Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yeni yıl mesajı şöyle:
(31 Aralık 2004)
Değerli Yurttaşlarım,
Acıları, üzüntüleri, sevindirici gelişmeleri ve mutluluk veren olayları
ile bir yılı daha geride bırakıyor, geleceğe ilişkin iyimserliğimizi koruyarak,
yeni bir yıla giriyoruz.
Her yeni yıl, sorunların aşılması, aydınlık yarınlara ulaşılması yolunda
inançları güçlendirir, beklentileri artırır. Geçmişin değerlendirmesi yapılarak,
yeni atılımlar, değişimler için fırsat yaratır, insanların yarınlara umutla
bakmasını sağlar.
2005 yılının ülkemize, Ulusumuza ve tüm insanlığa barış, kardeşlik,
huzur, mutluluk ve gönenç getirmesini diliyor, sizlere saygılarımı, en
iyi dileklerimi sunuyorum.
Değerli Yurttaşlarım,
İnsanlığın kültürlere, temel hak ve özgürlüklere saygı gösteren, eşitliğe
dayalı bir toplumsal düzeni yaşama geçiren, demokrasiyi özümseyen barışçı
bir anlayışa ulaşması içten dileğimizdir.
Bu hedef, tüm insanlığın benimsediği evrensel bir ülkü olmasına karşın,
2004 yılında bu doğrultuda ilerleme sağlandığını söylemek olanaksızdır.
İnsanlığı derinden etkileyen üzücü gelişmeler, belleklerdeki canlılığını
korumaktadır.
Günümüzde insanlık bir yandan kendini geliştirir ve özgürleştirirken,
öte yandan eşitsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik, bağnazlık ve bunlardan
kaynaklanan terör, kültürler arası çatışma, moral değerlerde çözülme gibi
ciddi sorunların üstesinden gelmeye çalışmaktadır.
Dünya nüfusunun bir bölümü zenginliğin, teknolojik ilerlemenin en üst
düzeylerinde barış içinde yaşarken, büyük bir bölümünün yoksulluk, güvensizlik,
istikrarsızlık içinde olması ve gelecek kaygısı, bugüne değin sağlanan
gelişmelerin yeterli görülemeyeceğini ortaya koymaktadır.
Şiddete hoşgörüyle yaklaşanların, şiddeti besleyenlerin ve özendirenlerin,
bir gün şiddetin kendilerine de dönebileceğinin bilincinde olmaları gerekir.
İnsanlık, artık geçmişte yaşanan savaşlardan ve yıkımlardan gereken
dersleri çıkararak mutlu bir gelecek için güçlü barış ortamının temellerini
atmak zorundadır.
Sorunlar karşısında daha kapsamlı düşünülmesi, tutarlı davranılması
ve işbirliğine önem verilmesi, insanlığın en büyük gereksinimidir. Dünya
sorunlarının çözümünde, uluslarüstü bir yaklaşım benimsenmesi ve bu yaklaşımın
tüm ülkelerce paylaşılması durumunda, uyuşmazlıkları, sorunları çözebilir,
özlediğimiz dünyaya ulaşabiliriz.
Önemli gelişmelerin yaşandığı dünyamızda Türkiye, üretim potansiyeli,
yatırım olanakları, girişimcileri, rekabet gücü yüksek sanayii, zengin
enerji kaynakları ile büyük enerji pazarları arasında köprü oluşturan konumuyla
önemli bir ekonomik aktördür. Barışı tüm değerlerin üzerinde tutan ilkeleri,
kazanımları ile denge ve istikrar ögesi olan bölgesel bir güçtür.
Kıtalar ve uygarlıklar arasındaki köprü niteliği, sahip olduğu büyük
kültürel miras, Türkiye'yi değişen dünyada daha etkin rol üstlenmesi yönünden
avantajlı kılmaktadır.
Türkiye, etnik köken, dil, din ayrımı olmaksızın tüm yurttaşlarının
barış ve huzur içinde yaşamalarına olanak sağlayan laik ve demokratik yapısı,
yaşama geçirdiği köklü reformlarla başarılı bir model oluşturmakta ve örnek
alınmaktadır.
