Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
İÇİNDEKİLER
AB ANA SAYFA
AB logo Türkiye-AB İlişkileri

2000 DÜZENLİ RAPORU
Türkiye'nin Katılım Yönünde İlerlemesi Üzerine Komisyon'un 2000 Düzenli Raporu
(4)

3. Üyelik yükümlülüklerini yerine getirme yeteneği

Giriş

Bu bölümün amacı, Türkiye’nin üyelik yükümlülüklerini (yani, Birlik’in hedeflerini gerçekleştirmek için kullandığı, müktesebat olarak bilinen, hukuksal ve kurumsal çerçeveyi) yerine getirme yeteneği konusunda Komisyon’un 1999 düzenli raporunu güncelleştirmektir. 1999 düzenli raporundan bu yana ilgili gelişmelerin bir değerlendirmesiyle beraber, bu bölüm, Türkiye’nin üyelik yükümlülüklerini yerine getirme yeteneğine ve bu konuda neler yapılması gerektiğine ilişkin genel bir değerlendirme sunmayı hedeflemektedir. Bu bölüm, yirmi dokuz müktesebat başlığını içeren listeyi izlemek üzere planlanmıştır ve Türkiye’nin, çeşitli yönleriyle, müktesabatı uygulamaya yönelik idari kapasitesine ilişkin bir değerlendirmeyi de içine almaktadır (daha önceki düzenli raporlarda bu konu ayrı bir bölümde ele alınmıştı). 

Aralık 1995’te Madrid şehrinde toplanan Avrupa Birliği Konseyi, aday ülkelerin, özellikle idari yapılarının intibakı yoluyla, kademeli ve uyumlu bir biçimde entegrasyonları için gerekli koşulları yaratma ihtiyacına atıf yapıyordu. Bu konuyu ele alarak, Gündem 2000’de Komisyon, Topluluk mevzuatını ulusal mevzuata etkili bir şekilde aktarmanın önemini ve, uygun idari ve adli yapılar yoluyla, bunu gerçek yaşamda düzgün biçimde uygulamanın daha da büyük önemini vurguluyordu. Bu husus, gelecek üyelik için vazgeçilmez olan karşılıklı güvenin yaratılmasında temel bir önkoşuldur. 

Haziran 2000’de Feira şehrinde toplanan AB Konseyi, aday ülkelerin müktesebatı etkin biçimde uygulama ve icra etme kapasitelerinin önemini hatırlattı ve bunun için, aday ülkeler tarafından, idari ve adli yapılarının güçlendirilmesine yönelik önemli çabalar sarf edilmesi gerektiğini ekledi. Feira AB Konseyi, bu konudaki bulgularını Konsey’e bildirmesi için Komisyon’a çağrıda bulundu. Türkiye’nin idari kapasitesi hakkında 1999 düzenli raporunda sunulan değerlendirmeyi geliştiren bu rapor, çeşitli yönleriyle müktesebatı uygulamak için gereken temel idari yapılar üzerinde odaklanarak daha fazla derinlik ve ayrıntı getirmeyi hedeflemektedir. 

1999 düzenli raporunda, Komisyon aşağıdaki sonuca varıyordu: 

“Türkiye, uyum konusunda en fazla ilerlemeyi, Gümrük Birliği kapsamındaki alanlarda ve, daha az bir ölçüde, Avrupa stratejisi kapsamındaki alanlarda yapmaya devam etmektedir. Genel olarak, malların serbest dolaşımıyla ilgili durum tatmin edicidir ve Türkiye, henüz bir çerçeve yasayı kabul etmemiş olsa da, Avrupa standartlarının benimsenmesinde yüksek bir düzeye erişmiştir. Gümrük alanında yüksek derecedeki uyuma rağmen, hâlâ yeni bir gümrük kanununa ihtiyaç vardır. Tekstil ürünleri için ortak bir hariçte işleme sisteminin kurulması yoluyla geçen yıl içinde Gümrük Birliği daha da geliştirildi. Telif hakları alanında acil ilerleme ihtiyacı vardır. Sermaye hareketleri alanında son zamanlarda kaydedilmiş ilerleme olmasa da, genel durum iyidir ve yeni bir bankacılık yasasının kabul edilmesi daha fazla uyumlulaşma getirmiştir. 

Rekabet konusunda, TEKEL’in işleyişi Komisyon açısından kaygı verici olmaya devam etmekle beraber, anti-tröst alanında ilerleme olmuştur. Türkiye, devlet yardımı programlarını Komisyon’a bildirmiştir ve bunlar halen incelenmektedir. Tarımda hâlâ yüksek düzeylerde destek ve koruma vardır ve son Rapor’dan bu yana mevzuatın uyumu konusunda ilerleme olmamıştır. 

Gümrük Birliği bağlamında müktesebatı uygulamaya yönelik idari kapasite çok tatminkâr olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, Türkiye, idari yapılarını daha da modernleştirmeli ve personel eğitimini arttırmalıdır.” 

3.1. Müktesebat başlıkları

Belirtildiği gibi, Türkiye’nin üyelik yükümlülüklerini yerine getirme yeteneğine ilişkin olarak aşağıda sunulan değerlendirme, müktesebatın yirmi dokuz başlığını içeren listeye uygun biçimde planlanmıştır. Dolayısıyla, bu bölüm, iç pazarın köşetaşları olan “dört özgürlük” ile ilgili ilerlemenin bir değerlendirmesi ile başlamakta ve, çeşitli yönleriyle müktesebatı kapsamak üzere, başlıkların her birinde kaydedilen ilerlemeye ilişkin sistematik bir incelemeyle devam etmektedir: sektörel politikalar, ekonomik ve mali işler, ekonomik ve sosyal kaynaşma, yenilik, yaşam kalitesi ve çevre, adalet ve içişleri, dış politikalar ve mali sorunlar. 

Başlık 1: Malların serbest dolaşımı

Son Düzenli Rapor’dan bu yana, ilgili Türk makamlarına göre, 1200 civarında standart kabul edilmiştir. Gümrük Birliği, 2000 yılı sonuna kadar Türk teknik mevzuatının uyumlu hale getirilmesini öngörmektedir. Halen, Türkiye Standartları’nın %80’i CEN standartlarına, %80’i CENELEC standartlarına uygundur. 

Uygunluk değerlendirmesi alanında, rapor edilebilecek herhangi bir gelişme yoktur. 

Akreditasyon alanında, Türk Akreditasyon Konseyi’nin (TÜRKAK) Kuruluşu ve Görevleri üzerine yeni bir yasa 4 Kasım 1999 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu yasa, laboratuar hizmetleri, belgelendirme ve muayene işlemlerini yürütmek üzere yerli ve yabancı kuruluşlara akreditasyon verilmesinde TÜRKAK’ı yetkili kılmaktadır. Genel Sekreter ve diğer görevliler, 15 Mayıs 2000 tarihinde gerçekleşen Türk Akreditasyon Konseyi Genel Kurulu’nun ilk toplantısında tayin edildiler. Toplam personel sayısı 60’tır. Türkiye, bir geçici teknik personel havuzundan yararlanmaya niyetlidir. 

Sektörlere özgü mevzuat ile ilgili olarak, son Düzenli Rapor’dan bu yana, Kasım 1999 ve Nisan 2000 arasında altı yönergenin aktarılmış olduğu motorlu araçlar alanında ilerleme not edilebilir. 

Daha önceki Düzenli Rapor’da vurgulanmış olduğu gibi, aşağıdaki alanlarda ilerleme kaydedilmemiştir: farmasötik, kimyasal ve homeopatik ilaçlara ait yönergelerin aktarılması, fiyatlama usulleri, immünolojik tıbbi ürünler, insan kanından elde edilen ürünler, dağıtım, sınıflama, etikleme, kozmetik ürünlere ilişkin yönergelerin kabul edilmesi. 

Uyumlulaştırılmamış alanlar ve kamu alımları konusunda, rapor edilebilecek herhangi bir gelişme yoktur. 

Kamu alımları konusunda, Maliye Bakanlığı yeni mevzuat hazırlamaktadır. Mevcut kamu alımları sistemi, daha saydam hale getirilmeli ve bu konuda hesap verme sorumluluğu arttırılmalıdır. 
 

Genel değerlendirme

Uygunluk değerlendirmesi ile ilgili olarak, ilerlemenin yasal uyuma paralel olmasını sağlamak için mevcut uygunluk değerlendirmesi sistemini geliştirme gereği vardır. Ele alınması gereken problemli konular, AT’deki mevcut uygunluk değerlendirmesi yapıları hakkında bilgi yetersizliği ve gereğince eğitilmiş teknik personel eksikliği ile ilgilidir. 

Piyasa gözetimi alanında, şimdiki çabalar, ilgili personelin eğitilmesi ve ilgili kurumların donanım kapasitesinin iyileştirilmesi üzerinde yoğunlaşmıştır. 

Yatay ve prosedürel konular ile ilgili olarak, bazı sektörlerde (ürüne özgü yaklaşım temelinde) müktesebat ile uyum şimdiden sağlanmıştır. Ancak, Türkiye, ürünler üzerine teknik mevzuatın hazırlanması ve uygulanmasına ilişkin çerçeve yasanın kabul edilmesi sürecini henüz tamamlamamıştır. Bu yasanın amacı, Avrupa Topluluğu ile uyumu kolaylaştıracak mevzuat için hukuki dayanağı oluşturmak ve Avrupa standardizasyon sisteminin Türkiye’de uygulanması için gerekli temel ilkeleri koymaktır. 

Çerçeve yasanın kabul edilmesindeki gecikmeler, halen hazırlanmış olan ve spesifik konuları (CE uygunluk işareti; uygunluk değerlendirmesi organları ve bilgi verilecek organlar; piyasa gözetimi; Türkiye ve AT arasında bildirim prosedürleri; serbest dolaşım ilkesinden sapan ulusal düzenlemeler konusunda bilgi alışverişi) kapsayan beş uygulama yönetmeliğinin planlanan kabulü açısından olumsuz sonuçlar vermiştir. Bu durum, ayrı Yeni Yaklaşım yönergelerinin kabul edilmesini de geciktirmiştir. 

Bu sahadaki müktesebatın benimsenmesine yönelik gerekli ilerlemeyi yapmak için, ürünler hakkında teknik mevzuatı içeren çerçeve yasanın hızla kabul edilmesi ve uygulanması önemlidir. 

Sektörlere özgü mevzuat ile ilgili olarak, kişisel koruma ekipmanları, rekreasyon amaçlı tekneler, makineler, düşük voltaj, elektromanyetik uyum, asansörler, sivil patlayıcılar, gaz cihazları, basınçlı kaplar, tıbbi aletler ve oyuncaklar üzerine yönergeleri aktaran, yeni yaklaşım çerçevesinde hazırlanmış yönetmelikler henüz kabul edilmemiştir. 

Ayrıca Türkiye, motorlu araçlar, inşaat tesisatı ve teçhizatı, ölçüm cihazları, tekstil ürünleri, tıbbi ürünler ve kristal cam dahil bazı sektörlerde AT mevzuatını aktarmak için mevzuat hazırlamaktadır. Ancak, bu alanlarda daha çok ilerleme yapılmalıdır. 

Gıda katkı maddeleri konusu başta olmak üzere, gıda müktesebatının aktarımı daha yeni başlamıştır ve aktarım yöntemi dikkatle değerlendirilmelidir. Aktarılan müktesebatın uygulanması ve icrası, gıda endüstrisini AB gereklerini büyük ölçüde karşılayacak şekilde reformdan geçirme gerekliliği nedeniyle önemli bir görev teşkil etmektedir. 

AT-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin 2/97 sayılı kararıyla tespit edildiği gibi, teknik uyumun 31 Aralık 2000 tarihine kadar tamamlanması gerektiği de dikkate alınırsa, ticaretin önündeki teknik engellerin kaldırılmasına ilişkin AT mevzuatının uygulanması sınırlı kalmıştır. Avrupa standartlarının kabul edilme oranı genel olarak tatmin edicidir, fakat büyük ölçüde ilave ilerleme sağlanması gereklidir. Muhtelif durumlarda, standardizasyon konuları ticarette engellere yol açmıştır. Dolayısıyla, standartların daha fazla uyumu hâlâ gereklidir. 

İdari ve adli kapasite ile ilgili olarak, Türk standartlarının AT normlarıyla uyumlu hale getirilmesinden Türk Standartlar Enstitüsü (TSE) sorumludur. Bununla beraber, TSE kuralları ve uygulamaları, bazen, AT ve uluslararası standartlardan ayrılmakta, böylece önemli maliyetlere ve uzun gecikmelere yol açmaktadır. Bu sorun, TSE’nin özellikle test işlemleri konusunda çalışmaları gerçekleştirmek için yeterli kapasiteye sahip olmaması yanında, mevcut standartların doğru biçimde uygulanmamasının sonucudur. Elektrik ve elektromekanik cihazlar alanında ve ayrıca fayans ve seramik gibi ürünlerle ilgili olarak, teknik yönetmelikler konusunda önemli sorunlar vardır. TSE, hem CEN’e hem de CENELEC’e tam üye olmak için başvurmuştur. Tam üyelik 2001 yılında gerçekleşebilir. TSE, 1214 tam gün personel istihdam etmektedir. 4500 kadar uzman da TSE’nin çalışmalarına katılır. 

Gıda sektörleri için sorumluluk Tarım Bakanlığı’na aittir. Gıda maddeleri müktesebatının aktarılması ve uygulanmasına diğer yetkili Bakanlıklar da katılmalıdır. 

Kamu alımları konusunda, kamu harcamalarının yönetimi, mali kontrolü ve düzenlenmesinden Maliye Bakanlığı sorumludur. Bakanlık, kamu ihale makamları ile müteahhitler arasındaki bütün sözleşmelerin uygunluğunu değerlendiren bir onay damgası verir. Kamu ihale prosedürlerinin uygunluğunu teyit etmekten sorumlu bir makam yoktur, fakat bu konuda olağan mahkemeler yetkilidir.

Başlık 2: Kişilerin serbest dolaşımı

Mesleki niteliklerin karşılıklı tanınması alanında ilerleme olmamıştır. Türkiye’de kendilerine denklik belgesi verilen Avrupa diplomaları ve mesleki niteliklerinin taşıyıcıları, çok sayıda mesleğe giriş imkanına hâlâ sahip değildirler. Vatandaş hakları konusunda rapor edilebilecek herhangi bir ilerleme yoktur. 

İşçilerin serbest dolaşımı alanında rapor edilecek herhangi bir gelişme de yoktur. 

Genel değerlendirme

Vatandaş hakları yanında mesleki niteliklerin karşılıklı tanınması alanında, 1999’dan bu yana ilerleme kaydedilmemiştir. İşçilerin serbest dolaşımı konusu, karşılıklı istişareler yoluyla ele alınmalıdır.

Başlık 3: Hizmet sunma özgürlüğü

Hizmetlerin, özellikle mali olmayan hizmetlerin serbestleştirilmesi alanında pek az ilerleme kaydedilmiştir. Halen, mali olmayan hizmetler arz edilmesi müktesebat ile uyumlu değildir ve mali olmayan hizmetler sunma özgürlüğüne ilişkin çok sayıda kısıtlamalar ve ulusal tercihler Türkiye’de hâlâ mevcuttur. Bunlar kaldırılmalıdır. Ancak, önceki Düzenli Rapor’dan bu yana, Gümrük Birliği’nin hizmetlere ve kamu alımlarına teşmil edilmesine yönelik müzakereler başlamıştır (Ekim ayında); bunun yapılması, Türkiye’nin AT müktesebatıyla uyumu kolaylaştıracaktır. Mali hizmetler ile ilgili olarak, Türk bankacılık sektörü, Haziran 1999 tarihli Bankalar Yasası ile tesis edilen yeni mevzuat çerçevesine intibak etmektedir. Başka hususlar yanında, tasarrufların ve mevduatın garanti kapsamındaki bölümü, AT standartlarına uygun olacak şekilde, 2000 yılı sonuna kadar %100’den aşağıya çekilmektedir. 

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, daha önce Hazine ve Merkez Bankası tarafından yürütülen görevleri üstlenerek, tam olarak faaliyete geçmiştir. Bu sistem, siyasal güçlerden yeterli bağımsızlık sağlamaktadır. 

Sigorta ve diğer mali hizmetler sahasında, önceki düzenli rapordan bu yana müktesebat ile uyumlulaşma yönünde büyük bir ilerleme olduğu söylenemez. 

Yatırım hizmetlerini ve menkul kıymet piyasalarını düzenleyen Sermaye Piyasası Kanunu, azınlık hissedarların haklarının korunmasını ve bir yatırımcı koruma fonunu devreye sokarak, Aralık 1999’da tadil edilmiştir. 

Genel değerlendirme

Mali olmayan hizmetler sunulması ile ilgili olarak, yabancı ülkelerin uyrukları, yatırım yapmak veya ticari faaliyetlerde bulunmak için, Türkiye’de yerleşik bir Türk vatandaşıyla birlikte bir anonim şirket veya bir limited şirket kurmak zorundadırlar. Ayrıca, ülkede yerleşik yabancılar, Hazine Müsteşarlığı Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü’nden bir izin ve/veya bir teşvik belgesi almakla yükümlüdürler. Taşınmaz mal/tarımsal arazi edinme konusu dikkatle incelenmelidir. 

Serbestleşme ve müktesebat ile uyumlulaşma, mali hizmetler alanında en ileri düzeydedir. Sigorta ile ilgili olarak, sigorta hizmetleri sunma özgürlüğü Türkiye’de henüz tam değildir çünkü bu hizmetlerin sunulması üzerinde spesifik kısıtlamalar vardır. Sigorta piyasası, Hazine Müsteşarlığı (HM) Sigorta Genel Müdürlüğü’nün ve Ekonomik İşlerden Sorumlu Devlet Bakanı’na bağlı olan HM bünyesindeki Sigorta Denetleme Kurulu’nun (SDK) yetkisi altındadır. Dolayısıyla, bu organların bağımsız oldukları söylenemez. 

SDK, işleyişte herhangi bir düzensizlik tespit ederse şirketlerde özel teftişler yapabilir ve şirketleri yılda bir defa teftiş etmekle görevlidir. 

Yatırım hizmetleri ve menkul kıymetler piyasası sahasında, 1989’dan beri, yabancıların işlemleri üzerinde ve yabancılar tarafından portföy yatırımlarına konu olan fonların yurt dışına geri gönderilmesi üzerinde herhangi bir kısıtlama olmamıştır. Ayrıca, 1999’dan beri, yerleşik olmayan aracılar, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) gözetimi altında, Türkiye’de faaliyet gösterebilmektedirler. 

Sermaye Piyasası Kurulu, yatırım hizmetlerini ve menkul kıymet piyasasını izleyen yetkili organdır. Özerk olan bu kurul, işlemlerden %0,25 oranında alınan bir ücret yoluyla kendini finanse eder ve 366 kişiden oluşan bir kadroya sahiptir. Bağımsız denetimler yapabilir ve bu denetimler sonucunda, lisansların askıya alınması dahil, idari veya mali yaptırımlar uygulayabilir. Uluslararası Menkul Kıymet Komisyonları Örgütü’nün ilkeleri ve AT standartları temelinde çalışır. 

