| 3. Üyelik gereklerini üstlenme
yeteneği
Giriş
Bu bölümün amacı, Türkiye’nin, üyelik gereklerini (yani, Birlik’in hedeflerini
gerçekleştirmek için kullandığı, müktesebat olarak bilinen, hukuksal
ve kurumsal çerçeveyi) üstlenme yeteneği konusunda Komisyon’un 2000 düzenli
raporunu güncelleştirmektir. 2000 düzenli raporundan bu yana ilgili gelişmelerin
bir değerlendirmesiyle beraber, bu bölüm, Türkiye’nin üyelik gereklerini
üstlenme yeteneğine ve bu konuda neler yapılması gerektiğine ilişkin genel
bir değerlendirme sunmayı hedeflemektedir. Bu bölüm, yirmi dokuz müzakere
başlığını içeren listeyi izlemek üzere planlanmıştır ve Türkiye’nin, çeşitli
yönleriyle, müktesabatı uygulamaya yönelik idarî kapasitesine ilişkin bir
değerlendirmeyi de içine almaktadır.
Aralık 1995’te Madrid şehrinde toplanan Avrupa Birliği Konseyi, aday
ülkelerin, özellikle idarî yapılarının intibakı yoluyla, kademeli ve uyumlu
bir biçimde entegrasyonları için gerekli koşulları yaratma ihtiyacına atıf
yapıyordu. Bu konuyu ele alarak, Gündem 2000’de Komisyon, Topluluk mevzuatını
ulusal mevzuata etkili bir şekilde aktarmanın önemini ve, uygun idarî ve
adlî yapılar yoluyla, bunu gerçek yaşamda düzgün biçimde uygulamanın daha
da büyük önemini vurguluyordu. Bu husus, müstakbel üyelik için vazgeçilmez
olan karşılıklı güvenin yaratılmasında temel bir önkoşuldur.
Haziran 2000’de Feira şehrinde ve Haziran 2001’de Göteborg şehrinde
toplanan AB Konseyi, başvuran ülkelerin müktesebatı uygulama ve icra etme
kapasitelerinin yaşamsal önemini hatırlattı ve bunun için, başvuran ülkeler
tarafından, idarî ve adlî yapılarının güçlendirilmesine ve ıslah edilmesine
yönelik önemli çabalar sarf edilmesi gerektiğini ekledi. Türkiye’nin idarî
kapasitesi hakkında 2000 düzenli raporunda sunulan değerlendirmeyi geliştiren
bu rapor, çeşitli yönleriyle müktesebatı uygulamak için gereken temel idarî
yapılar üzerinde odaklanarak daha fazla derinlik ve ayrıntı getirmeyi hedeflemektedir.
2000 düzenli raporunda, Komisyon aşağıdaki sonuca varıyordu:
“Genel olarak, Gümrük Birliği kapsamına giren alanlarda Türkiye’nin
topluluk müktesebatı ile uyumu en ileri düzeydedir. Ancak, son düzenli
rapordan beri, bu alanlarda mevzuat aktarımı açısından ilerleme sınırlı
olmuştur.
Bir aday ülke olarak, Türkiye, bütün diğer sahalarda müktesebat ile
uyumlaştırma konusunda esaslı ilerleme göstermelidir. Müktesebatın bu ilgili
alanlarının aktarılması, uygulanması ve icrası için stratejiler ve ayrıntılı
programlar (öncelikler dahil) gereklidir. Müktesebatın analitik incelemesinin
hazırlık sonuçları ve Türkiye tarafından hazırlanacak olan Müktesebatın
Benimsenmesi İçin Ulusal Program, bu çalışmanın önemli araçları olacaktır.
Farklı AT politikalarını uygulamak ve yeterli biçimde icra etmek için
esaslı idarî reformlar gereklidir. Türk istatistiksel temelinin
Eurostat’ın temeliyle uyumlaştırılması, başta gelen bir önceliktir.
İç pazar mevzuatı ile ilgili olarak, malların serbest dolaşımına
dahil alanlarda, özellikle standartların uyumlaştırılması ve ticaret önündeki
diğer teknik engellerin kaldırılması açısından, çabalara ihtiyaç vardır.
Gümrük Birliği çerçevesindeki yükümlülükler nedeniyle, bu süreç 2000 yılı
sonuna kadar tamamlanmalıdır. Tarımsal ürünler ticareti bir sorun olmaya
devam etmektedir. İç pazar bakımından, Türkiye, Yeni ve Küresel
yaklaşımın ilkelerine dayanan çerçeve mevzuat çıkarmalıdır. Bankacılık
sektöründe esaslı reformlar yapılmıştır. Sermaye hareketleri mevzuatının
aktarılmasında ise ilerleme kaydedilmemiştir. Kara para aklanması konusunda
ciddî sorunlar sürmektedir. Malî olmayan hizmetler ve kişilerin serbest
dolaşımı alanlarında uyumlaştırma çok erken bir aşamadadır. Kurumlaşma
yanında, devlet yardımları konusu gibi, iç pazarın bütün diğer veçheleri
üzerinde daha fazla çalışma yapılmalıdır. Türk tekellerinde ilave ayarlamalar
gereklidir. Türk şirketler hukuku, AT mevzuatına uygunluk bakımından Komisyon’un
değerlendirmesine tabi tutulmaya devam edecektir. Vergileme alanında
büyük ölçüde uyumlaştırma hâlâ gereklidir. Gümrükler alanında, hemen hemen
tam uyumlaştırma vardır.
İletişim sahasında, rekabetin sağlanması için esaslı ilerleme
kaydedilmiştir. Topluluk müktesebatı ile daha çok uyumlaştırma gereklidir.
Görsel-işitsel malzemelerde korsanlık ciddî bir sorun olmaya devam etmektedir.
Tarım ve balıkçılık alanında ilk öncelik, bu politikaları
uygulayabilmek için temel mekanizmaların ve yapıların (istatistikler, arazi
sicili, ıslah edilmiş balıkçı filosu sicili, hastalıklara karşı mücadele,
bitki ve hayvan tanımlama sistemleri, teçhizatın geliştirilmesi) uygulanmasına
başlamaktır. Türk filosunun deniz güvenliği sicili bir kaygı konusu
olmaya devam etmektedir. Deniz ve karayolu ulaşımı AT standartlarına
adapte edilmelidir.
Sosyal politika sahasında,Türk mevzuatı, özellikle standartlar,
yöntemler ve izleme gerekleri bakımından, Topluluk mevzuatından hâlâ çok
farklıdır. Değişik alanlarda yapılması gereken çok iş vardır. Aynı durum,
hâlâ sonuçlanmamış olan, enerji ve gaz sektörlerinde reform yapılmasına
yönelik kilit önemdeki enerji yasaları için de geçerlidir. Çevre
sektöründe, bir ilk adım olarak, müktesebatın aktarılması için stratejiler
tavsiye edilir.
1999 yılına kıyasla, adalet ve içişleri sahasında önemli bir
ilerleme olmamıştır. Göç konusunda, Batı Avrupa ülkelerine ulaşmaya çalışan
illegal göçmenlerin sayısını azaltmak için çabalar ciddî şekilde hızlandırılmalıdır.
Çıkış kapılarındaki denetimler başta olmak üzere, denetimlerin etkinliğini
arttırmak için, Türkiye’deki muhtelif resmî kurumların daha iyi bir koordinasyon
içine girmesi tavsiye edilir.
Daha ileri düzeyde malî kontrol tesis etmek için kapsamlı bir
politika çerçevesine ihtiyaç vardır. Aynı zamanda AT malî çıkarlarını da
korumaya yönelik olarak, malî yönetimi modernleştirmek için hâlâ esaslı
çabalara ihtiyaç vardır.
Genel sonuç, Gümrük Birliği dışında kalan politika sahalarında, yeterli
uygulama ve icra mekanizmalarının kurulması dahil, müktesebat ile daha
çok uyumlaştırmak için esaslı çabalara ihtiyaç olduğudur. Bunun için, idarenin
bütün düzeylerinde önemli reformlar gerekecektir. Bazı durumlarda bu, örneğin
devlet yardımları ve bölgesel kalkınma sahalarında, yeni yapıların kurulmasını
gerekli kılacaktır. Yukarıda belirtilen çeşitli konular, Türkiye için Katılım
Ortaklığı’nda öncelikler olarak tespit edilmiştir.”
3.1. Müktesebat başlıkları
Belirtildiği gibi, Türkiye’nin üyelik gereklerini üstlenme yeteneğine
ilişkin olarak aşağıda verilen değerlendirme, yirmi-dokuz müzakere başlığını
içeren listeye uygun biçimde planlanmıştır. Dolayısıyla, bu bölüm, iç pazarın
köşetaşları olan “dört özgürlük” ile ilgili ilerlemenin bir değerlendirmesi
ile başlamakta ve, sektörel politikalar, ekonomik ve malî işler, bölgesel
politika, çevre, adalet ve içişleri, dış politikalar ve malî konular dahil,
çeşitli yönleriyle müktesebatı kapsamak üzere, başlıkların her birinde
kaydedilen ilerlemeye ilişkin sistematik bir incelemeyle devam etmektedir.
Başlık 1: Malların serbest
dolaşımı
Son düzenli rapordan bu yana, Türkiye, müktesebat ile uyumlaştırma açısından
bir miktar ilave ilerleme kaydetmiştir. Ancak, genelde, uyumlaştırma henüz
tamamlanmış değildir.
Yatay ve prosedürel düzenlemeler konusunda, ve özellikle Yeni
ve Küresel Yaklaşım ile ilgili olarak, ilerleme olduğu söylenebilir.
Ürünler üzerine Teknik Mevzuat Hazırlanması ve Uygulanmasına ilişkin Yasa,
Haziran 2001’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmış olup
Ocak 2002’de yürürlüğe girecektir.
Bu çerçeve yasanın amacı, (üreticiler ve dağıtıcılar üzerindeki yükümlülükler
dahil) ürünlerin piyasaya sunulmasına, uygunluk değerlendirmesine, piyasa
gözetimine ve bu düzenlemeler ile ilgili bildirimlere ilişkin esasları
ve usulleri koymaktır. Bu yasanın uygulanması, müktesebat ile daha fazla
uyumlaştırma için hukuksal temeli oluşturmaktadır.
Yeni Yaklaşım Yönergeleri alanında sektörlere özgü mevzuat
ile ilgili olarak, 2001 yılının başlarında, (alkolimetreler, alkolihidrometreler,
alkol tabloları, elektrik sayaçları, ve motorlu araçlar için lastik basıncı
ölçme cihazları üzerine) yasal metroloji ve ön-ambalajlama sahasında dört
AT Yönergesi aktarıldı.
Eski Yaklaşım Önergeleri kapsamına giren sektörler
ile ilgili olarak, son düzenli rapordan bu yana, motorlu taşıtlar ve bunların
römorkları alanında bir hayli ilerleme olduğuna işaret edilebilir. Ekim
2000’den bu yana, 15 AT yönergesini aktaran mevzuat kabul edilmiştir. Tarım
ve ormancılık traktörleri konusunda, 4 AT yönergesi daha aktarılmıştır.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, motorlu taşıtlar, traktörler ve motosikletler
için Ulusal Tip Onayı ve Ulusal Bütün Taşıt Tip Onayı Belgeleri düzenlemeye
başlamıştır.
Basınçlı kaplar konusunda, Eski Yaklaşım Yönergeleri’nin beşi de, Kasım
2000 ve Mart 2001 arasında aktarıldı.
Tekstil ürünleri sahasında, Nisan 2001’de (üçlü elyaf karışımlarının
nicel analizi ve ikili elyaf karışımlarının nicel analizi üzerine) 2 AT
yönergesi aktarıldı. Ayak giyim eşyasının etiketlenmesi konusundaki Yönerge’yi
aktaran mevzuat kabul edilmiş ve 3 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Farmasötik, kozmetik ve kimyasal maddeler dahil, Eski Yaklaşım Yönergeleri’nin
kapsamına giren başka sektörlerde rapor edilebilecek herhangi bir ilerleme
yoktur. Keza, kristal cam ve tahta konularında ilerleme olmamıştır.
Farmasötik maddeler alanında, Türkiye, Nisan 2001’de Avrupa Birliği’ndeki
İlaç Düzenleme Makamları İşbirliği Anlaşması’na (CADREAC) üye olmuştur.
