Tasarının tümü üzerinde yapılan görüşmelerin metinleri şöyle: (2)
(12 Mayıs 2004)
BAŞKAN (Başkanvekili Sadık YAKUT) - Tasarının tümü üzerinde,
hükümet adına, Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 441 sıra sayılı yasa tasarısı
üzerinde Hükümet adına söz almış bulunuyorum; hepinizi en derin sevgi ve
saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Yükseköğretim Kanunuyla ilgili çalışmaların seyri
bütün toplum tarafından, bütün Parlamentomuz tarafından bilinmektedir.
Bildiğiniz gibi, 1981 yılında, bir aradönemden sonra çıkarılan 2547 sayılı
Yasa, bugüne kadar çok büyük değişikliklere uğramıştır. 1987 yılından beri
kurulan bütün hükümetler, YÖK’ün sadece denetim ve koordinasyondan sorumlu
bir kurum haline getirilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir ve bunu da hükümet
programlarına yazmışlardır; ama, özellikle koalisyonlar döneminde, bunu
gerçekleştirmek mümkün olmamıştır. 3 Kasım seçimlerinden sonra, AK Partinin
tek başına iktidar olmasıyla birlikte, Türkiye’de siyasî istikrar sağlanmış,
Türkiye’de çok ciddî bir demokratikleşme hamlesine girişilmiştir.
Aslında, 2547 sayılı Yasayı değiştirmek, Türkiye’nin gerçekleştirmesi
gereken en büyük demokratikleşme adımlarından birisidir. Bildiğiniz gibi,
dünyanın hiçbir yerinde, bütün üniversitelere aynı tip elbiseyi giydiren,
bütün yetkileri merkezde toplayan bizim Yükseköğretim Kurulumuz gibi bir
kuruluş yoktur. Bütün dünyada, gelişmiş ülkelerde, üniversiteler arasında
koordinasyonu sağlayan, standartları temin eden, akreditasyonu temin eden
kuruluşlar vardır; ancak, bu yapı, ancak ararejimlerden sonra oluşabilecek
bir yapıdır.
Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Haluk Koç, grup önerisi
üzerinde yaptığı konuşmada “biz de, bugünkü YÖK’ü beğenmiyoruz ve serapa
değişmesi gerektiğini ifade ediyoruz” dedi.
Değerli arkadaşlarım, ben, Millî Eğitim Bakanı olarak atandıktan çok
kısa bir süre sonra, Grup Başkanvekillerimiz Sayın Salih Kapusuz ve Eyüp
Fatsa’yla birlikte, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun kapısını çaldık. O
dönem Grup Başkanvekilleri olan Sayın Mustafa Özyürek -şu anda karşımda
oturuyor- ve Sayın Oğuz Oyan Beylerle birlikte, bir saate yakın bu meseleyi
müzakere ettik. Bizim kendilerine teklifimiz şuydu: “Anayasa değişiklikleri
geniş bir uzlaşmayla, bir toplumsal mutabakatla olur. Türkiye Büyük Millet
Meclisinin bir demokratikleşme adımı olan 2547’yi değiştirmesi, 130, 131’in
değiştirilmesine bağlıdır” dedik. Şu teklifte bulundum değerli arkadaşlarım:
“Gelin, Cumhuriyet Halk Partililer, 130, 131’le ilgili değişikliği siz
yazın, biz, sizin yazdığınız metin üzerinden müzakere yapalım” dedim -arkadaşlarım
burada, olayın şahididirler- fakat, Cumhuriyet Halk Partili Değerli Grup
Başkanvekilleri, o günkü Grup Başkanvekilleri “hayır, şu anda buna gerek
yoktur ve biz, bu anayasa değişikliği çalışmalarının içerisinde olmayacağız”
dediler, bazı şartlar ileri sürdüler. Sayın Kapusuz dedi ki: “Bakın, Anayasa
değişiklikleriyle ilgili bir uzlaşma komisyonu var, siz buraya üye vermemekte
direniyorsunuz, buraya üye verin; gelin, oturalım, ne gerekiyorsa bunları
yapalım.” Ama, maalesef, değerli arkadaşlarım, bu olmadı.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Bizim cevabımızı da söyler misiniz
Sayın Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım,
onyedi aydan beri, buraya çıkan hatipler, özellikle Cumhuriyet Halk Partili
sözcüler hep şunu söylediler: “Siz, çoğunlukçu bir anlayışa sahipsiniz,
aritmetik çoğunluğunuza güvenerek bunu yapıyorsunuz.”
