TBMM Genel Kurulu'nda
Anayasa Değişikliği Teklifi'nin tümü üzerinde yapılan görüşmeler şöyle:
(4 Mayıs 2004 - 22. Dönem 2. Yasama Yılı 83. Birleşim)
BAŞKAN (Başkanvekili Nevzat PAKDİL) - Hükümet adına, Adalet Bakanı
Sayın Cemil Çiçek; buyurun.
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. 7.11.1982 tarihinde kabul edilen bugünkü
yürürlükteki Anayasanın üzerinden yaklaşık 22 sene geçmiş oluyor. Bu 22
sene zarfında yürürlükteki Anayasa 8 defa bu Parlamentoda değiştirildi.
9 uncu değişiklik için, konu tekrar Meclisimizin gündemine getirilmiş bulunuyor.
Bir Anayasa, aradan geçen 22 sene içerisinde, neden, 8 defa değiştirildi,
9 uncu defa tekrar değiştirilme ihtiyacı doğuyor ve bu 9 uncu değişiklikle,
acaba, bu Anayasada yapılacak değişikliklerin tamamı gerçekleşmiş oluyor
mu?
Meseleye bu açıdan baktığımızda, bu 22 sene zarfında dünyada ve ülkemizde
olan değişikliklerle irtibatlı olarak değerlendirmemiz lazım. Şüphesiz,
1982 Anayasası yapılırken, bu Anayasanın yapılmasından önceki şartlar,
Türkiye’nin yaşadığı şartlar, sıkıntılar ve bunları dünyadaki soğuk savaş
yıllarıyla birlikte değerlendirebilirsek, o zaman, 1982 Anayasasının önceliği
ve felsefesi ile bugün yapmakta olduğumuz değişikliğin felsefesi arasında,
zaman zaman farklılıklar olduğunu görürüz. 1982 Anayasası yapılırken, esas
itibariyle öncelik verilen konu güvenlik konusudur; çünkü, Türkiye, 12
Eylül darbesini yaşamış, bunun önemli gerekçesi olarak; ülkenin bölünmez
bütünlüğü, Türkiye’de yaşanan anarşi ve terör olayları, şiddet olayları...
Bu gerekçe üzerine demokratik rejim askıya alınmış. Tabiatıyla, bunun sonucu
olarak yapılan Anayasanın önceliği de güvenliktir. Şüphesiz, güvenliğin
olduğu yerde yasaklar olur, yasaklamalar olur; yasaklar esastır, özgürlükler
istisnadır; çünkü, özgürlüklerin kullanılmış olması halinde güvenliğin
tehlikeye girebileceği gibi bir endişe, ister istemez, o anayasayı yapanlara
egemen olur; ama, aradan geçen süre içerisinde, hepimizin bildiği, sıkça
vurguladığı gibi, artık iki kutuplu dünya yok, soğuk savaş şartlarının
ülkeler için ortaya çıkardığı problemler büyük ölçüde ortadan kalkmış.
Şüphesiz, başkaca problemler var, başkaca sıkıntılar var, o ayrı bir konu;
ama, 2004 yılına geldiğimizde, bütün dünyada öncelikli konu demokrasidir,
hak ve özgürlükler konusudur; bireyin hak ve özgürlüğü, diğer bütün tercihlerin
önüne geçmiştir. Hatta ve hatta, bir ülkenin güvenliğini ve bütünlüğünü
sağlamanın yolu da yasaklardan ya da yasaklamalardan değil, özgürlüklerden
geçmektedir. Eğer, yasaklar ve yasaklamalar bir ülkenin bütünlüğünü sağlamış
olsaydı, bir ülkenin kalkınmasını sağlamış olsaydı, o zaman dünyanın en
kalkınmış ülkeleri, en birlik ve bütünlük içerisindeki ülkeleri komünist
ülkelerin olması gerekirdi; çünkü, netice itibariyle komünist sistem, yasakların
en ayrıntılı bir biçimde uygulandığı rejimin adıdır. Buna rağmen, oralar
birliğini, bütünlüğünü sağlayamamış, şimdi onlardan önemli bir kısmı, 1
Mayıs tarihi itibariyle, hak ve özgürlüklerin öne çıktığı ülkelerin safında
yer almak durumunda olmuştur. Dolayısıyla 2004 yılına geldiğimizde, “neden
bir anayasa değişikliği” denildiğinde; işte, bu öncelikler sebebiyle bu
değişikliği yapıyoruz.
Şüphesiz, bu değişikliğin son olmasını arzu ederdik; ama, bununla da
meselenin hallolmadığının bilinci içerisinde olmamız lazım. İnşallah, ümit
ediyorum ki, bundan sonraki bir düzenlemede teker teker milletvekili olarak
hepimizin veya partiler olarak hepimizin “keşke şu madde şöyle düzenlenseydi,
daha iyi olurdu” diyeceği tarzında beklentimiz, arzumuz, taahhütlerimiz
ne ise bunların tamamını son bir paket olarak, birlikte, bir araya gelip
değerlendirmekte ve bu Meclisten, bu çatı altından onu son defa geçirmekte
şahsen fayda görüyoruz. Bunu, bu vesileyle bir defa daha ifade etmek istiyorum.
Şüphesiz, yapılan bu değişiklikler, bundan evvelkiler de olduğu gibi,
Türkiye'nin ihtiyacı içindir. İster tekliflerin ya da tasarıların gerekçesinde
olsun ya da olmasın, demin söylediğim felsefe açısından baktığımızda, bu
değişikliklerin hepsi bu ülkenin vatandaşları içindir, hepimiz içindir.