Gıda mevzuatı kabul edilmesi konusunda rapor edilecek ilerleme
yoktur. (Bkz. ayrıca Başlık 7 – Tarım)
Uyumlaştırılmamış sektör ile ilgili olarak, eldeki bilgiler temelinde,
son düzenli rapordan bu yana herhangi bir ilerleme olmamıştır.
Kamu alımları konusunda, ilerleme kaydedilmemiştir.
Genel değerlendirme
Türkiye, malların serbest dolaşımı alanında müktesebat ile uyumlaştırmak
için adımlar atmış olsa da, hem yeni yaklaşım hem de eski yaklaşım çerçevesinde
müktesebatın kapsamına giren bütün alanlarda ilave çabalar gereklidir.
Gerekli yasal metroloji altyapısının geliştirilmesi önemlidir.
Ürünlere özgü yaklaşım gereğince, Türkiye’nin bazı sektörlerde müktesebat
ile uyumlaşması tamamlanmıştır. Fakat Türkiye, ürünler için teknik gereklilikler
üzerine geniş bir mevzuat toplamını 2000 sonuna kadar kabul edip uygulamaya
koymasını öngören Gümrük Birliği kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmekte
gecikmiştir. Malların serbest dolaşımı alanında Topluluk müktesebatının
yeterli bir şekilde uygulanması, (örneğin standardizasyon, akreditasyon,
uygunluk değerlendirmesi ve piyasa gözetimi ile ilgili olarak) Türkiye’de
farklı birimler kurulmasını ve var olanların yeniden örgütlenmesi ve geliştirilmesini
gerekli kılmaktadır. Devletten bağımsızlığın arttırılması ve ilgili kurumların
daha verimli çalışması dahil, bu konuda yapılması gereken önemli miktarda
çalışma vardır.
Türkiye ve Avrupa Birliği arasında Gümrük Birliği’nin var olması, malların
serbest dolaşımı alanında mevzuatın uyumlu hale getirilmesi bakımından
Türkiye’nin durumunu etkilemektedir. AT-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin Gümrük
Birliği’nin son aşamasını yürürlüğe koyan 1/95 sayılı kararına göre, Türkiye,
ticaretin önündeki teknik engellerin kaldırılmasına ilişkin Topluluk mevzuatını
2000 sonuna kadar kabul etmeyi üstlendi.
AT-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin 2/97 sayılı kararı, sanayi ürünleriyle
ilgili müktesebatın büyükçe bir kısmı dahil, ilgili Topluluk yasal araçlarının
listesini ve bunların Türkiye tarafından uygulanmasına ilişkin koşulları
ve düzenlemeleri belirledi.
Ancak, Türkiye, AT-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin 1/95 sayılı kararı çerçevesindeki
yükümlülüğünü yerine getirememiştir. Geçiş düzenlemeleri 2000 yılının sonunda
yürürlükten kalkmış olup, müktesebatın önemli bir kısmı Türkiye tarafından
henüz aktarılmış ve uygulanmış değildir. Sanayi malları Gümrük Birliği
sahasında esas olarak serbestçe dolaştıkları halde, tarife dışı engeller
2001 yılında pratikte artmıştır. Bu durum, ticareti çarpıtmakta ve Gümrük
Birliği’nin tam potansiyelinden yararlanılmasına engel olmaktadır.
Ürünler üzerine teknik mevzuatın hazırlanması ve uygulanmasına ilişkin
çerçeve yasanın kabul edilmesi, önemli bir gelişmedir. Bu yasa, Yeni Yaklaşım
Yönergeleri kapsamına giren alanlarda Topluluk müktesebatı ile uyumlaşma
sağlanması bakımından büyük ilerleme için zemin oluşturmaktadır. Çerçeve
yasanın uygulanması, aşağıdaki konularda beş yeni yönetmelik kabul edilmesi
yoluyla daha ileriye götürülecektir: CE uygunluk işaretinin kullanımı,
uygunluk değerlendirme organları ve onaylanmış kuruluşlar, Avrupa Birliği
ve Türkiye arasında malların serbest dolaşımı ilkesinden sapan ulusal düzenlemeler
konusunda bilgi alışverişi, teknik yönetmelikler konusunda Türkiye ve Avrupa
Birliği arasında bilgi alışverişi, piyasa gözetimi ve ürünlerin muayenesi.
Standardizasyon alanında, devlet bütçesinden finanse edilmeyen bağımsız
bir kurum olan Türk Standartlar Enstitüsü (TSE), standartlar hazırlanması
ve yayımlanmasından, endüstriyel metroloji ve kalibrasyondan, uygunluk
değerlendirmesi ve belgelendirme işlerinden sorumludur. Hem CEN’e hem de
CENELEC’e ortak üyedir ve bu kuruluşlara tam üye olmak için başvurmuştur.
Türk makamlarına göre, Nisan 2001’e kadar, TSE toplam olarak 4949 CEN
EN standardını ve 2282 CENELEC EN standardını kabul etmiştir. Bunlardan,
490 CEN standardı ve 275 CENELEC standardı, Kasım 2000 ile 1 Mayıs 2001
arasında kabul edildi. Yeni Yaklaşım Yönergeleri’ne ilişkin bazı standartlar
da kabul edilmiştir.
Akreditasyon alanında, laboratuar, belgelendirme ve muayene hizmetleri
yürütecek kuruluşlara akreditasyon vermek üzere, Türk Akreditasyon Konseyi’nin
Kurulması ve Görevlerine İlişkin Yasa ile Türk Akreditasyon Konseyi (TÜRKAK)
kuruldu. Bu yeni kuruluşa idarî ve malî özerklik verilmiştir. Son düzenli
rapordan beri, yasayla kurulan akreditasyon sisteminin işlerliğe kavuşmasını
sağlamak için çalışmalar yapılmıştır ve ilk akreditasyon başvurularını
ele almak üzere düzenlemeler yapılmaktadır. TÜRKAK’ın personel sayısı (60
kişi), görevlerini yerine getirmek için yeterli görülmektedir. Kurumun
bu yıl içinde faaliyete geçmesi bekleniyor. Hükümetçe kurulan özel bir
kurul tarafından bir kalite yönetim sistemine son şekli verilmektedir.
Uygunluk değerlendirmesi alanında daha fazla ilerleme, ürünler için
teknik gereklilikler üzerine çerçeve mevzuatın uygulanmasına bağlı olacaktır.
Aynı şey, piyasa gözetimi için de geçerlidir. Halen, piyasa gözetimi faaliyetleri,
ilgili mevzuatın kapsadığı sektöre bağlı olarak, bazı Bakanlıklar ve kamu
kurumları tarafından yürütülmektedir. Bunlar arasında, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Köy
İşleri Bakanlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı vardır. Piyasa öncesi kontrol,
Türk sisteminin bir özelliği olmaya devam etmektedir.
Son yıllarda ortaya çıkmış olan ticaretle ilgili sorunların sayısını
azaltmak için çaba gösterilmelidir. Özellikle, Türk Standartlar Enstitüsü’nün
(TSE) etkinliğinin artması, uluslararası standartlardan ve Gümrük Birliği
gereklerinden sapma gösteren çeşitli Türk standartlarının kullanılmasını
azaltmalıdır. Ayrıca, gereksiz belge talepleri, onay gecikmeleri ve aşırı
test prosedürleri ele alınmalıdır. Yeni ikincil mevzuat paketi kapsamındaki
uygulama düzenlemelerinin kurulması esnasında bu konulara özel dikkat gösterilmesi
tavsiye edilir. Eski Yaklaşım Yönergeleri kapsamındaki sektörlerde, motorlu
taşıtlar ve tarım ve ormancılık traktörleri alanında ilerleme memnuniyet
vericidir. Türkiye, farmasötik ve kimyasal sektörlerde uyumlaşmasını hızlandırmalıdır.
Bu sektörlere ilişkin mevzuat uyumlaşmasının, farmasötik maddeler sektörü
bakımından 2003’ten önce, kimyasal maddeler sektörü bakımından ise 2005’ten
önce tamamlanmayacağını öngörmektedir. Kozmetikler konusunda, Türkiye’de
bu sektörün düzenlenmesi, müktesebata ters bir yönde gelişmiştir. Hattâ,
AB müktesebatında öngörülmeyen bir ürün kategorisi (“kozmesötikler”) oluşturulmuştur.
Bu ve diğer sanayi ürünlerine ilişkin müktesebatın Türkiye’de kabul
edilmesinden sonra, yetkili makamlar, bunun tam olarak icra edilmesini
sağlamak üzere, aynı zamanda idarî yapıların da gerektiği şekilde geliştirilmesine
dikkat göstermelidirler.
Gıda mevzuatıyla ilgili olarak, müktesebat ile tamamen uyumlu nitelikte
mevzuatın başarıyla kabul edilmiş ve uygulamaya konulmuş olup olmadığını
doğrulamak için daha fazla çalışma gereklidir. Var olan Türk sistemini
Topluluk standartlarıyla uyum için hazırlamayı hedefleyen bir gıda eylem
planı 2000 yılında oluşturuldu. 1997’de hazırlanan bir “gıda muayenesi
güçlendirme projesi” hâlâ uygulamaya konulmamıştır.
Muayene, HACCP ve laboratuar analizi konularında kimi eğitim programları
uygulanmıştır. Türkiye, bir hızlı uyarı sistemi kurulması üzerinde de çalışmaktadır.
Aflotoksin ve artıklar için bir takım izleme planları hazırlanmıştır.
Gıda maddeleri için (kontrol dahil) idarî sorumluluk, Sağlık Bakanlığı
ile Tarım Bakanlığı arasında paylaşılmıştır. Topluluk mevzuatıyla uyum
sağlamak için idarî yapıların güçlendirilmesi gerekecektir. Özellikle,
var olan laboratuarlar, gerekli analizleri yapmak için yeterince donatımlı
değildir.
Dış sınırlarda ürünler üzerindeki güvenlik kontrolleri bakımından, Türkiye,
uygun piyasa gözetim altyapıları kurmalı ve yetkili makamlar ile idarî
işbirliğini geliştirmelidir.
Uyumlaştırılmamış alan ile ilgili olarak, karşılıklı tanıma ilkesinin
ve EC 28-30 sayılı maddelerden kaynaklanan müktesebatın uygulanmasında
problemler sürmektedir.
Var olan kamu alımları rejimi, müktesebat ile uyumlu değildir.
Başlık 2: Kişilerin serbest
dolaşımı
Raporlama döneminde, müktesebatın bu alanında önemli herhangi bir gelişme
görülmemiştir.
Meslekî niteliklerin karşılıklı tanınması alanında rapor edilebilecek
herhangi bir ilerleme yoktur. Çoğu alanlarda, mesleğe giriş Türk vatandaşlarıyla
sınırlıdır.
Vatandaş hakları konusunda rapor edilebilecek belirgin gelişmeler
yoktur.
İşçilerin serbest dolaşımı konusuyla ilgili olarak gelişme olmamıştır.
Sosyal güvenliğin koordinasyonu ile ilgili olarak bir miktar
temel hazırlık çalışması gerçekleşmiştir.
Genel değerlendirme
Türkiye, bu sahadaki müktesebat ile henüz uyumlu değildir ve bazı alanlarda
ilk hazırlıkları tamamlamıştır.
Meslekî niteliklerin karşılıklı tanınması ve vatandaş hakları konularında,
ilerleme kaydedilmiş değildir. Sosyal güvenliğin koordinasyonu ile ilgili
olarak, hazırlık çalışması devam etmeli ve bu alanda gerekli idarî yapı
kurulmalıdır. İşçilerin serbest dolaşımı konusu, karşılıklı danışmalar
çerçevesinde ele alınması gereken bir konudur.
Başlık 3: Hizmet sunma özgürlüğü
Türkiye, malî hizmetler alanındaki müktesebat ile uyum sağlanmasında
mutedil bir ilerleme kaydetmiştir.
Yerleşme hakkı ve (malî olmayan) hizmet sunma özgürlüğü çerçevesinde,
Mayıs 2001’de avukatlık mesleğinin icrasına dair bir yasa çıkarıldı. Bu
yasa, yabancı kişilere, bir Türk barosuna üye olmaları gerekmeden, hukuksal
danışmanlık hizmetleri verme hakkını tanımaktadır. Ancak, öngörülen rejim,
bazı meslekî faaliyetleri Türk vatandaşları ile sınırlı tutmaktadır. Bundan
başka, söz konusu yasa, sadece yurt dışında mesleklerini icra etmek isteyen
Türk vatandaşlarına benzer haklar tanıyan ülkeler için geçerlidir.