Yüce Atatürk'ün önderliğinde, tüm yurttaşlarımızın katılımıyla kurulan
Cumhuriyet, temel hedef olarak benimsediği çağdaş dünyayla bütünleşme yolunda
büyük atılımlar gerçekleştirmiştir.
Yüce Atatürk'ün "Biz Türkiye halkı insanlık dünyasından soyutlanarak
başlı başımıza yaşayamayız. Bütün dünya ile, bütün insanlıkla beraber yaşarız
ve yürürüz! Ve hiç olmazsa onlarla bir hizada yürümeye mecburuz" sözü,
Türkiye'nin bu konudaki kararlılığını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Türkiye'nin Cumhuriyet'le başlattığı değişim, dünyada hayranlık uyandırırken,
bunu sağlayan Yüce Önderimiz, tarih ve insanlık önünde erişilmez saygınlık
kazanmıştır.
Yüce Atatürk'ün Ulusu için öngördüğü; "Barış içinde yaşayan, demokratik,
çağdaş, güçlü bir Türkiye"dir. Bu ülkünün gerçekleştirilmesini amaçlayan
Atatürk ilke ve devrimleri, demokratik toplum düzeninin gereklerini karşılayabilecek
değişim ve dönüşümleri birlikte getirmiş, Türkiye'nin hızla gelişmesinin
önünü açmıştır.
Ülkemizin bölünmez bütünlüğünün korunabilmesi, Cumhuriyet'in temel nitelikleri
ve kazanımlarıyla yaşatılabilmesi, onurlu ve çıkarlarımızı ön planda tutan
bir dış politika izlenmesi, kendimize güvenmemize ve her alanda güçlü olmamıza
bağlıdır.
Bir uygarlık tasarımı olan Cumhuriyet'in kazanımlarını yalnız korumak
değil, aynı zamanda geliştirerek sürdürmek, ülkemize karşı temel sorumluluğumuzdur.
Değerli Yurttaşlarım,
Anayasa'da, demokratik devlet niteliği Türkiye Cumhuriyeti'nin değiştirilemez
nitelikleri arasında sayılmış; demokrasiye en uygun olması nedeniyle de
parlamenter hükümet sistemi kabul edilmiştir.
Yine Anayasamıza göre egemenlik kayıtsız koşulsuz Ulusundur ve Türk
Ulusu egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslar çerçevesinde, yetkili organları
eliyle kullanır. Anayasamıza göre egemenliği Türk Ulusu adına kendi alanlarında
kullanan organlar yasama, yürütme ve yargıdır.
Böylece, çoğunlukçu demokrasi yerine çağdaş çoğulcu demokrasi anlayışının
benimsendiği Anayasa'da, Devlet organlarının birbirini denetleyip dengelemesi;
bu yolla iktidar gücünün sınırlandırılması öngörülmüştür.
Dünyanın yakın tarihi incelendiğinde, otoriter ve totaliter rejimlere
kolaylıkla kayabilecek özellik içeren iktidar gücünün, yetki paylaşımıyla
dengelenmesinin önemi ve yerindeliği kolayca görülebilecektir.
Ulusal egemenliğin kaynağı ulusal istençtir ve ulusal istenç, ancak
özgür seçimlerle yaşama geçirilebilir. Bunun için Anayasa'da, tüm yurttaşlara
seçme, seçilme ve siyasal etkinlikte bulunma hakkı getirilmiştir.
Devlet yönetiminin aksamaması da gözetilerek, ulusal istencin parlamentoya
en geniş biçimde yansıması, çoğulcu ve katılımcı demokrasinin ve ulusal
egemenliğin gereğidir. Bu nedenle, Anayasa'da seçim yasalarının "temsilde
adalet" ve "yönetimde istikrar" ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenmesi
öngörülmüştür.
Bu iki ilkenin, seçme ve seçilme hakkının özünü zedelemeyecek ve Devlet
yönetimini aksatmayacak biçimde dengelenmesi anayasal zorunluluktur.
Seçim yasalarındaki aksaklık nedeniyle yasama ve yürütmenin tek parti
egemenliğine girmesi sonucunu doğuracak bir seçim sistemi, "temsilde adalet"
ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi, demokrasiye, giderek rejime büyük zarar
verebilecektir.
