Tasarının tümü üzerinde yapılan görüşmelerin metinleri şöyle: (1)
(12 Mayıs 2004)
BAŞKAN (Başkanvekili Sadık YAKUT) -
Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Antalya
Milletvekili Sayın Deniz Baykal; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin
tarihî bir oturumu gerçekleştirdiğini düşünüyorum. Görüşmekte olduğumuz
yasa tasarısının kanunlaşması halinde, Türkiye’de, temel eğitim politikamızın,
demokratik rejimimizin, siyasî istikrarımızın bu yasadan çok ciddî biçimde
etkileneceğini düşünüyorum. Böylesine önemli bir düzenlemeyi getiren bir
yasa tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisindeki müzakerelerine hükümet
olarak, milletvekilleri olarak, partiler olarak büyük bir sorumluluk duygusuyla
katılmak ve sahip çıkmak durumunda olduğumuzu düşünüyorum. Bu duygular
içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanaklarına değerlendirmelerimi
geçirebilmek için söz almış bulunuyorum; Türkiye Büyük Millet Meclisini,
Sayın Başkan sizi ve milletvekillerini kendi adıma, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına içten saygılarla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, konuştuğumuz yasa tasarısı neyi amaçlıyor; bu
yasa tasarısının hedefi nedir; büyük bir telaşla, Türkiye’de çok değişik
çevreleri ciddî şekilde tahrik ederek, etkileyerek ve büyük tartışmaları
göze alarak, ısrarla, kararlılıkla geçirilmek istenilen bu yasa tasarısının
amacı nedir, içeriği nedir, hedefi nedir; niçin bu kadar telaş, bu kadar
gürültü, bu kadar kargaşa bu yasa etrafında göze alınmaktadır; bunu öncelikle
ve doğru olarak görmek durumundayız.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı, Türkiye’de üniversitelere ve
yükseköğrenim kurumlarına girecek olan öğrencilerin sınavlarında uygulanacak
olan esasları, ilkeleri tanzim etme yetkisini üniversitelerden alarak Millî
Eğitim Bakanlığına intikal ettirmeyi amaçlayan bir tasarıdır. Önce ne konuştuğumuzu
bilelim, YÖK falan konuşmuyoruz; demokratik midir, antidemokratik midir;
YÖK’ü değiştirelim mi, değiştirmeyelim mi; bununla ilgisi yok. Konuştuğumuz
tasarının tek bir amacı var, üniversite sınavlarına girecek olan öğrencilerin
bu sınavlar sonucunda nereye nasıl gireceklerini tanzim edecek olan esasları
belirleme yetkisi üniversiteden alınsın Millî Eğitim Bakanlığına verilsin.
Kimin nereye gireceğini tanzim edecek düzenlemeyi yapma yetkisi Millî Eğitim
Bakanlığına alınsın; getirilen yasanın amacı bu. Bunun, ne demokratik üniversite
arayışıyla ne üniversite özerkliğiyle ne özgürlüklerin yaygınlaştırılmasıyla
hiçbir ilgisi yoktur. Daha önce, anayasa değişikliğinin, üniversitelerle
ve YÖK ile ilgili olarak anayasa değişikliğinin gündeme getirilmek istenmesinin
asıl amacının ne olduğu da şimdi, o anayasa değişikliği yapılmadığı halde,
gündeme getirilen bu yasa düzenlemesiyle ortaya çıkmıştır. Üniversitelerde
neyi değiştirmek istiyor bu iktidar sorusunun cevabını bu yasa tasarısında
buluyoruz; bu yasa tasarısı, onun cevabını veriyor.
Bu yıl 1 950 000 öğrenci üniversitelerde okuma umuduyla sınava giriyor;
bunların bir kısmı üniversitelere girecek, önemli bir kısmı, yüzde 75’i,
yüzde 80’i giremeyecek. Bu dağılım nasıl yapılacak, bu dağılımın ilkesi
ne olsun, performans nasıl ölçülsün? Bu konuda üniversitelerde, geçmişten
günümüze kadar yetki bulundurulmuştur; bu sorunun cevabını üniversiteler
kararlaştırmışlardır, onlar bir düzenleme getirmişlerdir. Şimdi, artık,
bugünün iktidarı “üniversitelerden bu yetkiyi ben alacağım. Ben, Millî
Eğitim Bakanlığı olarak bunu düzenleyeceğim. Kimin, nereye gireceğinin
işaretini ben vereceğim. Hangi öğrenci nerede okuyacak; bunun sorusunu,
bunun cevabını üniversite değil, ben vereceğim, benim getireceğim yönetmelikler
verecek” diyor. Bu yönüyle bu, üniversitelerin kendileriyle ilgili teknik
bir sorumluluğu ve milyonlarca gencimizi ve ailesini yakından ilgilendiren
bir sorumluluğu, bir siyasî iktidar mevkii olarak Millî Eğitim Bakanlığının
kendisinin düzenleme iddiasını ortaya koyuyor. Değerli arkadaşlarım, bu
yanlıştır; yani, bugünkü iktidarı düşünerek söylemiyorum, hangi iktidar
olursa olsun, hangi Millî Eğitim Bakanı olursa olsun, hangi öğrencinin
hangi okulda nasıl okuyacağına karar verme yetkisini eline alması, bir
millî eğitim politikası olarak vahim bir yanlıştır, büyük bir yanlıştır
ve Millî Eğitim gibi çok önemli, Türkiye'nin ulusal bütünlüğünün çimentosu,
ülkemizin istikrarının temel dayanağı, toplumsal kültürümüzün oluşmasının
çıkış noktası olan bir temel kurumu, bir siyasî partinin, zaman zaman partizanca
tercihlerinin, özlemlerinin, siyasî kaygılarının, oy hesaplarının dalgalanmasına
teslim etme anlamına gelecek olan bir düzenlemedir; bu yönüyle fevkalade
yanlıştır, çok tehlikelidir ve bu yanlışın hangi gerekçeyle olursa olsun
yapılıyor olmasına izin vermek çok ağır bir sorumluluktur. (CHP sıralarından
alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, ne olacak; bakınız, meşhur 5 inci madde bunu düzenliyor,
diyor ki: “Yükseköğretim kurumlarına, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin
yapacağı sınavla girilir. Bu sınava temel teşkil etmek üzere, Millî Eğitim
Bakanlığı genel ortaöğretim ve meslekî-teknik ortaöğretim kurumlarının
program/alan/kol/bölümlerini; sözel, eşit ağırlık ve sayısal olmak üzere
üç grupta toplar.” Kim yapar bunu, Millî Eğitim Bakanlığı; bugüne kadar
kim yapıyordu, üniversiteler; ne yapıyorsun, ne yetkiyi alıyorsun, üniversitelerdeki,
liselerdeki, ortaöğretim kurumlarındaki, genel ve meslekî teknik ortaöğretim
kurumlarındaki öğrencilerin eğitimlerini, program, alan, kol ve bölüm olarak
ayrıştırma yetkisini alıyorsun ve bunu, sözel, eşit ağırlık ve sayısal
olmak üzere gruplandırma yetkisini alıyorsun ve üniversiteye giriş uygulamasının
bu anlayışa göre şekillendirileceğini söylüyorsun. Bu, siyasetin eğitime
ipotek koymasıdır, 2 000 000 gencin geleceğini belirleme yetkisini siyasî
bir makamın kendi eline alma iddiasını ortaya koymasıdır. Yanlıştır, sakıncalıdır,
çok önemli sıkıntıları beraberinde getirir; buna, hepinizin dikkatini çekmek
istiyorum.
Bugüne kadar meslekî ve teknik ortaöğretim alanında bu gruplandırmalar
var mıydı; hayır yoktu. Şimdi kim koyacak; Millî Eğitim Bakanlığı koyacak.
