Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ÇANKAYA ZİRVESİ (7.12.2004)
AB KOMİSYONU TAVSİYE KARARI (Tam Metin)
ETKİ RAPORU (6.10.2004)
HÜKÜMET AÇIKLAMASI (6.10.2004)
MGK BİLDİRİSİ (Ekim 2004)
AB ANA SAYFA

BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN GRUP KONUŞMASI...
14 Aralık 2004
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grubu toplantısında yaptığı konuşmada, 17 Aralık AB Zirvesi öncesi, Türkiye AB ilişkilerini değerlendirdi.
 
ERDOĞAN'IN KONUŞMASINDAN...

"Tam üyelik perspektifine oturmayan, tam üyelik dışında özel bir statüye yönelik hiçbir kararı kabullenmeyeceğimizi daha önce defalarca ifade ettik."

"Buradan bir kere daha ifade ediyorum; koşulsuz bir tam üyelik, ikinci bir karara gerek kalmaksızın bir müzakere süreci, Kopenhag Siyasi kriterleri içinde yer almayan yeni bir siyasi kriterle önümüze gelinmemesi..."

"Türkiye, meclisiyle, hükümetiyle ve bütün kurumlarıyla hukuki seviyede ve uygulamada Kopenhag Siyasi kriterlerini hayata geçirecek adımları büyük bir kararlılıkla atmıştır. "

"Biz ülke olarak tam üyelik müzakerelerinin başlaması için üzerimize düşen her şeyi yaptık, bu konudaki irademizi ortaya koyduk."

"Bundan sonrası artık Avrupa Birliği’nin sorumluluğundadır."

"Masanın üzerinde hiçbir engel bırakmadık. Bizden istedikleri a, b, c ile yetinmedik, alfabenin hepsini tamamladık"

"Sümenin altında bir şeyler bırakarak önümüze yeni bir şeyler sürülmesin. Bunu kabul etmemiz mümkün değil''

"70 milyonluk bir Türkiye'nin, 40 yıldır kaybetmediği Avrupa idealleri hakkında sukutu hayale uğratılmaması gerekir."

"Başımızı önümüze eğdirecek hiçbir zorluğa boyun eğmeyeceğimizi açıkça ilan ediyorum."

"Biz, yıllar boyunca eteğimizden tutan ümitsizlikleri, yılgınlıkları, güneşi unutmaya yüz tuttuğumuz karanlık geceleri artık geride bıraktık. Gelecek nesiller için tarih önünde risk almaktan çekinmedik."

"Türkiye'de AB ile ilgili tartışmalar müzakere tarihine kilitlenmiş durumda. Oysa bugünden 17 Aralık sonrasını konuşmalıyız. Aydınlarımız, bilim adamlarımız, basınımız, sivil toplum kuruluşları, 17 Aralık'tan sonrasını, Türkiye'nin gelecek perspektifini konuşabilmelidir."

Başbakan Erdoğan, Leyla Zana ve arkadaşlarına tepki gösterdi: "demokratik adımlarımızı istismar etme cüretinde bulunarak, bu devletin rejimini, anayasal düzenini, birlik ve beraberliğini, laik demokratik sosyal bir hukuk devleti olmasını, sosyal barışını, birlikte yaşama iradesini sulandırmaya çalışmak, milletin varlığına topluca siyasi suikasta yeltenmek demektir.''

"Din milliyetçiliği, bölge milliyetçiliği ve etnik milliyetçilik adına üretilen siyasetlerin, son kullanma tarihi geçmiştir."

"Milletimiz, bu siyaset biçimlerinin, siyasi kanserojen madde taşıdığını çok iyi bilmektedir."

"Yel kayadan ne koparabilirse onların hisselerine düşecek olan da o kadardır."

"Et, tırnaktan ayrılmaz..."
 

AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan'ın partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
(14 Aralık 2004)

Değerli Arkadaşlarım,
Grubumuzu onurlandıran değerli misafirlerimiz,
Basınımızın değerli temsilcileri,

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Bu grup salonunda hep beraber, milletin temsilcileri olarak aziz milletimizle tek bir ruh gibi teneffüs ettiğimiz hava, ülkemizin büyük hedeflerini ve halkımızın büyük rüyalarını gerçeğe dönüştürmek için var gücümüzle yeni ufuklara doğru durmadan koşma irademizin havasıdır.

