Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
VETO GEREKÇESİ
YASA METNİ (5171)
TASARI METNİ
GENEL VE MADDE GEREKÇELERİ
KOMİSYON RAPORU
YÖK GENEL KURULU AÇIKLAMASI
GENELKURMAY BAŞKANLIĞI AÇIKLAMASI
BAYKAL'IN GRUP KONUŞMASI (4.5.2004)
ERDOĞAN'IN GRUP KONUŞMASI (11.5.2004)
BAYKAL'IN GRUP KONUŞMASI (11.5.2004)

YÖK YASASI DEĞİŞİKLİĞİ...
TBMM görüşmeleri...
12-13 Mayıs 2004
Kamuoyunda geniş tartışmalara ve tepkilere neden olan Yükseköğretim Kanunu ve Yükseköğretim Personel Kanunu'nda değişiklik yapılması hakkındaki yasa tasarısı, TBMM Genel Kurulu'nda 12 Mayıs 2004 tarihinde ele alındı. Genel Kurul, yasayı 13 Mayıs sabahı kabul etti.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 28 Mayıs 2004'de, yasanın 1., 5., 6. ve 7. maddelerini bir kez daha görüşülmesi amacıyla TBMM'ye iade etti.
 

TASARININ TÜMÜ ÜZERİNDE YAPILAN GÖRÜŞMELER...

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal:

"Bu dayatmalar çok çevreyi kırıp dökmüştür, bunu artık yapmayın. Bu aşamadan sonra aklın, sağduyunun, mantığın egemen olmasını diliyorum."

"Bu yasanın ne demokratik üniversite arayışı, ne üniversite özerkliği, ne özgürlüklerin yaygınlaştırılması ile hiçbir ilgisi yoktur''

"Amaçlanan o 65 bin öğrencinin yarın öğretmen, yargıç, vali, kaymakam olabilmesini sağlamak. Bunun amacı budur, açık olalım, dürüst olalım."

"Öğrencilerimizin geleceği siyasi iktidarların yaz boz tahtası olacak. Yanlış bir kapıyı açıyorsunuz"

"Din eğitiminden başlayarak genel eğitimin dinselleştirilmesine yönelik bir yolun ve kapının açılması, Türkiye’nin istikrarını, huzurunu çok ciddî şekilde sıkıntıya sokar."

"Türkiye’de bir kültür çatışması yaratmayalım. Hepimiz devletin parasıyla, devletin bütçesiyle, devletin kaynaklarıyla öğrencilerimizi “dinî eğitim almış Müslüman öğrenciler-dinî eğitim almamış öğrenciler” ayrışmasına oturtmayalım; bunda Türkiye’nin yararı yok."

"Türkiye bir gerginlik içine sürüklendi. Bu gerginliğin şu anda ortaya çıkan faturası, sadece faiz ve kur artışı nedeniyle 2.5 milyar dolardır."

Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Tayyar Altıkulaç:

"Bugün yapılan iş, meydanlarda verilen sözün millî irade temsilcileri tarafından yerine getirilmesidir."

"Herkes biliyor ki bu okullara gidenlerin hepsi imam ve hatip olmak için değil, yeterli din  eğitimi almak için gidiyorlar."

"Din eğitimini önemseyen vatandaş çocuğunu doktor da avukat da yapmak istiyorsa bunun tek adresi var, imam hatip liseleri...".

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik:

"AK Partiye oy vermiş yüzde 42 insan, bu tasarının arkasındadır."

"Gözünü kapayan sadece kendisine gece yapar. Bugün bir toplumsal problem, toplumsal zulüm ortadayken, efendim, bunu yapamazsınız, bunu edemezsiniz şeklinde ortaya çıkmanız doğru değildir."

"Eğer yaptığınız kamu vicdanının gereğiyse, eğer yaptığınız maşeri vicdanı rahatlatma anlamında yapılan bir şeyse, aklın gereğiyse, rasyonelse, o konuda ısrar etmenin adı 'inatlaşma' değil 'kararlılık'tır."

12 Mayıs Çarşamba günü saat 15.00'de başlayan görüşmeler, ertesi gün saat 10.00'da tamamlanabildi. Yasa, 4'e karşı 254 oy ile kabul edildi.  

Tasarının tümü üzerinde yapılan görüşmelerin metinleri şöyle: (1)
(12 Mayıs 2004)

BAŞKAN (Başkanvekili Sadık YAKUT) -

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihî bir oturumu gerçekleştirdiğini düşünüyorum. Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının kanunlaşması halinde, Türkiye’de, temel eğitim politikamızın, demokratik rejimimizin, siyasî istikrarımızın bu yasadan çok ciddî biçimde etkileneceğini düşünüyorum. Böylesine önemli bir düzenlemeyi getiren bir yasa tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisindeki müzakerelerine hükümet olarak, milletvekilleri olarak, partiler olarak büyük bir sorumluluk duygusuyla katılmak ve sahip çıkmak durumunda olduğumuzu düşünüyorum. Bu duygular içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanaklarına değerlendirmelerimi geçirebilmek için söz almış bulunuyorum; Türkiye Büyük Millet Meclisini, Sayın Başkan sizi ve milletvekillerini kendi adıma, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına içten saygılarla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, konuştuğumuz yasa tasarısı neyi amaçlıyor; bu yasa tasarısının hedefi nedir; büyük bir telaşla, Türkiye’de çok değişik çevreleri ciddî şekilde tahrik ederek, etkileyerek ve büyük tartışmaları göze alarak, ısrarla, kararlılıkla geçirilmek istenilen bu yasa tasarısının amacı nedir, içeriği nedir, hedefi nedir; niçin bu kadar telaş, bu kadar gürültü, bu kadar kargaşa bu yasa etrafında göze alınmaktadır; bunu öncelikle ve doğru olarak görmek durumundayız.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı, Türkiye’de üniversitelere ve yükseköğrenim kurumlarına girecek olan öğrencilerin sınavlarında uygulanacak olan esasları, ilkeleri tanzim etme yetkisini üniversitelerden alarak Millî Eğitim Bakanlığına intikal ettirmeyi amaçlayan bir tasarıdır. Önce ne konuştuğumuzu bilelim, YÖK falan konuşmuyoruz; demokratik midir, antidemokratik midir; YÖK’ü değiştirelim mi, değiştirmeyelim mi; bununla ilgisi yok. Konuştuğumuz tasarının tek bir amacı var, üniversite sınavlarına girecek olan öğrencilerin bu sınavlar sonucunda nereye nasıl gireceklerini tanzim edecek olan esasları belirleme yetkisi üniversiteden alınsın Millî Eğitim Bakanlığına verilsin. Kimin nereye gireceğini tanzim edecek düzenlemeyi yapma yetkisi Millî Eğitim Bakanlığına alınsın; getirilen yasanın amacı bu. Bunun, ne demokratik üniversite arayışıyla ne üniversite özerkliğiyle ne özgürlüklerin yaygınlaştırılmasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Daha önce, anayasa değişikliğinin, üniversitelerle ve YÖK ile ilgili olarak anayasa değişikliğinin gündeme getirilmek istenmesinin asıl amacının ne olduğu da şimdi, o anayasa değişikliği yapılmadığı halde, gündeme getirilen bu yasa düzenlemesiyle ortaya çıkmıştır. Üniversitelerde neyi değiştirmek istiyor bu iktidar sorusunun cevabını bu yasa tasarısında buluyoruz; bu yasa tasarısı, onun cevabını veriyor.