Malî hizmetler ve özellikle bankacılık sektörü alanında,
Mart 2001’de kabul edilen “Güçlü Ekonomiye Geçiş” programının bir parçası
olarak önemli değişiklikler olmuştur. Bu reformlar kapsamında, Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Mayıs 2001’de “bankacılık sektörünün yeniden
yapılandırılması” üzerine bir program açıkladı. Bu program, Eylül 2000’de
başlatılmış olan devlet bankalarının özelleştirilmesini hızlandırdı.
Bankaların karşılık ayıracakları krediler ve diğer alacakların niteliklerini
ve bu karşılıklara ilişkin genel esaslar ve usulleri belirleyen Yönerge
ve sigortaya tabi tasarruf mevduatıyla ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu
tarafından tahsil edilecek primlerle ilgili Kararname gibi bir takım mevzuat
düzenlemeleri kabul edilmiştir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından
tasarruf mevduatı hesapları için verilen azamî güvence miktarı, 1 Ocak
2001’den sonra yapılan mevduatlar için 50 milyar TL’ye indirilmiştir. Bu
tavan, daha önce, 1 Ocak 2000’den sonra yapılan mevduatlar için 100 milyar
TL’ye çekilmişti. Bu tarihten önce yapılan mevduatlar için güvence kapsamı
sınırsız olmaya devam etmektedir.
Ayrıca, 1 Ocak 2002 tarihine kadar bankaların uygun iç denetim ve risk
yönetim araçları kurmasını öngören, Bankaların İç Denetim Kontrol ve Risk
Yönetimi Sistemleri Yönetmeliği kabul edildi.
Konsolide bazda sermaye yeterliliğinin ölçülmesine ve değerlendirilmesine
ilişkin Yönetmelik de kabul edildi. Yine konsolide bazda hesaplanan bir
rasyo olan, yabancı para net genel pozisyonu/sermaye tabanı standart rasyosunun
bankalarca hesaplanmasına ve uygulanmasına ilişkin esaslar yürürlüğe konuldu.
Ayrıca, bir bankanın özkaynakları için eşiklerin tanımlanması, kredi
tanımlaması, ve banka zararları için karşılıklar hakkında kurallar dahil,
önemli değişiklikler getirilmek suretiyle, Mayıs 2001’de bankalar yasası
tadil edildi.
Bütün bu hükümler, malî sektörü istikrara kavuşturmayı ve Topluluk müktesebatı
ile mevzuat uyumunu hedeflemektedir.
Menkul kıymetler ile ilgili olarak, Haziran 2001’de Sermaye Piyasası
Kurulu tarafından iki yönetmelik kabul edildi. Bunlardan biri, ödeme güçlüğüne
düşmüş aracı kurumların müşterilerinin zararlarını karşılamaya yönelik
Yatırımcıları Koruma Fonu’nun işleyişi ile, diğeri ise, bir merkezî kaydın
kurulması ve işleyişi ile ilgiliydi. Merkezî kaydın işlevi, ödeme güçlüğüne
düşmüş aracı kurumların tedrici olarak tasfiye edilmesine yönelik bir fonu
yönetmektir. Fon’u yönetecek olan merkezî kayıt kuruluşu faaliyete geçtiğinde
Yönetmelik yürürlüğe girecektir.
Sermaye piyasaları alanında faaliyetin ruhsatlanması ve kaydileştirilmesinde
esaslarına dair Tebliğ, Haziran 2001’de yayımlandı.
Sigorta hizmetleri sahasında, önceki düzenli rapordan bu yana,
üç yasa kabul edilmiştir. Bu yasalar, sigorta ve reasürans aracıları (Ekim
2000), bireysel emeklilik ve tasarruf sistemi (Nisan 2001) ve Sigorta Dispeçerleri
Yönetmeliği’nde bir değişiklik yapılması (Mayıs 2001) ile ilgilidir.
Uyumlaştırılmamış alan ile ilgili olarak, karşılıklı tanıma ilkesinin
ve EC 28-30 sayılı maddelerden kaynaklanan müktesebatın uygulanması konusunda
problemler sürmektedir.
Kişisel verilerin korunması ile ilgili ne mevzuat ne de idarî
kapasite geliştirme açısından, herhangi bir ilerleme olmamıştır.
Genel değerlendirme
Müktesebat ile genel uyumlaşma, ve serbestleşme süreci, malî hizmetler
alanında ilerlemektedir. Özellikle bankacılık sektöründe sürmekte olan
reformlar, önemli ve olumludur. Türk mevzuatını, malî olmayan hizmetler
sahasında müktesebat ile uyumlaştırmak için yapılması gereken çok iş vardır.
Gümrük Birliği’ni hizmetler ve kamu alımları sahasına yaymaya yönelik
sürmekte olan müzakerelerin sonuçlanması, daha fazla ilerleme sağlanmasına
yardım edecektir. 1999’da başlayan müzakereler, Türkiye’nin aday ülke olarak
statüsünü dikkate almak üzere taslak anlaşmanın yeniden formüle edilmesinin
ardından ilerlemektedir.
Malî olmayan hizmetler alanında müktesebat ile önemli uyumsuzluklar
sürmektedir. Yabancı yerleşikler, hâlâ, Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü
veya Hazine Müsteşarlığı’ndan izin veya teşvik belgesi almak zorundadır,
ve bazı hizmetlerin sunulması Türk vatandaşlarına ayrılmıştır.
Yatırım hizmetleri ve menkul kıymetler piyasası alanında, Sermaye
Piyasası Kurulu tarafından Yatırımcı Koruma Fonu’nun İşleyişi Hakkında
Yönetmelik’in kabul edilmesi, olumlu bir gelişmedir. Şimdi, Merkezî Kayıt
Kuruluşu’nun faaliyete geçmesi çok önemlidir.
Sigortacılık sahasında, hizmet özgürlüğü üzerinde belirli kısıtlamalar
devam etmektedir. Sigorta Denetim Kurulu, ekonomik işlerden sorumlu Devlet
Bakanı’na bağlıdır ve dolayısıyla tam bağımsız olarak nitelenemez. Bu konunun
daha fazla incelenmesine gerek vardır.
İdarî kapasite ile ilgili olarak, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yatırım
hizmetleri ve menkul kıymetler piyasasını izleyen makamdır. Bu kurul,
özerktir, (işlemlerden alınan %0,25’lik bir ücret yoluyla) kendi kendini
finanse eder ve 366 kişiden oluşan bir kadrosu vardır. Bağımsız denetimler
yapabilir ve, bu denetimlerin sonucuna göre, para cezaları verebilir ve
ruhsatları askıya alabilir. Kurul, Menkul Kıymet Komisyonları Uluslararası
Kuruluşu’nun ilkeleri ve AT standartları temelinde çalışmaktadır.
Başlık 4: Sermayenin serbest
dolaşımı
Önceki rapordan bu yana, Türkiye, müktesebat ile daha ileri düzeyde
uyumlaşma konusunda sınırlı ilerleme göstermiştir.
Ödeme sistemleri ile ilgili olarak, geçen yıl uygulamaya sokulmuş
olan yeni nesil gerçek zamanlı ödeme sistemi, elektronik transferler ve
ödemelere teşmil edilmiştir.
Merkez Bankası yasasını değiştiren Nisan 2001 tarihli yasa, Merkez Bankası’na,
Türk lirası hacmini ve dolaşımını düzenlemek ve ödeme, menkul kıymet transfer
ve borç tasfiye sistemleri kurmak yetkisini vermektedir. Yasa, aynı zamanda,
ödemeler için elektronik ortam dahil yöntemler ve araçlar belirlemek üzere,
var olan veya gelecekteki sistemlerin kesintisiz işlemesini ve gözetimini
sağlayan düzenlemeler getirmektedir.
Para aklama konusundaki müktesebat ile ilgili olarak, 27 Eylül
2001 tarihinde Suç Yoluyla Elde Edilen Kazançların Aklanması, Aranması,
El konulması ve Müsaderesi üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin imza edilmesiyle
biraz ilerleme sağlanmıştır.
Genel değerlendirme
Sermayenin serbest dolaşımıyla ilgili Türk rejimi, müktesebat ile belirli
ölçüde uyumludur, fakat mevzuatın tam olarak uyumlu olması için ilave çabalar
gereklidir. Serbestleşme, bütün işlemlere yayılmalıdır. Madencilik, enerji,
bankacılık, TV ve radyo şirketleri ve telekomünikasyon gibi çeşitli sektörlerde
yabancı yatırımla ilgili kısıtlamalar sürmektedir. Ulaştırma sektöründe
(örneğin, denizcilik ve havacılık şirketleri) ve limanlarda yabancı yatırım
üzerinde de sınırlamalar vardır. Bu sektörde yabancı iştirak, belirli tavanları
geçemez. Gayrı menkullerde yabancı yatırım sınırlı olup, Türk sigorta şirketlerinin
yedeklerini yabancı varlıklara yatırması izin verilmemektedir.
Yatırımlar için izin sistemi kaldırılmalı ve onun yerine bir kayıt sistemi
getirilmelidir. Şimdiki sistem, ilgili Topluluk müktesebatıyla uyumlu değildir.
Şubat 2001’deki ekonomik bunalımın bir sonucu olarak, Türkiye malî sektörde
önemli bir reform başlatmıştır. Bu kapsamda, bankacılık sisteminin yeniden
yapılandırılması ve bazı sağlıksız bankaların özelleştirilmesi veya kapatılması
bulunuyor (bkz. ekonomik durumla ilgili Bölüm 2). Müktesebat ile
uyumu tamamlamak için, bankacılık sektörü reformunun hızla uygulanması
ve sonuçlandırılması elzemdir.
Genel olarak, Türk borsasına kote edilmek isteyen yabancı şirketler
için koşullar, AB şirketlerine uygulanan koşulların benzeridir. Ancak,
bir yabancı şirketin kendi ülkesinde de kote olması zorunludur..
Yerleşikler tarafından yurt dışına fon transferleri, 5 milyon ABD dolarına
kadar serbesttir. Daha büyük meblağlar için, resmî izin alınması gereklidir.
Yerleşik olmayanlarca büyük meblağların yurt dışına transferiyle ilgili
koşullar belirgin değildir.
Türkiye, Ağustos 1999’dan beri yürürlükte olan kara para aklanmasıyla
ilgili mevzuatı düzgün biçimde uygulamalıdır. Malî Eylem Görev Kuvveti’nin
tavsiyelerine uyulması sağlanmalıdır.
Merkez Bankası, EURO cinsinden gerçek zamanlı işlemler için Avrupa Merkez
Bankası’nın TARGET sistemine bağlıdır.
İdarî kapasite açısından, malî suçların araştırılmasıyla uğraşan özel
birim, 2000-2001 yıllarında 19 yeni malî suç uzmanını işe aldı. Bu birim,
1997’den beri Maliyet Bakanlığı bünyesinde çalışmakta olup, 88 kişiden
oluşan bir kadroya sahiptir.
Başlık 5: Şirketler hukuku
Türkiye, bu alanda, özellikle fikrî mülkiyet hakları mevzuatıyla ilgili
olarak, ilerleme kaydetmiş ve bu mevzuatı uygulamak için çaba göstermiştir.
Şirketler hukukunun kendisi bakımından ilerleme olmamıştır.
Fikrî mülkiyet hakları (FMH) sahasında, Türkiye, fikrî mülkiyet
sahasında kiralama hakkı ve ödünç verme hakları ve telif haklarıyla ilgili
diğer haklar üzerine Yönergeler, uydu yayıncılığı ve kablolu yeniden iletim
ile ilgili telif haklarına ve telif hakkıyla bağlantılı haklara ilişkin
bazı kuralların koordinasyonu üzerine Yönerge, Bern ve Roma Sözleşmeleri,
TRIPS Anlaşması, WIPO Telif Hakları Anlaşması ve WIPO Performanslar ve
Fonogram Anlaşması ile Türk rejimini uyumlaştırmayı amaçlayan mevzuat kabul
ederek bir ilk adım atmıştır.
Mart 2001’de, Parlamento, büyük illerde fikrî mülkiyet konularıyla ilgilenecek
uzmanlaşmış mahkemeler kuran bir yasayı kabul etti. Şimdiye kadar, FMH
konularıyla ilgili davalar, genel hukuk ve ceza mahkemelerinde ele alınmaktaydı.