Başlık 4: Sermayenin serbest dolaşımı

1999 yılına ait Düzenli Rapor’da, sermaye hareketleri rejiminin uzun bir süre boyunca tedricen serbestleşmesi sonucunda, Türk mevzuatının müktesebat ile uyum derecesinin bir hayli ilerlemiş olduğu belirtiliyordu. Ancak, o zamandan beri büyük bir ilerleme olmamıştır. 

Kara para aklanması üzerine yönergeler, Ağustos 1999’dan beri yürürlükte olan 4422 sayılı yasa yoluyla Türk hukuk sistemine aktarılmıştır. Türkiye şimdi bu mevzuatı düzgün biçimde uygulamalı ve icra etmelidir. Ciddi sorunlar devam etmektedir. 

Rapor edilebilecek başka gelişmeler yoktur. 

Genel değerlendirme

Sermaye hareketleri konusundaki OECD kuralları kapsamındaki yükümlülükleri nedeniyle, Türkiye’nin rejimi bazı alanlarda büyük ölçüde serbesttir. Ancak, müktesebat ile uyum sağlamak için, serbestleşme bütün işlemlere yaygınlaştırılmalı ve izin prosedürleri kaldırılmalıdır. 

Madencilik, enerji, bankacılık, TV ve radyo şirketleri ve yayıncılık gibi bazı sektörlerde yabancı yatırımlara ilişkin kısıtlamalar hâlâ mevcuttur. Ayrıca, ulaştırma sektöründe (denizcilik, havacılık) ve yabancı iştirakinin belirli tavanları geçemediği limanlarda yabancı yatırımlar üzerinde kısıtlamalar vardır. Gayri menkul alanındaki yabancı yatırımlar ile ilgili kısıtlamalar da bulunmaktadır. 

Türk borsasında kote edilmek isteyen yabancı şirketler ve onların ilk halka arzları için bazı şartlar aranmaktadır. Sigorta şirketlerinin yedekleri, yabancı varlıklara yatırılamaz. 

Ödeme altyapısı ile ilgili olarak, bir gerçek zamanlı brüt tasfiye (RTGS) sistemi Türkiye’de mevcuttur. Ancak, mevzuatı bu alandaki AT müktesebatıyla uyumlu hale getirmek için ilave çabalar gereklidir. 5 milyon ABD dolarından daha küçük fonların yurt dışına transfer edilmesi serbesttir. Daha yüksek miktarlar için, Hazine Müsteşarlığı’nın izni gereklidir. 

Merkez Bankası, gerçek zamanlı EURO işlemleri için Avrupa Merkez Bankası’nın TARGET sistemine bağlıdır. Sermaye hareketini etkin biçimde sağlamak için idari kapasite yükseltilmelidir. Bu konuda, bankacılık sektörü reformlarının tamamlanması ve uygulanması çok gereklidir. 

Yabancı yatırımcılar için büyük bir sorun, kamu yönetimiyle ihtilafları çözecek bağımsız bir organın yokluğudur. Anayasa, bu amaçla tahkim imkanı sağlamak için değiştirilmiştir, fakat uygulama iyileştirilmelidir. 
 

Başlık 5: Şirketler hukuku

Şirketler hukuku sahasında uyumlulaşma ile ilgili olarak rapor edilebilecek herhangi bir ilerleme yoktur. 

Türkiye, Şubat 2000’de yürürlüğe giren, fikri mülkiyet haklarının korunmasına ilişkin 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nu kabul etmiştir. Bu yeni kanun, marka sahteciliğine ve telif hakkı korsanlığına karşı mücadele etmeyi amaçlıyor. 

Entegre devrelerin topografilerini koruma kanunu 2000 yılı sonuna kadar yürürlüğe girmelidir. 

Genel değerlendirme

1995’ten beri, Türkiye kendi mevzuatını müktesebat ile uyum için büyük çabalar sarfetmiştir ve, ilke olarak, yasal çerçevenin önemli bölümlerini şimdiden yerleştirmiştir. Bu süreç devam ettirilmelidir. İdari mekanizmanın tamamlanması hâlâ gereklidir. Başka hususlar yanında, korsanlığa karşı mücadele etmek için Türkiye’de tutarlı bir SMH (sınai mülkiyet hakları) icra sistemi kurulması azami önemdedir. Hudut icra mevzuatı kabul edilmesi ivedi bir konudur. Bunu, polis memurları, yargıçlar ve savcılar için yeterli eğitim izlemelidir. Yeni bir Türk ticaret kanunu hazırlamak üzere Adalet Bakanlığı gözetiminde bir özel komisyon kurulmuştur. Bütün ilgili AT şirket yönergeleri ve mevzuatı bu süreçte dikkate alınacaktır. AT ve Türk mevzuatı arasında başlıca farklılıklar, tek üyeli şirketlere, birleşme hükümlerine, muhasebe ve denetim mevzuatına ilişkindir. 

Fikri Mülkiyet hakları ile ilgili olarak, halen TBMM’de görüşülmekte olan bir yasa tasarısı, Türk mevzuatını, ilgili Konsey yönergelerine ve ayrıca Bern ve Roma sözleşmelerine uygun hale getirmeyi hedeflemekte ve ihtisas mahkemeleri kurulmasını öngörmektedir. 

FMH’lerin icrası, geniş yetkilere sahip bir uzman enstitü kurmayı planlayan Kültür Bakanlığı’nın sorumluluğu altındadır. Ancak, şimdiki halde kapasitenin geliştirilmesi gereklidir. 

Türkiye, WIPO Telif Hakları Sözleşmesine ve WIPO Performans ve Fonogram Sözleşmesine üye değildir, fakat yukarıda belirtilen yasa tasarısında gerekli düzenlemeler öngörülmektedir. 

Görsel-işitsel malzemelerde korsanlık Türkiye’de ciddi bir sorundur. İlgili mevzuatın onaylanması ve icrasının güçlendirilmesi önemli önceliklerdir. 

Sınai Mülkiyet haklarına ilişkin konular, ve özellikle Lahey Sınai Haklar Anlaşması’nın uygulanması, tam olarak bağımsız bir organ olmayıp Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı olan Türk Patent Enstitüsü tarafından yönetilmektedir. 

Türkiye, Avrupa Patent Örgütü’ne katılmaya niyetlidir. 

Şirketler, ticaret odaları bünyesinde bulunan yerel ticaret sicilleri (ülke çapında 235 adet) tarafından tescil edilmektedir. 1999 yılında tescil edilen anonim şirketlerin ve limited şirketlerin toplam sayıları, sırasıyla, 79.034 ve 389.941 olmuştur. 

Başlık 6: Rekabet politikası

Türkiye, önceki Düzenli Rapor’dan bu yana, anti-tröst politikası alanındaki mevzuat çerçevesini, Topluluk müktesebatına ve Gümrük Birliği anlaşması yükümlülüklerine uygunluk sağlamak için daha da uyumlaştırmıştır. Türkiye, özellikle grup muafiyeti düzenlemeleri alanında, önemli ölçüde tali mevzuat kabul etmiştir. Ancak, dikey kısıtlamalar için grup muafiyetleri üzerine ve yatay işbirliği anlaşmaları için grup muafiyetleri üzerine Topluluk’un yeni politikaları dikkate alındığında, daha fazla uyum hâlâ gereklidir. 

Rekabetin Korunması Kanunu 1994 yılında kabul edildi. İhlaller için verilecek cezalarda artış yapılması için 1999 yılında tadil edildi. Bu kanun, büyük ölçüde, Topluluk anti-tröst kurallarının temel ilkelerine uygun olarak şekillendirilmiştir. 

Devlet yardımlarının kontrolü alanında ilerleme bir hayli sınırlı görünmektedir. Gelecekte ilerleme kaydetmenin önkoşulu, Gümrük Birliği anlaşması çerçevesinde devlet yardımı kurallarının etkin biçimde uygulanmasını ve icra edilmesini sağlayacak bir kontrol makamının kurulmasıdır. 

Tekellerin uyumu ile ilgili olarak önemli güçlükler yaşanmıştır. Özellikle, devlet alkol ve tütün tekelinin (TEKEL) uyumu açısından bu yıl içinde herhangi bir ilerleme olmaması üzücüdür. Gümrük Birliği anlaşmasında öngörülen uyum için geçiş dönemi, bu konuyu çözmeye yönelik muhtelif Topluluk girişimlerine rağmen, herhangi bir iyileşme olmaksızın, 1 Ocak 1998 tarihinde sona ermiştir. Türk tarafından alınan uyum önerileri, konuyu çözmekten uzaktır ve meşru gerekçelere istinat ettirilmemiştir. 

Türk Rekabet Kurulu 1997’de faaliyete geçti. Çalışmalarına başlamasından bu yana, Türk Rekabet Kurulu bazı tebliğler kabul etmiş ve yayımlamıştır. Bunlardan en önemli olanlar: 
 

- Rekabet Kurulu’ndan izin alınması gereken birleşme ve devralmalar hakkında tebliğ; 

- Anlaşmaların, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliği kararlarının Kanunun 10uncu maddesine göre bildiriminin usul ve esasları hakkında tebliğ; 

- Tek elden dağıtım anlaşmalarına ilişkin grup muafiyeti tebliği; 

- Tek elden satın alma anlaşmalarına ilişkin grup muafiyeti tebliği; 

- Motorlu araçlarla ilgili dağıtım ve servis anlaşmalarına ilişkin grup muafiyeti tebliği; 

- Franchising anlaşmalarına ilişkin grup muafiyeti tebliği.


Genel değerlendirme

Anti-tröst hükümlerinin uygulanması tatmin edici görünmekte olup, Rekabet Kurulu’nun faaliyete geçmesinden bu yana önemli sayıda olay çözüme bağlanmıştır. 

Devlet yardımları ile ilgili olarak, Türkiye, ülkenin bir bölgesel yardım haritasının tanımlanması üzerine bir araştırmanın geçici sonuçlarını Komisyon’a iletmiştir. Ülkede azami yardım yoğunluklarının farklılaştırılmasına imkan vermek üzere haritaya son şeklini verirken Topluluk kriterleri ve yönteminin izlenmesini sağlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. 

Türkiye, devlet yardımı verilmesine ilişkin politikaların bazı bölümleri hakkında bilgi vermiştir. Komisyon ile beraber, ilgili Türk Bakanlıkları, mevcut ilgili yasaların bir listesini çıkarma sürecindedirler. Bu temelde, Topluluk müktesebatına uygunluk konusunda özlü bir değerlendirme başlayabilir. 

Verilen yardımların Topluluk müktesebatına uygunluğunu sistematik olarak inceleyerek devlet yardımlarının kontrol edilmesinden sorumlu tek bir makam yoktur. Bu kontroller, Hazine Müsteşarlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı gibi farklı resmi kurumların sorumluluğu altındadır. Dolayısıyla, devlet yardımlarının kontrolünden sorumlu bir organın yokluğunda, bu politika alanında herhangi bir icra geleneği henüz oluşturulmuş değildir. Topluluk’un devlet yardımları konusundaki araştırmasının yöntemini ve sunuşunu izleyerek mevcut devlet yardımlarının bir envanterinin oluşturulması ve düzenli yıllık raporlama yoluyla saydamlığın arttırılmasına ve genel devlet yardımı sistemine özel dikkat gösterilmelidir. 

Topluluk müktesebatı karşısında Türkiye’nin durumu hakkında analitik incelemenin hazırlanmasında, ticari devlet tekellerinin ve özel haklara sahip şirketlerin bir envanterini çıkarmak gerekecektir. 

Rekabet Kurulu ile, Türkiye, işletmeler için kuralların etkin uygulanmasına imkan verecek gerekli idari yapılarla beraber işlevsel açıdan bağımsız bir kurum tesis etmiştir, fakat devlet yardımları konusunda Kurul yetki sahibi değildir. Rekabet Kurulu 309 kişiden oluşan bir kadroya sahiptir. 

Rekabet Kurulu’nun, tekel uyum sürecinde yeterince yer alıp almadığı ve kamu işletmeleri, devlet tekelleri ve özel haklara sahip şirketler ile ilgili olarak uygun yetkilere sahip olup olmadığı incelenmelidir. 

Başlık 7: Tarım

Tarım sektörü, Türk ekonomisinde önemli bir rol oynar (daha fazla ayrıntı için, bkz. Kısım B.2.2). Tarımda çalışan (tam gün ve yarım gün) insanların sayısı 9,7 milyon civarındadır (toplam işgücünün %41 kadarı). Türkiye’nin GSYH’sinde tarımın payı %14,3’tür. [15] Tarla bitkileri sektörü, Türkiye’de tarımsal üretimin dörtte üçünden çoğunu oluşturur. Türkiye’de en önemli ürünler tahıllardır (1998 yılında 21 milyon  tonluk bir rekolteyle buğday başta olmak üzere). Tahılları, değişik türlerde meyve ve sebzeler takip eder. 1999 yılında, Türkiye’den AT ithalatı 1.993 milyon Euro oldu. AT, Türkiye’ye toplam 805 milyon Euro değerinde ihracat yaptı. Türkiye lehine ticaret fazlası 1999 yılında 1.189 milyon Euro tutarındaydı. [16]

Tarımda kişi başına GSYH nisbeten düşüktür (1998’de 3.935 Euro). Yüksek faiz ve enflasyon düzeyleri, parçalanmış ve küçük işletmeler gibi önemli yapısal eksikler, tabandaki çiftçi örgütlerinin yeterli olmayışı, yetersiz pazarlama imkanları ve etkin olmayan açık piyasa fiyat oluşumu, tarımsal büyümeyi kısıtlamaktadır. Bu nedenle, Türkiye’de tarımsal üretkenlik son 10 yıldır sürekli olarak azalmaktadır. Türkiye, bugün gıda üretiminde kendine yeterli değildir. Ortalama çiftlik büyüklüğü 6 hektar civarındadır. Fındık ve, daha az bir ölçüde, üzüm, narenciye, tütün ve pamuk en büyük ihraç ürünleridir. Tahıllar (esas olarak buğday ve, daha az bir ölçüde, mısır ve pirinç) başlıca ithal ürünleridir. Yabancı uyruklular arazi satın alamaz fakat ortak girişimler kurabilirler. 

Türk hükümeti, tarımsal kalkınmada önemli bir rol oynamıştır. Kamu iktisadi teşebbüsleri ve tarım satış kooperatifleri birlikleri başta olmak üzere, devlete ait ve devletçe yönlendirilen çok sayıdaki müdahale kurumları da, tarımsal politikaların uygulanmasında yer almaktadır. 

Destekleme politikalarının ana hedefi, üretim artışları sağlamaktır. Farklı araçlar uygulanır: müdahale alımları yoluyla piyasa fiyat desteği (pamuk, buğday, şeker pancarı, ayçiçeği ve tütün); tarımsal girdilerin sübvansiyonu (yapay gübre desteği; tohum desteği; çevreye zarar vermeyen tarımsal kimyevi maddeler için destek; sulama desteği; elektrik enerjisi desteği; ve, Mart 2000’e kadar, kredi sübvansiyonları), kota sistemleri ve sınırda tarife koruması. Canlı hayvan sektöründe, sınır tedbirleri başlıca fiyat desteği mekanizmasıdır (örneğin et ürünleri için %235). Gıda fiyatları, yüksek ithalat tarifeleri nedeniyle nisbeten yüksektir. 

Çiftlik sübvansiyonları yılda 4 milyar Euro (GSYH’nin %2.5’i) düzeyindedir. Bu büyük rakam, hükümeti, bir reform politikası geliştirmeye sevk etmiştir. IMF standby anlaşması (anti-enflasyon programı) çerçevesinde, Türk hükümeti aşağıdaki taahhütlere girmiştir: 
 

- Mevcut destek politikalarını kademeli olarak kaldırmak ve, onların yerine, yoksul çiftçilere yönelik bir doğrudan gelir desteği sistemi getirmek; 

- Tarım Satış Kooperatifleri Birliklerine (TSKB) tam özerklik vermek; 

- Girdi sübvansiyonlarını kaldırmak (kredi ve gübre sübvansiyonlarını kademeli olarak kaldırmak); 

- Tarımsal gıda sektöründeki kamu iktisadi teşebbüslerinden bazılarını özelleştirmek.


Çiftçiler, fındık, çay, şeker pancarı ve tütün yerine alternatif ürünler yetiştirmeye teşvik edilmektedir (ürün ikame programı). Bu konuda, söz konusu ürünlerdeki üretim fazlasını azaltmak için dört farklı bölgede dört farklı pilot proje hazırlanmaktadır. Amaç, tütün alanlarını 80.000 hektar, şeker pancarı alanlarını 100.000 hektar ve fındık alanlarını 100.000 hektar azaltmaktır. Daha az kazançlı ürünlere geçilmesinden dolayı gelirde meydana gelecek düşme için telafi edici ödemeler verilmektedir. Toplam fonlar, yaklaşık 540 milyon Euro tutarındadır. Bu pilot projelerin değerlendirilmesini müteakip, bu politikanın ülke çapında uygulanıp uygulanmayacağına karar verilecektir. Gıda güvenliğini arttırmak için, canlı hayvan sektörünün ıslah edilmesine yönelik destek öngörülmektedir. 

Türk hükümeti, Türk tarım politikasının 1998’deki şekliyle OTP’ye uygun hale getirilmesi için faaliyetlere girişmiştir. 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın 8. maddesi, Türk mevzuatında ticaretin önündeki teknik engellerin 5 yıl içinde kaldırılmasını öngörmektedir. Uyum durumunun bir envanteri çıkarılmıştır. Teknik komiteler kurulmuş ve bu komiteler, OTP’nin farklı bileşenlerini inceleyip, AT ve Türk politikaları arasında uyum ihtiyaçlarını belirleyen bir karşılaştırma tablosu hazırlamışlardır. Bu çalışmanın daha fazla değerlendirilmesi gerekir. Bu husus, özellikle, Türkiye için Avrupa stratejisinin uygulanması çerçevesinde Avrupa Komisyonu’na iletilmiş olan, tarla bitkileri ve meyve ve sebzelere ilişkin belgeleri ilgilendirmektedir. 

Ortak Piyasa Organizasyonları

Bu konuda, Tarım Satış Birlikleri ve Kooperatiflerini (TSKB) serbestleştirmeye yönelik yasanın Haziran ayında kabul edilmesi önemlidir. Bu yasa, bütün imtiyazları ve TSKB’lerin işleyişinde devletin rolünü kaldırmakta ve gerçek özel kooperatiflerde daha ileri yeniden yapılanma için bir çerçeve kurmaktadır. 