Değerli arkadaşlarım, bizim çoğunluğumuz, millet tarafından verilmiş
olan bir çoğunluktur; öncelikle, kimse bunu kıskanmasın. İki, bu çoğunluğumuz
3 Kasım seçimlerinden beri vardır; eğer biz çoğulcu bir demokratik anlayışa
değil de, çoğunlukçu bir demokratik anlayışa sahip olsaydık, onyedi ay
önce, daha 58 inci hükümet kurulur kurulmaz bu meseleyi getirir ve bir
haftada bunu bitirirdik; ama, bunu yapmadık.
HASAN ÖREN (Manisa) - Zor bitirirdiniz!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Biz, 17 aydan beri
bu konsensüsü, bu toplumsal uzlaşmayı temin etmeye çalışıyoruz.
Şimdi soruyorlar “efendim, bu tasarının arkasında kim var?” Bu tasarının
arkasında kim var, size söyleyeyim. Eğer oy oranı olarak kabul ederseniz,
son seçimlerde alınan oyları kabul ederseniz, AK Partiye oy vermiş yüzde
42 insan, bu tasarının arkasındadır. CHP’liler kenarda dursun şimdilik,
MHP bu tasarının arkasındadır, bu tasarıyı destekliyor...
HASAN ÖREN (Manisa) - 1.6...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - DYP bu tasarıyı
destekliyor; Saadet Partisi bu tasarıyı destekliyor. Üç büyük eğitim sendikasından
ikisi bu tasarıyı destekliyor; üniversitedeki öğretim üyeleri bu tasarıyı
destekliyor. (CHP sıralarından “Allah, Allah!” sesleri, gürültüler.)
V.HAŞİM ORAL (Denizli) - Kabristandakiler mi karşı çıktılar?!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım,
bana, üniversitenin yöneticileriyle üniversite öğretim üyelerini eğer birbirine
karıştırırsanız yanılırsınız.
K.KEMAL ANADOL (İzmir) - Karıştıran yok.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım,
milletvekili arkadaşlarıma ve bana, günde yüzlerce değil, binlerce e-mail
geliyor, faks geliyor.
V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Bize de geliyor.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Cuma günü Ankara’da
bir yürüyüş organize edilmeye çalışılıyor. Üniversite öğretim üyeleri beni
arıyorlar “Sayın Bakanım, bize baskı yapılıyor; bizi bu yürüyüşe zorla
katmaya, bu yürüyüşe katılmaya zorluyorlar, davet ediyorlar” diyorlar.
Değerli arkadaşlarım, peki niçin?..
Bakın, akademik özgürlükten, özerklikten söz ediyoruz. Ben, eski bir
öğretim üyesi olarak, bunu huzurunuzda ifade etmek istiyorum: Bir öğretim
üyesinin bütün kaderi, eğer bir yardımcı doçentin, bir doçentin, bir profesörün
atama usulü, görevde yükseltme usulleri itibariyle bir rektörün iki dudağı
arasında kalırsa, akademik özgürlükten ve akademik özerklikten söz edemezsiniz.
Değerli arkadaşlarım, biz ne yapmaya çalışıyoruz: Tasarının 3 üncü maddesi,
öğretim üyelerinin atanmaları ve yükseltilmeleriyle ilgili düzenlemeyi
getiriyor, objektif kriterlere bağlıyor; yardımcı doçentliğe, doçentliğe,
profesörlüğe başvuru nasıl olacak, doçentliğe başvuru, profesörlüğe başvuru
nasıl olacak ve bunlar nasıl yükselecekler, bunu, objektif kriterlere bağlıyoruz.
Ne adına yapıyoruz; öğretim üyeleri, hür ve özgür olsunlar, özerk bir üniversitede,
gerçekten, bilimsel araştırma ve yayın yapsınlar, eğitim-öğretim faaliyetinde
bulunsunlar diye.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Gerçekten inanıyor musunuz?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım,
bakın, 1 inci maddeyle ne getiriyoruz; 1981 yılında YÖK kurulurken, YÖK
Genel Kurulunun kaç üyesi vardı biliyor musunuz; 24 üyesi vardı. Buların
9’u hükümet tarafından, 7’si Cumhurbaşkanı tarafından, 7’si Üniversitelerarası
Kurul tarafından, atanıyordu, 1’i de Genel Kurmayın temsilcisi olarak katılıyordu.