Bu yıl 1 950 000 öğrenci üniversitelerde okuma umuduyla sınava giriyor; bunların bir kısmı üniversitelere girecek, önemli bir kısmı, yüzde 75’i, yüzde 80’i giremeyecek. Bu dağılım nasıl yapılacak, bu dağılımın ilkesi ne olsun, performans nasıl ölçülsün? Bu konuda üniversitelerde, geçmişten günümüze kadar yetki bulundurulmuştur; bu sorunun cevabını üniversiteler kararlaştırmışlardır, onlar bir düzenleme getirmişlerdir. Şimdi, artık, bugünün iktidarı “üniversitelerden bu yetkiyi ben alacağım. Ben, Millî Eğitim Bakanlığı olarak bunu düzenleyeceğim. Kimin, nereye gireceğinin işaretini ben vereceğim. Hangi öğrenci nerede okuyacak; bunun sorusunu, bunun cevabını üniversite değil, ben vereceğim, benim getireceğim yönetmelikler verecek” diyor. Bu yönüyle bu, üniversitelerin kendileriyle ilgili teknik bir sorumluluğu ve milyonlarca gencimizi ve ailesini yakından ilgilendiren bir sorumluluğu, bir siyasî iktidar mevkii olarak Millî Eğitim Bakanlığının kendisinin düzenleme iddiasını ortaya koyuyor. Değerli arkadaşlarım, bu yanlıştır; yani, bugünkü iktidarı düşünerek söylemiyorum, hangi iktidar olursa olsun, hangi Millî Eğitim Bakanı olursa olsun, hangi öğrencinin hangi okulda nasıl okuyacağına karar verme yetkisini eline alması, bir millî eğitim politikası olarak vahim bir yanlıştır, büyük bir yanlıştır ve Millî Eğitim gibi çok önemli, Türkiye'nin ulusal bütünlüğünün çimentosu, ülkemizin istikrarının temel dayanağı, toplumsal kültürümüzün oluşmasının çıkış noktası olan bir temel kurumu, bir siyasî partinin, zaman zaman partizanca tercihlerinin, özlemlerinin, siyasî kaygılarının, oy hesaplarının dalgalanmasına teslim etme anlamına gelecek olan bir düzenlemedir; bu yönüyle fevkalade yanlıştır, çok tehlikelidir ve bu yanlışın hangi gerekçeyle olursa olsun yapılıyor olmasına izin vermek çok ağır bir sorumluluktur. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, ne olacak; bakınız, meşhur 5 inci madde bunu düzenliyor, diyor ki: “Yükseköğretim kurumlarına, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin yapacağı sınavla girilir. Bu sınava temel teşkil etmek üzere, Millî Eğitim Bakanlığı genel ortaöğretim ve meslekî-teknik ortaöğretim kurumlarının program/alan/kol/bölümlerini; sözel, eşit ağırlık ve sayısal olmak üzere üç grupta toplar.” Kim yapar bunu, Millî Eğitim Bakanlığı; bugüne kadar kim yapıyordu, üniversiteler; ne yapıyorsun, ne yetkiyi alıyorsun, üniversitelerdeki, liselerdeki, ortaöğretim kurumlarındaki, genel ve meslekî teknik ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilerin eğitimlerini, program, alan, kol ve bölüm olarak ayrıştırma yetkisini alıyorsun ve bunu, sözel, eşit ağırlık ve sayısal olmak üzere gruplandırma yetkisini alıyorsun ve üniversiteye giriş uygulamasının bu anlayışa göre şekillendirileceğini söylüyorsun. Bu, siyasetin eğitime ipotek koymasıdır, 2 000 000 gencin geleceğini belirleme yetkisini siyasî bir makamın kendi eline alma iddiasını ortaya koymasıdır. Yanlıştır, sakıncalıdır, çok önemli sıkıntıları beraberinde getirir; buna, hepinizin dikkatini çekmek istiyorum.

Bugüne kadar meslekî ve teknik ortaöğretim alanında bu gruplandırmalar var mıydı; hayır yoktu. Şimdi kim koyacak; Millî Eğitim Bakanlığı koyacak. Neye göre koyacak; ders sayılarını belli bir şekilde hazırlayarak, ayarlayarak, Millî Eğitim Bakanlığı, bunu, kendi anlayışına göre şekillendirecek.

Değerli arkadaşlarım, prensip olarak, bu, çok tehlikeli bir açılım ortaya koyuyor; bir.

Şimdi, tabloya daha yakından bir bakalım. Bu yetkiyi alınca Millî Eğitim Bakanlığı nasıl kullanacak, niçin bu yetkiyi almak istiyor Millî Eğitim Bakanlığı, bu yetkiyi kullanma amacı ne, bu yetkiyi elde etme amacı ne? Bu yetkiyi sadece bu hükümet almıyor, bundan sonra gelecek her hükümet alacak. Bundan sonra, eğitim politikası, gençlerimizin geleceği, siyasî iktidarların yazboz tahtasına, her birisinin kendi özel ihtiyacına, siyasî hesabına göre şekillendirilecek.

Çok yanlış bir kapıyı açıyorsunuz. Bu kapı açılınca ne yapmayı düşünüyorsunuz? Önce bir genel tabloya bakalım. Baktığımız zaman, gördüğümüz şudur: Bugün, Türkiye’de 2,5 milyon öğrencimiz genel liselerde, fen liselerinde, Anadolu liselerinde, özel liselerde ve kolejlerde okuyor; 2,5 milyon öğrencimiz var bütün sınıflarında. İmam-hatip liselerinde 65 000 öğrencimiz var ve 985 000 öğrencimiz de imam-hatip lisesi dışındaki diğer meslek ve teknik liselerde var. 985 000 meslekî ve teknik okullarda, 65 000 imam-hatip liselerinde, 2,5 milyon da genel, Anadolu, fen liselerinde.

Şimdi, burada yapılmak istenilen nedir; üniversiteye girişi öyle ayarlayalım ki, 65 000 kişinin önünü açmaya yardımcı olacak bir düzenleme getirelim. 65 000 kişiye verilmiş sözümüz var; o 65 000 kişiyi üniversite girişinde ayrıcalıklı bir konuma taşıyalım. Yapılmak istenen budur.

Değerli arkadaşlarım, bu, bilinmelidir ki, geride kalan bütün lise öğrencilerinin -o 985 000 meslekî ve teknik lise öğrencilerinin ve 2,5 milyon genel lise öğrencilerinin- aleyhinde bir düzenlemeyi kaçınılmaz olarak getirecektir. Demin konuştuğumuz bölüm, kol, program ayrıştırması, sözel, sayısal, eşit ağırlıklı düzenlemesi öylesine kullanılacaktır ki, bunun sonucunda, 65 000 kişinin önü açılacaktır, diğerlerinin de önü kapatılmak istenecektir.

Değerli arkadaşlarım, biz, o 65 000 gencimizin her yere gelmelerini uygun görüyoruz, onların her yere gelme haklarına saygı duyuyoruz; ama, o çocuklarımızın, bir temel eğitim ayrıştırması yaratılarak, bir kültür farklılaşması içerisinden geçirilerek oralara getirilmesi girişimini, ülkemizin siyasî istikrarı, siyasî rejimi bakımından kaygıyla karşılıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şunu hep birlikte saptamalıyız: Bu yaklaşım, din eğitiminin bir uzantısı olarak sunulmak isteniyor; bu, kesinlikle doğru değildir. Din eğitimi ayrı bir iştir, eğitimin dinsel temele dayandırılması ayrı bir iştir. Din eğitiminden başlayarak genel eğitimin dinselleştirilmesine yönelik bir yolun ve kapının açılması, Türkiye’nin istikrarını, huzurunu çok ciddî şekilde sıkıntıya sokar. Bakın, din ve eğitim ilişkisi olağanüstü önemlidir, tarih boyunca da böyle olmuştur. Biz, bunun çaresini, hep beraber, belli bir ayrıştırmada bulduk; yani, din, elbette, toplumun en önemli temel değeri ve sosyal kimliğinin bir parçası olarak varlığını sürdürecektir; ama, dini, eğitimin, hukukun ve idarenin, yönetimin bir parçası haline getirme girişimleri, biliniz ki, dine de, o topluma da büyük sıkıntılar ve acılar getirir. (CHP sıralarından alkışlar) Biz bunları yaşadık, bunları biliyoruz; o nedenle, bu çabaların uygun olmadığını, açıkça burada ifade etmek istiyorum.