Seçim sistemimiz incelendiğinde, iki ilke arasında olması gereken dengenin,
yönetimde istikrar lehine önemli ölçüde bozulduğu görülmektedir. Alınan
oy sayısına göre yasama organında aşırı temsil olanağı sağlayan sistem
"temsilde adalet" ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Seçmenlerin yaklaşık yarısı
bugün Meclis'te temsil edilememektedir. Bu durum, Anayasa'ya aykırı biçimde
iki ilke arasındaki dengenin bozulduğunu göstermektedir. Bunun da nedeni
Seçim Yasası'ndaki ülke geneli barajıdır.
Oysa, temsilde adalet ilkesinin ağırlığı yönetimde istikrarın da temel
koşuludur.
Seçim sistemi, temsilde adaletin Meclis'e yansımasını sağlayacak biçimde
düzeltilmelidir.
Değerli Yurttaşlarım,
Çağdaş demokratik ülkelerde yasama organı üyelerine, yasama işlevini
hiçbir kuşku, baskı ya da ceza tehdidi altında kalmadan, özgür, bağımsız
ve korkusuzca yerine getirebilmeleri için yasama sorumsuzluğu güvencesi
getirilmiştir.
Yasama sorumsuzluğu, yasama organı üyelerine kişisel yarar ya da ayrıcalık
tanımak için değil, ulusal istencin tam olarak gerçekleşebilmesi amacıyla
öngörülen bir güvencedir.
Yasama sorumsuzluğuna göre, yasama organı üyeleri, yasama işlevini yerine
getirirken söyledikleri sözlerden, kullandıkları oylardan ve açıkladıkları
düşüncelerden dolayı sorumlu tutulamazlar.
Anayasamızda da, milletvekillerinin yasama sorumsuzluğu düzenlenmiştir.
Ancak, yine Anayasa'da, milletvekilleri için ayrıca yasama dokunulmazlığı
da öngörülmüştür.
Yasama dokunulmazlığı, yasama organı üyelerinin, yasama işlevi dışındaki
etkinliklerinden kaynaklanan her türlü suç nedeniyle sorgulanmasını, tutuklanmasını
ve yargılanmasını önlemek üzere öngörülen bir ayrıcalıktır.
Yasama işlevinin sağlıklı yürüyebilmesi için yasama sorumsuzluğu gereklidir
ve yeterlidir. Milletvekillerinin yasama işlevi dışındaki eylemleri nedeniyle
dokunulmazlık zırhına bürünmeleri, saydam toplum isterleriyle bağdaşmamaktadır.
Ayrıca, bu durum, ceza adaletinde eşitlik ilkesiyle çelişmekte ve Yüce
Meclis'in saygınlığına gölge düşürmektedir.
Yönetimde saydamlık ülküsünün gerçekleştirilmesinde önemli etkisi olacak
dokunulmazlıkların sınırlandırılması konusunun, önümüzdeki yıl içinde ivedilikle
ele alınmasında yarar görülmektedir.
Değerli Yurttaşlarım,
2004 yılında uluslararası alanda ülkemizin dış ilişkileri yönünden önemli
gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmeler yakından izlenmiş ve bunların ulusal
yararlarımız doğrultusunda yönlendirilebilmesi için büyük çaba gösterilmiştir.
Bölgemizde barış ve istikrarın egemen olması, ekonomik kalkınma ve işbirliği
olanaklarının bölge uluslarının karşılıklı yararı yönünden en geniş biçimde
değerlendirilmesi, önümüzdeki yılda da gündemimizdeki öncelikli konumunu
sürdürecektir.
Dış politika gelişmelerinden gerekli sonuçların çıkarılması, önümüzdeki
dönemde uluslararası alanda karşımıza çıkabilecek fırsat ve olanakları
sağlıklı ve akılcı bir biçimde değerlendirmemiz ve olası güçlükleri göğüsleyebilmemiz
yönünden önem taşımaktadır.
Bugün kimi dış politika konularında varılan noktaya ulaşılmasında, halkımızın
verdiği desteğin payı büyüktür. Ulusal yararlarımızın en etkin biçimde
gözetilmesi konusunda gereken duyarlılığı gösteren Türk Ulusu, sağduyuyu
ve akılcılığı ön plana çıkaran adımların atılmasına değerli katkılarda
bulunmuştur.