Türkiye, Kasım 2000’de, kendi tatbikatını İç Pazar’da Uyumlaşma Bürosu’nun
düzenlemeleriyle uyumlu hale getirmek için, Avrupa Patent Sözleşmesi’ni
ve Mutabakat Muhtırası’nı onayladı. Şubat 2001’de kabul edilen gümrük kanunu,
sınırlarda FMH ihlallerine karşı mücadele etmeye yönelik tedbirler yanında,
sahte ve korsan mallar ile ilgili bazı tedbirler içermektedir.
Genel değerlendirme
Türkiye, sınaî ve fikrî mülkiyet hakları sahasında ilerlemiştir. Fakat,
diğer ilgili alanlarda müktesebat ile daha fazla uyumlaşma yönünde gelişmeler
olduğundan söz edilemez.
Şirketler hukuku alanında, özellikle birleşmeler ile hükümler ve muhasebe
ve denetim mevzuatı bakımından, önemli farklar devam etmektedir. Şirketlerin
tescil edilmesi, Ticaret Odaları bünyesinde kurulan ticaret sicilleri tarafından
yapılmaktadır. Verilerin ve sicilin kalitesini daha da arttırma ihtiyacı
vardır.
Fikrî mülkiyet haklarında, Türkiye, Gümrük Birliği kapsamındaki taahhütlerini
tam olarak yerine getirmelidir. Ayrıca, Türkiye, ne WIPO Telif Hakları
Anlaşması’na, ne de WIPO Performans ve Fonogram Anlaşması’na katılmış değildir
ve bunlar ile uyumlaşmaya yönelik çabalarını arttırmalıdır.
Görsel-işitsel malzemelerde korsanlık, Türkiye’de ciddî bir sorun olmaya
devam etmektedir ve bu sorunla ilgili çabalar arttırılmalıdır. Var olan
mevzuatın icrasını güçlendirmek ve ilgili yeni mevzuatın onaylanmasını
sağlamak, Türkiye için önemli öncelikler olmaya devam etmektedir.
Sınaî mülkiyet haklarına ilişkin konular, ve özellikle Sınaî Hakların
Tevdiatı üzerine Lahey Anlaşması’nın uygulanması, Türk Patent Enstitüsü
tarafından yönetilmektedir. Bu Enstitü, tam bağımsız bir organ olmayıp,
Sanayi Bakanlığı’na bağlıdır. Bu durumun düzeltilmesi gerekir.
Tümleşik devrelerin topografilerinin korunmasına ilişkin bir yasanın
çıkarılması yolunda bir hayli mesafe alınmıştır.
Başlık 6: Rekabet politikası
Son düzenli rapordan bu yana, Türkiye, anti-tröst politikası alanında
bir hayli ilerleme kaydetmiştir. Devlet yardımlarının düzenlenmesi ve uygulanması
konusunda uyumlaştırma hakkında rapor edilebilecek herhangi bir ilerleme
yoktur.
Türkiye, anti-tröst mevzuatının çerçevesini, müktesebat ve Gümrük
Birliği gerekleri ile daha da uyumlaştırmıştır. Türkiye, özellikle blok
muafiyet düzenlemeleri alanında, önemli miktarda ikincil mevzuat oluşturmuştur.
Devlet yardımları alanında, 1 Ocak 2003’ten itibaren geçerli
olmak üzere, Türkiye’de devlet yardımlarının uygulanması ve izlenmesinden
sorumlu, işlevsel olarak bağımsız bir organın kurulması Haziran 2001’de
kararlaştırıldı. Bu bağımsız organın kurulmasını hazırlamak amacıyla Türk
Hükümeti içinde bir (özel) komite kurulmuştur. Bölgesel kalkınma amaçlı
devlet yardımlarıyla ilgili olarak, herhangi bir ilerleme kaydedilememiştir.
Türkiye, ticarî nitelikteki devlet tekellerinin ve inhisarî haklara
sahip şirketlerinin bir listesini hazırlamıştır. Bu liste, Nisan 2001’de
Komisyon’a sunuldu. İncelenen dönemde, TEKEL’in özel haklarının kaldırılması
ile ilgili olarak, Türkiye’nin serbestleştirme çabaları yetersiz olmaya
devam etti. Gümrük Birliği kararında öngörülen intibak için geçiş dönemi,
1998’in başında sona ermiştir. Ancak, alkol ve tütün konusunda tekel intibakiyle
ilgili güçlükler sürmektedir.
Gümrük Birliği çerçevesinde rekabet sahasındaki kuralların uygulanmasına
yönelik prosedürün hazırlanması tamamlanmış olup, bunların AT-Türkiye Ortaklık
Konseyi tarafından kesin olarak kabul edilmesi süreci başlatılmıştır.
Genel değerlendirme
Anti-tröst hükümlerinin uygulanması tatmin edici olmaya devam etmektedir.
Ancak, bu alanda müktesebat ile daha fazla uyumlaştırma gereklidir. Rekabet
Kurumu, önemli sayıda olayı incelemiş, fakat bu Kurumun idarî kapasitesi
güçlendirilerek bütün olayların yüksek bir standartta incelenmesi sağlanmalıdır.
Türkiye’de, AT ilkelerine ve kriterlerine dayanan etkili devlet yardımı
kontrolü yoktur. Türkiye, kendi mevzuatını bu alandaki müktesebat ile uyumlaştırmalıdır.
Devlet yardımlarının kontrol edilmesi için bağımsız bir organın kurulmasına
yönelik hazırlıklar hızlandırılmalıdır. Ayrıca, var olan devlet yardımlarının
bir envanteri olmadığı gibi, devlet yardımları üzerine Topluluk araştırmasının
yöntemini ve sunulmasını izleyen düzenli yıllık raporlama da yoktur. Bununla
birlikte, Türkiye, Devlet Yardımları İzleme Kurumu’nun kurulmasından sonra
devlet yardımları üzerine Topluluk araştırmasının yöntemini ve sunulmasını
izleyen düzenli yıllık raporlama başlatmayı ve bir devlet yardımları envanteri
oluşturmayı kabul etmiştir. Halen, devlet yardımlarının kontrol edilmesi,
Hazine Müsteşarlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı gibi farklı kamu kuruluşlarının
sorumluluğu altındadır.
Türkiye, bölgesel kalkınma amaçlarına yönelik bir devlet yardımları
haritasının tanımlanması üzerine çalışmalarını hızlandırmalıdır. Ülkede
azamî yardım yoğunluklarının farklılaşmasına olanak vermek üzere haritaya
son şekli verilirken, Eurostat standartlarına göre toplanan coğrafî ve
istatistik veriler yanında Topluluk kriterleri ve yöntemlerinin izlenmesini
sağlamak için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.
Bağımsız Türk Rekabet Kurumu, 1997 yılında faaliyete geçti. Bu Kurum,
çeşitli yasal düzenlemeler kabul etmiş ve yayımlamış, anti-tröst ve birleşme
politikaları üzerine AB mevzuat çerçevesindeki gelişmeleri yakından izlemeyi
sürdürmüştür. Ancak, bu Kurum’un kamu teşebbüslerine, devlet tekellerine
ve özel haklara sahip şirketlere rekabet kanununu etkili biçimde uygulamak
için uygun yetkilere sahip olup olmadığına ilişkin kuşkular devam etmektedir.
Dolayısıyla, bu organın kesin yetki kapsamının açıklığa kavuşturulması
gerekir.
Alkol ve tütünde tekelin (TEKEL) intibakiyle ilgili durum endişe
konusu olmaya devam etmektedir. Gümrük Birliği kararı çerçevesinde, gerekli
intibak 1998 yılına kadar gerçekleşmiş olmalıydı. Ocak 2001’de kabul edilen
yeni yasa, Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamındaki yükümlülükleri ile çelişkilidir.
TEKEL, bir kamu kurumundan bir ticarî işletmeye dönüştürülmüş olduğu halde,
alkollü içkiler ve tütün mamullerinin ticaretinde tekel konumunda olmaya
devam etmektedir. TEKEL’in özelleştirilmesi için hazırlık yapılmaktadır.
Başlık 7: Tarım
Son düzenli rapordan bu yana, mevzuatın uyumlaştırılması bakımından
ilerleme olmamıştır.
Türkiye’de tarımın brüt katma değerdeki payı, 2000 yılında %14,6 (24)
, 1999 yılında ise %15 oldu.(25)
2000 yılında Türk işgücünün üçte birden fazlası (%34,9) tarımda istihdam
edilmekteydi. (26)
2000 yılında, AT’nin Türkiye kökenli tarımsal ürünler ithalatı, %3,8
azalarak € 1.917,0 milyon düzeyine geriledi. Türkiye’ye AT ihracatı ise,
%24,6 artarak, € 1.004,6 milyon oldu. Türkiye lehine ticaret fazlası, 1999’da
€ 1.187 olurken, 2000’de € 912,4 milyon düzeyinde gerçekleşti. (27)
2000 yılında, Türkiye’den AT ithalatı içinde en önemli ürün grupları, meyve
(%46) ve işlenmiş meyve ve sebze (%20) oldu. Türkiye’ye AT ihracatı bakımından,
en önemli sektörler ise, tütün (%9), içecekler ve sirke (%7), hububat ve
pirinç (%6) oldu.
Türkiye, tarımsal politika reformu alanında bir takım düzenlemeler yapmıştır.
Nisan 2001’de açıklanan “Güçlü Ekonomiye Geçiş” programına göre, tarımsal
politikanın ana ilkesi, ülkenin her yerinde çiftçilere doğrudan gelir desteği
yoluyla yardım etmektir. Kısa vadede, devletin kontrol ettiği destekleme
fiyatları, Türkiye’nin malî kaynaklarını dikkate alacak ve hedeflenen enflasyon
oranlarını aşmayacaktır. Destekleme alım miktarları, Türkiye’nin malî kısıtlarıyla
bağlantılı olacaktır.
Hükümetin amacı, çeşitli destek politikalarını kademeli olarak kaldırmak
ve (ülke çapında) hektar başına bir doğrudan gelir desteği sistemini devreye
sokmaktır. Ayrıca, tarımda devletin rolünü sınırlamak için tedbirler alınmaktadır.
Bundan başka, örneğin Medenî Kanun çerçevesinde miras kurallarını değiştirerek
parçalanmayı önlemek için ve kırsal kalkınma projeleri yoluyla altyapıyı
ve hayat standartlarını iyileştirmek için tedbirler üzerinde düşünülmektedir.
2001 yılında, tarımsal politikalar için devlet bütçesi, yaklaşık olarak
€ 2.600 milyonu bulacaktır. Toplam tarımsal bütçeden, € 450 milyon, çiftçilere
doğrudan destek programlarını finanse edecek, € 140 milyon girdi desteğini
karşılayacak, € 2.000 milyon ise genel ve diğer destek düzenlemeleri için
kullanılacaktır. Kırsal kalkınma dahil, tarıma devlet desteği, devlet bütçesinin
%3,9 kadarını teşkil etmektedir.
Yatay konular
Avrupa Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (ATYGF) ve diğer
yatay mekanizmalar ile ilgili tedbirlerin uygulanmasına yönelik hazırlıklar
başlamamıştır.
Ticaret mekanizmalarının uygulamaya konulması ile ilgili olarak, Türkiye’nin
uyumlaştırma durumu, 1995 yılındaki Gümrük Birliği kararının kapsamına
girmektedir (bkz. Başlık 25 – Gümrük birliği ve Başlık 26 – Dış ilişkiler).
Dünya Bankası tarafından kısmen finanse edilen ve dört ilde uygulamaya
konulmuş olan, hektar başına dolaysız gelir desteği ödemelerine yönelik
bir pilot program çerçevesinde, çiftçilerin tescil edilmesi için farklı
mekanizmalar test edilmiştir. Alınan sonuçlar temelinde, tescil düzeni
ülke çapında (4 milyon çiftçi) geliştirilecektir. Sicil iki yılda kurulacaktır.
Halen, ilgili müdürlüklerin %20’si, tam olarak bilgisayar ortamına aktarılmış
kadastro bilgilerine sahiptir. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın (TKİB)
ilçe müdürlükleri, çiftçi sicil kayıtlarını tutacaktır.
TKİB içinde, tarımsal arazileri sınıflandırmak ve haritalamak, değişik
ürünler için üretim ve üretim kapasitesi rakamlarını tahmin etmek ve arazi
kullanım planlaması için bir veri tabanı oluşturmak amacıyla bir Coğrafî
Bilgi Sistemi ve Uzaktan Algılama Dairesi kuruldu.