Burada amaçlanan, öyle bir program düzenlemesi yapalım ki, o 65 000 öğrencimiz yarın öğretmen olabilsinler, yargıç olabilsinler ve kaymakam, vali olabilsinler, bunu sağlayalım; bunun amacı budur, açık olalım, dürüst olalım, birbirimizi yanıltmayalım. O çocuklar her şey olsunlar; ama, onları, o geride kalan öğrencilerden farklılaştırmadan bunu yapalım. O çocukların önünü açalım; ama, bir eğitim farklılaşması, kültür farklılaşması, bir çatışma tohumu ekmeden toplumumuza bunu yapmaya çalışalım. Bunu yapmazsak ne olur; bunu yapmazsak, ciddî sorunlarla, sıkıntılarla karşı karşıya kalırız.

Değerli arkadaşlarım, bunun amacının bu olduğunu hep beraber görmeliyiz. Bunun doğru bir yaklaşım olmadığını açıkça kabul etmeliyiz. Bu, bir haksızlığı düzeltme girişimi değildir, tam tersine, yeni haksızlıkları ortaya koyma girişimidir. Bakınız, bu uygulamanın sonucunda ne olacak biliyor musunuz; bugün, Anadolu Eğitim Liseleri var, bir meslek lisesi, oraya giren öğrenci öğretmen olmak istiyor. Anadolu Eğitim Lisesine giren öğrenci, biliniz ki, şimdi, o imam-hatip lisesinden gelen öğrencinin arkasında kalacaktır, onun avantajı ortadan kalkacaktır ve bir süre sonra imam-hatip liselerinden gelen öğrenciler, Öğretmen Meslek Lisesinde okuyan öğrencilerin yerini alacaklardır ve onlar geri plana ineceklerdir. Bu, çok açık, çok net bir şekilde getirilen düzenlemenin bir parçasıdır; bunu, hep beraber yaşayacağız ve göreceğiz. Bu, bir haksızlığı...

O sözel programlar, bakın; daha önceki, iki yıl önceki üniversite sınavını hatırlıyor musunuz; yabancı dil alanında birinci olmuş bir öğrencimiz, öğretmen meslek lisesinden mezun olan çocukların arkasından öğretmen olabilmek imkânını bulabilmişti. Şimdi, bunların tümü kalkıyor, hiç böyle bir avantaj söz konusu olmayacaktır ve söylediğimiz tablo kendisini gösterecektir.

Genel liselerden mezun olan öğrencilerin bir kısmından daha avantajlı hale, imam hatip liselerinden mezun olan öğrenciler, hukuk eğitiminde, siyasal eğitiminde ve öğretmen okullarında geleceklerdir. Bu düzenlemenin amacı, imam hatip okullarına giden öğrenci sayısını artırmaktır. Bu düzenlemenin amacı, oralardaki öğrencileri Türkiye’nin yönetim kademelerine getirecek şekilde bir düzenleme yapmaktır.

Değerli arkadaşlarım, her şey olunabilir, hepsi olunabilir; ama, Türkiye’de bir kültür çatışması yaratmayalım. Hepimiz devletin parasıyla, devletin bütçesiyle, devletin kaynaklarıyla öğrencilerimizi “dinî eğitim almış Müslüman öğrenciler-dinî eğitim almamış öğrenciler” ayrışmasına oturtmayalım; bunda Türkiye’nin yararı yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Yani, öğrenciler iyi öğreniversin; peki, dini öğrenmek için herkes imam hatip lisesine mi gidecek?! Yani, Türkiye’de dinini öğrenen sadece bugün orada okuyan 65 000 kişi mi?!. O 2 500 000 öğrenci dinini öğrenmiyor mu? Okula gitme imkânı olmayan milyonlarca insan dinini öğrenmiyor mu? Bu ayrışmaları niye gündeme getiriyoruz?!. Bu  ayrışmada bir yarar var mı, Türkiye’nin bir yararı var mı?

Bunlar, bakın, daha şimdi buralarda çıkmaya başlıyor; yarın bu,  iktidarların elinde “Türkiye’nin tehlikeli kadrolaşma, çatışma; sen-ben, ben-ben, Müslüman-Müslüman değil” ayrışmalarının altyapısını oluşturacak. Türkiye’yi, bundan sakınmak lazımdır.

NİHAT ERGÜN (Kocaeli) - Çok ayıp ediyorsunuz!

K.KEMAL ANALDOL(İzmir) - Dinle, dinle(CHP sıralarından “dinle, dinle”sesleri;gürültüler

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Bu yasa, bunun kapısını açacak bir yasa olarak gözüküyor.

Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri, şimdi, bu, bir dinî istismar girişimidir.

Bakın, Sayın Başbakan bir süre önce demişti ki: “Geçmişte, biz de, zaman zaman dini istismar ettik.”

Bu, dürüst bir kabuldür. Geçmişe yönelik değerlendirmesi doğrudur. Bunun bir itiraf yönü vardır, bir değer taşır; ama, biliniz ki, o istismarlar, artık, sadece geçmişte kalmış değildir, o istismarlar şimdi de devam ediyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Siz “din nasıl istismar edilir” diyorsunuz. İşte, bu, onun tipik yollarından, yöntemlerinden biridir.

Başbakan diyor ki: “Ben, söz verdim, bunu çıkaracağım.”

Değerli arkadaşlarım, Başbakan söz vermiş, bunu Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkaracakmış; yani, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başbakanın her sözünü uygulama aracı mı?! Başbakan yanlış söz verdiyse, biz, o yanlışı burada kabul mu edeceğiz?! Başbakanın her verdiği sözü, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayın Başbakan tutma ihtiyacını hissediyor mu?!

“Dokunulmazlıkları kaldıracağım” diye 70 000 000’un önünde söz vermişti Başbakan. O sözünü tutma ihtiyacını hissetmiyor da, şimdi “imam hatip liselerinin önünü açacağım, onları devlet yönetimine taşıyacağım” sözünün gereğini tutmak için Meclise bu baskıyı yapıyor olması, kesinlikle uygun düşmüyor.

AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul) - Tezkerede de söz vermişti!

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Baykal, konuşmanızı toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakan, bir süre sonra, yine, geçmişe yönelerek, belki diyecek ki, yahu ne hatalar yapmışız.

Bakın, dikkatinizi çekerim, bu hataları yapan sadece siz değilsiniz, geçmişte de bu hatalar yapılmıştır. Geçmişte bu hataları yapan siyaset adamları, çok sonra, bu hatalarını ifade etmek, o hatalarının yol açtığı sorunları, sıkıntıları kontrol altına almak için büyük gayretler göstermek durumunda kalmışlardır. Böyle bir hatayı, tekrar, şimdi yaşamanın ve yaşatmanın çok yanlış olacağını düşünüyorum, buna gerek olmadığına inanıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu yaklaşım, Türkiye’yi yeni sorunlarla, sıkıntılarla karşı karşıya bırakacak. Bakın, Türkiye bir gerginlik içine sürüklendi. Bu gerginliğin şu anda ortaya çıkan faturası, sadece faiz ve kur artışı nedeniyle 2 500 000 000 dolardır; şu anda, sadece bu tartışma dolayısıyla son bir haftada ortaya çıkan faiz ve kur artışının Türkiye’ye maliyeti 2 500 000 000 dolardır. Borsadaki gerilemenin yol açtığı özel sektöre ilişkin değer kaybı ise 3 600 000 000 dolardır. Hadi, o değişir, zaman içerisinde şartlar toparlanır, gider; ama, daha dün yapılan ihalede, bu faiz artışının bedelini Türkiye ödemiştir. Yani, siz, bunu yapacağız diye, verdiğimiz o sözü tutacağız diye, Türkiye’yi, 2 500 000 000 dolar, sıkıntının içine sokmuş durumdasınız; bunu da takdirlerinize sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu yasa, Türkiye’de yeni bir dönemi açacaktır; bunu buradan ifade etmeyi görev biliyorum. Bu tasarı, bugünkü iktidarın niteliğiyle ilgili çok temel bazı gözlemlerin yapılmasına fırsat vermiştir. Bir uzlaşma, bir kaynaşma, demokrasiyi toplumsal katılım ve mutabakat arayışı olarak anlama yaklaşımını, iktidarın, artık, geride bıraktığını ve “ben, uygun gördüğüm her şeyi, gerekirse dayatarak gerçekleştiririm” noktasına geldiğini ortaya koymaktadır. Bunun için de, toplumda, çok ciddî gerginlikleri göze alabildiğini, kendisine destek vermiş pek çok çevreyi, kırıp döküp, bir kenara atabileceğini ortaya koymuştur. Bu, üzüntü verici bir tespittir.