Avrupa Birliği üyelik sürecimizde kaydedilen gelişmeler sonucunda, Türkiye-Avrupa
Birliği ilişkileri yönünden yeni bir aşamaya varılmıştır.
Bu çerçevede, üyelik görüşmelerimizin 3 Ekim 2005 gününde başlatılması
yönünde Avrupa Birliği Konseyi'nde iki hafta önce alınan karar, kuşkusuz
büyük önem taşımaktadır.
Öte yandan, Doruk sonuç belgesinde Türkiye'nin müzakere süreciyle ilgili
olarak, başta Kıbrıs konusu olmak üzere, ortaya konan kimi koşulların ve
Türkiye'nin üyelik perspektifi bağlamında metne yansıyan çeşitli olumsuz
ögelerin de dikkatle değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Avrupa Birliği
üyeliğini karşılıklı anlayış ve saygı bağlamında ulusal onurumuzdan ödün
vermeden gerçekleştirmek ana ilkemiz olmalıdır.
Bu noktadan hareketle, konunun eleştirel ve gerçekçi yaklaşımların süzgecinden
geçirilmesi, karşımıza çıkan fırsat ve zorluklara daha geniş bir açıdan
bakabilmemize kuşkusuz olanak tanıyacaktır.
Vazgeçilmez hedefimiz olan üyelik sürecinde aşılması gereken uzun yol
ve üstesinden gelinmesi gereken karmaşık sorunlar, bizleri yıldırmamalıdır.
Ulusumuzun azim ve kararlılığı, geleceğe güvenle bakabilmemizin en güçlü
güvencesidir.
Önümüzdeki yılın Kıbrıs sorununun hakça bir çözüme kavuşturulacağı,
Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin ve gönencinin kalıcı olarak sağlanabileceği
yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmasını diliyoruz.
Adada yıllardır türlü sıkıntılar içinde yaşayan Kıbrıs Türk halkının
çözüme yönelik beklentileri vardır. Bunlar haklı ve gerçekçi beklentilerdir
ve Anavatan tarafından da paylaşılmakta ve desteklenmektedir.
Sorunun çözümünde gelinen aşamanın öneminin ve hepimize yüklediği sorumluluğun
bilincindeyiz. 2005 yılında karşımıza çıkacak tablonun, Türkiye Cumhuriyeti
ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından en yararlı sonucu vermesi için
ortaklaşa her türlü çaba gösterilecektir.
Önümüzdeki yıl içinde, Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin yıllardır sıkıntı
çekmelerine neden olan haksız ambargoların kaldırılarak, uluslararası toplumla
bütünleşmeleri yönünde kimi platformlarda alınan kararların eksiksiz biçimde
uygulanmasını diliyoruz. Verilen sözlerin artık yaşama geçirilmesi zamanı
gelmiştir.
Komşumuz Irak'ta yaşananlar, ülkemizin ve dünyanın gündeminde ön planda
yer almayı sürdürmektedir. Irak'ta istikrarlı bir ortamın hala oluşturulamamış
olması, bizleri olduğu kadar, uluslararası toplumu da kaygılandırmaktadır.
Irak'ta giderek artan sayıda yurttaşımızın yaşamını yitirmesi, ülkemiz
için derin üzüntü kaynağıdır. Bu konuda daha dikkatli davranılarak, alınan
önlemler sürekli gözden geçirilerek, yurttaşlarımızın can ve mal güvenliklerine
yönelik riskler en aza indirilmelidir.
Irak'taki olası gelişmeler karşısında dikkatli ve duyarlı olmayı sürdürüyor
ve ulusal yararlarımızın en etkin biçimde korunmasını sağlayacak siyasaların
uygulanmasına özen gösteriyoruz.
Değerli Yurttaşlarım,
İyi bir gelecek, güçlü, istikrarlı bir ekonomiyle kurulabilir. Türkiye'nin
güçlü bir ekonomi ve sağlıklı bir demokrasiye sahip olarak gelişmesini
sürdürmesi, hepimizin dileği ve özlemidir.
