Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YENİ YIL MESAJI (2006)
YENİ YIL MESAJI (2004)
YENİ YIL MESAJI (2003)
YENİ YIL MESAJI (2002)
YENİ YIL MESAJI (2001)

SEZER'İN YENİ YIL MESAJI
31 Aralık 2004

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yayınladığı yeni yıl mesajında, "AB üyeliğini karşılıklı anlayış ve saygı bağlamında ulusal onurumuzdan ödün vermeden gerçekleştirmek ana ilkemiz olmalıdır. Vazgeçilmez hedefimiz olan üyelik sürecinde aşılması gereken uzun yol ve üstesinden gelinmesi gereken karmaşık sorunlar, bizleri yıldırmamalıdır" dedi.
 
SEZER'İN YENİ YIL MESAJINDAN...

"Çoğunlukçu demokrasi yerine çağdaş çoğulcu demokrasi anlayışının benimsendiği Anayasa'da, Devlet organlarının birbirini denetleyip dengelemesi; bu yolla iktidar gücünün sınırlandırılması öngörülmüştür."

"Dünyanın yakın tarihi incelendiğinde, otoriter ve totaliter rejimlere kolaylıkla kayabilecek özellik içeren iktidar gücünün, yetki paylaşımıyla dengelenmesinin önemi ve yerindeliği kolayca görülebilecektir."

"Seçim yasalarındaki aksaklık nedeniyle yasama ve yürütmenin tek parti egemenliğine girmesi sonucunu doğuracak bir seçim sistemi, "temsilde adalet" ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi, demokrasiye, giderek rejime büyük zarar verebilecektir."

"Seçmenlerin yaklaşık yarısı bugün Meclis'te temsil edilememektedir. Bu durum, Anayasa'ya aykırı biçimde iki ilke arasındaki dengenin bozulduğunu göstermektedir. Bunun da nedeni Seçim Yasası'ndaki ülke geneli barajıdır."

"Seçim sistemi, temsilde adaletin Meclis'e yansımasını sağlayacak biçimde düzeltilmelidir."

"Milletvekillerinin yasama işlevi dışındaki eylemleri nedeniyle dokunulmazlık zırhına bürünmeleri, saydam toplum isterleriyle bağdaşmamaktadır."

"Yönetimde saydamlık ülküsünün gerçekleştirilmesinde önemli etkisi olacak dokunulmazlıkların sınırlandırılması konusunun, önümüzdeki yıl içinde ivedilikle ele alınmasında yarar görülmektedir."

"Üyelik görüşmelerimizin 3 Ekim 2005 gününde başlatılması yönünde AB Konseyi'nde alınan karar, kuşkusuz büyük önem taşımaktadır."

"Öte yandan, doruk sonuç belgesinde Türkiye'nin müzakere süreciyle ilgili olarak, başta Kıbrıs konusu olmak üzere, ortaya konan kimi koşulların ve Türkiye'nin üyelik perspektifi bağlamında metne yansıyan çeşitli olumsuz ögeler de dikkatle değerlendirilmeli."

"AB üyeliğini karşılıklı anlayış ve saygı bağlamında ulusal onurumuzdan ödün vermeden gerçekleştirmek ana ilkemiz olmalıdır."

"Vazgeçilmez hedefimiz olan üyelik sürecinde aşılması gereken uzun yol ve üstesinden gelinmesi gereken karmaşık sorunlar, bizleri yıldırmamalıdır."

"Önümüzdeki yılın Kıbrıs sorununun hakça bir çözüme kavuşturulacağı, Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin ve gönencinin kalıcı olarak sağlanabileceği yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmasını diliyoruz."

"Irak'ta istikrarlı bir ortamın hala oluşturulamamış olması, bizleri olduğu kadar, uluslararası toplumu da kaygılandırmaktadır."

"Irak'ta giderek artan sayıda yurttaşımızın yaşamını yitirmesi, ülkemiz için derin üzüntü kaynağıdır."
 

