamak üzere cinsler arası eşitlik kavramı gündeme girdi; kadınlara karşı
her türlü ayırımcılığı önlemek için Türkiye dahil, pek çok ülke, bir sözleşmenin
altına imza koydu. Bu sözleşme, taraf ülkelere birtakım yükümlülükler yükledi.
Kadınların da erkeklerle eşit haklara sahip olduğunu anayasalara geçirmek,
cinsler arası eşitliği yaşama geçirmek görevinin devlette olduğunu açık
seçik anayasasında ve hukuk düzeninde ifade etmek, fiilî gerçekliği, hukukî
eşitliğin yanında fiilî eşitliği sağlamak için de önlemleri, engelleri
kaldıracak birtakım özel geçici önlemler almak ve bunların imtiyaz ve ayırım
sayılmayacağını içhukuklarında ifade etmek.
Şimdi, biz, bu anayasa değişikliği teklifini “Avrupa Birliğine uyum”
adı altında görüşüyoruz. Avrupa Birliği de, bize, 2003 yılı Katılım Ortaklığı
Belgesinde diyor ki: “Uluslararası yükümlülüklerinizi yerine getirmediniz.
Bunların başında da CEDAW -açılmış haliyle, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın
Önlenmesi Sözleşmesi- geliyor. Ondaki yükümlülüklerinizi getirmediniz yerine.”
Biz de, burada, o yükümlülüğü yerine getirmek için bir düzenleme yapmaya
çalışıyoruz. Düzenlemenin Anayasa Komisyonu metninden çıkmış olan kısmına
bir itirazımız yok, bu yazılsın; ama, bu, uluslararası yükümlülüklerimizin
gerektirdiği işleri karşılamaya yeterli değil. Tartışmalı bir hale getiriyor,
fiilî eşitliği sağlamak görevinin yükümünün de devlete verilip verilmediğini
tartışmalı hale getiriyor. Tartışmalı hale getirdiği için... Olumlu ayırımcılık;
daha doğrusu, haklarından yararlanmakta sıkıntı çeken, fiilî eşitliği yaşama
geçirmekte geride kalan cins lehine özel birtakım düzenlemeler yapılmasına
imkân tanıyıp tanımadığı bu hükmün tartışmalı. Üç gündür tartışıyor herkes.
Kimi “getiriyor” diyor, kimi “getirmiyor” diyor. Bu belirsizliği ortadan
kaldırmamız lazım. Bu da, durumu açık seçik ortaya koyan bir hükümle mümkündür.
Bu tür önlemlerin ayırım ve imtiyaz sayılmayacağına ilişkin bir düzenleme
bu metne mutlaka ve mutlaka eklenmelidir.
Bu metinde gözardı edilen engelli arkadaşlarımız da var Türkiye’de.
Zihinsel ve bedensel farklılık da bir ayırım nedeni sayılmamalıdır. Bu
ilke de, bu anayasa değişikliğinde Anayasa metnine girmelidir; ama, önce,
kadınlarla ilgili sorunun çözülmesi lazımdır.
Ben, size, bir kadın olarak sormak istiyorum: Evinizi, eşlerinize, annelerinize,
kızlarınıza teslim ettiniz; sizin yüzünüzü kızarttılar mı?.. Bir evi yönetmek,
bir evi düzenlemek çok zor bir olaydır ve ben öyle inanıyorum ki, kadın,
evindeki yaşamında, çok deneyimli bir politikacı olarak yaşamı yönetmekte,
çekip çevirmektedir. Baba ile çocuklar arasında, ev halkı arasında çıkacak
uyuşmazlıkların çözücüsü, hep, gizliden, perde arkasında, kadındır, işlerin
programlayıcısı kadındır. Böyle bir beceriye, böyle bir yeteneğe, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde ve yaşamın diğer alanlarında, ev dışındaki alanlarda
ihtiyaç duymuyor musunuz erkekler olarak?
