Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YÖK YASASI DEĞİŞİKLİĞİ
YÖK GENEL KURULU AÇIKLAMASI (6.5.2004)
GENELKURMAY BAŞKANLIĞI AÇIKLAMASI (6.5.2004)

AKP GENEL BAŞKANI ERDOĞAN'IN GRUP KONUŞMASI...
11 Mayıs 2004
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grubu toplantısında yaptığı konuşmada, YÖK Yasa tasarısı, Yunanistan gezisi ve ekonomik durum konularında değerlendirmelerde bulundu.
 
ERDOĞAN'IN KONUŞMASINDAN...

"Toplumsal mutabakat, kurum ve kuruluşlararası mutabakat değildir. Toplumsal mutabakat, vekaleti veren milletin mutabakatıdır."

"TBMM kendi iradesini rahatlıkla kullanabilmelidir ve bu iradeye de kimse baskı yapmanın gayreti içine lütfen girmesin. Girerse zaten Meclis'ten alacağı cevap görülecektir."

"Türkiye'de demokratik sistem nasıl işlemesi gerekiyorsa öyle işleyecek, parlamenter sistem bütün kurum ve kurallarıyla yürüyecek."

"YÖK'e ilişkin kanun tasarısı da anayasal düzen ve parlamenter süreçler içinde neticelendirilecek."

"TBMM, demokratik bir yasama meclisidir. Milli irade, bu yüce meclisin çatısı altında tecessüm etmektedir."

"Sistem içindeki organlar, kurumlar ve toplumsal aktörler, hukuki-teknik prosedürlere riayet etmemeleri halinde meşru zeminin dışına çıkmış olurlar."

"Sevgili milletim; bir başbakan 4 kez aldatılır mı?"

"YÖK'ün gönderdiği taslakta (bu kanunu bakanlar kurulu ve yök birlikte yürütür) deniliyor. Bu nasıl demokrasi? Ne zamandan beri YÖK bu ülkede yürütme kurulu sıfatı aldı?"

"YÖK ve Üniversitelerarası Kurul, hep değişik yerlerde kendilerine adeta destek kıtaları aradılar."

"Yükseköğretim sistemi de TBMM'nin düzenleyebileceği ve bu düzenlemeleri yapabileceği bir alandır."

"IMF ile 2005 ve sonrası döneme ilişkin çalışmaların, güven ortamını daha da güçlendirecek bir formatta devam ettirilecek."
 

AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan'ın partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
(11 Mayıs 2004)

Değerli milletvekilleri...
Sevgili arkadaşlar...

Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Türkiye'nin müzmin hale gelmiş problemlerini çözmek, ekonomiyi tümüyle gelişme rotasına oturtmak ve milletimize nefes aldırmak için bütün enerjimizi ortaya koyarak her alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Ne Türkiye'yi aydınlık yarınlarına taşıma konusundaki kararlılığımızda, ne ekonomimizin yakaladığı gelişme çizgisini kaybetmeme noktasındaki dikkatimizde bir eksilme yoktur ve olmayacaktır.

İnşallah önümüze koyduğumuz hedefler doğrultusunda, herhangi bir sapma yaşanmadan ilerlemeye devam edeceğiz. Kötümserlik yaymaya, kriz havası estirmeye çalışan çevrelerin heveslerinin kursaklarında kalacağından da endişeniz olmasın.

Bundan daha bir buçuk yıl önce içinde çırpındığımız kriz bataklığını hiç kimse aklından çıkarmamalıdır. Çıta neredeydi nerelere geldi. Bu açık ve net ortadadır.

3 Kasım 2002 tarihinde devraldığımız şartlar, dibe vurmuş bir ekonominin, kapanmış kepenklerin, durmuş tezgahların, umutları sönmüş insanların ve çökmüş piyasaların acı tablosunu yansıtıyordu. Böyle bir tabloyu devraldık ve milletimizin büyük desteğini yanımıza alarak, dikkatle, kararlılıkla, çok kısa bir zaman içinde bu ekonomiyi yeniden nefes alır hale getirdik.