Kırsal Kalkınma

Kırsal kalkınma ile ilgili olarak, ülkenin en kapsamlı bölgesel projelerinden bir tanesi, GAP/Güneydoğu Anadolu projesidir. Bu projede, esas olarak sulama yoluyla, tarımın ıslah edilmesi önemli bir rol oynamaktadır. Projenin amacı, çiftçilerin gelirini arttırmaktır. 

Hayvan ve Bitki Sağlığı Mevzuatı

Hayvan sağlığı sektöründe, Türkiye’de toplam olarak 26 adet bildirilmesi gereken hastalık vardır. Bunlar içinde en önemli olanlar, şap hastalığı, sığır vebası, koyun/keçi çiçeği ve bruselladır. Hastalığı kontrol etmek için, aşılama, karantina, hayvan hareketlerinin kontrolü, gözetim ve izleme uygulanmaktadır. Sığır vebası için, bir yok etme politikası uygulanmaktadır. Durumun ciddiyetini göz önüne alarak, Komisyon, şap hastalığına karşı savaşmak için Eylül ayında Türkiye’ye acil yardım (1,3 milyon aşı) gönderdi. Komisyon, şap hastalığının kontrol altına alınması ve yok edilmesine yönelik bir ulusal programı da mali yönden desteklemektedir. 

Türkiye’nin elindeki başlıca yasal araç, hayvan hastalıklarına karşı savaşmak için programlar ve planlar hazırlanmasını öngören hayvan sağlığı yasasıdır (3285 sayılı yasa ve ilgili yönetmelik). Bu yasa, canlı hayvanların yurt içinde ve sınırlarda karantina altına alınmasını öngörmektedir. 

Ülke sathında kurulmuş olan 8 bölgesel hayvan sağlığı kontrol ve araştırma enstitüsü ve 39 il kontrol laboratuarı vardır. 

Bitki sağlığı sektörü ile ilgili olarak, Türkiye, Avrupa ve Akdeniz Bitki Koruma Örgütü’ne (EPPO) üyedir. Türkiye’nin bitki karantina organizması listeleri, AT listeleriyle tamamen olmasa da büyük ölçüde uyumludur. 

Ancak, Türkiye’nin bitki sağlığı rejimi, AT rejimiyle uyumlu değildir. İthalatın kontrolü, halen, bir ithalat müsaadesi rejimiyle düzenlenmektedir ve yurt içi üretim, tohum ve çoğaltma malzemesinin belgelendirilmesi amacından başka, normal olarak bitki sağlığı kontrolüne tabi değildir. Tohum ve çoğaltma malzemesi üreticileri hariç, üreticiler zorunlu tescile tabi değildirler. 

Kahverengi patates çürüğünün aktif maddesi olan Ralstonia solanacearum, Türkiye’de mevcut olan en önemli kaygı verici zararlı organizmadır. İlgili AT yönergesine uygun olarak araştırmalar ve testler yapılmaktadır. Ancak, yıllık test sayısı, öngörülen testleri yapabilen tek Türk laboratuarının kapasite sorunları nedeniyle sınırlıdır. 

Genel değerlendirme

Türkiye’nin tarım politikası, Ortak Tarım Politikası’ndan önemli ölçüde farklıdır. Türkiye, Topluluk müktesebatı ile uyum için büyük çabalara girişmelidir. Birinci öncelik, tarımsal politikaları yönetebilecek temel mekanizmaları kurmaktır. İcra ve kontrol için gerekli yapılar dahil, hastalıklara karşı savaşmak için hayvan ve bitki sağlığı mevzuatının yerleştirilmesi de öncelikli bir konu olarak aynı derecede önemlidir. 

Halen, Türkiye’deki tarımsal destek sistemleri, AT’dekilerden bir hayli farklıdır çünkü bu sistemler, müdahale ve girdi sübvansiyonları yoluyla, esas olarak piyasa fiyat desteği üzerinde odaklanırlar. Gündem 2000 paketinin kabul edilmesinden sonra Ortak Tarım Politikası’nın temel özelliği, başlıca üretim alanlarında (tahıllar, sığır eti ve 2005/2006’dan itibaren süt) yenilenmiş bir doğrudan ödemeler sisteminin yerleştirilmesidir. Yenilenmiş OTP’de, AT tarım ürünlerinin dünya piyasalarındaki rekabet gücünün arttırılması, gıda kalitesi ve güvenliği, ve çevreyle ilgili mülahazaların tarımsal uygulamaya dahil edilmesi konularına da daha fazla önem gösterilmektedir. 

Türkiye’de, doğrudan gelir desteğine ancak sınırlı bir miktarda fon ayrılmıştır. Bununla beraber, Türk hükümetince öngörülen reformlar, özellikle orta vadede tarım müktesebatı ile uyumlu sistemler yoluyla, Türk tarım politikalarını AT modeline yakınlaştırabilir. OTP’nin temel amaçlarından biri, arz miktarlarını kontrol ederken, tarihsel (referans) rekolteler temelinde doğrudan gelir desteği sağlamaktır. Ancak, tarımda Türk politikasının genel amacı, önemli yapısal yetersizlikleri aşmak ve, ayrıca, üretimi sürdürülebilir bir şekilde büyük ölçüde arttırmaktır. Türkiye’de doğrudan gelir ödemeleri, daha az kazançlı başka ürünlere geçiş yapan çiftçilerin zararını telafi etmeye yöneliktir. Bu uygulama, ancak sınırlı durumlarda (tütün sektörü) arz miktarlarının kontrolüyle ilişkilidir. 

Türkiye için birinci öncelik, Ortak Tarım Politikası’nın temel yönetim mekanizmalarını ve idari yapılarını yerleştirmek olmalıdır. Bunun anlamı, özellikle, Türkiye’nin bir arazi sicil sistemi kurması, tarımsal istatistikleri daha da iyileştirmesi, dış sınırlar dahil muayene ve kontrol mekanizmalarını ıslah etmesi ve (içsel ve dışsal kontrol dahil) Ortak Tarım Politikası’nın mali mekanizmalarını kurmasıdır. Topluluk mevzuatına uygun biçimde üretici örgütlerinin gelişmesi teşvik edilmelidir. Türkiye’de tarımsal ürünlerin genel kalite standartlarını ve güvenliğini iyileştirmek de aynı derecede önemlidir. Bunun için, yeterli kalite kontrolü uygulamak amacına yönelik olarak muayene ve örnekleme için laboratuarlar ve diğer ilgili donanımların ıslah edilmesi gerekecektir. Muayene sisteminin kalite güvencesi de geliştirilmelidir. Dolayısıyla, Topluluk müktesebatı ile uyumlulaşma faaliyetlerinin bu temelde sürmesi tavsiye edilir. Bütün bu çalışmalar için bir eylem planı düşünülebilir. 

Türkiye, sınır kapılarında da hastalıkları tespit etmek için laboratuarlar ve diğer donanımların ıslah edilmesi dahil, hayvan sağlığı sahasındaki müktesebatın benimsenmesi için net bir strateji oluşturmalıdır. Personelin eğitilmesi de gereklidir. 

98/64/EC sayılı Karar gereğince Türkiye’de kontrol tedbirlerinin aktif gözetimi ve uygulanmasına yönelik bir programın oluşturulması konusunda daha fazla ilerleme kaydedilmelidir. Türkiye’deki farklı hastalık durumlarıyla ilgili hızlı ve güvenilir bilgi çok gereklidir. 

Türkiye, bitki sağlığı müktesebatı için net bir strateji oluşturmalıdır. Türk bitki sağlığı makamları, cari Türk mevzuatı ve AT müktesebatı arasında bir hukuki fark değerlendirmesi yapmadan önce, Topluluk bitki sağlığı mevzuatı konusunda bilgi sahibi olmalıdırlar. 

Laboratuar test kapasitesinin arttırılması, sınır kapısı muayene standartlarının AT standartları ile uyumlu hale getirilmesi, personelin eğitilmesi ve ilgili taraflara daha fazla bilgi verilmesi dahil, uygulama kapasitesini yükseltme gereği de vardır. 

İdari yapılar ile ilgili olarak, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Türkiye’de tarım politikalarının oluşturulmasında kilit bir rol oynamaktadır. Merkezi düzeyde, bakanlıkta 1723 kişi çalışmakta, illerde ise toplam 30.263 kişi istihdam edilmektedir. Altı kamu iktisadi teşebbüsü vardır (ayrıca yukarıya bakınız). Tarım satış kooperatifleri ve onların birlikleri, üyelerinden ürünler satın almaktadır. Çiftçilerin çıkarlarını temsil eden ziraat odaları vardır. 

Hayvan sağlığı konularında idari kapasite ile ilgili olarak, merkezi düzeyde bu işler, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü (hayvan hareketi ve karantina hizmetleri, hayvan sağlığı hizmetleri ve kamu sağlığı hizmetleri daireleri) tarafından yürütülmektedir. Her ilde, hayvan sağlığı yasasının gündelik uygulanmasından sorumlu bir hayvan sağlığı şubesi vardır. Ayrıca, ilçe düzeyinde çalışan hayvan sağlığı memurları vardır. Toplam 1579 görevli, merkez ve il düzeyinde çalışmakta; 1322 kişi ise, laboratuarlar, öğretim ve eğitim alanında görev almaktadır. Bir gümrük hayvan sağlığı servisi faaliyet göstermektedir. 

Bitki sağlığı konularına ilişkin idari yapılarla ilgili olarak, bunlar esas olarak Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından yürütülür. Her ilde bir bitki koruma hizmeti vardır (81 ilde toplam 2983 görevli). 

Bütün muayeneler (toplam 41) 1991 tarihli Bitki Karantina Yönetmeliği’ne göre yapılır. Bitki Koruma Araştırma Enstitüleri laboratuar teşhisleri yaparlar (bir Bitki Koruma Merkez Araştırma Enstitüsü ve 4 Tarımsal Araştırma Enstitüsü). 

Tarım politikalarıyla ilişkili birimlerin çokluğu göz önüne alınarak, farklı tarımsal kuruluşların yeniden gruplandırılması tavsiye edilebilir. Tarım politikalarının farklı yönlerinin koordinasyonunu iyileştirmek de gerekir. 

Başlık 8: Balıkçılık

1999 yılına kıyasla, balıkçılık alanında herhangi bir ilerleme rapor edilemez. 

Genel değerlendirme

Bu sahadaki müktesebat ile uyum sağlamak için daha yapılacak çok iş vardır. 

Türkiye, uzun sahil şeridi ve yaygın iç suları ve nehir sistemleri nedeniyle bir hayli önemli balıkçılık kaynaklarına sahiptir. Ancak, balıkçılık sektörü, ülke GSYH’sinin sadece %0,3’ünü oluşturmaktadır. 

Balıkçı teknelerinin toplam sayısı 17.475’tir. Açık deniz filosu yoktur. Ruhsatlı balıkçı sayısı 55.000 olup bu sektörde doğrudan istihdam edilen toplam insan sayısı 200.000’dir. İki milyon insan, dolaylı olarak balıkçılığa bağımlıdır. 

Hükümetin genel amacı, doğal kaynakları korurken, balıkçılık yapılarındaki eksikleri gidermek yoluyla balıkçılık sektörünü kalıcı bir şekilde geliştirmektir (üretim artışı). Hükümet, kalite kontrol sistemlerini ıslah etmeyi de istemektedir. 

Müktesebat ile uyumlulaşmada, Türkiye için ilk öncelik, Ortak Balıkçılık Politikası’nın temel yönetim mekanizmaları ve idari yapılarının uygulanması olmalıdır. Pratikte bunun anlamı, özellikle, Türkiye’nin denetim ve kontrol mekanizmasını daha da geliştirmesi (seyir defterleri, karaya çıkma beyannameleri, tekne izleme sistemi) ve ayrı bir balıkçı filosu sicili oluşturması, ayrıca Topluluk mevzuatına uygun şekilde üretici örgütlerinin gelişimini teşvik etmesidir. Türkiye’deki balıkçılık ürünlerinin genel kalite standartlarını ve güvenliğini iyileştirmek de aynı derecede önemlidir. Bunun için, yeterli kalite kontrol uygulamak üzere muayene ve örnekleme için laboratuarların ve diğer ilgili donanımların ıslah edilmesi gerekir. 

İdari kapasiteyle ilgili olarak, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, dört genel müdürlük eliyle, balıkçılığın düzenlenmesi, korunması, teşvik edilmesi ve teknik yardımdan sorumlu başlıca devlet kuruluşudur. 81 ilin her birinde, muayene, kalite kontrol ve optimum kaynak kullanımı gibi politika konularıyla uğraşan bir balıkçılık şube müdürlüğü vardır. 26 ilde kalite kontrol kurumları tesis edilmiştir. DPT, istatistik ve dış ticaret gibi, balıkçılık konusuyla ilgilenen başka kurumlar da vardır. 26 ilde, kalite kontrol sahasında 128 müfettiş çalışmakta; merkezi yönetim düzeyinde ise, bu alanda sekiz uzman görev yapmaktadır. İl müdürlüklerinde balıkçılık politikalarının yönetimi üzerinde toplam 250 kadar görevli çalışmakta, merkezde ise beş kişi illerde yapılan çalışmalara nezaret etmektedir. Balıkçılık ürünlerinin ithalatı ve ihracatıyla ilgili yönetmeliklerin hazırlanması ve uygulanmasından Dış Ticaret Müsteşarlığı sorumludur. İdari kapasitede iyileştirmeler yapılması gereklidir. 

Başlık 9: Ulaştırma politikası

Son düzenli rapordan bu yana, Topluluk ulaştırma müktesebatını aktaran herhangi bir yeni mevzuat kabul edilmemiştir. 

Türkiye, ilgili Pan-Avrupa Ulaştırma Koridorları ve özellikle Karadeniz Pan-Avrupa Ulaştırma Alanı üzerindeki uluslararası faaliyetlere etkin biçimde katılmış ve katkıda bulunmuş olup, Temmuz 1999’dan bu yana Karadeniz Pan-Avrupa Ulaştırma Alanı faaliyetlerine başkanlık etmiştir. Bölgedeki limanların bir envanteri hazırlanmıştır. 

Karayolu ulaşımı konusunda, mevzuat yönünden yeni bir gelişme sağlanmamıştır. Ancak, piyasa organizasyonu veya mesleki standartlar alanında bazı uygulamaların AT’ye benzer bir şekilde yürütüldüğü görünmektedir. Temmuz 1999’da Türkiye, Uluslararası Karayolu Nakliyesinde Kullanılan Araçların Personelinin Çalışması Hakkında Avrupa Anlaşması’na (AETR) taraf oldu. 

Havayolu ve demiryolu sektörlerinde ilerleme olduğu söylenemez. 

Deniz ulaşımı sahasında, AT müktesebatı açısından özel bir ilerleme sağlanmış değildir. Bununla beraber, Türkiye, bu konuyla ilgili pek çok uluslararası IMO kuralları ve yönetmeliklerine imzacı devlet olarak katılmış ve mevzuatını bu çerçevede uyumlulaştırmıştır. 

Son düzenli rapordan beri, Kıbrıs ticaretine hizmet eden gemiler ve Kıbrıs sicilinde kayıtlı gemiler üzerinde Türkiye’nin hâlâ uyguladığı kısıtlamaların kaldırılması yönünde herhangi bir ilerleme olmamıştır. Bu husus, önemli bir kaygı konusu olmaya devam etmektedir. Ayrıca, kıyı ticaretinde piyasaya giriş, Türk bayraklı gemilerle sınırlıdır. 

Genel değerlendirme

Türkiye, mevzuatını değiştirmek ve Topluluk ulaştırma müktesebatını benimsemek için gerekli mevzuat çalışmasını önemli ölçüde hızlandırmalıdır. Bu husus, söz konusu yasaların etkili biçimde uygulanması için zeminin hazırlanması amacıyla katılım sürecinin bu aşamasında bir öncelik sayılmalıdır. Üzerinde düşünülen ve hazırlanma sürecinde olan çok sayıda yasa olmakla beraber, bunların pek çoğu, uygulamayla ilgili ayrıntıları tali mevzuata bırakan çerçeve yasalardır. 

Karayolu ulaşımı konusunda, Tehlikeli Malların Uluslararası Karayolu Nakliyesine Dair Avrupa Anlaşması’na (ADR) katılım geçen yıl için öngörülmekteydi, fakat bu henüz gerçekleşmemiştir. Türkiye, düzensiz otobüs seferleri hakkında çok-taraflı INTERBUS anlaşması üzerine müzakerelere katılmaya davet edilmiş, fakat ne toplantılara ne de bu yılın başlarında yapılan imza işlemine katılmamıştır. 

Demiryolu sektörü ile ilgili olarak, Türkiye, demiryolu müktesebatı ile uyumlulaşmak için çaba harcamalıdır. 

Havayolu ulaşımı sahasında, Türkiye, Ortak Havacılık Yönetmeliklerine katılmaya hazırlanmaktadır. 

Türk filosunun deniz güvenlik sicili, AB’ninkine kıyasla, ciddi bir kaygı konusu olmaya devam etmektedir. 1999 Paris MoU istatistiklerine göre, Türk bayraklı gemiler için alıkonma oranı, 13 aday ülke arasındaki en yüksek oranlardan biri olan %24,5’tir. AB bayraklı gemiler için bu oran, ortalama %3,6 düzeyindedir. 

1999 düzenli raporunda, Türk gemilerinin ve AB gemilerinin alıkonma oranları arasındaki büyük farkın önemli ölçüde daraltılmasını sağlamak amacıyla Türkiye’nin deniz güvenlik sicilini iyileştirmenin önemi vurgulanıyordu. Ancak, Türkiye’nin buna yönelik çabaları, kapsamlı ve yapısal nitelikte olmayıp, esas olarak petrol taşımacılığı ile ilgilidir. 

Türkiye’nin büyük ulaştırma filosunun AT standartlarına adaptasyonu, muhtemelen ciddi zorluk arz eden bir konu olacaktır. Karayolu ulaşımı ve özellikle deniz ulaşımı konusunda durum böyledir. Deniz ulaşımı alanında, Türk filosunun güvenlik düzeyi ciddi bir gayretle ele alınmalıdır. 

İdari kapasite açısından, Türk gemilerinin güvenlik sicilini iyileştirmek için Türkiye’nin deniz ulaşım idaresini güçlendirmek acil bir ihtiyaçtır. Türkiye, birinci öncelik olarak, Bayrak Devlet uygulama yükümlülüklerini ve, ikinci olarak, Liman Devlet yükümlülüklerini sağlamaya çalışmalıdır. İkinci husus, problemli bir konudur çünkü Türkiye’de bu alandaki görevlilerin sayısı yetersizdir. Müktesebatı uygulamak için yeterli sayıda eğitilmiş müfettiş olmasına dikkat edilmelidir. 

Ulaştırma politikasının bütün sektörlerinde, Türkiye’nin mevzuatı etkin biçimde uygulama kapasitesinde iyileşmeler gereklidir. Denizcilik idaresiyle ilgili olarak, bu iyileşmelere acilen ihtiyaç vardır. 