Tarihin bizi icbar ettiği medeniyet seviyesine yeniden yükselebilmek adına gecemizi gündüzümüze, gündüzümüzü gecemize, katarak ve takatimize milletimizin dualarını adeta katık yaparak çalışıyor, çabalıyoruz.

Milletimizle duygu ve güç birliği içinde, iki yıl gibi kısa bir zaman içinde aldığımız mesafe, kaydettiğimiz gelişme açık net ortadadır. Kuşkusuz elde edilen ne varsa, milletimizin azim ve iradesinin ürünüdür. Bizler sadece mütevazı birer vesileyiz ve bu onurla onurlanıyor ve bu onurla geleceğe daha gayretli bir şekilde yürüyoruz.

Bugün halkımızla birlikte adil ve kalkınmış bir Türkiye hedefine doğru ilerlerken, maneviyatımızın yüksek, özgüvenimizin tam olduğunu rahatlıkla ifade edebiliyoruz. Çünkü bu ülkeyi yöneten siyasi kadrolar, milletle aynı ruhtan, aynı renkten ve aynı coşkudan beslenen kadrolardır.

İki yıl önce milletimizin büyük teveccühüyle iktidara taşıdığımız Ak Parti siyaseti, ülkenin gelecek perspektifini genişletmekle kalmamış, siyasetin çıtasını da bu aziz millete layık bir seviyeye yükseltmiştir.

Bugün bu ülkede yüreğinde adil ve kalkınmış bir Türkiye umudu filizlenmemiş bir tek insanımız bile kalmamıştır.

Geçmişte, umutsuz ve karamsar sabahlara gözlerini açan insanlarımız, bugün her güne yepyeni bir Türkiye heyecanıyla, yeni umutlarla, yeni hedeflerle uyanmaktadır. Acaba bugün hükümetimiz ne gibi bir müjdeyle önümüze gelecek umuduyla sabah ayağa kalkmaktadır.

Çocuklarımızın gözlerindeki ışıltı geri gelmiş, büyüklerimizin dualarının coşkusu artmıştır.

Ülkesini seven, bu millete mensup olmaktan şeref duyan, devletini yüceltmek isteyen, geleceğine inanan, insani değerlere sonuna kadar bağlı kalarak bütün dünyaya bir medeniyet örneği armağan etmeye kararlı yeni nesillerin önü açılmıştır.

Şuna bütün kalbimle inanıyorum ki o yeni nesiller, sadece bu ülkenin değil, aydınlığını kaybetmeye yüz tutan dünyanın da ışığı, umudu olacaktır.

Değerli arkadaşlarım...

Biz siyasetimize baştan beri “millet siyaseti” diyoruz. Kendi kaderimizi toplumun kaderiyle bütünleştirdiğimiz için, her zaman milletimiz için, ülkemiz için ileri mesafelere, yeni ufuklara bakmayı kendimize şiar edindik, gaye edindik. Önümüzde yeni hedefler var ve biz yürüyüşümüzü halkımızla, devletimizle bir bütün olarak birlikte sürdürüyoruz. Esas olan da budur.

Biz yıllar boyunca eteğimizden tutan ümitsizlikleri, yılgınlıkları, güneşi unutmaya yüz tuttuğumuz karanlık geceleri artık geride bıraktık. Hazreti Mevlana “Gece neye gebeyse onu doğurur” diyor. Evet, her gün yeni bir başlangıç imkanı sunuyor, her sabah güneşli aydınlık bir gün vaat ediyor bize.

Çünkü ülke olarak topyekün bir irade göstererek, karanlıklara, mağlubiyetlere, zorluklara asla teslim olmayacağımızı bir kere daha gösterdik. Gelecek nesillerimiz için tarih önünde risk almaktan çekinmedik, geleceğimizi geri kazanmak için canımızı dişimize takarak milletçe büyük bir mücadele verdik, veriyoruz.