Bugün Türkiye, ekonomisiyle AB standartlarını yakalama hedefine kilitlenmiş durumdadır. Ekonomik göstergelerdeki güzel gelişmeler devam ediyor.

Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta İzmir'de 4. İktisat Kongresi'nin gerçekleştirdik. Orada Türk ekonomisinin çözüm gerektiren sorunları ve yeni vizyonu masaya yatırıldı. Çok sayıda yerli ve yabancı ekonomist ve uzmanla, konu enine boyuna değerlendirildi. Ortaya çıkan sonuçlar Türkiye'nin ekonomik gidişatının sevindirici bir noktaya doğru olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Bu Kongre vesilesiyle bazı hassasiyetlerin dile getirilmesi ve henüz istediğimiz ölçüde iyileşme kaydedemediğimiz bazı noktalara dikkat çekilmesi de tabiidir. Zaten bu kongredeki hassasiyetimiz de buradan gelmektedir.

Ayrıca zaten İktisat Kongresi'ni düzenlememizin amacı, mevcut durum hakkında müspet vemenfi bütün görüşlerin açıkça dile getirilmesine ve konunun etraflıca değerlendirilmesine zemin hazırlamaktı. Ve bunu orada konuşmamda ifade ettiğim gibi sadece onunla kalmadık, burada durum tespiti yapmak bir maharet olduğu kadar, çözüm yollarını göstermek de bir o kadar ondan daha fazlasıyla bir başka maharettir dedik. Bunun ortaya konulması gerekir ama bunu ortaya koymaktan aciz olanlar aynen bugün olduğu gibi yine yollarına aynı şekilde devam etmektedirler. Yani ‘benim oğlum bina okur, döner döner yine okur’ kabilinden bunlar yola devam ediyorlar. Bu amaç gerçekleşmiştir.

Hükümet olarak bu kongreden çıkan sonuçları dikkatle not ettiğimizi ve ortaya konan değerli fikirlerden en iyi şekilde faydalanacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

Değerli arkadaşlarım...

Bir süredir, ABD Merkez Bankası'nın faizleri arttıracağı beklentisi sebebiyle, Türkiye gibi yükselen piyasa ekonomilerinde bazı etkilenmeler yaşanmıştır. Bu dünya ülkelerinin genelinde olmuştur.

Özellikle döviz kurları ve faiz oranlarında yaşanan artışlar ile hisse senetleri fiyatlarındaki gerilemeler bu etkilenmeler neticesinde meydana gelmiştir. Ancak bütün bu gelişmelerin, Türkiye gibi özgüvenini kazanmış ve makro ekonomik dengelerini önemli ölçüde yerine oturtmuş ülkeler için olumsuz sonuçlar üretmesini beklememek gerekir.

Son göstergeler, ülkemizin temel ekonomik ve mali durumundaki iyileşmenin sürdüğünü, piyasalarımızın moral dayanıklılığının artmış olduğunu ve ekonomimizin artık şoklara karşı çok daha dayanıklı hale geldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yani artık öksürünce zatüre olan bir ekonomi yok. Onu atlatmış durumdadır Türkiye.

Hükümet olarak mali disiplinin korunması konusunda son derece kararlı olduğumuzu bir kere daha vurgulamak istiyorum. Bu anlayışla yürüttüğümüz politikaların sonucu olarak geçen yıl faiz dışı fazlanın Gayri Safi Milli Hasıla'ya oranı yüzde 6'yı aşmıştır. Bu rakam Türk ekonomisi için bir ilktir.

Bu yıl sonu itibariyle Gayri Safi Milli Hasıla'nın yüzde 6,5'i düzeyinde belirlenen faiz dışı fazla hedefine ulaşılması konusunda Hükümetimizin kararlılığı tamdır. Önümüzdeki yıllarda da, kamu borç stokunun düşmeye devam etmesini sağlayacak yüksek faiz dışı fazla uygulamasına devam edilecektir.