Başlık 10: Vergileme

Önceki düzenli rapordan bu yana, vergileme sahasında pek az ilerleme bildirilmiştir. KDV ile ilgili olarak, Ocak 2000’de, muafiyetli ithalata ilişkin işlemlerin Topluluk müktesebatıyla uyumlu hale getirilmesine yönelik bir değişiklik yapılmıştır. 

Genel değerlendirme

Eldeki bilgilere göre, Türkiye, geçen düzenli rapordan beri, kendi vergi mevzuatını AT müktesebatı ile uyumlulaştırmak için çok az gayret göstermiştir. 

KDV konusunda hâlâ büyük uyumlulaşma gereklidir. KDV oranlarının uygulanması ve muaf tutulan işlemlerin kapsamı açısından durum özellikle böyledir. Hem vergi yapısı hem de vergi oranlarının düzeyi ile ilgili olarak tüketim vergileri sahasında da büyük uyumlulaşmaya ihtiyaç vardır. 

Menşeleri ne olursa olsun vergiye tabi malların eşit vergilendirilmesi ilkesiyle ilgili olarak, ilave açıklamalar gereklidir. 

Türkiye, kendi vergi mevzuatını müktesebat ile uyumlulaştırmaya daha yüksek öncelik vermelidir. Mevzuata özgü bir aktarım programı gibi daha stratejik bir yaklaşım tavsiye edilir. 

İdari kapasitenin güçlendirilmesi bir öncelik olmaya devam etmelidir. 

Başlık 11: Ekonomik ve parasal birlik

Yukarıda, ekonomik kriterlerin tartışıldığı bölümde (B-2), çeşitli yönleriyle Türkiye’nin ekonomik politikası hakkında ayrıntılı bir değerlendirme verilmiştir. Dolayısıyla, bu bölüm, AT Antlaşması’nın VII numaralı başlığında ve diğer ilgili metinlerde tanımlanan Ekonomik ve Parasal Birlik müktesebatının, aday ülkelerce en geç katılım tarihine kadar uygulanması gereken kısımlarının (yani, merkez bankası tarafından kamu sektörünün doğrudan finanse edilmemesi, kamu sektörünün mali kurumlara imtiyazlı erişiminin yasak olması ve ulusal Merkez Bankası’nın bağımsızlığı) tartışılması ile sınırlı tutulmuştur. Sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi sürecine gelince (EPB müktesebatıyla uyum, bu sürecin tamamlanmasına bağlıdır), bu konu yukarıda, Başlık 4-Sermayenin serbest dolaşımı bölümünde ele alınmıştır. 

Son düzenli rapordan bu yana, Türkiye, EPB müktesebatının benimsenmesinde anlamlı bir ilerleme kaydetmiş değildir. 

Şimdiki mevzuata göre, hükümet, geçici likidite ihtiyaçlarını karşılamak için, sınırlı bir kısa vadeli Merkez Bankası kolaylığından yararlanma imkanına sahiptir. Ancak, pratikte hazine bu kolaylığı nadiren kullanmaktadır. Hükümet, mali kurumlara doğrudan yasal imtiyazlı erişim hakkına sahip görünmemekle beraber, kamu bankalarının düzenli olarak devlet kağıtları satın alması, hükümet için, finansman imkanlarına kolay erişim sağlamaktadır. İmtiyazlı erişim olmadığını teyit etmek için, sigorta şirketleri ve emeklilik fonları için yatırım kuralları gibi mali sektör mevzuatı daha fazla incelenmelidir. 

Genel değerlendirme

Türkiye, tam üyeliğin gerçekleşmesini müteakip EPB’ye, AT Antlaşması’nın 122. maddesi kapsamında kendisine istisna tanınmış bir ülke statüsüyle katılacaktır. Türkiye, tam üyelik tarihine kadar, kendi kurumsal ve yasal çerçevesinde gerekli değişimleri gerçekleştirmelidir. 

Genel olarak, Türkiye’nin mevzuatının bazı kısımları EPB müktesebatıyla uyumludur. EPB müktesebatının bütün diğer unsurları bakımından daha fazla ilerleme gereklidir. 

Şimdiki şartlarda, Türk hükümeti, merkez bankasından veya devlet bankalarından kamu sektörüne direkt finansman sağlanması imkanına sahip değildir. 

Merkez Bankası’nın kurulmasına dair kanun Haziran 1999’da değiştirildi. Bu kanuna göre, kurumsal ve mali bağımsızlığı tam olarak garanti edilmediği için, Merkez Bankası bağımsız değildir. Ayrıca, kanun, para politikasının bağımsız yürütülmesini de garanti etmemektedir. Örneğin, kredi ve mevduat faiz oranları, Banka tarafından Başbakan’a teklif edilir. Aynı şekilde, Merkez Bankası’nın kredi politikası, hükümetin kalkınma planlarına uygun olmalı ve Başbakan tarafından onaylanmalıdır. 

Türkiye’de ekonomik politikanın uygulanmasından sorumlu olan kurumlar, Hazine Müsteşarlığı, Maliye Bakanlığı ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’dır. 

Başlık 12: İstatistikler

1999 yılındaki duruma kıyasla, istatistikler sahasında somut bir ilerleme rapor edilemez. 

Türkiye ve Eurostat arasında işbirliği, ancak kısa bir süre önce başlamıştır. MEDSTAT, bugüne kadar, AT ve Türkiye arasında istatistik alanında işbirliğinin ana çerçevesi olmuştur. Türkiye Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) ve Eurostat arasında ilk görüşmeler Haziran 2000’de gerçekleşti. Uyumlulaştırılmış Tüketici Fiyatları Endeksi ve Satınalma Gücü Pariteleri, kazanç anketleri, tarım istatistikleri, ticaret istatistikleri ve dış ticaret sahalarında Eurostat ile işbirliği başlatmak için öncelikli alanlar tanımlandı. 

Genel değerlendirme

Türkiye’nin istatistik sistemi, demografik ve sosyal istatistikler, ticaret istatistikleri, dış ticaret ve tarım istatistikleri gibi çoğu alanda AT’nin sisteminden hâlâ çok farklıdır. AT-Türkiye Gümrük Birliği nedeniyle geçmişte bir miktar uyumlulaşma sağlanmış olmakla beraber, makroekonomik istatistikler konusunda da farklar vardır. Bölgesel istatistikler mevcut değildir. Bütün bu alanlarda, müktesebat ile uyumlaşma sağlamak için, metodoloji, kalite ve veri bütünlüğü üzerinde çok daha fazla çalışma gereklidir. Türk istatistik sistemini ayrıntılı olarak değerlendirmek amacıyla, yıl sonundan önce, Türkiye ve Eurostat arasında yeni temaslar öngörülmektedir. 

İdari kapasite ile ilgili olarak, verilerin toplanması ve istatistiklerin hazırlanması ve üretilmesinden sorumlu olan DİE, istatistik sisteminin merkezi otoritesidir. Enstitü’nün merkez teşkilatı, başlıca istatistik konularını kapsayan 10 adet “Ana Hizmet Birimi”, 3 adet “Danışma Birimi” (Hukuk; Araştırma, Planlama ve Koordinasyon; İstatistikler) ve 3 adet “Destek Birimi” (İdari ve Mali İşler, Personel, Sivil Savunma) içerir. DİE bünyesinde halen 23 bölge müdürlüğü vardır. Kanuna göre, “Yüksek İstatistik Şurası” Türk istatistik sisteminin danışma organıdır. İstatistik sisteminin idari teşkilatı büyük ölçüde geliştirilmelidir. Önceliklerin belirlenmesi, personel eğitimi, ve AB entegrasyonuyla ilgili konularda çalışan bölümlerde yeterli personel sağlanması dahil, çeşitli alanlarda özel çabalar gereklidir. DİE görevlileri eğitimden geçirilmelidir. 

Başlık 13: Sosyal politika ve istihdam

1999 yılındaki duruma kıyasla, sosyal politika ve istihdam sahasında ulusal mevzuatın Topluluk müktesebatı ile uyumlulaştırılmasında büyük ilerleme kaydedilmemiştir. 

Çalışma Hukuku açısından, 1999’dan bu yana ilave bir uyumlulaşma olmamıştır. Ancak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, çalışma mevzuatını ıslah etmek ve müktesebat ile uyumlulaştırmak için bir komisyon kurmuştur. 

Çocuk emeği yaygındır ve ciddi bir kaygı konusu olmaya devam etmektedir. 

Eşit muamele alanında, AT mevzuatının aktarımına yönelik yeni bir gelişme yoktur. Sağlık ve güvenlik alanında ilerleme kaydedilmemiştir. 

Kamu sağlık hizmeti sistemi, iki büyük sorunla karşı karşıyadır: sağlık hizmetleri alanında yetersiz kamu harcaması (bütçedeki pay, 1992’de %4,7’den 1998’de %2,6’ya geriledi) ve hizmetin genel olarak yetersiz dağılımı. Kamu sağlık hizmeti sisteminde reform acilen gereklidir. 

Bütün düzeylerde sosyal diyalog konusunda, geçen düzenli rapordan bu yana büyük bir ilerleme sağlanmış değildir. Bu alan, ciddi bir kaygı konusu olmaya devam etmektedir (ayrıca bkz. Kısım B-1.2 – İnsan hakları ve azınlıkların korunması). 

Sosyal koruma ile ilgili olarak, Haziran 2000’de bir işsizlik sigortası sistemi devreye sokuldu. Türk sosyal güvenlik sisteminde reform, devam eden bir süreçtir ve acilen gereklidir. 

Genel değerlendirme

Türk mevzuatı, özellikle standartlar, yöntemler ve izleme gerekleri açısından Birlik mevzuatından hâlâ çok farklıdır. 

Çalışma hukuku sahasında, toplu işten çıkarmalar, işletmelerin el değiştirmesi ve ödeme güçlüğü ile ilgili olarak çalışanların korunması, istihdam sözleşmesi, geçici işçilerin sağlık ve güvenliği, çalışma süresinin düzenlenmesi, yarım gün çalışma, işyerinde gençlerin korunması, Avrupa İşyeri Konseyleri ve işçilerin görevlendirilmesi gibi konularda yapılması gereken çok şey vardır. 

Çocuk emeği konusunda “Ulusal Yönlendirme Komitesi”, kamu sektörünün ilgili kesimleri, sendikalar ve gönüllü kuruluşlar tarafından 1992 yılında kuruldu. Ancak, çocuk emeği sorununu çözmeye yönelik ilerleme bugüne kadar sınırlı olmuştur. Türkiye bu konuyu öncelikli olarak ele almalıdır (ayrıca bkz. Kısım B-1.2 – İnsan hakları ve azınlıkların korunması). 

Türk Anayasası, kadın-erkek eşitliğini garanti etmekte ve ayrımcılık yapmama ilkesini koymaktadır. Ancak, eşit muamele ilkesinin uygulanmasını ve icra edilmesini sağlamak için çabalara ihtiyaç vardır. Özellikle, öğretim ve eğitim yoluyla kadın okuryazarlığını arttırmak ve kadınlar için kentsel istihdamı geliştirmek üzere eylemler tasarlanmalıdır. 

Sosyal diyalog ile ilgili olarak, kamu sektöründe örgütlenme hakkı üzerinde ciddi kısıtlamalar getirebilecek bazı hükümler içeren, kamu sektöründe sendikalar üzerine bir yasa hazırlanmaktadır. Bu kısıtlayıcı hükümler, özellikle şu hususlar ile ilgilidir: geniş kategorilerde işçilerin sendikalara üye olma hakkından yoksun bırakılması; yetkililer tarafından sendikaların ‘tasfiye’ edilebilmesi (bu husus, sendikaların siyasal gerekçeler ile yasaklanması sonucunu verebilir); toplu pazarlığın kapsamı; ve uluslararası kamu çalışanları konfederasyonlarına üyelik hakkı. 

Kamu sektörünün dışında, örgütlenme ve toplu pazarlık özgürlüğü ile ilgili güçlükler, kanunda ve uygulamada devam etmektedir. Nitekim, toplu pazarlık, lokavt ve grev kanununa göre, bir sendika, toplu pazarlık hakkını kazanabilmek için sektör düzeyinde işçilerin asgari %10’unu temsil etmelidir. Türk gemi inşa sektöründe sendikal hakların tanınmadığı yolunda haberler gelmeye devam etmektedir. 

Ayrıca, bazı çalışma mevzuatının uygulanmadığı ve işçilerin örgütlenme özgürlüğü ve toplu pazarlık hakkı üzerine kısıtlamaların konulduğu serbest bölgelerde sendikal haklar sınırlanmıştır. Tüm düzeylerde özgür ve sahici bir sosyal diyalogun şartlarını oluşturmak için bir öncelik olarak daha fazla ilerleme sağlanmalıdır. 

İşsizlik oranı, 1999 yılında %7,6’ya kıyasla, 2000’in ilk çeyreğinde %8,3 düzeyinde bulunuyordu. Toplam istihdamın %41,3 civarında bir bölümünü barındıran tarım sektörünün başat olmaya devam ettiği bir emek piyasasının dönüşümüyle bağlantılı yapısal değişim ve gençler arasındaki yüksek işsizlik düzeyi (1999’da %15,2) Türkiye’nin önündeki başlıca sorunlardır. Ayrıca, toplam istihdamın yarısının kayıtsız olduğu sanılmaktadır. Bu arka plan çerçevesinde, Türkiye’nin aktif emek piyasası politikaları geliştirmeye başladığını gösteren işaretler henüz pek azdır. 

Sosyal güvenlik sistemi, ciddi mali güçlük içinde olmaya devam etmektedir. Bebek ölüm oranı, anne ölüm oranı ve yaşam beklentisi gibi temel sağlık göstergelerinde, Türkiye’nin durumu AB üye devletlerine kıyasla önemli ölçüde daha kötü olmaya devam etmektedir. Nüfusun tamamı için yeterli temel sağlık hizmeti standartları temin edilmelidir. Türkiye’de özürlüler için bir ulusal program henüz yoktur. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Sağlık, Milli Eğitim ve Çalışma Bakanlıkları ve İş ve İşçi Bulma Kurumu dahil, özürlü insanlar ile ilgili bazı kurumlar vardır. Türk Çalışma Kanunu, özel ve resmi kurumların özürlü kişiler istihdam etmesini öngörmektedir (toplam personel sayısının en az %3’ü). Ancak, uygulama ve icra sağlanmış değildir. 

Merkezi düzeyde idari kapasite ile ilgili olarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı genel yetki sahibidir. Bakanlık bünyesinde bulunan “Sosyal Politika ve İstihdam Uyum Komisyonu” istihdam ve sosyal politika konularında Türk mevzuatının müktesebat ile uyumlu hale getirilmesinden sorumludur. “Teknik Uyum Komisyonu” ise, işyerinde sağlık ve güvenlik konusunda Türk mevzuatının uyumlulaştırılmasından sorumludur. 

İş ve İşçi Bulma Kurumu, Türkiye’de istihdam ve işsizlik ile ilgili konular, iş bulma, işçilerin resmi ve özel kuruluşlara yerleştirilmesi ve mesleği eğitim faaliyetleri alanında faaliyet gösteren tek istihdam ajansıdır. Kurum’un 12 bölge müdürlüğü vardır. İdari ve mali açıdan bağımsız olan Kurum, Çalışma Bakanlığı’nın himayesinde faaliyet göstermektedir. Bununla beraber, Kurum’un çalışması etkili değildir ve acilen iyileştirilmesi gerekir. 

Mesleki sağlık ve güvenlik konusuyla ilgilenen çeşitli kurumlar vardır: Çalışma Teftiş Heyeti ve ona bağlı gruplar; Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dairesi; Yakın ve Orta Doğu İşçi Eğitim Merkezi; ve Sosyal Sigortalar Kurumu’nun Meslek Hastalıkları Hastaneleri. İş Mahkemeleri, çalışma ve sosyal güvenlik davalarına bakarlar. Ayrıca, Türkiye’de üç büyük sosyal güvenlik kuruluşu vardır: Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur. 

Farklı düzeylerde muhtelif birim ve kurumların varlığı ve böylece çatışan çıkarlar ve sorumluluklar, eğitimli uzman personel eksikliği ve yetersiz mali kaynaklar nedeniyle, sosyal politika ve istihdam kurallarının uygulanması ve icra edilmesi tam olarak sağlanmış görünmemektedir. 

Irk veya etnik köken temelinde ayrımcılıkla ilgili, Antlaşma’nın 13. maddesine dayanan AT yönergesini iç hukuka aktarmak için mevzuat çıkarılmalı ve uygulanmalıdır. 
 

Başlık 14: Enerji

Geçen yıl içinde, enerji sektörü Türkiye’de ciddi tartışmaların odağı olmuştur. Bu tartışmanın en önemli nedenleri, Mersin-Akkuyu’da bir nükleer enerji santralinin inşa edilmesine ilişkin tartışmalar yanında, Türkiye’yi etkileyen enerji sıkıntısıydı. 

1999’daki duruma kıyasla, enerji sahasındaki Topluluk müktesebatının aktarılmasında kaydedilen ilerleme sınırlı olmuştur. Toplam olarak, enerjiyle ilgili 120 AT referansından sadece 16 tanesi AT ile uyumludur. 10 tanesi uyumlulaşma gerektirmekte olup, 32 referansa tekabül eden Türk mevzuatı yoktur. Enerji Şartı antlaşması ve ilgili belgelerin onay sürecinin sonuçlanması olumlu bir adım olmuştur. 

Arz güvenliği konusunda bildirilebilecek önemli yeni gelişmeler yoktur. 

Rekabet gücü ve enerji iç pazarı konularında, enerji sektöründe yapısal reform için çok gerekli bir ilk adım, yani serbestleşme önündeki engellerin kaldırılması ve yatırımların teşvik edilmesi, uluslararası tahkim ve özelleştirme amacıyla Türk anayasasının değiştirilmesi oldu. Bütün sektörlerin yeniden yapılandırılması başlamıştır, fakat her sektörü açmak ve rekabeti teşvik etmek ihtiyacından ziyade özelleştirme ve yatırımların çekilmesi üzerinde çok durulmaktadır. IMF’den kredi alma koşullarının bir parçası olarak, Türkiye enerji sektörünü daha da açmayı ve serbestleştirmeyi taahhüt etmiştir. 

Enerji verimliliği konusunda yeni gelişmeler olmamıştır. 

Nükleer enerji sahasında, halen Türkiye’de işletimde bulunan ticari nükleer enerji santralleri yoktur. Hükümet, kısa bir süre önce, Mersin-Akkuyu’da bir nükleer enerji santrali inşa edilmesine yönelik bir ihaleyi güvenlik ve bütçe nedenleriyle iptal etmiştir. Nükleer ve radyoaktif atıkların işlemden geçirilmesi ve muhtemel kazalar ile başa çıkılması konusunda bir yönetmelik kabul edilerek Ocak 2000’de yayımlanmıştır. 

