B. Üyelik Kriterleri
1. Güçlendirilmiş siyasi diyalog ve Siyasi
kriterler
Giriş
Haziran 1993’te Kopenhag AB Konseyi tarafından belirlenen, aday ülkelerce
katılım için yerine getirilmesi gereken siyasal kriterler, bu ülkelerin
“demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlıkların sayılmasını
ve korunmasını garanti eden kurumların istikrarını” sağlamış olmasını öngörmektedir. (2)
Türkiye’nin katılım yönünde ilerlemesi üzerine 2000 düzenli raporunda,
Komisyon şu sonuca varıyordu:
“Son düzenli rapordan bu yana olumlu bir gelişme, Türk toplumunda, AB’ye
katılım amacıyla gerekli olan siyasal reformlar konusunda geniş çaplı bir
bir tartışmanın başlamış olmasıdır. Bu bağlamda iki önemli girişimde bulunulmuştur:
bazı uluslararası insan hakları belgelerinin imzalanması ve İnsan Hakları
Koordinatör Üst Kurulu’nun çalışmasının hükümetçe kısa bir süre önce onaylanması.
Ancak, geçen yıla kıyasla, temel durumda pek az iyileşme olmuştur ve Türkiye’nin
durumu Kopenhag siyasal kriterlerine hâlâ uygun değildir.”
“Bir demokratik sistemin temel özellikleri var olmaya devam etmektedir,
fakat Türkiye demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü garanti etmek için gereken
kurumsal reformların uygulanmasında yavaş davranmaktadır. AB-Türkiye ilişkileri
açısından yürütmede değişiklikler olmuştur, fakat ordu üzerinde sivil kontrol
gibi bazı temel kurumsal sorunlar henüz ele alınmamıştır. Yargı ile ilgili
olarak, devlet memurlarının yargılanmasını kolaylaştıran yeni prosedür
cesaret verici bir gelişmedir. Geçen yılın düzenli raporunda söz edilen,
yargının işleyişine ait önemli yasa tasarıları hâlâ sonuçlanmamıştır. Devlet
Güvenlik Mahkemeleri ile ilgili olarak, Haziran 1999’daki son reformdan
beri herhangi bir ilave gelişme olmamıştır. Yolsuzluk bir kaygı konusu
olmaya devam etmektedir.”
“Ölüm cezası, Abdullah Öcalan davası dahil, infaz edilmemektedir, fakat
insan haklarının genel durumu bir çok bakımdan endişe verici olmaya devam
etmektedir. Konunun yetkili makamlar ve parlamento tarafından ciddiye alınmasına
ve insan hakları alanında eğitim programları uygulanmasına rağmen, işkence
ve kötü muamele kökü kazınmış olmaktan uzaktır. Türkiye cezaevi sisteminde
önemli bir reform yapmaya hazırlanmakta olsa da, cezaevi koşulları düzelmemiştir.
İfade, örgütlenme ve toplantı özgürlükleri hâlâ sürekli olarak kısıtlanmaktadır.
Din özgürlüğü açısından, gayri Müslim topluluklara yönelik olumlu bir yaklaşım
benimsenmiş görünüyor, fakat bu yaklaşım, Sünni olmayan Müslümanlar dahil,
bütün dinsel topluluklar için geliştirilmelidir.”
“Geçen yıla kıyasla, ekonomik, sosyal ve kültürel haklara ilişkin durum,
özellikle etnik kökene bakılmaksızın bütün Türkler için kültürel haklardan
yararlanma söz konusu olduğunda, iyileşme göstermemiştir. Nüfusun ağırlıklı
olarak Kürt olduğu güneydoğuda durum pek fazla değişmemiştir.”
Aşağıdaki bölümde, siyasal Kopenhag kriterleri perspektifinden, yürütmenin
ve yargı sisteminin genel işleyişi dahil, ülkedeki genel durumun yanı sıra,
son düzenli rapordan bu yana olan gelişmeler hakkında bir değerlendirme
sunulmaktadır. Bu bağlamdaki gelişmeler, Türkiye’nin, adalet ve içişleri
sahası başta olmak üzere, müktesebatı uygulama yeteneğiyle bağlantılıdır.