Daha sonra, hükümet tarafından atanan 2 kişi, Millî Eğitim Bakanlığı kontenjanından
atandığı için, Anayasa Mahkemesi, Anayasada “Millî Eğitim Bakanlığı” ibaresi
geçmediği için, onu iptal etti. Ne oldu; 7, 7, 1 şeklinde oldu; 3, 7, 1,
1... Peki, şimdi, biz ne yaptık; YÖK Genel Kurulu ile YÖK Yürütme Kurulu
ayrı ayrı kurumlar. 22 kişinin içerisinden 9 kişilik bir YÖK Yürütme Kurulu
çıkarılmış ve bu yasa çıktığı zaman, Türkiye’de, 29 tane üniversite vardı,
şu anda, 77 tane üniversite var.
Biz diyoruz ki, aslında, YÖK Genel Kurulunun çok fonksiyonu yok. 22’yi
15’e indiriyoruz ve bunların hepsini yürütme kurulu haline getiriyoruz,
orada daimî çalışan insanlar olarak görevlendiriyoruz ve kendi aralarında
da komisyonlar görevlendirmeler yaparak, Yüksek Öğretim Kurulunu bir şekilde
idare etsinler diyoruz. Bunun neresi doğru değil; soruyorum size, neresi
doğru değil bunun?..
HASAN ÖREN (Manisa) - Değiştirdiğinizin neresi yanlış?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Şimdi, bakın, 5,
5, 5 ve 1 şeklinde bir düzenleme var değerli arkadaşlarım. Başka ne getiriyoruz;
bugün, öğretim elemanlarıyla ilgili disiplin hükümleri içerisinde bir 7/l
maddesi vardır. Bir üniversite rektörü, YÖK’ün de onayını alarak, bir öğretim
üyesini, istediği anda, herhangi bir yere sürgüne gönderebilir. Bir üniversite
rektörü, öğretim üyesine bir soruşturma açmadan, ifadesini almadan, öğretim
üyesi herhangi bir mahkemeye gitmeden, herhangi bir suç sübuta ermeden,
isterse, bir öğretim üyesini, Kahramanmaraş’tan alır Tekirdağ’a gönderir,
Kars’tan alır Muğla’ya gönderir.
NURETTİN SÖZEN (Sivas) - Kaç tane gitmiş?!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Çok gitmiş, çok,
sizin haberiniz yok.
Sorduğunuz zaman “niye bunu yaptınız” diye, size verilen cevap şu: “Görülen
lüzum üzerine.”
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Aynı sizin gibi.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Değerli arkadaşlar,
bakın, Osmanlıların son döneminde bu tür sürgünler olduğu zaman “niye”
diye sorulduğunda diyorlardı ki, hasbel icap. Hasbel icap da, bu anlamda
görülen lüzum üzerine de bir hukuksuzluk mantığının eseridir. Biz buna
son veriyoruz, fena mı bu! (AK Parti sıralarından alkışlar)
Şimdi, değerli arkadaşlarım, ne getiriyor; bakın, etik komisyon diye
bir şey getiriyoruz. Üniversitelerde bilimsel intihal; yani, aşırmacılık,
hırsızlık diye bir şeyden söz ediliyor. Bu meselelerde bu etik komisyon
karar verecek.
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Müsteşarınızın yaptığı gibi...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Biz, bakın, Bologna
Deklarasyonuna taraf olan bir ülkeyiz. Avrupa Birliği bize diyor ki, 2010
yılına kadar Avrupa’da bir üniversite alanı oluşacak, Türkiye, siz neredesiniz?
Üniversitelerimizde bir akreditasyon sistemi getiriyoruz, bir akreditasyon
kurulu getiriyoruz ve Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde yapılması gereken
bir şey. Peki, bunun neresi fena, buna niye karşı çıkıyorsunuz?
Bakın, öğrenci konseyleri... Öğrencilerimiz üniversitelerin aslî unsurlarıdır.