Genel değerlendirme

Enerji sektörünün yasal, düzenleyici ve idari çerçevesini müktesebat ile uyumlu hale getirmek için Türkiye’nin daha yapması gereken çok şey vardır. Elektrik ve gaz sektörlerine ilişkin temel yasalar henüz kabul edilmemiştir. Hazırlık aşamasında bulunan mevzuat, AT müktesebatının uygulanması için iyi bir temel sağlayabilir, fakat tam bir uygunluk için, uygulamaya dönük ilave tali mevzuat gerekip gerekmeyeceği henüz belli değildir. 

Avrupa Enerji Ajansı’nın (AEA) üyesi olan Türkiye, petrol stoklarıyla ilgili AT olağanüstü durum hazırlık müktesebatına ve AEA taahhütlerine uygun olarak önemli adımlar atmıştır. AEA’ya düzenli olarak bildirilen toplam petrol stokları, 1998 yılında 87-90 günlük tüketime eşit düzeyde bulunuyordu. Bütün olağanüstü durum hazırlık tedbirleri, petrol stoklarının izlenmesi ve kontrol edilmesinden sorumlu kuruluş olarak hizmet eden Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün kontrolü altındadır. 

Türkiye’de elektrik üretim ve iletim faaliyetleri, dağıtım faaliyetlerinden ayrılmıştır. Özel sektör, üretim ve dağıtıma katılmaktadır. Daha ileri düzeyde yeniden yapılanma, öngörülen Elektrik Piyasası Kanunu’nun kabul edilmesine kadar ertelenmiştir. Şebekelere üçüncü taraf erişimi, Türk elektrik sisteminin bir parçası olmuştur. 

Fiyatlar ve tarifeler, bağımsız bir organ tarafından tespit edilmemektedir: devlet enerji kuruluşları bu konuda hâlâ önemli bir rol oynamaktadır. Enerji sektöründe üretimin %20,4’üne varan kayıplar söz konusudur. Bunun yarısı, teknik kayıpların bir sonucudur. Diğer yarısı ise, kaçak kullanım dahil, teknik olmayan kayıplardan doğmaktadır. Devlet dağıtım şirketinin kaçak kullanım düzeylerini azaltma çabaları çok sınırlı ölçüde başarılı olmuştur. Devlet üretim ve iletim şirketinin mali durumundaki bozulmanın bir nedeni de bu kayıplardır. Buna karşı, bir mali iyileşme planı devreye sokulmuştur ve dağıtım sektörünün özelleştirilmesi sonucunda tahsilatın iyileştirilmesine yardım edileceği beklenmektedir. 

Petrol ve gaz alanındaki devlet şirketi (BOTAŞ) hâlâ kanuni bir tekel konumuna sahiptir ve, doğal gaz fiyatlaması yanında, doğal gaz ithalinde tek yetkilidir. Ancak, yabancı veya özel mülkiyet veya dağıtım önünde engeller yoktur ve bu tekel yeniden yapılanma sürecinde tamamen kaldırılacaktır. Var olan mevzuatta şebekeye erişim zaten öngörülmüştür. Gaz piyasasının yeniden yapılandırılması planlanmaktadır. 

Çıkarma, rafinaj, dağıtım ve taşıma faaliyetlerini kapsayan dört devlet işletmesi eliyle, petrol sektöründe hâlâ bir devlet hakimiyeti vardır ve boru hattıyla taşımacılık hâlâ BOTAŞ’ın sorumluluğu altındadır. Söz konusu dört şirket, tekel değildir fakat bir hakim pazar payına sahiptirler. BOTAŞ’ın yakında parçalanması beklenmektedir ve yabancı katılım için ortam elverişlidir. 

Genel olarak, enerji sektörünün yeniden yapılanmasında Türkiye’nin önceliği, özelleştirme ve yatırımların çekilmesi üzerindedir. Her sektörün açılması ve rekabetin teşvik edilmesi buna mutlaka eşlik etmelidir. Ayrıca, elektrik sektörü başta olmak üzere, enerjiyle ilgili kuruluşlarda mali disiplini arttırma gereği vardır. Bağımsız düzenleyici makamlar kurulması bu süreçte yararlı olacaktır. 

Euratom önlemlerinin uygulanması için hazırlık yapılmasına gerekli dikkat gösterilmelidir. İdari kapasite ile ilgili olarak, elektrik ve gaz sektörlerinde düzenleyici makamların bulunmaması, sektörü yeniden yapılandırma ve yatırımları çekme yolunda bir engeldir. Bu alanlarda öngörülen yeni mevzuat, bağımsız düzenleyici makamları tesis edecektir. Bu makamların, görevlerini yerine getirmek için etkili kapasiteye ve bağımsızlığa sahip olmalarını sağlamak önemlidir. Nükleer enerji sektöründe, Türk Atom Enerjisi Kurumu, bir lisans verme makamı olarak hizmet etmekte ve ayrıca nükleer malzeme ticareti için lisans vermektedir. İşçilerin korunmasına yönelik tedbirler dahil, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı önlemleri geçerlidir. 

Genel olarak, bu alanlarda mevcut idari kapasite, hem yapısal açıdan hem de personel eğitimi yönünden daha fazla modernize edilmeyi gerektirmektedir. 

Başlık 15: Sanayi politikası[17]

Son düzenli rapordan bu yana, esas olarak devlet işletmelerinin özelleştirilmesi alanında ilerleme olmuştur. AT standartlarıyla uyumlulaşma da ilerlemiştir. 

Devlet, geçmişte beklendiği kadar hızlı ilerlememiş olan geniş çapta özelleştirme hedefini benimsemiştir. 2000 yılı için, Türkiye yaklaşık olarak 8,5 milyar Euro özelleştirme geliri elde etmeyi hedeflemektedir. Yıl sonu özelleştirme hedefine ulaşmak için, Türk Telekom’un özelleştirilmesinde ilerleme kaydetmek gerekecektir. Ocak 2000’de TBMM, özel şirketlerce hizmet sağlanmasına yönelik imtiyaz anlaşmalarıyla ilgili ihtilaflara atfen, devlet ve özel şirketler arasındaki ihtilaf hallerinde uluslararası tahkime ilişkin mevzuat kabul etti. Bu sayede, Türkiye’nin, yap-işlet esasına dayalı altyapı projelerine katılmaya istekli şirketler bulması daha kolay olacaktır. 

Dolaysız yabancı yatırımları kolaylaştırmak amacıyla, izin alma zorunluluğu yerine, Hazine Müsteşarlığı Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü’ne kayıt yaptırma sistemi getirilmiştir. 

Genel değerlendirme

Türkiye’nin sanayi politikası, AT sanayi politikası ile uyumlulaşmayı amaçlayan ve Türk sanayisini AT pazarına entegre etmek için yapısal reformlar öngören 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı’na dayalıdır. Plan, aynı zamanda, Türk sanayi mevzuatının AT mevzuatıyla uyumlu hale getirilmesini ve Türkiye ile AT arasında ticari ve teknik işbirliğinin geliştirilmesini teklif etmektedir. Ancak, Türkiye’nin sanayi politikası yaklaşımı, AT’ninki ile daha fazla uyumlulaştırılmalı ve, korumacılıktan kaçınırken, yerel potansiyelden istifade etmelidir. 

İmalat sektörü (inşaat dahil) GSYH’nin %27 ve toplam istihdamın %23 kadarını sağlamaktadır. Türk sanayi sektörü ikili bir yapı gösterir. Mali hizmetlerden imalata kadar uzanan çeşitli alanlarda faaliyet gösteren çok büyük şirketler (konglomeralar) vardır. 

Gri ekonomi de çok büyüktür, fakat hacmi konusunda güvenilir değerlendirmeler yoktur. Bu unsur, geleneksel sanayi politikası araçlarının etkinliğini sınırlayabilir. İmalat sektörü, şimdiden uluslararası rekabete büyük ölçüde açıktır ve bazı alt-sektörlerde yeterli bir rekabet gücü göstermektedir. 

Sanayi politikasının önemli bir boyutu, devlet yardımlarının kontrol edilmesidir (ayrıca bkz. Başlık 6 – Rekabet). 

Tekellerin kaldırılması ve piyasanın serbestleştirilmesi buna eşlik etmek koşuluyla, iletişim ve enerji sektörlerinde özelleştirmenin, gelecekte Türk sanayisi için çalışma ortamını iyileştirmesi beklenmektedir. Ancak, devlet varlıklarının özelleştirilmesi büsbütün olmayacaktır, çünkü devlet bazı stratejik sektörlerde bir rol oynamayı sürdürmek niyetindedir. 

Çelik sektöründe, hükümet, İsdemir’in özelleştirilememesi nedeniyle, İsdemir’i Erdemir’e devretmeye karar vermiştir. Bu operasyonun amacı, İsdemir’de yassı demir ve çelik ürünler imal edilmesini sağlamaktır. Bu operasyon, söz konusu ürünlerdeki üretim fazlasının artması sonucunu verecek ve Avrupa’da sektördeki aşırı kapasiteyi büyütecektir ve dolayısıyla AT politika hedeflerine aykırıdır. 

Türk sanayi sisteminin zaaflarından biri, yılda yaklaşık 1 milyar Euro olan dolaysız yabancı yatırımların düşük düzeyidir. Bu rakam, Türkiye’yi DYY girişleri bakımından dünyada 50nci sıraya koymaktadır. Dolayısıyla, makroekonomik ve yasal çerçevede DYY dü?eyini arttırabilecek her iyileşme önemlidir. 

Türk sanayi politikası, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından yönetilir. Özellikle test işlemleri sahasında, TSE'nin kapasitesi yetersizdir. Karşılaştığı sorunlar (Düzenli Rapor’un bu bölümünde Başlık 1 altında söz edilmiştir) Türk şirketlerinin rekabet gücü üzerinde olumsuz etkiler yapabilir. Gerekli teknik mevzuatın kabul edilmesi, serbest mal ticareti yanında sanayi politikasını da geliştirecektir. 

Başlık 16: Küçük ve orta boy işletmeler[18]

250’den az çalışanı olan KOBİ’ler Türk imalat sektöründeki istihdamın %65’e yakın bir bölümünü teşkil ederler. Bu işletmeler esas olarak geleneksel sektörlerde yoğunlaşır (bütün KOBİ’lerin %85’i gıda ve meşrubat, tekstil, ağaç ürünleri, kağıt ve metal eşya sektörlerinde toplanmıştır). 

Devlet yardımları rejiminin en önemli parçası, KOBİ’ler İçin Yatırımlarda Devlet Yardımı Kararnamesi olup, Komisyon bu kararnameyi müktesebata uygunluğu açısından değerlendirmek durumundadır. 

Genel değerlendirme

AT politikası ile uyumlulaşma henüz başlamadı. Özellikle, iş ortamını tanımlayan düzenleyici çerçevenin basitleştirilmesi yönünde ilerleme olmadı. 

Türk politikasında büyük şirketler ve KOBİ’ler arasında ayrım yoktur. Bundan başka, Türk kurumları tarafından kabul edilmiş evrensel bir KOBİ tanımlaması da yoktur. Halen kullanılan tanımlardan hiç biri, Komisyon’un kullandığı tanıma uygun değildir. 

Türk KOBİ’lerin karşılaştığı başlıca spesifik zorluk finansman imkanlarına erişimdir, çünkü yüksek enflasyon ve devlet kağıtlarının yüksek getirisi nedeniyle mali sektör uzun vadeli krediler vermekte isteksiz olmuştur. KOBİ’lerin zaafları, yönetim becerilerinin düşük düzeyde olması ve teknolojiye erişim konularında yatmaktadır. Araştırma, ürün kalitesini iyileştirme, pazarlama, teknoloji geliştirme ve üretkenlik alanlarındaki zaaflardan ileri gelen başka sorunlar da vardır. 

Makroekonomik çerçevenin genel olarak istikrarlı duruma gelmesi, mali reform, enflasyonu indirme hedeflerinin izlenmesi ve sağlam döviz politikası, KOBİ'lerin işleyişini kolaylaştıracaktır. Mali reformun tamamlanması ve gizli ekonominin küçültülmesi, küçük şirketler arasında bir adil rekabet ortamını sağlayacaktır. Mali sektör reformu, KOBİ’lerin mali sektöre ve onun araçlarına erişimini kolaylaştırabilir. Kamu sektörü borçlanma ihtiyaçlarının ve enflasyon beklentilerinin azalması, daha şimdiden faiz oranlarında büyük düşmeye yol açmış ve mali piyasalara erişim imkanını arttırmıştır. Ancak, reformlar, gri ekonominin küçültülmesini yeterince hedeflemiyor gibi görünmektedir. 

İdari kapasite ile ilgili olarak, Türkiye gerekli kurumlara sahiptir. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, sanayi politikasının tasarlanması ve uygulanmasından sorumludur. Başka bakanlıklardan da yardım alan bu bakanlığın bünyesinde, 1990 yılından beri, küçük ve orta ölçekli sanayilerin geliştirilmesi için çalışan KOSGEB adlı bir kurum bulunmaktadır. Bu kurum, teknik yardım ve eğitim yoluyla KOBİ’lerin verimliliğini ve rekabet gücünü arttırmak amacına yönelik, kâr gayesi gütmeyen, yarı-özerk bir kuruluştur. KOSGEB tarafından oluşturulan işletme bilgi şebekesi, Türk girişimcilere faydalı bilgi ve yardım sağlayabiliyor gibi görünmektedir. 

Başlık 17: Bilim ve araştırma

Son düzenli rapordan bu yana, Türkiye bu sahada bir miktar ilerleme kaydetmiştir. 

Geçen yıllarda, Türkiye, Avrupa araştırma faaliyetlerine gittikçe daha fazla katılmıştır. Kısa bir süre önce, bilimsel ve teknolojik araştırma sahasında Avrupa işbirliğinin (COST) üyesi olan Türkiye, 1995’ten beri Topluluk Çerçeve Programlarında ve başlangıcından bu yana Eureka programında yer almıştır. 

Ulusal Akreditasyon Konseyi’nin kurulmasına ilişkin yeni mevzuat kabul edilmiştir. Ulusal bilgi altyapısı için bir ana planın uygulanmasını koordine etmek üzere bir enformasyon teknolojileri Ulusal Konseyi kurulmuştur. 

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ülkede araştırma politikalarının uygulanması ve koordinasyonu alanında önde gelen kuruluştur. 

Genel değerlendirme

5inci RTD Çerçeve Programı ile tam ortaklık isteğinde bulunmamış olan Türkiye, proje bazında katılmaya devam etmektedir. 

Bilim ve araştırma faaliyetleri, ağırlıklı olarak üniversiteler (74 adet) ve kamu araştırma enstitüleri tarafından yürütülmekte olup araştırma yapısı, ülke sathında bir hayli seyrek bir şekilde yayılmıştır. Araştırma ve teknoloji geliştirme alanında özel sektör yatırım düzeyi sınırlıdır. 

Sektörün gelişmesi için, GSYH’nin yüzdesi olarak araştırma ve geliştirme alanındaki toplam harcamanın (1997’de %0,49) artması şarttır. Sekizinci 5 Yıllık Kalkınma Planı (2001-2005) bilimsel ve teknolojik araştırmanın daha çok geliştirilmesini öngörmektedir. Amaç, araştırmacı sayısını işgücünün 10.000’de 20’sine yükseltirken, AR-GE harcamasını 2005 yılına kadar GSYH’nin 51,5’ine çıkarmaktır. Ancak, hangi AR-GE sektörlerinde daha fazla çabaların öngörüldüğü açık değildir. Türkiye, özel sektördeki işletmelere mali yardımı arttırmayı ve kamu-özel sektör ortaklıkları çerçevesinde ortak projeleri teşvik etmeyi de öngörmektedir. KOBİ’ler başta olmak üzere özel sektöre teknoloji transferi ve yayılması güçlendirilmelidir. 

Başlık 18: Öğretim ve eğitim

Geçen bir yılda, Türkiye’nin öğretim, eğitim ve gençlik sahalarındaki Topluluk programlarına katılımı için yeni hazırlıklar yapıldı. 

Göçmen işçilerin çocuklarıyla ilgili AT yönergesinin aktarımına ilişkin kesin durum daha da netleştirilmelidir. 

Öğretimin iyileştirilmesi Türkiye’de yüksek bir öncelik olmaya devam etmektedir. Komisyon (toplam 175 milyon Euro tutarındaki hibeler yoluyla) Türkiye’de eğitim ve öğretim programlarına destek vermektedir. Türkiye, 1997 yılında, zorunlu öğrenim süresini 5 yıldan 8 yıla çıkarmak suretiyle önemli bir adım attı. Böylece, üç yıl sonra orta öğrenimdeki ve altı yıl sonra yüksek öğrenimdeki öğrencilerin sayısı artacaktır. Bundan başka, Sekizinci 5 Yıllık Kalkınma Planı, 2005 yılında orta öğrenimde okullaşma oranının %75’e çıkmasını öngörmektedir. Ayrıca, orta öğrenim içinde mesleki ve teknik öğrenimin oranı 2005 yılında %35’e çıkarılacaktır. 

Çıraklık sisteminin uygulanması ve okullardaki Döner Sermaye Uygulaması, çocuk emeğinin azaltılmasına katkıda bulunacaktır. 

İdari kapasite açısından, eğitim politikası merkezi düzeyde kararlaştırılır. Her ilde eğitim müdürlükleri vardır. 

Merkezi düzeyde, Milli Eğitim Bakanlığı, vaktinin çoğunu, okul sisteminin yönetilmesine ve idare edilmesine ayırır. Yüksek Öğrenim Kurulu, yüksek öğrenimin denetimi ve üniversitelerin yönetimi ile sorumludur. 

Bu sorumlulukları bölgelere, illere veya ilçelere devrederek, bu görevlerin daha alt kademelere aktarılması (desantralizasyon) tavsiye edilir. Merkezdeki birimler ve kaynaklar, daha büyük bir ölçüde, strateji ve politika geliştirme ve eğitim hizmetinde yenilik ve kaliteyi ilerletme çabaları üzerinde yoğunlaşabilmelidir. Ancak, sorumlulukların dağılımındaki bu değişim, zorunlu olarak, hem merkezi hem de yerel düzeylerde, bu yeni görevleri üstlenme yeteneğinin güçlendirilmesini gerekli kılacaktır. 

Halen, eğitim yönetiminde çalışan 87.280 kişi vardır. Bunların 5335’i merkezi düzeyde, 81.945’i yerel düzeydedir. 

Genel değerlendirme

Yaklaşık bir değerlendirme gösteriyor ki, mevzuat ve düzenleme seviyesinde, Türkiye’de eğitim sisteminin dayandığı ilkelerin çoğu, üye devletlerle uyumlu ve tutarlıdır. Eşit erişim, eğitim hakkı, fırsat ve imkan eşitliği, bilimsel ve planlama temeli, karma eğitim ve evrensel eğitim konuları bununla ilgilidir. Etkin okullaşma, önemli bir kaygı konusu olmaya devam etmektedir. Ayrıca, öğretim metodları gözden geçirilmeli ve bazı alanlarda boş öğretmen kadroları doldurulmalıdır. 