Neye göre koyacak; ders sayılarını belli bir şekilde hazırlayarak, ayarlayarak,
Millî Eğitim Bakanlığı, bunu, kendi anlayışına göre şekillendirecek.
Değerli arkadaşlarım, prensip olarak, bu, çok tehlikeli bir açılım ortaya
koyuyor; bir.
Şimdi, tabloya daha yakından bir bakalım. Bu yetkiyi alınca Millî Eğitim
Bakanlığı nasıl kullanacak, niçin bu yetkiyi almak istiyor Millî Eğitim
Bakanlığı, bu yetkiyi kullanma amacı ne, bu yetkiyi elde etme amacı ne?
Bu yetkiyi sadece bu hükümet almıyor, bundan sonra gelecek her hükümet
alacak. Bundan sonra, eğitim politikası, gençlerimizin geleceği, siyasî
iktidarların yazboz tahtasına, her birisinin kendi özel ihtiyacına, siyasî
hesabına göre şekillendirilecek.
Çok yanlış bir kapıyı açıyorsunuz. Bu kapı açılınca ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Önce bir genel tabloya bakalım. Baktığımız zaman, gördüğümüz şudur: Bugün,
Türkiye’de 2,5 milyon öğrencimiz genel liselerde, fen liselerinde, Anadolu
liselerinde, özel liselerde ve kolejlerde okuyor; 2,5 milyon öğrencimiz
var bütün sınıflarında. İmam-hatip liselerinde 65 000 öğrencimiz var ve
985 000 öğrencimiz de imam-hatip lisesi dışındaki diğer meslek ve teknik
liselerde var. 985 000 meslekî ve teknik okullarda, 65 000 imam-hatip liselerinde,
2,5 milyon da genel, Anadolu, fen liselerinde.
Şimdi, burada yapılmak istenilen nedir; üniversiteye girişi öyle ayarlayalım
ki, 65 000 kişinin önünü açmaya yardımcı olacak bir düzenleme getirelim.
65 000 kişiye verilmiş sözümüz var; o 65 000 kişiyi üniversite girişinde
ayrıcalıklı bir konuma taşıyalım. Yapılmak istenen budur.
Değerli arkadaşlarım, bu, bilinmelidir ki, geride kalan bütün lise öğrencilerinin
-o 985 000 meslekî ve teknik lise öğrencilerinin ve 2,5 milyon genel lise
öğrencilerinin- aleyhinde bir düzenlemeyi kaçınılmaz olarak getirecektir.
Demin konuştuğumuz bölüm, kol, program ayrıştırması, sözel, sayısal, eşit
ağırlıklı düzenlemesi öylesine kullanılacaktır ki, bunun sonucunda, 65
000 kişinin önü açılacaktır, diğerlerinin de önü kapatılmak istenecektir.
Değerli arkadaşlarım, biz, o 65 000 gencimizin her yere gelmelerini
uygun görüyoruz, onların her yere gelme haklarına saygı duyuyoruz; ama,
o çocuklarımızın, bir temel eğitim ayrıştırması yaratılarak, bir kültür
farklılaşması içerisinden geçirilerek oralara getirilmesi girişimini, ülkemizin
siyasî istikrarı, siyasî rejimi bakımından kaygıyla karşılıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, şunu hep birlikte saptamalıyız: Bu yaklaşım, din
eğitiminin bir uzantısı olarak sunulmak isteniyor; bu, kesinlikle doğru
değildir. Din eğitimi ayrı bir iştir, eğitimin dinsel temele dayandırılması
ayrı bir iştir. Din eğitiminden başlayarak genel eğitimin dinselleştirilmesine
yönelik bir yolun ve kapının açılması, Türkiye’nin istikrarını, huzurunu
çok ciddî şekilde sıkıntıya sokar. Bakın, din ve eğitim ilişkisi olağanüstü
önemlidir, tarih boyunca da böyle olmuştur. Biz, bunun çaresini, hep beraber,
belli bir ayrıştırmada bulduk; yani, din, elbette, toplumun en önemli temel
değeri ve sosyal kimliğinin bir parçası olarak varlığını sürdürecektir;
ama, dini, eğitimin, hukukun ve idarenin, yönetimin bir parçası haline
getirme girişimleri, biliniz ki, dine de, o topluma da büyük sıkıntılar
ve acılar getirir. (CHP sıralarından alkışlar) Biz bunları yaşadık, bunları
biliyoruz; o nedenle, bu çabaların uygun olmadığını, açıkça burada ifade
etmek istiyorum.
Burada amaçlanan, öyle bir program düzenlemesi yapalım ki, o 65 000
öğrencimiz yarın öğretmen olabilsinler, yargıç olabilsinler ve kaymakam,
vali olabilsinler, bunu sağlayalım; bunun amacı budur, açık olalım, dürüst
olalım, birbirimizi yanıltmayalım. O çocuklar her şey olsunlar; ama, onları,
o geride kalan öğrencilerden farklılaştırmadan bunu yapalım. O çocukların
önünü açalım; ama, bir eğitim farklılaşması, kültür farklılaşması, bir
çatışma tohumu ekmeden toplumumuza bunu yapmaya çalışalım. Bunu yapmazsak
ne olur; bunu yapmazsak, ciddî sorunlarla, sıkıntılarla karşı karşıya kalırız.
Değerli arkadaşlarım, bunun amacının bu olduğunu hep beraber görmeliyiz.
Bunun doğru bir yaklaşım olmadığını açıkça kabul etmeliyiz. Bu, bir haksızlığı
düzeltme girişimi değildir, tam tersine, yeni haksızlıkları ortaya koyma
girişimidir. Bakınız, bu uygulamanın sonucunda ne olacak biliyor musunuz;
bugün, Anadolu Eğitim Liseleri var, bir meslek lisesi, oraya giren öğrenci
öğretmen olmak istiyor. Anadolu Eğitim Lisesine giren öğrenci, biliniz
ki, şimdi, o imam-hatip lisesinden gelen öğrencinin arkasında kalacaktır,
onun avantajı ortadan kalkacaktır ve bir süre sonra imam-hatip liselerinden
gelen öğrenciler, Öğretmen Meslek Lisesinde okuyan öğrencilerin yerini
alacaklardır ve onlar geri plana ineceklerdir. Bu, çok açık, çok net bir
şekilde getirilen düzenlemenin bir parçasıdır; bunu, hep beraber yaşayacağız
ve göreceğiz. Bu, bir haksızlığı...
O sözel programlar, bakın; daha önceki, iki yıl önceki üniversite sınavını
hatırlıyor musunuz; yabancı dil alanında birinci olmuş bir öğrencimiz,
öğretmen meslek lisesinden mezun olan çocukların arkasından öğretmen olabilmek
imkânını bulabilmişti. Şimdi, bunların tümü kalkıyor, hiç böyle bir avantaj
söz konusu olmayacaktır ve söylediğimiz tablo kendisini gösterecektir.
Genel liselerden mezun olan öğrencilerin bir kısmından daha avantajlı
hale, imam hatip liselerinden mezun olan öğrenciler, hukuk eğitiminde,
siyasal eğitiminde ve öğretmen okullarında geleceklerdir. Bu düzenlemenin
amacı, imam hatip okullarına giden öğrenci sayısını artırmaktır. Bu düzenlemenin
amacı, oralardaki öğrencileri Türkiye’nin yönetim kademelerine getirecek
şekilde bir düzenleme yapmaktır.
Değerli arkadaşlarım, her şey olunabilir, hepsi olunabilir; ama, Türkiye’de
bir kültür çatışması yaratmayalım. Hepimiz devletin parasıyla, devletin
bütçesiyle, devletin kaynaklarıyla öğrencilerimizi “dinî eğitim almış Müslüman
öğrenciler-dinî eğitim almamış öğrenciler” ayrışmasına oturtmayalım; bunda
Türkiye’nin yararı yok. (CHP sıralarından alkışlar)
Yani, öğrenciler iyi öğreniversin; peki, dini öğrenmek için herkes imam
hatip lisesine mi gidecek?! Yani, Türkiye’de dinini öğrenen sadece bugün
orada okuyan 65 000 kişi mi?!. O 2 500 000 öğrenci dinini öğrenmiyor mu?