Haziran 2000’de sığırların belirlenmesi, tescil edilmesi ve izlenmesi
üzerine bir yönetmelik yayımlandı. Amaç, tescil işlemlerine 2001 yılında
başlamak ve 10 milyon büyükbaş hayvanı tescil etmektir. Bilgisayarlı bir
sistem geliştirilmektedir.
Ortak Piyasa Organizasyonları
Hükümet, müdahale, girdi sübvansiyonları ve kredi sistemleri gibi destek
politikalarını, hektar başına doğrudan destek ödemelerine dayalı bir politikayla
değiştirmeye başlamıştır.
Gübre sübvansiyonu, 1997’den beri nominal bir oranda sabit tutulmuştur.
Tarımsal kredi sübvansiyonlarının kademeli olarak kaldırılmasına yönelik
bir program onaylanmıştır. Buğday gibi bazı tahıllar için destek azaltılmıştır.
Bu konu, buğday fiyatı düzeyinin IMF “standby” anlaşması kapsamında yapılan
taahhütler ile uygunluğu nedeniyle Türk hükümeti içinde gerilimlere yol
açmıştır.
Belirtildiği gibi, hektar başına dolaysız gelir ödemeleri için bir pilot
program, dört ilde uygulamaya konulmuştur. Hektar başına ödeme, çiftçi
başına en fazla 199 dekar (veya 19,9 hektar) büyüklükte bir araziyle, €
5,5 düzeyinde oldu. Şimdiye değin, 9.677 çiftçiye € 2,7 milyon ödenmiştir.
Bir geçiş düzenlemesi olarak, çiftçiler, daha kazançlı ürünlere geçişi
teşvik etmek üzere, malî yardım da alabilirler (alternatif ürün programları).
Bunun başlıca amacı, tütün, şeker pancarı, çay ve fındık için kullanılan
araziyi azaltmaktır. Alternatif ürünler yetiştirmenin zor olduğu bölgelerde
tarım dışındaki faaliyetlerin geliştirilmesi için, bazı çiftçiler, ilave
gelir desteği de alabilirler.
Nisan 2001’de hükümet, tarımda (ülke çapında) dolaysız gelir desteği
sisteminin uygulanmasına ilişkin bir karar daha aldı.
Piyasa ekonomisiyle daha uyumlu bir yaklaşım getirmek üzere, bazı mallar
için dış tarifeler azaltılmıştır.
Tarım alanındaki reform sürecinin bir başka önemli unsuru, devletin
tarımsal ve agro-endüstriyel üretimdeki rolünün azaltılmasını içermektedir.
Kamu İktisadî Teşebbüsleri’nin (KİT) özelleştirilmesine yönelik bir süreç
başlamıştır. Ocak 2001’de, alkollü içki üretiminde tekel sistemini kaldıran
bir kanun kabul edildi.
Ayrıca, 2000 yılında kabul edilen Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri
ve Tarım Satış Kooperatifleri yasası 2001’de yürürlüğe girdi. Yeniden Yapılanma
Kurulu oluşturuldu ve yıllık kredi ödemeleri ve sübvansiyonlar yerine,
2001 yılından itibaren, 12.000 işçiye geçici tazminat ödemeleri getirildi.
İşletmelerin özelleştirilmesi ile ilgili olarak, 2002 yılından itibaren,
şeker şirketi (TŞFAŞ) ticarî esaslara göre çalışacaktır. Şeker fabrikaları
ve bazı çay fabrikalarının, bu yıl içinde, Özelleştirme Kurumu’na devredilmesi
beklenmektedir. Bakanlar Kurulu’nun Haziran 2001’de kabul ettiği kararnameyle,
bir Şeker Kurulu tesis edildi. TEKEL’in bütün varlıkları, varlık özelleştirmesini
2002 içinde tamamlamak amacıyla, adı geçen kuruma devredildi (Ocak 2001’de
çıkarılan yasa).
Tarım satış kooperatiflerindeki değişiklikler, hükümet düzeyinde bazı
değişimlere yol açacaktır. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın, daha önce
KİT’ler tarafından yerine getirilen bir takım sorumlulukları üstlenmesi
gerekecektir. Ayrıca, merkez düzeyinde, il düzeyinde ve yerel düzeyde Bakanlık’ta
daha ileri bir yeniden yapılanma hazırlığı sürmektedir. TKİB, gerekli mevzuat
üzerinde çalışmaya başlamıştır.
Tarla ürünleri, şeker, özel ürünler ve hayvan ürünleri ile ilgili
olarak, yeni mevzuat kabul edilmiştir.
19 Nisan 2001’de yeni bir Şeker Yasası kabul edildi. Bu yasa, piyasayı
rekabete açmakta, devlet müdahalesini azaltmakta ve şeker üretiminde istikrar
ve kendine yeterliliği sürdürmeyi amaçlamaktadır. Bir üretim kotaları sistemi,
henüz çıkarılmamış olan ikincil mevzuatın parçası olacaktır.
Tütün sektöründe, Türk parlamentosu, devletin elindeki TEKEL’in
yeniden yapılandırılması ve tütün, tütün mamulleri ve alkollü içkiler konusunda
yeni düzenlemeler çıkarılması amacıyla, TEKEL Genel Müdürlüğü’nün yeniden
yapılandırılmasına ve tütün ve tütün mamulleri üretimi, ihracatı ve ithalatına
dair kanunu kabul etti. Cumhurbaşkanı, tütün üreticileri bakımından doğuracağı
toplumsal sonuçlar nedeniyle, bu kanunu onaylamadı. Söz konusu kanun kapsamında,
bir “Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu”
oluşturulması öngörülmektedir. Ayrıca, TEKEL, serbest piyasa şartları altında
çalışan bir ticarî işletme statüsüne sokulacak ve daha sonra özelleştirilecektir.
Kırsal kalkınma ve ormancılık
İlgili müktesebatın öngördüğü anlamda kırsal kalkınma programları Türkiye’de
yoktur. Ancak, Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) ile birlikte
geliştirilen bir takım ‘klasik’ kalkınma projeleri bulunmaktadır. Bunların
amacı, kırsal alanlarda altyapıyı iyileştirmek, gelir düzeylerini ve yaşam
standardını arttırmaktır. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), tarımsal yapıları
iyileştirmeye yönelik bir takım sektörel programlar uygulanmasını sağlamıştır.
Çölleşmeye karşı ayrı bir program oluşturulmuştur. Orman yangınlarının
önlenmesi, ağaçlandırma, erozyon kontrol, biyolojik çeşitliliğin korunması,
ve düşük faizli krediler yoluyla orman köylerinde sosyal ve ekonomik şartların
iyileştirilmesi, ormancılık sektöründeki spesifik eylem konularıdır. Ormancılık
Bakanlığı’nın toplam personel sayısı, 30.500 dolayındadır.
Arazi kullanımı ve arazi korunması ile ilgili bir yasa tasarısı, Türk
Parlamentosu tarafından kabul edilmeyi beklemektedir.
Gıda güvenliği dahil, hayvan ve bitki sağlığı konuları
Hayvan sağlığı alanında, hayvan hastalığı durumu ciddî olmaya
devam etmektedir (şap hastalığı, sığır vebası, mavi dil hastalığı, koyun/keçi
çiçeği ve bruselloz).
Mart 2001’de yeni bir hayvancılık yasası yürürlüğe girdi. Bu yasa, (hem
tarım için, hem de yarışlar ve müsabakalar için hayvan yetiştirilmesi açısından)
hayvan üretiminde etkinliği arttırmayı ve hayvansal gen kaynaklarını korumayı
amaçlıyor.
Hayvan sağlığı hizmetleri üzerine temel yasa, Nisan 2001’de tadil edildi.
Bunun amacı, kimi hayvan hastalıkları nedeniyle ithalat kısıtlamalarına
tabi tutulan ülkelerin bölgelere ayrılmasıyla ilgili AT mevzuatının benimsenmesi
ve yaptırımların güçlendirilmesi için yasal temeli oluşturmaktır. Ayrıca,
Şubat 2001’de, yetiştirme ve üretme amacıyla tescilli atgiller ithalatı
için hayvan sağlığı şartları ve belgelendirme konusunda esasları ortaya
koyan bir genelge çıkarıldı.
Kırmızı Et ve Et Ürünleri Müesseselerinin Kurulması, Faaliyete Geçmesi,
İşletilmesi ve Muayene Edilmesi için Usul ve Esaslar hakkında bir tüzüğün
Eylül 2000’de kabul edilmesinden sonra, mezbahalar üç grupta tasnif edilmiş
ve kesilecek hayvan sayısı ve satış noktaları, teknik ve hijyenik şartlar
itibariyle belirlenmiştir. Bu tüzüğün amacı, mezbahaların hijyenik ve teknik
şartlarını iyileştirmek, ruhsatlı müesseselerin sayısını arttırmak ve şartları
karşılamayan tesislerin kapatılmasını sağlamaktır. Türk yetkililer, bu
tüzüğün bir sonucu olarak, 375 taze et ve et ürünü müessesesi ve 84 tavuk
eti ve tavuk eti ürünleri müessesesine ruhsat verilmiş olduğunu ve 550
müessesenin kapatıldığını belirtmişlerdir.
BSE hastalığının izlenmesine yönelik bir ilk eylem olarak, sinir sistemi
bozukluğu belirtileri gösteren sığırlardan ve 30 aylık veya daha yaşlı
olup mezbahalarda kesilen sığırlardan tesadüfî olarak alınan numunelerin
muayene edilmesi ve izlenmesi amacıyla, 2001 başında bir tarama programı
başlatıldı.
Ayrıca, 2000 sonunda, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı altında bir “Ulusal
BSE İzleme Komitesi” kuruldu.
Ocak 2001’de, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın İl Kontrol Laboratuar
Müdürlüklerinin Kuruluşu ve Görevleri Tüzüğü tadil edildi. Yapılan değişiklik,
laboratuar müdürlüklerindeki uygulamaların “İyi Laboratuar Uygulaması”nda
öngörülen ilkeler ile uyumlu olabilmesi için bu müdürlüklerin yeniden yapılandırılmasına
yöneliktir. Söz konusu müdürlüklerin kapasitesi, 2000 yılında laboratuar
teçhizatı sağlanması yoluyla güçlendirildi (€ 1,3 milyon).
Hayvan Sağlığı Kontrol ve Araştırma Enstitülerindeki laboratuarların
hastalık tanılama kapasitesi, yeni laboratuarlar kurulması veya yeni teknikler
ve araçların devreye sokulması (örneğin, Şap Hastalığı Enstitüsü’nde bir
Moleküler Epidemiyoloji Laboratuarı’nın kurulması, Etlik Merkezî Hayvan
Sağlığı Kontrol ve Araştırma Enstitüsü’nde bir BSE laboratuarı kurulması)
yoluyla arttırıldı.
Bitki sağlığı sektöründe, Ralstonia solanacearum ve Globodera
spp. bakımından hastalık durumu düzelmiştir. Öbür hastalıklar için
sağlık durumu, son düzenli rapordan beri değişmiş değildir.
Bitki karantinasıyla ilgili yeni mevzuata, Zararlı Organizmalar Sevk
Edilmesini Durdurma Bildirimi için yeni bir madde eklendi. Bitki ve bitki
ürünleri üreticileri ve ithalatçılarının ve depolar ve sevkiyat merkezlerinin
tescil edilmesi zorunludur.
Gıda güvenliği konusunda, 1 Mart 2001 tarihinde, gıda güvenliği
ve kalitesiyle ilgili olarak gıda maddeleri üzerinde etkili kontroller
sağlamak amacıyla, İhraç Edilecek ve İthal Edilecek Gıda Maddeleri için
Giriş ve Çıkış Noktalarının Tespit ve İlanı hakkında bir tebliğ kabul edildi.
Gıda maddeleri ithalatı ve ihracatı için bazı gümrükler görevlendirildi.
Ayrıca, sınır noktalarındaki gıda muayene memurlarının eğitilmesine başlandı.
(bkz. ayrıca Başlık 1 – Malların serbest dolaşımı).
Genel değerlendirme
Türkiye’nin tarım alanındaki topluluk müktesebatıyla mevzuatını uyumlaştırmaya
yönelik hazırlıkları, hâlâ çok erken bir aşamadadır. Müktesebat ile uyum
sağlamak için hayvan sağlığı, bitki sağlığı ve gıda güvenliği konularında
müktesebat ile doğrudan ilgili mevzuat kabul edilmesinde sınırlı ilerleme
olmuştur. Bir arazi sicilinin hazırlanması tamamlanmış değildir. Türkiye’de
bir bitki pasaport sistemi kurulmamış ve bunun hazırlıklarına başlanmamıştır.