Ben, bu katılımın, kadın olarak, hakkımız olduğunu düşünüyorum. Bu konuda
gereken yardımı bize yapmanızın da, erkekler olarak sizin, borcunuz ve
yükümlülüğünüz olduğuna inanıyorum. Bunun için de, sizlere elimi uzatıyorum.
Bunu, bizim, kadınlar olarak, gerçekleştirmemiz mümkün değil, ancak siz
erkeklerin katkısıyla yapabiliriz; çünkü, şurada 24 kadın milletvekiliyiz,
hiçbir şeye sayımız yetmiyor, sizin yardımınıza ihtiyacımız var. “Çağdaş
erkekler”, “çağdaş demokrasi” olarak adlandırılmayı hak edecek bir toplumun
erkekleri olmak için size bir imkân sunuluyor; bunu kanıtlayınız, bunu
gösteriniz. (Alkışlar) Kadınların, haklarından yararlanmakta çektikleri
sıkıntıları ortadan kaldıracak, onlara destek sağlayacak, yarışa bir adım
önden başlamalarını sağlayacak birtakım önlemleri almak için oylarınızı
kullanınız.
Size bunu sağlayacak önergeyi Meclis Başkanlığına teslim ediyoruz. Sizin
yapacağınız, sadece, Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz önergeye
olumlu oy vermektir. Bunu, Grubum olarak da değil, kadın olarak, Türkiye’nin
kadınları olarak, bir hak gördüğümüzü yinelemek istiyorum. Bu hakkımızı
bize teslim edin. Kadınlara karşı yıllardır birikmiş olan borcunuzu ödeyin.
Töre cinayetleri işlenmesin, kadınlar yaşamdan dışlanmasın. (Alkışlar)
Mutfağın, evin, dört duvarına hapsedilmesin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde
daha çok sayıda kadın bulunsun. Bizler bunu istiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Araslı, istemeyerek sözünüzü kestiğim için, size
2 dakikalık süre vereceğim, bu süre içerisinde, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
OYA ARASLI (Devamla) – Bizler, bunu istiyoruz. “Avrupa Birliğine
gireceğiz” diyorsunuz “çağdaşız” diyorsunuz, öyleyse, bizim bu taleplerimize
ne itirazınız olabilir?! “Anayasa hükmü daha fazla uzatılırsa, Anayasa
ilkeleri kısa olur, o ilkeye aykırı düşmüş oluruz” diyorlar. Ben, size
sormak istiyorum; bizler için, şu olayda, cinsler arası eşitliğin sağlanması
mı önemli, yoksa Anayasa hükmünün hiçbir işlev yerine getirmeyecek hatta
tartışmalara yol açacak biçimde kısaltılması mı? Kuşkusuz, insan hakkı
öne çıktığı zaman, insan hakkı öncelik taşır ve ben diyorum ki, kadınlarının
ikinci planda kaldığı bir toplumda, bir demokrasi sorunu vardır; çünkü,
o toplum, erkeklerin, kadınları ve erkekleri yönettiği bir toplum olarak
karşımıza çıkar. Halbuki, demokrasi, toplumun kendisini, kadın ve erkeğin,
kadın ve erkeği yönettiği bir yönetim biçimi olmalıdır. Tanımı öyledir.
Eğer, kadınlar ikinci planda kalıyorsa, haklarını fiilen yaşama geçirmede
eksikli kalıyorlarsa, bu bir demokrasi ve insan hakları sorunu olmasının
yanı sıra, bir çağdaşlık sorunudur; çünkü, çağdaş toplumlar, kadını ve
erkeğini omuz omuza, yaşamın her alanına eşitçe katan toplumlardır ve hep
söylediğim bir örneği önünüze getirmek istiyorum. Bir kuş tek kanatlı ise
uçamaz. Kuşlar iki kanatlı uçuyorlar. Kadını olmayan, kadını geri planda
kalan toplumlar da, yükselemez. Gelin, kadınımızı ve erkeğimizi, haklarında
da, fiiliyatta da...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OYA ARASLI (Devamla)- Hemen bitiriyorum.
BAŞKAN- Sayın Araslı, bundan sonrakilere de örnek olmaması için...