Dolayısıyla Avrupa Birliği hedefi, belki bu isteğimizin gerçekleşmesi,
bu ihtiyaçlarımızın karşılanması noktasında teşvik edici bir rolü var,
tetikleyici bir rolü var. Bir an evvel, takvime bağlı bir süreç işlediği
için, belki normal zamanlarda ihmal edebileceğimiz ya da önceliği yeteri
kadar kovalayamadığımız birkısım değişiklikleri daha süratli bir tarzda
gerçekleştirmemize imkân veriyor. Kaldı ki, Avrupa Birliği konusu, yapılan
anketlerden, araştırmalardan, seçimde yaptığımız çalışmalardan da anlaşılıyor
ki, zaten, bizim, millet olarak hedefimizdir. 1963 Ankara Antlaşmasından
hesap edersek, kırkbir yıldır, Avrupa Birliği bizim devlet politikamızdır;
1959 üzerinden hesabını yaparsak, kırkbeş yıldır; 1839’dan ve sonraki Osmanlı
döneminden itibaren hesaplamalar yaparsak, yüzaltmış yılı aşan bir süreden
beri, birkısım değerlerin toplumumuzda hayata geçirilmesi noktasında bir
politika sürdürüyoruz. Dolayısıyla, Avrupa Birliği konusu, sadece bu Meclisin,
22 nci Dönem Milletvekillerinin değil, sadece 59 uncu Cumhuriyet Hükümetinin
değil, bundan evvel ve bundan sonraki hükümetlerin titizlikle takip etmesi
gereken bir devlet politikasıdır, bir modernleşme projesidir. Dolayısıyla,
böylesine kapsamlı bir modernleşme projesine uygun olarak, devletin en
temel yasasının da Avrupa Birliği standartlarına uygun olarak düzenlenmesinde,
yeni baştan gözden geçirilmesinde fayda var.
Hepinizin hatırlayacağı gibi, yedinci paket bu Parlamentodan geçtiğimiz
temmuzda kabul edilirken şöyle bir temennide bulunmuştum; demiştim ki:
“İnşallah, bundan sonra, köklü bir anayasa değişikliğini bu Parlamentoda,
bu dönemde gerçekleştirme imkânı olur.” Belki tamamını yapamadık; ama,
11 maddeden müteşekkil bir değişikliği daha yapıyoruz.
Şimdi, bu on maddede -bir tanesi yürürlük maddesi- yapılan değişikliklerin
bir kısmı, daha evvel mevzuatımızda değişikliğini yaptığımız birkısım hususların
anayasal bağlantılarıdır. Mutlaka, Anayasadan bunların çıkması gerekiyor,
böyle bir hukukî zaruret var, idam cezalarında olduğu gibi. Ceza Kanunundan
idamı kaldırmışsınız, başka mevzuatınızdan idamı kaldırmışsınız, çıkarmışsınız
metinlerden; ama, Anayasanızda halen onunla ilgili bağlantılar varsa, bu
bizim dışarıdaki görüntümüz açısından da sakıncalı, hukuk açısından da
sakıncalı. Bu düzenlemelerin bir kısmı, böyle bir zaruretin sonucu; ama,
bir kısmı var ki, bunlardan her biri bile tek başına Türkiye için önemli
bir kazanımdır, önemli bir adımdır.
Şüphesiz, bu maddelerle, bu paketle biz neyi amaçlıyoruz Parlamento
olarak, milletvekilleri olarak; bir defa, hak ve özgürlükleri daha fazla
teminat altına almaya gayret ediyoruz. Özgürlük alanını genişletiyoruz,
sivil inisiyatiflerin gelişmesine ve genişlemesine imkân hazırlıyoruz.
Bunlar, aslında, başkaca ülkelerin uzun mücadelelerden sonra elde ettiği
kazanımlardır; yani, söylenildiği kadar kolay kazanılabilecek hususlar
değildir. Çok şükür, Türkiye, uzunca bir mücadelenin sonucunda, demokratik
bir süreç içerisinde, bugün, işte, Avrupa ile bütünleşme adına, Avrupa
Birliğiyle bağlantılı olarak hak ve özgürlüklerini daha fazla teminat altına
almaya ve özgürlük alanını genişletmeye kadirdir ve bu Parlamentolar bunları
rahatlıkla yapabilmektedir.
İkincisi, getirilen bu değişikliklerden birisiyle, adil yargılanma hakkının
teminat altına alınmasına imkân sağlamaktadır. Adil yargılanma hakkı, demokratik
sistemler içerisinde temel hak ve özgürlükler açısından en temel bir haktır;
bunun üzerinde hassasiyetle durulması lazım. Esas itibariyle, 59 uncu Hükümet
olarak bilgilerinize sunduğumuz, onayınıza sunduğumuz hükümet programımızda
da adil yargılama ilkesiyle bağdaşmayan yargı kademelerinin kaldırılacağı
hususunu biz hem 58 inci hükümetin programına koyduk hem de 59 uncu hükümetin
programına koyduk. Dolayısıyla, bu değişiklikle, adil yargılama hakkıyla
bağdaşmayan düzenlemeleri de ortadan kaldırmış oluyoruz. Belki, geriye
dönük, Türkiye’nin yaşadığı birkısım sıkıntılara, zorluklara baktığımızda,
bunların önemli bir kısmında, devlet yönetimimizin yeteri kadar şeffaf
ve saydam olmamasından kaynaklanan sıkıntılarımız vardı.
Esas itibariyle, demokratik devlet, demokratik hukuk devleti, millet
adına, toplum adına yapılan her işlemin toplum adına, millet adına Parlamento
tarafından denetlenebildiği ya da Parlamento adına anayasal kurumlar tarafından
denetlenebildiği devlettir. Dolayısıyla, Anayasamızda şu veya bu şekilde
geçmişten kalmış bazı kısıtlamalar vardı; bütün bunları ortadan kaldırmış
oluyoruz. Böylece, inanıyorum ki, bu değişiklikle, Türkiye, önemli bir
adımı daha atmış olacak, önemli kazanımları elde etmiş olacak.
Maddeler üzerinde ayrıca durmak istemiyorum. Yeri geldiğinde, bu konudaki
düşüncelerimizi her bir maddeyle ilgili olarak sizlere ifade etmeye çalışacağım.
Bu Anayasa değişikliğinin, demokrasimiz için, toplumumuz için, hepimiz
için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum ve hepinize bu vesileyle
saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ediyoruz.
Şahsı adına, Konya Milletvekili Sayın Ahmet Işık; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Sayın Işık, süreniz 10 dakika; özenli kullanmanızı istirham ediyorum.