Uluslararası Para Fonu ile ekonomik programa ilişkin gözden geçirme çalışmaları başarı ile sürdürülmektedir. Uluslararası Para Fonu ile 2005 ve sonrası döneme ilişkin çalışmalar, güven ortamını daha da güçlendirecek bir formatta devam ettirilecektir.

Milletimizin yıllar yılı belini büken enflasyon illetini dizginlemek ve tek haneli rakamlara indirmek konusunda da çok önemli mesafeler aldık, almaya da devam ediyoruz. Enflasyonda yıl sonu için belirlediğimiz hedefi tutturabileceğimiz şimdiden görünmektedir.

Keza büyüme hedeflerimizde de 2003 yılında elde ettiğimiz tarihi başarıyı sürdürme kararlılığımız devam etmektedir.

Hiç kimsenin endişesi olmasın; Türkiye kalkınma yolunda adımlarını hızlandırarak sürdürmeye devam edecektir.

Yılın ilk ayları itibariyle cari işlemler açığının beklenenin bir miktar üstünde gerçekleştiği doğrudur. Ancak aynı dönemde sermaye girişinde önemli miktarlarda artış kaydedilmiş, Merkez Bankası rezervleri üzerinde de herhangi bir olumsuz etki oluşmamıştır. Önümüzdeki dönem için beklentimiz, döviz kurlarındaki yükselme ve dünya ekonomisindeki canlanmaya bağlı olarak cari işlemler açığındaki bu artışın yavaşlaması doğrultusundadır.

Değerli milletvekilleri...

Ekonomide yaşanan canlanma, meselelere ön yargılı bakmayı alışkanlık haline getirenler dışında herkes tarafından rahatlıkla görülebilecek düzeydedir.

Bakınız yılın ilk dört ayında gerçekleştirilen ihracat 20 milyar doları zorlayan bir artış göstermiştir. Sadece Nisan ayında gerçekleştirilen ihracatımız 5.3 milyar dolara ulaşmıştır ki, bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 42.8 seviyesinde bir artışı ifade etmektedir. Yine sanayi üretimi, Mart ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14.9 oranında artmıştır. Özellikle turizm gelirlerimizdeki artış, program hedeflerimizin önemli ölçüde üzerindedir.

Bunlar ayağa kalkan ve hedeflerine doğru, koşar adım ilerlemekte olan bir ekonominin işaretleridir.

Bir yandan bu kazanımları kalıcı hale getirecek politikaları oluştururken, öte yandan ülkemizin çehresini değiştirecek dev projeleri hayata geçirmeyi de ihmal etmiyoruz.

Biliyorsunuz geçtiğimiz Pazar günü Marmaray Projesi Tüp Geçidinin temelini attık. Her gün 1 milyon insana hizmet verecek ve yoğun istanbul trafiğine rahatlık getirecek olan bu proje, 58 metrelik derinliğiyle dünyanın en derin tüp geçidi olarak tarihe geçecektir.

Bunlar Türkiye'nin yüz akı olacak, ufkunu açacak projelerdir. Bunlar yaşama standardımızı yükseltecek projelerdir. Yatırımlar durdu diyenlere en güzel cevaplardan birisi de Marmaray Projesidir.

Ayın zamanda bunlar AB üyeliği hedefine doğru kararlı adımlarla yürümekte olan Türkiye'nin, iradesini değişim ve ilerleme yönünde ortaya koyduğunu ispat eden projelerdir. Ben Türkiye'nin hepimizin özlediği yarınlara yaklaşmakta olduğundan en ufak bir kuşku duymuyorum.

Değerli arkadaşlarım...

Biliyorsunuz geçen hafta tarihi bir adım atarak son dönemde sıcak ilişkiler içinde olduğumuz komşu ülke Yunanistan'ı ziyaret ettik.

