Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
MGK KIBRIS TOPLANTISI (Nisan 2004)
MGK KIBRIS TOPLANTISI (Ocak 2004)
BAŞBAKAN'IN GRUP KONUŞMASI (6.4.2004)

ANNAN PLANI VE KIBRIS...
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök'ün açıklamaları...
13 Nisan 2004
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Annan Planı ve Kıbrıs ile TSK'yı ilgilendiren konularda görüşlerini açıkladı.
 
ORGENERAL ÖZKÖK'ÜN AÇIKLAMALARINDAN...

"Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin en doğru kararı vereceğine olan inancımız tamdır."

"Referandum treni New York'tan hareket etmiştir ve hızla ilerlemektedir. Bundan sonra en önemli husus, içeride veya dışarıda tüm kurumların; Kıbrıs Türk Halkının, herhangi bir baskıya maruz kalmaksızın gerçekleştirilecek bir referandumda, hür iradesiyle kendisi için en doğru kararı verebileceği ortamın yaratılmasını sağlamaya çalışmasıdır."

"Kıbrıs, sadece Kıbrıslı soydaşlarımızın bir meselesi değildir. Türkiye'nin güvenliği de söz konusudur."

"Annan Planı'na bir bütün olarak bakıldığında, olumlu yönlerinin yanında bazı isteklerimizin karşılanamadığı ve planın uygulanmasında ciddi sorunların çıkabilme olasılığının da bulunduğunu söyleyebiliriz."

"Ada'ya getirilecek yeni düzenin belirleyicisi olan federal yasaların ve uluslararası düzenlemelerin gözden geçirilerek, kalıcı ve adil bir düzen için gerekli olan değişiklik ve düzeltmelerin yapılmasının önemli olduğuna inanmaktayız."

"Rumlara bırakılacak topraklar nedeniyle soydaşlarımızın konut ve istihdamı için kaynak sağlanamazsa Kıbrıs'ta ciddi toplumsal olayların çıkabileceğini değerlendiriyoruz."

"Plana ilişkin en önemli husus, Türk kurucu devletini korumayı amaçlayan derogasyonların AB hukukunun birincil kaynakları arasına dahil edilmesidir . Bunun mutlaka sağlanması gerektiğini, aksi takdirde, Ada'daki Türk varlığının ve iki kesimliliğin devamı bakımından büyük güçlüklerin doğabileceğini, sonuçta bölgede büyük istikrar ve güvenlik sorunlarının başgösterebileceğini değerlendirmekteyiz."

"Mevcudu azalsa da, Türkiye olarak aksini kabul etmediğimiz sürece TSK unsurları Ada'da soydaşlarımızın yanında kalmaya devam edecektir."

"TSK'da derin görüş ayrılıkları ve gruplaşmalar olduğu dedikoduları, yalnız TSK'ya değil Türk ulusuna da zarar vermektedir."

"TSK üzerinden siyaset yapmak yanlıştır, tehlikelidir."

"Anayasal konumu belli olan TSK, demokratik sistem içerisinde siyasi bir taraf olarak gösterilmemeli, taraf olmaya zorlanmamalıdır."

"TSK'nın bugüne kadar daima taraf olduğu ve bundan sonra da taraf olmaya devam edeceği konu; cumhuriyetin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti niteliğiyle, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusu ve toprağıyla bölünmezliğinin sonsuza kadar korunması ve kollanmasıdır."

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, soruları yanıtlarken, "Kıbrıs'ta 24 Nisan'da Annan Planı konusunda yapılacak referandum için 'evet' ya da 'hayır' demenin kendisi için uygun olmayacağını" söyledi.

Orgeneral Özkök, "Gönlümüz ile aklımızın hiç bu kadar çelişkiye düştüğü olmamıştı" dedi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, "Annan Planı'ndaki olumlu unsurlar nelerdir?" sorusunu yanıtlarken, birincisinin 'iki kesimlilik, ikincisini 'KKTC'nin, egemenliği kaybetmekle beraber kurucu devlet olarak ikili egemenliğinin ve siyasal eşitliğinin sağlanması, üçüncüsünü de KKTC halkının daha rahat ve huzurlu bir ortamda yaşayacak olması' olduğunu bildirdi.

Orgeneral Özkök, bir gazetecinin "Denktaş, Kara Harp Okulu öğrencileri için bir bir konferans verse...'' sözleri üzerine, ''Son anda akla gelmiş parlak fikirlerden daima korkarım" ifadesini kullandı.
 

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün açıklamaları ve sorulara verdiği yanıtlar şöyle:
(13 Nisan 2004)

Değerli Basın Mensupları,

Uzun bir süre sonunda bugün burada tekrar sizlerle bir arada bulunmaktan mutluyum.

Bu basın toplantısı daha önce sizlere söz vermiş olduğumuz aylık basın bilgilendirme toplantıları kapsamında değerlendirilmelidir. Biliyorsunuz, Mart ayı toplantısını yoğun gündem nedeniyle yapamamıştık. Bu bağlamda Kıbrıs ve TSK’ni ilgilendiren bazı konularda görüşlerimizi sizlerle ve halkımızla paylaşmak istiyoruz.

KIBRIS

Kıbrıs’ın Türkiye’nin güvenliği açısından stratejik önemi hakkındaki düşüncelerimi birçok defa basın yoluyla dile getirmiş bulunuyorum. Bu nedenle bunları tekrar etmeyeceğim.

TSK bakış açısından Kıbrıs’ın önemi iki temel esasa dayanmaktadır.

Bunlardan birincisi;

Türkiye Cumhuriyeti’ne ve TSK’ne Garanti Antlaşmasi ile yüklenen Kibris’lı soydaşlarımıza sağlamak zorunda olduğumuz güvenlik sorumluluğudur.

İkincisi ise, İttifak Antlaşmasında açıkça ifade edildiği üzere, Kıbrıs’ın, Türkiye’nin güvenliği açısından taşıdığı stratejik rolün önemidir. Bu iki temel esas süreklilik arz etmektedir. Çünkü Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’deki istikrar ve denge ancak bu sayede sağlanmaktadır. Garanti Antlaşmasının birinci maddesinde Kıbrıs’ın, tamamen veya kısmen, Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte üyesi olmadığı hiçbir siyasi ve ekonomik birliğe katılımına bu gerekçeyle müsaade edilmemiştir.