Türkiye’nin adalet ve içişleri sahasındaki müktesebatı uygulama yeteneğinin
gelişimi hakkında spesifik bilgiler, bu raporun B.3.1. kısmının ilgili
bölümünde (Başlık 24 – Adalet ve içişleri sahasında işbirliği) bulunabilir.
Son gelişmeler
MBUP’de önemli siyasal reformlar ilan edildi ve bunlar anayasa değişikliklerine
dahil edildi. Şimdi dikkatler, bu değişikliklerin fiilen uygulanmasına
dönmüştür.
Türkiye’nin Kasım 2000 ve Şubat 2001’de yaşadığı ciddî malî ve ekonomik
bunalımlar, Türk vatandaşları için ağır sıkıntıya yol açtı. Söz konusu
bunalımlar nedeniyle önemli zorluklarla karşılaşan hükümet, yurt içinde
ve dışında yeniden güven sağlamaya çalıştı. Ekonomik politikanın koordinasyonu
için, ekonomiden sorumlu yeni bir Devlet Bakanı’na, Bay Kemal Derviş’e
görev verildi ve hükümet, 2 Mart 2001 tarihinde, önemli bir malî ve ekonomik
reformlar paketini kabul etti. IMF ve Dünya Bankası tarafından malî destek
sağlandı ve 2001’in ikinci çeyreğinde, yeni ekonomik planın çeşitli öğelerini
uygulamaya koyan çok sayıda yasa hızla kabul edildi. Bu reformlar, bunalımın
aşılması ve AB üyeliği için ekonomik kriterlerin yerine getirilmesi amacına
yöneliktir.
Parlamento Uzlaşma Komitesi’nin çalışmalarından hareketle ve partiler
arasında güçlü bir uzlaşma temelinde, MBUP’nin kabul edilmesinden sonra,
anayasal reform süreci başlatıldı. 1982 Anayasası’nda, düşünce ve ifade
özgürlüğü, işkencenin önlenmesi, sivil otoritenin güçlendirilmesi, örgütlenme
özgürlüğü ve kadın-erkek eşitliği gibi konularda yeni hükümler getiren
otuz dört madde değişikliğinden oluşan paket, 3 Ekim 2001 tarihinde kabul
edildi. Bu değişiklikler arasında kimileri, Kopenhag siyasal kriterleriyle,
Katılım Ortaklığı ve MBUP ile, bağlantılıdır.
Türk hükümeti, anayasa değişikliklerini hayata geçirmek için yeni mevzuat
tasarılarına son şeklini vermektedir. Bu reformlara ve onların içermelerine
ilişkin bir ön analiz bu raporda verilmiştir.
Aşağıda medenî ve siyasî haklar kapsamında tartışılan cezaevi reformu,
Aralık ayında cezaevlerinde meydana gelen şiddetli olaylar sonrasında ve
40 kadar ölüme yol açmış olan açlık grevlerinin sürmesi nedeniyle, raporlama
döneminde önemli bir konu olmuştur.
Siyasal düzeyde, Haziran ayında Anayasa Mahkemesi tarafından Fazilet
Partisi’nin kapatılması, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin sorunları
ortaya koydu ve parti kuruluşlarında değişimlere yol açtı. Kimi bakanların
değişmesine karşın, koalisyon hükümeti devam etmiş, ekonomik ve siyasal
reformlar üzerinde uzlaşmaya varmıştır.
Türk hükümeti, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik çabalarına destek ifade etti. Fakat
bu destek beyanları, henüz süreçte ilerleme sonucunu vermiş değildir. Hattâ,
hükümet, Kıbrıs Türk toplumu liderinin geçen yıl sürmekte olan dolaylı
görüşmelerden çekilme kararı alması ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri
tarafından Eylül 2001’de New York’ta görüşmelere katılma yönünde yapılan
bir daveti geri çevirmesi için anlayış ve destek ifade etti.
Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası ile ilgili kararlara Türkiye’nin
katılımı, çözülmemiş bir konu olarak kaldı. AB, halen AGSP’yi uygulamaya
koymak için ilave adımlar atmaktadır. NATO olanaklarını ve yeteneklerini
kullanarak AB öncülüğünde yapılacak operasyonların niteliği ve işlevleri
ile ilgili konular üzerinde, AB-NATO bağlamında olduğu gibi, AB ile (Türkiye
dahil) AB üyesi olmayan altı Avrupalı NATO üyesi arasında da çeşitli toplantılar
yapıldı. AB öncülüğündeki operasyonlara ilişkin kararlara katılma usulleri
konusunun çözülmesinde Türkiye’nin daha açık olması gerekir.
Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkiler gelişmeye devam etmiş olup,
iki ülkenin temsilcileri arasında yapılan çeşitli toplantılarda bir takım
ortak girişimler karara bağlanmıştır.
Türkiye, 11 Eylül 2001’de Amerika Birleşik Devletleri’nde meydana gelen
saldırılar sonrasında terörizme karşı mücadeleye tam destek vermiş ve yetkililer,
askerî olanaklar sunmayı taahhüt etmişlerdir. 21 Eylül 2001’de yapılan
Olağanüstü AB Konseyi’nin kararlarını onaylayan ilk aday ülkelerden biri
Türkiye olmuştur.
1.1. Demokrasi ve hukukun
üstünlüğü
Parlamento
3 Ekim 2001 tarihinde, Türk Parlamentosu, kendi içindeki Uzlaşma Komisyonu
tarafından hazırlanmış olan 34 maddelik bir anayasa değişikliği paketini
kabul etti. Bu değişikliklerin bir bölümü, Türkiye’nin Katılım Ortaklığı
önceliklerinden kimilerini yerine getirmek için zemini hazırlamaya yönelik
olup, aşağıda ilgili başlıklar altında değerlendirilmiştir. Parlamento,
hızlı ve etkili bir biçimde çalıştı ve değişikliklerin çoğu için bütün
partilerin geniş desteği vardı. Ancak, sürecin sonunda, parlamenter dokunulmazlığını
sınırlayan bir değişiklik önergesinin reddedilmesi, kamuoyunda eleştiri
konusu oldu.
Daha önce, 2001 baharında, Türk Parlamentosu, özellikle ekonomik ve
malî bunalımlara yanıt olarak, bir dizi yeni yasa çıkarmak üzere hızla
hareket etti. Bu yasalar, Türkiye’nin ivedi ekonomik programının gerekli
kıldığı ve MBUP’nin öngördüğü kimi reformları başlatmış oldu.
Ekim 2000 ve Haziran 2001 arasında, toplam 117 yeni yasa kabul edildi.
Aynı dönemde, Parlamento kendi içtüzüğünü basitleştirdi ve AB bütünleşmesi
için bir Parlamento Komisyonu kurulmasını tartıştı.
22 Haziran 2001’de, Anayasa Mahkemesi, laikliğe aykırı faaliyetler gerekçesiyle,
ana muhalefet partisi konumunda olan Fazilet Partisi’nin kapatılmasına
karar verdi. Bu karar, iki yeni siyasal partinin – Saadet Partisi ve AK
(Adalet ve Kalkınma) Partisi – kurulmasına yol açtı. Yeni yasama döneminin
başında, Ekim 2001’de, Türk parlamentosunda 6 parti temsil edilmekteydi.
Yürütme
Şimdiki üç partili koalisyon hükümeti, 2 yıldan uzun bir süredir görev
yapmaktadır. Bir kaç gensoru önergesini ve kendi içinde yaşanan kimi gerilimleri
aşabilmiştir.
Cumhurbaşkanı, esas olarak Anayasa ile uyumlu olmadıkları gerekçesiyle,
dört yasa ve iki kararnameyi veto etti. Yapılan bir anayasa değişikliği,
bu veto hakkını tadil etmiştir; bundan böyle Cumhurbaşkanı bir yasanın
tamamını veya bir kısmını veto edebilecektir.
AB Genel Sekreterliği, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın
sorumluluğuna verilmiş olup bir yıldan beri işlemektedir. 19 Mart 2001
tarihli bir kararnameyle, Türkiye’nin MBUP’sini uygulama, eşgüdümleme ve
izleme görevi AB Genel Sekreterliği’ne verildi. Bu kararnameye göre, kamu
kurum ve kuruluşları, MBUP kapsamında sorumluluklarını yerine getirmek
için idarî düzenlemeler yapmakla yükümlüdürler. Ayrıca, kendi karar alma
süreçlerinde AB boyutuna yer vereceklerdir. AB mevzuatının aktarılmasını
ve uygulanmasını eşgüdümlemek için dokuz bakanlıklar arası alt-komite kurulmuştur.