Düşününüz, yıllar boyunca aynı denizin iki kıyısında komşu olarak yaşadığımız daha da öteye gidiyorum. Hatta iç içe yaşadığımız bir ülkeye başbakan seviyesinde tam 16 yıldır bir ziyaret gerçekleştirilmemiş.

Peki bu sorunlar nasıl çözülecek, aynı denizin iki yanında neredeyse ortak bir hayatı paylaşan bu iki ülke nasıl kaynaşacak?

Buradan açıkça ifade ediyorum; Türkiye bundan böyle, komşularından başlamak üzere bütün ülkelerle, iyi niyet ve barış ekseninde gelişen bir değerler diplomasisi dönemi başlatmıştır. Yunanistan'a yaptığımız ziyaret bu çerçevede atılmış bir ilk adımdır.

İlişkilerimizi her alanda geliştirmek ve stratejik ve ticari işbirliği içinde olmak konusunda, her iki tarafta da güçlü bir irade bulunduğu, bu ziyaretle bir kere daha ortaya çıkmıştır.

Bu ziyaretimizde, Yunanistan'da çok faydalı temaslarda bulunduk ve iki ülke arasında tarihte yaşanmış problemlerin bugünkü ilişkileri gölgelememesi noktasında tam bir mutabakata vardık.

Bize AB yolunda Türkiye'ye varolan desteklerini arttırarak sürdüreceklerinin sözünü verdiler.

Yine bu seyahatimizde, elli iki yıldır ilk defa, Batı Trakya'ya Başbakan seviyesinde bir ziyaret gerçekleştirdik. Oradaki kardeşlerimizle hasret giderdik, gözlerindeki ışığı, yüreklerindeki heyecanı samimiyetle paylaştık. Sizlere de hepsinin gönül dolusu selamlarını, dualarını getirdik.

Değerli milletvekilleri...

Biliyorsunuz Meclis Komisyonu tarafından kabul edilen Yükseköğretim yasa tasarısı konusunda kamuoyunda bazı tartışmalar yaşanıyor.

Yükseköğretim meselesi, Türkiye'nin yeni bir meselesi değil... 20 yılı aşkın bir süredir bu mesele Türkiye'nin gündeminde yer işgal etmektedir.

Yükseköğretim sistemimizin yeniden düzenlenmesi ve çağın gereklerine uygun hale getirilmesi hususunda hem meselenin tarafları arasında, hem de toplum katında geniş bir mutabakat teşekkül etmiştir.

Hükümetimiz bu meselenin mevcut mutabakat zemininde çözülebilmesi için 17 aydır samimi bir gayret gösteriyor.

Şurada ana çatı altında tüm milletime sesleniyorum. Şu ana kadar yazılan çizilenlerin büyük bir çoğunluğu doğru değildir. Biz bu olayı kısa bir süreye sığdırmış bir hükümet değiliz. 3 Kasım öncesi, seçimlerde bunu halkımıza vaat etmiş, bunu programımıza almış, hükümet programında da yerini almış bir vaaddir, bu. Ve hükümet problemleri sorunları çözmek için görev üstlenirler. Ve bizde bu görev anlayışının bilinci içerisinde buraya geldik. Değerli Arkadaşlar, şunu bilmeniz lazım. Toplumsal mutabakat salt olarak kurumlar arası, kuruluşlar arası bir mutabakat değildir. Toplumsal mutabakat vekaleti veren milletin mutabakatıdır.

Bu süreçte, bütün tarafların katkısına açık bir tartışma ortamı oluşturmaya azami gayret sarfettik.

Ve bu konuda söyleyeceği olanlar yazacağı olanlar bütün bunlara hepsine hazırlıklar gönderilmiştir. Kimse şunu diyemez “Hayır bizim bundan haberimiz olmadı”. Eğer diyorsa doğru konuşmuyor. Dürüst davranmıyor. Samimi davranmıyor. Hepsine gönderilmiştir ve internet sayfasında site de bunlar ayrıca sürekli olarak yayınlamıştır.