Önümüzde, daha, bir süreç var. Bu süreç nasıl değerlendirilir bilemiyorum; umudumu korumak istiyorum, bu yasanın sonuçlanıncaya kadar geçireceği süreç içinde, aklın, sağduyunun, mantığın egemen olmasını diliyorum. Böyle bir ihtimalin ortaya çıkması hepimizi çok mutlu edecektir; ama, dayatma, direnme ve dediğim dedik yaklaşımının sürdürülmesi, Türkiye’de, pek çok sıkıntıyı da beraberinde getirecektir. Çok çevre kırılıp dökülmeye başlanmıştır. Kırıp dökerek bir yere varamazsınız, Türkiye’yi iyi bir yere taşıyamazsınız. Bunu ifade etmeyi, bir Parlamento mensubu olarak, bu tarihî oturumda, görev biliyorum.

Hepinize başarılar diliyorum; sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baykal.

Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına, Sayın Tayyar Altıkulaç; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 441 sıra sayılı yasa tasarısı üzerinde AK Parti Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızdayım; sözlerime başlamadan önce, sizleri, içten saygıyla selamlıyorum.

Önemli bir tasarıyı konuşuyoruz. Bu tasarıyla ilgili olarak kamuoyunda tartışılan bazı hususlara geçmeden önce ya da tasarının içeriğiyle ilgili bazı düşüncelerimi arz etmeden önce, benden önce konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’ın açıklamalarındaki takıldığım bazı noktalara değinmek istiyorum.

Sayın Baykal, bu tasarıyla göz önünde bulundurulan tek amacın, sınavla ilgili esasları düzenleme yetkisinin Yüksek Öğretim Kurulundan alınarak Millî Eğitim Bakanlığına devredilmesi olduğu şeklinde bir ifade kullandılar ve bunu temellendirmek üzere de, tasarının 5 inci maddesindeki şu cümleyi burada ifade ettiler, tekrarladılar: “Bu sınava temel teşkil etmek üzere, Millî Eğitim Bakanlığı genel ortaöğretim ve meslekî-teknik ortaöğretim kurumlarının program/alan/kol/bölümlerini; sözel, eşit ağırlık ve sayısal olmak üzere üç grupta toplar.” Şimdi bu cümle niçin buraya getirilmiştir ve bu işi bugüne kadar yapan kurum kimdir, hangi kurumdur; Yüksek Öğretim Kurumu mudur yoksa Millî Eğitim Bakanlığı mıdır? Meslekî ve teknik eğitim-öğretim kurumları için böyle bir alan, bölüm uygulaması şu anda yok. Bu alan-bölüm uygulaması normal liseler için söz konusu. Liselerde eşit ağırlıklı, sözel, sayısal, dil gibi alanlar var. Peki, bunları bugüne kadar kim belirlemiş, hangi programı okuyan öğrencinin sözel, hangi programa tabi olan öğrencinin sayısal, hangi programı takip eden öğrencinin eşit ağırlıklı olacağına bugüne kadar kim karar vermiş; Millî Eğitim Bakanlığı karar vermiş, YÖK karar vermemiş. (AK Parti sıralarından alkışlar Tabiî, burada, meslekî ve teknik liseler için, imam-hatip liseleri de buna dahil olmak üzere, bunlar için bir alandan söz edilmemiş, bunlara da denmiş ki, siz, bu öğrencilerle yarışın. Bir de, tabiî, şu noktanın altını bilhassa çizmemiz lazım; Sayın Baykal’ın konuşmalarından şunu anladım: Bu tasarıyla, biz, imam-hatip liselerinin üniversiteye girişte önünü açıyoruz. Böyle bir şey yok. (CHP sıralarından “Aa” sesleri) İmam-hatip lisesi öğrencilerinin meslekî ve teknik eğitim kurumlarındaki öğrencilerin önleri zaten açık, kapalı diye bir şey yok. Fark şudur efendim... Fark şudur... (CHP sıralarından gürültüler)

Bakınız, dinlerseniz, bir şeyler öğrenebileceğinizi zannediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Bize size inanıyoruz...

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Biz, meslekî ve teknik eğitim kurumlarında okuyan öğrencilerimize diyoruz ki, şurada liseler var, normal liseler, bunlar eşit ağırlık, sözel, sayısal gibi programları takip ediyorlar ve biz, sınavları onların okuduğu derslerden yapıyoruz. Bu çocuklara, siz de kendinize güveniyorsanız, bu sınavlara girin diyoruz. Önleri kapalı mı; hayır kapalı değil. Siz, “kapalı” diye sesinizi yükseltseniz de değerli Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım, önleri teorik olarak kapalı değil. Sınavlara girebiliyorlar. Ancak, o öğrencilere elektrik bölümünde okuyana, motor bölümünde okuyana, imam-hatip lisesinde okuyana, biz, diyoruz ki “hadi yarış; ama, ayağına 44 kiloluk bir ağırlık bağlayacağız, eşit şartlar altında yarış.” Bu doğru mu! Bunu içimize sindirebiliyor muyuz?! (AK Parti sıralarından alkışlar) Ve diyoruz ki, sizin ne ders okuduğunuz bizi ilgilendirmez. Kim diyor bunu; Yüksek Öğretim Kurulu diyor. Siz, hangi dersleri okuyorsunuz bizi ilgilendirmez. Biz normal liselerde takip edilen programlara göre sorular düzenleriz, siz kendinize güveniyorsanız, 44 kiloluk ağırlığı da taşımayı göze alıyorsanız, buyurun yarışın” diyoruz. Tabiî, bu öğrencilerin, böyle bir yarışta sınav kazanmaları neredeyse imkânsız gibidir, neredeyse...

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - İlahiyat fakülteleri...

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Tabiî ki bir imam hatip lisesi mezunu, ilahiyat fakültesine gitmek istediği takdirde bu engel yoktur. Onu da söyleyelim, onu da gizlemeyelim. Ama, bir öğrenciyi anne ve babası elektrik alanında yetişsin diye getirmişse, bir başka veli çocuğunu imam hatip olsun diye getirmişse, çocuk da öğrenim süresinin bir safhasında bu öğrenimi içine sindirememişse, benimseyememişse, alanını değiştirmek istiyorsa, bunu, sanki, bütün öğrenciler, gerek imam hatip lisesinden gerekse diğer meslek liselerinden mezun olan bütün öğrenciler, lisede okuyan öğrencilerin önünü kesecekmiş gibi algılayarak kamuoyuna sunmak, ne kadar doğrudur, onu sizin takdirinize bırakıyorum ve bunun liselerde okuyan öğrenciler üzerinde ne kadar olumsuz, tahrik edici bir etki yapacağını da hepinizin takdirine bırakıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Tahrip kalıbını söküyorsunuz.

TAYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Sayın Baykal, yine, bu işin, 65 000 kişi için yapıldığını ifade buyurdular; 65 000 kişi için bu kapının açılmasını kaygı verici buldular.