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yeni yıl mesajı şöyle:
(31 Aralık 2004)

Değerli Yurttaşlarım,

Acıları, üzüntüleri, sevindirici gelişmeleri ve mutluluk veren olayları ile bir yılı daha geride bırakıyor, geleceğe ilişkin iyimserliğimizi koruyarak, yeni bir yıla giriyoruz.

Her yeni yıl, sorunların aşılması, aydınlık yarınlara ulaşılması yolunda inançları güçlendirir, beklentileri artırır. Geçmişin değerlendirmesi yapılarak, yeni atılımlar, değişimler için fırsat yaratır, insanların yarınlara umutla bakmasını sağlar.

2005 yılının ülkemize, Ulusumuza ve tüm insanlığa barış, kardeşlik, huzur, mutluluk ve gönenç getirmesini diliyor, sizlere saygılarımı, en iyi dileklerimi sunuyorum.

Değerli Yurttaşlarım,

İnsanlığın kültürlere, temel hak ve özgürlüklere saygı gösteren, eşitliğe dayalı bir toplumsal düzeni yaşama geçiren, demokrasiyi özümseyen barışçı bir anlayışa ulaşması içten dileğimizdir.

Bu hedef, tüm insanlığın benimsediği evrensel bir ülkü olmasına karşın, 2004 yılında bu doğrultuda ilerleme sağlandığını söylemek olanaksızdır. İnsanlığı derinden etkileyen üzücü gelişmeler, belleklerdeki canlılığını korumaktadır.

Günümüzde insanlık bir yandan kendini geliştirir ve özgürleştirirken, öte yandan eşitsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik, bağnazlık ve bunlardan kaynaklanan terör, kültürler arası çatışma, moral değerlerde çözülme gibi ciddi sorunların üstesinden gelmeye çalışmaktadır.

Dünya nüfusunun bir bölümü zenginliğin, teknolojik ilerlemenin en üst düzeylerinde barış içinde yaşarken, büyük bir bölümünün yoksulluk, güvensizlik, istikrarsızlık içinde olması ve gelecek kaygısı, bugüne değin sağlanan gelişmelerin yeterli görülemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Şiddete hoşgörüyle yaklaşanların, şiddeti besleyenlerin ve özendirenlerin, bir gün şiddetin kendilerine de dönebileceğinin bilincinde olmaları gerekir.

İnsanlık, artık geçmişte yaşanan savaşlardan ve yıkımlardan gereken dersleri çıkararak mutlu bir gelecek için güçlü barış ortamının temellerini atmak zorundadır.

Sorunlar karşısında daha kapsamlı düşünülmesi, tutarlı davranılması ve işbirliğine önem verilmesi, insanlığın en büyük gereksinimidir. Dünya sorunlarının çözümünde, uluslarüstü bir yaklaşım benimsenmesi ve bu yaklaşımın tüm ülkelerce paylaşılması durumunda, uyuşmazlıkları, sorunları çözebilir, özlediğimiz dünyaya ulaşabiliriz.

Önemli gelişmelerin yaşandığı dünyamızda Türkiye, üretim potansiyeli, yatırım olanakları, girişimcileri, rekabet gücü yüksek sanayii, zengin enerji kaynakları ile büyük enerji pazarları arasında köprü oluşturan konumuyla önemli bir ekonomik aktördür. Barışı tüm değerlerin üzerinde tutan ilkeleri, kazanımları ile denge ve istikrar ögesi olan bölgesel bir güçtür.

Kıtalar ve uygarlıklar arasındaki köprü niteliği, sahip olduğu büyük kültürel miras, Türkiye'yi değişen dünyada daha etkin rol üstlenmesi yönünden avantajlı kılmaktadır.

Türkiye, etnik köken, dil, din ayrımı olmaksızın tüm yurttaşlarının barış ve huzur içinde yaşamalarına olanak sağlayan laik ve demokratik yapısı, yaşama geçirdiği köklü reformlarla başarılı bir model oluşturmakta ve örnek alınmaktadır.

Yüce Atatürk'ün önderliğinde, tüm yurttaşlarımızın katılımıyla kurulan Cumhuriyet, temel hedef olarak benimsediği çağdaş dünyayla bütünleşme yolunda büyük atılımlar gerçekleştirmiştir.

