Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Ramazan Bayramı
mesajı şöyle:
(14 Kasım 2004)
Değerli Yurttaşlarım,
Yaşamımızda vazgeçilmez yeri olan, toplum olarak büyük önem verdiğimiz
bir Bayramı huzur içinde karşılamanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Bu Bayram gününde, tüm yurttaşlarımıza saygılarımı ve en iyi dileklerimi
sunuyor, Bayram'ın ülkemize, barış, esenlik ve gönenç getirmesini diliyorum.
Toplumumuz için büyük anlam taşıyan bayramlar, birlik ve beraberliğimizin
simge günlerindendir.
Bayramlar toplumsal yaşama hareketlilik getirir, insanlara umut aşılar,
dostluk, dirlik ve barış ortamının oluşmasına katkıda bulunur. Bu nedenle,
bayramları, anlam ve önemine uygun olarak kutlamalı, birbirimize ve ülkemize
karşı sorumluluklarımızı unutmamalıyız.
Yaşama sevincini canlı tuttuğu için bayramlar, insanlar arasında karşılıklı
sevgi ve saygının arttığı, güzel duyguların içtenlikle anlatıldığı ve insanların
birbirlerine daha çok özen gösterdiği özel günlerdir.
Bayramlar, bireyleri aynı düşünce ve değerlerde buluşturmakta, gönülleri
yakınlaştırarak, kişisel çekişmelerin, dargınlıkların ve kırgınlıkların
unutulmasına, kardeşlik ve iyilik duygularının yeşermesine olanak sağlamaktadır.
Bayramlarda, insanı insan yapan değerler yoğun biçimde paylaşılır. Bayramlar,
insanları kaygılardan uzaklaştırmakta, toplumsal yaşamda yardımlaşma ve
dayanışmanın gerekliliğini anımsatmaktadır. Bireyleri kötülüklerden arındırarak,
iyiliklere, bireysel ve gündelik çıkar kaygısının ötesinde güzelliklere
yöneltmektedir.
Bayramları fırsat bilerek, bizleri birarada tutan değerlerimize sahip
çıkmalı, birlik ve beraberliğimizi korumalıyız. Yaşamımızda sevginin, saygının,
kardeşliğin, hoşgörünün, eşitliğin ve adaletin etkin kılınması, etik değerlerin
tüm toplumu kuşatması için çaba göstermeliyiz.
Bugün dünyamızda ekonomik gelişmişlik farklılıkları nedeniyle çok sayıda
insanın açlık ve yoksulluk tehdidi altında yaşaması, birçok bölgede masum
insanları hedef alan terör olaylarının, savaşların, şiddet içeren hareketlerin
sürmesi, evrensel değerlerle çelişmektedir.
Küresel nitelik kazanan sorunlara ülkelerin ilgi göstermemesi, dünyamızı
yaşanabilir olmaktan çıkarmakta, herkesin gücü oranında söz sahibi olduğu,
güçlünün güçsüzü gözetmediği, insanlık onurunu ve kişilik haklarını yok
saydığı bir dünyaya gidişi hızlandırmaktadır.
Bununla birlikte, yaşanan acı deneyimlerden gereken derslerin alınmaması,
geleceğe ilişkin kaygılarımızı artırmaktadır.
Barışın, kardeşliğin ve hoşgörünün egemen olduğu dünyaya ulaşılabilmesi
evrensel bir amaçtır. Ancak, insanlığın tarihi boyunca maddi ve manevi
boyutlarda elde edilen ilerlemelere karşın henüz, bu düzeyin çok uzağında
olduğunu söylemek yerinde bir saptama olacaktır.
Günümüzde her şey hızla değişmekte, dünyadaki dönüşüm süreci yeni bakış
açılarını, olayları farklı boyutlardan görebilmeyi zorunlu kılmaktadır.
İçinde bulunduğumuz dönemde, uluslararası ilişkilere ve küresel sorunlara
çağın gelişmelerine ve gerçeklerine uygun politikalarla yaklaşmak, kuşkusuz
sorunların çözümünün birinci adımıdır.
İnsanların mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmeleri için gelecek ile ilgili
öngörülü plan ve stratejiler oluşturulması, sorunlara insancıl yaklaşımlarla
sağduyulu ve gerçekçi çözümler üretilmesi, uluslararası toplumun öncelikli
hedefi olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki, sorunlara duyarsız kalınması, ortak geleceğimizin
karartılması sonucunu doğuracaktır.
Değerli Yurttaşlarım,
21. yüzyılın koşulları, çağdaş dünyada, ülkelerin dışında kalamayacakları
bir ilerleme yarışını birlikte getirmiştir. Yaşanan değişimlerin ayırdına
vararak gerekli dönüşümleri zamanında gerçekleştiren ülkeler, günümüz dünyasında
daha fazla söz sahibi olmaktadırlar.
Bu anlayışla gelişme çabalarını sürdüren Türkiye'nin, sorunlarını aşarak
güçleneceğine, demokraside, ekonomide, yönetimde, bilim ve teknolojide,
insan hakları ve hukuk devleti alanlarında dünyanın ileri ülkeleri düzeyine
ulaşacağına inancımız sonsuzdur. Toplumumuzun dinamizmi ve istenci, bu
konudaki en büyük güvencemizdir.
Bu hedeflere ulaşmak amacıyla adımlar atılırken, kimi öncelikli sorunların
gözönünde bulundurulması gerektiğini vurgulamak istiyorum.
Birbirine bağlı ve birbirini doğrudan etkileyen bu sorunların çözülmesiyle,
toplumumuz hak ettiği olanaklara ve yaşam düzeyine kavuşabilecektir.