AHMET IŞIK (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 430
sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi
Hakkında Kanun Teklifinin geneli hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım;
bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değişimin ve dönüşümün çarpıcı
bir hızda ve yoğunlukta yaşandığı küresel şartlarda hedefleri belli olan
Türkiye’nin, evrensel oluşumun dışında kalması mümkün değildir. Dünyadaki
iktisadî kalkınmalar başta olmak üzere, demokratik ve teknolojik büyük
değişimler yaşanırken, üzülerek ifade etmeliyiz ki, Türkiye, büyük oranda
zaman kaybetmiştir. Artık, Türkiye’nin, bugünü ve yarınıyla ilgili kaybedecek
ne zamanı ne de imkânı kalmıştır. Tarihî bir adım ve kararlılıkla, 22 nci
Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye’nin önünü açmaya devam etmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, hukuk devletinden ziyade,
kanun devleti görüntüsü vermektedir. Türkiye, kanunlarını hukuka, hukukun
evrensel adalet ve insan hakkı esasına dayandırarak, temel hak ve özgürlüklerin
kullanılmasını sınırlayan hukuk sisteminin değiştirilerek, ideal anlamda
hukuk devleti olunmasıyla, Türkiye, uluslararası camiada saygın bir yer
kazanacaktır. Hukuk devleti anlayışımız, devletin topluma ve bireylere,
ırk, dil, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep
aidiyeti gibi sebeplerle ayrım gözetmeksizin, adalet içinde yaklaşmasını
sağlamaktır.
Demokratik bir hukuk devleti anlayışını hayata geçiremeyen ve adalete
güveni tesis edemeyen ülkelerin, ekonomik yönden kalkınması mümkün değildir.
Geniş ve kapsamlı bir anayasa değişikliğiyle, devlet, toplum ve birey arasında
yapılan bir toplumsal sözleşmeye dönüştürülüp, hukuk devleti ilkelerinin
hayata geçirilerek, bireyleri devlete ve örgütlü güçlere karşı koruyacak,
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin
getirdiği ilke ve standartlarda temel hak ve özgürlüklerin güvence altına
alınmasını sağlayacaktır.
Değerli milletvekilleri, merkeziyetçi ve hantal yapıların aşılması,
toplumsal denetim ve katılımın artırılması, örgütsel büyüme ve hantallığın
giderilmesi, kayırmacılığın ve yozlaşmanın önlenmesi, insanların barış
ve refah içinde özgürce yaşadığı, dünyayla bütünleşmiş, farklılıkların
çatışma unsuru olarak değil zenginlik kaynağı olarak görüldüğü, evrensel
hukuk standardının yakalandığı yeni ve kapsamlı bir perspektif içinde,
demokratik ve dinamik bir millet iradesinin hayata geçirilmesi, hukukun
evrensel ilkeleri ile başta Anayasa olmak üzere yasaların uyumlaştığı,
insan haklarına saygılı, hak arama yollarının açık tutulduğu, kanun önünde
eşitlik, bireysel ve örgütlü olarak hak ve özgürlüklerin kullanılması,
idarenin hukuka bağlılığının sağlanması, katılımcı ve özgürlükçü güçlü
bir toplumsal meşruiyete sahip, başta Avrupa Birliği olmak üzere, uluslararası
normlara uygun, birey hak ve özgürlüklerini üstün tutan, çoğulcu ve katılımcı
demokrasiyi esas alan, şiddet, baskı ve suçtan arınmış, özgürlüklerin nimetlerinden
yararlanan ve korkunun olmadığı standardın yakalanması, demokratik hukuk
devletinin gerekleridir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliğine aday olan ülkemizin,
Kopenhag Siyasî Kriterleri bağlamında yerine getirmesi gereken hususlar
ile yasal düzenlemeler, 24 Temmuz 2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan
Avrupa Birliği müktesebatının üstlenilmesine ilişkin programda belirlenmiş
bulunmaktadır. Bir taraftan, hayat hakkının demokratik toplumun temel değerleri
olduğunu ve ölüm cezasının kaldırılmasının bu hakkın korunması ve tüm insanların
doğuştan gelen onurunun bütünüyle tanınması için elzem olduğunu vurgulayan
ve ülkemizce de imzalanan, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma
Avrupa Sözleşmesine Ek 13 Nolu Protokol gereğince ölüm cezasının kaldırılmış
olması; diğer yandan, dünyada gelişen yeni demokratik açılımlara uyum sağlanması
ve bu açılıma uygun bir şekilde temel hak ve hürriyetlerin evrensel düzeyde
kabul edilmiş standart ve normlar ile Avrupa Birliği kriterleri seviyesine
çıkarılması amacıyla kanunlarımızda düzenlemeler yapılması ihtiyacı, temel
yasamız olan Anayasada değişiklikler yapma zorunluluğunu doğurmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 Katılım Ortaklığı Belgesinde,
Türkiye’nin taraf olduğu ilgili uluslararası sözleşmeler doğrultusunda,
cinsiyete göre ayırım yapılmaksızın, tüm bireylerin insan haklarından ve
temel hürriyetlerden hukuken ve fiilen, tam olarak yararlanmasının teminat
altına alınması beklentisi yer almaktadır. Öte yandan, Avrupa Birliği Temel
Haklar Şartının 20 nci maddesinde, herkesin kanun önünde eşit olduğu vurgulanmıştır.
Avrupa Birliği Anayasa taslağına ayrı bir bölümle ilave edilen Temel Haklar
Şartının üçüncü “Eşitlik” başlıklı bölümünün 23 üncü maddesinde “istihdam,
çalışma ve ücret dahil olmak üzere, her alanda erkekler ve kadınlar arasında
eşitlik sağlanacaktır” denilmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasamızın 15 inci maddesindeki
ölüm cezasının infazıyla ilgili ibare çıkarılarak, işbu değişikliğe paralel
olarak 17 nci maddede düzenleme öngörülmekte, demokratik yönetimde üstlendiği
önemli görev nedeniyle basın araçları Anayasada ayrıca koruma altına alınmaktadır.
Devlet güvenlik mahkemelerinin yetki, sorumluluk ve işleyişinin Avrupa
ölçülerine uygun hale getirilmesi 2003 Katılım Ortaklığı Belgesinde ve
2003 İlerleme Raporunda beklenti olarak yer aldığından, bu mahkemelerin
kuruluşuna ilişkin 143 üncü madde hükmünün yürürlükten kaldırılması da
öngörülmektedir.
Avrupa Birliği 2002 İlerleme Raporunda şeffaflık ve etkin yönetimin
sağlanmasının önemi vurgulandığından, devlet harcamalarının denetlenmesinde
şeffaflığın sağlanması amacıyla, 160 ıncı maddenin son fıkrası da madde
metninden çıkarılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüzyılımızda, etkin ve katılımcı,
ideal Anayasa anlayışının hayata geçtiği ve mevzuata dönüştüğü ulusal kalkınmışlık
şartlarının gerçekleştiği sürecin sonuçlanması temenni ve dileğiyle Yüce
Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Işık, teşekkür ediyorum.