Üniversiteler öğrenciler için vardır.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - İstanbul Hukuk Fakültesine 168 polis
saldırdı; bu mu üniversite anlayışınız?!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Öğrenci konseylerini
yasal bir dayanağa kavuşturuyoruz. Öğrenciler, rektörlük seçimlerinde oy
kullanacaklar; öğrenciler, senatonun tabi üyesi olacaklar. Hani, Cumhuriyet
Halk Partisi özgürlükçüydü, gençlerden yanaydı, üniversite öğrencilerine
önem veriyordu; bu mu verdiğiniz önem allahaşkına! (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, kalkınmış ülkelerde üniversite ile sanayi işbirliği
vardır, üniversite ile sosyal hayat iç içedir. Bakın, burada bir sosyal
konsey getiriyoruz. Üniversite ile sanayiin, üniversite ile çevrenin, üniversite
ile mahallî anlayışın, mahallî yapının ve imkânların bir araya gelmesini
sağlamaya çalışıyoruz. İşte, çağdaşlık ve modernlik budur değerli arkadaşlarım.
Ne yapıyoruz; araştırma öğretim elemanı getiriyoruz.
Şimdi, bütün bunlar dururken, efendim, sadece ve sadece, meseleyi katsayıya
getirip, indirgemek, katsayı içerisinden de başka alanlara çekmek kesinlikle
iyi niyet eseri değildir.
Şimdi, söylüyorlar bize “efendim, saklı niyetiniz ortaya çıktı.” Değerli
arkadaşlarım, Sayın Altıkulaç da ifade etti. Bakın, AK Parti daha kurulmadan
önce, bizim programımızda YÖK ile ilgili değişiklik yapılacağı ve meslek
liselerine uygulanan katsayı haksızlığının giderileceği yazılı mıdır; yazılıdır.
Seçim beyannamemizde var. Acil Eylem Planında var. Hükümet Programında
var. Peki, başka nerede var? Sayın Altıkulaç da bahsetti; Sekizinci Beş
Yıllık Kalkınma Planında var. Başka nerede var?.. Bakın, bu, son derece
önemli bir şey. Avrupa Birliğinin son ilerleme raporundan bilmiyorum, Cumhuriyet
Halk Partili arkadaşlarımın haberi var mı?.. Avrupa Birliğinin son ilerleme
raporunda, bakın, konuyla ilgili olarak ne deniliyor: Eğitim ve meslekî
eğitimle ilgili bölümünde şöyle deniliyor: “Genel olarak, ortaöğretimde
iki temel sorun varlığını sürdürmektedir. -Avrupa Birliğinin son ilerleme
raporu- Öncelikle, ortaöğretime olan talep öngörülenden çok daha yüksektir.
İkinci olarak; meslekî ve teknik okullara yönlendirilen öğrenci sayısı
planlanandan daha azdır. Üniversite giriş sınavları, genel liselerden mezun
öğrenciler lehine bir ayrımcılığa yol açmaktadır.” Diskriminasyon kelimesini
kullanıyor.
Bakın, size ben bir tablo göstereceğim değerli arkadaşlarım. Meslekî
ve teknik eğitimle, genel liselerin 1998’den bugüne kadar gelişini bu tabloda
görüyorsunuz; buyurun, Cumhuriyet Halk Partililer şöyle bir baksın.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)- Oradan göremiyoruz; bir şey görünmüyor
zaten...
MİLLİ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)- Şimdi, ben, sözlü
olarak söyleyeyim size.
Değerli arkadaşlarım, 1998-1999 öğretim yılında meslekî ve teknik eğitimdeki
öğrencilerimizin oranı yüzde 43’tür, genel liselere giden öğrencilerin
oranı yüzde 57’dir. Geliyoruz 2003 yılının sonuna, 2003-2004 öğretim yılına,
genel liselerin oranı yüzde 69’dur, meslekî ve teknik eğitimin oranı yüzde
31’dir.