Değerli arkadaşlarım, bu kapı 1999 yılına kadar hep açıktı. 1973 yılına kadar da imam hatip liselerinden mezun olan gençler, liselerde fark  derslerden sınav vererek, o tarihten önce de, belki yüzlerce, belki binlerce imam hatip lisesi mezunu, önlerinin bir ölçüde kapalı olduğu dönemde de fark derslerinden sınav vererek lise mezunlarıyla birlikte bu sınavlara katılıyorlar, sınavları başaranlar da üniversitelerde okuyorlardı. 1973’te ne oldu? 1973’te Millî Eğitim Temel Yasasında yeni bir düzenleme oldu Sayın Naim Talu’nun başbakanlığı döneminde. Tasarıyı Meclise sevk eden, rahmetli Ferit Melen; ancak, tasarının görüşüldüğü ve yasalaştığı sırada Başbakan Sayın Naim Talu.

32 nci madde Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiği zaman imam hatip lisesi öğrencilerinin üniversitenin değişik alanlarında okuması öngörülmemişti hatta bu maddenin gerekçesinde kendi alanlarıyla ilgili yükseköğretim kurumlarına devam edebileceklerinden de söz edilmişti; fakat, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Millî Eğitim Komisyonunda bu değiştirildi ve imam hatip liselerinin hem mesleğe hem de yükseköğretime öğrenci hazırlayan programları uygulayacağı hükme bağlandı. Tabiî ki, bu madde, bu tasarı yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisinde değil o günkü Cumhuriyet Senatosunda da tartışıldı. O tartışmaların tutanakları elimizde. “Efendim, tasarı hükümetten geldiği gibi geçsin. İmam hatip lisesi mezunları yalnız kendi alanlarında yükseköğrenim görsünler” dendi, bu konuda önergeler de verildi. Önerge sahiplerinin isimleri, imzaları, önergeleri, hepsi elimde; ancak, Cumhuriyet Senatosu da bunu tartıştı, bu okulda okuyan öğrencilerin yükseköğrenime devam ederken önlerinin daraltılması yolundaki yaklaşımları kabul etmedi, uygun görmedi ve bu önergeler reddedildi. Bunu doğru buluruz yanlış buluruz o ayrı bir konu; imam hatip lisesi mezunlarının üniversitelerin değişik alanlarında öğrenim görmelerini doğru buluruz doğru bulmayabiliriz, bu bir görüştür; doğru bulan görüşe de doğru bulmayan görüşe de saygı duyarız; ama, biz bu işin yasal temelinden söz ediyoruz. Yasal temeli bu.

Değerli arkadaşlar, bu madde 1981 yılına kadar tartışmasız uygulandı; yalnız, 1979’da ve müteakip yıllarda belki, belki daha önceki yıllarda münferit bazı katılmalar oldu. Bunlardan bir tanesi elimde. Bir imam-hatip lisesi mezunu, iktisadî ve ticarî ilimler fakültesi ya da akademisi -her neyse- sınavını kazanıyor ve kaydını yaptırmak için başvurduğu zaman, Yüksek Öğretim Kurulunun yönetimi bunu kabul etmiyor. O günkü yasal prosedür gereği, bu öğrenci Danıştaya başvuruyor. Elimdeki karar, Danıştay kararıdır. Bu öğrencinin kaydını reddeden bu Yüksek Öğretim Kurulu aleyhine Danıştay 8 inci Daire karar veriyor ve öğrenci, bu öğretim kurumuna kaydını yaptırıyor. Bunlar münferit olaylar, genel değil.

Geliyoruz 1981’e. 1981’de, zamanın Millî Eğitim Bakanı Hasan Sağlam, din eğitimiyle ilgili 113 sayfalık bir rapor hazırlatıyor. Bu raporda çeşitli değerlendirmeler yapılıyor, çeşitli öneriler dile getiriliyor. Bu arada, 32 nci maddeyle ilgili olarak da sınırlama getirilmesi; yani, imam-hatip lisesi mezunlarının, yalnız ilahiyat fakültelerine gidebilmelerini mümkün kılan, diğer üniversitelerde okumalarını önleyen bir öneri getiriyor bu rapor. Bu rapor, o günkü askerî yönetime, Millî Güvenlik Konseyine sunuluyor. Millî Güvenlik Konseyi, bu rapor üzerine dikkatle eğiliyor. 25 kişiden oluşan bir uzmanlar komisyonunda bunu iki gün tartıştırıyor. Tarih, 28 Mayıs 1981. Toplantıya, Osman Feyzoğlu adında bir Sayın General başkanlık ediyor.

Diğer öneriler hakkında ne kadar verildiği, ne karar verilmediği bugünkü konumuz değil; onun için üzerinde durmuyorum. Ancak, imam-hatip liselerinin, üniversite ya da yükseköğrenimlerini sürdürürken, önlerinin daraltılması ya da genişletilmesiyle ilgili teklifi, daha doğrusu daraltılmasıyla ilgili teklifi komisyon uygun görmüyor ve Millî Güvenlik Konseyi de bu talebi reddediyor; olay bu kadar açık. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli arkadaşlar, bütün konuşmalarda, bütün açıklamalarda, sürekli, AK Partinin bunu bir siyasî amaçla ve 65 000 öğrencinin sorununu çözmek gibi dar bir yaklaşımla ele aldığının ifade edildiğini görüyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Sayın Baykal dediler ki “Sayın Başbakan meydanlarda söz vermiş; Meclis olarak, siz, niçin buna alet oluyorsunuz”; yani, isterseniz demek istediklerini ifade edeyim; Başbakan meydanlarda söz veriyor, siz de, burada, bu sözü yerine getirmeye çalışıyorsunuz.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Arka bahçe!

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu sözü, 2000 yılı haziran ayında, bu Parlamentoda millî iradeyi temsil eden 5 siyasî parti ortaklaşa vermiştir; bir kere bunu açıkça ifade edelim. 2000 yılının haziran ayında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı tartışılırken, Planda olmadığı halde, verilen bir önergeyle meslekî ve teknik liseler ile normal liseler arasında üniversiteye giriş sınavlarında uygulanan farklılığın, eşitsizliğin giderilmesi amaçlanmış; bu önergede, 5 siyasî partinin 4’ünün grup başkanvekillerinin imzası var...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Onlar nerede şimdi?!

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili Sayın Emrehan Halıcı, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sayın İsmail Köse, Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük, Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Sayın Zeki Çakan. Sadece, Refah Partisi Grup Başkanvekilinin imzası yok; ama, bazı milletvekillerinin imzası var. Burada tartışılıyor -buradan açıp uzun uzun okumaya gerek duymuyorum, vaktinizi almak istemiyorum- üniversiteye giriş sınavlarında normal liseler ile meslekî ve teknik liseler arasında uygulanmakta olan farklı değerlendirmeler kaldırılacak” deniliyor; bu kadar açık. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, o günkü millî irade, o günkü millî iradenin temsilcileri bu kararı vermişler...

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Nerede onlar şimdi?!

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Onların yerine millî iradeyi temsilen gelenler, onların bu kararını yerine getirmek ve çoğunlukla, bunu yerine getirmek üzere buradalar.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Zaten siz de onların koalisyonusunuz...

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Millî irade burada; millî irade dışarıda değil; millî irade burada!.. (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Şimdi, değerli arkadaşlarım, saygı değer milletvekilleri; AK Parti, bir siyasî parti olarak, tabiî, kendi açısından doğrularını seçim meydanlarında söylemiş, seçim beyannamesine yazmış, parti programına koymuş; Sayın Başbakanın yaptığı çok yeni bir şey değil; yani, Sayın Başbakanın söyledikleri yeni bir şey değil; yerel seçimler öncesinde de, önüne çıkan pankartlar karşısında demiş ki: “Evet, bizim programımızda bu var, zaten seçim beyannamemizde vardı, acil eylem planımızda var; tamam, sakin olun, biz, bu konuyu çözeceğiz.” Yeni bir şey değil ki bu. AK Parti kurulmadan önce programına yazdığı bir şey bu. AK Parti iktidarının söylediği nedir?.. Ben, siyasî üslupla konuşmaktan pek hoşlanmıyorum; ancak, bazı doğruları tespit etmek üzere, herkesin bunu bilmesini istiyorum; Cumhuriyet Halk Partili değerli arkadaşlarımın bilmesi için bunları söylüyorum; bugün yapılan iş nedir: Bugün yapılan iş, meydanlarda verilen sözü, parti programında yazılan şeyi, millî iradenin temsilcileri, burada, dile getiriyorlar; diyorlar ki, bu adaletsizliği gidereceğiz.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Diğer sözler ne oldu?!