Mesleki eğitim alanında, eğitim sisteminin etkinliğini arttırmak için yeni reform düzenlemeleri gereklidir (mesleki standartların ve müfredatın bütünleşmesi; sistemin kalitesinin sürekli olarak değerlendirilmesi); kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi (yetki dağılımı, becerilerin yükseltilmesi). Öte yandan, özellikle KOBİ personelinin eğitimine yönelik olarak bir sürekli eğitim sistemi kurulmalıdır. Emek piyasasının ihtiyaçları ile meslek okulları mezunlarının kazandıkları beceriler arasında net bir bağlantı olmalıdır. İnsan kaynaklarına yatırım, sadece kamu makamları değil aynı zamanda özel sektör tarafından bir öncelik olarak ele alınmalıdır. 

Başlık 19: İletişim ve bilgi teknolojileri

İletişim piyasaları alanında, hükümet 1999 yılında, bir tanesi doğrudan Türk Telekom’a, diğer ikisi ihale usulüyle verilmek üzere, mobil telefon için üç yeni lisans vermeyi kararlaştırdı. Nisan 2000’de bir ihale sonuçlandırıldı. İkinci ihale ise iptal edildi. 

Türk iletişim sektöründe önemli bir gelişme, Ocak 2000’de yeni bir iletişim yasasının kabul edilmesi olmuştur. Bu yasa, daha ileri serbestleşme için bir hukuki temel sunmakta, fakat 2003 sonuna kadar normal telefon hizmetinde Türk Telekom’un tekelini sürdürmektedir. Yeni iletişim yasası çerçevesinde yeni bir Telekomünikasyon Kurulu teşkil edilmiş olup üyeleri atanmıştır. Bu Kurul, lisanslar dahil düzenleyici araçların tasarlanması ve iletişim piyasalarında rekabetin izlenmesinden sorumludur. 1999 yılında, özellikle mobil telefon konusunda, hizmetlerin ve altyapının genişlemesi ve modernleşmesi bir hayli ilerlemiştir. Cep telefonu hizmetinde, penetrasyon oranı 1999 sonunda her 100 kişi için 14 hat düzeyine erişmiştir (8 milyon abone). Sabit şebekede penetrasyon oranı ise, her 100 kişi için 32 hat düzeyine çıkmıştır (yaklaşık 20 milyon abone). Bir AB şirketinin de dahil olduğu bir özel konsorsiyuma üçüncü bir GSM lisansının verilmesinden sonra GSM abonelerinin sayısı artmaya devam etmiştir. 1999 yılında esas şebekenin dijitalleşmesi %84,02 düzeyine yükselmiştir (1998’de %82,9). Internet kullanımı, özellikle üniversitelerde ve e-ticaret için, hızla gelişmiştir (1,1 milyon abone: her 100 kişi için 6,5 kişisel bilgisayar vardır, ancak bunların sadece %1 kadarı Internet’e bağlıdır). 

İdari kapasite ile ilgili olarak, Ulaştırma Bakanlığı, iletişim sektöründe genel politika belirleme sorumluluğuna sahiptir, Türkiye’de telekom sektörünün düzgün işleyişini takip eder ve denetler. Bakanlık’ta yaklaşık olarak 75 kişi çalışmaktadır. Haberleşme Yüksek Kurulu, güvenlik konularıyla ilgilenir. Rekabet Kurulu, sektörde rekabetle ilgili konulara nezaret eder. 

Genel değerlendirme

Türkiye, iletişim şebekeleri ve hizmetlerinde daha fazla rekabet sağlanması yönünde ilerleme kaydetmiştir. Ancak, yeni iletişim yasası, düzenleyici otoritenin, sabit şebeke operatörünün etkisinden ve Türk Telekom ile ilgili olarak devletin mülkiyet işlevinden bağımsızlığını temin etmemektedir. Bunun yanı sıra, Türk Telekom’un tarifelerini yeniden ayarlamasına imkan verecek bir tarife rejimine ve, sesli telefon, kiralanmış hatlar ve diğer hizmetler için müktesebatın gerektirdiği maliyet yönelimi kriterlerinin yerine getirilmesini sağlayacak şekilde, kiralanmış hatları düzenlemek için bir mekanizmaya ihtiyaç vardır. Bu şekilde, Internet ve diğer serbestleştirilmiş hizmetler daha da gelişebilecektir. Dolayısıyla, kısa vadede, müktesebatın lisanslama ve enterkoneksiyon gibi önemli kısımlarını uygulamak için, Türkiye’nin mevcut yasaya ilişkin uygulama yönetmelikleri çıkarması gereklidir. Türkiye, bütün operatörlere eşit lisans koşulları sağlayarak mobil telefon hizmetinde adil rekabeti temin etmelidir. Orta vadede ise, Türkiye, daha ileri düzeyde idari kapasite oluşumu dahil, örneğin Ulusal Düzenleyici Kurul ile ilgili olarak, yeni iletişim yasasını müktesebata tam anlamıyla uygunlaştırmak için bir yasa çıkarmalıdır. 

Başlık 20: Kültür ve görsel-işitsel politika

Son yıllarda, görsel-işitsel sektör önemli değişimler geçirmiştir. Örneğin özel yayıncılığın yasallaştırılması sonucunda bir rekabet ortamı yaratılmıştır. Özel radyo ve TV kanallarında büyük bir artış vardır. Yaklaşık olarak, 16 ulusal, 15 bölgesel ve 231 yerel TV kanalı ve 36 ulusal, 108 bölgesel ve 1056 yerel radyo kanalı vardır. Kablolu yayın hizmetleri, özellikle büyük şehirlerde gelişme halindedir. 

Mevzuattaki boşluklar nedeniyle, Radyo-Televizyon Kurulu, dijital yayıncılık lisanslarına karşı çıkmaktadır. 

Görsel-işitsel sektörde Türkiye’nin hukuksal çerçevesi, radyo ve televizyon işletmeleri kurulmasına ve bunların yayınlarına dair 1994’te kabul edilmiş olan yasayla belirlenmiştir. 

Ekim 2000’de Türkiye, daha önce imzalamış olduğu Avrupa Konseyi Sınırötesi Televizyon Sözleşmesi’ne ek protokolü onayladı. 

İdari kapasite ile ilgili olarak, TV lisanslarının verilmesi ve yayıncılık mevzuatının icra edilmesi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun görevleridir. Bu Kurul, güvenlikle ilgili yasaların ihlal edildiği iddiasıyla yayın izinlerini askıya alabilmektedir. Söz konusu Kurul’un teşkiline dair yasada bir değişiklik yapılması koalisyon ortakları arasında kararlaştırılmış olup, bu değişikliğe göre, yabancı yatırımcılar radyo ve TV istasyonlarında %25’e kadar hisse edinme imkanına sahip olacaklardır. Kurul’un beş üyesi TBMM tarafından, dört üyesi ise Yüksek Öğrenim Kurulu, Milli Güvenlik Kurulu ve İşçi ve İşveren Sendikaları tarafından seçilecektir. Yayın frekanslarının yönetimi Kurul’a bırakılacaktır. Türkiye’de kültür politikasından sorumlu olan başlıca kurum Kültür Bakanlığı’dır. Her ilde bir kültür müdürlüğü vardır. 

Genel değerlendirme

Radyo ve Televizyon İşletmelerinin Kurulması ve Yayınları hakkındaki yasaya ilişkin bir ön analiz, mevzuatın AT müktesebatıyla uyumlu olmadığını göstermektedir. Tanımlar, yetki, yayın alma özgürlüğü, milliyet temelinde ayrımcılık, Avrupalı ve bağımsız eserlerin desteklenmesi, reklamcılık, televizyon yoluyla alışveriş ve küçüklerin korunması konuları başta olmak üzere, müktesebattan büyük farklar tespit edilmiştir. 

Ayrıca, yasa, radyo ve televizyon işletmelerinde yabancı sermaye payına sınır koymaktadır (%20). 

Türkiye’nin WTO/GATS kapsamındaki taahhütleri de, katılım sürecinde kültürel ve görsel-işitsel politika alanındaki müktesebatın tam olarak üstlenilmesi ve uygulanmasında önemli bir güçlük arz edebilir. 

Genel olarak, kültürel ve görsel-işitsel politika alanındaki Topluluk müktesebatıyla uyum sağlamak için büyük ilerlemeye ihtiyaç olacaktır. 

Başlık 21: Bölgesel politika ve yapısal araçların koordinasyonu

Son düzenli rapordan beri bu alanda rapor edilebilecek özel gelişmeler söz konusu değildir. 

Genel değerlendirme

Türkiye’de bir bölgesel politika var olmakla beraber, yapısal politikalar uygulanması için hazırlıklar henüz gerçek anlamda başlamamıştır. 

Bölgesel örgütlenme ile ilgili olarak, Türkiye, yapısal politikaların uygulanmasında önemli bir rol oynayan NUTS 2 kademesi başta olmak üzere, Topluluk kuralları ile uyumlu bir NUTS sınıflamasını Komisyon’a teklif etmelidir. 

Mevzuat çerçevesi bakımından, Türkiye’nin bölgesel politikası, yardım edilecek illerin bir listesini tanımlamakta ve ülkenin bu kısmında yerleşen şirketlere sübvansiyonlar tahsis etmektedir. Öncelikli diye tabir edilen iller, ülkenin yüzölçümünün yarıdan fazlasını ve nüfusun üçte birden çoğunu temsil ederler. Bu illerdeki kişi başına GSYH, ulusal ortalamanın %56’sıdır (Topluluk ortalamasının %19’u). Ancak, bu politika şimdiye kadar anlamlı sonuçlar sağlamış değildir. 

Programlama için hazırlık ile ilgili olarak, kamu yatırımları analiz edildiğinde, azgelişmiş yöreler lehine çok anlamlı bir çaba görülmemektedir. 1997 yılında kişi başına harcama 33,4 milyon TL idi. Bunun 12,7 milyonluk bölümü, belirli bir ile ayrılmıştı. Genelde, azgelişmiş yöreler, öteki yöreler ile aynı miktarı aldılar. 

Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) bir dizi bölgesel kalkınma programları hazırlanmasına başlamıştır: 
 

- Doğu Karadeniz bölgesi (8 il) 
- Doğu Anadolu (16 il) 
- Yeşil Irmak kalkınma havzası (5 il) 
- Marmara bölgesi (5 il)


Bugüne kadar, bu programların hiç biri uygulama aşamasına ulaşmamıştır. 

İdari işbirliği bakımından, Türk bölgesel politikası bir merkezi planlama sistemi çerçevesinde yürütülür. DPT Türkiye’de bölgesel politikadan sorumludur. Kamu yatırımlarının koordinasyonundan sorumlu olduğu halde, DPT bu yetkisini bölgesel politika amacıyla kullanıyor görünmemektedir. Bölgesel politikaya ilişkin rolünün netleştirilmesi gereken Güneydoğu Anadolu Bölgesi Kalkınma İdaresi hariç tutulursa, Ankara dışında uygulama yapıları yoktur. Sekizinci 5 Yıllık Kalkınma Planı’nda öngörüldüğü gibi, DPT bölgesel büroları ve yerel veya bölgesel kalkınma otoriteleri henüz mevcut değildir. 

Bu konuda, Türkiye, hem merkezi düzeyde (DPT veya bölgesel politikadan sorumlu özel bir kurum) hem de bölgesel düzeyde (bölgesel DPT büroları) bölgesel kalkınmayla ilgilenen idari yapılarının takviyesini sağlamalıdır. 

Bölgesel istatistikler ile ilgili olarak, yardım alma ehliyetinin tespitine yönelik veriler, sadece INTERREG kriterleri için mevcuttur. Bir NUTS 2 sınıflamasının tarif edilmesinden sonra, satın alma gücü standartları ile kişi başına bölgesel GSYH hesaplanmalıdır. DPT tarafından toplanan ve NUTS 3 düzeyinde kullanılabilen veriler temelinde, EUROSTAT standartlarına göre (NUTS 2 düzeyinde) bölgesel istatistikler oluşturulmalıdır. 

Türkiye’de bölgesel sorunlar önemli boyutlarda ve ciddi nitelikte olduğu halde, bunlara yönelik etkin bir politika yoktur. Bölgesel kalkınma otoriteleri mevcut değildir. Bölgeler arasındaki büyük farkları kapatmaya yönelik, Topluluk standartlarıyla uyumlu bir bölgesel politikanın güçlendirilmesi ve modernize edilmesine yüksek öncelik verilmelidir. Bunun için, kalkınmada geri kalmış bölgelere anlamlı düzeyde kamu yatırımı açıkça tahsis edilmeli, böylece insan kaynaklarına yatırımlar arttırılmalı, altyapı farkları azaltılmalı, özel yatırım için elverişli bir ortam yaratılmalı ve hayat şartlarında anlamlı bir iyileşme sağlanmalıdır. 

Başlık 22: Çevre

Son düzenli rapordan bu yana, hava kalitesi, atık yönetimi, su kalitesi, doğanın korunması, endüstriyel kirliliğin kontrol edilmesi ve risk yönetimi, kimyasal maddeler, GMO’lar, ozon tabakasına zarar veren maddeler, nükleer güvenlik ve radyasyondan koruma gibi alanlarda, müktesebatın benimsenmesi yönünde ilerleme olduğunu gösteren herhangi bir kanıt görülmemektedir. 

Genel değerlendirme

Türk mevzuatı, özellikle standartlar, izleme gerekleri ve ölçüm yöntemleri bakımından, Topluluk mevzuatından hâlâ çok farklıdır. Çevresel müktesebatın tam olarak benimsenmesi, uzun vadeli bir ihtimal olmaya devam etmektedir. Yasaların uygulanması arzu edildiği gibi olmanın uzağındadır. AT çevre yönergelerinin tam olarak aktarılmasını sağlamak için bu yasaların ayrıntılı uygunluk denetimlerine tabi tutulması da önemlidir. 

1993 Çevre Kanunu, çevre yönetimi ve çevre mevzuatı için çerçeveyi tanımlamaktadır. Çevre Kanunu’na dayalı en son mevzuat çalışmaları 1997 yılına geri gitmektedir (müktesebat ile uyumlu hale getirilmek için revize edilmesi gereken Çevre Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik). 

Hava kalitesi alanında, mevzuatın müktesebat ile uyumu henüz sağlanmamıştır. Ayrıca, Türk hava kalitesi izleme sisteminde, onu AT müktesebatıyla uyumlu hale getirmek için daha fazla iyileşme yapılması gerekir. 

Su yönetimi, özellikle ilgili mevzuatın uygulanması bakımından, en problemli konulardan biridir. Evsel atıkların büyük bir kısmı (%93), yasaya aykırı biçimde atılan kontrolsüz atık mahiyetindedir. Topluluk standartlarına uyum sağlamak için büyük çabalara girişilmelidir. 

Su kalitesi ile ilgili olarak, yedinci ve sekizinci 5 Yıllık Kalkınma Planları, su kaynakları konusunda yeni bir çerçeve yasaya ve içme suyu standartları ve atık su deşarjı konusunda müktesebat ile uyumlulaşmaya ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır. Türkiye’nin su mevzuatı, Topluluk müktesebatı ile uyumlu gibi görünmemektedir. 

Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik açısından zengin varlıklarını korumak için, doğanın korunmasına katılım öncesi süreçte özel dikkat gösterilmelidir. Türkiye, kendi mevzuatını, Topluluk doğa koruma müktesebatıyla uyumlulaştırmak için önemli çabalarda bulunmalıdır. 

Endüstriyel kirlilik kontrolü ve risk yönetimi alanında, müktesebat ile uyumlu mevzuat hâlâ çıkarılmamıştır. 

Kimyasal maddeler konusundaki AT yönergeleri tam olarak aktarılmış değildir. Tehlikeli Kimyasal Maddelerin ve Müstahzarların Kontrolüne ilişkin 1993 tarihli Yönetmelik, Topluluk mevzuatıyla uyumlu değildir (örneğin, risk değerlendirmesi ve sınıflandırması sistemi konusunda hükümler olmayışı). Türkiye kimyasal maddelerin genel bir envanterini hâlâ çıkarmamıştır. Genetik yoldan değiştirilmiş organizmalar konusundaki Türk mevzuatı, müktesebat ile uyumlu değildir. 

Nükleer güvenlik konusunda (bkz. Başlık 14-Enerji) Türk mevzuatı, özellikle bildirme ve izleme gerekleri bakımından, müktesebata tam olarak uygun değildir. Radyasyondan korunma konusunda Türk Atom Enerjisi Kurumu, bu kaynakları kullanan bütün müesseselerde yerel güvenlik prosedürleri geliştirilmesi, bütün cihazların radyasyon koruma zırhıyla kaplanması ve lisanslama konusunda bir strateji tanımlamıştır. 

Merkezi düzeyde idari kapasite ile ilgili olarak, 1991’de kurulmuş olan Çevre Bakanlığı, çevresel faaliyetler için genel sorumluluğa sahiptir. Bu faaliyetler, diğer bakanlıklar, hükümet kurumları, yerel yönetimler ve STK’ler ile yakın işbirliği bağlantıları ve aktif ortaklıklar içinde yürütülür. Çevre Bakanlığı 800 civarında personel istihdam eder. Buna ek olarak, 500 personel 30’u aşkın taşra teşkilatlarında çalışır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), hükümet politikalarının koordinasyonu için temel araç olan Beş Yıllık Kalkınma Planlarını hazırlamaktadır. 1973’ten beri, çevreyle ilgili konular da dikkate alınmaktadır. Çevre koruma tedbirlerinin uygulanmasında, çevresel altyapı inşa edilmesinde, kentsel atıkların toplanması ve bertaraf edilmesinde ve imar planlamasında önemli bir rol oynayan belediyeler de, çevre politikasının uygulanmasında görev alırlar. 

Genel olarak, ulusal ve bölgesel düzeyde idari kapasite bir endişe konusudur. Farklı düzeylerde muhtelif kurum ve kuruluşların çevre konusuna karışması ve böylece çıkar ve sorumluluk çatışmaları doğması, eğitimli ve uzman personel eksikliği, mali kaynakların yetersizliği ve donanım yetersizliği nedeniyle, çevre kurallarının icrası tam olarak sağlanmamış gibi görünmektedir. Güçlü ve iyi belirlenmiş yetkilere sahip çevre müfettişlikleri yanında, izleme şebekeleri ve izin prosedürleri tesis etme gereği vardır. Yasalara ve kurallara uyulmaması halinde cezalar tatbik edilmelidir. Çevre konularına ilişkin bilinç ve AT gerekleri hakkında bilgi genelde eksiktir. Belediyeler de, özellikle eğitim açısından, AT çevre politikasına yönelik hazırlıklarını hızlandırmalıdır. 