Komisyon adına, Komisyon Başkanı Sayın Burhan Kuzu; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Anayasa değişikliği zor bir iş, hem rakam olarak zor hem görüşmeleri
bakımında zor hem de uygulamaya geçtiği zaman çıkaracağı birtakım sorunlar
bakımından zor. Her kelimenin bir anlamı var, her cümlenin bir manası var
ve kanunlara ışık tutacak şekilde yazılması lazım. 1982 Anayasasının hangi
koşullarda hazırlandığını biliyoruz, Sayın Bakan da bu konuya değindi.
Bu konuda daha uzun vadede, büyük çapta paketlerle geliriz.
Şimdi, önünüze getirdiğimiz, milletvekillerimizin teklifi şeklinde gelen
bu paket mini paket, daha küçük çaplı bir paket, biraz Avrupa Birliği bağlamında
tarih almaya yönelik bir paket. Elbette ki, Türk insanı bu paketlerin daha
büyüklerini hak etmiştir; ama, takdir edersiniz ki, Anayasa değiştirmenin
zorluğu ortadadır. Bunu zaman içerisinde yaparak daha büyük çapta değişikliklerle
gelebiliriz.
Şimdi, elimizdeki pakete baktığımızda, 10 maddelik bir paket şeklinde
gözüküyor. Bunun içerisinde 1 inci maddede yer alan eşitlik ilkesi var.
Aslında, Anayasamıza eşitlik ilkesiyle ilgili hüküm yeni konuluyor değil
-yani, belki bir kısmı, sizleri kastetmiyorum ama, kamuoyunda farklı algılanması
bakımından açıklama ihtiyacı hissediyorum- bu eşitlik maddesi yıllardan
beri olan bir hüküm. Yalnız, negatif anlamda eşitlik hükmü; yani, kanun
önünde eşitlik. Ppeki, kanunun içinde ne var; ne varsa, o var. Uygulamada
eşitlik anlamında daha çok ve bir de, tatbik ederken ayırım yapmama anlamında
bir eşitliktir; fakat, şimdi getirmeye çalıştığımız -belki ismi söylenmiyor-
pozitif anlamda, zayıfı kollamaya yönelik bir eşitlik anlayışıdır.
Komisyonumuza gelen metnin ilk cümlesinde “Kadınlar ve erkekler eşit
haklara sahiptir” ifadesi vardı sadece Bunu, komisyondaki arkadaşlarımız,
gerek muhalefet partisine gerekse iktidar partisine mensup üyelerin bir
kısmı yeterli görmedi, şahsen benim de katıldığım önergelerle, bu “Kadınlar
ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini
sağlamakla yükümlüdür” şekline getirildi.” İkinci cümleyle, bir anlamda,
devlete, aradaki açığı kapama bakımından, yaşama geçirilmesini sağlama
bakımından bir yükümlülük yüklendiği vurgulanmak isteniliyor.
Benim elimde, dünya anayasalarından, demokratik olan Avrupa ülkelerinden
örnekler var, bunların detayına girmeyeceğim; ama, içerisindeki düzenlemelere
baktığımız zaman, parlamentodaki kadın sayısı nedir, ne değildir diye rakamlar
vereceğim. Mesela, komşumuz Yunanistan’dan bir örnek vereyim, deniliyor
ki: “Bütün Yunanlılar kanun önünde eşittir.” Bu, bizde de olan bir hüküm.
Devamında “Yunalı erkek ve kadınlar eşit hak ve ödevlere sahiptirler” deniliyor.
Yani, bu, esasen, her anayasada olabilecek bir hüküm. Yunanistan, Avrupa
Topluluğu üyesi, şu anda, parlamentosunda yüzde 8 oranında kadın milletvekili
var.
Fransa’dan örnek vereyim; çünkü, çok sık verilen bir örnek. Fransa,
belki, kanunların yapılışı, hazırlanışı, bakış açısı vesaire gibi birçok
açıdan bize daha yakın bir ülke. Fransa’da, 1999 öncesinde, eşitlik ilkesi
bizdeki gibi -değişiklik öncesi gibi- vurgulanmıştı, mevcut haliyle belirtilmişti,
buna ilave olarak 1999’dan sonra bir değişiklik yapıldı -belki, bizim getirmeye
çalıştığımız getirilmek istenmiş veya benzeri bir düzenleme- ve deniliyor
ki: “Kanun, “Seçimle gelinen makamlardan kadın ve erkeğin eşit yararlanmasını
teşvik eder.” Bu hüküm, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra bu
hale getirildi. Anayasa Mahkemesi, kotaları iptal edince, böyle bir düzenleme
yoluna gidildi. Şimdi, Sayın Araslı’nın ve Muhalefet Partimiz CHP’nin kaygıları,
genel olarak düşünülen bir kaygı bu.
Benim kanaatim, bu hüküm geldiği andan bu tarafa, erkeklerle ufak tefek
sürtüşmeye rağmen, kadınların durumunu düzeltici her türlü işin içerisinde
bulundum; ama, yine de son günlerde, maalesef, basında okuyorsunuz, kadın
hakları konusunda yıllardan beri mücadele eden bir kişi olarak, bir bilim
adamı olarak bu yapıda olmama rağmen, basın, aksi gibi göstermeye çalıştı.
Demek ki, bu memlekette kadınların haklarının önplanda olmasını istemeyen
bir grup var. Kadınların bu konuda daha uyanık olmaları gerekiyor, basınla
olan bu ilişkilerde bizim bu savunmamızı savunmaları gerekiyor. Aksi halde,
sizlerin haklarını savunan ve Türkiye’de, gerçekten -sadece Türkiye’yi
kastetmiyorum, biraz sonra dünya ülkelerinden vereceğim rakamlar bunu gösteriyor-
kadınlara karşı yapılan ayırımcılığı önleme konusundaki tedbirlerin önüne
geçmek isteyen kesimlere karşı mücadeleyi hep beraber sürdürmemiz lazım
gerek kanun bazında gerek diğer metinlerle.
Şimdi, sizlere dünya ülkelerinden birkaç örnek vereyim. Siyasette kadının
yeri konusunda parlamentolardaki durum: İsveç yüzde 42, Norveç yüzde 36,
Almanya yüzde 30, Türkmenistan yüzde 26, Çin yüzde 21, İngiltere yüzde
18, Avrupa toplamı ortalama yüzde 20, Uganda yüzde 17, Amerika yüzde 14,
İspanya yüzde 13, Tunus yüzde 12, Fransa yüzde 20, Bulgaristan yüzde 11,
Suriye yüzde 10, Yunanistan yüzde 8, Portekiz yüzde 8, Türkiye yüzde 4,
Mısır, Bangladeş, Yemen yüzde 2. Biliyorsunuz, zaman zaman kimi şeylerde
“Uganda’da bile bu yok filan” gibi sözler sarf ederiz. Türkiye’deki durum
yüzde 4, Uganda’ da yüzde 17 oranında kadın temsili var.