Kimi bakanlıklar, AB’ye katılım öncesi süreçle ilgili görevler yapmak üzere
yeniden yapılandırılmıştır. Örnek olarak, Adalet Bakanlığı 15 Mayıs 2001
tarihli bir yasayla yeniden örgütlendirilmiştir.
Raporlama döneminde, ordu üzerinde sivil kontrolün artmasına ilişkin
pek az işaret olmuştur (bkz. ayrıca Millî Güvenlik Kurulu başlığı altındaki
bölüm).
Yargı sistemi
Yargı sisteminde bir dizi değişiklik olmuştur:
15 Mayıs 2001’de yeni bir yargısal işlev olarak ceza infaz hakimlikleri
kuran bir yasa kabul edildi. Bu hakimler, tutuklu ve hükümlüler tarafından
kendi haklarıyla ilgili olarak yapılan şikayetleri incelemekle sorumlu
olacaklardır. Ülkedeki ceza mahkemeleri içinde yer almak üzere 140 ceza
infaz hakimi atanması için düzenlemeler yapılmıştır.
Yargı sisteminde, fikrî mülkiyet haklarına ilişkin konularda uzmanlaşmış
12 daire kuruldu (26 Mart 2001 tarihinde kabul edilen yasa).
Ankara, İzmir ve İstanbul mahkemelerinde, tüketicinin korunmasıyla ilgilenen
yargı birimleri oluşturuldu (25 Aralık 2000 tarihli yasa).
Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili
olarak 1999 yılında kabul edilen anayasa ve yasa değişiklikleri yürürlüğe
girmiştir.
Bu değişikliklerin bir sonucu olarak, şimdi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin
bütün üyeleri, sivil yargıdan atanmaktadır. Ancak, bu mahkemelerde adil
yargılamayı sağlamak için çözülmesi gereken, örneğin avukatlara erişim
ve bu mahkemelerin sivillere yönelik yetkisi gibi konularda, bir takım
sorunlar devam etmektedir.
Askerî mahkemeler ile ilgili olarak, geçen yıl boyunca, ifade
özgürlüğünün suistimal edilmesi iddialarıyla, 38 sivil vatandaşı içeren
22 dava askerî mahkemelerce görülmüştür.
Çocuk mahkemeleriyle ilgili olarak, bu mahkemelerin yapısı ve
yetkisi bakımından hâlâ bir sorun vardır. Sayıları çok sınırlı olduğundan,
davalar uzun sürmekte ve bir yığılma ortaya çıkmaktadır. Ancak, genç suçlulara
ilişkin yasal hükümlerin ve yaptırımların tadil edilmesine yönelik önemli
bir yeni proje başlatılmıştır.
Uygulamada yargının bağımsızlığı konusunda devam eden bir kaygı
vardır. Örneğin yolsuzluk davalarında, özellikle devlet memurlarının yargılanması
ile ilgili olarak, hakimler ve savcılar üzerinde baskı uygulanmıştır. Atamalar
ve yükseltmelerden sorumlu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na Adalet
Bakanı’nın başkanlık etmesi, yargı ve yürütme arasındaki güçler ayrılığına
gölge düşürmektedir.
Ceza Kanunu ve Ceza Usul Kanunu ile ilgili değişiklik tasarıları üzerinde
içsel danışmalar sürmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları ile ilgili olarak, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) aykırı bulunan mahkumiyetlerin sonuçlarını
telafi etmek için Türkiye’nin mevzuatında düzenleme yapılması gereklidir.
Bu konu, 23 Temmuz 2001’de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından
kabul edilen 106 sayılı Ara Karar’da vurgulanmıştır. Ceza Usul Kanunu çerçevesinde,
iptal edilen davaları yeniden açma veya Sözleşme ihlallerini düzeltmek
amacıyla başka herhangi bir eylemde bulunma imkânı hâlâ yoktur. Mahkumiyet
sonucunda kısıtlanan medenî ve siyasî hakların iadesini, davaların yeniden
açılmasını ve ceza kayıtlarının silinmesini sağlamak için başka düzenlemeler
gereklidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 17 Temmuz 2001 tarihli kararı (3),
adil yargılama yokluğunun nasıl telafi edilebileceği konusunu aydınlatmaktadır.