Şimdi, bunu söylediğiniz zaman, hemen arkasından şöyle bir argüman geliyor:
Efendim, bu, imam-hatiplerdeki düşüşten kaynaklanıyor; buyurun, imam hatip
liselerini hiç hesaba katmadan bir hesap daha yapalım. 1998 yılında, imam
hatip liseleri hariç, Türkiye'de 805 903 tane meslek lisesi öğrencisi vardır
ve bu, 2004 yılında 1 031 992’ye çıkmıştır. Rakamsal olarak artış oranı
yüzde 13’tür; ancak, ortaöğretimdeki pay itibariyle yüzde 38’den yüzde
30’a düşmüştür. Peki, bu arada genel liselerde durum nasıldır; 1998 yılında
1 297 514 genel lise öğrencisi varken, 2004 yılında 2 463 923 genel lise
öğrencisi vardır; artış oranı yüzde 90 değerli arkadaşlarım; yüzde 13,
yüzde 90 ve bu size ifade ettiğim rakamlara imam hatip liseleri dahil değildir.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Bir de imam hatiplerin 98’le ilgili
rakamlarını verin bakalım.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım,
Sayın Baykal “bu bir din istismarıdır” dedi -ben bunları talihsiz beyanlar
olarak değerlendiriyorum- nedir din istismarı olan; meslek liseleri lehine
olabilecek ufak çaplı bir iyileştirme yaptığınız zaman, bu, din istismarıdır.
Bakın, 1973’ten 1999 yılına kadar, meslek liseleriyle genel lise mezunları,
kendi kişisel kabiliyetlerine göre eşit şartlarda üniversite sınavlarına
giriyorlardı ve nereye girebileceklerse oraya giriyorlardı ve 1973’le 1999
arasında kurulan birçok hükümette de, gerek Sayın Topuz gerekse Sayın Baykal
bakan olarak bulunuyordu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Baykal ne zaman bakanlık yaptı?!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Peki, o dönemde
bu uygulama varken siz din istismarı mı yapıyordunuz Allah aşkına, din
istismarcısı mıydınız siz?! (AK Parti sıralarından alkışlar)
Peki, 1999’a kadar meslek liseleri eşit şartlarda giriyordu, Tevhidi
Tedrisat Kanunu yürürlükte değil miydi?! Peki, cumhuriyetin temel ilkelerinden
olan laiklik yürürlükte değil miydi arkadaşlar?! Meseleyi buraya getirmek,
son derece vahim bir hatadır.
Bakın, ne yaptık biz, bakın eşitlikten nereye geldik; uzlaşma diyorlar
ya, bu, uzlaşmacı anlayışımızın bir sonucudur. Bakın, altı ay önce, biz,
Türkiye Büyük Millet Meclisine, meslek liselerindeki bu haksızlığı gidermek
üzere tek maddelik bir tasarı gönderdik. O zaman denildi ki, genel olarak
bir YÖK yasasıyla birlikte gelsin; alt komisyona sevk edildi ve Sayın Haluk
Koç, Sayın Ali Topuz dediler ki, bu alt komisyona havale edilmeli, orada
enine boyuna tartışılmalı. Peki, alt komisyon kuruldu da, Sayın Topuz,
siz, alt komisyona üye verdiniz mi? Soruyorum size, verdiniz mi o zaman?
Vermediniz.
Anayasa değişikliğine gelmezsiniz; alt komisyon kurulur, oraya üye vermezsiniz;
anayasayı değiştirmek için uzlaşma komisyonu kurulur, oraya üye vermezsiniz;
ondan sonra da, çıkıp, burada sureti haktan görünür ve konuşursunuz. Ben,
bunu yadırgıyorum doğrusu.
Değerli arkadaşlarım, biz ne yaptık? Bakın -eşitlikten-Üniversitelerarası
Kurul mensupları -Başkanıyla birlikte 8 rektörümüz- Sayın Başbakanı ziyaret
ettiler. Ben, bunun detaylarına girmeyeceğim. Denildi ki, herkes kendi...
Orada ortaya çıkan formül şu oldu: Bütün meslek liseleri ve genel liseler
sözel, sayısal, eşit ağırlık ve dil olarak tasnif edilsin; sözel mezunu
olanlar, sözelle öğrenci alan programlara gittiği zaman avantajlı olsun;
eşit ağırlıktan mezun olanlar, eşit ağırlıkla öğrenci alan bir programa
gittiği zaman avantajlı olsun -sayısal için aynı şey- başka alanlara gittikleri
zaman, dezavantajlı olsunlar.