1997 yılında Türkiye’nin çevre yatırımları, ülke GSYH’sinin %0,5’ine tekabül eden 1 milyar ABD Doları civarında olmuştur. [19]  Çevre Kirliliğini Önleme Fonu, Türkiye’de çevre faaliyetlerini ve yatırımlarını finanse etmeye yönelik tek ulusal fondur, fakat Çevre Bakanlığı bu fondan sadece %10 oranında ödemeler onaylama yetkisine sahiptir. Şimdiki halde, araştırma, temizlik operasyonları, öğrenim ve eğitim, çevre kirliliğini önlemeye yönelik projeler, ve arıtma tesisleri inşa edilmesi için kredi sağlanmasını finanse etmek üzere, bu fon, Çevre Bakanlığı’na yılda 125 milyon Euro temin etmektedir. 

Türkiye’nin çevre yatırımları, kapsamlı bir yatırım stratejisi temelinde, AT çevre yönergelerinin somut olarak uygulanması üzerinde daha çok yoğunlaşmalıdır. Çevre yatırımlarını desteklemeye yönelik bir ulusal fonun varlığı bu bakımdan önemlidir. 

Başlık 23: Tüketicilerin ve sağlığın korunması

Son düzenli rapordan beri bu konuda ilerleme olmamıştır. 1995 tarihli Tüketicilerin Korunması Kanunu, bu alandaki en önemli mevzuat olmaya devam etmektedir. 

“Tebliğler” denilen uygulama kurallarının kesin hukuki statüsü daha fazla açıklığa kavuşturulmalıdır. 

Genel değerlendirme

Topluluk müktesebatı ile uyumlulaşma çok sınırlıdır. Var olan tüketici dernekleri güçlendirilmeli ve bağımsız piyasa gözetim ve icra makamları kurulmalıdır. 

Başlık 24: Adalet ve içişleri sahasında işbirliği

1999’daki duruma kıyasla, adalet ve içişleri sahasında önemli bir ilerleme kaydedilmedi. 

Veri koruma ve vize politikası konularında, geçen yıldan beri ilave bir uyumlulaşma olmadı. 

Göç ve sınır kontrolü alanında, personeli eğitmek ve göç konularında diyalog başlatmak için çabalara girişildi. Sınırların Aşılması ve Göç Üzerine Bilgi, Tartışma ve Değişme Merkezi çerçevesinde bir toplantı yapıldı. 

Türkiye, yeniden kabul anlaşmaları yapmalıdır. 

İltica sahasında, UNHCR ile yakın işbirliği içinde, özellikle personel eğitimi yoluyla, kapasite geliştirmeye yönelik çabalar başlatıldı. 

İltica statüsünü belirleme prosedürünü iyileştirmek ve hızlandırmak için, iltica alanındaki donanım (merkez; taşra) ıslah edilmiştir. 

Polis işbirliği konusunda, geçen yıldan bu yana yeni bir gelişme olmamıştır. 

Sahtecilik ve yolsuzluk ile mücadele sahasında, Türkiye, Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesine Karşı Mücadele Hakkında OECD Sözleşmesi’ni onayladı. Ancak, bu alandaki Avrupa Konseyi sözleşmelerinden hiç birini henüz imzalamadı. 

Uyuşturucu maddelere karşı mücadelede büyük bir gelişme olmamıştır. 

Gümrük işbirliği konusunda önemli yeni gelişmeler olmadı. Cezai ve medeni konularda adli işbirliği konusunda da aynı durum geçerlidir. 

Genel değerlendirme

Veri koruma sahasında, yeni mevzuat hazırlanmaktadır. Türkiye, kişisel verilerin otomatik işlenmesi bakımından Bireylerin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni henüz onaylamadı. 

Vizeler ile ilgili olarak, Türk vize listesi AB listesiyle uyumlu değildir. Örneğin, İran vatandaşları vizesiz olarak üç ay süreyle Türkiye’de kalabilmektedirler. Ancak, Afganistan, Pakistan ve Sri Lanka gibi diğer menşe ülkeler için, menşe ülkede vize verilebilmekte, fakat sınırda verilmemektedir. 

Sınır kontrolüyle ilgili olarak, bu konu halen beş farklı güç tarafından yönetilmektedir: deniz sınırlarında Donanma ve Sahil Muhafaza, geçiş noktaları ve havalimanlarında polis, “yeşil sınır” boyunca Ordu (kara kuvvetleri) (Van ilinde olduğu gibi, bazı alanlarda hâlâ jandarma görevlidir, fakat her yerde kara kuvvetleriyle ikame edilecektir). Sınır kontrolünde tek bir komuta olmadığı gibi sivil komuta da yoktur. Ağrı ilinde İran ile Gürbulak kara sınır geçişi modernize edilme sürecindedir. Van ilinde Türkiye’yi İran’dan ayıran 350 km uzunluktaki dağlar boyunca gözetleme kuleleri inşa edilecektir (halen bu sınır hattında “karakollar” vardır). Personel ve donanım açısından “yeşil sınır”ın korunmasına ilişkin tam bir değerlendirme henüz yapılmamıştır. Başta çıkış kontrolleri olmak üzere, kontrollerin etkinliğini arttırmak için farklı servislerin daha iyi koordine edilmesi tavsiye edilir. 

Göç ile ilgili olarak, Batı Avrupa ülkelerine yasadışı yollardan ulaşmaya çalışan insanların sayısını azaltmak için çabalar ciddi ölçüde arttırılmalıdır. 

İltica sahasında, Türkiye, bütün iltica başvurularını dikkate alsa da ve bu vakaları incelemek için UNHCR ile birlikte (paralel prosedürler) hareket etse de, Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi çekinceyi kaldırmalıdır. Vakaların büyük çoğunluğunda, sığınmacı statüsü tanınması konusunda Türk İçişleri Bakanlığı ve UNHCR aynı sonuca varmaktadırlar. UNHCR ile işbirliği içinde, İçişleri Bakanlığı, iltica ve sığınmacı konularıyla ilgilenen personelin eğitimini, teknik yardım sağlanmasını ve bu konularda meydana gelen ulusal ve uluslararası değişimlerin ele alınmasını hedefleyen, Ekim 2000 – Ekim 2003 dönemini kapsayan, 3 yıllık bir proje oluşturdu. Yeşil sınırların gözetiminden Kara Kuvvetleri’nin (Ordu) sorumlu olduğu ve pek çok iltica arayıcının ülkeye, resmi sınır geçişleri dışından, yeşil sınırlardan girdiği dikkate alınırsa, sığınmacılar ve iltica arayıcılar konusunda kara kuvvetlerini bilinçlendirmek için bir program geliştirilmelidir. Bu, özellikle, İran ile 350 kilometre uzunlukta bir dağlık sınır oluşturan Hakkari, Ağrı ve Van illerini içeren Doğu-Güneydoğu bölgelerinde (Van ilindeki yeşil sınır) yapılmalıdır. Bu alan, hâlâ jandarmanın kontrolü altındadır fakat bu kontrol yakında kara kuvvetlerine devredilecektir. 

Sığınmacılar için barınma tesisleriyle ilgili olarak, Türkiye’de düzgün kabul merkezleri kurmak için büyük bir çabaya girişilmesi gerekir. Şimdiki halde, sığınmacılar ve iltica arayıcılar, pek çok durumda, yörenin konukseverlik ve dayanışma geleneği sayesinde, yerel nüfus tarafından barındırılmaktadır. Valilikler ve belediyelerden bir miktar destek almaktadırlar fakat bu çabalar, düzenli olarak giriş yapan sığınmacıların ve iltica arayıcıların büyük sayıda olması nedeniyle karşılaşılan sorunlarla orantılı değildir. 

Polis işbirliği, sahtecilik ve yolsuzluk ile mücadele, uyuşturucu maddelere karşı mücadele, gümrük işbirliği, cezai ve medeni konularda adli işbirliği ile ilgili olarak, müktesebat ile uyumlulaşmak için ciddi çabalara ihtiyaç vardır. İlgili uluslararası sözleşmelerin Türkiye tarafından onaylanması da gereklidir. Ayrıca, bu alanlarda mevzuatı etkili biçimde uygulama ve icra etme kapasitelerini arttırmak için ciddi çabalara gerek vardır. 

Başlık 25: Gümrük birliği

Yeni Türk Gümrük Kanunu 5 Şubat 2000’de yürürlüğe girdi. Bu kanunun hükümleri hemen tümüyle uyumludur fakat bu hükümlerin pratikte uygulanması, serbest bölgeler ve ekonomik etkiye sahip gümrük prosedürleri bakımından hâlâ biraz farklıdır. 

Ocak 2000’de, Türkiye, transit prosedürünün ve Tek İdari Belge’nin (TİB) kullanımı konusunda teknik yardımın sürmesini sağlayan yeni bir anlaşma akdetti. 

Genel değerlendirme

AT ve Türkiye arasındaki Gümrük Birliği, 31 Aralık 1995’te son aşamasına girdi. Gümrük Birliği’ni kuran karar (Ortaklık Konseyi’nin 1/95 sayılı kararı) Türkiye’nin ticaret politikasını ve gümrük politikasını Topluluk politikaları ile uyumlulaştırmasını gerekli kılmaktadır. Halen, Türkiye kendi gümrük mevzuatını hemen tümüyle Topluluk gümrük mevzuatıyla uyumlulaştırmıştır. 

AT-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin 1/95 sayılı kararının 15. maddesi, Türkiye’nin, 1 Ocak 2001 tarihine kadar, bazı mallar ile ilgili olarak Ortak Gümrük Tarifesi’nden daha yüksek gümrük vergileri uygulamaya devam etme hakkına sahip olmasını öngörmektedir. 1 Ocak 2001’den itibaren, Türkiye, 1/95 sayılı kararın kapsamına giren bütün ürünler için Topluluk ile aynı gümrük vergilerini uygulayacaktır. 

Gümrükler ile ilgili olarak, son düzenli raporda, Türk gümrük sisteminin esas olarak Topluluk Gümrük Yasası ile uyumlu olduğuna işaret ediliyordu. Serbest bölgeler konusunda farklar devam etmektedir. Bu konuda, Komisyon, Türkiye ve diğer aday ülkeler arasında bilgi alışverişleri olmuştur. 

8000’e yakın personeli olan Gümrük Müsteşarlığı, Başbakan’a bağlıdır. 250 gümrük müdürlüğü vardır. Gümrük idaresinin yeniden örgütlenmesi 1993’te başlamış olup idarenin tam olarak bilgisayarlı ortama geçişini öngören “Modernizasyon ve Otomasyon Projesi” yoluyla gerçekleşmektedir. Bazı sektörlerde, örneğin menşe kanıtlarının doğrulanmasıyla ilgili olarak, üye devletlerin gümrük idareleriyle işbirliği yeterli değildir. Ayrıca, gümrük mevzuatı konusunda görevlilerin kapsamlı şekilde eğitilmesine ihtiyaç vardır. 

Başlık 26: Dış ilişkiler

Türkiye AT ile bir gümrük birliği içindedir ve Türkiye’nin ticaret politikası, gümrük birliği kapsamına giren alanlarda, AT politikası ile büyük ölçüde uyumludur. Gümrük Birliği’nin hizmetlere ve kamu alımlarına teşmil edilmesi için görüşmeler yapılmaktadır. DTÖ çerçevesinde, Türkiye, ITA’yı imzalamıştır ve Devlet Alımları Anlaşması’nda gözlemci statüsündedir. Yeni bir kapsamlı ticaret raunduyla ilgili olarak, Türkiye’nin pozisyonu AB’ninki ile genelde uyumludur. 

Üçüncü ülkeler ile iki taraflı anlaşmalar açısından, Bulgaristan ile serbest ticaret anlaşması 1 Kasım 1999’da, Letonya ile 1 Haziran 2000’de, Polonya ile 1 Mayıs 2000’de yürürlüğe girdi. Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya ile anlaşma 25 Temmuz tarihinde onaylandı. Kıbrıs ile müzakereler başlamadı. Bazı Akdeniz ülkeleriyle de anlaşmalar imzalandı. Polonya ile anlaşma, 1 Ocak 2002’ye kadar bir geçiş dönemini öngörmektedir. Bu tarihte, iki taraf arasındaki sanayi malları ticaretinde vergiler ve tarifeler kaldırılacaktır. Türkiye, Temmuz 1999’dan itibaren, Topluluğun Bosna’ya tek taraflı ticaret imtiyazlarını uygulamaktadır. 

Türkiye Küba, Malezya, Moğolistan ve Rusya ile karşılıklı yatırım koruma anlaşmaları ve ABD ile bir ikili yatırım antlaşması akdetmiştir. 

Bir DTÖ anlaşmazlık çözme heyeti, tekstil ürünleri ithalatı için Hindistan üzerine konulan kısıtlamaların Türkiye’nin DTÖ yükümlülüklerine aykırı olduğunu tespit etti. Bu karar Temyiz Organı tarafından doğrulandı. Türkiye’nin heyet ve Temyiz Organı tespitlerini uygulamaya yönelik işlemlerinin bu sektörde gümrük birliğinin işleyişine zarar vermemesini sağlamak için AT ve Türkiye arasında temaslar yapılmaktadır. 

Kalkınma yardımı ve insani yardım sahasında, Türkiye, insani yardım sağlanması yoluyla, uluslararası istikrara katkıda bulunmuştur. 1999’dan beri Türkiye, kendi tahminlerine göre, 69 ülkeye toplam 300 milyon Euro değerinde yardım sağlamıştır. 

Genel değerlendirme

Genel olarak, dış ticaret ilişkileri alanında AB ve Türkiye arasında geniş farklılık vardır. İkili kullanım, tekstil ürünleri ve ihracat kredileri müktesebatına uyum sahalarında Türk mevzuatının AB politikalarına uygunluğunu daha fazla değerlendirme gereği vardır. DTÖ çerçevesinde Türkiye ve AB arasında iyi bir koordinasyon olmuştur. 

1 Ocak 1996 tarihli Gümrük Birliği Kararında belirlenen takvime göre, Türkiye, 2001 yılına kadar, AT ile üçüncü ülkeler arasında yapılmış bütün tercihli anlaşmalara ve AT özerk tercihli rejimlerine uyum sağlamış olmalıdır. Türkiye, şimdiye kadar, EFTA ülkeleri, İsrail ve Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya yanında, Bulgaristan, Macaristan, Romanya, Litvanya, Estonya, Çek Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Letonya ve Slovenya ile serbest ticaret anlaşmaları akdetmiştir. Ancak, tercihli rejimler çerçevesinde bütün AT taahhütlerinin yerine getirilmesinde daha fazla ilerlemeye ihtiyaç vardır. 

AB ve Türkiye, üçüncü bir ülkeyle yeni bir ticaret anlaşması yapılmasına yönelik müzakereler konusunda birbirlerine bilgi vermeye devam etmelidirler. Ayrıca, aday statüsüne uygun olarak Türkiye, OECD gibi uluslararası kuruluşların düzgün işleyişine katkıda bulunmaya devam etmelidir. 

İdari kapasite ile ilgili olarak, Türk ticaret politikası esas olarak Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından uygulanmaktadır. Müsteşarlığın toplam personel sayısı 1494’tür (993 Ankara’da, 417 Türkiye’nin diğer kısımlarında, 84 yurt dışında). Gümrük hizmetleriyle ilgili idari altyapı, Gümrük Birliği başlığı altında ele alınmıştır (Başlık 25 – Gümrük Birliği). 

Fiziksel muayeneler, Dış Ticaret Bölge Müfettişlikleri tarafından yapılmaktadır. Tarım ürünleriyle ilgili olarak, Tarım Bakanlığı ve ilgili il müdürlükleri, ilgili kontrol belgelerinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynarlar. 

Başlık 27: Ortak dışişleri ve güvenlik politikası

Ortaklık Anlaşması ile ilgili Ortaklık Konseyi Kararları çerçevesinde kurulan siyasal diyalog, Aralık 1999 Helsinki AB Konseyi’nin sonuçlar bildirgesini müteakip artmıştır. Hem iki taraflı hem de çok taraflı düzeylerde siyasal diyalog gerçekleşmiştir. Helsinki sonuçlar bildirgesine göre, iki taraflı diyalog (bakan ve siyasi müdür seviyelerinde) şimdi “4 ve 9(a) sayılı paragraflarda atıf yapılan konular (ihtilafların barışçıl çözümü ve Kıbrıs konusu) yanında, insan hakları konusuna özel referans ile, katılım için gerekli siyasal kriterlerin yerine getirilmesi yönünde ilerleme” üzerinde durmaktadır. Mart 2000’de AB ve Türkiye arasında bir siyasi müdürler toplantısı yapıldı. Nisan 2000’deki Ortaklık Konseyi toplantısı da, bu siyasal konuları tartıştı. Helsinki Konseyi ve özellikle Ocak 2000’den beri, Türkiye, bakanlar düzeyinde, siyasi müdürler düzeyinde, Avrupa muhabirleri düzeyinde ve uzman grup düzeyinde, AB ile aday ülkeleri bir araya getiren bütün siyasal diyalog toplantılarına katılmıştır. 

AB beyanları ve açıklamaları ile uyumlulaşma konusunda, Türkiye, Helsinki zirvesinden bu yana, kendi pozisyonlarını düzenli olarak Birlik’in pozisyonları ile uyumlulaştırmış ve, davet edildiğinde, Birlik’in ortak eylemlerine ve pozisyonlarına katılmıştır. Türkiye’nin, pek yakında, ODGP alanında hızlı ve güvenli mesaj alışverişini büyük ölçüde kolaylaştıracak olan Ortak Muhabirler Şebekesi sistemine bağlanacağı belirtilmelidir. 

ODGP’nin bir parçası olarak AGSP’nin geliştirilmesi bağlamında, Türkiye, AB+15 formatında (yani, AB üyesi devletler artı AB üyesi olmayan Avrupalı NATO üyeleri ve aday ülkeler) AB ile görüş alışverişlerine aktif şekilde katılmıştır. Ancak, Türkiye, askeri kriz yönetimi hakkında AB üyesi olmayan altı Avrupalı NATO üyesi ile diyalog, danışma ve işbirliği için Feira AB Konseyi’nde (Haziran 2000) ortaya konulan düzenlemelerden memnun değildir. Bu konu, karşılıklı ilave istişarelere tabidir. 

Türkiye’nin Kıbrıs sorunu üzerine resmi pozisyonu, hem BM kararlarına hem de AB pozisyonuna aykırı olmaya devam etmektedir. Ancak, Türkiye’ye aday ülke statüsünün verilmesi, Kıbrıs konusunun çözümüne yönelik siyasal sürece yeni bir ivme kazandırmıştır (bkz. yukarıda Kısım B.1.2’de Kıbrıs konusuna ilişkin bölüm). 