Yüce Atatürk'ün "Biz Türkiye halkı insanlık dünyasından soyutlanarak başlı başımıza yaşayamayız. Bütün dünya ile, bütün insanlıkla beraber yaşarız ve yürürüz! Ve hiç olmazsa onlarla bir hizada yürümeye mecburuz" sözü, Türkiye'nin bu konudaki kararlılığını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Türkiye'nin Cumhuriyet'le başlattığı değişim, dünyada hayranlık uyandırırken, bunu sağlayan Yüce Önderimiz, tarih ve insanlık önünde erişilmez saygınlık kazanmıştır.

Yüce Atatürk'ün Ulusu için öngördüğü; "Barış içinde yaşayan, demokratik, çağdaş, güçlü bir Türkiye"dir. Bu ülkünün gerçekleştirilmesini amaçlayan Atatürk ilke ve devrimleri, demokratik toplum düzeninin gereklerini karşılayabilecek değişim ve dönüşümleri birlikte getirmiş, Türkiye'nin hızla gelişmesinin önünü açmıştır.

Ülkemizin bölünmez bütünlüğünün korunabilmesi, Cumhuriyet'in temel nitelikleri ve kazanımlarıyla yaşatılabilmesi, onurlu ve çıkarlarımızı ön planda tutan bir dış politika izlenmesi, kendimize güvenmemize ve her alanda güçlü olmamıza bağlıdır.

Bir uygarlık tasarımı olan Cumhuriyet'in kazanımlarını yalnız korumak değil, aynı zamanda geliştirerek sürdürmek, ülkemize karşı temel sorumluluğumuzdur.

Değerli Yurttaşlarım,

Anayasa'da, demokratik devlet niteliği Türkiye Cumhuriyeti'nin değiştirilemez nitelikleri arasında sayılmış; demokrasiye en uygun olması nedeniyle de parlamenter hükümet sistemi kabul edilmiştir.

Yine Anayasamıza göre egemenlik kayıtsız koşulsuz Ulusundur ve Türk Ulusu egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslar çerçevesinde, yetkili organları eliyle kullanır. Anayasamıza göre egemenliği Türk Ulusu adına kendi alanlarında kullanan organlar yasama, yürütme ve yargıdır.

Böylece, çoğunlukçu demokrasi yerine çağdaş çoğulcu demokrasi anlayışının benimsendiği Anayasa'da, Devlet organlarının birbirini denetleyip dengelemesi; bu yolla iktidar gücünün sınırlandırılması öngörülmüştür.

Dünyanın yakın tarihi incelendiğinde, otoriter ve totaliter rejimlere kolaylıkla kayabilecek özellik içeren iktidar gücünün, yetki paylaşımıyla dengelenmesinin önemi ve yerindeliği kolayca görülebilecektir.

Ulusal egemenliğin kaynağı ulusal istençtir ve ulusal istenç, ancak özgür seçimlerle yaşama geçirilebilir. Bunun için Anayasa'da, tüm yurttaşlara seçme, seçilme ve siyasal etkinlikte bulunma hakkı getirilmiştir.

Devlet yönetiminin aksamaması da gözetilerek, ulusal istencin parlamentoya en geniş biçimde yansıması, çoğulcu ve katılımcı demokrasinin ve ulusal egemenliğin gereğidir. Bu nedenle, Anayasa'da seçim yasalarının "temsilde adalet" ve "yönetimde istikrar" ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenmesi öngörülmüştür.

Bu iki ilkenin, seçme ve seçilme hakkının özünü zedelemeyecek ve Devlet yönetimini aksatmayacak biçimde dengelenmesi anayasal zorunluluktur.

Seçim yasalarındaki aksaklık nedeniyle yasama ve yürütmenin tek parti egemenliğine girmesi sonucunu doğuracak bir seçim sistemi, "temsilde adalet" ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi, demokrasiye, giderek rejime büyük zarar verebilecektir.