Yükseköğretim Kurumu ve Üniversitelerarası Kurul ile bu 17 aylık süreçte yaptığımız görüşmelerde hep yapıcı bir tavır sergiledik.

Üniversite içinde meselenin enine boyuna tartışılması, ayrıntılı anketlerle bütün üniversite camiasının eğilim ve görüşlerinin belirlenmesi için bizden peşpeşe zaman istediler.

Ben buradan aziz milletime sesleniyorum.

Sevgili Milletim, bir Başbakan dört kez aldatılır mı? Sizlere soruyorum. Bana Üniversiteler Arası Kurulun Başkan ve icrasında olan kişiler 15 Aralıkta hazırlığımızı sizlere sunacağız demişlerdir ve bana bunu 15 Aralık 2003 tarihinde sunmamışlardır ve o zaman demişlerdir ki, yeni başkan geliyor. Bu durumda bunu sunarız. Yeni başkan gelmiştir. Yeni başkan beni ilk ziyaretinde bana aynen şunu söylemiştir. Demiştir ki: Biz şu hazırlıkları 15 Aralıkta size vereceklerdi ama yeni bir yönetim değişikliği oldu yeni bir yönetim değişmesi sebebiyle bunu artık biz hazırlayıp, biz sizlere bunu getirelim. Hatta şunu da altını çizerek söylüyorum. Dün bu Meclisin çatısı altına gelmek suretiyle, muhalefet partisinin kürsüsünden siyaset yapma durumunda olan rektör ve öğretim üyelerinin bir kısmının da içinde bulunduğu görüşmede aynen şunu söylemişlerdir. Yeni yıla yani 2004 yılına yeni YÖK Yasasıyla girelim demişlerdir. Ama şimdi hepsi çark ediyorlar. Bunları anlamak mümkün değil. Ve yeni YÖK Başkanı bana söylediği hazırlıkları yapalım beraberce bu işi yürütelim bunu çözelim derken ve o da yeni hazırlıkları almış ve maalesef bu hazırlıkları yapıp bitirdikten sonra getirip de Milli Eğitim Bakanımıza ve bize gönderildiğinde maalesef en son yürütmeyle ilgili kararda şunu görmüşüzdür. Taslakta tabii bu aynen şu ifadeyi kullanıyor. Şu andaki YÖK Başkanı Ben bunları konuşmak istemezdim diyor ki bu kanunu Bakanlar Kurulu ve YÖK birlikte yürütür. Bu nasıl demokrasi? Ne zamandan beri YÖK bu ülkede Yürütme Kurulu sıfatını almıştır. Ne zamandan beri şunu bir defa iyi bilmeniz lazım. Belki bundan önceki dönemlerde yıllarda bazı köşe yazarlarının, medya gruplarının anlayışıyla, idrakiyle, tavırlarıyla bu ülkede hükümetler yönetilmiş olabilir. Bazı bu tür kuruluşlar, hükümeti yönetmiş olabilirler. Ama şunu iyi biliniz ki biz bu çatı altında, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu, bu çatı altında bu egemenlik hakkını milletin verdiği yetkiyle biz kullanırız.

Ve YÖK, Üniversiteler Arası Kurul bu yıl 17 aylık süreçte yaptığımız görüşmelerde, bizim bu yapıcı tavrımıza maalesef aynı yaklaşımı göstermedi. Hep değişik yerlerde kendilerine adeta destek kıtaları aradılar. Ve bununla birlikte işte dün yapılan olayda bunun farklı bir görüntüsüydü.

Üniversite içinde meselenin enine boyuna tartışılması ve ayrıntılı anketlerle bütün üniversite camiasının eğilim ve görüşlerinin belirlenmesi için bizden peş peşe hep zaman istediler. Ve bizler bunu da memnuniyetle kabul ettik ve bunu verdik.