Dünya ortalaması yüzde 10; görülen odur ki, gerçekten, dünyada kadınların
genel durumu hiç de iyi gözükmüyor. Bunları söyleyen benim, bunları destekleyen
benim, bu konudaki emeğimi -Sayın Araslı Komisyondan bilir- muhalefet partimizin,
iktidar partimizin birçok milletvekili de bu konudaki gayretimizi bilir;
ama, maalesef, Türkiye’de, gerçekten, basının haber alma özgürlüğü ve haber
verme özgürlüğü yanında, dürüst haber yayma, doğru haber verme şeklindeki
bir ilkenin çalıştırılması lazım. Türkiye’de, asıl olan, sadece, haber
vermedeki keyfilik değil, doğru, düzgün, yansız, seviyeli, seciyeli ve
namuslu haber vermek tekniğinin de, mutlaka, yerleşmesi lazım. Bu genel
açıklamadan sonra, acaba bu hüküm yeterli mi, oraya geliyoruz.
Şimdi, benim şahsî kanaatimi sorarsanız, komisyonda, bu konuda biraz
Alman Anayasasını örnek alalım şeklinde bir kanaatim oluştu; biz, motomot
onu alamadık; tabiî, bir şahsî kanaat yetmiyor; oylama meselesi; ama, sonunda,
önünüzdeki şu formülü bulabildik. Şimdi, bunun devamına “bu amaçla alınacak
geçici tedbirler, imtiyaz ve ayırım sayılmaz” ilkesinin getirilmiş olması
ya da getirilmesi, bana sorarsanız, durumu değiştirmez; ama, biraz daha
kuvvetlenmiş olur mu; olabilir; yani, o ayrı bir konu. Bunu, şunun için
söylüyorum: Diyelim ki, bu yönde bir değişiklik yapılamadı –bir varsayım
olarak söylüyorum; tabiî, takdir hakkı tamamen sizlere ait olacak- acaba
uygulamada, gerçekten, Anayasa Mahkemesi farklı bir yoruma gider mi? Bir
şey diyemezsiniz; çünkü, bu bir yargı organıdır, üyelerinin tek tek kararları
vardır, şahsî kanaatleri vardır, bir şey söyleyemeyiz; ama, biz hukukçu
olarak yorum yaparken, onlara yardımcı olmak durumundayız.
Şimdi, maddenin gerekçesinde çok net olarak bu ayırım vurgulanıyor;
yani deniliyor ki “kadın, erkek arasındaki bu dengesizliği gidermek gerekir,
işte, filan, filan antlaşmalar bunu emrediyor, milletlerarası alanda durum
budur” diye çok net olarak vurgulanmış. Bilindiği gibi mahkeme, karar verirken
hem metne bakar hem de gerekçeye bakar, o gerekçe yardımcı olur. Haliyle,
sırf gerekçeye, tabiî, bakarak karar veremez.
İkinci bir husus: 1979’da bizim kabul ettiğimiz Kadınlara Karşı Her
Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi var. Şimdi, bu sözleşmenin 4 üncü
maddesi çok net olarak bu hususu belirtmiş. Ben diyorum ki, biz, bu antlaşmayı
imzalamışız, 1985’ten bu tarafa onaylamak durumunda kalmışız ve uygulayacağımız
şeklinde söz de vermişiz, devam ediyoruz. Uygulanmış mı; uygulanamamış.
Uygulansa, zaten, bugün bu durumun böyle olmaması lazımdı. Şu halde, Anayasa
Mahkemesi, kararını verirken bu antlaşmaya da bakacak; çünkü, biz, yine,
7 nci maddede “usulüne göre yürürlüğe giren antlaşmalar, insan hakları
konusundaki antlaşmalar kanunla çatıştığı zaman antlaşmaya öncelik veririz”
dediğimize göre, demek ki, insan hakları konusunda bir adım daha atıyoruz.
Kadınların da, bu durumdaki farklılığını ya da geri kalmışlığını, özellikle
bu siyasetteki geriden gelmişliğini düzeltmek bakımından Anayasa Mahkemesi
buna da bakacaktır. Netice itibariyle, bence, bu konuda çok ciddî sorun
çıkmaz gibi geliyor; ama, söylediğim gibi, yeni bir ilave yapılır. Benim
şahsî kanaatim, bu konuda, ben, karşı çıkmam; bunu özellikle söylüyorum.
Şimdi, kadın hakları konusunda, aslında, biz, dünyada bu işe erken başlamışız.
Bakın, 1928, İngiltere’de kadınlara seçilme hakkının verildiği tarihtir;
Türkiye, 1934; Fransa, 1946; İsviçre, 1972, yanlış duymadınız 1972.
Şimdi, 1935’te seçim olduğunda, 1934’teki bu haktan sonra, Parlamentoda
18 hanım üye var, bugün 24. Seksen yıllık süre içerisinde bu rakamın küçüklüğü
ortada; dolayısıyla, bunu giderme konusunda, elbette ki, bundan sonra çalışmalar
başlatacağız.
Şimdi, tabiî, bir sorun da yerel yönetimler meselesi. Hanımlar, belki,
yerel düzeyde daha aktif olabilirler kendi bölgesinde. Bunu da açıklama
durumundayım; bundan sonra bu alanda da değişiklik yapmak gerekecek. Dünya
ortalamalarına baktığımız zaman birçok rakam var. Yine, İsveç, Norveç gibi
ülkelerde, belediyelerde yüzde 40 oranında hanım temsili var; bizde yüzde
1 ve oran olarak fevkalade kötü bir tablodur bu. Mutlaka, bunun düzeltilmesi
lazım; bakın, çok net olarak, açık olarak konuşuyorum.
Bu konudaki, düzenlemeler konusunda, tabiî ki, bizim hanımlarımızın
değeri elbette ki, bir başkadır. Türk toplumunda kadının yeri, zaman zaman
farklı yorumlar da olsa, yeri gelmiştir çok önemli roller üstlenmişlerdir.
Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşındaki Türk kadınıyla alakalı bakın sözünü burada
söylemek istiyorum; aynen şu: “Dünyada hiçbir milletin kadını ‘ben Anadolu
kadınından daha fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte
Anadolu kadını kadar gayret gösterdim’ diyemez” diyor Büyük Atatürk. Dolayısıyla,
böyle bir hizmet yapmış grubun, kesimin mutlaka kollanması, korunması ve
eksikliklerin kesinlikle giderilmesi gerekmektedir.
Şimdi, bu açıklamalardan sonra, kalan birkaç madde üzerinde de durmak
istiyorum; o da şu: İdam cezaları konusunda Anayasada bir ayıklama getiriyoruz.
Aslında, 1984’ten beri tatbik etmediğimiz bir ceza zaten bu. Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin Ek 6 Nolu Protokolünü imzaladık biz. Ne deniliyordu
orada; o protokolde “idam cezaları kaldırılmıştır; ama, olağanüstü hallerde
istisna getirebilirsiniz.” Biz, bu istisnayı getirmiştik ve daha sonra
bir 13 Nolu Protokol çıktı. 13 Nolu Protokol külliyen kaldırıyor. Biz,
bunu da imzaladık, henüz onaylamadık; ama, onu onaylamak durumundayız Avrupa
Birliği çerçevesinde. O zaman, Anayasada, idam cezasının verilemeyeceğini
belirtmemiz gerekiyor. Nitekim, bunu, biz bu değişiklikle yapmış oluyoruz.
Yine, dikkat çeken bir husus; basınla alakalı konuda “müsadere cezasının
verilemeyeceği” şeklinde genel hükümden sonra, ayrıca, bir de, suç işlenmesi
sebebiyle basın araçlarına el konulma meselesi var. Tabiî, bu, basını çok
sıkıntılı bir duruma sokuyor. Onlar da bizi sıkıntıya sokuyor ayrı mesele;
ama, o, işin bir başka boyutu. Fakat, basın, gerçekten, müsadere cezası
verildiğinde çalışamaz duruma düşüyor, alet ve araçlarına külliyen el konulmuş
oluyor; bunun kaldırılması gündemde, bunu sağlamış oluyoruz.
Önemli bir değişiklik, Uluslararası Ceza Divanı meselesi; şimdi, bu
divan hakkında kısa bir bilgi vereceğim; ama, neden bu gündeme geldi...
Bildiğiniz gibi, vatandaşlar yurt dışına verilemez, başka ülkeye iade edilemez,
teslim edilemez. Peki, özellikle ağır suçlar, savaş suçları gibi suç işlemişse
ne yapacaksınız?! İşte, buna istisna getirerek diyoruz ki, bu hal hariç
verilemez şeklinde bir düzenleme getirmiş oluyoruz. Peki, bu divan nedir;
hatırlarsanız, bendeniz, daha önce, geçen yıl yurtdışındaki bir toplantıda,
Sayın Onur Öymen’le beraber gittiğimiz Moskova gezisi dönüşünde bu konuda
bilgi vermiştim Genel Kurula. Kısaca tanıtayım bu kurulu; bu divan, ceza
davalarına bakan; ama, bunun da çok spesifik, özellikle savaş suçları dediğimiz,
barışa karşı ihlallere bakan bir divan. Lahey’de kurulmuş bir mahkeme,
18 hâkimli bir divan. Bu divana şu ana kadar hangi ülkeler imza atmış diye
baktığımızda, 113 ülke imzalamış, 89’u onaylamış ve şu anda tatbik ediyor.
Amerika Birleşik Devletleri imzalamamış, onaylamamış, Rusya ve Çin imzalamış,
onaylamamış, İsrail keza onaylamamış, Türkiye de onaylamamış. Diğer ülkeler
de var tabiî ki, ben, bu birkaçını örnek vermek istedim. Peki, bu divan,
diyelim ki imzalamış olsak bize ne gibi sıkıntı getirir; bize bir sıkıntı
getirmez. Neden imzalamadık şu ana kadar diye baktığımız zaman; biz diyoruz
ki, bu divan terör davalarına da baksın. Teröre bakmıyor, halbuki terör
Türkiye için çok önemli bir realite. Maalesef, bulunduğu bölge itibariyle
de çok ciddî tahrip edici bir durum. Bu bakımdan, bizim buradaki kanaatimiz,
teröre bakmayacak olan bir mahkeme bizim çok işimize yaramaz. Bizim savaş
suçumuz filan da pek olmaz. Büyük devletler, bunu, bundan imzalamıyorlar,
teröre girmedikçe biz bu divan konusunda biraz tereddütlüyüz; ama, şunu
da belirteyim ki, şu anda Avrupa’da, hem Avrupa Birliği ülkeleri hem de
Avrupa Konseyi ülkelerinde bu divanın statüsünü imzalamayan tek ülke Türkiye’dir.
Bunu da, herhalde, yine bahsettiğimiz bu Avrupa Birliği çerçevesinde imzalamak
durumunda kalacağız.
Bilindiği gibi, savaş suçlarıyla ilgili, özellikle soykırım konusunda
Türkiye aleyhinde deli saçması kimi iddialar var. Bunlar gündeme gelir
mi; gelmez. Neden gelmez; çünkü, Divanın statüsünde “2002’den itibaren
kurulduğu günden sonraki davalara bakacak” deniliyor. O açıdan, böyle bir
sorun zaten söz konusu olamaz; ama, elbette ki -Sayın Bakan da burada-
bu anlamda, mutlaka, ceza yasalarımızda değişiklik yapmamız gerekecek;
çünkü, bu suç tipleri henüz bizim yasalarımıza konulmamış. İlgili devlet
razı gelmedikçe de, bilindiği gibi, buralara siz davayı götüremiyorsunuz.
Bu anlamda söylemem gereken önemli bir değişiklik de, milletlerarası
anlaşmalar. Bilindiği gibi, Türkiye, milletlerarası anlaşmaları imzalıyor;
onaylıyor, yürürlüğe giriyor; ama, uygulamada zaman zaman çok ciddî sorunlar
çıkıyor; işte, anlaşma, Anayasanın üzerinde midir, kanunla eşdeğerde midir;
eşdeğerdeyse, önceki kanun, sonraki kanun meselesi mi gündeme gelecek;
mahkemelerde çok çeşitli kararlar var. Ben bunun detayına girmiyorum; ama,
bir şey var; bir anlaşmaya imza koymuşsanız, sadece şeklen imza koyamazsınız;
çünkü, bu iş, devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz; mutlak surette, tatbik etmek
için bu anlaşmaya imza koymamız gerekecek. Böyle yaptığımıza göre, o zaman
şunu diyoruz; insan haklarıyla alakalı anlaşmalar kanunla çatışırsa, hiç
olmazsa, anlaşmaya öncelik tanıyalım demektir, yani, mahkemeler buna öncelik
vererek olayı çözecekler. Bunu da çok önemsiyorum.