Bazı kesimlerce bu esasların artık önem taşımadığı iddia edilmektedir. Öte yandan bazı ülkeler de bu Antlaşmaların değiştirilmesini istemektedirler. Ancak biz bu Antlaşmaların gerekliliğine ve bizlere yüklediği görev ve sorumlulukların ihtiyaç olarak devam ettiğine yürekten inanıyoruz. Kıbrıs’ın stratejik önemi olmadığını iddia edenlere ise, İngiltere’nin Ada’daki egemen üslerini korumaya neden bu denli özen gösterdiğini hatırlatmak isterim.

Sayın Basın Mensupları,

Şimdi de Kıbrıs sorununda bugün hangi noktada olduğumuza bir göz atmak istiyorum.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 1983 yılında kurulmuş ve egemen bir Devlet olarak ilan edilmiştir. Bugüne kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Türkiye’den başka hiçbir ülke tanimamiş, uygulanan ekonomik ambargo da kaldirilmamiştir. Kibris Rum Kesiminin Garanti Antlaşmasini ihlal ederek Avrupa Birligi üyesi olmasi karari da bugün için engellenemedi. Aslinda bu kararla Dogu Akdeniz’deki siyasi durumun ve güvenlik dengelerinin bozulacağı da kimseye yeterli seviyede anlatılamadı.

Eğer 01 Mayıs’a kadar çözüm gerçekleşmezse, Kibris Rum tarafi Kibris Cumhuriyeti adi altinda Avrupa Birligi’ne girecek fakat Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Avrupa Birliği müktesebatı uygulanmayacaktır. Bu tarihten itibaren Avrupa Birliği Kıbrıs sorununda taraf olacaktır. Bütün bunlar; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde soydaşlarimizin düşünce ve muhakemelerini sarsmiştir. Ulusal bir davada ilk kez iki aykiri görüş belirginleşmiş ve bu görüş aykiriligi Türkiye’ye de yansımıştır.

Sayın Basın Mensupları,

TSK Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin görüş ve önerilerini, yasal ve anayasal platformlarda her vesile ile açık, akılcı ve objektif bir şekilde ortaya koymuştur.

Bu çerçevede, 23 Ocak ve 05 Nisan günlerinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında görüş ve önerilerimiz aktarılırken, konuya ilişkin yazılı görüş ve önerilerimiz de 15 Şubat, 09 Mart ve 28 Mart 2004 tarihlerinde Başbakanlığa iletilmiştir. Bugüne kadar olan müzakere sürecindeki gelişmeler hakkında da Genelkurmay Başkanlığına bilgi aktarılmış ve görüşlerimiz alınmıştır. Bizler de, ilave görüş ve önerilerimizi muhataplarımıza aktarmış bulunmaktayız. Ancak; bu işbirliğinden her konu ve her sorun üzerinde aynı noktaya geldiğimiz anlamı çıkarılmamalıdır. New York müzakere sürecinin 23 Ocak Milli Güvenlik Kurulu toplantısında çizilen genel çerçevenin dışına çıkması da bunlara dahildir.

Şimdi, biraz da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından son şekli verilen Annan Planına değinmek istiyorum. Plan aylardır tartışılmakta olduğundan, sadece belirli kısımlarına değinmekle yetineceğim.

Plana bir bütün olarak bakıldığında, olumlu yönlerinin yanında bazı isteklerimizin karşılanamadığı ve Planın uygulanmasında ciddi sorunların çıkabilme olasılığının da bulunduğunu söyleyebiliriz.

Garanti ve İttifak Antlaşmalarının aynen muhafaza edilmesine karşılık, Ek protokoller gereği uygulanmasında bazı yeni duruma uyarlamalar ve ilave sorumluluklar olacağı bir gerçektir.

Bu uyarlamaların garanti haklarımızın kullanılmasına engel yaratmayacağını düşünüyoruz. Öte yandan, mevcudu azalsa da, Türkiye olarak aksini kabul etmediğimiz sürece TSK unsurları Ada’da soydaşlarimizin yaninda kalmaya devam edecektir.

Ada’ya getirilecek yeni düzenin belirleyicisi olan federal yasaların ve uluslar arası düzenlemelerin gözden geçirilerek, kalıcı ve adil bir düzen için gerekli olan değişiklik ve düzeltmelerin yapılmasının önemli olduğuna inanmaktayız.

Plana göre Geçiş Dönemi çok kısadır. Bu süre, uygulamanın en hassas safhasını oluşturan Geçiş Dönemi için yeterli değildir. Ayrıca, bu kısa dönemin büyük sorunları da beraberinde getirebileceğini ve Ada’da huzur ve sükunun sağlanmasında önemli problemlerle karşılaşılabileceğini düşünmekteyiz.

Plana göre, Rumlara bırakılacak topraklar nedeniyle 57.000 Türk göçmen durumuna düşecektir. Ayrıca, kuzeye gelecek Rumlardan dolayı bu rakam üç yıl sonunda 82.000’e ulaşacaktir. Bu soydaşlarimizin konut ve istihdami için kaynak saglanamazsa Kibris’ta ciddi toplumsal olayların çıkabileceğini değerlendiriyoruz.

Plana ilişkin en önemli husus, Türk Kurucu Devleti’ni korumayı amaçlayan derogasyonların Avrupa Birliği hukukunun birincil kaynakları arasına dahil edilmesidir. Bunun mutlaka sağlanması gerektiğini, aksi takdirde, Ada’daki Türk varlığının ve iki kesimliliğin devamı bakımından büyük güçlüklerin doğabileceğini, sonuçta bölgede büyük istikrar ve güvenlik sorunlarının baş gösterebileceğini değerlendirmekteyiz. Esasen, hemen hemen bütün hukukçular birincil hukuk meselesinin, derogasyonların ancak Avrupa Birliği üyesi ülkelerin parlamentolarından geçirilmek suretiyle sağlanabileceğini ifade etmektedirler ki bu değerlendirmeye biz de katılıyoruz.

Sayın Basın Mensupları,

Son zamanlarda medyada ve halkımızda şöyle bir beklenti olduğunu hissediyoruz. “TSK her zaman her önemli konuda evet veya hayır diyerek kesin tavır koymalıdır, hatta koymak zorundadır ve bunu da kamu ile paylaşmalıdır.” Elbette bu düşünceye de saygiliyiz. Ancak, TSK’nin her konuda tavır koyan taraf olması veya her şeyi kamuoyuyla paylaşması da beklenmemelidir.