Düşük gelir düzeyleri, bazı sektörlerde aşırı üretim, bölünmüş çiftlik
yapıları ve çiftçilerin nisbeten düşük eğitim düzeyleri, Türk tarım sektörünün
devam eden başlıca sorunlarıdır. Hükümet, tarımsal sektörlerde üretkenliği
ve verimliliği arttırma ihtiyacının bilincindedir. Bu arka plan çerçevesinde,
Türkiye tarım sektöründe önemli bir reform sürecini başlatmıştır. Çeşitli
tarımsal destek mekanizmaları (girdi sübvansiyonları, tarımsal destek fiyatları,
kredi sübvansiyonları) yerine, kademeli olarak, ülke çapında hektar başına
dolaysız gelir desteğine dayalı bir sistem getirilmektedir. Ancak, bu konuda
atılmış olan bütün adımlar, Topluluk politikaları yönünde olmamıştır. Açık
bir yaklaşım farkı vardır.
Tarımsal piyasalarda ve tarım ürünlerinin işlenmesi alanında devletin
rolü azaltılmaktadır.
Bir doğrudan ödeme sisteminin uygulanması için, işleyen bir arazi sicili
gerekir (arazi tanımlama sistemi; arazi kullanımı verileri; arazi mülkiyeti
verileri). Türkiye, bu alandaki projeleri (TAKBİS dahil) sürdürmeye ve
tarımsal gelişmeler üzerine değerli bilgi toplanması için istatistiksel
bilgi sistemlerinin hazırlanmasına devam etmeye teşvik edilmektedir. Daha
sonraki bir aşamada ise, Avrupa Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (ATYGF)
ile ilgili olanlar gibi başka yönetim sistemlerinin ve kırsal kalkınma
programlarını yönetmek için üretici örgütleri ve mekanizmalarının kurulması
üzerinde yoğunlaşması tavsiye edilir.
Yeni şeker yasası üzerine ayrıntılı bir görüş vermek şu aşamada zordur,
çünkü yasanın kesin kapsamı, örneğin kotalar belirlenmesiyle ilgili olarak,
çeşitli uygulayıcı yasaların içeriğine bağlıdır. Hayvan beslenmesi alanındaki
mevzuat ile ilgili daha fazla bilgi toplanmalıdır.
Tarımda genel sağlık durumu düzelmelidir ve, ayrıca, dış sınırlarda
hayvan ve bitki sağlığı kontrolleri sistemini (sınır muayene noktaları)
iyileştirmeye özel dikkat gösterilmelidir. AT Gıda ve Hayvan Sağlığı Bürosu’nun
inceleme ziyaretleri, Türkiye’nin hayvan sağlığı teşkilatının ve Muayene
ve Kontrol Genel Müdürlüğü içindeki bazı dairelerin performansında önemli
eksikler olduğunu göstermiştir. Büro’nun tavsiyeleri uygulanmalıdır.
Tarımda idarî sistemler ve kontrol ve muayene teçhizatı, ivedilikle
yeniden yapılandırılmalı ve geliştirilmelidir. Gıda işleme müesseselerini
de geliştirmek gereklidir.
Başlık 8: Balıkçılık
Son düzenli rapordan beri, bu sektörde somut bir ilerleme olmamıştır.
Yapısal eylemler alanında, 1.500 tekne üzerinde, daha gelişkin
bir kayıt sistemine yönelik bir pilot çalışma yürütülmektedir. Bu sistem,
tutulan balıkların büyüklüğü, tutulan balık türleri ve kullanılan avlanma
sahaları gibi bilgileri kaydetmektedir.
Balıkçılık yasası çerçevesinde uygulanan yaptırımların niteliğini değiştirecek
(yani, cezaî yaptırımlardan idarî yaptırımlara geçilmesini öngören) bir
yasa tasarısı, halen Parlamento’da beklemektedir.
Genel değerlendirme
Özellikle kaynak yönetimi, muayene ve kontrol, piyasa ve yapısal politikalar
alanında, AT’nin balıkçılık politikasının ana unsurlarıyla önemli farklılıklar
devam etmektedir.
Kaynak yönetimi, muayene ve kontrol ile ilgili olarak, başlı başına
bir kota sistemi Türkiye’de mevcut değildir, fakat ruhsatlara ilişkin şartlar
(örneğin, tekne uzunluğu, balık tutma zamanı ve yeri, ağların kullanılması,
vs.) yoluyla başka koruma tedbirleri uygulanmaktadır. Aşırı avlanmayı önlemek
için, 1997’den beri tekne belgesi verilmemiştir. Yabancılara ait teknelerin
Türk sularında avlanması yasaktır.
Balıkçıların ve balıkçı teknelerinin ruhsatları, Tarım ve Köy İşleri
Bakanlığı’nın il müdürlükleri tarafından sicil defterlerine kaydedilmektedir.
Bir ulusal veri tabanı yaratmak için, bu kayıtların bir bilgisayar sistemine
aktarılması amaçlanıyor.
Bir ilk adım olarak, kayıt sistemi modernleştirilmeli ve üretici örgütleri
kurulmalıdır. Ayrıca, idare, muayene ve kontrol sistemleri ıslah edilmelidir.
Başlık 9: Ulaştırma politikası
Topluluk ulaştırma müktesebatını aktaran yeni mevzuat kabul edilmemiş
olmakla birlikte, bu alanda bir miktar ilerleme sağlanmıştır.
Karayolu taşımacılığı konusunda, Türkiye, Haziran 2001’de Ülkeler
Arasında Otobüsle Yolcu Taşınması (INTERBUS) Anlaşması’nı imzaladı. 16
Temmuz 2001’de, AETR’ye (Uluslararası Karayolu Nakliyesinde Kullanılan
Taşıtların Personelinin Çalışması Hakkında Avrupa Anlaşması) katıldı ve
böylece uluslararası karayolu taşımacılığı operatörlerine ilişkin çalışma
ve dinlenme zamanı kurallarını kendi ulusal mevzuatına aktardı.
Demiryolu taşımacılığı konusunda, rapor edilebilecek herhangi bir gelişme
yoktur.
Havayolu taşımacılığı sahasında, uluslararası trafiğe açık havalimanlarındaki
hizmetler açılmıştır. Slot tahsisleri, IATA kurallarına göre yapılmaktadır.
Türkiye, bugüne değin, öteki aday ülkelerle birlikte Avrupa Ortak Havacılık
Alanı sürecine katılmaya ilgi göstermemiştir.
Havayolu taşımacılığından sorumlu Türk idaresi, bir Sivil Havacılık
Otoritesi kurulmak suretiyle yeniden yapılandırılmıştır.
Türk Hava Yolları’nın özelleştirilmesine yönelik en son girişim başarısız
olmakla birlikte, Türk havacılık sektörü özelleştirme sürecinden geçmektedir.
19 Nisan 2001 tarihinde Türk Sivil Havacılık Kanunu’nda bir değişiklik
yapılarak, havayolu şirketlerinin, Ulaştırma Bakanlığı’nın onayı olmaksızın,
kendi ücret tarifelerini tespit etmeleri imkânı getirildi. Bu rekabetin
daha fazla gelişmesini sağlayacaktır.
Deniz taşımacılığı alanında, Türkiye, deniz güvenliği ile
ilgili sorunlarını çözmek için adımlar atmaktadır. Paris Mutabakat Muhtırası
kapsamında 2000 yılına ait istatistiklere göre, Türk bayraklı gemiler için
alıkonma oranı 2000 yılında %23,8 oldu. Bu rakam, 1999 yılına ait rakam
(%24,5) ile kıyaslandığında, küçük bir iyileşmeyi temsil etmektedir. AB
bayraklı gemiler için ortalama alıkonma oranı, 2000 yılında %3,9 idi.
Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün ilgili pek çok uluslararası kural
ve yönetmeliğine imzacı olan Türkiye, kendi mevzuatını bunlara göre uyumlaştırmıştır.
Deniz güvenliği konusunda ilave mevzuat kabul edilmiş ve Uluslararası Denizcilik
Örgütü Sözleşmeleri aktarılmıştır. Ciddî noksanları olan Türk gemileri,
ilave cezalar almaktadır.
Kıbrıs ticaretine hizmet eden gemiler ve Kıbrıs sicilinde kayıtlı gemiler
üzerinde Türkiye’nin uygulamaya devam ettiği kısıtlamaların kaldırılması
yönünde herhangi bir ilerleme olmamıştır. Ayrıca, kıyı ticaretinde piyasaya
giriş, Türk bayraklı gemilerle sınırlıdır.
Genel değerlendirme
Türkiye, Topluluk ulaştırma müktesebatını benimsemek için mevzuat çalışmasını
önemli ölçüde hızlandırmalıdır. Pek çok yeni metin hazırlanmakta olmakla
beraber, bunların bir çoğu, uygulamayla ilgili ayrıntıları ikincil mevzuata
bırakan çerçeve yasalardır. Ayrıca, ulaştırma politikasının bütün sektörlerinde,
özellikle de denizcilik idaresiyle ilgili olarak, mevzuatın etkili biçimde
uygulanması için Türkiye’nin idarî kapasitesinde iyileşmelere ihtiyaç vardır.
Karayolu taşımacılığı konusunda, karayolu nakliyesi operatörlerinden
alınan vergilerin yapısı, var olan üç-taraflı AT yapısıyla kısmen uyumlu
hale getirilmiştir. Türkiye, yol kullanıcı ücretlerini, ilgili müktesebatın
öngördüğü biçimde uygulamamakta ve taşıt vergileri, üretim yılına göre
değişmektedir.
Türkiye, karayolu taşımacılığı mesleğine giriş için üç AT kriterini
uygulamamakla beraber, malî durum için bir dizi kriter uygulamaktadır.
İyi itibar konusunda, AT’ninkine benzer bir dizi kriter de vardır. Karayolu
taşımacılığı operatörlerinin profesyonel vasıflarına ilişkin yönetmelik
yeterince uygulanmamaktadır.
Türkiye, teknik alandaki AT karayolu taşımacılığı müktesebatının aktarılması
ve uygulanmasında bir hayli ilerlemiştir. Sürüş dingilleri üzerinde 11,5
ton azamî müsaade edilen ağırlık ve dingil kombinasyonu için 44 tonluk
limit dahil, taşıt ağırlıkları ve boyutları ile ilgili AT normları, Türk
ulusal mevzuatına dahil edilmiştir. Ancak, bunların uygulanmasını sağlamak
için daha çok çaba gösterilmesi gerekmektedir.
Türkiye, karayolu taşımacılık filosunu uyarlamakta sorunlar yaşamaktadır.
Uluslararası trafikte yer alan taşıtlar, uluslararası ve Avrupa normlarına
(çevre normları, takograflar ve hız sınırlama cihazları) uygun olmakla
birlikte, yalnızca yurt içinde taşıma yapanlar, bu normlara uygun olmaktan
uzaktır. Örnek olarak, Türkiye, takograf kullanılmasını, yurtiçi nakliye
filosuna teşmil etme konusu üzerinde ancak şimdi düşünmektedir. Bu filonun
donatılması ve uyarlanması maliyetli olacaktır.
Demiryolu sektöründe, düzenleyici otorite daha kurulmuş değildir.
Havayolu ulaşımı alanında, yeni bir havacılık güvenliği izleme sistemi
kurulmuştur ve Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı (ICAO), Türkiye’nin
kurallara uyumu hakkında memnuniyetini ifade etmiştir.
Deniz güvenliği konusunda, Türkiye’nin deniz güvenlik sicili, çok ciddî
bir kaygı konusu olmaya devam etmektedir. Türkiye bu alandaki sorunların
farkında olduğu ve bu sorunları çözmeye yönelik bazı girişimler yapıldığı
halde, Türk bayrağını taşıyan gemilerin alıkonulma oranı için rakamlar
hâlâ çok yüksektir. Bu sicilin düzeltilmesi, Türkiye için ivedi bir öncelik
olmalıdır. Türkiye, ilk öncelik olarak, Bayrak Devleti uygulama yükümlülüklerini
ve ardından Liman Devleti yükümlülüklerini yerine getirmeye gayret etmelidir.