Bakın, size, ben, bir rakam vereyim. Bir bardak suda nasıl fırtına koparıldığının
en büyük delili değerli arkadaşlarım; ne yapılmıştır, onu söyleyeyim: Bütün
mesele imam-hatip meselesi ise, bakın, ben, Millî Eğitim Bakanı olarak,
Talim ve Terbiye Kuruluna bir çalışma yaptırdım ve ilan ettim, dedim ki,
imam-hatip liseleri sözel program mezunudur. Bakın, sözel mezunudur. Üniversitelerimizde
3 256 program vardır. Elbette, hangi lisemizin, hangi meslek lisemizin
hangi müfredatı takip ettiğini, yoğunluklu olarak, ağırlıklı olarak hangi
dersleri aldığını Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu belirlemeyecek
de, biz bilmeyeceğiz de başkaları mı bilecek?! Elbette, Talim ve Terbiye
Kurulu tespit edecek; ama, hangi puan türüyle öğrenci alacağına, hangi
programa hangi puan türüyle öğrenci alacağına Yüksek Öğretim Kurulu karar
verecek. Bunu da çok net bir şekilde yazdık.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakın, bu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUHARREM İNCE (Yalova) - Sözeli sonra eşit ağırlık yaparsınız
Sayın Bakan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım,
bakın, 3 256 programın yüzde 46’sı sayısal puanla alıyor, yüzde 33’ü eşit
ağırlıklı puanla alıyor, yüzde 14’ü sözel puanla alıyor ve bu yüzde 14’e
tekabül eden kontenjan, karşılık gelen kontenjan sayısı da
24 000’dir, toplam 24 000 kişi. Şimdi, bu 24 000 kişilik kontenjana da
sadece imam-hatip mezunları falan girmeyecek, diğer bütün meslek liselerinden,
bütün genel liselerden mezun olan öğrenciler de bu sözel programına müracaat
edecek. Şimdi, Allahaşkına, bu yüzde 86’lık dilimde dezavantajlı oldukları
halde, bu yüzde 14’lük bölüm için ufak çaplı bir iyileştirme yapıldığı
zaman laiklik mi elden gider?! Böyle bir iddia olabilir mi?! Buna kimseyi
inandırabilir misiniz değerli arkadaşlarım?! Yok böyle bir şey.
Değerli arkadaşlarım, bakın, ben, tekrar size çok çarpıcı örnek vereyim.
Geçen yıl ÖSS’de Türkiye birincisi Konya’dan çıktı, Konya Fen Lisesi mezunu
Emre Kaçar. Emre Kaçar, sayısal, sözel ve eşit ağırlıkta bütün soruları
çözdü, sıfır hatayla sınavı bitirdi ve 300 tam puan aldı. Ağırlıklı ortaöğretim
başarı puanı da 100; bakın, dikkat edin buna lütfen. Emre Kaçar “ben, fen
lisesinden mezunum; ama, eşit ağırlıklıyı da en iyi şekilde yaptım, sözeli
de en iyi şekilde yaptım; müsaade edin, ben, hukuk fakültesine veya Siyasal
Bilgiler Fakültesine gideyim” diyor; hayır, gidemezsiniz... Nasıl gidemiyor?
Bakın, o 100 olan ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı 0,8’le çarpılınca
80 ediyor, toplam puanı 380; ama, hukuk fakültesine gittiği zaman, o puan
0,3’le çarpıldığı zaman 30 ediyor, toplam puanı 330’la da hukuk fakültesine
giremedi, iyi mi?! Düşünebiliyor musunuz, sıfır hatayla üniversite sınavını
kazanan bir öğrenci, istediği bir okul türüne, bir yükseköğretim kurumuna
giremiyor. Şimdi, bunu kime izah edebilirsiniz. Arkadaşlar, özellikle ben
uzman arkadaşlara söylüyorum, toplumu yanıltmaya kimsenin hakkı yoktur.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
HASAN ÖREN (Muğla) - Sadece senin hakkın var.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - İdeolojik kaygılarınız
olabilir, siyasî mülahazalarınız olabilir, buraya çıkıp da söze başlayanlar
“dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yoktur” diye söze başlıyorlar. Değerli
arkadaşlar, bakın, Amerika Birleşik Devletlerinde SAT diye bir sınav vardır.
Siz, hangi programdan mezun olursanız olun, oraya müracaat ettiğiniz zaman,
oraya geçtiğiniz zaman, istediğiniz yere girebiliyorsunuz.