Vakti uzatmayacağımı zamanında söyledim.
Mikrofonunuzu sadece teşekkür etmeniz için açıyorum.
Buyurun.
OYA ARASLI (Devamla)- Bunu gerçekleştirelim, toplumumuzu yükseklere
çıkartalım, ilerletelim.
Sizleri saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ediyorum.
AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Nimet Çubukçu.
Sayın Çubukçu, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul)- Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; şahsım ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
10 maddelik bir Anayasa değişikliğini daha görüşmeye başlıyoruz. Anayasalar
kolay değişen metinler değil, oldukça da sıkı şekil şartlarına tabiler.
Dinamik bir süreç olan toplum hayatının gerektirdiği düzenlemeleri anayasalara
aksettirmek de zaman içinde duyulan bir ihtiyaç oluyor. Bir iki maddenin
kanunlaşması dahi uzun bir süreç alıyor. Buna rağmen, 82 Anayasası, toplumdan
doğan ihtiyaçlar, kamuoyunun beklentileri ve talepleri doğrultusunda pek
çok değişiklik görmüştür. Özellikle temel hak ve hürriyetler doğrultusunda
kapsamlı değişiklikler geçirdiğini ve oldukça olumlu adımlar atıldığını
söyleyebiliriz.
Her zaman söylediğimiz gibi, arzu edilen, dil ve içerik bakımından son
derece tutarlı ve temel hak ve hürriyetlerde erkleri öz biçimde düzenleyen
kısa, çağdaş norm ve standartları yakalamış bir anayasa yazmak. Bunu da
henüz gerçekleştirebilmiş değiliz. Bu amaca ulaşma yolunda da önemli adımları,
iktidarıyla, muhalefetiyle uzlaşma içinde, tüm toplum kesimlerinin desteğini
almış bir şekilde gerçekleştirmenin önemi büyük .
Madde sayısı az bile olsa, kendi içinde bir bütünlük arz eden konular
da, yine, şu anda gündemimizde. Ölüm cezasının verilmesinin yasaklanması
ve çeşitli maddelerde ölüm cezasına gönderme yapan ibarelerin çıkarılması
gibi. Bu paketin kanunlaşmasıyla birlikte Anayasamızın üçte 1’i de değişim
görmüş olacak; bu da hiç küçümsenemeyecek bir oran.
Bu pakette yer alan konular, her ne kadar gerekçesinde Avrupa Birliği
müktesebatına uyum amacından bahsedilse de, sonuçta vatandaşlarımızın beklentilerine,
isteklerine cevap vereilecek bir doğrultuda yapılan düzenlemelerdir. Özellikle
çerçeve 1 inci maddede öngörülen düzenlemeler içeriği itibariyle, son derece
önemlidir ve kamuoyunda da yankı bulmuştur.
82 Anayasasının 10 uncu maddesi, genel eşitlik ilkesini düzenlemekte
ve muhtevası itibariyle de, çeşitli anlaşmalarda yer alan ayırım yasakları
kuralını karşılamaktadır. Ancak, bu madde, kadın-erkek açısından eşit haklara
sahip olma ilkesini düzenleyen hüküm içermemesi sebebiyle sürekli eleştiri
konusu olmaktadır. Çağdaş anayasaların hepsi bu yönde hükümler içermekte
ve değiştirilmektedir. Almanya, İsviçre, Avusturya, Yunanistan, İsveç de
bu ülkelere birer örnektir.
13.6.2003 tarihlerinde Avrupa Konvansiyonu tarafından konsensüsle kabul
edilen ve Roma’da Avrupa Konseyi Başkanına sunulan Avrupa için bir anayasa
oluşturan anlaşma taslağında “eşitlik” üst başlığı altında yer alan “yasalar
önünde eşitlik, ayırım yapmama, kültür, din, dil çeşitliliği, çocuk hakları,
yaşlıların hakları, özürlü kişilerin topluma kazandırılması” başlıklarının
yanında kadın-erkek eşitliğine de yer verilmektedir.
Buna göre, eşitlik ilkesi, yeterli ölçüde temsil edilmeyen bir cinsiyetin
lehine belirli avantajları sağlayan önlemlerin sürdürülmesini ve kabul
edilmesini engellemeyecektir. Erkek, kadın tüm insanların yararlanmasına
eşit olarak sunulmakla birlikte fiilen kadınlara karşı ayırımcılığın devam
ediyor olması, Birleşmiş Milletler nezdinde Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın
Önlenmesi Sözleşmesi CEDAW’ın hazırlanmasına yol açmış, ülkemiz de bu sözleşmeyi
1985 yılında imzalamıştır. Bu sözleşmenin 4 üncü maddesinin birinci fıkrası,
“kadın-erkek eşitliğini fiilen sağlamak için taraf devletlerce alınacak
geçici ve özel önlemler işbu sözleşmede belirtilen türden bir ayırım olarak
düşünülmeyecek ve hiçbir şekilde eşitsizlik ve farklı standartların korunması
sonucunu doğurmayacaktır; fırsat ve uygulama eşitliği hedeflerine ulaşıldığı
zaman da bu önlemlere son verilecektir” hükmünü içermektedir.
Çağdaş bir anayasa hukuk devleti ilkesinin gereği olarak tüm insan haklarından
kadın ve erkeğin eşit yararlanacağını ifade eden ve eşit haklara sahip
olma ilkesinin 10 uncu maddeye eklenmesi zorunludur. Devleti cinsler arasında
bu eşitliği sağlamak konusunda yükümlü hale getirebilmek için bu düzenleme
önümüze gelmiştir. Aynı zamanda böylece uluslararası bir belgenin hukukumuza
tam olarak yansıtılması da mümkün olacaktır.
Devlet, kadınla erkeği her alanda eşit haklara, imkânlara kavuşturmak
için düzenlemeler yapacağını, tedbirler alacağını anayasal düzeyde üstlenmiş
olacaktır.
Bu madde değişikliği komisyonumuz önüne “kadın ve erkek eşit haklara
sahiptir” şeklinde gelmiş uzun tartışmalar neticesinde Alman Anayasasındaki
model benimsenerek AK Parti Grup Başkanvekili Haluk İpek’in verdiği bir
önergeyle bugünkü önünüze gelen son şeklini almıştır. Bu şekliyle madde,
kadın erkek cinsiyet eşitliğini pozitif destekleyen bir anlayışla yeni
bir biçim almıştır. Bu yönde yapılan değişiklik yıllardır özlenen ve kadın
kuruluşlarının beklediği bir değişikliktir. Buna rağmen eleştiriler olması
kaçınılmazdır; ama, eleştiri argümanları meselenin bir hukukî mesele olduğu
unutulmadan yürütülmesi de gereklidir. Aksi takdirde siyaset üstü kabul
ettiğimiz kadın sorunlarının bir anda siyasî tartışmaların merkezine çekilmesine
yol açar ki bu da en fazla yine biz kadınlara zarar verir. Cumhuriyet Halk
Partisinin bu konuda itirazı, Sayın Oya Araslı Hocamın da belirttiği gibi,
görüşü olan ve eklenmesini istediği fıkra iç hukukta anayasayla bir kanunî
düzenlemenin çatışmasına yol açabilir endişesidir. Değişiklik gerekçesi
de son derece açıktır. Değişiklik gerekçesinde bu endişeyi karşılayacak
bir düzenleme vardır. Her ne kadar yasal gerekçeler metne tabi kabul edilmese
de metnin yorumunda son derece önemli bir rol oynarlar. Bu endişeyi bir
hukukçu olarak ihtimal dahilinde görmekle birlikte, bu görüşe doğrudan
katılmayan taraftayım. Şöyle ki, zira, bu maddenin bir diğer kontrgarantisini
de, bir hukukçu olarak, 90 ıncı maddedeki değişiklik olarak görüyorum.
Kadın hakları ve buna ilişkin tüm uluslararası sözleşmeler, en temel insan
hak ve özgürlüklerindendir. 90 ıncı maddedeki bu düzenlemeyle, sözleşmeler,
içhukukun üzerinde normatif bir değere sahip olmaktadırlar. Dolayısıyla,
bu yöndeki itirazlara katılmak mümkün değildir. Pozitif ayırımcılık veya
pozitif ayırımcılığa taraf olmak veya olmamak gibi bir görüş de insanların
serbest seçimidir. Dolayısıyla, bu görüşlerin karşısında olan görüşleri
eleştirirken, yine de nezaket kurallarına uymayan ve hukukî olmayan
bir üslup kullanılmasını da doğru bulmadığımı belirtmek isterim. Bu tartışmaları,
hepimiz belli bir seviyede tutmak zorundayız. Söz konusu olan kadınsa,
değer yargılarımız açısından, kadın da siyaset üstüdür diyorum.
Bu konuda, pozitif ayırımcılığa karşı olduğunu, kendi argümanlarıyla
ve hukukî bir metinle savunan Prof. Dr. Sayın Mustafa Erdoğan’ın görüşü
de bir görüştür, bunun karşısında pozitif ayırımcılığı destekleyen diğer
hocalarımızın görüşleri de bir görüştür. Meselenin, ben, hukukî zeminde
ve hukukî argümanlarla savunulmasından yana olduğumu ve daha sonra da çok
tartışılacağını düşündüğüm için bu maddenin, bu sebeple, bir kez de Meclis
kürsüsünden iletmek istedim.
Beğenmediğimiz görüşleri de, ayrıca, hor görme ve aşağılama hakkına
hiçbirimiz sahip değiliz. Bu konu da ortaya çıkarmıştır ki, demokratik
tartışma kültürünün yerleşmesi için de toplumumuzun bir zamana ihtiyacı
vardır.
Avrupa Birliğinin en özlü ilkelerini ifade eden ve Fransa’daki toplantıda
kabul edilen 54 kuraldan biri, yine “kadın-erkek iş olanağı, iş ortamı,
maaş dahil her ortamda eşit olmalıdır” ifadesini içeriyor.
Yasalar önünde herkesin eşit olduğunu kurala bağlamanın yanı sıra, ayrıca
bir kural da vurgulamış. Avrupa Birliğine girme yolunda Türkiye’nin uyması
gereken genel bir kural olarak da önümüzde durmaktadır.
Bu maddenin kabulüyle, devletin sadece cinsiyet ayırımı yapmakla yetinmeyip,
kadın ile erkeği her alanda eşit haklara, eşit imkânlara kavuşturmak için
düzenlemeler yapacağını, mevcut olumsuzlukları giderici tedbirler alacağını
yükümlülük olarak tercih etmesi de, AB normlarının sağlanmasının da ötesinde,
kadınlarımızın, dolayısıyla toplumumuzun ihtiyaçları, beklentileri ve gelişimi
açısından son derece önemlidir ve bu amaca yönelik tüm çalışmaların desteklenmesi
gereklidir.
Bunun dışında, anayasa değişikliklerinden, ülkemizde, savaş ve yakın
savaş tehdidi dışında ölüm cezası verme imkânı bugün için bulunmamakta,
1984 yılından bu yana da ölüm cezaları uygulanmamaktadır. Ayrıca, Türkiye,
bütün bu durumlarda, ölüm cezasının kaldırılmasına dair İnsan Hakları Temel
Özgürlükleri Koruma Avrupa Sözleşmesine Ek 13 Numaralı Protokolü de imzalamıştır.
Bu Protokol, savaş ve yakın savaş tehdidi de dahil olmak üzere, her halde
ölüm cezasının kaldırılmasını ve bu konuda bir çekince, istisna konulmamasını
da içermektedir. Bu Protokolü imzalayan ülkemizin de, Anayasanın 15, 17,
38 ve 87 nci maddelerinde değişiklik yapması zorunludur.
Ölüm cezası ile ilgili ibarelerin çıkarılmasını öngören bir değişiklik
teklifi daha vardır. 38 inci maddeyle ilgili olarak, Uluslararası Ceza
Divanının statüsünün ülkemize yansıtılması yönünde bir değişiklik yer almaktadır.