Seçim sistemimiz incelendiğinde, iki ilke arasında olması gereken dengenin, yönetimde istikrar lehine önemli ölçüde bozulduğu görülmektedir. Alınan oy sayısına göre yasama organında aşırı temsil olanağı sağlayan sistem "temsilde adalet" ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Seçmenlerin yaklaşık yarısı bugün Meclis'te temsil edilememektedir. Bu durum, Anayasa'ya aykırı biçimde iki ilke arasındaki dengenin bozulduğunu göstermektedir. Bunun da nedeni Seçim Yasası'ndaki ülke geneli barajıdır.

Oysa, temsilde adalet ilkesinin ağırlığı yönetimde istikrarın da temel koşuludur.

Seçim sistemi, temsilde adaletin Meclis'e yansımasını sağlayacak biçimde düzeltilmelidir.

Değerli Yurttaşlarım,

Çağdaş demokratik ülkelerde yasama organı üyelerine, yasama işlevini hiçbir kuşku, baskı ya da ceza tehdidi altında kalmadan, özgür, bağımsız ve korkusuzca yerine getirebilmeleri için yasama sorumsuzluğu güvencesi getirilmiştir.

Yasama sorumsuzluğu, yasama organı üyelerine kişisel yarar ya da ayrıcalık tanımak için değil, ulusal istencin tam olarak gerçekleşebilmesi amacıyla öngörülen bir güvencedir.

Yasama sorumsuzluğuna göre, yasama organı üyeleri, yasama işlevini yerine getirirken söyledikleri sözlerden, kullandıkları oylardan ve açıkladıkları düşüncelerden dolayı sorumlu tutulamazlar.

Anayasamızda da, milletvekillerinin yasama sorumsuzluğu düzenlenmiştir. Ancak, yine Anayasa'da, milletvekilleri için ayrıca yasama dokunulmazlığı da öngörülmüştür.

Yasama dokunulmazlığı, yasama organı üyelerinin, yasama işlevi dışındaki etkinliklerinden kaynaklanan her türlü suç nedeniyle sorgulanmasını, tutuklanmasını ve yargılanmasını önlemek üzere öngörülen bir ayrıcalıktır.

Yasama işlevinin sağlıklı yürüyebilmesi için yasama sorumsuzluğu gereklidir ve yeterlidir. Milletvekillerinin yasama işlevi dışındaki eylemleri nedeniyle dokunulmazlık zırhına bürünmeleri, saydam toplum isterleriyle bağdaşmamaktadır.

Ayrıca, bu durum, ceza adaletinde eşitlik ilkesiyle çelişmekte ve Yüce Meclis'in saygınlığına gölge düşürmektedir.

Yönetimde saydamlık ülküsünün gerçekleştirilmesinde önemli etkisi olacak dokunulmazlıkların sınırlandırılması konusunun, önümüzdeki yıl içinde ivedilikle ele alınmasında yarar görülmektedir.

Değerli Yurttaşlarım,

2004 yılında uluslararası alanda ülkemizin dış ilişkileri yönünden önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmeler yakından izlenmiş ve bunların ulusal yararlarımız doğrultusunda yönlendirilebilmesi için büyük çaba gösterilmiştir.

Bölgemizde barış ve istikrarın egemen olması, ekonomik kalkınma ve işbirliği olanaklarının bölge uluslarının karşılıklı yararı yönünden en geniş biçimde değerlendirilmesi, önümüzdeki yılda da gündemimizdeki öncelikli konumunu sürdürecektir.

Dış politika gelişmelerinden gerekli sonuçların çıkarılması, önümüzdeki dönemde uluslararası alanda karşımıza çıkabilecek fırsat ve olanakları sağlıklı ve akılcı bir biçimde değerlendirmemiz ve olası güçlükleri göğüsleyebilmemiz yönünden önem taşımaktadır.

Bugün kimi dış politika konularında varılan noktaya ulaşılmasında, halkımızın verdiği desteğin payı büyüktür. Ulusal yararlarımızın en etkin biçimde gözetilmesi konusunda gereken duyarlılığı gösteren Türk Ulusu, sağduyuyu ve akılcılığı ön plana çıkaran adımların atılmasına değerli katkılarda bulunmuştur.

Avrupa Birliği üyelik sürecimizde kaydedilen gelişmeler sonucunda, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri yönünden yeni bir aşamaya varılmıştır.

Bu çerçevede, üyelik görüşmelerimizin 3 Ekim 2005 gününde başlatılması yönünde Avrupa Birliği Konseyi'nde iki hafta önce alınan karar, kuşkusuz büyük önem taşımaktadır.

Öte yandan, Doruk sonuç belgesinde Türkiye'nin müzakere süreciyle ilgili olarak, başta Kıbrıs konusu olmak üzere, ortaya konan kimi koşulların ve Türkiye'nin üyelik perspektifi bağlamında metne yansıyan çeşitli olumsuz ögelerin de dikkatle değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Avrupa Birliği üyeliğini karşılıklı anlayış ve saygı bağlamında ulusal onurumuzdan ödün vermeden gerçekleştirmek ana ilkemiz olmalıdır.

Bu noktadan hareketle, konunun eleştirel ve gerçekçi yaklaşımların süzgecinden geçirilmesi, karşımıza çıkan fırsat ve zorluklara daha geniş bir açıdan bakabilmemize kuşkusuz olanak tanıyacaktır.

Vazgeçilmez hedefimiz olan üyelik sürecinde aşılması gereken uzun yol ve üstesinden gelinmesi gereken karmaşık sorunlar, bizleri yıldırmamalıdır. Ulusumuzun azim ve kararlılığı, geleceğe güvenle bakabilmemizin en güçlü güvencesidir.

Önümüzdeki yılın Kıbrıs sorununun hakça bir çözüme kavuşturulacağı, Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin ve gönencinin kalıcı olarak sağlanabileceği yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmasını diliyoruz.

Adada yıllardır türlü sıkıntılar içinde yaşayan Kıbrıs Türk halkının çözüme yönelik beklentileri vardır. Bunlar haklı ve gerçekçi beklentilerdir ve Anavatan tarafından da paylaşılmakta ve desteklenmektedir.

Sorunun çözümünde gelinen aşamanın öneminin ve hepimize yüklediği sorumluluğun bilincindeyiz. 2005 yılında karşımıza çıkacak tablonun, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından en yararlı sonucu vermesi için ortaklaşa her türlü çaba gösterilecektir.

Önümüzdeki yıl içinde, Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin yıllardır sıkıntı çekmelerine neden olan haksız ambargoların kaldırılarak, uluslararası toplumla bütünleşmeleri yönünde kimi platformlarda alınan kararların eksiksiz biçimde uygulanmasını diliyoruz. Verilen sözlerin artık yaşama geçirilmesi zamanı gelmiştir.

Komşumuz Irak'ta yaşananlar, ülkemizin ve dünyanın gündeminde ön planda yer almayı sürdürmektedir. Irak'ta istikrarlı bir ortamın hala oluşturulamamış olması, bizleri olduğu kadar, uluslararası toplumu da kaygılandırmaktadır.

Irak'ta giderek artan sayıda yurttaşımızın yaşamını yitirmesi, ülkemiz için derin üzüntü kaynağıdır. Bu konuda daha dikkatli davranılarak, alınan önlemler sürekli gözden geçirilerek, yurttaşlarımızın can ve mal güvenliklerine yönelik riskler en aza indirilmelidir.

Irak'taki olası gelişmeler karşısında dikkatli ve duyarlı olmayı sürdürüyor ve ulusal yararlarımızın en etkin biçimde korunmasını sağlayacak siyasaların uygulanmasına özen gösteriyoruz.

Değerli Yurttaşlarım,

İyi bir gelecek, güçlü, istikrarlı bir ekonomiyle kurulabilir. Türkiye'nin güçlü bir ekonomi ve sağlıklı bir demokrasiye sahip olarak gelişmesini sürdürmesi, hepimizin dileği ve özlemidir.

Yolsuzluklardan arınmış, saydam ve hesap verebilir bir toplum yaratılması toplumsal gelişmenin en önemli adımını oluşturmaktadır. Böyle bir toplum yaratılabilmesi için ise, öncelikle kayıt dışılık sorununu çözümlemek gerekmektedir.