Anayasa’nın 36ncı maddesinde yapılan değişiklik, adil yargılama hakkını
açıklığa kavuşturmuş ve cezaî, hukukî ve idarî usulsüzlük konusunda kanunlarda
yapılması gereken değişikliklerin yolunu açmıştır. Ayrıca, AİHM kararlarının
dolaysız geçerliliği sorunu da devam etmektedir. (Anayasal reform paketi,
bu konulardan hiç birine yönelik herhangi bir düzenleme getirmedi.)
Kamulaştırma davalarında, tazminatın gecikmesi durumunda ödenen yasal
faiz oranlarının yükseltilmesine ilişkin 1998’de kabul edilen yasanın uygulamaya
konulması, olumlu bir gelişmedir. Bu konu, 18 Eylül 2001 tarihinde Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi’nin çeşitli kararlarının odağında olmuştur. Söz
konusu yasa, faiz oranlarını enflasyona bağlamak üzere hazırlanmıştır.
Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymasını hızlandırmak
için başka önemli tedbirler de alınmalıdır.
Yargının işleyişi konusunda, hakimler, savcılar ve yargı personeline
yönelik çok sayıda kurs düzenlenmiştir. Verilen eğitim kapsamında, AT hukuku
ve insan hakları, yabancı dil kursları, Avrupa ile ilgili konular ve ayrıca
uluslararası işbirliği ve adlî tıp üzerinde yoğunlaşan seminerler vardır.
Halen, eğitim kurslarının çoğu, Hakimler ve Savcılar Eğitim Merkezi tarafından
düzenlenmektedir, fakat başka bazı girişimler de olmuştur: örneğin, hakimleri
AT hukuku alanında eğitmek için bir Yunan-Türk işbirliği girişimi. Türk
Anayasa Mahkemesi’nin onaltı üyesi, Eylül 2001’de Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ni ziyaret ettiler.
Özet olarak, kimileri daha önceki düzenli raporlarda bildirilen bir
dizi girişim, yargı sistemini yeniden düzenlemeye ve etkinliğini arttırmaya
başlamıştır. Türkiye’nin cezaevi reformunda, ceza infaz hakimliğinin kurulması
yoluyla yargıya bir rol verilmiştir. Yargının yürütmeden bağımsızlığını
garantilemek, devlet güvenlik mahkemeleri ve askerî mahkemeler sisteminde
daha fazla reform yapmak ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ihlalleri için
telafi imkânını getirmek ihtiyacı sürmektedir. Yargı personelini ve güvenlik
güçlerini insan hakları konularında bilinçlendirmek için bir takım girişimler
başlatılmıştır, fakat bunların pratik etkisini değerlendirmek için henüz
çok erkendir.
Yolsuzluğa karşı tedbirler
Cumhurbaşkanı Sezer, yolsuzluğun Türkiye’yi etkileyen en ciddî sorunlardan
biri olduğunu söylemiş ve yolsuzluğa karşı mücadeleye desteğini vermiştir.
Türk hükümetinin Nisan 2001 tarihli ekonomik programında yolsuzluğa
karşı bazı tedbirler yer almaktadır. Bunların amacı:
- kamu kesiminde kaynak tahsisinde saydamlığı ve hesap verme
sorumluluğunu sağlamak;
- ekonominin yönetiminde siyasal müdahaleleri önlemek;
- iyi yönetimi ve yolsuzluğa karşı mücadeleyi güçlendirmektir.
Devlet bankalarının bağımsızlığını güçlendirmek, ihale kurallarını müktesebat
ile uyumlaştırmak ve enerji piyasasının saydam koşullarda liberalleştirilmesini
sağlamak için girişimler yapılmaktadır. Özellikle enerji, bayındırlık işleri,
konut yapımı ve bankacılık sektörlerinde, yüksek düzeyde yolsuzluk soruşturmaları
başlatılmıştır.
Hükümet, kapsamlı bir strateji geliştirmek için, yolsuzluk konusunda
yüksek düzeyli bir yönlendirme komitesi kurmuştur. 21 Eylül 2001’de, Dünya
Bankası’nın desteklediği bir konferansta bir eylem planı tartışıldı.