Türkiye, denizcilik idaresinin
– özellikle de Bayrak Devleti uygulamasının – noksanlarını, Türk filosunun
düşük güvenlik düzeyinde temel bir etken olarak tespit etmiştir.
Başlık 10: Vergilendirme
Türkiye, son düzenli rapordan beri, özellikle tüketim vergileri alanında
ilerleme kaydetmiştir.
Dolaylı vergilendirme alanında, Haziran 2001’de, motor yakıtı
olarak kullanılan LPG üzerindeki asgarî tüketim vergilerinin düzeyi, asgarî
AT düzeyinin üstüne çıkarıldı. Şimdi, vergi düzeyi, bütün motor yakıtlarında
(sıvılaştırılmış petrol gazı – LPG, kurşunlu ve kurşunsuz benzin ve dizel)
asgarî AT düzeyinden daha yüksektir.
Doğrudan vergilendirme ile ilgili olarak, Türkiye, Haziran
2001’de mevcut yasalarda bir takım değişiklikler kabul etti. Yurtiçi işlemlerde
birleşmeler, bölünmeler, varlık transferleri ve hisse değişimleri üzerine
ilgili müktesebata uygun olarak, birleşmeler, bölünmeler ve hisse değişimlerinden
doğan sermaye kazançlarına kurumlar vergisinden muafiyet getirdi. Ayrıca,
ilgili müktesebata uygun olarak, şirketlerin sermaye artışları üzerindeki
dolaylı vergilerin oranını azalttı.
Kişisel vergi kimlik numarasının kullanımı, 2001 yılında çeşitli malî
işlemlere teşmil edildi.
İdarî kapasiteyle ilgili olarak, kişisel vergi kimlik numarasının
uygulanmasıyla, vergi tahsilatında etkinliğin arttırılması amaçlanmaktadır.
Genel değerlendirme
Genel olarak, ulusal mevzuatı müktesebat ile uyumlaştırmak için ilave
çabalar gereklidir.
KDV açısından, 1985 yılında KDV yasasının çıkarılmasından sonra, bu
verginin yapısı yerleşmiş durumdadır. Ancak, özellikle muaf tutulan işlemler
ve uygulanan oranlar ile ilgili olarak, önemli ölçüde uyumlaştırma
gerekmektedir.
Tüketim vergileri konusunda, motor yakıtları üzerindeki vergi oranları
düzeyine yönelik olumlu adımlara karşın, verginin yapısı, zorunlu muafiyetler,
tütün ve alkol ürünlerine uygulanan oranlar ile ilgili olarak daha fazla
uyumlaştırma gereklidir.
Doğrudan vergilendirme alanında kabul edilen mevzuat, bu konudaki Türk
mevzuatını, ilgili AT yönergeleriyle daha uyumlu kılmıştır. Ancak, daha
fazla ilave uyumlaştırma gerekli olmaya devam etmektedir.
İdarî kapasiteyle ilgili olarak, Türkiye’nin, AT müktesebatını
tatbik ve icra edebilmesini ve vergi tahsilatını arttırabilmesi için vergi
adaresini modernleştirip güçlendirmesi gerekmektedir..
Sanayi ve ticaret sektörlerinde vergi kaçağı yaygın olmaya devam etmektedir.
Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, bu konuyu çözmeyi amaçlamaktadır fakat
somut sonuçlar henüz gözlenmemiştir.
Başlık 11: Ekonomik ve parasal
birlik
Yukarıda, ekonomik kriterlerin tartışıldığı başlık altında (B-2), çeşitli
yönleriyle Türkiye’nin ekonomik politikasının ayrıntılı bir değerlendirmesi
verilmiştir. Dolayısıyla, bu bölüm, AT antlaşmasının VII. başlığında ve
diğer ilgili metinlerde tarif edilen Ekonomik ve Parasal Birlik müktesebatının
katılım öncesinde aday ülkelerce uygulanması gereken yönleriyle, yani,
kamu sektörünün merkez bankası tarafından dolaysız biçimde finanse edilmesinin
yasaklanması, kamu sektörünün malî kurumlara imtiyazlı erişiminin yasaklanması
ve ulusal merkez bankasının bağımsızlığı konularıyla sınırlanmıştır. Sermaye
hareketlerinin serbestleştirilmesi sürecine gelince (EPB müktesebatıyla
uyum, bu sürecin tamamlanmasına bağlıdır), bu konu yukarıda, Başlık
4 – Sermayenin serbest dolaşımı bölümünde ele alınmıştır.
Türkiye, EPB müktesebatının benimsenmesinde bir miktar ilerleme kaydetmiştir.
Nisan 2001’de Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Kanunu’nda değişikliklerin
kabul edilmesiyle, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı arttırılmıştır.
Kamu sektörünün merkez bankası tarafından dolaysız biçimde finanse
edilmesi ile ilgili olarak, Banka’nın Hazine’ye ve kamu kurum ve kuruluşlarına
kredi veya avans vermesini yasaklayan hükümler takviye edilmiştir. Banka,
birincil piyasada Hazine veya kamu kurum ve kuruluşları tarafından ihraç
edilmiş borçlanma araçlarını satın alamaz.
Genel değerlendirme
Türkiye, tam üyeliğin gerçekleşmesini müteakip, AT Antlaşması’nın 122.
maddesi kapsamında kendisine istisna tanınmış bir ülke statüsüyle EPB’ye
katılacaktır. Türkiye, tam üyelik tarihine kadar, kendi kurumsal ve yasal
çerçevesinde gerekli değişimleri gerçekleştirmelidir.
Türkiye, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını arttırmak için önemli adımlar
atmıştır, fakat bu alandaki müktesebat ile uyumlaştırmak için ilave tedbirlere
ihtiyaç vardır. Enflasyon hedefinin belirlenmesiyle ilgili olarak, Merkez
Bankası Kanunu, müktesebat ile uyumlu değildir, zira bu hedef Hükümet ile
mutabakat içinde kararlaştırılmaktadır. Kişisel ve kurumsal bağımsızlık
alanında müktesebat ile tam bir uyum sağlamak için başka düzenlemeler gerekli
olabilir.
Başlık 12: İstatistikler
Eurostat ve ilgili Türk makamları arasında işbirliğine başlanması hariç,
bu alanda geçen yıl somut bir ilerleme olmamıştır.
Bu işbirliği bağlamında, aşağıdaki alanlar, öncelikli konular olarak
belirlendi: Uyumlaştırılmış Tüketici Fiyat Endeksi ve Satınalma Gücü Pariteleri,
demografik ve sosyal istatistikler, bölgesel istatistikler, makroekonomik
istatistikler, ticaret istatistikleri, dış ticaret, tarım istatistikleri,
işletme sicili, Sınıflamalar ve Yayma. Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE),
işletme sicili konusunda bir çalışma grubu kurmuş ve başlıca istatistik
alanlarını kapsayan bir yıllık Çalışma Planı (2001) hazırlamıştır.
Genel değerlendirme
Türkiye’nin istatistik sistemi, AB’nin sisteminden hâlâ çok farklıdır.
Bu durum, istatistiksel altyapı, demografik ve sosyal istatistikler, bölgesel
istatistikler, ticaret istatistikleri, ulaştırma istatistikleri, dış ticaret
istatistikleri ve tarımsal istatistikler gibi çoğu alanda geçerlidir. AB-Türkiye
Gümrük Birliği nedeniyle geçmişte bir miktar uyumlaştırma sağlanmış olmakla
beraber, makroekonomik istatistikler konusunda da farklar vardır.
Yukarıda belirtilen bütün alanlarda, müktesebat ile uyumlaştırma sağlamak
için, metodoloji, kalite ve verilerin tamlığı üzerinde daha fazla çalışma
gereklidir. Bir ilk adım olarak, Türkiye temel altyapıyı kurmalıdır. Bunun
anlamı, gerekli sınıflamaların benimsenmesi, AB standartlarına uygun bir
işletme sicili kurulması ve halen müktesebat ile uyumlu olmayan İstatistik
Kanunu’nun değiştirilmesidir.
Verilerin toplanması ve istatistiklerin üretilmesi ve yayımlanmasından
sorumlu olan Devlet İstatistik Enstitüsü, istatistik sisteminin merkezî
otoritesidir. DİE merkez teşkilatı, başlıca istatistik konularını kapsayan
10 adet “Ana Hizmet Birimi”, üç adet “Danışma Birimi” (Hukuk, Araştırma,
Planlama ve Koordinasyon, İstatistikler) ve üç adet “Destek Birimi” (İdarî
ve Malî İşler, Personel, Sivil Savunma) içerir. DİE’nin halen 23 bölge
müdürlüğü vardır. Toplam personel sayısı 2890 dolayında olup, merkez teşkilatında
2000 kişi, bölge müdürlüklerinde 890 kişi çalışmaktadır. “Yüksek İstatistik
Şurası” Türk istatistik sisteminin danışma organıdır. İstatistik sisteminin
idarî teşkilatı önemli ölçüde iyileştirilmelidir. Önceliklerin belirlenmesi,
personel eğitimi, ve AB entegrasyonuyla ilgili konularda çalışan bölümlerde
yeterli personel sağlanması dahil, çeşitli alanlarda özel çabalar gereklidir.
Başlık 13: Sosyal politika
ve istihdam
Son düzenli rapordan beri, bu alanlarda sınırlı ilerleme olduğu söylenebilir
(ayrıca bkz. ekonomik, sosyal ve kültürel haklar).
Çocuk emeği alanında, Türkiye, Ocak 2001’de, Çocuk Emeğinin En
Kötü Biçimlerinin Tasfiyesine dair 182 sayılı ILO Sözleşmesi’ni ve yine
Ocak 2001’de Çocuk Haklarının Kullanılmasına dair Avrupa Sözleşmesi’ni
onayladı. Nisan 2001’de kabul edilen bir yasayla, Emniyet Genel Müdürlüğü
içinde bir Çocuk Bürosu kuruldu. Ancak, çocuk emeği, özellikle devam eden
ekonomik bunalımda, yaygınlığını korumakta ve önemli bir endişe konusu
olmaya devam etmektedir.
Kadınlar ve erkekler için eşit muamele sahasında, analık izniyle
ilgili olarak ve, halen Parlamento önünde bulunan yeni Medenî Kanun çerçevesinde,
var olan ayrımcılığın kaldırılması ile ilgili olarak hazırlık çalışmasına
girişilmiştir. Medenî Kanun, “aile reisi” kavramını kaldırmayı da öngörmektedir.
İlgili müktesebatın aktarılmasına yönelik yeni adımlar atılmalıdır.
İşyerinde sağlık ve güvenlik alanında ilave herhangi bir aktarma
olmamıştır.
Hazırlık sürecindeki reformlara karşın, kamu sağlık hizmeti sisteminin
durumunda, önceki raporlama dönemine kıyasla iyileşme olmamıştır. Bu alandaki
kamu harcamaları hâlâ yetersizdir ve, hazırlık sürecindeki reformlara karşın,
genel olarak hizmetlerin dağılımı düzelmemiştir.
Sosyal diyalog konusunda, Haziran 2001’de kamu çalışanları sendikalarıyla
ilgili bir yasa tasarısı kabul edildi. Bu tasarı, Topluluk müktesebatıyla
ve Türkiye’nin onaylamış olduğu ilgili ILO sözleşmeleriyle uyumlu değildir.
Yasa, kamu sektöründe örgütlenme hakkına önemli kısıtlamalar getiren bir
takım hükümler içermektedir. Özellikle, grev ve toplu pazarlık haklarının
dışlanmasıyla ilgili kısıtlayıcı hükümler vardır.
Nisan 2001’de Türkiye, sosyal partnerler arasında diyalog için bir platform
oluşturan Ekonomik ve Sosyal Konsey’in kurulmasına dair bir yasayı kabul
etti. Başbakan’ın takdirine göre, STK’ler toplantılara katılmaya davet
edilebilir. Ekonomik ve Sosyal Konsey, çok çeşitli ekonomik ve sosyal aktörlere
danışılması için yararlı bir forum sağlamakla birlikte, hükümetin baskın
konumu dikkate alınırsa, özerk bir üç-taraflı diyalog için uygun bir temel
oluşturmuyor. Özellikle çalışma yaşamına ilişkin konularda, sosyal partnerlere
(işveren ve işçi örgütleri) etkili biçimde danışılmasını öngörmek üzere
yasada değişiklik yapılmalıdır.