Yunanistan ve Türkiye arasında Temmuz 1999’da başlayan yakınlaşma devam etmektedir. Türkiye, bu yıl Mayıs-Haziran aylarında Yunanistan’da gerçekleştirilen NATO’nun Dynamic Mix 2000 tatbikatına katılmıştır. Kıbrıs bunalımından sonra ilk defa olarak, Türk birlikleri ve askeri uçakları Yunanistan’a gelmiştir. Ege’de olası güven arttırıcı tedbirler üzerine diplomatik temaslar devam etmektedir, fakat bugüne kadar somut sonuçlar elde edilememiştir. Ege’deki anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözülmesi konusunda pek az ilerleme not edilebilir. 

Diğer komşu ülkeler ile ilişkiler konusunda, Türkiye, Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya ile ikili ilişkileri daha da geliştirmeye devam etmektedir. Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından teklif edilen Kafkas İstikrar Paktı, esas olarak Dağlık Karabağ sorunu nedeniyle, henüz gerçekleşmemiştir. Türkiye, Ermenistan sınırını kapalı tutmaya devam etmektedir. İstanbul’da yapılan Kasım 1999 AGİT zirvesinde, Bakü (Azerbaycan) ve Ceyhan (Türkiye) arasında bir petrol boru hattı inşa edilmesi üzerine âkit taraflar arasında bir anlaşma imzalandı. Türkiye, aynı zamanda, AT INOGATE programı (Avrupa’ya Devletler Arası Petrol ve Gaz Nakliyesi) çerçevesinde Şemsiye Anlaşma’ya taraf oldu. İran ile ilişkiler, Türkiye’nin güvenlik endişelerinin etkisi altında olmaya devam etmektedir. Suriye ile güvenlik konularında işbirliği nisbeten başarılı olmuş gibi görünmektedir. Türk Ordusu tarafından Kuzey Irak’ta yapılan askeri operasyonlar, Avrupa kamuoyunda ciddi endişeye yol açmıştır. Türkiye, Barcelona Süreci’nde aktif bir katılımcıdır. 

Genel değerlendirme

Birlik ve Türkiye arasındaki siyasal diyalog, son düzenli rapordan bu yana bir hayli ilerledi. Dış politika ve güvenlik sahasındaki müktesebat daha da geliştikçe, Türkiye kendi dış politikasının yönelimini Birlik’inkiyle uyum içinde tutmalıdır. 

Türkiye, bölgede istikrar ve refahı geliştirmeye yönelik bir dizi girişimde bulunmuştur. Bunun önemli bir unsuru, Kafkaslar’daki mevcut istikrarsız durum nedeniyle meyve veremeyen Kafkas İstikrar Paktı önerisidir. 

Türkiye, başta SFOR/KFOR olmak üzere uluslararası güçlere askeri birlik tahsis ederek, Batı Balkanlar’da kriz yönetim operasyonlarında aktif bir rol oynamaya devam etmektedir. 

Türk-Yunan ilişkilerindeki gelişmelerle ilgili yeni çabalar, bölgeye istikrar yanında her iki ülkeye kazanımlar getirmeyi hedeflemelidir. 

ODGP ile ilgili hükümleri uygulamaya yönelik idari kapasite açısından, Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın kadroları ve işleyişi iyidir. 

Başlık 28: Mali kontrol

Mali kontrol alanında, köklü bir ilerleme olmamıştır. Ancak, Türk hükümetinin, bir mali saydamlık değerlendirmesi için IMF’ye yapmış olduğu talep gibi, kamu sektöründe içsel ve dışsal mali kontrol ve saydamlığı arttırmaya yönelik spesifik eylemlere girişmiş olduğu not edilmelidir. Türk hükümeti, hem devlet ile ekonominin geri kalanı arasındaki ilişki, hem de devlet kurumlarının rolleri açısından, rollerin ve sorumlulukların yeterince belirgin olmadığını tespit etmiştir. 

Genel değerlendirme

Mali kontrolün parçalı yapısı dikkate alındığında, bütün “ex-post” içsel ve dışsal kontrollerin, uygulanan muhasebe ve finans prosedürlerinin sağlamlığını ve güvenilirliğini, kamu harcama ve gelirlerinin gerçek bütçe uygulamasının yasalara uygunluğunu, düzgünlüğünü ve verimliliğini değerlendirmesini sağlamak ivedi bir ihtiyaçtır. 

İçsel mali kontrol sistemi ile ilgili olarak, çeşitli kamu kurumları ve kuruluşları tarafından tesis edilmiş denetim birimlerinin toplam sayısı 129’a ulaşmıştır ve onüçbinden fazla denetimci kadrosu mevcuttur. Bu durum, mükerrer denetimlere yol açmakta ve, bazen de, bazı alanların denetim kapsamı dışında kalmasına neden olmakta ve böylece denetimin etkinliğini azaltmaktadır. Ayrıca, denetim birimlerinin ve kurumlarının raporları, çoğu zaman, aşırı bürokratik sistemin içinde kaybolup gitmektedir. 

Maliye Bakanlığı tarafından yapılan kontroller, “uygunluk” denetimine yöneliktir ve, mal/hizmet sunulmasında önemli verimsizlikler yaratan ve kamu fonlarının tüm yönetimini riske sokan, zaman alıcı prosedürlere göre yürütülmektedir. Maliye Bakanlığı tarafından yapılan denetimler, harcama işlemlerinin sadece mevzuata uygunluğu ve yasallığı üzerinde durmakta fakat genellikle bizatihi harcama sistemlerini denetime tabi tutmamaktadır. 

Sayıştay, bütün hükümet ödeme emirlerinin “ex-ante” denetimi nedeniyle, bütçe harcamaları üzerindeki dış mali kontrol görevlerini düzgün biçimde yerine getirememektedir. Bu “ex-ante” denetimler, içsel niteliktedir ve Sayıştay’ın esas “ex-post” kontrol işlevleri ve görevleri ile çatışmaktadır. 

Dışsal kontrol, hükümetten bağımsız hareket eden bir organ tarafından uygulanmalıdır. Bu organ, yürütmenin sorumluluğu altındaki işlemlerin onaylanmasına müdahil olursa, müdahil olduğu bu işlemlerin kendileri uygunsuz, gayri meşru veya düzensiz bulundukları ölçüde, bu durum onun dışsal denetim kapasitesi ve yetkisini otomatik olarak zayıflatır. 

Sayıştay’ın bazı yasal görevleri, bakanlıklardan yeterli işbirliği görülememesi nedeniyle yerine getirilememektedir. Ayrıca, bütçenin kapsamı toplam kamu harcamalarına göre çok dar olduğundan, Sayıştay’ın denetim kapasitesi büyük ölçüde sınırlanmıştır: 1999 yılında Sayıştay bütün kamu hesaplarının sadece altıda birini denetlemiştir. Türkiye, bir Plan-Program-Bütçe sisteminden ve bir bilgisayarlı Mali Yönetim Bilgi sisteminden hâlâ yoksundur. 

Öz kaynaklara ve yapısal eylem harcamalarına ilişkin kontrol tedbirleri uygulama kapasitesiyle ilgili olarak çabalar gereklidir. Ulusal düzeyde, hükümet, denetim sorumluluğunun yolsuzluğu etkin biçimde önleyecek ve caydıracak şekilde kullanılmasını sağlamak için, kamu sektöründe uygun içsel kontrol tedbirleri almalıdır. Ayrıca, Sayıştay, kamu sektöründe bu türden risk alanlarını denetim programları kapsamına koyma yetkisiyle donatılmalıdır. Böylece, Türk denetim sisteminin en önemli sorunlarından biri olan ve yaygın şekilde gözlenen "denetimden sıyrılma” olayına bir son verilmiş olacaktır. 

Türk denetim sisteminin bir başka ciddi eksikliği, idari taleplere cevaben özel olarak harekete geçmek yerine, öncelikli ve riskli alanları hedefleyen sürekli ve sistemli bir sürece göre hareket etmeyişidir. Türk denetim ve içsel kontrol mesleğini, AT’de uygulanan tutarlı ve kapsamlı bir standartlar ve ilkeler setiyle donatmak için mevzuat çıkarılmalıdır. Kamu maliyesini kontrol etmek için bilgi teknolojilerinin kullanılması da buna dahildir. Bu reformlar, AT mali çıkarlarının korunmasını sağlamak için kesinlikle gereklidir. 

Türkiye’de denetim görevleri yerine getiren toplam 5100 civarında denetim/kontrol elemanı vardır. Denetim yetkisinin muhtelif katmanları arasında büyük miktarda örtüşme olsa da, özellikle kontrol/denetim bulguların etkin takibi açısından, mali kontrol ve denetimin etkinlik kapsamında çeşitli boşluklar da vardır ve ex-ante kontroller ile içsel denetimin bütünleştirilmesine yönelik planlar yoktur. Ayrıca, pek çok alan, münferit yasal düzenlemeler yoluyla veya fiilen, denetimden muaf olmaya devam etmekte veya muaf kılınmaktadır. Bu tür münferit hükümler, bazı denetimlerin TBMM’ye açıklanmamasına da düzenli olarak cevaz vermektedir. 

Ayrıca, Türk mali yönetim sisteminin genel kavramı, mali saydamlık, kamuya hesap verme sorumluluğu, maliyet etkinlik ve bağımsızlık modern ilkelerine dayalı değildir ve, daha da önemlisi, denetim standartları ve prosedürleri üzerine genel bir yasa yoktur ve bu standartlar ve prosedürlerin dışsal denetimciler tarafından değerlendirilmesi veya denetim raporlarının yayımlanması da söz konusu değildir. 

Başlık 29: Mali ve bütçesel hükümler

Ulusal bütçe ile ilgili olarak geçen bir yılda bir miktar ilerleme kaydedilmiştir. İstatistikler iyileştirilmiş ve mali yönetimin ve saydamlığın güçlendirilmesi mali alandaki temel hedeflerden biri olarak açıkça belirlenmiştir. Vergi idaresi güçlendirilmektedir. Dünya Bankası tarafından bir Kamu Harcamaları ve Kurumsal Değerlendirme, IMF tarafından bir Mali Saydamlık Değerlendirmesi yapılmıştır. Bütçe içi ve bütçe dışı fonların sayısı azaltılmıştır. 

AT finansman katkılı konular, öz kaynaklar ve idari altyapı açısından bildirilebilecek anlamlı gelişmeler yoktur. 

Genel değerlendirme

Türkiye’nin bütçe uygulamaları, AT’de genel olarak uygulanan standartlar ile pek çok yönden hâlâ uyumlu değildir. Parlamentoya sunulan genel bütçe, döner sermayeli fonları ve bütçe dışı fonları dışta bırakmaktadır. 3.000 kadar döner sermayeli fon ve özel hesaplı kuruluş vardır. Bunların gerçekleştirdikleri bütçe dışı faaliyetlerin tutarı GSMH’nin %1’ini geçmektedir. Döner sermayeler ve bütçe dışı fonlar bütçe sınıflamasını takip etmezler. Dış yardım alan projelerin büyük bir kısmı bütçeye dahil edilmez. Mali yönetim sorumlulukları, her biri başka bir bakana bağlı olan çeşitli kurumlar arasında dağılmıştır. Bunun bir sonucu olarak, bütçenin sahipliği net bir biçimde belli değildir. Ayrıca, bütçe hazırlama sürecinde bütçe büyüklüklerinin değerlendirilmesinde çok daha gerçekçi bir tutuma ihtiyaç vardır. 

Bütçenin kapsamını genişletmek, bütçe hazırlama sürecini güçlendirmek, bütçe sınıflamasını ve bütçe prosedürlerini modernleştirmek, kamu sektörü için borçlanma kuralları ve sınırları tanımlamak ve saydamlık kurallarını ve muhasebe standartlarını iyileştirmek, yeni reformlar için öncelikli alanlar olmalıdır. 

Öz kaynaklar ve idari altyapı ile ilgili olarak da ilerlemeye ihtiyaç vardır. Şimdiye kadar, Türk mali sisteminin öz kaynaklar konusunda AT gereklerine uyumunu sağlamak için pek az şey yapılmış veya planlanmıştır. Daha fazla idari modernleşme yanında, KDV ve GSYH kaynaklarının düzgün hesaplanması için ilave uyumlulaşma gereklidir. AT finansman katkılı tedbirler yönünden de uygun idari yapılara ihtiyaç vardır. 

3.2. Genel değerlendirme

Genel olarak, Gümrük Birliği kapsamına giren alanlarda Türkiye’nin topluluk müktesebatı ile uyumu en ileri düzeydedir. Ancak, son düzenli rapordan beri, bu alanlarda mevzuat aktarımı açısından ilerleme sınırlı olmuştur. 

Bir aday ülke olarak, Türkiye, bütün diğer sahalarda müktesebat ile uyumlulaşma konusunda esaslı ilerleme göstermelidir. Müktesebatın bu ilgili alanlarının aktarılması, uygulanması ve icrası için stratejiler ve ayrıntılı programlar (öncelikler dahil) gereklidir. Müktesebatın analitik incelemesinin hazırlık sonuçları ve Türkiye tarafından hazırlanacak olan Müktesebatın Benimsenmesi İçin Ulusal Program, bu çalışmanın önemli araçları olacaktır. 

Farklı AT politikalarını uygulamak ve yeterli biçimde icra etmek için esaslı idari reformlar gereklidir. Türk istatistiksel temelinin Eurostat’ın temeliyle uyumlulaştırılması, başta gelen bir önceliktir. 

İç pazar mevzuatı ile ilgili olarak, malların serbest dolaşımına dahil alanlarda, özellikle standartların uyumlulaştırılması ve ticaret önündeki diğer teknik engellerin kaldırılması açısından, çabalara ihtiyaç vardır. Gümrük Birliği çerçevesindeki yükümlülükler nedeniyle, bu süreç 2000 yılı sonuna kadar tamamlanmalıdır. Tarımsal ürünler ticareti bir sorun olmaya devam etmektedir. İç pazar bakımından, Türkiye, Yeni ve Küresel yaklaşımın ilkelerine dayanan çerçeve mevzuat çıkarmalıdır. Bankacılık sektöründe esaslı reformlar yapılmıştır. Sermaye hareketleri mevzuatının aktarılmasında ise ilerleme kaydedilmemiştir. Kara para aklanması konusunda ciddi sorunlar sürmektedir. Mali olmayan hizmetler ve kişilerin serbest dolaşımı alanlarında uyumlulaşma çok erken bir aşamadadır. Kurumlaşma yanında, devlet yardımları konusu gibi, iç pazarın bütün diğer veçheleri üzerinde daha fazla çalışma yapılmalıdır. Türk tekellerinde ilave ayarlamalar gereklidir. Türk şirketler hukuku, AT mevzuatına uygunluk bakımından Komisyon’un değerlendirmesine tabi tutulmaya devam edecektir. Vergileme alanında büyük ölçüde uyumlulaşma hâlâ gereklidir. Gümrükler alanında, hemen hemen tam uyumlulaşma vardır. 

İletişim sahasında, rekabetin sağlanması için esaslı ilerleme kaydedilmiştir. Topluluk müktesebatı ile daha çok uyumlulaşma gereklidir. Görsel-işitsel malzemelerde korsanlık ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. 

Tarım ve balıkçılık alanında ilk öncelik, bu politikaları uygulayabilmek için temel mekanizmaların ve yapıların (istatistikler, arazi sicili, ıslah edilmiş balıkçı filosu sicili, hastalıklara karşı mücadele, bitki ve hayvan tanımlama sistemleri, teçhizatın geliştirilmesi) uygulanmasına başlamaktır. Türk filosunun deniz güvenliği sicili bir kaygı konusu olmaya devam etmektedir. Deniz ve karayolu ulaşımı AT standartlarına adapte edilmelidir. 

Sosyal politika sahasında,Türk mevzuatı, özellikle standartlar, yöntemler ve izleme gerekleri bakımından, Topluluk mevzuatından hâlâ çok farklıdır. Değişik alanlarda yapılması gereken çok iş vardır. Aynı durum, hâlâ sonuçlanmamış olan, enerji ve gaz sektörlerinde reform yapılmasına yönelik kilit önemdeki enerji yasaları için de geçerlidir. Çevre sektöründe, bir ilk adım olarak, müktesebatın aktarılması için stratejiler tavsiye edilir. 

1999 yılına kıyasla, adalet ve içişleri sahasında önemli bir ilerleme olmamıştır. Göç konusunda, Batı Avrupa ülkelerine ulaşmaya çalışan illegal göçmenlerin sayısını azaltmak için çabalar ciddi şekilde hızlandırılmalıdır. Çıkış kapılarındaki denetimler başta olmak üzere, denetimlerin etkinliğini arttırmak için, Türkiye’deki muhtelif resmi kurumların daha iyi bir koordinasyon içine girmesi tavsiye edilir. 

Daha ileri düzeyde mali kontrol tesis etmek için kapsamlı bir politika çerçevesine ihtiyaç vardır. Aynı zamanda AT mali çıkarlarını da korumaya yönelik olarak, mali yönetimi modernleştirmek için hâlâ esaslı çabalara ihtiyaç vardır. 

Genel sonuç, Gümrük Birliği dışında kalan politika sahalarında, yeterli uygulama ve icra mekanizmalarının kurulması dahil, müktesebat ile daha çok uyumlulaşmak için esaslı çabalara ihtiyaç olduğudur. Bunun için, idarenin bütün düzeylerinde önemli reformlar gerekecektir. Bazı durumlarda bu, örneğin devlet yardımları ve bölgesel kalkınma sahalarında, yeni yapıların kurulmasını gerekli kılacaktır. Yukarıda belirtilen çeşitli konular, Türkiye için Katılım Ortaklığı’nda öncelikler olarak tespit edilmiştir. 



[15] Bütün tarımsal istatistikler için kaynak, aksi belirtilmedikçe, EUROSTAT’tır. 
[16] Kaynak: Uruguay Raundu Anlaşması’nın tarımsal ürünler tanımı, rakamlar EUROSTAT COMEXT’ten alınmıştır (ürünlerin tanımı için bkz. Avrupa Birliği’nde Tarım – istatistik ve ekonomik bilgiler 1999 s.36). 
[17] Sanayi politikasındaki gelişmeler, KOBİ politikası bağlamındaki gelişmelerle ilişkili olarak görülmelidir (bkz. Başlık 16 – Küçük ve orta boy işletmeler) 
[18] KOBİ politikasındaki gelişmeler, sanayi politikası bağlamındaki gelişmelerle ilişkili olarak görülmelidir (bkz. Başlık 15 – Sanayi politikası). 
[19] Kaynak: OECD çevresel performans değerlendirmesi, 1999. Bu rakam, devlet sanayileri dahil kirlilik azaltma ve kontrol harcamalarını ve enerji tasarrufu, yenilenebilir enerji kaynakları, kamu sağlığı, biyolojik çeşitliliğin ve doğal manzaranın korunması konularındaki harcamaları içine almaktadır. Su temin harcamaları dahil değildir. 
 
Önceki Sayfa ı  Sonraki Sayfa

KAYNAK: AVRUPA KOMİSYONU TÜRKİYE TEMSİLCİLİĞİ 
(4 OCAK 2001) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş