AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan'ın partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
(11 Mayıs 2004)
Değerli milletvekilleri...
Sevgili arkadaşlar...
Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Türkiye'nin müzmin hale gelmiş problemlerini çözmek, ekonomiyi tümüyle
gelişme rotasına oturtmak ve milletimize nefes aldırmak için bütün enerjimizi
ortaya koyarak her alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Ne Türkiye'yi aydınlık yarınlarına taşıma konusundaki kararlılığımızda,
ne ekonomimizin yakaladığı gelişme çizgisini kaybetmeme noktasındaki dikkatimizde
bir eksilme yoktur ve olmayacaktır.
İnşallah önümüze koyduğumuz hedefler doğrultusunda, herhangi bir sapma
yaşanmadan ilerlemeye devam edeceğiz. Kötümserlik yaymaya, kriz havası
estirmeye çalışan çevrelerin heveslerinin kursaklarında kalacağından da
endişeniz olmasın.
Bundan daha bir buçuk yıl önce içinde çırpındığımız kriz bataklığını
hiç kimse aklından çıkarmamalıdır. Çıta neredeydi nerelere geldi. Bu açık
ve net ortadadır.
3 Kasım 2002 tarihinde devraldığımız şartlar, dibe vurmuş bir ekonominin,
kapanmış kepenklerin, durmuş tezgahların, umutları sönmüş insanların ve
çökmüş piyasaların acı tablosunu yansıtıyordu. Böyle bir tabloyu devraldık
ve milletimizin büyük desteğini yanımıza alarak, dikkatle, kararlılıkla,
çok kısa bir zaman içinde bu ekonomiyi yeniden nefes alır hale getirdik.
Bugün Türkiye, ekonomisiyle AB standartlarını yakalama hedefine kilitlenmiş
durumdadır. Ekonomik göstergelerdeki güzel gelişmeler devam ediyor.
Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta İzmir'de 4. İktisat Kongresi'nin gerçekleştirdik.
Orada Türk ekonomisinin çözüm gerektiren sorunları ve yeni vizyonu masaya
yatırıldı. Çok sayıda yerli ve yabancı ekonomist ve uzmanla, konu enine
boyuna değerlendirildi. Ortaya çıkan sonuçlar Türkiye'nin ekonomik gidişatının
sevindirici bir noktaya doğru olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Bu Kongre vesilesiyle bazı hassasiyetlerin dile getirilmesi ve henüz
istediğimiz ölçüde iyileşme kaydedemediğimiz bazı noktalara dikkat çekilmesi
de tabiidir. Zaten bu kongredeki hassasiyetimiz de buradan gelmektedir.
Ayrıca zaten İktisat Kongresi'ni düzenlememizin amacı, mevcut durum
hakkında müspet vemenfi bütün görüşlerin açıkça dile getirilmesine ve konunun
etraflıca değerlendirilmesine zemin hazırlamaktı. Ve bunu orada konuşmamda
ifade ettiğim gibi sadece onunla kalmadık, burada durum tespiti yapmak
bir maharet olduğu kadar, çözüm yollarını göstermek de bir o kadar ondan
daha fazlasıyla bir başka maharettir dedik. Bunun ortaya konulması gerekir
ama bunu ortaya koymaktan aciz olanlar aynen bugün olduğu gibi yine yollarına
aynı şekilde devam etmektedirler. Yani ‘benim oğlum bina okur, döner döner
yine okur’ kabilinden bunlar yola devam ediyorlar. Bu amaç gerçekleşmiştir.
Hükümet olarak bu kongreden çıkan sonuçları dikkatle not ettiğimizi
ve ortaya konan değerli fikirlerden en iyi şekilde faydalanacağımızdan
kimsenin şüphesi olmasın.
Değerli arkadaşlarım...
Bir süredir, ABD Merkez Bankası'nın faizleri arttıracağı beklentisi
sebebiyle, Türkiye gibi yükselen piyasa ekonomilerinde bazı etkilenmeler
yaşanmıştır. Bu dünya ülkelerinin genelinde olmuştur.
Özellikle döviz kurları ve faiz oranlarında yaşanan artışlar ile hisse
senetleri fiyatlarındaki gerilemeler bu etkilenmeler neticesinde meydana
gelmiştir. Ancak bütün bu gelişmelerin, Türkiye gibi özgüvenini kazanmış
ve makro ekonomik dengelerini önemli ölçüde yerine oturtmuş ülkeler için
olumsuz sonuçlar üretmesini beklememek gerekir.
Son göstergeler, ülkemizin temel ekonomik ve mali durumundaki iyileşmenin
sürdüğünü, piyasalarımızın moral dayanıklılığının artmış olduğunu ve ekonomimizin
artık şoklara karşı çok daha dayanıklı hale geldiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Yani artık öksürünce zatüre olan bir ekonomi yok. Onu atlatmış durumdadır
Türkiye.
Hükümet olarak mali disiplinin korunması konusunda son derece kararlı
olduğumuzu bir kere daha vurgulamak istiyorum. Bu anlayışla yürüttüğümüz
politikaların sonucu olarak geçen yıl faiz dışı fazlanın Gayri Safi Milli
Hasıla'ya oranı yüzde 6'yı aşmıştır. Bu rakam Türk ekonomisi için bir ilktir.
Bu yıl sonu itibariyle Gayri Safi Milli Hasıla'nın yüzde 6,5'i düzeyinde
belirlenen faiz dışı fazla hedefine ulaşılması konusunda Hükümetimizin
kararlılığı tamdır. Önümüzdeki yıllarda da, kamu borç stokunun düşmeye
devam etmesini sağlayacak yüksek faiz dışı fazla uygulamasına devam edilecektir.
Uluslararası Para Fonu ile ekonomik programa ilişkin gözden geçirme
çalışmaları başarı ile sürdürülmektedir. Uluslararası Para Fonu ile 2005
ve sonrası döneme ilişkin çalışmalar, güven ortamını daha da güçlendirecek
bir formatta devam ettirilecektir.
Milletimizin yıllar yılı belini büken enflasyon illetini dizginlemek
ve tek haneli rakamlara indirmek konusunda da çok önemli mesafeler aldık,
almaya da devam ediyoruz. Enflasyonda yıl sonu için belirlediğimiz hedefi
tutturabileceğimiz şimdiden görünmektedir.
Keza büyüme hedeflerimizde de 2003 yılında elde ettiğimiz tarihi başarıyı
sürdürme kararlılığımız devam etmektedir.
Hiç kimsenin endişesi olmasın; Türkiye kalkınma yolunda adımlarını hızlandırarak
sürdürmeye devam edecektir.
Yılın ilk ayları itibariyle cari işlemler açığının beklenenin bir miktar
üstünde gerçekleştiği doğrudur. Ancak aynı dönemde sermaye girişinde önemli
miktarlarda artış kaydedilmiş, Merkez Bankası rezervleri üzerinde de herhangi
bir olumsuz etki oluşmamıştır. Önümüzdeki dönem için beklentimiz, döviz
kurlarındaki yükselme ve dünya ekonomisindeki canlanmaya bağlı olarak cari
işlemler açığındaki bu artışın yavaşlaması doğrultusundadır.
Değerli milletvekilleri...
Ekonomide yaşanan canlanma, meselelere ön yargılı bakmayı alışkanlık
haline getirenler dışında herkes tarafından rahatlıkla görülebilecek düzeydedir.
Bakınız yılın ilk dört ayında gerçekleştirilen ihracat 20 milyar doları
zorlayan bir artış göstermiştir. Sadece Nisan ayında gerçekleştirilen ihracatımız
5.3 milyar dolara ulaşmıştır ki, bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre
yüzde 42.8 seviyesinde bir artışı ifade etmektedir. Yine sanayi üretimi,
Mart ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14.9 oranında artmıştır.
Özellikle turizm gelirlerimizdeki artış, program hedeflerimizin önemli
ölçüde üzerindedir.
Bunlar ayağa kalkan ve hedeflerine doğru, koşar adım ilerlemekte olan
bir ekonominin işaretleridir.
Bir yandan bu kazanımları kalıcı hale getirecek politikaları oluştururken,
öte yandan ülkemizin çehresini değiştirecek dev projeleri hayata geçirmeyi
de ihmal etmiyoruz.
Biliyorsunuz geçtiğimiz Pazar günü Marmaray Projesi Tüp Geçidinin temelini
attık. Her gün 1 milyon insana hizmet verecek ve yoğun istanbul trafiğine
rahatlık getirecek olan bu proje, 58 metrelik derinliğiyle dünyanın en
derin tüp geçidi olarak tarihe geçecektir.
Bunlar Türkiye'nin yüz akı olacak, ufkunu açacak projelerdir. Bunlar
yaşama standardımızı yükseltecek projelerdir. Yatırımlar durdu diyenlere
en güzel cevaplardan birisi de Marmaray Projesidir.
Ayın zamanda bunlar AB üyeliği hedefine doğru kararlı adımlarla yürümekte
olan Türkiye'nin, iradesini değişim ve ilerleme yönünde ortaya koyduğunu
ispat eden projelerdir. Ben Türkiye'nin hepimizin özlediği yarınlara yaklaşmakta
olduğundan en ufak bir kuşku duymuyorum.
Değerli arkadaşlarım...
Biliyorsunuz geçen hafta tarihi bir adım atarak son dönemde sıcak ilişkiler
içinde olduğumuz komşu ülke Yunanistan'ı ziyaret ettik.
Düşününüz, yıllar boyunca aynı denizin iki kıyısında komşu olarak yaşadığımız
daha da öteye gidiyorum. Hatta iç içe yaşadığımız bir ülkeye başbakan seviyesinde
tam 16 yıldır bir ziyaret gerçekleştirilmemiş.
Peki bu sorunlar nasıl çözülecek, aynı denizin iki yanında neredeyse
ortak bir hayatı paylaşan bu iki ülke nasıl kaynaşacak?
Buradan açıkça ifade ediyorum; Türkiye bundan böyle, komşularından başlamak
üzere bütün ülkelerle, iyi niyet ve barış ekseninde gelişen bir değerler
diplomasisi dönemi başlatmıştır. Yunanistan'a yaptığımız ziyaret bu çerçevede
atılmış bir ilk adımdır.
İlişkilerimizi her alanda geliştirmek ve stratejik ve ticari işbirliği
içinde olmak konusunda, her iki tarafta da güçlü bir irade bulunduğu, bu
ziyaretle bir kere daha ortaya çıkmıştır.
Bu ziyaretimizde, Yunanistan'da çok faydalı temaslarda bulunduk ve iki
ülke arasında tarihte yaşanmış problemlerin bugünkü ilişkileri gölgelememesi
noktasında tam bir mutabakata vardık.
Bize AB yolunda Türkiye'ye varolan desteklerini arttırarak sürdüreceklerinin
sözünü verdiler.
Yine bu seyahatimizde, elli iki yıldır ilk defa, Batı Trakya'ya Başbakan
seviyesinde bir ziyaret gerçekleştirdik. Oradaki kardeşlerimizle hasret
giderdik, gözlerindeki ışığı, yüreklerindeki heyecanı samimiyetle paylaştık.
Sizlere de hepsinin gönül dolusu selamlarını, dualarını getirdik.
Değerli milletvekilleri...
Biliyorsunuz Meclis Komisyonu tarafından kabul edilen Yükseköğretim
yasa tasarısı konusunda kamuoyunda bazı tartışmalar yaşanıyor.
Yükseköğretim meselesi, Türkiye'nin yeni bir meselesi değil... 20 yılı
aşkın bir süredir bu mesele Türkiye'nin gündeminde yer işgal etmektedir.
Yükseköğretim sistemimizin yeniden düzenlenmesi ve çağın gereklerine
uygun hale getirilmesi hususunda hem meselenin tarafları arasında, hem
de toplum katında geniş bir mutabakat teşekkül etmiştir.
Hükümetimiz bu meselenin mevcut mutabakat zemininde çözülebilmesi için
17 aydır samimi bir gayret gösteriyor.
Şurada ana çatı altında tüm milletime sesleniyorum. Şu ana kadar yazılan
çizilenlerin büyük bir çoğunluğu doğru değildir. Biz bu olayı kısa bir
süreye sığdırmış bir hükümet değiliz. 3 Kasım öncesi, seçimlerde bunu halkımıza
vaat etmiş, bunu programımıza almış, hükümet programında da yerini almış
bir vaaddir, bu. Ve hükümet problemleri sorunları çözmek için görev üstlenirler.