Tarih boyunca olduğu gibi, başımızı önümüze eğdirecek hiçbir zorluğa boyun eğmeyeceğimizi açıkça ilan ettik.

Bugün bütün dünya biliyor ki Türkiye Cumhuriyeti, devleti ve milletiyle silik, güçsüz, naçar bir ülke olmaya asla razı olmaz.

Bir kere daha ortaya çıkmıştır ki; tarihin bu millete bağışladığı en büyük servet, işte bu varoluş iradesi, bu istiklal aşkıdır.

Değerli arkadaşlarım...

Kırk yıllık bir maceranın sonunda bugün, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye verilecek müzakere tarihi konusundaki kararını açıklamasını bekliyoruz.

17 Aralık Cuma günü toplanacak Avrupa Birliği zirvesinden çıkacak karar, inanıyorum ki milletimizin beklentilerine, devletimizin hassasiyetlerine uygun bir karar olacaktır.

Bizim açımızdan olması gereken bellidir.

Tam üyelik perspektifine oturmayan, tam üyelik dışında özel bir statüye yönelik hiçbir kararı kabullenmeyeceğimizi daha önce defalarca ifade ettik.

Buradan bir kere daha ifade ediyorum; koşulsuz bir tam üyelik, ikinci bir karara gerek kalmaksızın bir müzakere süreci, Kopenhag Siyasi kriterleri içinde yer almayan yeni bir siyasi kriterle önümüze gelinmemesi..

Türkiye, meclisiyle, hükümetiyle ve bütün kurumlarıyla hukuki seviyede ve uygulamada Kopenhag Siyasi kriterlerini hayata geçirecek adımları büyük bir kararlılıkla atmıştır.

Biz ülke olarak tam üyelik müzakerelerinin başlaması için üzerimize düşen her şeyi yaptık, bu konudaki irademizi ortaya koyduk.

Bundan sonrası artık Avrupa Birliği’nin sorumluluğundadır.

Yani bize karşı masaya getirilen her şartı tek tek yerine getirdik; bizzat AB yetkililerinin ifadesiyle, masanın üstünde hiç bir engel bırakmadık.

AB’nin bizden “abcd” harfleri düzeyinde istediği düzenlemelerin bir kısmında, bu milleti herşeyin en iyisine layık gördüğümüz için, abcd ile yetinmedik alfabenin hepsini tamamladık!

Açıkçası sümenin altından yeni engeller çıkarılarak lütfen önümüze yeni bir şeyler sürülmesin diyoruz, çünkü bunu kabul etmemiz mümkün değil.

Bu konuya bakışımız, AB karşısındaki duruşumuz açık ve nettir. Ne “siyasi zam” istiyoruz, ne de “siyasi tenzilat” istiyoruz. Hiç bunlara ihtiyacımız yok.

Avrupa Birliği zemininde dile getirilen insani değerlere, evrensel ölçütlere ve objektif kriterlere ülke olarak bütün samimiyetimizle inandığımız için bu uzun yolu katettik.

70 milyonluk bir ülke olarak, gelecek adına koyduğumuz bu hedefe ilerleme gayreti, hiç şüphe yok ki takdirle karşılanması gereken erdemli bir duruşa işaret etmektedir.

Şimdi samimi bir duruşu, AB’nin kuruluş ilkelerinde kayda bağlanmış evrensel değerler adına Avrupalı dostlarımızın göstermesini bekliyoruz.

AB’nin felsefi temellerinin ne kadar sağlam, ne kadar objektif, ne kadar hakkaniyetli bir zeminde yükselmiş olduğu, inanıyoruz ki 17 Aralık’ta tartışmaya yer bırakmayacak bir kesinlikle ortaya konacaktır.

Aksini düşünmek, aksine inanmak, aksiyle karşılaşmak istemiyoruz. 70 milyonluk bir Türkiye, kırk yıldır kaybetmediği Avrupa idealleri hakkında sükût-u hayale uğratılmamalıdır.

Dostlarımız şunu da unutmamalıdır ki tarihin terazisi asla şaşmaz. Ancak terazisi adaletle ve hakkaniyetle ölçenler, tarihin şeref salonunda ağırlanırlar. Bunu yapamayanlar ise tam aksi bir muameleye dünya karşısında muhatap olurlar.

Değerli Arkadaşlarım,

Bu arzumuzun, bu hedefimizin ne olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Bizim asıl hedefimiz, dünyanın, 21.asrın başlarında özellikle yaşamakta olduğu sıkıntıları medeniyetler arası çatışmaya götüren şu yolculuğu değiştirmeye yöneliktir.

Onun içindir ki son iki yılda bizler özel bir gayretle bu yolda koştuk.  Medeniyetler uzlaşmasını bunun için istiyoruz.

Madem ki Avrupa Birliği bir kömür birliği değildir, madem ki Avrupa Birliği bir ekonomik birlik değildir, madem ki Avrupa Birliği bir Hıristiyan Kulübü değildir, o zaman medeniyetler uzlaşmasının adresi olarak gelin bunu Türkiye’nin katılımıyla ilan edin diyoruz. 17 Aralık bu olsun diyoruz.

AB, kendi temellerini zayıflatacak böyle bir tarihi hataya inanıyorum ki asla imza atmayacak ve Türkiye’nin bu beklentilerini de 17 Aralık’ta bu istikamette neticelendirecektir.

Avrupa Birliği’nin kendine ait iddiaları, üzerinde yer aldığı zemin, Türkiye konusunda takınacağı tavırla aslında test edilecektir.

Bunun da ötesinde, Türkiye’ye ilişkin karar, Avrupa Birliği’nin siyasi vizyonunun, küresel düzeyde nasıl bir güç olmak istediğinin de belirleyicisi olacaktır.

Avrupa Birliği, hakikaten çoğulcu bir yapı ise, belli evrensel demokratik normlara dayalı bir ortaklık ise, kendi dışındaki dünyaya ve insanlığın bütününe dair kaygıları var ise, Türkiye’nin tam üyeliğine evet demek durumundadır.

Bu anlamda Avrupalı dostlarımızın Türkiye özelinde yürüttükleri tartışmalar, aslında kendilerine ilişkin bir tartışma olarak da değerlendirilebilir. Yani Türkiye üzerinden bir siyaset süreci.

Bizdeki tartışmalara gelince, şunu gözlüyorum ki Avrupa Birliği ekseninde içeride yürütülen tartışmalar, müzakere tarihine kilitlenmiş durumdadır.

Halbuki tartışma vizyonumuz belli bir tarihle sınırlanmamalı, onun ötesine geçmelidir.

Bugünden 17 Aralık sonrasını konuşmalıyız.

Aydınlarımız, fikir adamlarımız, basınımız, sivil toplum kuruluşlarımız, 17 Aralık’tan sonrasını, Türkiye’nin gelecek perspektifini konuşabilmelidir. Maizisi insanlık tarihi kadar eski bu millet, asırlara sığmaz ki, tek bir tarihe sığsın!

Ben buradan, milletin geleceği ile ilgili bu konuda bütün toplum kesimlerini kısır siyasi tartışmalara saplanmadan bakış açımızı genişletecek tartışmalara katılmaya davet ediyorum.

Toplum olarak bilmeliyiz ki, müzakerelerin hemen ya da belli bir sürede başlaması, her şeyin halledilmesi demek değildir.

Demokratikleşmeden ekonomik yapıya, kentleşmeden tarım sektörünün yapısal sorunlarına, hukuk alanındaki problemlerden kamu yönetiminin rasyonelleştirilmesine kadar pek çok sorun gündemimizde kalmaya devam edecektir.

Bunlar bizim problemlerimizdir ve çözümü de bizdedir, bizde olmalıdır.

Gerçekçi bir bakış açısıyla, ortamı germeden, sağlıklı düşünerek, Türkiye’nin geleceği için neyin hayırlı olduğunu araştırarak bütün meselelerimizin üstüne cesaretle gitmek durumundayız.

Kendi irademizden başka sihirli değnekler aramamalıyız. Milletin iradesine yardımcı açılımlar yapmaya “evet”, lakin milletin iradesinden daha büyük sihirli siyasi iradeler vehmetmeye “hayır”, demeliyiz!

Günümüz dünyasında her ülke bir yandan küresel işbirlikleri arıyor, aynı zamanda da kendi başına ayakta durmanın hesabını yapıyor, yapmalıdır da.

Elbette dahil olduğumuz, müttefik olduğumuz, parçası olduğumuz uluslararası teşkilatlar olacak ve biz bulunduğumuz her zeminde samimiyetle ülkemizin, bölgemizin ve dünyanın hayrına olanı gerçekleştirmek için çaba gösteririz.

Ancak kimsenin bu ülkeyi bizim adımıza kalkındırmasını, problemlerimizi çözmesini, refahımızı arttırmasını da bekleyemeyiz. Bu ülkeyi kalkındıracak olan güç, bu milletin sarsılmaz medeniyet aşkı, bu ülkenin o büyük potansiyeli, zengin tarihi tecrübesidir. Biz bu kimyayı bozmaz isek; bu milletin insanlığın geleceğinde alacağı öncü role kimse engel olamaz.

Değerli Kardeşlerim,

Sizlerin şahsında TBMM’nin çatısı altında, şu grup salonumuzdan Aziz Milletime sesleniyorum:

Biz vatandaşlarımızın huzur ve mutluluğu, bu ülke çocuklarının ekmeği ve aşı için eşi görülmemiş bir diplomasiyle zirveden zirveye koşarken; Milletin Meclisi, halkın hükümeti muazzam bir enerjiyle demokrasinin önünü açarken, bazıları da bu stratejik dönemde yanlış rollere hevesleniyorlar.

Evet bu oyun geçmişte oynandı ancak bu büyük milletin aklı selimiyle sahnelenen oyunlar bitmiştir.

Duymayanlar olabilir ama, o sezon kapandı.

Bitmiş, tedavülden kalkmış bir oyundan kimse yeni roller çıkarmaya çalışmasın. Kimse halkın huzurunu kıskanmasın.

Türkiye büyük demokrasi adımlarıyla bütün dünyanın gündemindedir. Bu tabloyu gölgeleme çabaları ise beyhude çabalardır.

Bu süreçte birileri yabancı gazete ilanlarıyla kendine iş arayabilir.

Ama, gazete ilanıyla bin yıllık medeniyetin, bin yıllık kardeşliğin yara alacağını düşünenlerin, böyle bir umuda kapılanların muradı bir sabotajla medyada haber olmaksa, evet haber olabilirler.

Ama unutmayalım ki, yel kayadan ne koparabilirse onların hisselerine düşecek olan da o kadardır.

Bakınız; iki yıllık iktidarımızdaki demokratik düzenlemelerle halkın vicdanında yara açan tartışma konularının hemen hepsini rafa kaldırdık.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olarak her attığımız adımda şu hassasiyeti özenle korumaya çalıştım:

Demokrasi ve hukuk şemsiyesinin dışında bir tek vatandaşım kalırsa onun acısını yüreğimde hissediyorum, hissediyoruz.

Şimdi soruyorum, milletin yeniden tesis ettiği bu huzuru kıskanmak, bu mutluluğu gölgelemek kimin yararındadır?

Yediden yetmişe halkımızın çok iyi anladığı üslubumuzu değiştirme gayretleri içine girmek, bir kez daha hatırlatıyorum ki: “Arefe günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar.“

Ülkemize bir katkımız olacaksa, ülkemizi, kendimizi küçük düşürecek sözler söylemeyelim, yarın birbirimizin yüzüne bakacağımız sözler söyleyelim. Hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği, yarın mahcup olacağımız sözlerden özellikli sakınalım.

Bu ülke bizim; biz, hepimiz bu ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıyız. Vatandaşlık haklarımız, hukukumuz, demokrasinin, hukuk devletinin güvencesindedir.

Evet, yakın zamanlara kadar, yüreklerde yara açan çok sözler sarf edildi. Ama o sözler, o fiiller milletin vicdanında mahkum oldular.

Daha önce de ifade ettiğim gibi;

Hangi vicdanla bu aziz milleti, bu coğrafyanın ruhuna, hamuruna, birikimine yedi kat yabancı örneklerle mukayese etmeye kalkıyorlar..

Allah aşkına sorarım size, bu hazmedilebilir bir şey midir?