Okula gitme imkânı olmayan milyonlarca insan dinini öğrenmiyor mu? Bu ayrışmaları
niye gündeme getiriyoruz?!. Bu ayrışmada bir yarar var mı, Türkiye’nin
bir yararı var mı?
Bunlar, bakın, daha şimdi buralarda çıkmaya başlıyor; yarın bu,
iktidarların elinde “Türkiye’nin tehlikeli kadrolaşma, çatışma; sen-ben,
ben-ben, Müslüman-Müslüman değil” ayrışmalarının altyapısını oluşturacak.
Türkiye’yi, bundan sakınmak lazımdır.
NİHAT ERGÜN (Kocaeli) - Çok ayıp ediyorsunuz!
K.KEMAL ANALDOL(İzmir) - Dinle, dinle(CHP sıralarından “dinle,
dinle”sesleri;gürültüler
DENİZ BAYKAL (Devamla) - Bu yasa, bunun kapısını açacak bir yasa
olarak gözüküyor.
Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri, şimdi, bu, bir dinî istismar
girişimidir.
Bakın, Sayın Başbakan bir süre önce demişti ki: “Geçmişte, biz de, zaman
zaman dini istismar ettik.”
Bu, dürüst bir kabuldür. Geçmişe yönelik değerlendirmesi doğrudur. Bunun
bir itiraf yönü vardır, bir değer taşır; ama, biliniz ki, o istismarlar,
artık, sadece geçmişte kalmış değildir, o istismarlar şimdi de devam ediyor.
(CHP sıralarından alkışlar)
Siz “din nasıl istismar edilir” diyorsunuz. İşte, bu, onun tipik yollarından,
yöntemlerinden biridir.
Başbakan diyor ki: “Ben, söz verdim, bunu çıkaracağım.”
Değerli arkadaşlarım, Başbakan söz vermiş, bunu Türkiye Büyük Millet
Meclisinde çıkaracakmış; yani, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başbakanın
her sözünü uygulama aracı mı?! Başbakan yanlış söz verdiyse, biz, o yanlışı
burada kabul mu edeceğiz?! Başbakanın her verdiği sözü, Türkiye Büyük Millet
Meclisi ve Sayın Başbakan tutma ihtiyacını hissediyor mu?!
“Dokunulmazlıkları kaldıracağım” diye 70 000 000’un önünde söz vermişti
Başbakan. O sözünü tutma ihtiyacını hissetmiyor da, şimdi “imam hatip liselerinin
önünü açacağım, onları devlet yönetimine taşıyacağım” sözünün gereğini
tutmak için Meclise bu baskıyı yapıyor olması, kesinlikle uygun düşmüyor.
AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul) - Tezkerede de söz vermişti!
DENİZ BAYKAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Baykal, konuşmanızı toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
DENİZ BAYKAL (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Sayın Başbakan, bir süre sonra, yine, geçmişe yönelerek, belki diyecek
ki, yahu ne hatalar yapmışız.
Bakın, dikkatinizi çekerim, bu hataları yapan sadece siz değilsiniz,
geçmişte de bu hatalar yapılmıştır. Geçmişte bu hataları yapan siyaset
adamları, çok sonra, bu hatalarını ifade etmek, o hatalarının yol açtığı
sorunları, sıkıntıları kontrol altına almak için büyük gayretler göstermek
durumunda kalmışlardır. Böyle bir hatayı, tekrar, şimdi yaşamanın ve yaşatmanın
çok yanlış olacağını düşünüyorum, buna gerek olmadığına inanıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu yaklaşım, Türkiye’yi yeni sorunlarla, sıkıntılarla
karşı karşıya bırakacak. Bakın, Türkiye bir gerginlik içine sürüklendi.
Bu gerginliğin şu anda ortaya çıkan faturası, sadece faiz ve kur artışı
nedeniyle 2 500 000 000 dolardır; şu anda, sadece bu tartışma dolayısıyla
son bir haftada ortaya çıkan faiz ve kur artışının Türkiye’ye maliyeti
2 500 000 000 dolardır. Borsadaki gerilemenin yol açtığı özel sektöre ilişkin
değer kaybı ise 3 600 000 000 dolardır. Hadi, o değişir, zaman içerisinde
şartlar toparlanır, gider; ama, daha dün yapılan ihalede, bu faiz artışının
bedelini Türkiye ödemiştir. Yani, siz, bunu yapacağız diye, verdiğimiz
o sözü tutacağız diye, Türkiye’yi, 2 500 000 000 dolar, sıkıntının içine
sokmuş durumdasınız; bunu da takdirlerinize sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu yasa, Türkiye’de yeni bir dönemi
açacaktır; bunu buradan ifade etmeyi görev biliyorum. Bu tasarı, bugünkü
iktidarın niteliğiyle ilgili çok temel bazı gözlemlerin yapılmasına fırsat
vermiştir. Bir uzlaşma, bir kaynaşma, demokrasiyi toplumsal katılım ve
mutabakat arayışı olarak anlama yaklaşımını, iktidarın, artık, geride bıraktığını
ve “ben, uygun gördüğüm her şeyi, gerekirse dayatarak gerçekleştiririm”
noktasına geldiğini ortaya koymaktadır. Bunun için de, toplumda, çok ciddî
gerginlikleri göze alabildiğini, kendisine destek vermiş pek çok çevreyi,
kırıp döküp, bir kenara atabileceğini ortaya koymuştur. Bu, üzüntü verici
bir tespittir.
Önümüzde, daha, bir süreç var. Bu süreç nasıl değerlendirilir bilemiyorum;
umudumu korumak istiyorum, bu yasanın sonuçlanıncaya kadar geçireceği süreç
içinde, aklın, sağduyunun, mantığın egemen olmasını diliyorum. Böyle bir
ihtimalin ortaya çıkması hepimizi çok mutlu edecektir; ama, dayatma, direnme
ve dediğim dedik yaklaşımının sürdürülmesi, Türkiye’de, pek çok sıkıntıyı
da beraberinde getirecektir. Çok çevre kırılıp dökülmeye başlanmıştır.
Kırıp dökerek bir yere varamazsınız, Türkiye’yi iyi bir yere taşıyamazsınız.
Bunu ifade etmeyi, bir Parlamento mensubu olarak, bu tarihî oturumda, görev
biliyorum.
Hepinize başarılar diliyorum; sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
ayakta alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baykal.
Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına, Sayın Tayyar Altıkulaç;
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) - Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; 441 sıra sayılı yasa tasarısı üzerinde AK Parti
Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızdayım; sözlerime başlamadan
önce, sizleri, içten saygıyla selamlıyorum.
Önemli bir tasarıyı konuşuyoruz. Bu tasarıyla ilgili olarak kamuoyunda
tartışılan bazı hususlara geçmeden önce ya da tasarının içeriğiyle ilgili
bazı düşüncelerimi arz etmeden önce, benden önce konuşan Cumhuriyet Halk
Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’ın açıklamalarındaki takıldığım
bazı noktalara değinmek istiyorum.