Üniversitenin meseleye gerçekçi bir şekilde sahip çıkması için uygun bir zemin hazırladık.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gönderilen kanun tasarısı da Üniversitelerarası Kurul temsilcileriyle Milli Eğitim Bakanlığı ve Başbakanlık bürokratlarının mutabakatına dayalı bir metindir.

Bakın burada da doğru konuşmuyorlar. Sadece altında imzası eksik olan bana, Üniversiteler Arası Kurul Başkanına ve onlarla o çalışmaya katılan Üniversiteler Arası Kurulun icra kurulundaki iki üyeye ve bunun yanında da diğer bürokrat arkadaşlarımıza verilen metin vardır. Bu metnin içerisinde şu anda Meclise gönderilen metin vardır. Çok ilginci nedir biliyor musunuz? Beni yaralayan da odur. İzmir İktisat Kongresindeyim. Üniversiteler Arası Kurul Başkanı beni arıyor. Ne diyor biliyor musunuz? İfade aynen şu. Yanımda da arkadaşlarım var. Efendim diyor biz diyor iki arkadaşım arada bu çalışmalar esnasında aldatıldılar diyor. İfade bu. Dedim ki bunlar henüz akıl-baliğ olmamış mı ya? İki tane koskoca rektörü nasıl aldatıyorlar acaba? Bu metin aynen verilmedi mi, verildi. Ben böyle ifade ettim ama burada bir yanlışlık var, ondan sonra da bunu söylemeye başladı. Ve daha sonra Sayın Başbakanım bu akşam muhakkak bir görüşelim. Ben size döneceğim dedim. Görüşelim. Ve akabinde de bir de baktım ki bir basın açıklaması da beyefendi yapmış. Bu nasıl samimiyettir ya? Siz bu ülkenin başbakanıyla görüşeceksiniz ve İstanbul’da görüşmek üzere randevulaşacağız. Ve arkasından da kalkacaksın çirkin bir basın açıklamasını yapacaksın. Ve bizim bu hazırlıklarımızın siyasi olduğunu söyleyeceksin. Bu hazırlıklar yasama hakkını elinde bulunduran bir partinin veya bir iktidarın çalışmasıdır ama siyasi değildir. Şüphesiz ki ruhunda her hazırlanan yasanın bir siyasi yansıması vardır. Her şeyden önce biz siyasiyiz ama biz bu çalışmalarımızı salt olarak kendimizi değil ilgili olan insanları yanımıza almak suretiyle, onlarla birlikte bu çalışmaları yapar, ona göre bir neticeye kavuştururuz. Ve atılan adımlarda bu istikamette olmuştur. Ve bütün bu adımları atarken de özellikle ülkemizdeki halkımızın o gerilmemesine, bugüne kadar alışkanlık haline getirilmiş o sıkıntılara düşürülmemesine de özen göstermişizdir.

Böyle bir mutabakatın olmadığı yönündeki iddialara bürokratlarımız, konumları gereği bir cevap vermemişlerdir. Bundan dolayı ben kendilerine de özellikle teşekkür ediyorum. Hatta zaman zaman bundan dolayı çok üzüldüklerini de söylemişlerdir. Ben yine sabırlı olun demiş midir? Hep bunu derken inanın bu ülkede bir gerilim politikası oluyor denmesin diye bunu yaptım. Ve bugün bakıyorum, bazıları şunu söylüyor yazıyor-çiziyor. İşte biz bütün putları gidip yıkmışız. AB yolunda., Kıbrıs’ta, Yunanistan’da filan şimdi yakınımızda da bir put var bununda yıkılmasından bahsediliyor. Önce ben bunu yazan çözenlere de diyorum ki siz kendi dünyanızdaki putları bir yıkın. Önce bunu bir halledin. Çünkü biz elimizden gelen bütün gayretle ülkemizin, milletimizin menfaati neyi gerektiriyorsa, bu ülkenin dayanışma içerisinde elbirliği içerisinde anayasamızın ifade ettiği şekliyle demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinin gereği neyse, bu gerekler içerisinde hareket ederek bu adımları atmanın hassasiyeti içinde olan bir hükümet var. Ve Yüksek Öğretim Sistemi de TBMM’nin düzenleyebileceği ve bu düzenlemeleri yapabileceği bir alan olarak kendi iradesini rahatlıkla kullanabilmelidir. Ve bu iradeye de kimse baskı yapmının gayreti içine lütfen girmesin ve girerse zaten Meclis’ten alacağı cevap görülecektir. Bundan niye endişe ediliyor. Eğer yasamanın vereceği karara biz tabi oluruz diyorsak millet olarak TBMM’nin vereceği karar bu noktada nihai uyulması 3ereken kararsa. Ve egemenlik hakkının kullanıldığı çatı burasıyla o zaman herkes buna saygı duymak zorundadır.