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Şimdi, ben, soruyorum; 1999 yılında, Yüksek Öğretim Kurulu, aldığı bir kararla, adaletsiz bir uygulama başlatmıştır. Ben isterdim ki, muhalefet sözcülerimiz, bugüne kadar yaptığı açıklamalarda, Millî Eğitim Temel Kanununun 32 nci maddesi mademki yürürlüktedir; ama biz buna karşıyız, gelin bu maddeyi değiştirelim. Biz imam hatip lisesi mezunlarının, yani din eğitimi almış gençlerin üniversitelere girmesine karşıyız... Olabilir, bu bir siyasî tercihtir. 32 nci madde yanlıştır, bu yasaya rağmen, hukuk devletinde YÖK’ün yaptığı bu uygulama yanlıştır demelerini beklerdim. Bu uygulama yanlış.

V.HAŞİM ORAL (Denizli) - Niye diyelim ki.

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi bizim yaptığımız iş nedir, şu anda yaptığımız iş nedir. Şu anda yaptığımız iş, üniversite sınavlarında gençlerin eşit şartlar altında yarışmaları ve yükseköğretim kurumlarında, diledikleri fakültelerde başarıyorlarsa öğrenimlerini sürdürmeleridir. Ben burada bir gerçeği de görmemiz gerektiğini kabul ediyorum. Haklı, haksız, bunu özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundaki arkadaşlarıma söylüyorum. Nedense, bizim başarısızlığımız sebebiyle, derdimizi, fikirlerimizi, tezlerimizi yeterince belki tartışmadığımız, belki anlatmayı başaramadığımız için, haklı haksız imam hatip liseleri üzerinde yoğunlaşan bir tartışma var. Bizim buna bir çözüm üretmemiz gerekiyor arkadaşlar.

Nedir bunun çözümü...

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Çok da masum değil bu kadar, lütfen...

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Tabiî ben bu konuda Cumhuriyet Halk Partisinin değerli yöneticilerine zaman zaman el uzatarak, gelin, oturalım bu konuları konuşalım dedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Altıkulaç, toparlar mısınız.

Buyurun.

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Amacım ya da önerim imam hatip liseleriyle ilgili olarak, bunları kapatalım filan gibi bir yaklaşımı düşünmemi benden elbette bekleyemezsiniz; ama ortada bir sorun var. Bu okullara öğrenciler niçin gidiyor; bu sorunun cevabını bulmamız lazım, veliler bu okullara niçin yöneliyorlar; bunun cevabını bulmamız lazım. Yani buraya giden 100 çocuktan 100’ü de imam hatip olmayı kararlaştırmışta mı bu okula gidiyor; hayır, yeterli din eğitimi almak için bu çocuklar bu okullara geliyorlar. Yeterli din eğitimi, altını çiziyorum. Bugün, ilk ve orta dereceli okullarımızda, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi dersi vardır, zorunlu dersler arasında bu ders yer alır; ancak, bu bir eğitim değil öğretimdir. Bu sınıfa giren Musevi vatandaşın çocuğuna da, Hıristiyan vatandaşın çocuğuna da, Ateist vatandaşın çocuğuna da bu dersi verirsiniz ve bunun, laiklikle çelişen bir yanı yok; çünkü, bu bir öğretimdir, bilgilendirmedir. Bu yasayı çıkaranlar, 1980 sonrası, 12 Eylül sonrası dönemde Anayasaya bunu koyanlar, yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede, gençlerimiz, çocuklarımız “nedir bu Müslümanlık, hangi inanç sistemine dayanır, hangi ibadetler yapılır” bu konuda özlü bilgi edinsinler diye bu dersi koymuşlardır.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Kur’an kursları ne işe yarıyor?

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Bu konuda özlü bir bilgi edinsinler diye bu ders konulmuştur. Bu bir din eğitimi değildir; bu bir din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimidir.

Veli bunu yeterli görmüyor, “ben çocuğumun yeterli din eğitimi almasını, dindar yetişmesini istiyorum” diyor.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Kaç veli?..

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Bu, vatandaş için bir hak değil midir?

O halde, bizler, öncelikle Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarım, tabiatıyla Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım, masaya oturup, bu sorunun cevabını bulmak zorundayız. Bu millet bizden bunu bekliyor. Bu sorunu çözdüğümüz, bu ihtiyacı, Anayasanın 24 üncü maddesinde emredilen şekilde çözdüğümüz takdirde...

Anayasada “daha fazla din eğitimi için ve daha fazla bilgi için vatandaş istiyorsa devlet ona bu hizmeti verecek; küçüklerin de, kanunî temsilcilerinin talebi üzerine bu eğitim verilecek” deniliyor. Şimdi, bunun cevabı var mı okullarımızda; ben soruyorum; İktidar Partisine soruyorum, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarıma soruyorum.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Liselerin adını değiştirelim.

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Yanlış anlamadıysam, Sayın Baykal’ın sözlerinden de yanlış anlamadıysam “2 500 000 çocuk din eğitimi almamış mı” buyurdular?..

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Evet.

HASAN ÖREN (Manisa) - Size göre öyle.

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Şimdi “siz, bunu ailelere bırakalım, herkes kendi çocuğunun eğitimini kendisi karşılar” derseniz, doğru dürüst ilkokul diploması bile olmayan, yeterli formasyona sahip olmayan kişilerin evlerinde çocuklarına din eğitimi uygulaması başlamıştır, bundan haberiniz var mı; bu doğru mu; bu sağlıklı mı?! Ama, öte taraftan, Anayasa neyi emrediyor; bu ülkede din eğitimi ve öğretimi, devletin gözetim ve denetimi altında verilir diyor ve Anayasanın 24 üncü maddesi, devlete görev veriyor, bu görevi yerine getir diyor. Bu görev yerine gelmemiş. Bu ihtiyacı karşılamak üzere, vatandaş, çocuğunu avukat da yapmak istiyorsa, doktor da yapmak istiyorsa, mühendis de yapmak istiyorsa, tek adresi var gideceği, imam-hatip lisesidir.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Ya Suriye’ye ya Afganistan’a gidiyorlar ama.

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - İmam-hatip lisesinde bu eğitimi alabileceğini görüyor ve bu anlayışla bu okullara ilgi yoğunlaşıyor, okulların sayısı artıyor.

İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) - O zaman diğer liseleri kapatalım!

ATİLA EMEK (Antalya)- Liseleri kapatalım o zaman!

TAYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Eğer Anayasanın 24 üncü maddesindeki zorunlu din öğretimi dışında, vatandaşın, çocuğunun ihtiyacı olan din eğitimi ve öğretimi konusunu bu Meclis çözerse, bu iktidar çözerse, bu muhalefet desteklerse, imam-hatip liselerine olan ilgi kendiliğinden azalacaktır, imam-hatip liselerinin sayısı kendiliğinden düşecektir. O zaman, belki, 65 000 öğrenciden söz etmeyeceğiz, 30 000 öğrenciden söz edeceğiz.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Siz, azalan ilgiyi artırmak için bu oyunu yapıyorsunuz.

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Tamam; eğer bu yasayı çıkardığımız zaman bu okullardaki öğrencilerin sayısının çoğalmasından endişe ediyor, rahatsızlık duyuyorsak, buyurun, el uzatıyorum ben bir siyasetçi olmanın ötesinde, bir uzman kişi olarak, Cumhuriyet Halk Partili bütün arkadaşlarımın elinden tutuyorum; gelin, Anayasanın 24 üncü maddesinde emredilen hususu nasıl yerine getireceğimizi tartışalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Altıkulaç.