Ve bizde bu görev anlayışının bilinci içerisinde buraya geldik. Değerli
Arkadaşlar, şunu bilmeniz lazım. Toplumsal mutabakat salt olarak kurumlar
arası, kuruluşlar arası bir mutabakat değildir. Toplumsal mutabakat vekaleti
veren milletin mutabakatıdır.
Bu süreçte, bütün tarafların katkısına açık bir tartışma ortamı oluşturmaya
azami gayret sarfettik.
Ve bu konuda söyleyeceği olanlar yazacağı olanlar bütün bunlara hepsine
hazırlıklar gönderilmiştir. Kimse şunu diyemez “Hayır bizim bundan haberimiz
olmadı”. Eğer diyorsa doğru konuşmuyor. Dürüst davranmıyor. Samimi davranmıyor.
Hepsine gönderilmiştir ve internet sayfasında site de bunlar ayrıca sürekli
olarak yayınlamıştır.
Yükseköğretim Kurumu ve Üniversitelerarası Kurul ile bu 17 aylık süreçte
yaptığımız görüşmelerde hep yapıcı bir tavır sergiledik.
Üniversite içinde meselenin enine boyuna tartışılması, ayrıntılı anketlerle
bütün üniversite camiasının eğilim ve görüşlerinin belirlenmesi için bizden
peşpeşe zaman istediler.
Ben buradan aziz milletime sesleniyorum.
Sevgili Milletim, bir Başbakan dört kez aldatılır mı? Sizlere soruyorum.
Bana Üniversiteler Arası Kurulun Başkan ve icrasında olan kişiler 15 Aralıkta
hazırlığımızı sizlere sunacağız demişlerdir ve bana bunu 15 Aralık 2003
tarihinde sunmamışlardır ve o zaman demişlerdir ki, yeni başkan geliyor.
Bu durumda bunu sunarız. Yeni başkan gelmiştir. Yeni başkan beni ilk ziyaretinde
bana aynen şunu söylemiştir. Demiştir ki: Biz şu hazırlıkları 15 Aralıkta
size vereceklerdi ama yeni bir yönetim değişikliği oldu yeni bir yönetim
değişmesi sebebiyle bunu artık biz hazırlayıp, biz sizlere bunu getirelim.
Hatta şunu da altını çizerek söylüyorum. Dün bu Meclisin çatısı altına
gelmek suretiyle, muhalefet partisinin kürsüsünden siyaset yapma durumunda
olan rektör ve öğretim üyelerinin bir kısmının da içinde bulunduğu görüşmede
aynen şunu söylemişlerdir. Yeni yıla yani 2004 yılına yeni YÖK Yasasıyla
girelim demişlerdir. Ama şimdi hepsi çark ediyorlar. Bunları anlamak mümkün
değil. Ve yeni YÖK Başkanı bana söylediği hazırlıkları yapalım beraberce
bu işi yürütelim bunu çözelim derken ve o da yeni hazırlıkları almış ve
maalesef bu hazırlıkları yapıp bitirdikten sonra getirip de Milli Eğitim
Bakanımıza ve bize gönderildiğinde maalesef en son yürütmeyle ilgili kararda
şunu görmüşüzdür. Taslakta tabii bu aynen şu ifadeyi kullanıyor. Şu andaki
YÖK Başkanı Ben bunları konuşmak istemezdim diyor ki bu kanunu Bakanlar
Kurulu ve YÖK birlikte yürütür. Bu nasıl demokrasi? Ne zamandan beri YÖK
bu ülkede Yürütme Kurulu sıfatını almıştır. Ne zamandan beri şunu bir defa
iyi bilmeniz lazım. Belki bundan önceki dönemlerde yıllarda bazı köşe yazarlarının,
medya gruplarının anlayışıyla, idrakiyle, tavırlarıyla bu ülkede hükümetler
yönetilmiş olabilir. Bazı bu tür kuruluşlar, hükümeti yönetmiş olabilirler.
Ama şunu iyi biliniz ki biz bu çatı altında, egemenliğin kayıtsız şartsız
millete ait olduğu, bu çatı altında bu egemenlik hakkını milletin verdiği
yetkiyle biz kullanırız.
Ve YÖK, Üniversiteler Arası Kurul bu yıl 17 aylık süreçte yaptığımız
görüşmelerde, bizim bu yapıcı tavrımıza maalesef aynı yaklaşımı göstermedi.