Sayın Basın Mensupları,

Buraya kadar olan konuşmamda özetle şunları ifade etmeye çalıştım.

TSK Kıbrıs konusuna ilişkin objektif görüş ve tekliflerini gereken yer ve zamanda ilgili makamlara iletmiştir. Söz konusu Planın olumlu yönleri yanında, olumsuz yönleri de vardır. Bunlardan bir kısmını sizlerle paylaşmış bulunmaktayım. Bu konulara bir bütün olarak baktığınızda, tamamının, yakın veya uzak gelecekte güvenlik ve asayişle ilgili olduğunu göreceksiniz.

Referandum treni New York’tan hareket etmiştir ve hizla ilerlemektedir. Bundan sonra en önemli husus, içeride veya dişarida tüm kurumlarin; Kibris Türk Halkinin, herhangi bir baskiya maruz kalmaksizin gerçekleştirilecek bir referandumda, hür iradesiyle kendisi için en dogru karari verebilecegi ortamin yaratilmasini saglamaya çalişmasidir.

Diger taraftan ve daha önce de belirttigim gibi Kibris, sadece Kibris’lı soydaşlarımızın bir meselesi değildir. Türkiye’nin güvenliği de söz konusudur. Kıbrıs’ın Türkiye’nin güvenliği ile ilişkisi; Türkiye’ye olan mesafesi ile açıklanacak kadar yüzeysel değil, daha çok Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimizin korunması ile ilişkilidir. Çözüm önerisinin nihai değerlendirmesi ve verilecek karar Türk Ulusu adına Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne aittir.

Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin en doğru kararı vereceğine olan inancımız tamdır.

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ

Değerli Basın Mensupları,

Türkiye’nin üzerinde bulunduğu Anadolu coğrafyasına ve bu coğrafya üzerinde yaşanan tarihe bakar ve incelersek şu sonuca varırız; Anadolu coğrafyası üzerinde ancak güçlü devletler varlıklarını sürdürebilmiş, güçsüzler ise kısa sürede tarih sahnesinden silinmiştir.

Bu nedenle, bulunduğumuz coğrafya, birbirini tamamlayan ve destekleyen güçlü siyasi, ekonomik, teknolojik, psiko-sosyal ve askeri güç unsurlarına sahip olmamızı gerektirmektedir.

Yakın çevremizde yıllardır cereyan eden olaylar dikkate alındığında, buna bir de küreselleşmenin sonuçları eklendiğinde, güçlü bir Silahlı Kuvvetlere olan ihtiyacın azalması bir yana, aksine arttığı görülmektedir. Son birkaç ayda çevremizde yaşanan olayları hatırlamak bile bu gerçeği açıklamaya yeterlidir. Bu nedenle bütün ülkeler için Silahlı Kuvvetlerin çok önemli bir milli güç unsuru olduğu genellemesine ulaşmak mümkündür.

Milli güç unsurları açısından güçlü bir ekonomi ile güçlü Silahlı Kuvvetler arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bunun yanı sıra milli gücümüzün en önemli unsurlarından birisini de güçlü devlet yapımız ve devlet geleneklerimiz oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin köklü bir devlet yapısı, engin bir devlet deneyimi vardır. Bu devlet yapısında bir değişiklik gerekiyorsa; bu değişiklik yine sahip olunan deneyimler göz önünde bulundurularak, ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte, toplumun tüm kesimlerinin mutabakatına dayandırılarak gerçekleştirilmelidir.

Sayın Basın Mensupları,

"Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesi olan Ordumuz, topraklarımızın ve Türkiye idealini gerçekleştirmek için sarf etmekte olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmez güvencesidir. Ordumuzdaki subay ve yüksek komuta heyeti birbirine karşı büyük bir sevgiyle, hürmetle, emniyet ve güvenle bağlıdır ve üstten aldıkları emri bir namus meselesi gibi kabul ederek ifa ederler. TBMM’nin Ordusu; insanca, bağımsız yaşamaktan başka amacı olmayan Ulusuyla aynı ülküyü paylaşan ve sadece Ulusunun emrinde olan öz evlatlarından oluşan güçlü bir topluluktur. Türk Ulusu Ordusunu çok sever. Onu, kendi idealinin harisi telakki eder." Bunlar Ulu Önder Atatürk’ün TSK’ne bakış açısıdır.

TSK ile Türk Ulusu birbirine örneği başka hiçbir ülkede görülmedik şekilde muhabbetle bağlıdır. TSK, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığının, egemenliğinin ve bütünlüğünün çelikleşmiş bir güvencesidir. Kendisine anayasa ve yasalarla verilen görevleri en iyi şekilde yerine getirme azim ve kararlılığı içerisindedir.

Yurt içinde ve dışında yapılan bazı tartışma ve değerlendirmelerde, TSK’nin yılmaz savunucusu olduğu ve Cumhuriyetin temel niteliklerinden olan, laiklik ve Atatürk milliyetçiliği anlayışının Türkiye’nin önünü tıkadığı, gelişimini engellediği anlayışı sıkça gündeme getirilmektedir. TSK de değişimin önünde en büyük engel olarak gösterilmektedir. Bu çevrelere göre yapılacak tek şey, her önüne çıkan veya çıkarılan fırsatı kullanarak, TSK’nin etkisizleştirilmesine ve zayiflatilmasina çalişmaktir. Böyle bir gücün yipratilmasi kimin işine yarar?

Internet’teki ne olduğu belirsiz sitelerin yanında, medyamızın bir bölümü de bilerek veya bilmeyerek, zaman zaman bu odakların amaçlarına hizmet etmektedir.

Bu kapsamda; TSK’ne ilişkin yanliş ve maksatli haberlere, yersiz ve haksiz eleştirilere, TSK’nin değerli mensuplarına yönelik haksız saldırılara da şahit olmaktayız.

Bu kişiler tarafından maksatlı olarak yaratılmak istenilen tablo, TSK’nde derin görüş ayriliklari ve gruplaşmalar oldugudur. Gerçekleri yansitmayan bu durum, yaklaşim ve dedikodular, yalniz TSK’ne değil Türk Ulusuna da zarar vermektedir. TSK mensupları tam bir birlik, beraberlik ve disiplin içerisinde görevinin başındadır.