Demokrasi ve Cumhuriyet kazanımlarının bireylere sağladığı özgürlük
ortamı ve oluşan olumlu etkileşim, ulusların gönencini artırmaktadır. Demokrasiyi
yaşatacak ilkelerin çağdaş içerikleriyle yaşama geçirilebilmesi ve demokrasi
kültürünün toplumun tüm katmanlarına yayılması için çaba gösterilmelidir.
İnsan kaynakları, bir ülkenin gelişme sürecindeki ve geleceğe yönelişindeki
en önemli gücüdür.
Bu nedenle, insanları birbirine, topluma ve ülkesine karşı duyarlı ve
sorumlu kılan, olgun yaklaşımları ve insancıl duyguları yeşerten eğitim
tüm aşamalarıyla önemsenmelidir.
Eğitimin anayasal ilkeler doğrultusunda kalitesinin yükseltilmesi, çağdaş
eğitim olanaklarının herkese ulaştırılması temel amaç olarak benimsenmelidir.
Sağladığı etkili ve hızlı iletişimle toplumları bilginin yol göstericiliğinde
evrensel değerler sisteminde buluşturan, katılımı ve paylaşımı artıran
bilgi toplumu düzeyine ulaşmak, temel önceliklerimizden biri olarak algılanmalıdır.
Araştırma ve geliştirmeye yönelik özgün bilimsel çalışmalar desteklenmeli,
bilimsel potansiyelimizin harekete geçirilmesine ve beyin göçünün önlenmesine
özel önem verilmelidir.
Sosyal devlet anlayışıyla çelişen, toplumun güven duygusunu zedeleyecek
politika ve uygulamalardan özenle kaçınılmalıdır.
Ülke genelindeki gelişmişlik farklılıklarının azaltılması gözönünde
bulundurulması zorunlu bir konudur. Sosyal politikalara ağırlık verilmeli,
toplumda sosyal adalet ve fırsat eşitliği yaratılması için çaba gösterilmelidir.
Bununla birlikte, gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesi, vergi
adaletinin sağlanması, sosyal güvenlik sisteminin tüm yurttaşları kapsayacak
biçimde genişletilmesi öncelikli hedefler olarak görülmelidir.
Ülkenin temel sorunları arasındaki yerini koruyan işsizliğin azaltılması
için önlemler alınmalı, yatırımlara hız kazandırılmalı ve girişimciler
desteklenmelidir.
Sosyal adaletsizliğin ve gelir dağılımı bozukluğunun en önemli nedenlerinden
olan yolsuzlukların üzerine kararlılıkla gidilmeli, ülke kaynaklarının
savurganca tüketilmesinin ve kişisel çıkarlara hizmet etmesinin önüne geçilmelidir.
Değerli Yurttaşlarım,
Türkiye, laik, demokratik yapısı ve gerçekleştirdiği atılımlarla başarılı
bir gelişme modeli oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti bu yapısı ile örnek
bir ülkedir.
Ülkemizin bu niteliklerinden Avrupa Birliği üyelik sürecimiz güç kazanmaktadır.
Türkiye'nin üyeliğinin Avrupa Birliği'nin belli bir coğrafya ve dinsel
inançlarla sınırlanmayan küresel bir değer ifade etmesine yapacağı katkılar
açıktır. Birliğin içinde bugün varolan çeşitliliğe kültürel zenginliğimiz
kuşkusuz yeni boyutlar kazandıracaktır.
İnanıyorum ki, 17 Aralık 2004 tarihinde düzenlenecek Avrupa Birliği
Konseyi'nde ülkemizle üyelik görüşmelerinin başlatılması yönünde alınmasını
beklediğimiz karar, uygarlıklar ve dinler arasındaki farklılıkların aslında
kültürel zenginliği besleyen bir kaynak olduğunu vurgulayan ve Batı ile
İslam Dünyası'nın demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve hoşgörü
gibi evrensel değerler temel alınarak kucaklaşabileceğini açıklıkla ortaya
koyacaktır.
Geçici sıkıntılarla karşılaşılsa da, bugüne kadar Ulus olarak sorunlar
karşısında gösterdiğimiz duyarlılık, dayanışma ve yardımlaşma geleneğimizle
bunları da aşabileceğimize yürekten inanıyoruz.
Ülkemizin genç ve dinamik nüfusu, başarılı girişimcileri, köklü kurumları,
sivil toplum örgütleri, sahip olduğu zengin kaynakları ve olanakları, bu
konuda bizleri umutlu olmaya yöneltmektedir.
Birlik ve dayanışmamızı artırarak, ayrılık yaratmak isteyenlere fırsat
vermeyerek, bölünmez bütünlüğümüzü koruyarak, laik Devlet yapımıza, Cumhuriyetimize
sahip çıkarak, sorunlarımıza özgün çözümler üreterek ülkemizi geleceğe
taşıyabiliriz.
Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk'ün gösterdiği çağdaşlaşma hedefi doğrultusunda
ilerleyecek, insanının mutluluğu ve gönenci için evrensel değerleri yakalama
başarısını mutlaka gösterecektir.
Türkiye'nin çağdaş dünyayla bütünleşme sürecinde, herkese, kamu ve özel
tüm kurum ve kuruluşlara büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir.
Ülke çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan bilinçli yurttaşların, kurum
ve kuruluşların el ele vermesiyle, güçlü, başarılı, huzurlu, mutlu Türkiye'ye
ulaşacağımıza inanıyoruz.
Bu düşüncelerle, yurt içindeki ve dışındaki tüm yurttaşlarımızın, Kıbrıs'taki
soydaşlarımızın, Türk ve İslam dünyasının Bayramı'nı kutluyor; Bayram'ın
Ulusumuza, ülkemize, dünyamıza ve tüm insanlığa barış, kardeşlik ve huzur
getirmesini diliyorum.
|