Sorun, yalnızca kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi değildir. Kuşkusuz, kayıt dışı ekonominin ulusal gelir içindeki payı düşünüldüğünde bu konu çok önemlidir. Özellikle, ekonominin yeniden istihdam yaratacak büyüme sürecine girebilmesi için kayıt dışı ekonomi sorununun çözümlenmesi zorunludur.

Bunun yanında, ekonomi dışı alanlarda da kayıt dışılık sorununun çözülmesi, yönetimdeki aksamaları büyük ölçüde giderecektir. Birçok alanda sağlıklı envanterin bulunmaması karar vericilerin ölçme olanağını kısıtladığından tanım güçlüğü yaratmakta ve yönetimde aksamalara neden olmaktadır.

Yer üstü ve yer altı kaynaklarımız dahil her türlü ekonomik ve sosyal etkinliğe ilişkin çözümlemeye elverişli ve belli ölçütlerde üretilmiş göstergelere, Avrupa Birliği üyelik sürecinde her zamankinden daha çok gereksinim vardır.

Bunun için kayıt dışı sorunu üzerine ivedilikle ve özenle gidilmeli; uygulama, izleme ve denetleme işlevleri güçlü, yalın ve etkin bir vergilendirme sistemi yaşama geçirilmelidir.

Değerli Yurttaşlarım,

Güney Asya'da meydana gelen büyük deprem felaketi nedeniyle, depremden etkilenen ülke halklarına başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimi yinelemek istiyorum. İnsanlığın bir daha böyle felaketlerle karşılaşmamasını diliyoruz.

Türkiye sahip olduğu genç nüfus potansiyeli ile büyük bir dinamik gücü elinde bulundurmaktadır. Bu güç iyi kullanıldığı ölçüde Türkiye 21. yüzyılın etkin ülkelerinden biri olarak dünyada saygın bir konuma ulaşabilecek, yarınların belirsizliğini kendisi için bir avantaja dönüştürebilecektir.

Türkiye'nin çağdaş dünyadaki ilerleme yarışında hata yapacak ve zaman yitirecek durumu yoktur. Toplumun beklentilerinden uzak, ülke yararına olmayan girişimler, yalnız bugünü değil, geleceği de karartacak olumsuz sonuçlara yol açacaktır. Bu nedenle atılacak adımların topluma güven ve umut aşılaması, toplumsal uyumu güçlendirmesi gerekmektedir.

Türkiye'yi, beklentimiz olan çağdaş tasarımlarla geleceğe taşıyabilir, genç kuşaklara yurttaşı olmaktan gurur duyacakları bir ülke bırakabiliriz.

Toplumsal sorunların çözümü arayışlarına geniş kitlelerin katılımının sağlanması, toplumsal duyarlılık bilincinin ve gönüllülük anlayışının geliştirilmesi önemlidir. Birey-toplum-devlet ilişkisini akılcı ve sağduyuyla yürütebilme yetisini kazandığımızda, bizlere daha uygar ve mutlu bir dünyanın kapılarının açılacağını unutmamalıyız.

Türkiye'nin sorunlarını, her durumda demokrasiye bağlılığıyla aşabilme gücüne sahip olduğuna ilişkin inanç ve güvenimizi korumalıyız. Yurttaşlarımızın dayanışma gücü, birlik ve beraberlik ruhu, sorunların aşılmasında en önemli güvencemizdir.

2005 yılının, ülke olarak saptadığımız hedeflere ulaşılması yönünde, yeni bir başlangıç oluşturmasını, insanımızın iyiliği, mutluluğu ve gönenci için sevindirici gelişmelere aracılık etmesini umut ediyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, yurt içindeki ve dışındaki yurttaşlarımızın, Kıbrıs'taki ve Türk dünyasındaki soydaşlarımızın ve tüm insanlığın yeni yılını kutluyorum. Yeni yılın herkese, başarı, sağlık, mutluluk getirmesini diliyorum.
 



(31 ARALIK 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.