Uluslararası Ceza Divanı da AB müktesebatının bir parçasıdır. Ceza Divanına
katılım halinde ülkeler, belli durumlarda yargılanmak üzere kendi vatandaşlarını
Divana teslim etme yükümlülüğü altına girmektedirler. 38 inci maddede öngörülen
bu değişiklikle de, Uluslararası Ceza Divanı statüsünün taraf olunmasının
altyapısı hazırlanmış olmaktadır; ayrıca, bunun içhukukta yansımaları da
söz konusu olacaktır.
Basın araçlarını koruma altına alan bir değişiklik de 30 uncu maddede
söz konusudur.
DGM’lerin kaldırılması: Bu mahkemelerin görev alanına giren suçlara
ağır ceza mahkemelerinin bakması da bir boşluk doğurmayacaktır. Bunun yanı
sıra, yine, ilerleme raporunda yer alması nedeniyle, bu anlamda Türkiye’nin
önünü açacak bir gelişme olduğunu söylemek isterim.
YÖK’te Genelkurmay Başkanlığının aday göstermesine son verilmesi, AB
ülkelerindeki standartlara da uygun bir gelişmedir.
Bu pakette yer alan en önemli maddelerden biri de 90 ıncı maddede öngörülen
düzenlemedir. Milletlerarası anlaşmalarla kanunların çatışması halinde
hangisine öncelik verileceği konusunda bir çözüm getirmektedir. Avrupa
Birliğine üye tüm ülkelerin, bu nitelikteki çözümlere Anayasalarında yer
verdikleri görmekteyiz. Bazılarında, bu anlaşmalar, halk oylamasıyla kabul
edilmiş, bazılarında da anayasa değişikliği şeklinde gerçekleşmiştir. Sayıları
çok fazla olan milletlerarası anlaşmaları bilmenin uygulamada zorluğu da
ortadadır. Bu nedenle, usulüne uygun yürürlüğe konmuş temel hak ve özgürlüklere
ilişkin anlaşmalar ile kanunların çatışması halinde, anlaşma hükümlerine
öncelik verileceğine ilişkin bir düzenleme bu konudaki çatışmayı da ortadan
kaldıracaktır.
Anayasamızın Sayıştay’ı düzenleyen 160 ıncı maddesinin son fıkrasının
yürürlükten kaldırılması, devletin tüm kesimlerinin harcamalarının denetlenmesinde
şeffaflığı ve açıklığı sağlayacaktır. Kuşkusuz bu değişiklikler çok önemli;
ama yeterli değildir. Önümüzde, yargı reformu, yasama ve yürütme konusundaki
değişiklikler durmaktadır. Yargı reformunun gerçekleştirilmesi her şeyden
önce Anayasanın yargıyı düzenleyen maddelerinin bir bütünlük içinde gözden
geçirilmesini de zorunlu kılmaktadır. Bu konuda kamuoyunda da bir görüş
birliği oluştuğu çeşitli sempozyumlarda, panellerde, üniversitelerde bu
konunun tartışıldığını ve bir noktaya geldiğini görmekteyiz.
22 nci Dönem Parlamentosunun, iktidarıyla muhalefetiyle yakaladığı bu
uzlaşma ortamının, bundan sonraki Anayasa değişikliklerinde de sürdürülmesi
en büyük dileğimizdir. Bu dönem Parlamentosunda, bu önemli değişiklikleri
destekleyen başta Cumhuriyet Halk Partisi ve Doğru Yol Partisine, tüm sivil
toplum örgütlerine, bu konuda çalışma yapan kuruluşlara, ayrıca Anayasa
değişikliklerini ve demokratikleşmeyi tüm yürekten destekleyen, bu desteklerini
de bize hissettiren yüce milletimize teşekkürlerimi sunuyor; tüm kadınlarımızın
kendi içlerinde de ayrıca bir ayırımcılığa tabi olmadan eşit yasal haklardan
yararlanacağı demokratik bir gelecek diliyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çubukçu.
|