Tasarının tümü üzerinde, şahsı adına söz isteyen, Samsun Milletvekili Sayın Suat Kılıç; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

SUAT KILIÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 441 sıra sayılı Yüksek Öğretim Kanunu ve Yükseköğretim Personel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.

Çok değerli milletvekilleri, sözlerimin başında, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Sayın Ali Topuz’un AK Parti sıralarına yönelik bir sataşmasına ilişkin kanaatimi sizlerle paylaşarak ilk planda bu cümleye yer vermek istiyorum. Sayın Topuz, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili olarak, AK Parti sıralarına yönelmek suretiyle “sizler, burada tesadüfen bulunan 387 milletvekilisiniz” demek gibi hatalı bir beyanda bulunmuştur. Sayın Topuz’un her şeyden evvel bilmesini istediğim hakikat şudur: Türkiye Büyük Millet Meclisi, millet iradesinin tecelli ettiği bir mercidir ve bu Parlamento çatısı altında bulunan 550 milletvekili, demokratik parlamenter rejimin Türkiye’de harfiyen işleyen kuralları ve prensipleri çerçevesinde seçilmiş milletvekilleridir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Yine, bir şeyin daha bilinmesini isterim. Hayat, bir programdır; bu program içerisinde tesadüflerin çok fazla yeri yoktur. 550 milletvekili gibi, Sayın Topuz’un da bu çatı altındaki varlığı bir tesadüfün değil, millet iradesinin neticesidir ve yine bilinmesi gereken bir şey, Sayın Topuz, konuşması sırasında çok yoğun bir vurguyla demokrasi dersi vermeye kalkmıştır; ama, ulusal egemenliği tesadüflere bağlamak gibi hatalı beyanıyla bu demokrasi dersini almak durumunda kalmıştır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üniversiteler, özgür ve demokratik ortamlarda bilginin üretildiği, yayıldığı, gerçeğe ulaşmayı amaçlayan yöntemlerin araştırıldığı, ulusun ve ülkenin güçlü geleceğinin inşa edilmesine yönelik akademik çalışmaların yapıldığı kurumlardır. Üniversitelerimiz, anılan bu misyon tanımlamasıyla, ulusun ve ülkenin geleceği için vazgeçilmez, gözardı edilemez önemdeki kurumlardır.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Gerekçeyi okuma Suat, başka şey söyle.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Toplumun ve ülkenin ihtiyaçlarını karşılama konusunda üniversitelerimizin üzerine düşen görevi etkin ve verimli bir şekilde yerine getirebilmesinin bazı temel kuralları ve olmazsa olmazları vardır. Olmazsa olmazların ilki, çağın gereklerine uygun, yenileşme ve gelişme sürecinin, arayışının aksatılmaksızın sürdürülmesi, devam ettirilmesidir; ancak, Türkiye’deki yükseköğretim uygulamasında, 1981 yılında kurulan YÖK sisteminin aşırı merkeziyetçi yapısı nedeniyle, üniversitelerimizin, yenileşme ve gelişme süreçlerine uzak kaldığı, Türkiye’nin demokratikleşmesine paralel adımları atamadığı gözlemlenmektedir. Avrupa Birliğinin son ilerleme raporunda da kayıt altına alındığı gibi, merkeziyetçi ve yetkilerin dar bir zümrede toplanmasına dayalı bir anlayışla kurulmuş olan YÖK, çağdaş üniversitenin gereği olan yönetim anlayışını yakalayamamış ve zaman içinde, yükseköğretim kurumlarını yönetmekte, gereken planlamaları yapmakta, üniversiteler arası koordinasyonu sağlamakta yetersiz kalmıştır.

Aşırı merkeziyetçi ve giderek hantallaşan YÖK sisteminin ülkemiz açısından telafisi imkânsız kayıplara yol açtığı en önemli başlıklardan biri de, üniversitelerimizin, bugünkü yönetim anlayışının yarattığı kalıplar nedeniyle geniş toplum kesimleri ve yatırım, üretim, sanayi sektörleriyle bütünleşememiş olmasıdır.

Üzülerek belirtmeliyim ki, pek çok üniversitemizin kurulu oldukları illere tek katkıları, öğrencilerinin o il içinde yaptıkları harcamalardan ibarettir. Oysa üniversitelerimizin, merkeziyetçi yapı ve akademisyenleri yerleşkelere mahkûm eden kalıpçı anlayışlardan sıyrılarak, kurulu bulundukları illere sanayi ve üretim araçlarıyla toplumsal imkânlarını buluşturmaya yönelik öncülük etmeleri beklenirdi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eskiyen ve aksayan yapısıyla YÖK sisteminin ve imkânsızlıklarıyla üniversitelerimizin yapamadıklarının ülkemize ve ulusumuza telafisi mümkün olmayan faturasını çok daha çarpıcı örneklerle gündemde tutmak mümkündür; ancak, bugün ve bundan sonra odağında YÖK’ün bulunacağı çalışmaların amacı, ayakta kalma, kalkınma ve çağı yakalama çabamızın vazgeçilmez aracı olan üniversitelerimizi hırpalamak değil, olumsuzlukları ortadan kaldırmaktır. Bu çalışmaların amacı, bilimselliğin önüne çekilen merkeziyetçi perdelemeyi aralamak ve üniversitelerin özerkliğiyle bilimsel özgürlüğün önünü açmaktır...

Sistemin aksayan yönlerine ilişkin tespitler, bu tasarıya en çok karşı koyanların bir bölümünün de katıldığı ortak tespitlerdir. Bugün, bütün siyasî partilerin yanında, sivil toplum örgütleri ve toplumsal katmanlar, Türk yükseköğretim sisteminin bir an önce yeniden düzenlenmesi gerektiği konusunda hemfikirdir.

Buradan hareketle, yükseköğretim sistemimize yeni bir soluk ve heyecan kazandırmak, bilimsel yayınların niteliğini yükseltmek ve bilimsel yayın sayısını artırmak, üniversitelerimizde akademik çalışma barışına zemin hazırlamak üzere, bazı değişiklikleri yapmak kaçınılmaz olmuştur.

Değerli milletvekilleri, görüşmelerine başladığımız tasarıya yönelik sert eleştirilerin sahipleri, ne yazık ki, bu tasarıyı bir anlam ve amaç bütünlüğü içinde değerlendirmeye alma zahmetine katlanmamıştır. Tasarıyı her ele alan, kendi bakış açısıyla, bir başka tarafını tutup değerlendirdi. Biz, tasarının temel amaçlarını tutanaklara geçirmek istiyoruz. Zira, kanun, lafzıyla ve ruhuyla bir bütündür. Yorum için gerekli olması halinde, kanun koyucunun, yani, Yüce Meclisin iradesine başvurulur.

Bu tasarıyla hedeflenen temel amaçlar şunlardır: Üniversitelerimizde eğitim ve öğretim kalitesinin artırılması, akademik denetime ve bilimsel özgürlüğe imkân sağlanması.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Ar-ge ödeneklerini Maliye Bakanlığına devrederek mi bilimsel araştırmalara destek veriyorsunuz?!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Üniversite yöntemlerinde demokratikleşmeye yönelik kaçınılmaz adımların hızla atılması,  üniversite öğrenci temsilcilerinin üniversite yönetim süreçlerine katılması, yöneticilerin yasalardan kaynaklanan sorumluluklarının gereğini yerine getirmelerine ve performans değerlendirmelerine imkân sağlanması, akademik yükselmelerde ve yükseköğretime girişte karşılaşılan güçlüklerin azaltılması, ortaöğretimden yükseköğretime geçişte bütünlüğün sağlanması, üniversite bilim, eğitim, üretim ve istihdam imkânlarının geliştirilmesi ve Avrupa Birliği yükseköğretim alanının gereklerinin yerine getirilmesi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının özü ve amacı bu olmakla birlikte, başta da ifade ettiğim gibi, her kesim, bu tasarıyı, kendince, farklı bir boyutuyla eleştiri oklarının hedefi haline getiriyor.