Sayın Basın Mensupları

TSK personeli doğru ve yeterli bilgilere dayanan, haklı ve yerinde eleştirilere, doğru bir üslupla yapıldığı sürece, her zaman açıktır ve dikkate alır. Kendisine yapılan dostluğu her zaman hatırlar. Tabii yapılan düşmanlığı da.

Ancak TSK’ne kendi şahsi veya ideolojik amaçlari istikametinde haksiz, kötü amaçli ve yersiz eleştirilerde bulunanlara da şunu ifade etmek istiyorum: TSK, kamu önünde sik sik gündeme gelmeyi istememekte ve buna özen göstermektedir. Bu husus bir zafiyet olarak algilanmamalidir. TSK tahayyül edilemeyecek kadar güçlü ve büyük bir kurumdur. Kimse, gücünü ulusundan alan TSK’nin, soylu hedef ve görevlerinden sapmasına etkili olamaz. Kimse, TSK ile gönlünde yer aldığı Türk Ulusunun arasını asla açamaz. Sizlerin de basın mensupları olarak TSK’ne zarar verilmesine seyirci kalmayacağınızı ümit ediyorum.

TSK’ne karşi yürütülen bir diger kampanya da, mensuplarinin dini inançlari ve başkalarinin inançlarina karşi tutumu konusundadir. Bilinen bazi kimselerin ve kesimlerin bu konuyu kendi menfur amaçlari istikametinde istismar etmeleri asla kabul edilemez.

TSK halkimizin dini inancina, ibadetine ve yaşama biçimine saygilidir. Bu gerçek, TSK’nin Cumhuriyetin temel niteliklerinin ve özellikle laiklik ilkesinin koruyucusu olarak taraf olması gerçeği ile zıtlık oluşturmamaktadır.

İç Hizmet Kanunu gereği “TSK her türlü siyasi tesir ve düşüncelerin dişindadir.” Dolayısıyla, TSK üzerinden siyaset yapmak yanlıştır, tehlikelidir.

Anayasal konumu belli olan TSK, demokratik sistem içerisinde siyasi bir taraf olarak gösterilmemeli, taraf olmaya zorlanmamalıdır.

TSK’nin bugüne kadar daima taraf olduğu ve bundan sonra da taraf olmaya devam edeceği konu; Cumhuriyetin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti niteliğiyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusu ve toprağıyla bölünmezliğinin sonsuza kadar korunması ve kollanmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ni ileriye götürecek, geleceğe taşıyacak ana ilkeler laiklik ve çağdaşlıktır. Hiç kimse; TSK’nden bu konularda tarafsız kalmasını beklememelidir. TSK’nin bu konulara ilişkin hassasiyetleri ve kararliligi aynen sürecektir.

Bunun yaninda, ülke ve millet bütünlügümüzün teminati olan Atatürk milliyetçiliginden sapmalara da göz yumamayiz. Bu milliyetçilik anlayişi; bazi düşünürlerin iddia ettigi gibi etnik bir temele dayanmamaktadir. Bu husus Yüce Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” vecizesinde anlamını açıkça bulmaktadır. Bu anlayış, özellikle Atatürk’ün reformist, yani değişimci, liderlik tarzı dikkate alındığında, toplumsal gelişmenin önünü tıkayıcı değil aksine önünü açıcıdır.

Böyle bir basın toplantısında kişisel konulara değinmeyi istememekle birlikte iki konuya değinmeden geçemeyeceğim.

Benim, Ulusuma ve Devletime zarar vermemek için, sorumlu, ılımlı, yapıcı, birleştirici ve dikkatli yaklaşımım, maalesef belirli kişiler ve çevrelerce bilerek ya da bilmeyerek yanlış yorumlanmakta, üstelik bu kişiler bu yaklaşımımdan mutsuzluk da duymaktadırlar. Ben sesin gürlüğüne değil, aklın önderliğine itaat etmek isteyen askeri bir nesle komuta ediyorum. Üzülerek ifade ediyorum ki bu kişilerden bazıları benim bu yaklaşım biçimimin güya bana vaat edilmiş bir ikbalden kaynaklandığını ileri sürerek, bir dedikoduyu kulaktan kulağa yaymaktadırlar.

Tarafıma hiç kimse böyle bir vaat veya teklif getirmemiştir. Böyle bir vaat veya teklif getirmeye cür’et edecek birilerinin olduğunu da sanmıyorum. Ulusum, Devletim ve Silahlı Kuvvetlerimin beni getirdiği Genelkurmay Başkanlığı makamı, meslek hayatımın son ve aile bireylerimin en övünç verici ikbal noktasıdır.

Diğer yandan bir komutan arkadaşıma yapılmakta olan haksız dil uzatmalardan duyduğum rahatsızlığı da ifade etmek isterim. Yıllarını ulusuna hizmetle geçirmiş, tevdi edilen tarihi görevleri canını riske atarak büyük bir başarıyla yerine getirmiş olan bu komutan arkadaşımı, hiçbir kusuru olmadığı olaylar dahi bahane edilerek, hemen her gün gazete sütunlarına ve İnternet sayfalarına getiren zihniyeti de kınıyorum ve bu kişileri erdemli olmaya davet ediyorum.

Değerli Basın Mensupları

Bir kez daha vurgulamak gerekirse; içinde bulunduğumuz tehlikeli coğrafyada Cumhuriyetin temel niteliklerinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün sonsuza kadar korunması ve kollanması sorumluluğu, belirli konularda milletçe hassas olmamızı ve bütün kurumların üstüne düşen görevi en sorumlu şekilde yerine getirmesini gerektirmektedir.

TSK olarak; geleneksel disiplin anlayışımız içerisinde, gerekli özeleştiriyi de yaparak, global ve bölgesel şartları ve teknolojik gelişmeleri yakından izleyerek, daha iyi eğitilmiş personel, daha mükemmel silah ve teçhizatla donatılmış, daha küçük fakat daha etkin bir kuvvet yapısına ulaşmak için bütün gücümüzle çalışıyoruz.

Değerli basınımızın da bu çabalarımızda bize daima destek olacağına yürekten inanıyoruz.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunarım.

Değerli basın mensupları beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim.

Şimdi olabilecek sorularınızı cevaplandırmak üzere soru cevap bölümüne geçiyoruz.

SORU-CEVAP

SORU: Referandum sürecini New York’tan hızla kalkan tren hızla ilerliyor şeklinde ifade ettiniz. Süreç devam ediyor. Çeşitli olasılıklar var. Yapılan kamuoyu yoklamaları bunları ortaya koyuyor. Her iki taraftan evet çıkması olasılığı da bunlardan biri. Hangi olasılığı nasıl değerlendirirsiniz?