Son bir konu da, DGM’lerin kaldırılması. Devlet güvenlik mahkemeleri
kaldırılırsa, Türkiye’de bir boşluk doğar gibi zaman zaman birtakım iddialara
sebep oluyor; bence, doğmaz; çünkü, zaten bu mahkemelerin görevi, ağır
ceza mahkemelerinin bakacağı işler. Bir boşluk doğmasın diye, bir geçiş
yasasıyla, bu, oraya intikal ettirilebilir. Zannediyorum, Bakanlığın bu
konuda bir hazırlığı da var, öyle olması gerekiyor zaten; aksi halde, bir
boşluk doğması sıkıntısı yaşayabiliriz.
Pekâlâ, şimdi, bu değişiklikten sonra, davaların seyrinde bir fark olur
mu; yine, benim kanaatim, olmaz; çünkü, bunlar, sonuç itibariyle, mahkemelerin
görev taksimi içerisinde bakılacak olan işlerdir. Mesela, gerekirse, terör
suçlarına bakmak üzere, ihtisaslaşmaları hasebiyle ya da o gerekçelerle,
ağır ceza mahkemelerinin bir kısmına görev verilebilir. Böyle bir boşluk
doğmayacağını düşünüyorum.
Şu anda, Avrupa’da, devlet güvenlik mahkemeleri kalmadı, hepsi kaldırıldı.
En son Fransa da kaldırdı, bu işi ağır ceza mahkemelerine intikal ettirdi.
Bu mahkemeler çok hırpalandı. Bana sorarsanız, bunun hatası, biraz da
yasa koyucuda; çünkü, her çıkan yasanın sonunda, birçok işi, devlet güvenlik
mahkemelerinin görev alanına soktuk ve bu mahkemeler, artık, orijinal mahkemeler
olmaktan çıktı. Belki, bunun yerine, daha sonraki dönemlerde, sırf teröre
bakan bir mahkeme düşünülebilir diye de şahsî kanaat olarak ilave etmek
istiyorum.
Şimdi, tabiî, bir konu daha var; o da, Sayıştayın denetimi meselesi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kuzu, 1 dakikalık eksürenizi veriyorum; lütfen,
bu süre içerisinde konuşmanızı tamamlayınız.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
Şimdi, tabiî, bu, denetim konusu önemli. Şeffaflık, berraklık, Avrupa
Birliği, Avrupa süreci diyoruz, etik yasalarını çıkarıyor, etik kurulları
kuruyoruz; ama, bir taraftan da, kimi kurumların denetimdışı kalmasını
doğru bulmuyoruz. O yüzden, getireceğimiz bu değişiklikle, aynı zamanda,
Sayıştayın denetim alanı genişliyor. Zaten, biz, bunun yasasını, iktidar-muhalefet
birlikte, beraber çıkarmıştık; yapılacak olan değişiklik, bunun anayasal
planda da gerçekleşmesini sağlamaktan ibarettir; bunu da önemsiyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; netice itibariyle, biz, Komisyon
olarak, bütün bu değişiklikleri yerinde görüyoruz. Bunu, sekiz dokuz saatlik
bir çalışma sonucunda bu hale getirebildik; 1 inci maddeyi, en az dört
buçuk beş saat ayırarak, tartışarak getirdik; yani, bu, rasgele gelmiş
değil, birçok yerden geçerek gelmiştir. Gerek iktidar partisi gerek muhalefet
partisi, bu konuda, hemen hemen aynı şeyleri düşünüyor. Tabiî ki, farklı
önergeler olabilir; ama, ben, sonuç itibariyle, bu haliyle bile geçse,
sonucun iyi olacağını düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kuzu, teşekkür cümlenizi alabilir miyim efendim.
Buyurun.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Teşekkür ediyorum,
saygılar sunuyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.
Şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Uğur Aksöz; buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sayın Aksöz, süreniz 10 dakika.
UĞUR AKSÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz,
nedense, yaptığımız her işte, bir yanı eksik bırakıyoruz. Ben bir hukukçu
milletvekili olarak, Yüce Heyetinize, bu Anayasa değişikliği konusunda
da yapılan eksiklikleri, şu 10 dakika içerisinde, süremiz yettiğince anlatmaya
çalışacağım. İyi bir şey yapıyoruz. Biz, olumlu oy vereceğiz; ama, eksikleri
var, onu da söylemek zorundayız. Nedir bu eksikler:
Birincisi; bir kere, bu 9 uncu Anayasa paketi, artık manava döndük,
paket paket üstüne, böyle Anayasa değişikliği olmamalı. Şu Parlamento yapısında,
bence, artık, bir kere, bütün eksikliklerin tamamlandığı yepyeni bir Anayasayı
elbirliğiyle yapmalıyız. Böyle aklına estikçe paket, dışarıdan dayatıldıkça
paket, bir milletvekili olarak, benim çok hoşuma gitmiyor ve ben Sayın
Adalet Bakanımdan -çok iyi bir hukukçudur ve onun da böyle düşündüğünü
biliyorum- bundan sonra, buraya, bir kere, Anayasadaki bütün eksiklikleri
tamamlayan son bir paketle gelmesini diliyorum.
İkincisi; değerli arkadaşlar, DGM’yi kaldırıyoruz. Doğrudur, kalkması
lazım; ama, yargı bağımsızlığını tam sağlamadığınız müddetçe, DGM’yi kaldırsanız
ne olur, kaldırmasanız ne olur; yani, Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulunda
Sayın Bakan ve Müsteşarı olduğu müddetçe, yargı bağımsızlığı var diyemeyiz.
Yargı bağımsızlığı yok ise, DGM olsa ne olur, olmasa ne olur diye düşünüyorum.
O halde, öncelikle, yine, Sayın Bakandan rica ediyorum; madem, DGM’yi kaldırıyoruz,
madem insan hakları adına ölüm cezasını kaldırıyoruz “adalet” diyoruz “hukuk”
diyoruz; o halde, buraya, Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulundan Bakanı
ve Müsteşarını çıkaran, yargıyı gerçekten bağımsız yapan yasa tasarısını
getirsinler, birlikte çıkaralım.