İçişleri Bakanlığı’nın desteğiyle, bağımsız bir kurum (TESEV) tarafından,
Türkiye’de yolsuzluğun kapsamını belirlemek için ülke çapında bir anket
yapıldı. Yolsuzluğa katkıda bulunduğu belirlenen etkenler arasında, düzgün
biçimde uygulanan bir yaptırımlar sisteminin yokluğu, hantal bir bürokrasi
ve yolsuz uygulamaların geniş kabul görmesi bulunmaktadır. Ayrıca, Dünya
Bankası raporunda, bürokrasideki usulsüz uygulamaların dolaysız yabancı
yatırımlar önünde büyük bir engel oldukları belirtiliyordu. Rapor, kamu
ihalelerinde siyasal partilere bağış istenmesi uygulamasına da dikkat çekiyordu.
Haziran 2001’de, Parlamento, yolsuzluk davalarında devlet memurlarının
yargılanmasıyla ilgili yasayı tadil etti. Bu yasaya göre, savcı, yolsuzluk
iddiaları üzerine dava açmak için ilgili makamdan izin isteyecekti. Cumhurbaşkanı
Sezer, yolsuzluk olaylarında devlet memurlarının dokunulmazlığını arttıracağı
gerekçesiyle bu yasayı veto etti. Parlamento, bu tür olaylarda parlamenter
dokunulmazlığını sınırlayan anayasa değişikliği önerisini reddetti.
27 Eylül 2001’de, Türkiye, Suç Yoluyla Elde Edilen Kazançların Aklanması,
Aranması, Tutulması ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni
ve yine Avrupa Konseyi’nin Yolsuzluk Hakkında Medenî Hukuk ve Ceza Hukuku
Sözleşmeleri’ni imzaladı. Türkiye, uluslararası ticarî işlemlerde rüşvet
hakkında OECD Çalışma Grubu tarafından yolsuzluğa karşı alınan tedbirlerin
izlenmesine de katılmaktadır.
Millî Güvenlik Kurulu
Anayasa reform paketi kapsamında, Millî Güvenlik Kurulu’nun işlevi ve
bileşimine dair 118inci madde hükmü tadil edilmiştir. MGK’nin sivil üyelerinin
sayısı, beşten dokuza çıkarılmıştır. Askerî temsilcilerin sayısı ise beşte
kalmıştır. Ayrıca, yeni metin, bu organın istişarî niteliğini vurgulamakta,
işlevinin tavsiye vermekle sınırlı olduğunu belirlemektedir. Hükümet, artık,
bu tavsiyeleri “öncelikle dikkate almak” yerine, onları “değerlendirmek”
ile yükümlüdür. Bu anayasal değişikliğin ordu üzerindeki sivil denetimi
ne ölçüde arttıracağını izlemek gerekecektir.
Son düzenli rapordan bu yana, Millî Güvenlik Kurulu, çeşitli devlet
işleri ve politikaları hakkında, örneğin MBUP, Kıbrıs konusu, Avrupa Güvenlik
ve Savunma Politikası, laikliğe karşı faaliyetler ile mücadele etmeye yönelik
tedbirler, temel öğretimde zorunlu yaş sınırının yükseltilmesi, çeşitli
illerde olağanüstü hâl, devlet şirketlerinin (örneğin Türk Telekom) özelleştirilmesi,
son toplumsal ve ekonomik gelişmeler ve anayasal reform paketi konularında
görüşlerini bildirmiştir. MGK, “sosyal huzursuzluk” riskine karşı da uyarıda
bulunmuştur.
Millî Güvenlik Kurulu tarafından tasarlanan Güneydoğu için eylem planı,
açıkça ilan edilmiş değildir fakat sivil makamlarca uygulanmaktadır.
TV ve radyo için yasal çerçeveyi tadil eden ve Haziran 2001’de Cumhurbaşkanı
Sezer tarafından geri çevrilen yasa, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na
Millî Güvenlik Kurulu’nun bir temsilcisinin atanmasını öngörüyordu. Şimdi
bu yasa yeniden hazırlanmaktadır. Yasanın yeni şeklinin Avrupa standartlarına
uygun olması önemlidir.
[2] “Bu ilkeler, Aralık 2000’de Nice AB Konseyi
toplantısında ilan edilen Avrupa Birliği Temel Haklar Belgesi’nde vurgulanmıştır.”
[3] Türkiye’ye karşı Sadak ve diğerleri, 17 Temmuz
2001.
|