Ülkemin hangi şehrinde, hangi köyünde hangi vatandaşımın meselesini hangimiz yüreğimizde hissetmiyoruz ki, bizim ülkemiz haksızca başkalarıyla kıyaslanıyor?

Bu yanlış hesaplar, Türkiye'de ahenk içinde birbiriyle kaynaşmış, aynı kaderi, aynı tasavvuru paylaşmış, birlik içinde yaşayan, ekmeğini aşını paylaşan, aynı türküleri söyleyen insanımıza reva mıdır?

Aynı ecdada, aynı hissiyata sahip olan bu aziz milleti, hangi tarihi, sosyolojik, coğrafi, siyasi ölçüyle, hangi vicdan terazisiyle birbirinden ayırabilirsiniz?

Keza, bin yıl önce inşa edilen bu binayı sarsacak, bin yıl içinde kaynaşan bu terkibi bozacak bir hayali nasıl kurulabilir, bu hayale kimi inandırabilirsiniz? Hiç kimseyi, evet hiç kimseyi...

Aziz milletin temsilcileri olarak buradan bir kere daha ilan ediyoruz:

Demokratikleşme adımlarımızı istismar etme cüretinde bulunarak, bu devletin rejimini, anayasal düzenini, birlik beraberliğini, laik-demokratik-sosyal bir hukuk devleti olmasını, sosyal barışını, birlikte yaşama iradesini “sulandırmaya” çalışmak, bu milletin tüm fertlerine tek tek ve milletin varlığına topluca “siyasi suikast”e yeltenmek demektir.

Kuruluşumuzdan bu yana, bu milleti, din milliyetçiliği, bölge milliyetçiliği ya da etnik milliyetçilikle birbirinden ayırmaya çalışanlar “siyasi suikast”lerinin bu milletin çelik iradesi karşısında darmadağın olacağını söylemiştik ve bunu da böyle bilmelidirler.

Kendi siyasi konforları adına bu milletin huzurunu bozmak isteyenler bilsinler ki, etle tırnak birbirinden ayrılmaz.

Devletiyle, milletiyle, rejimiyle, üniter yapısıyla, anayasal düzeniyle, demokratik cumhuriyetiyle ve sosyal barışıyla bu ülke aynı ruh köküyle yoğrulmuştur ve aynı ışığa doğru da yürümektedir.

Ve herkes bilsin ki, din milliyetçiliği, bölge milliyetçiliği ve etnik milliyetçlik adına üretilen siyasetlerin “son kullanma tarihi” geçmiştir.

Aziz milletimiz bu siyaset biçimlerinin “siyasi kanserojen” madde taşıdığını çok iyi bilmektedir.

Değerli Kardeşlerim,

Bize düşen hakkaniyet ölçüsünü elden bırakmamak, her ne yapıyorsak hukuka, adalete riayet etmektir.

Bize düşen, bu büyük ülkenin bütünlüğünü gözden kaçırmadan yolumuza devam etmektir.

Avrupa Birliği’nden doğru bir karar vermesini bekliyoruz ve biliyoruz ki çıkacak karar ne olursa olsun kazanan Türkiye olacaktır.

Ve bugün borsa rakamlarına baktığınızda korkunç bir tırmanmanın olduğunu görüyorsunuz. Bütün çevremizdeki gelişmeler rağmen, dünyadaki gelişmelere rağmen trend yükselmeye devam ediyor. Tabii bütün bunlara bir çok gerekçeler de söylenecektir ama güven ve istikrar taşıyan bir iktidar hamd olsun millet iktidarı olarak iş başındadır. Ve bu tabii bütün dünyaya güven vermektedir. Ve şuanda gruplar halinde, uçaklar dolusu işadamları ülkemizdeki bölgelere gelmeye başlamıştır. Atılan tohumlar neticelerini vermeye başlamıştır. İnanıyorum ki 17 Aralık’tan sonraki süreç bu noktada da çok daha farklı olacaktır.

Yaşasın devletimizin bekası,
Yaşasın milletimizin selameti,
Yaşasın Türkiye,
Herşey Türkiye için!
 


(14 Aralık 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.