Yolsuzluklardan arınmış, saydam ve hesap verebilir bir toplum yaratılması
toplumsal gelişmenin en önemli adımını oluşturmaktadır. Böyle bir toplum
yaratılabilmesi için ise, öncelikle kayıt dışılık sorununu çözümlemek gerekmektedir.
Sorun, yalnızca kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi
değildir. Kuşkusuz, kayıt dışı ekonominin ulusal gelir içindeki payı düşünüldüğünde
bu konu çok önemlidir. Özellikle, ekonominin yeniden istihdam yaratacak
büyüme sürecine girebilmesi için kayıt dışı ekonomi sorununun çözümlenmesi
zorunludur.
Bunun yanında, ekonomi dışı alanlarda da kayıt dışılık sorununun çözülmesi,
yönetimdeki aksamaları büyük ölçüde giderecektir. Birçok alanda sağlıklı
envanterin bulunmaması karar vericilerin ölçme olanağını kısıtladığından
tanım güçlüğü yaratmakta ve yönetimde aksamalara neden olmaktadır.
Yer üstü ve yer altı kaynaklarımız dahil her türlü ekonomik ve sosyal
etkinliğe ilişkin çözümlemeye elverişli ve belli ölçütlerde üretilmiş göstergelere,
Avrupa Birliği üyelik sürecinde her zamankinden daha çok gereksinim vardır.
Bunun için kayıt dışı sorunu üzerine ivedilikle ve özenle gidilmeli;
uygulama, izleme ve denetleme işlevleri güçlü, yalın ve etkin bir vergilendirme
sistemi yaşama geçirilmelidir.
Değerli Yurttaşlarım,
Güney Asya'da meydana gelen büyük deprem felaketi nedeniyle, depremden
etkilenen ülke halklarına başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimi yinelemek
istiyorum. İnsanlığın bir daha böyle felaketlerle karşılaşmamasını diliyoruz.
Türkiye sahip olduğu genç nüfus potansiyeli ile büyük bir dinamik gücü
elinde bulundurmaktadır. Bu güç iyi kullanıldığı ölçüde Türkiye 21. yüzyılın
etkin ülkelerinden biri olarak dünyada saygın bir konuma ulaşabilecek,
yarınların belirsizliğini kendisi için bir avantaja dönüştürebilecektir.
Türkiye'nin çağdaş dünyadaki ilerleme yarışında hata yapacak ve zaman
yitirecek durumu yoktur. Toplumun beklentilerinden uzak, ülke yararına
olmayan girişimler, yalnız bugünü değil, geleceği de karartacak olumsuz
sonuçlara yol açacaktır. Bu nedenle atılacak adımların topluma güven ve
umut aşılaması, toplumsal uyumu güçlendirmesi gerekmektedir.
Türkiye'yi, beklentimiz olan çağdaş tasarımlarla geleceğe taşıyabilir,
genç kuşaklara yurttaşı olmaktan gurur duyacakları bir ülke bırakabiliriz.
Toplumsal sorunların çözümü arayışlarına geniş kitlelerin katılımının
sağlanması, toplumsal duyarlılık bilincinin ve gönüllülük anlayışının geliştirilmesi
önemlidir. Birey-toplum-devlet ilişkisini akılcı ve sağduyuyla yürütebilme
yetisini kazandığımızda, bizlere daha uygar ve mutlu bir dünyanın kapılarının
açılacağını unutmamalıyız.
Türkiye'nin sorunlarını, her durumda demokrasiye bağlılığıyla aşabilme
gücüne sahip olduğuna ilişkin inanç ve güvenimizi korumalıyız. Yurttaşlarımızın
dayanışma gücü, birlik ve beraberlik ruhu, sorunların aşılmasında en önemli
güvencemizdir.
2005 yılının, ülke olarak saptadığımız hedeflere ulaşılması yönünde,
yeni bir başlangıç oluşturmasını, insanımızın iyiliği, mutluluğu ve gönenci
için sevindirici gelişmelere aracılık etmesini umut ediyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle, yurt içindeki ve dışındaki yurttaşlarımızın,
Kıbrıs'taki ve Türk dünyasındaki soydaşlarımızın ve tüm insanlığın yeni
yılını kutluyorum. Yeni yılın herkese, başarı, sağlık, mutluluk getirmesini
diliyorum.
|