Şimdi, Avrupa Birliğinde bu nasıldır? Bakın, burada raporlar var -ben,
Millî Eğitim Komisyonunda da değerli arkadaşlarıma söyledim- bunu size
verebilirim. Avrupa’nın hangi ülkesinde bu iş nasıl yapılıyor. Verilen
en çarpıcı örnek “efendim, Almanya’da gymnasium’a gitmeyen üniversiteye
gidemez” doğru; ama, bakın, meslek liselerinde gymnasium’a geçiş için yatay
geçiş kapıları sonuna kadar açıktır. Birbirimizi aldatmanın anlamı yok
değerli arkadaşlarım; Türkiye’de meslekî ve teknik eğitim bitmiştir, ölmüştür.
Biz bunu niçin yapıyoruz; bakın, biraz önce Sayın Altıkulaç söyledi,
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planının amir hükmüdür. Anayasanın 166 ncı
maddesi diyor ki: “Kalkınma planlarının getirdiği hükümler kanun gibidir,
uygulamak zorundasınız.” Biz, Anayasanın gereğini yapıyoruz. Peki, Avrupa
Birliği son ilerleme raporu bunu söylüyor; biz, bunun gereğini yapıyoruz.
Bakın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 25 inci maddesi ne diyor değerli
arkadaşlarım: “Herkes eğitim hakkına sahiptir, yükseköğretim, yeteneklerine
göre herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır.” Peki, başka neyin gereğini
yerine getiriyoruz; Türkiye’de bir toplumsal talep var... Bizi popülizm
yapmakla suçladı değerli arkadaşlarım. Bakın, şunu unutmayınız, biz, bugüne
kadar asla popülist yaklaşımlarla hiçbir meseleye yaklaşmadık. Bakın, bizim
halkımız bizden iş istiyor, diyor ki: “Çocuklarımızı devlet dairelerine
alın, memur, işçi yapın.” Biz bunu yapıyor muyuz; yapmıyoruz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - IMF yaptırmaz ki, IMF izin vermez ki!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade eder misiniz.
Değerli arkadaşlarım, eğer, bir talep makulse, meşru ise, mantıklıysa,
bir haksızlığın giderilmesine yönelik bir talepse, siyasî parti olarak
bizim görevimiz bu talebi yerine getirmektir. Biz, asla popülizm içerisinde
olmadık, bundan sonra da kesinlikle popülizm içerisinde olmayacağız.
Ben, Sayın Baykal’ın, burada, bugün, hakikaten bize ufuk açacak çok
güzel şeyler söylemesini bekliyordum, ama, ne yazık ki, bunları bulamadım.
V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Söyledi, ama, anlamamışsınız!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bize diyorlar ki:
“Kime sordunuz, bunları getirdiniz...”
BAŞKAN - Sayın Bakan, toparlar mısınız.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bitiyorum Sayın
Başkan, toparlıyorum.
Bakın, şu andaki 0,3, 0,8 katsayı uygulaması kim tarafından, ne zaman
getirildi; Yüksek Öğretim Kurulu tarafından bir gecede alınan bir karardır.
1999’da karar alındı ve o dönemin ÖSYM Başkanı Dr. Fethi Toker bundan dolayı
“bu yanlıştır” diyerek istifa etti.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Siz de sınava 38 gün kala uygulayacaksınız
bunu; aynı mantık çünkü!
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Geçmişle uğraşma, bugünü söyle!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Arkadaşlar, eğer,
siz, o sınava girecek öğrenciler için kaygı duyuyorsanız, bakın, bu, 17
aydır toplumun gündemindedir. İşte, alt komisyona sevk edilen tek maddelik
tasarıdan söz ettim; siz, CHP’liler olarak o alt komisyona giderdiniz,
ona katkı sağlardınız. Sizin derdiniz çocuklar falan değil, siz, milletten...
Bakın size bir şey söyleyeyim... (CHP sıralarından gürültüler)
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Bakan, sürenizi tamamladınız;
yani, Cumhuriyet Halk Partisine çatmak için eksüre kullanmanıza gerek yok...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Hayır hayır...