ORGENERAL ÖZKÖK: Bu olasılık tabi aslında aylardan beri değerlendiriliyor. Bu amacın ne olduğuna bağlı olan bir konu. Bizim yönümüzden bakıldığında, görüyoruz ki Sayın Denktaş bunun hayır olması yönünde gayret gösteriyor. Ama kamuoyu araştırmaları evet çıkacağı yönünde değerlendirmeler gösteriyor. Bu doğrudan doğruya Kıbrıs halkının hür iradesiyle vereceği karara bağlıdır. Öte yandan Kıbrıs Rum kesiminde de, orada da devlet başkanı gene olumsuz görüşlerini ifade etmiştir. Çok dikkatle okunması gereken bir metindir, ben de öyle yaptım. Onlar da buna hayır vermeyi isteyeceklerini ifade ediyorlar. Ama tabi bunlar daha önümüzdeki günler devam edecek bazı yönlendirmelerin etkisi altında kalacak kararlardır. Bu kararlar sonunda durum oluşacaktır. Bir tanesi hayır dediği zaman taraflardan, süreç tamamen sona ermektedir. Ama iki taraf da evet derse durum bu şekilde devam edecektir ama sonuç TBMM’nin aldığı karara bağlı olacaktır. İki taraf da hayır derse o zaman Türkiye’nin birçok kesiminde yapılan tartışmalara da baktığımız zaman eğer Rum kesimi hayır Türkiye evet derse kuzeydeki bazı kolaylaştırmalara yol açacağını söylemektedirler. Gerçekten de böyle olabilir. O bakımdan bu bir diplomatik oyundur, çok hassasiyetle oynanması gereken bir oyundur. Ben tabii halkın egemenliğine olan inancımı her zaman ifade etmiş bir Genelkurmay Başkanı olarak, bu kararı tamamen Kıbrıs halkının Türkiye’de de Türk ulusu adına TBMM’nin vereceği karara bağlıdır.

SORU: Annan planıyla ilgili yaptığınız değerlendirmede planın bazı olumlu unsurlarının olmasına karşılık ileride uygulamada sıkıntı yaratabilecek düzenlemelerin de metinde yer aldığını belirttiniz. Ve açıklamalarınızda girişte yaptığınız açıklamalarda daha çok sıkıntı yaratabilecek, sorun yaratabilecek unsurların üzerinde durdunuz, derogasyonlar bunlardan biriydi, garanti bunlardan biriydi, toprak ayarlamaları sonucu evinden olacak ve yeniden yerleştirilmesi.. Burada işte gereken fonlar kaynaklar sağlanacak mı... Fakat genel yaptığınız analiz ve değerlendirmeye baktığımızda olumlu unsurlar var diyorsunuz, olumsuzluklar da var diyorsunuz ve sonra onları elebora ediyorsunuz geniş bir şekilde. Üzerinde duruyorsunuz. Tabi değerlendirmeden yansıyan havaya baktığımızda da genelde rezervli, çekinceli bir bakış ortaya çıktı ileri sürülebilir. Sizce Annan planında olumlu olduğunuzu söylediğiniz unsurlardan birkaçını bizimle paylaşabilir misiniz?

ORGENERAL ÖZKÖK: Tabii... Olumlu unsurlar, mesela bir tanesi; iki kesimliliktir. 1974’ten öncesine bakarsanız Kıbrıslı soydaşlarımızı yarısı Rum yarısı Türk olan köylerde veya bazı Türk köylerinde ve bu Rum ordusunun o zamanki bulunduğu bir ortamda yaşadığını görüyoruz. Halbuki şimdi bazı sıkıntıları olsa da bir; iki kesimlilik vardır. İkincisi; şu anda KKTC Türkiye tarafından resmen tanınmış olmakla beraber uluslararası bir anlaşmayla tanınmışlık sağlayamamaktadır. Ama eğer çözüm olursa bu egemenliğimizi kaybedecek olmakla beraber ulvi devlet seviyesinde ve federal seviyesine ikili bir egemenliğe sahip olacaktır ve karşı tarafla tamamen siyasal bir eşitliğe gelecektir. Nüfus kompozisyonundaki farklılıktan dolayı Temsilciler Meclisi’nde temsilde Rum tarafı fazla olmakla beraber senatoda iki taraf da 24-24 olarak tamamen eşit senatör bulunduracaklardır. Ve bu senatörlerden Türk tarafında olanlar mutlaka ana dili Türkçe olanlardan oluşacaktır. Önemli kararlarda en az 1 bölü 4’ü, hatta çok önemli konularda da 2 bölü 5’i katılmadan bir karar alınamayacaktır, bu bir yerde bir veto yetkisidir.

İkincisi; soydaşlarımız kuzeyde garanti antlaşmasında hiçbir şey değişmedi, hatta ilave sorumluluklara göre bir değişim daha rahat bir ortamda yaşayacaklar, evet, Rumlar’la bazı sürtüşmeler olacaktır. Ama bu 1974 öncesi gibi olmayacaktır. Bir polis olacaktır, barış gücü olacaktır, bizim oradaki birliklerimiz olacaktır. Daha huzurlu bir ortam içerisinde orada hayatlarını idame edebileceklerdir. Bunlar gibi daha birçok konuyu gündeme getirebiliriz. Özellikle garanti antlaşmasının, bunu vurgulamak isterim, bize sağlamış olduğu imkanlar orada saydığım olumsuzluklar sizi endişeye düşürmesin. Birinci ve diğer güvenlik unsurlarıyla beraber üstesinden gelinebilecek olaylardır. Bunun için silahlı kuvvetler elinden geleni yapacaktır.

Siyasi eşitlik konusu dediğim gibi çok önemlidir. Bu siyasi eşitliğe de halkımız ulaşmış olacaktır. Burada mesela yukarıya gelecek olan kurumlar 1 bölü 3’ü, KKTC’nin şu andaki nüfusunun 1 bölü 3’ünü geçemeyeceklerdir, kuzeye gelenler keza mallarının ancak 1 bölü 3’ünü alacaklar ama geri kalan 2 bölü 3’ü tazminatlar yoluyla halledilecek, belki bu takas ki çok önemli bir konuydu, ile yok tamamını alalım, orasını da denge sağlayıcı bir çözüm olarak Annan planına girmişti. Bunlar faydalı yönleri. Ama sıkıntılı yönlerini de saydım.