Kayıtsız ve koşulsuz bilmek ve bilgimizin gereğini yerine getirmek zorunda olduğumuz gerçek şudur: Değerli milletvekilleri, hayatın merkezi insandır. Devlet, hukuk ve din de dahil olmak üzere tüm araçların var oluş amacı, hayatın merkezi olan insanın huzuruna ve mutluluğuna katkı sağlamaktır. Hiç şüphe yok ki, amacı insandan hareketle toplumların huzurunu, mutluluğunu, asayiş ve istikrarını sağlamak olan bu çatı organizasyonların kavram, kurum ve kurallarıyla güçlü ve etkin kılınması, yine, sivil demokratik toplumsal süreçlerin işidir.

Gündemimizi oluşturan bu kanun tasarısı gerekçe kılınarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin laik niteliğinin tartışılıyor olması da, doğrusu, bu yüce çatı altında hüzün verici bir durumdur. Bu noktada, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının vazgeçilmez önceliklerini Genel Kurulda bir kez daha hatırlamakta fayda görüyorum.

Değerli milletvekilleri, 1982 Anayasasının 1 inci maddesi “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” der. 1982 Anayasasının 2 nci maddesi “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir” der.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel nitelikleri ve cumhuriyetin temel kazanımlarının korunmasına ilişkin anayasal prensipler, Anayasamızın 1 inci ve 2 nci maddesinde bu kadar katı ve net hatlarla kayıt altına alınmış olduğu halde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin demokratik niteliğine, laik niteliğine, parlamenter rejimine ve Türkiye’nin rotasını Atatürk milliyetçiliğine bağlı bir çizgi üzerine oturtmuş olmasına, Türk insanının sadece laikliği özümsemiş değil, laik sistemi Türkiye’de hayata geçirmiş bir toplum yapısı olduğuna...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kılıç, toparlar mısınız.

Buyurun.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Anayasanın bu güvenceleri elimizin altında ve her an başucumuzdayken, olmayan kaygıları, vehimleri, kuşkuları, korkuları, Türkiye’nin, Türk demokrasisinin, Parlamentonun ve toplumun gündemine taşımak kime hangi faydayı, kime hangi yararı, kime hangi çıkarı sağlayacaktır?!

Demokrasi, parlamenter rejim, cumhuriyet, laiklik ve Atatürk milliyetçiliği noktasında rotasını bulmuş, bu rotayla huzurunu yakalamış olan Türkiye’nin rotasını saptırmak ya da huzur ortamını bozmak, hangi parlamentere, hangi milletvekiline, hangi siyasî partiye, hangi siyasî parti tabanına ya da Türkiye’nin, Türk Yurdunun, Türk Milletinin ikbalini ve istikbalini düşünen hangi akla, hangi vicdana zerre kadar, bir tek fayda sağlayabilir?!

HASAN ÖREN (Manisa) - Başbakanlık Müsteşarından mı bahsediyorsun?

SUAT KILIÇ (Devamla) - Sayın Başkan, izninizle sözlerimi tamamlamak için çok kısa bir süre daha talep ediyorum.

Süre kalmadığı için yer veremiyorum, Cumhuriyet Halk Partisinin 2002 seçim bildirgesi. Açın, bu bildirgeyi okuyun ve bugün buraya gelen bu tasarının, büyük ölçüde seçim vaatleriniz arasında yer aldığını, bir kez daha görme imkânını yakalayın.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Okuyun...

SUAT KILIÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, siyaset adamları, konuşmalarının içerisinde birbiriyle çelişen beyanlar içerisinde bulunabilirler, bu doğrudur.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yanlış... Yanlış anlamışsınız.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Günün gereği ve koşullar bunu getirebilirler. Sizin taahhütlerinizi unutmanız, bizim ilk kez karşılaştığımız bir vaka değildir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Anlamamışsınız!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Ama, beni üzen ve siyasî tutarlılık adına kaygılandıran bir başka husus, Sayın Baykal konusunda. Lütfen, saygısızlık olarak değerlendirilmesin, burada bulunmadığı halde bir cümleyi söylemek zorundayım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - O zaman bırak canım. Bırak, Genel Başkanın cevap versin.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Sayın Baykal’ın yapmış olduğu konuşma, kendi içinde en yoğun çelişkileri ve paradoksal bir tabloyu yansıtan, tarihî konuşmalarından bir tanesidir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yapmayın!.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Hem diyor ki “o çocukların önünü açalım, o çocuklar her şey olsunlar” hem de diyor ki “bu tasarı geçerse, bu çocuklar hâkim, kaymakam olacaklar.” Bu, ne yaman çelişki! İnsaf diyorum. Bu ne yaman çelişki!(AK Parti sıralarından alkışlar)

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Çocukların eğitimine göre açalım diyoruz.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, size bir tek şey daha hatırlatmak istiyorum: Sayın Deniz Baykal’ın 1992 kongresinde yaptığı konuşma. Aynen şu ifadeyi kullanıyor: “İmam hatip lisesindeki gençler ile diskotekteki gençleri barıştıracağım” diyor. İşte tasarı... Siz, neyi anlatıyorsunuz?! Ve, bir noktanın daha altını çizmek istiyorum.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Diskotek ile eğitimi karıştırmayın!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, sizler unutabilirsiniz, sizler yanılabilirsiniz; ama, arşivler unutmuyor ve arşivler yanılmıyor. Çok yadırgadığım bir cümle de şu: Öyle bir hava yayıyorsunuz ki, sanki, imam hatip liselerinden mezun olanlar daha dindar, genel liselerden mezun olan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları daha az dindar vatandaşlarımız gibi. Çok rica ediyorum, istirham ediyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sözcünüz öyle söyledi.

SUAT KILIÇ (Devamla) - İmam hatip lisesinden mezun olmak daha fazla dindar olmayı, genel liseden mezun olmak daha az dindar olmayı gerektirmiyor; bu anlayışı reddediyoruz, bu anlayışı kınıyor ve yok sayıyoruz. (CHP sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Demagoji yapma!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yok, yok; kendisi “bilmiyor” dedi.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Sözlerimi, şu cümleyle tamamlıyorum:

Değerli milletvekilleri, başka Türkiye yok; Türk Milletinin umudu, Türk Milletinin geleceği, bekası, beklentileri, bu yüce çatının çalışmalarına odaklanmış ve endekslenmiş durumdadır. Onun için, şu gerçeği fark ederek konuşmaları sürdürmek gerektiğini düşünüyorum: Atatürk, demokrasi, cumhuriyet, laiklik ve millet iradesinin tecelli ettiği bu kutsal çatı, bizim toplumumuzun genel kabulleri, paydası ve ortak değerleridir. Lütfen, hiç kimse, bu genel kabulleri, kendi inhisarında, kendi tasarrufunda, kendi yetki ve siyaset alanında görmeye, kısıtlamaya kalkışmasın ve devam eden maddeler üzerindeki konuşmalar, bu hassasiyet dikkate alınarak yapılsın.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Bunu siz yapıyorsunuz; sayımız yeter diyorsunuz, bizi yok sayıyorsunuz!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Genel Kurulu, en kalbî saygı ve sevgilerimle selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Kılıç, konuşmasında, benim konuşmamı yanlış yorumlayarak, söylemediğim şeyleri söylediğimi ifade ederek...

AHMET YENİ (Samsun) - Öyle bir şey yok.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Bir dakika efendim, bir dakika... Neden korkuyorsunuz?!

Bir tavzih yapacağım, bir açıklama yapacağım; onun için söz istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Topuz, hükümet adına, Millî Eğitim Bakanı söz istiyor. Sayın Bakana söz vereyim, sonra değerlendireceğim sizin konuşmanızı.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Efendim, bu iş zamanında bitsin Başkanım.

BAŞKAN - Değerlendireceğim Sayın Topuz, söz vereceğim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, tavzih şimdi yapılır; yani, yarın tavzih yapılmaz ki!
 
 

Sonraki sayfa


(22 MAYIS 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.