Yükseköğretime ilişkin yasa tasarısı, diğer bütün yasa tasarıları gibi aynı demokratik ve hukuki süreçler izlenerek Meclis kararıyla şekillenecek bir tasarıdır.

Türkiye'de demokratik sistem nasıl işlemesi gerekiyorsa öyle işleyecek. Parlamenter sistem bütün kurum ve kurallarıyla yürüyecek. Yüksek öğretime ilişkin kanun tasarısı da anayasal düzen ve parlamenter süreçler içinde neticelendirilecek.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, demokratik bir yasama meclisidir. Milli irade, bu yüce Meclis'in çatısı altında tecessüm etmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iradesi, milletin iradesidir.

Değerli milletvekilleri...

Demokrasinin, demokratik meşruiyetin birbirini tamamlayan iki unsuru mevcuttur. Bunlardan biri şekil, diğeri muhteva unsurudur.

Şekil unsuru, demokratik rejim içinde yer alan bütün aktörlerin uymak zorunda oldukları hukuki-teknik süreçleri ifade eder. Sistem içindeki organlar, kurumlar ve toplumsal aktörler, bu hukuki-teknik prosedürlere riayet etmezlerse meşru zeminin dışına çıkmış olurlar.

Muhteva unsuru ise toplumsal iradenin, millet iradesinin, demokratik rejimin asli ve belirleyici öğesi olmasına işaret eder. Parlamento ve hükümet millet iradesine göre şekillenir ve milletin taleplerine göre hareket eder.

Türkiye, şekle ve muhtevaya ilişkin unsurlarıyla birlikte demokrasisini işletecek tarihi tecrübeye ve fikri olgunluğa sahip büyük bir ülkedir, bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Cumhuriyetimizin 100. yılına yaklaştığımız ve Avrupa Birliği hedefine doğru süratle yol aldığımız bu tarihi konjonktürde, herkesin aynı sorumlulukla hareket edeceğine inanıyoruz.

Değerli arkadaşlarım...

3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra Türkiye bir istikrar ortamı yakalamıştır ve bu istikrar ortamı günden güne pekişmektedir.
Hükümetimiz Türkiye'nin yapısal ve konjonktüre! problemlerini çözme konusunda kararlıdır. Kararlılığımızın temeli, Türkiye sevdamızdır. Demokratikleşme ve ekonomi alanında attığımız adımlar, Türkiye'nin ve milletimizin aydınlık geleceği içindir.

Demokrasiye sahip çıkmak ve sorumluluk duygusuyla hareket etmek hepimizin görevidir. Unutmayalım ki, ekonomik istikrar, ancak demokratik bir düzen içinde korunabilir. Sağlıklı bir demokratik işleyiş olmadan, sürdürülebilir bir ekonomik gelişme sağlanamaz.

Türkiye, demokratik açılımlarıyla; ekonomik istikrarıyla; aktif barış diplomasisiyle bölgesinin yükselen yıldızıdır... Artık bütün dünya görüyor ve söylüyor: Türkiye'nin önü açılmıştır.

Bu sözlerle konuşmama son veriyor, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
 


(15 MAYIS 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.