Üçüncüsü; dünyanın hiçbir yerinde böyle bir yargılama sistemi yoktur
arkadaşlar; yani, DGM’yi kaldırmakla kurtulamayız. Askeri idare mahkemesi,
askeri ceza mahkemesi, vergi mahkemesi, adlî yargı... Sayın sayabildiğiniz
kadar, Türkiye’de yüz çeşit yargı var. Peki, şimdi size soruyorum: Tevhidi
Tedrisatı niye çıkardı Türkiye; eğitimde birlik olsun diye. Peki, niye
yargıda birlik yok? Yani, her lise ayrı şeyi okutsa, bunun adı eğitim olur
mu?! Bizde de yüz çeşit yargılama var. Onun hukuku ayrı, yasası ayrı, usulü
ayrı. Bu da çok yanlış. Yine Sayın Adalet Bakanından yargıda birliği sağlayıcı
düzenlemeleri getirmelerini istiyorum bu vesileyle ve özellikle, Sayıştay
yargı kurumu mudur, denetim kurumu mudur, artık buna bir karar verilmesi
lazım. O gün Anayasa Komisyonunda Sayıştay Başkanı diyor ki: “Ben yargı
kurumuyum.” Biz diyoruz ki: “Hayır, denetim kurumusunuz.” Sayın Bakan sağ
olsun -burada da teşekkür ediyorum- müdahale ettiler de, bir yanlıştan
dönüldü. Artık o konuda da bir açıklık gelmesi lazım.
Arkadaşlar, kadın-erkek haklarına gelince. Anayasamızda şu var: “Kadın-erkek
eşittir.” Evet, bu yıllardır var, her anayasada da var. Peki, şimdi size
söylüyorum: Şuradan kırsal kesime gidelim, varoşlara gidelim veya doğuya,
Güneydoğu Anadolu’ya bir gezi yapalım. Kadın-erkek eşittir diyecek kimse
var mı içimizde?! Yani, yasada “kadın-erkek eşittir” yazıyor diye Türkiye’de
gerçekten kadın-erkek eşit mi arkadaşlar?! Bizim bunu sağlamamız için bu
Anayasa değişikliğini doğru dürüst yapmamız lazım.
İktidar kanadındaki arkadaşlarımız şimdi diyorlar ki: “Efendim, kadın
ve erkek eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla
yükümlüdür. Bu yeter.” Yetmez beyler! Devlet neye göre yükümlüdür; devlet,
Anayasaya göre yükümlüdür; devlet, Anayasanın sınırıyla yükümlüdür; devlet,
Anayasayla bağlıdır. 10 uncu madde “hiçbir kişiye, zümreye imtiyaz tanıyamazsın”
diyor. Devlet, kadını nasıl koruyacak?! Bir kadın için herhangi bir yasada
veya herhangi bir tüzükte bir kota tanıdık diyelim. Birisi Anayasa Mahkemesine
gider der ki: Efendim, siz kadına böyle bir ayrıcalık tanıdınız; ama, Anayasanın
10 uncu maddesi açık. Anayasa diyor ki: “Hiçbir kişiye, zümreye imtiyaz
tanıyamazsın.” Pat, Anayasa Mahkemesi bunu iptal eder. Etmez diyen var
mı, hangi hukukçu var?! O bakımdan, burada Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
önergesini çok dikkatle dinlemenizi istiyorum. Değerli arkadaşlar, orada
diyoruz ki, kadın-erkek eşittir; ama, kadın lehine yapılacak olumlu ayrıcalıklar
eşitliğe aykırı sayılmaz. İşte, bu Anayasa Mahkemesini bağlar. Aksi halde,
siz bu yasayı istediğiniz kadar çıkarın, bu, ihtiyaca kâfi değildir.
Değerli arkadaşlar, bir başka husus da şudur: Uluslararası anlaşmaların
yasalardan üstün olması. Bakın, burada çok önemli iki nokta var, buna kimse
dikkat etmiyor. Uluslararası anlaşmalar salt çoğunlukla geçiyor. Anayasa
değişiklikleri beşte 3 çoğunlukla geçiyor.
Peki, bir uluslararası anlaşmada, Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı
bir hüküm gelmişse, gözden kaçmışsa, uygulamaya girmişse, salt çoğunluk,
beşte 3’ü yenmiş olmayacak mı ve dolaylı yoldan, Anayasayı o uluslararası
anlaşma değiştirmiş olmayacak mı?!
Yine, bir şey söylemek istiyorum. Bizim Anayasamızda değişmesi yasak,
değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeler var. Bir uluslararası
anlaşma çıktıysa ve buna aykırı bir hüküm koyduysa, ne yapacaksınız o zaman,
Türkiye ne yapacak?! Örnek veriyorum; herkesin kendi dilini konuşması insan
haklarına uygundur, herkes kendi dilini konuşacak derse ve bu anlaşma da
onaylandı geçti, gözden kaçtı. Peki, Anayasa da “devletin resmî dili Türkçedir”
şimdi hangisine bakacağız; uluslararası anlaşmaya bakacağız; burada 300
tane dil konuşulacak. Bu noktalara dikkat edelim.
Bu Anayasa değişikliği, paket olarak genelde olumlu görünmektedir ve
biz buna olumlu oy vereceğiz; ama, bakın, bu eksiklikleri görmezsek, biz
bir şey yapmış olmuyoruz, gibi yapmış oluyoruz. Gerçekten Anayasa değişikliğinden
beklenen amaç bu maddelerle elde edilemez.
Bu hatırlatmalardan sonra, yine, son olarak şunu söylemek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, artık, ülkelerin demokratik gelişme kriteri, ülkenin
geliri, gideri, uçağı, bilgisayarı değil. Para, Arabistan çöllerinde çuvalla
var. Bilgisayar Hindistan’ın köylerinde de var. Artık, ülkelerin gelişmişlik
düzeyinde ölçü tekdir, o da, Parlamentodaki kadın sayısıdır. Bütün dünya,
ülkenin demokratik gelişme düzeyini bu sayıya bakarak söylüyor ve biraz
önce, Sayın Anayasa Komisyonu Başkanımın söylediği sözü buradan tekrarlayarak,
huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum: Parlamentoda bayan milletvekili nispeti,
Uganda’da yüzde 17, Türkiye’de yüzde 4’müş. Bu ayıp bize yeter diyorum,
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksöz.
Anayasa değişikliğine dair teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır
(......................)
|