Hep değişik yerlerde kendilerine adeta destek kıtaları aradılar. Ve bununla
birlikte işte dün yapılan olayda bunun farklı bir görüntüsüydü.
Üniversite içinde meselenin enine boyuna tartışılması ve ayrıntılı anketlerle
bütün üniversite camiasının eğilim ve görüşlerinin belirlenmesi için bizden
peş peşe hep zaman istediler. Ve bizler bunu da memnuniyetle kabul ettik
ve bunu verdik.
Üniversitenin meseleye gerçekçi bir şekilde sahip çıkması için uygun
bir zemin hazırladık.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gönderilen kanun tasarısı da Üniversitelerarası
Kurul temsilcileriyle Milli Eğitim Bakanlığı ve Başbakanlık bürokratlarının
mutabakatına dayalı bir metindir.
Bakın burada da doğru konuşmuyorlar. Sadece altında imzası eksik olan
bana, Üniversiteler Arası Kurul Başkanına ve onlarla o çalışmaya katılan
Üniversiteler Arası Kurulun icra kurulundaki iki üyeye ve bunun yanında
da diğer bürokrat arkadaşlarımıza verilen metin vardır. Bu metnin içerisinde
şu anda Meclise gönderilen metin vardır. Çok ilginci nedir biliyor musunuz?
Beni yaralayan da odur. İzmir İktisat Kongresindeyim. Üniversiteler Arası
Kurul Başkanı beni arıyor. Ne diyor biliyor musunuz? İfade aynen şu. Yanımda
da arkadaşlarım var. Efendim diyor biz diyor iki arkadaşım arada bu çalışmalar
esnasında aldatıldılar diyor. İfade bu. Dedim ki bunlar henüz akıl-baliğ
olmamış mı ya? İki tane koskoca rektörü nasıl aldatıyorlar acaba? Bu metin
aynen verilmedi mi, verildi. Ben böyle ifade ettim ama burada bir yanlışlık
var, ondan sonra da bunu söylemeye başladı. Ve daha sonra Sayın Başbakanım
bu akşam muhakkak bir görüşelim. Ben size döneceğim dedim. Görüşelim. Ve
akabinde de bir de baktım ki bir basın açıklaması da beyefendi yapmış.
Bu nasıl samimiyettir ya? Siz bu ülkenin başbakanıyla görüşeceksiniz ve
İstanbul’da görüşmek üzere randevulaşacağız. Ve arkasından da kalkacaksın
çirkin bir basın açıklamasını yapacaksın. Ve bizim bu hazırlıklarımızın
siyasi olduğunu söyleyeceksin. Bu hazırlıklar yasama hakkını elinde bulunduran
bir partinin veya bir iktidarın çalışmasıdır ama siyasi değildir. Şüphesiz
ki ruhunda her hazırlanan yasanın bir siyasi yansıması vardır. Her şeyden
önce biz siyasiyiz ama biz bu çalışmalarımızı salt olarak kendimizi değil
ilgili olan insanları yanımıza almak suretiyle, onlarla birlikte bu çalışmaları
yapar, ona göre bir neticeye kavuştururuz. Ve atılan adımlarda bu istikamette
olmuştur. Ve bütün bu adımları atarken de özellikle ülkemizdeki halkımızın
o gerilmemesine, bugüne kadar alışkanlık haline getirilmiş o sıkıntılara
düşürülmemesine de özen göstermişizdir.
Böyle bir mutabakatın olmadığı yönündeki iddialara bürokratlarımız,
konumları gereği bir cevap vermemişlerdir. Bundan dolayı ben kendilerine
de özellikle teşekkür ediyorum. Hatta zaman zaman bundan dolayı çok üzüldüklerini
de söylemişlerdir. Ben yine sabırlı olun demiş midir? Hep bunu derken inanın
bu ülkede bir gerilim politikası oluyor denmesin diye bunu yaptım. Ve bugün
bakıyorum, bazıları şunu söylüyor yazıyor-çiziyor. İşte biz bütün putları
gidip yıkmışız. AB yolunda., Kıbrıs’ta, Yunanistan’da filan şimdi yakınımızda
da bir put var bununda yıkılmasından bahsediliyor. Önce ben bunu yazan
çözenlere de diyorum ki siz kendi dünyanızdaki putları bir yıkın. Önce
bunu bir halledin. Çünkü biz elimizden gelen bütün gayretle ülkemizin,
milletimizin menfaati neyi gerektiriyorsa, bu ülkenin dayanışma içerisinde
elbirliği içerisinde anayasamızın ifade ettiği şekliyle demokratik, laik,
sosyal bir hukuk devletinin gereği neyse, bu gerekler içerisinde hareket
ederek bu adımları atmanın hassasiyeti içinde olan bir hükümet var. Ve
Yüksek Öğretim Sistemi de TBMM’nin düzenleyebileceği ve bu düzenlemeleri
yapabileceği bir alan olarak kendi iradesini rahatlıkla kullanabilmelidir.
Ve bu iradeye de kimse baskı yapmının gayreti içine lütfen girmesin ve
girerse zaten Meclis’ten alacağı cevap görülecektir. Bundan niye endişe
ediliyor. Eğer yasamanın vereceği karara biz tabi oluruz diyorsak millet
olarak TBMM’nin vereceği karar bu noktada nihai uyulması 3ereken kararsa.
Ve egemenlik hakkının kullanıldığı çatı burasıyla o zaman herkes buna saygı
duymak zorundadır.
Yükseköğretime ilişkin yasa tasarısı, diğer bütün yasa tasarıları gibi
aynı demokratik ve hukuki süreçler izlenerek Meclis kararıyla şekillenecek
bir tasarıdır.
Türkiye'de demokratik sistem nasıl işlemesi gerekiyorsa öyle işleyecek.
Parlamenter sistem bütün kurum ve kurallarıyla yürüyecek. Yüksek öğretime
ilişkin kanun tasarısı da anayasal düzen ve parlamenter süreçler içinde
neticelendirilecek.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, demokratik bir yasama meclisidir. Milli
irade, bu yüce Meclis'in çatısı altında tecessüm etmektedir. Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nin iradesi, milletin iradesidir.
Değerli milletvekilleri...
Demokrasinin, demokratik meşruiyetin birbirini tamamlayan iki unsuru
mevcuttur. Bunlardan biri şekil, diğeri muhteva unsurudur.
Şekil unsuru, demokratik rejim içinde yer alan bütün aktörlerin uymak
zorunda oldukları hukuki-teknik süreçleri ifade eder. Sistem içindeki organlar,
kurumlar ve toplumsal aktörler, bu hukuki-teknik prosedürlere riayet etmezlerse
meşru zeminin dışına çıkmış olurlar.
Muhteva unsuru ise toplumsal iradenin, millet iradesinin, demokratik
rejimin asli ve belirleyici öğesi olmasına işaret eder. Parlamento ve hükümet
millet iradesine göre şekillenir ve milletin taleplerine göre hareket eder.
Türkiye, şekle ve muhtevaya ilişkin unsurlarıyla birlikte demokrasisini
işletecek tarihi tecrübeye ve fikri olgunluğa sahip büyük bir ülkedir,
bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Cumhuriyetimizin 100. yılına yaklaştığımız ve Avrupa Birliği hedefine
doğru süratle yol aldığımız bu tarihi konjonktürde, herkesin aynı sorumlulukla
hareket edeceğine inanıyoruz.
Değerli arkadaşlarım...
3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra Türkiye bir istikrar ortamı yakalamıştır
ve bu istikrar ortamı günden güne pekişmektedir.
Hükümetimiz Türkiye'nin yapısal ve konjonktüre! problemlerini çözme
konusunda kararlıdır. Kararlılığımızın temeli, Türkiye sevdamızdır. Demokratikleşme
ve ekonomi alanında attığımız adımlar, Türkiye'nin ve milletimizin aydınlık
geleceği içindir.
Demokrasiye sahip çıkmak ve sorumluluk duygusuyla hareket etmek hepimizin
görevidir. Unutmayalım ki, ekonomik istikrar, ancak demokratik bir düzen
içinde korunabilir. Sağlıklı bir demokratik işleyiş olmadan, sürdürülebilir
bir ekonomik gelişme sağlanamaz.
Türkiye, demokratik açılımlarıyla; ekonomik istikrarıyla; aktif barış
diplomasisiyle bölgesinin yükselen yıldızıdır... Artık bütün dünya görüyor
ve söylüyor: Türkiye'nin önü açılmıştır.
Bu sözlerle konuşmama son veriyor, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
|