SORU: Annan planı muhtelif versiyonları, birinci metin, ikinci metin, üçüncü metin ve sizin hükümetle istişare ettiğiniz, üzerinde çalıştığınız metin üçüncüsüydü. Sonra dört ve en son beşinci metin karşımıza çıktı, referanduma sunulacak. Güvenlik garantileri, ittifak ve garanti anlaşmalarının getirdiği güvenceler bu konuda üçüncü metin, üçüncü Annan planıyla geçen yıl Mart ayında gelen planla en son sizin hükümetle işte değişik öneriler üzerinde istişare ettiğinizi, sonunda ortaya çıkan metni kıyasladığınızda nasıl bir durum var? Üçüncü planla en son metin arasında nasıl bir fark var? Ve bu değişikliğin ortaya çıkmasında sizin hükümetle yaptığınız, Genelkurmay olarak hükümetle yaptığınız istişarelerin ne ölçüde etkisi olmuştur?

ORGENERAL ÖZKÖK:Teşekkür ederim. Tabii üçüncü planla dördüncü ve hemen akabinde yayınlanan beşinci plan arasında baktığımız zaman grantiler konusunda oldukça gelişme var. Mesela garanti anlaşması biliyorsunuz hiç değişmedi. O aynen duruyor. Yalnız garanti edeceğimiz ortam değiştiği için bu yeni değişen ortama uyumlu hale getirilmesi için bir protokol yapıldı. Bu protokolde bazı unsurlar var. Bu protokolde ki unsurlardan bazı iyileştirmeler yapıldı. Örneğin eskiden sadece Kıbrıs’ın bütünü için garanti edilirken şimdi her iki taraf garantör ülke olarak Yunanistan ve Türkiye’yi kastediyorum, hem Birleşik Kibris Cumhuriyeti’ni hem de parça devletlerin anayasal düzen ve güvenliğini de garanti ediyor. Bu büyük bir değişmedir. Burada uzun uzun müzakereler olmuştur, siz bunları takip ettiniz, biliyorsunuz, daha fazla derine girmeyeyim. Sonra şeylerde, bazı teknik konularda mesela belli bir tonaj koymuş, belli bir silaha veya belli bir varsa diyelim ki tanka, bu bizim istediğimizin biraz altında kalmıştır, bunda da düzeltme yapılmıştır. Daha birçok konular var ama tabii bunlara uzun uzun girme gereği yok. Şeylerde de birliklerin çekilmesinde bazı düzenlemeler yapılmıştır. Keza tabii iyi taraflarından birisi olarak da Türkiye hayır demediği müddetçe orada daima bir birliğimizin bulunması bu garanti özellikle ittfak anlaşmasının geçerliliği yönünden çok önem taşımaktadır.

SORU: Hatırladığım kadarıyla 15 Ocak’ta biraz önce sizin de sıraladığınız tarihler itibariyle baktığımızda bugüne kadar hükümete 4 kez yazılı taleplerinizi ilettiğinizi belirttiniz.

ORGENERAL ÖZKÖK: 3 kez..

SORU: 3 kez mi... 15 Ocak, 15 Şubat, 9 Mart ve 28 Mart olarak kaydımı aldım... Yanlış mı aldım...

ORGENERAL ÖZKÖK: Efendim hükümetle tabi yazışmalarımız oldu, o da benim metinde bahsettiğim 3 taneydi.

SORU: Bu 3 yazılı metnin ötesinde bir de MGK’da konuyu ele aldınız ve MGK bildirisinde de bu konuda takdir yetkisinin hükümette olduğunu ve bazı kaygıların bulunduğunu MGK bildirisi sonrasınad da kayda geçirilmişti. Şimdi gelinen son noktada baktığımızda biraz önce planın olumlu ve olumsuz taraflarını da koydunuz. Genel olarak baktığımızda siz bu plana evet deme noktasına gelmiş durumda mısınız?

ORGENERAL ÖZKÖK: Teşekkür ederim. Metinde söylediğim gibi evet veya hayır dememizi istediğinizi hissetmiştim. Bunu demememiz lazım, evet veya hayır demememiz lazım. Neden demememiz lazım? Bakın Annan planı 9 bin sayfalık bir plan. Bunun büyük bir çoğunluğu federal kanunlardan, uluslararası antlaşmalardan oluşuyor. Bu plan geldiği zaman Birleşmiş Milletler’dan tutun da Dışişleri Bakanlığı’na Ulaştirma Bakanligi’na devlet ağında herkesi ilgilendiren konular var ve bunlar buralara dağıtılıyor, herkes bir yerini inceliyor ve bunlar müteselsilen yukarıya kadar karar mekanizmalarına kadar geliyor ve sonuçta kararı verecek olanlar bunun hepsinin tam bir değerlendirmesini alıyor ve kararı veriyor. Buna evet veya hayır demek benim için uygun bir cevap olmaz. Ben anayasal konumum itibariyle biraz önce metinde de bahsettiğim gibi bütün bir asker olarak özellikle ve tabii askeri politik konular da Genelkurmay’ın bir yerde sorumluluk alanı, bu konulardaki bütün görüşlerimizi verdiğimizi söylüyorum. Bu görüşler çerçevesindeki değerlendirmelerimi de sunmuş bulunuyorum. Dolayısıyla evet veya hayır deme buna uygun ve mümkün olmaz. Teşekkür ederim.

SORU: Efendim bu tartışmaların devam ettiği bir sırada Sayın Denktaş Türkiye’ye gidip geliyor, işte Ankara’da, İstanbul’da ve Bursa’da bazı konuşmalar yaptı. Sayın Başbakan da Japonya’ya giderken buna yönelik olarak eleştiri getirdi ve dedi ki Sayin Denktaş gidip Kibris’ta konuşsun. Şimdi böyle bir aşamada örnegin 3 Mart gibi bir toplanti yapildi burada Ankara’da ve o toplantıya bildiğimiz gibi kuvvet komutanları da katıldılar. Yani bir anlamda Denktaş’ın ortaya koyduğu tavra destek olmak şeklinde bu yorumlandı. Siz bu açıklamayı acaba nasıl buluyorsunuz? Yani gerçekten Sayın Denktaş Tükiye yerine gidip Kıbrıs’ta mı konuşmalı?

ORGENERAL ÖZKÖK: Tabii bu durumda Sayın Başbakan bir görüş bittikten sonra benim burada bir görüş belirtmem hoş olmaz. O takdir Sayın KKTC Cumhurbaşkanı’nın takdiridir, o takdir eder hareketinin ne anlama geldiğini. Diğeri de Sayın Başbakandır, onu da öyle görmüştür. Benim tanıdığımız ülkenin Cumhurbaşkanı’na kendisine hepimizin çok büyük saygısı var. Hareketlerinin şöyle veya böyle olduğu yönünde bir eleştiri uygulanmaz. Ancak bu vesileyle şeyi söylemek isterim bununla ilişkili; Sayın Denktaş son Ankara’ya geldiğinde aramızda bir telefon konuşması geçti. Bu telefon konuşmasından sonra Sayın Denktaş havaalanında sadece Genelkurmay Başkanı’yla telefonda konuştum demiştir. Ama basinda bir haber çikti; Sayin Denktaş MGK bildirisinden bana serzenişte bulunmuş, ben de demişim ki (efendim Anayasa sinirlari içerisinde bu kadarini başarabildik). Bu tamamen gerçek dişidir. Nitekim iki gece önce Sayin Denktaş da bir televizyon kanalinda aramizda böyle bir konuşma geçmedigini açikça ifade etmiştir, bunu belirtmek isterim.

SORU: Bu Perşembe günü Kara Harp Okulu’nda liderlik konusunda iki günlük bir sempozyum var biliyorsunuz. Kara Harp Okulu kahramanlar yuvası biliriz. Sayın Denktaş’ı da bir Cumhurbaşkanımız, o bir kahramandır diye niteledi. Acaba siz Kara Harp Okulu öğrencileri için Sayın Denktaş’a bir çağrı yapsanız ve Kara Harp Okulu talebelerine bir konferans verse şöyle bir aşamada uygun olmaz mı efendim?

ORGENERAL ÖZKÖK: Sorunuza teşekkür ederim. Ancak benim bir anlayışım vardır; son anda akla gelmiş parlak fikirlerden daima korkarım. Gayet güzel teklifi de duyduğum zaman mutlaka karargahıma danışırım, onlar incelerler. Ve incelemelerden sonra ben de kendi çapımda incelerim ve kararımı ondan sonra veririm.

SORU: Annan Planı ile ilgili ve Kıbrıs’taki son gelişmelerle ilgili Genelkurmay olarak düşüncelerinizi degişik platformlarda açikladiniz, resmi olarak da hükümete yazili olarak 3 kez ilettiginizi, MGK’ta tartıştığınızı, MGK’ta da görüşlerinizi aktardiginizi söylediniz. Ardindan olumlu ve olumsuz yanlarini bize açikladiniz. Acaba izlenen siyasi politikalarda bir sikinti görüyor musunuz Türkiye’nin izlediği bu anlamda bu çerçevede?

ORGENERAL ÖZKÖK: Tabii siyasi politikada ne anlamda tam söylediğinizi anlayamıyorum. Ama tabii siyasi...

SORU:: Hükümetin izlediği politikalarda sıkıntı görüyor musunuz?

ORGENERAL ÖZKÖK: Efendim çok teşekkür ederim sorunuz için... Ama tabii hükümetin izlediği politikaları böyle basının önünde oturup sizlerle tartışmamızın herhalde uygun olmayacağını sizler de hoşgörüyle karşılarsınız. O benim görevim değil, hükümetin politikalarını değerlendirmek ve bunu kamuyla paylaşmak...

SORU: Kıbrıs’taki referandumda evet oyu çıkarsa Türkiye Kıbrıs davasını kaybetmiş oluyor mu? Bundan önce medyada fişleme olayı olarak geçen hatta mizah boyutuna kadar yorumlar yapılan konuyla ilgili olarak bunu basına sızdıran kaynaklarla ilgili bir soruşturma Genelkurmay Başkanlığı tarafından açıldı mı? Bu kaymakamın daha önce Genelkurmay ile ilgili başka bir davası var mı? Bir de efendim, MGK toplantılarına Başbakanlık Müsteşarı sizin döneminizde katılmadı. Genelkurmay’dan bir tavır var mı? Kamuoyu reformu yasa tasarısıyla ilgili olarak herhangi bir tavır var mı?

ORGENERAL ÖZKÖK: Kimin katılmadığı konusunda... hangi toplantıya kim katılmadı...

SORU: Başbakan Müsteşarı’nın MGK toplantılarına katılmıyor, acaba Genelkurmay’ın bu konuyla ilgili bir durumu olabilir mi?

ORGENERAL ÖZKÖK: Sondan başlamak gerekirse Sayın Doğan, tabi MGK’ya kimlerin katılıp katılmayacağı konusu Sayın Cumhurbaşkanımız ile koordineli olarak ona arzedilerek MGK Genel Sekreterliği tarafından düzenlenir. O bakımdan ona benim hiç şu anda şöyle veya böyle diye bir cevap vermem mümkün değildir. İkincisi; fişleme olayı. Fişleme olayı aslında artık unutulmalı. Bir lokal bölgede bir amacını aşmış ifadeler kullanılan bir belge yayınlanmıştır. Bunun üzerinde tabi çok büyük tartışmalar çıkmıştır. Bir açıklamamızda da ifade etmiştik, bunun boyutunun ne olduğunu. Bu biraz kamuoyuna çok abartılmış olarak ve güzel kelimelerin ilgi çekiciliği kullanılarak yapılmış bir açıklamadır. Bu bakımdan bu konuda her kurum kendi üzerine düşen görevi tabii yapmıştır, yapacaktır. Biz de yapıyoruz. O bakımdan artık bu konuların, biraz önce konuşmamda da söylediğim gibi, devamlı gündemde tutulmasında bir yarar yok. Herkes dersini almıştır, dersini yerine getirecektir.

Referandumdan hayır çıkarsa veya evet çıkarsa Kıbrıs davası kaybedilmiş veya kaybedilmemiş midir... Bu her zaman tartışıldı. Evvela Kıbrıs davası dediğimiz şeyin çok iyi tarif edilmesi lazım. Basında tabi insanlar bazen gönülleriyle, bazen kalpleriyle bazen de akıllarıyla konuşuyorlar. Ve hiçbir meselede gönlümüz ve aklımızın bu kadar çelişkiye düştüğü durum olmadı. Muhakemelerimizde de bazı şeyler oldu, Kuzey Kıbrıs’taki vatandaşlarimiz yönünden... Zaten seçim sonuçlari da bunu gösteriyor, böyle gelişti. Bu bakimdan evvela ne oldugunu meselenin iyi çizip tayin edip ondan sonra kaybedildi veya verildi veya alindi, kurtarildi gibi kelimeler aslinda daha ziyade uluslararasi hukuksal bazdaki ifadeler degildir. Biz gönlümüz ve aklimiz çelişkisi içerisinde Türkiye olarak, Kibris olarak, vatandaş olarak her zaman aklimizin rehberliginde gitmek durumundayiz...

Bedelli askerlik çok güncel bir konu, o bedelli askerlige gelelim. Efendim bizim askerlikle ilgili aşagi yukari yanilmiyorsam 7 tane kanunumuz var, çeşitli kanunlar var. Bu kanunlarda bedelli askerligin düzenlemesi şu şekilde oluyor; bizim birliklerimizin mevcuduna göre her dönemde ihtiyaç duyulan bir ihtiyaç var, er ihtiyacimiz. Öte yandan yaşlari itibariyle askerlik çagina gelenler var. Bunlar mukayese ediliyor, 3 aylik şeyler halinde. Milli Savunma ile yakindan çalişiyoruz. Eger ihtiyacimiz olan er miktari ile kaynak arasinda kaynagin lehinde bir fark varsa, yani kaynak fazlaysa geri kalanlar diger kanunlarla, mesela ögretmenler Milli Egitim Bakanligi’nda istihdam ediliyor, öğretmen oluyor. Veya ancak öyle durumlarda bedelli askerlik gündeme gelebiliyor. 3 defa yıpılmıştır son yıllarda, 80’li yılların sonunda, 90’lı yılların başında ve 90’lı yılların sonunda. Ancak şunu size enteresan gelir açıklayayım; bu hakkı kazanıp da kullananlar yüzde 15 civarında olur. 40 yaşına kadar olanlar. 40 yaşından sonrakilerde daha da aşağıya inmektedir. Yani beklendiği veya değerlendirildiği kadar herkesin büyük problemi değil. En azından bedelli askerlik öyle büyük bir çözüm değil. Mali portresine de bakarsak, orada da mesela ancak 99’da yapılanda 1 milyar Alman markı olarak, değerlendirme o şekilde bana verilen notlarda. 500 binin bile altındadır. Şimdi son zamanlarda biliyorsunuz askerlik süresini kısalttık. Onda da bütün askerlik çağına gelmiş ve askerliğini yapan herkesin ve ailelerinin sıkıntısı vardı, çok uzun süre işlerinden uzak kalma gibi. Onu biliyorsunuz 18 aydan 15 aya indirdik. 15 aya indirdiğiniz zaman ne oluyor.. Asker azalması oluyor kıtalarda. Onun yerini doldurabilmek için kaynaktan her cihette daha çok istiyorsunuz. Daha çok isteyince kaynak ihtiyacınızı ancak karşılayabilir duruma geliyor. İhtiyacınızdan fazla kaynak kalmıyor ki onu bedelli askerlik olarak eritesiniz. Askere gelmeyenlerin problemleri olabilir, geciktirmiş olanların problemleri olmuş olabilir. Ama bu problemin çözümünün özellikle mevcut mevzuat ve bizim kuvvet planlamamız yönünden bedelli askerliğin uygun olduğunu değerlendirmiyoruz. Bunu her vesileyle dile getirdim.

SORU: 55 yıllık bir gazeteciyim ben, diplomatik görevler yaptım. Ve aynı zamanda üniversite hocalığından da geliyorum, kafamı kurcalayan bir şey var onu mutlaka sormam gerekiyor. Sayın Paşam, vefatından tam 9 gün önce Mustafa Kemal Paşamız son mesajını kahraman Türk ordusuna diye verdi. Doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti ordusuna diye verdi. Orada çok kısa bir mesajda muhakkak malumaliniz diyorlar ki; kahraman Türk ordusu, Türkiye’nin geleceğinde iç ve dış meselelerde karşılaşacak her olay karşısında bütün itimadım milletçe ve kendim de dahil kahraman Türk ordusunadır. Şimdi bunun ışığında Türkiye’de aynı zamanda bir sosyal psikolog olarak da bunu söylüyorum; müthiş bir beklenti var. Çok şey konuşuluyor ve bir vatan parçasının koparılmakta olduğu yerde basındaki kavram kargaşalığı, politika... Bunların dışında benim sorum. Yani bir politika sorusu sormuyorum, ama Türk milletinin bu Mustafa Kemal Paşa’nın son vasiyeti ve mesajı ışığında Türk ordusundan zaman zaman en üst makamda bulunan, Başkomutan mevkiinde bulunan bir insan sıfatıyla Türk milletinin zaman zaman muhtelif kurumların toplantılarının dışında değil, bayramlarda da değil, böyle kritik durumlarda bazı şeyleri söyleyip yüreklendirmeniz bekleniyor efendim, teşekkür ederim.

ORGENERAL ÖZKÖK: Sağolun, çok teşekkür ediyorum. Gayet tabiki halkın talepleri silahlı kuvvetlerden bizim de onlara cevap verici olmamız sonucunu yaratıyor, bunu çok istiyoruz. Ama benim büyüklerimden öğrendiğim bir söz vardı, arkadaşlarımıza giderim diye hep sıkıştırtığım zaman derdi ki öyle sık olmaz. Günde gelen soğan gibi yılda kağan gibi derdi. Dolayısıyla silahlı kuvvetlerin, metinde de söylediğim gibi sık sık böyle kamuoyunun gündemine gelmesini şu veya bu vesileyle veya getirilmesini arzu etmiyorum. Ama kritik her dönemde silahlı kuvvetler rolünü her zaman oynamıştır. Metinde de arzettiğim gibi Kıbrıs konusunda da en gerçekçi, akılcı ve alternatiflerini düşünerek ileride bu olmazsa ne olurlarını düşünerek değerlendirmelerini yapmış ve ilgili makamlara sunmuştur. Gerisi TBMM’nin vereceği karardır. Metinde söylediğimiz gibi, Atatürk ne diyordu biraz önce okuduğumda, TBMM’nin ordusu...

Teşekkür ederim.
 


(13 NİSAN 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.