Sayın Baykal, bu tasarıyla göz önünde bulundurulan tek amacın, sınavla
ilgili esasları düzenleme yetkisinin Yüksek Öğretim Kurulundan alınarak
Millî Eğitim Bakanlığına devredilmesi olduğu şeklinde bir ifade kullandılar
ve bunu temellendirmek üzere de, tasarının 5 inci maddesindeki şu cümleyi
burada ifade ettiler, tekrarladılar: “Bu sınava temel teşkil etmek üzere,
Millî Eğitim Bakanlığı genel ortaöğretim ve meslekî-teknik ortaöğretim
kurumlarının program/alan/kol/bölümlerini; sözel, eşit ağırlık ve sayısal
olmak üzere üç grupta toplar.” Şimdi bu cümle niçin buraya getirilmiştir
ve bu işi bugüne kadar yapan kurum kimdir, hangi kurumdur; Yüksek Öğretim
Kurumu mudur yoksa Millî Eğitim Bakanlığı mıdır? Meslekî ve teknik eğitim-öğretim
kurumları için böyle bir alan, bölüm uygulaması şu anda yok. Bu alan-bölüm
uygulaması normal liseler için söz konusu. Liselerde eşit ağırlıklı, sözel,
sayısal, dil gibi alanlar var. Peki, bunları bugüne kadar kim belirlemiş,
hangi programı okuyan öğrencinin sözel, hangi programa tabi olan öğrencinin
sayısal, hangi programı takip eden öğrencinin eşit ağırlıklı olacağına
bugüne kadar kim karar vermiş; Millî Eğitim Bakanlığı karar vermiş, YÖK
karar vermemiş. (AK Parti sıralarından alkışlar Tabiî, burada, meslekî
ve teknik liseler için, imam-hatip liseleri de buna dahil olmak üzere,
bunlar için bir alandan söz edilmemiş, bunlara da denmiş ki, siz, bu öğrencilerle
yarışın. Bir de, tabiî, şu noktanın altını bilhassa çizmemiz lazım; Sayın
Baykal’ın konuşmalarından şunu anladım: Bu tasarıyla, biz, imam-hatip liselerinin
üniversiteye girişte önünü açıyoruz. Böyle bir şey yok. (CHP sıralarından
“Aa” sesleri) İmam-hatip lisesi öğrencilerinin meslekî ve teknik eğitim
kurumlarındaki öğrencilerin önleri zaten açık, kapalı diye bir şey yok.
Fark şudur efendim... Fark şudur... (CHP sıralarından gürültüler)
Bakınız, dinlerseniz, bir şeyler öğrenebileceğinizi zannediyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Bize size inanıyoruz...
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Biz, meslekî ve teknik eğitim kurumlarında
okuyan öğrencilerimize diyoruz ki, şurada liseler var, normal liseler,
bunlar eşit ağırlık, sözel, sayısal gibi programları takip ediyorlar ve
biz, sınavları onların okuduğu derslerden yapıyoruz. Bu çocuklara, siz
de kendinize güveniyorsanız, bu sınavlara girin diyoruz. Önleri kapalı
mı; hayır kapalı değil. Siz, “kapalı” diye sesinizi yükseltseniz de değerli
Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım, önleri teorik olarak kapalı değil.
Sınavlara girebiliyorlar. Ancak, o öğrencilere elektrik bölümünde okuyana,
motor bölümünde okuyana, imam-hatip lisesinde okuyana, biz, diyoruz ki
“hadi yarış; ama, ayağına 44 kiloluk bir ağırlık bağlayacağız, eşit şartlar
altında yarış.” Bu doğru mu! Bunu içimize sindirebiliyor muyuz?! (AK Parti
sıralarından alkışlar) Ve diyoruz ki, sizin ne ders okuduğunuz bizi ilgilendirmez.
Kim diyor bunu; Yüksek Öğretim Kurulu diyor. Siz, hangi dersleri okuyorsunuz
bizi ilgilendirmez. Biz normal liselerde takip edilen programlara göre
sorular düzenleriz, siz kendinize güveniyorsanız, 44 kiloluk ağırlığı da
taşımayı göze alıyorsanız, buyurun yarışın” diyoruz. Tabiî, bu öğrencilerin,
böyle bir yarışta sınav kazanmaları neredeyse imkânsız gibidir, neredeyse...
V. HAŞİM ORAL (Denizli) - İlahiyat fakülteleri...
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Tabiî ki bir imam hatip lisesi mezunu,
ilahiyat fakültesine gitmek istediği takdirde bu engel yoktur. Onu da söyleyelim,
onu da gizlemeyelim. Ama, bir öğrenciyi anne ve babası elektrik alanında
yetişsin diye getirmişse, bir başka veli çocuğunu imam hatip olsun diye
getirmişse, çocuk da öğrenim süresinin bir safhasında bu öğrenimi içine
sindirememişse, benimseyememişse, alanını değiştirmek istiyorsa, bunu,
sanki, bütün öğrenciler, gerek imam hatip lisesinden gerekse diğer meslek
liselerinden mezun olan bütün öğrenciler, lisede okuyan öğrencilerin önünü
kesecekmiş gibi algılayarak kamuoyuna sunmak, ne kadar doğrudur, onu sizin
takdirinize bırakıyorum ve bunun liselerde okuyan öğrenciler üzerinde ne
kadar olumsuz, tahrik edici bir etki yapacağını da hepinizin takdirine
bırakıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Tahrip kalıbını söküyorsunuz.
TAYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Sayın Baykal, yine, bu işin, 65 000
kişi için yapıldığını ifade buyurdular; 65 000 kişi için bu kapının açılmasını
kaygı verici buldular.
Değerli arkadaşlarım, bu kapı 1999 yılına kadar hep açıktı. 1973 yılına
kadar da imam hatip liselerinden mezun olan gençler, liselerde fark
derslerden sınav vererek, o tarihten önce de, belki yüzlerce, belki binlerce
imam hatip lisesi mezunu, önlerinin bir ölçüde kapalı olduğu dönemde de
fark derslerinden sınav vererek lise mezunlarıyla birlikte bu sınavlara
katılıyorlar, sınavları başaranlar da üniversitelerde okuyorlardı. 1973’te
ne oldu? 1973’te Millî Eğitim Temel Yasasında yeni bir düzenleme oldu Sayın
Naim Talu’nun başbakanlığı döneminde. Tasarıyı Meclise sevk eden, rahmetli
Ferit Melen; ancak, tasarının görüşüldüğü ve yasalaştığı sırada Başbakan
Sayın Naim Talu.
32 nci madde Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiği zaman imam hatip
lisesi öğrencilerinin üniversitenin değişik alanlarında okuması öngörülmemişti
hatta bu maddenin gerekçesinde kendi alanlarıyla ilgili yükseköğretim kurumlarına
devam edebileceklerinden de söz edilmişti; fakat, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Millî Eğitim Komisyonunda bu değiştirildi ve imam hatip liselerinin
hem mesleğe hem de yükseköğretime öğrenci hazırlayan programları uygulayacağı
hükme bağlandı. Tabiî ki, bu madde, bu tasarı yalnız Türkiye Büyük Millet
Meclisinde değil o günkü Cumhuriyet Senatosunda da tartışıldı. O tartışmaların
tutanakları elimizde. “Efendim, tasarı hükümetten geldiği gibi geçsin.
İmam hatip lisesi mezunları yalnız kendi alanlarında yükseköğrenim görsünler”
dendi, bu konuda önergeler de verildi. Önerge sahiplerinin isimleri, imzaları,
önergeleri, hepsi elimde; ancak, Cumhuriyet Senatosu da bunu tartıştı,
bu okulda okuyan öğrencilerin yükseköğrenime devam ederken önlerinin daraltılması
yolundaki yaklaşımları kabul etmedi, uygun görmedi ve bu önergeler reddedildi.
Bunu doğru buluruz yanlış buluruz o ayrı bir konu; imam hatip lisesi mezunlarının
üniversitelerin değişik alanlarında öğrenim görmelerini doğru buluruz doğru
bulmayabiliriz, bu bir görüştür; doğru bulan görüşe de doğru bulmayan görüşe
de saygı duyarız; ama, biz bu işin yasal temelinden söz ediyoruz. Yasal
temeli bu.
Değerli arkadaşlar, bu madde 1981 yılına kadar tartışmasız uygulandı;
yalnız, 1979’da ve müteakip yıllarda belki, belki daha önceki yıllarda
münferit bazı katılmalar oldu. Bunlardan bir tanesi elimde. Bir imam-hatip
lisesi mezunu, iktisadî ve ticarî ilimler fakültesi ya da akademisi -her
neyse- sınavını kazanıyor ve kaydını yaptırmak için başvurduğu zaman, Yüksek
Öğretim Kurulunun yönetimi bunu kabul etmiyor. O günkü yasal prosedür gereği,
bu öğrenci Danıştaya başvuruyor. Elimdeki karar, Danıştay kararıdır. Bu
öğrencinin kaydını reddeden bu Yüksek Öğretim Kurulu aleyhine Danıştay
8 inci Daire karar veriyor ve öğrenci, bu öğretim kurumuna kaydını yaptırıyor.
Bunlar münferit olaylar, genel değil.
Geliyoruz 1981’e. 1981’de, zamanın Millî Eğitim Bakanı Hasan Sağlam,
din eğitimiyle ilgili 113 sayfalık bir rapor hazırlatıyor. Bu raporda çeşitli
değerlendirmeler yapılıyor, çeşitli öneriler dile getiriliyor. Bu arada,
32 nci maddeyle ilgili olarak da sınırlama getirilmesi; yani, imam-hatip
lisesi mezunlarının, yalnız ilahiyat fakültelerine gidebilmelerini mümkün
kılan, diğer üniversitelerde okumalarını önleyen bir öneri getiriyor bu
rapor. Bu rapor, o günkü askerî yönetime, Millî Güvenlik Konseyine sunuluyor.
Millî Güvenlik Konseyi, bu rapor üzerine dikkatle eğiliyor. 25 kişiden
oluşan bir uzmanlar komisyonunda bunu iki gün tartıştırıyor. Tarih, 28
Mayıs 1981. Toplantıya, Osman Feyzoğlu adında bir Sayın General başkanlık
ediyor.
Diğer öneriler hakkında ne kadar verildiği, ne karar verilmediği bugünkü
konumuz değil; onun için üzerinde durmuyorum. Ancak, imam-hatip liselerinin,
üniversite ya da yükseköğrenimlerini sürdürürken, önlerinin daraltılması
ya da genişletilmesiyle ilgili teklifi, daha doğrusu daraltılmasıyla ilgili
teklifi komisyon uygun görmüyor ve Millî Güvenlik Konseyi de bu talebi
reddediyor; olay bu kadar açık. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Şimdi, değerli arkadaşlar, bütün konuşmalarda, bütün açıklamalarda,
sürekli, AK Partinin bunu bir siyasî amaçla ve 65 000 öğrencinin sorununu
çözmek gibi dar bir yaklaşımla ele aldığının ifade edildiğini görüyoruz.
Şimdi, değerli arkadaşlar, Sayın Baykal dediler ki “Sayın Başbakan meydanlarda
söz vermiş; Meclis olarak, siz, niçin buna alet oluyorsunuz”; yani, isterseniz
demek istediklerini ifade edeyim; Başbakan meydanlarda söz veriyor, siz
de, burada, bu sözü yerine getirmeye çalışıyorsunuz.
CANAN ARITMAN (İzmir) - Arka bahçe!
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu sözü, 2000
yılı haziran ayında, bu Parlamentoda millî iradeyi temsil eden 5 siyasî
parti ortaklaşa vermiştir; bir kere bunu açıkça ifade edelim. 2000 yılının
haziran ayında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma
Planı tartışılırken, Planda olmadığı halde, verilen bir önergeyle meslekî
ve teknik liseler ile normal liseler arasında üniversiteye giriş sınavlarında
uygulanan farklılığın, eşitsizliğin giderilmesi amaçlanmış; bu önergede,
5 siyasî partinin 4’ünün grup başkanvekillerinin imzası var...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Onlar nerede şimdi?!
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili
Sayın Emrehan Halıcı, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sayın
İsmail Köse, Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük,
Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Sayın Zeki Çakan. Sadece, Refah Partisi
Grup Başkanvekilinin imzası yok; ama, bazı milletvekillerinin imzası var.
Burada tartışılıyor -buradan açıp uzun uzun okumaya gerek duymuyorum, vaktinizi
almak istemiyorum- üniversiteye giriş sınavlarında normal liseler ile meslekî
ve teknik liseler arasında uygulanmakta olan farklı değerlendirmeler kaldırılacak”
deniliyor; bu kadar açık. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Şimdi, o günkü millî irade, o günkü millî iradenin temsilcileri bu kararı
vermişler...
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Nerede onlar şimdi?!
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Onların yerine millî iradeyi temsilen
gelenler, onların bu kararını yerine getirmek ve çoğunlukla, bunu yerine
getirmek üzere buradalar.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Zaten siz de onların koalisyonusunuz...
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Millî irade burada; millî irade
dışarıda değil; millî irade burada!.. (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar)
Şimdi, değerli arkadaşlarım, saygı değer milletvekilleri; AK Parti,
bir siyasî parti olarak, tabiî, kendi açısından doğrularını seçim meydanlarında
söylemiş, seçim beyannamesine yazmış, parti programına koymuş; Sayın Başbakanın
yaptığı çok yeni bir şey değil; yani, Sayın Başbakanın söyledikleri yeni
bir şey değil; yerel seçimler öncesinde de, önüne çıkan pankartlar karşısında
demiş ki: “Evet, bizim programımızda bu var, zaten seçim beyannamemizde
vardı, acil eylem planımızda var; tamam, sakin olun, biz, bu konuyu çözeceğiz.”
Yeni bir şey değil ki bu. AK Parti kurulmadan önce programına yazdığı bir
şey bu. AK Parti iktidarının söylediği nedir?.. Ben, siyasî üslupla konuşmaktan
pek hoşlanmıyorum; ancak, bazı doğruları tespit etmek üzere, herkesin bunu
bilmesini istiyorum; Cumhuriyet Halk Partili değerli arkadaşlarımın bilmesi
için bunları söylüyorum; bugün yapılan iş nedir: Bugün yapılan iş, meydanlarda
verilen sözü, parti programında yazılan şeyi, millî iradenin temsilcileri,
burada, dile getiriyorlar; diyorlar ki, bu adaletsizliği gidereceğiz.
CANAN ARITMAN (İzmir) - Diğer sözler ne oldu?!
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Şimdi, ben, soruyorum; 1999 yılında,
Yüksek Öğretim Kurulu, aldığı bir kararla, adaletsiz bir uygulama başlatmıştır.
Ben isterdim ki, muhalefet sözcülerimiz, bugüne kadar yaptığı açıklamalarda,
Millî Eğitim Temel Kanununun 32 nci maddesi mademki yürürlüktedir; ama
biz buna karşıyız, gelin bu maddeyi değiştirelim. Biz imam hatip lisesi
mezunlarının, yani din eğitimi almış gençlerin üniversitelere girmesine
karşıyız... Olabilir, bu bir siyasî tercihtir. 32 nci madde yanlıştır,
bu yasaya rağmen, hukuk devletinde YÖK’ün yaptığı bu uygulama yanlıştır
demelerini beklerdim. Bu uygulama yanlış.
V.HAŞİM ORAL (Denizli) - Niye diyelim ki.
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi bizim
yaptığımız iş nedir, şu anda yaptığımız iş nedir. Şu anda yaptığımız iş,
üniversite sınavlarında gençlerin eşit şartlar altında yarışmaları ve yükseköğretim
kurumlarında, diledikleri fakültelerde başarıyorlarsa öğrenimlerini sürdürmeleridir.
Ben burada bir gerçeği de görmemiz gerektiğini kabul ediyorum. Haklı, haksız,
bunu özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundaki arkadaşlarıma söylüyorum.
Nedense, bizim başarısızlığımız sebebiyle, derdimizi, fikirlerimizi, tezlerimizi
yeterince belki tartışmadığımız, belki anlatmayı başaramadığımız için,
haklı haksız imam hatip liseleri üzerinde yoğunlaşan bir tartışma var.
Bizim buna bir çözüm üretmemiz gerekiyor arkadaşlar.
Nedir bunun çözümü...
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Çok da masum değil bu kadar, lütfen...
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Tabiî ben bu konuda Cumhuriyet Halk
Partisinin değerli yöneticilerine zaman zaman el uzatarak, gelin, oturalım
bu konuları konuşalım dedim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Altıkulaç, toparlar mısınız.
Buyurun.
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Amacım ya da önerim imam hatip liseleriyle
ilgili olarak, bunları kapatalım filan gibi bir yaklaşımı düşünmemi benden
elbette bekleyemezsiniz; ama ortada bir sorun var. Bu okullara öğrenciler
niçin gidiyor; bu sorunun cevabını bulmamız lazım, veliler bu okullara
niçin yöneliyorlar; bunun cevabını bulmamız lazım. Yani buraya giden 100
çocuktan 100’ü de imam hatip olmayı kararlaştırmışta mı bu okula gidiyor;
hayır, yeterli din eğitimi almak için bu çocuklar bu okullara geliyorlar.
Yeterli din eğitimi, altını çiziyorum. Bugün, ilk ve orta dereceli okullarımızda,
din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi dersi vardır, zorunlu dersler arasında
bu ders yer alır; ancak, bu bir eğitim değil öğretimdir. Bu sınıfa giren
Musevi vatandaşın çocuğuna da, Hıristiyan vatandaşın çocuğuna da, Ateist
vatandaşın çocuğuna da bu dersi verirsiniz ve bunun, laiklikle çelişen
bir yanı yok; çünkü, bu bir öğretimdir, bilgilendirmedir. Bu yasayı çıkaranlar,
1980 sonrası, 12 Eylül sonrası dönemde Anayasaya bunu koyanlar, yüzde 99’u
Müslüman olan bir ülkede, gençlerimiz, çocuklarımız “nedir bu Müslümanlık,
hangi inanç sistemine dayanır, hangi ibadetler yapılır” bu konuda özlü
bilgi edinsinler diye bu dersi koymuşlardır.
V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Kur’an kursları ne işe yarıyor?
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Bu konuda özlü bir bilgi edinsinler
diye bu ders konulmuştur. Bu bir din eğitimi değildir; bu bir din kültürü
ve ahlak bilgisi öğretimidir.
Veli bunu yeterli görmüyor, “ben çocuğumun yeterli din eğitimi almasını,
dindar yetişmesini istiyorum” diyor.
DENİZ BAYKAL (Antalya) - Kaç veli?..
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Bu, vatandaş için bir hak değil
midir?
O halde, bizler, öncelikle Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarım,
tabiatıyla Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım, masaya oturup, bu sorunun
cevabını bulmak zorundayız. Bu millet bizden bunu bekliyor. Bu sorunu çözdüğümüz,
bu ihtiyacı, Anayasanın 24 üncü maddesinde emredilen şekilde çözdüğümüz
takdirde...
Anayasada “daha fazla din eğitimi için ve daha fazla bilgi için vatandaş
istiyorsa devlet ona bu hizmeti verecek; küçüklerin de, kanunî temsilcilerinin
talebi üzerine bu eğitim verilecek” deniliyor. Şimdi, bunun cevabı var
mı okullarımızda; ben soruyorum; İktidar Partisine soruyorum, Cumhuriyet
Halk Partili arkadaşlarıma soruyorum.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Liselerin adını değiştirelim.
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Yanlış anlamadıysam, Sayın Baykal’ın
sözlerinden de yanlış anlamadıysam “2 500 000 çocuk din eğitimi almamış
mı” buyurdular?..
DENİZ BAYKAL (Antalya) - Evet.
HASAN ÖREN (Manisa) - Size göre öyle.
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Şimdi “siz, bunu ailelere bırakalım,
herkes kendi çocuğunun eğitimini kendisi karşılar” derseniz, doğru dürüst
ilkokul diploması bile olmayan, yeterli formasyona sahip olmayan kişilerin
evlerinde çocuklarına din eğitimi uygulaması başlamıştır, bundan haberiniz
var mı; bu doğru mu; bu sağlıklı mı?! Ama, öte taraftan, Anayasa neyi emrediyor;
bu ülkede din eğitimi ve öğretimi, devletin gözetim ve denetimi altında
verilir diyor ve Anayasanın 24 üncü maddesi, devlete görev veriyor, bu
görevi yerine getir diyor. Bu görev yerine gelmemiş. Bu ihtiyacı karşılamak
üzere, vatandaş, çocuğunu avukat da yapmak istiyorsa, doktor da yapmak
istiyorsa, mühendis de yapmak istiyorsa, tek adresi var gideceği, imam-hatip
lisesidir.
V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Ya Suriye’ye ya Afganistan’a gidiyorlar
ama.
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - İmam-hatip lisesinde bu eğitimi
alabileceğini görüyor ve bu anlayışla bu okullara ilgi yoğunlaşıyor, okulların
sayısı artıyor.
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) - O zaman diğer liseleri kapatalım!
ATİLA EMEK (Antalya)- Liseleri kapatalım o zaman!
TAYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Eğer Anayasanın 24 üncü maddesindeki
zorunlu din öğretimi dışında, vatandaşın, çocuğunun ihtiyacı olan din eğitimi
ve öğretimi konusunu bu Meclis çözerse, bu iktidar çözerse, bu muhalefet
desteklerse, imam-hatip liselerine olan ilgi kendiliğinden azalacaktır,
imam-hatip liselerinin sayısı kendiliğinden düşecektir. O zaman, belki,
65 000 öğrenciden söz etmeyeceğiz, 30 000 öğrenciden söz edeceğiz.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Siz, azalan ilgiyi artırmak için bu
oyunu yapıyorsunuz.
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) - Tamam; eğer bu yasayı çıkardığımız
zaman bu okullardaki öğrencilerin sayısının çoğalmasından endişe ediyor,
rahatsızlık duyuyorsak, buyurun, el uzatıyorum ben bir siyasetçi olmanın
ötesinde, bir uzman kişi olarak, Cumhuriyet Halk Partili bütün arkadaşlarımın
elinden tutuyorum; gelin, Anayasanın 24 üncü maddesinde emredilen hususu
nasıl yerine getireceğimizi tartışalım.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Altıkulaç.
Tasarının tümü üzerinde, şahsı adına söz isteyen, Samsun Milletvekili
Sayın Suat Kılıç; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
SUAT KILIÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
441 sıra sayılı Yüksek Öğretim Kanunu ve Yükseköğretim Personel Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde kişisel görüşlerimi
açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlarım.
Çok değerli milletvekilleri, sözlerimin başında, Cumhuriyet Halk Partisi
Grup Başkanvekili Sayın Ali Topuz’un AK Parti sıralarına yönelik bir sataşmasına
ilişkin kanaatimi sizlerle paylaşarak ilk planda bu cümleye yer vermek
istiyorum. Sayın Topuz, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili olarak,
AK Parti sıralarına yönelmek suretiyle “sizler, burada tesadüfen bulunan
387 milletvekilisiniz” demek gibi hatalı bir beyanda bulunmuştur. Sayın
Topuz’un her şeyden evvel bilmesini istediğim hakikat şudur: Türkiye Büyük
Millet Meclisi, millet iradesinin tecelli ettiği bir mercidir ve bu Parlamento
çatısı altında bulunan 550 milletvekili, demokratik parlamenter rejimin
Türkiye’de harfiyen işleyen kuralları ve prensipleri çerçevesinde seçilmiş
milletvekilleridir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Yine, bir şeyin daha bilinmesini isterim. Hayat, bir programdır; bu
program içerisinde tesadüflerin çok fazla yeri yoktur. 550 milletvekili
gibi, Sayın Topuz’un da bu çatı altındaki varlığı bir tesadüfün değil,
millet iradesinin neticesidir ve yine bilinmesi gereken bir şey, Sayın
Topuz, konuşması sırasında çok yoğun bir vurguyla demokrasi dersi vermeye
kalkmıştır; ama, ulusal egemenliği tesadüflere bağlamak gibi hatalı beyanıyla
bu demokrasi dersini almak durumunda kalmıştır. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üniversiteler, özgür ve demokratik
ortamlarda bilginin üretildiği, yayıldığı, gerçeğe ulaşmayı amaçlayan yöntemlerin
araştırıldığı, ulusun ve ülkenin güçlü geleceğinin inşa edilmesine yönelik
akademik çalışmaların yapıldığı kurumlardır. Üniversitelerimiz, anılan
bu misyon tanımlamasıyla, ulusun ve ülkenin geleceği için vazgeçilmez,
gözardı edilemez önemdeki kurumlardır.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Gerekçeyi okuma Suat, başka şey söyle.
SUAT KILIÇ (Devamla) - Toplumun ve ülkenin ihtiyaçlarını karşılama
konusunda üniversitelerimizin üzerine düşen görevi etkin ve verimli bir
şekilde yerine getirebilmesinin bazı temel kuralları ve olmazsa olmazları
vardır. Olmazsa olmazların ilki, çağın gereklerine uygun, yenileşme ve
gelişme sürecinin, arayışının aksatılmaksızın sürdürülmesi, devam ettirilmesidir;
ancak, Türkiye’deki yükseköğretim uygulamasında, 1981 yılında kurulan YÖK
sisteminin aşırı merkeziyetçi yapısı nedeniyle, üniversitelerimizin, yenileşme
ve gelişme süreçlerine uzak kaldığı, Türkiye’nin demokratikleşmesine paralel
adımları atamadığı gözlemlenmektedir. Avrupa Birliğinin son ilerleme raporunda
da kayıt altına alındığı gibi, merkeziyetçi ve yetkilerin dar bir zümrede
toplanmasına dayalı bir anlayışla kurulmuş olan YÖK, çağdaş üniversitenin
gereği olan yönetim anlayışını yakalayamamış ve zaman içinde, yükseköğretim
kurumlarını yönetmekte, gereken planlamaları yapmakta, üniversiteler arası
koordinasyonu sağlamakta yetersiz kalmıştır.
Aşırı merkeziyetçi ve giderek hantallaşan YÖK sisteminin ülkemiz açısından
telafisi imkânsız kayıplara yol açtığı en önemli başlıklardan biri de,
üniversitelerimizin, bugünkü yönetim anlayışının yarattığı kalıplar nedeniyle
geniş toplum kesimleri ve yatırım, üretim, sanayi sektörleriyle bütünleşememiş
olmasıdır.
Üzülerek belirtmeliyim ki, pek çok üniversitemizin kurulu oldukları
illere tek katkıları, öğrencilerinin o il içinde yaptıkları harcamalardan
ibarettir. Oysa üniversitelerimizin, merkeziyetçi yapı ve akademisyenleri
yerleşkelere mahkûm eden kalıpçı anlayışlardan sıyrılarak, kurulu bulundukları
illere sanayi ve üretim araçlarıyla toplumsal imkânlarını buluşturmaya
yönelik öncülük etmeleri beklenirdi.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eskiyen ve aksayan yapısıyla
YÖK sisteminin ve imkânsızlıklarıyla üniversitelerimizin yapamadıklarının
ülkemize ve ulusumuza telafisi mümkün olmayan faturasını çok daha çarpıcı
örneklerle gündemde tutmak mümkündür; ancak, bugün ve bundan sonra odağında
YÖK’ün bulunacağı çalışmaların amacı, ayakta kalma, kalkınma ve çağı yakalama
çabamızın vazgeçilmez aracı olan üniversitelerimizi hırpalamak değil, olumsuzlukları
ortadan kaldırmaktır. Bu çalışmaların amacı, bilimselliğin önüne çekilen
merkeziyetçi perdelemeyi aralamak ve üniversitelerin özerkliğiyle bilimsel
özgürlüğün önünü açmaktır...
Sistemin aksayan yönlerine ilişkin tespitler, bu tasarıya en çok karşı
koyanların bir bölümünün de katıldığı ortak tespitlerdir. Bugün, bütün
siyasî partilerin yanında, sivil toplum örgütleri ve toplumsal katmanlar,
Türk yükseköğretim sisteminin bir an önce yeniden düzenlenmesi gerektiği
konusunda hemfikirdir.
Buradan hareketle, yükseköğretim sistemimize yeni bir soluk ve heyecan
kazandırmak, bilimsel yayınların niteliğini yükseltmek ve bilimsel yayın
sayısını artırmak, üniversitelerimizde akademik çalışma barışına zemin
hazırlamak üzere, bazı değişiklikleri yapmak kaçınılmaz olmuştur.
Değerli milletvekilleri, görüşmelerine başladığımız tasarıya yönelik
sert eleştirilerin sahipleri, ne yazık ki, bu tasarıyı bir anlam ve amaç
bütünlüğü içinde değerlendirmeye alma zahmetine katlanmamıştır. Tasarıyı
her ele alan, kendi bakış açısıyla, bir başka tarafını tutup değerlendirdi.
Biz, tasarının temel amaçlarını tutanaklara geçirmek istiyoruz. Zira, kanun,
lafzıyla ve ruhuyla bir bütündür. Yorum için gerekli olması halinde, kanun
koyucunun, yani, Yüce Meclisin iradesine başvurulur.
Bu tasarıyla hedeflenen temel amaçlar şunlardır: Üniversitelerimizde
eğitim ve öğretim kalitesinin artırılması, akademik denetime ve bilimsel
özgürlüğe imkân sağlanması.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Ar-ge ödeneklerini Maliye Bakanlığına
devrederek mi bilimsel araştırmalara destek veriyorsunuz?!
SUAT KILIÇ (Devamla) - Üniversite yöntemlerinde demokratikleşmeye
yönelik kaçınılmaz adımların hızla atılması, üniversite öğrenci temsilcilerinin
üniversite yönetim süreçlerine katılması, yöneticilerin yasalardan kaynaklanan
sorumluluklarının gereğini yerine getirmelerine ve performans değerlendirmelerine
imkân sağlanması, akademik yükselmelerde ve yükseköğretime girişte karşılaşılan
güçlüklerin azaltılması, ortaöğretimden yükseköğretime geçişte bütünlüğün
sağlanması, üniversite bilim, eğitim, üretim ve istihdam imkânlarının geliştirilmesi
ve Avrupa Birliği yükseköğretim alanının gereklerinin yerine getirilmesi.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının özü ve amacı bu olmakla
birlikte, başta da ifade ettiğim gibi, her kesim, bu tasarıyı, kendince,
farklı bir boyutuyla eleştiri oklarının hedefi haline getiriyor.
Kayıtsız ve koşulsuz bilmek ve bilgimizin gereğini yerine getirmek zorunda
olduğumuz gerçek şudur: Değerli milletvekilleri, hayatın merkezi insandır.
Devlet, hukuk ve din de dahil olmak üzere tüm araçların var oluş amacı,
hayatın merkezi olan insanın huzuruna ve mutluluğuna katkı sağlamaktır.
Hiç şüphe yok ki, amacı insandan hareketle toplumların huzurunu, mutluluğunu,
asayiş ve istikrarını sağlamak olan bu çatı organizasyonların kavram, kurum
ve kurallarıyla güçlü ve etkin kılınması, yine, sivil demokratik toplumsal
süreçlerin işidir.