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - ...bir bilgi verecekseniz, onu verirsiniz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bitiriyorum, siz
müsaade ederseniz bitireceğim. (CHP sıralarından gürültüler)
MUHARREM İNCE (Yalova) - 38 gün kalmış Sayın Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade ederseniz
bitireceğim.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Siz, 1999’da yapılanın aynısını yapıyorsunuz;
o gün de haksızlık yapılmıştı, şimdi de haksızlık yapılıyor.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım,
değerli milletvekilleri; bakın, gözünü kapayan sadece kendisine gece yapar.
(AK Parti sıralarından alkışlar) Bugün bir toplumsal problem ortadayken,
bugün bir toplumsal zulüm ortadayken, efendim, bunu yapamazsınız, bunu
edemezsiniz şeklinde ortaya çıkmanız doğru değildir.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Zulüm nedir Sayın Bakan, açıklar mısınız?!
BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Milletten görmediğiniz teveccühü
başka yerde aramayın, bulanık suda balık avlamayın. (AK Parti sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar)
Bakın, Sayın Haluk Koç, şahsıma yönelik bir eleştiride bulundu, dedi
ki: “Sayın Bakan gerginlik yaratıyor, inatlaşıyor.”
HASAN ÖREN (Manisa) - Kesinlikle doğru!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Size bir şey söyleyeyim
değerli milletvekilleri...
MUHARREM İNCE (Yalova) - Başbakan sizden kurtulmak istiyor vallahi!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Eğer yaptığınız
yanlışsa, siz, bile bile bir yanlışta ısrar ediyorsanız, bunun adı “inatlaşma”dır;
ama, eğer yaptığınız doğruysa...
ATİLA EMEK (Antalya) - Size göre doğru, bize göre değil.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Yaptığın ne doğru Sayın Bakan?!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - ... eğer yaptığınız
kamu vicdanının gereğiyse, eğer yaptığınız maşerî vicdanı rahatlatma anlamında
yapılan bir şeyse, aklın gereğiyse, rasyonelse, o konuda ısrar etmenin
adı “inatlaşma” değil “kararlılık”tır. (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar)
Şimdi, AK Parti, seçim meydanlarında millete verdiği sözleri buraya
geldikten sonra unutan bir parti değildir.
ATİLA EMEK (Antalya) - Dokunulmazlık?!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Sayın Başbakanımız
“egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir” vecizesini tekrarlarken “biz
canımızın istediğini yaparız” demek istemiyor. Elbette, yasamanın da bütün
yaptıkları yargının denetimine tabidir. Gelin, demokratik işleyişin olması
gerektiği gibi çalışmasına müdahale etmeyelim, mâni olmayalım. Demokratik
işleyiş olduktan sonra, bütün dertlere deva bulunur, bütün problemler çözülür.
Değerli arkadaşlarım, bundan sonraki maddeler üzerinde görüşmeler devam
ederken, ben, hemen şu kitapçığı size göstererek, huzurlarınızdan ayrılacağım.
Bizi şununla itham ediyorlar: Efendim, Millî Eğitim Bakanlığı yükseköğretimden
başka bir şeyle ilgilenmedi. Ben, 550 milletvekili arkadaşıma bunu gönderdim.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Kadrolaşmayı yaptınız Sayın Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bakın, benim Bakanlığım
döneminde, onüç ayda ve iktidara geldiğimizden beri onyedi ayda 60 tane
proje gerçekleştirilmiştir. Sadece “eğitime yüzde yüz destek” kampanyası
çerçevesinde, kamuya kazandırılan, Türk millî eğitimine kazandırılan kaynak
1,5 katrilyon Türk Lirasıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar) “Haydi kızlar,
okula” kampanyasıyla, 2003 yılında, okula gönderilmeyen 50 000 kız çocuğumuz
okula gönderilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de Millî Eğitim Bakanlığı tarafından bir
dijital devrim gerçekleştiriliyor. Eğitimde çağdaşlaşma, öyle, lafla falan
filan olmaz.
Ben, o atasözünü, bir kez daha, huzurunuzda tekrarlayacağım; bizim atasözümüz
der ki: “Bal bal demekle ağız tatlanmaz.” Öyle “çağdaş eğitim”, “çağdaşlaşma”
diyerek çağdaşlaşma olmaz; çağdaşlaşma icraatla olur, söylemle değil eylemle
olur.
Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
|