Gündemimizi oluşturan bu kanun tasarısı gerekçe kılınarak Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin laik niteliğinin tartışılıyor olması da, doğrusu, bu yüce çatı
altında hüzün verici bir durumdur. Bu noktada, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
vazgeçilmez önceliklerini Genel Kurulda bir kez daha hatırlamakta fayda
görüyorum.
Değerli milletvekilleri, 1982 Anayasasının 1 inci maddesi “Türkiye Devleti
bir Cumhuriyettir” der. 1982 Anayasasının 2 nci maddesi “Türkiye Cumhuriyeti,
toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere
dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir” der.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel nitelikleri ve cumhuriyetin temel
kazanımlarının korunmasına ilişkin anayasal prensipler, Anayasamızın 1
inci ve 2 nci maddesinde bu kadar katı ve net hatlarla kayıt altına alınmış
olduğu halde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin demokratik niteliğine, laik
niteliğine, parlamenter rejimine ve Türkiye’nin rotasını Atatürk milliyetçiliğine
bağlı bir çizgi üzerine oturtmuş olmasına, Türk insanının sadece laikliği
özümsemiş değil, laik sistemi Türkiye’de hayata geçirmiş bir toplum yapısı
olduğuna...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kılıç, toparlar mısınız.
Buyurun.
SUAT KILIÇ (Devamla) - Anayasanın bu güvenceleri elimizin altında
ve her an başucumuzdayken, olmayan kaygıları, vehimleri, kuşkuları, korkuları,
Türkiye’nin, Türk demokrasisinin, Parlamentonun ve toplumun gündemine taşımak
kime hangi faydayı, kime hangi yararı, kime hangi çıkarı sağlayacaktır?!
Demokrasi, parlamenter rejim, cumhuriyet, laiklik ve Atatürk milliyetçiliği
noktasında rotasını bulmuş, bu rotayla huzurunu yakalamış olan Türkiye’nin
rotasını saptırmak ya da huzur ortamını bozmak, hangi parlamentere, hangi
milletvekiline, hangi siyasî partiye, hangi siyasî parti tabanına ya da
Türkiye’nin, Türk Yurdunun, Türk Milletinin ikbalini ve istikbalini düşünen
hangi akla, hangi vicdana zerre kadar, bir tek fayda sağlayabilir?!
HASAN ÖREN (Manisa) - Başbakanlık Müsteşarından mı bahsediyorsun?
SUAT KILIÇ (Devamla) - Sayın Başkan, izninizle sözlerimi tamamlamak
için çok kısa bir süre daha talep ediyorum.
Süre kalmadığı için yer veremiyorum, Cumhuriyet Halk Partisinin 2002
seçim bildirgesi. Açın, bu bildirgeyi okuyun ve bugün buraya gelen bu tasarının,
büyük ölçüde seçim vaatleriniz arasında yer aldığını, bir kez daha görme
imkânını yakalayın.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Okuyun...
SUAT KILIÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, siyaset adamları,
konuşmalarının içerisinde birbiriyle çelişen beyanlar içerisinde bulunabilirler,
bu doğrudur.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yanlış... Yanlış anlamışsınız.
SUAT KILIÇ (Devamla) - Günün gereği ve koşullar bunu getirebilirler.
Sizin taahhütlerinizi unutmanız, bizim ilk kez karşılaştığımız bir vaka
değildir.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Anlamamışsınız!
SUAT KILIÇ (Devamla) - Ama, beni üzen ve siyasî tutarlılık adına
kaygılandıran bir başka husus, Sayın Baykal konusunda. Lütfen, saygısızlık
olarak değerlendirilmesin, burada bulunmadığı halde bir cümleyi söylemek
zorundayım.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - O zaman bırak canım. Bırak, Genel
Başkanın cevap versin.
SUAT KILIÇ (Devamla) - Sayın Baykal’ın yapmış olduğu konuşma,
kendi içinde en yoğun çelişkileri ve paradoksal bir tabloyu yansıtan, tarihî
konuşmalarından bir tanesidir.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yapmayın!.
SUAT KILIÇ (Devamla) - Hem diyor ki “o çocukların önünü açalım,
o çocuklar her şey olsunlar” hem de diyor ki “bu tasarı geçerse, bu çocuklar
hâkim, kaymakam olacaklar.” Bu, ne yaman çelişki! İnsaf diyorum. Bu ne
yaman çelişki!(AK Parti sıralarından alkışlar)
V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Çocukların eğitimine göre açalım diyoruz.
SUAT KILIÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, size bir tek
şey daha hatırlatmak istiyorum: Sayın Deniz Baykal’ın 1992 kongresinde
yaptığı konuşma. Aynen şu ifadeyi kullanıyor: “İmam hatip lisesindeki gençler
ile diskotekteki gençleri barıştıracağım” diyor. İşte tasarı... Siz, neyi
anlatıyorsunuz?! Ve, bir noktanın daha altını çizmek istiyorum.
V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Diskotek ile eğitimi karıştırmayın!
SUAT KILIÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, sizler unutabilirsiniz,
sizler yanılabilirsiniz; ama, arşivler unutmuyor ve arşivler yanılmıyor.
Çok yadırgadığım bir cümle de şu: Öyle bir hava yayıyorsunuz ki, sanki,
imam hatip liselerinden mezun olanlar daha dindar, genel liselerden mezun
olan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları daha az dindar vatandaşlarımız gibi.
Çok rica ediyorum, istirham ediyorum. (CHP sıralarından gürültüler)
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sözcünüz öyle söyledi.
SUAT KILIÇ (Devamla) - İmam hatip lisesinden mezun olmak daha
fazla dindar olmayı, genel liseden mezun olmak daha az dindar olmayı gerektirmiyor;
bu anlayışı reddediyoruz, bu anlayışı kınıyor ve yok sayıyoruz. (CHP sıralarından
gürültüler)
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Demagoji yapma!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yok, yok; kendisi “bilmiyor” dedi.
SUAT KILIÇ (Devamla) - Sözlerimi, şu cümleyle tamamlıyorum:
Değerli milletvekilleri, başka Türkiye yok; Türk Milletinin umudu, Türk
Milletinin geleceği, bekası, beklentileri, bu yüce çatının çalışmalarına
odaklanmış ve endekslenmiş durumdadır. Onun için, şu gerçeği fark ederek
konuşmaları sürdürmek gerektiğini düşünüyorum: Atatürk, demokrasi, cumhuriyet,
laiklik ve millet iradesinin tecelli ettiği bu kutsal çatı, bizim toplumumuzun
genel kabulleri, paydası ve ortak değerleridir. Lütfen, hiç kimse, bu genel
kabulleri, kendi inhisarında, kendi tasarrufunda, kendi yetki ve siyaset
alanında görmeye, kısıtlamaya kalkışmasın ve devam eden maddeler üzerindeki
konuşmalar, bu hassasiyet dikkate alınarak yapılsın.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Bunu siz yapıyorsunuz; sayımız
yeter diyorsunuz, bizi yok sayıyorsunuz!
SUAT KILIÇ (Devamla) - Genel Kurulu, en kalbî saygı ve sevgilerimle
selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Kılıç, konuşmasında, benim konuşmamı
yanlış yorumlayarak, söylemediğim şeyleri söylediğimi ifade ederek...
AHMET YENİ (Samsun) - Öyle bir şey yok.
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Bir dakika efendim, bir dakika... Neden
korkuyorsunuz?!
Bir tavzih yapacağım, bir açıklama yapacağım; onun için söz istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Topuz, hükümet adına, Millî Eğitim Bakanı söz
istiyor. Sayın Bakana söz vereyim, sonra değerlendireceğim sizin konuşmanızı.
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Efendim, bu iş zamanında bitsin Başkanım.
BAŞKAN - Değerlendireceğim Sayın Topuz, söz vereceğim.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, tavzih şimdi yapılır;
yani, yarın tavzih yapılmaz ki!
|