Özerk sosyal diyalog ile ilgili olarak, şirket düzeyinde toplu sözleşmeler
imza edilmesine ilişkin kısıtlamalar devam etmekte olup toplu pazarlığın
ve sosyal diyaloğun kapsamını ciddî biçimde sınırlamaktadır.
İşsizlik oranı, Haziran 2001’de %6,9 idi. Gençler arasında işsizliğin
yüksek düzeyde olması, hâlâ tarım sektörünün hakim olduğu bir işgücü piyasasından
geçiş ile bağlantılı yapısal değişimler, ve enformel ekonominin boyutu,
Türkiye’nin önünde duran başlıca sorunlar olmaya devam etmektedir (daha
fazla bilgi için bkz. kısım B).
Türk istihdam kurumu İŞKUR, Türkiye’de istihdam ve işsizlik ile ilgili
konular, iş bulma, işçilerin resmî ve özel kuruluşlara yerleştirilmesi
ve meslekî eğitim faaliyetleri alanında çalışan kuruluştur (ayrıca bkz.
aşağıda). 2000 yazında çıkarılan bir kararname temelinde (bu kararnamenin
Parlamento tarafından onaylanması için süre dolmuştur) bir yeniden yapılanma
sonrasında, İŞKUR, sosyal partnerler ile birlikte iller düzeyinde pro-aktif
emek piyasası politikaları tasarlamaya başlamıştır, fakat gerekli malî
kaynaklardan hâlâ yoksundur.
Sosyal koruma ile ilgili olarak, Mart 2001’de, özel emeklilik
programlarına imkân veren ve böylece zorunlu emeklilik sistemini bütünleyen
bir yasa kabul edildi. Bu yasa, bir Bireysel Emeklilik Danışma Kurulu’nun
teşkil edilmesini öngörmektedir. Bu yeni birim, Hazine Müsteşarı ile Maliye
ve Çalışma Bakanlıklarınca ve Sermaye Piyasaları Kurulunca atanan birer
üyeden oluşacaktır. Görevi, bireysel emeklilik politikalarını ve bunların
uygulanmasını belirlemektir. Ancak, kritik bir konu olan vergi muafiyetleri
konusu yasaya dahil edilmemiştir ve bu durum, sistemin çekiciliğini azaltacaktır.
Ayrımcılığa karşı mücadele ile ilgili olarak, yeni bir ilerleme
olmamıştır (ayrıca bkz. yukarıda Medenî Kanun altında).
İdarî kapasite ile ilgili olarak, geçen yıldan bu yana, Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı içinde yeni bir koordinasyon dairesi kurulmuştur.
Sağlık ve Güvenlik Dairesi’nin statüsü yükseltilmiştir. İdarî kapasitenin
güçlendirilmesi konusunda rapor edilebilecek başka önemli ilerleme yoktur.
Genel değerlendirme
Genel olarak, Türk mevzuatını ilgili müktesebat ile uyumlu hale getirmek
için yapılması gereken çok iş vardır. Bu süreç, sıkıntıya yol açan istihdam
durumunu ve genel sosyal durumu ağır biçimde etkilemiş olan ekonomik bunalımın
derinleşmesinden olumsuz yönde etkilenmiştir.
Anayasa reformu çerçevesinde, sosyal haklar ile ilgili değişiklikler
yapıldı. Bunlar, yeni mevzuat yoluyla uygulamaya konulacaktır. Bu alanda
başka bazı adımlar da atılmıştır, fakat farklı durumlarda Topluluk müktesebatı
yeterince dikkate alınmamıştır. Türk mevzuatı, özellikle standartlar, yöntemler
ve izleme gerekleri açısından, Birlik mevzuatından çok farklı olmaya devam
etmektedir.
Çalışma hukuku alanında, işletmelerin devri ve ödeme güçlüğü ile ilgili
olarak çalışanların korunması, sözleşme veya istihdam ilişkisi, geçici
işçilerin sağlığı ve güvenliği, çalışma süresinin düzenlenmesi ve yarım
gün çalışma, işyerinde gençlerin korunması, Avrupa İşyeri Konseyleri ve
işçilerin görevlendirilmesi gibi konularda icraat gereklidir.
Türkiye’nin durumu düzeltmeye yönelik çabalarına karşın, çocuk emeği
konusu öncelikli bir konu olarak ele alınmalıdır.
İşyerinde sağlık ve güvenlik alanında, Türkiye, müktesebatı aktarmalı
ve uygulamalıdır. Mevzuatı uygulamaya ve icra etmeye yönelik idarî kapasite
güçlendirilmelidir. Kamu sağlık hizmeti sisteminde reform süreci devam
ettirilmelidir. Türkiye, kamu harcamalarının ihtiyaçları karşılamak için
yeterli olmasını ve hizmet arzının ıslah edilmesini sağlamalıdır. Türkiye,
tütün konusundaki mevzuat ile uyumlaşmalıdır. Sağlık izleme ve veri toplama
konusunda ve ayrıca epidemolojik kontrol ve gözetim sistemleri alanında
da iyileşmelere gerek vardır.
Kadınlar ve erkekler için eşit muamele alanında, Türkiye, müktesebat
ile uyumlaştırma çabalarını arttırmalıdır.
Sosyal diyalog ile ilgili olarak, müktesebata uygun şekilde bütün düzeylerde
özgür ve gerçek bir sosyal diyaloğun koşullarını yaratmak için öncelikli
olarak daha fazla ilerleme sağlanmalıdır.
Örgütlenme ve toplu pazarlık özgürlüğü ile ilgili olarak, kanunda ve
uygulamada güçlükler devam etmektedir. Sektörel düzeyde, bir sendikanın
şirket düzeyinde toplu pazarlık hakkını kazanması için %10’luk bir barajı
geçmesi gereklidir. Ayrıca, çalışma mevzuatının büyük ölçüde uygulanmadığı
ve işçilerin örgütlenme özgürlüğü ve toplu pazarlık hakkı üzerinde kısıtlamaların
konulduğu serbest bölgelerde sendikal haklar sınırlanmıştır. Toplu pazarlığın
kapsamı geliştirilmeli ve Türkiye, işçilerin şirket düzeyinde katılımını
ve işçilere bilgi verilmesini/danışılmasını arttırmak için adımlar atmalıdır.
Ulusal düzeyde, Ekonomik ve Sosyal Konsey’in kurulması, sivil toplum
içinden daha çok sayıda aktörler ile daha fazla diyalog yönünde bir adım
olmakla birlikte, hükümet, ekonomik ve sosyal politikaları tartışmak üzere
sosyal partnerler ile üç-taraflı diyaloğu korumaya devam etmelidir. Türkiye,
personel ve kaynaklar, ulusal üç-taraflı ve çok-taraflı süreçler için sekretarya
olanakları ve toplu sözleşmelerin tescil ve tahlil edilmesi bakımından,
sosyal diyalog için idarî kapasitesini güçlendirmelidir. Hükümet, gelecekte
AB düzeyinde ve ortak Avrupa politikalarında oynamaya çağrılacakları rolü
üstlenmeleri için sosyal partnerlerin kapasitesini geliştirmelidir.
Ayrıca, sosyal koruma alanında yapılacak çok iş vardır. Türk sosyal
güvenlik sisteminde devam etmekte olan reformun ivedi olarak ilerletilmesine
ihtiyaç vardır. Genel olarak, sosyal güvenlik sistemi, ciddî malî güçlükler
yaşamaya devam etmektedir.
Türkiye’de henüz özürlüler için bir ulusal program yoktur. Sosyal Hizmetler
ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Sağlık, Millî Eğitim ve Çalışma Bakanlıkları
ve İŞKUR (İş ve İşçi Bulma Kurumu) dahil, özürlü insanlar ile ilgilenen
bazı kurumlar vardır. Türk Çalışma Kanunu, özel ve resmî kurumların özürlü
kişiler istihdam etmelerini ve toplam personel sayısının en az %3’ünün
özürlülerden oluşmasını öngörmektedir. Fakat, uygulama ve icra sağlanmış
değildir.
Genel olarak, etkili uygulama ve icra sağlamak için idarî kapasitenin
arttırılması gerekir.
Ayrımcılık konusunda, Parlamento’da bekleyen yeni Medenî Kanun,
bunu kaldıran hükümler içermektedir. Antlaşma’nın 13üncü maddesi temelinde
ayrımcılığa karşı müktesebat ile uyumlaştırma sağlamak için ilave çabalara
ihtiyaç vardır.
Antlaşma’nın 136ncı maddesinde öngörüldüğü gibi, sosyal dışlamaya karşı
mücadele, AB sosyal politikasının bir parçasıdır. Lizbon ve Nice AB Konseylerinde
kararlaştırıldığı gibi, sosyal dışlamayla mücadele politikaları, AB düzeyinde
ortaklaşa kabul edilen amaçları ulusal eylem planlarıyla birleştirmektedir.
Haziran 2001’deki Göteburg AB Konseyi, aday ülkeleri, sosyal içermenin
geliştirilmesini öngören Birlik hedeflerini kendi ulusal politikalarına
dahil etmeye çağırmıştır.
Başlık 14: Enerji
Son düzenli rapordan beri, özellikle rekabet edebilirlik ve iç enerji
piyasası ile ilgili olmak üzere, bu alanda ilerleme kaydedilmiştir.
Arz güvenliği konusunda rapor edilecek belirgin gelişmeler yoktur.
Rekabet edebilirlik ve iç enerji piyasası ile ilgili olarak,
Türk Elektrik Piyasası Kanunu, 18 Şubat 2001 tarihinde kabul edildi. Bu
kanun, tesislerin yeniden yapılanması ve bölünmesi dahil, esas olarak sektörün
yeni yapısının ve enerji sektöründeki aktörlerin statüsünün tanımlanması
üzerinde yoğunlaşmaktadır. Elektrik iletimi üzerindeki kontrol devletin
elinde kalırken, üretim ve dağıtım faaliyetleri, rekabete ve özel şirketlere
açılacaktır- dağıtım aktiviteleri 29 dağıtım bölgesine bölünmektedir. Kanun
ayrıca, ikincil mevzuat hazırlaması da beklenen, bir Enerji Düzenleme Kurulu
biçiminde bir düzenleyici otoritenin kurulmasını öngörmektedir. Bu Düzenleme
Kurulu, gaz sektörünü de kapsayacaktır.
Doğal Gaz Piyasası Kanunu, 3 Mart 2001’de kabul edildi. Bu kanun
da, sektörün ana yapısını ve farklı aktörlerin statülerini tanımlamakta,
yeni kurumlaşmalar öngörmektedir. Eski devlet şirketi BOTAŞ, iki ayrı kamu
iktisadî teşekkülüne bölünecektir: bunlardan biri iletim faaliyetleri yürütecek,
öteki ise ithalat ve ticarî faaliyetler gerçekleştirecektir. Uzun vadede,
dağıtım toptancılara devredilecektir.
Bu iki önemli yasanın kabul edilmesi ve Enerji Düzenleme Kurulu’nun
oluşturulmasının, Türkiye için IMF desteğinin bir şartı olduğu kaydedilmelidir.
Türkiye Hazar Denizi, Karadeniz ve Orta Asya bölgelerinden gelen petrol
ve gaz için bir transit ülke olarak kilit bir rol oynamaya devam etmektedir.
Rusya’dan Karadeniz yoluyla gaz getirecek olan ‘Mavi Akım’ gaz boruhattının
yapımı sürmektedir. Baku-Ceyhan petrol boruhattı üzerindeki çalışmalar
da sürmektedir. Bu tür projelerin, Birlik için arz güvenliğinin sağlanmasına
yardım etmek açısından önemli bir rol oynayacağı söylenebilir (özellikle,
Türk boğazları yoluyla taşınacak hacimlerde büyük artışlar öngörmenin zor
olduğu dikkate alınırsa). Yunanistan ve Türkiye arasındaki işbirliği faaliyetleri
çerçevesinde başka olanaklar geliştirilmektedir.
Petrol sektöründe, rafinaj şirketinin %35’e yakın bir bölümü 2000 yılında
özelleştirildi.
Enerji verimliliği konusunda rapor edilebilecek belirgin gelişmeler
yoktur.
Geçen yıl Türkiye, Mersin-Akkuyu’da ülkenin ilk nükleer enerji santralini
inşa etmeye yönelik bir ihale prosedürünü iptal etti. Nükleer enerji sektöründe
kaydedilecek başka gelişmeler olmamıştır.
Nükleer Malzeme Önlemleri konusunda, Türkiye, IAEA ile bir Tam Kapsamlı
Önlemler Anlaşması yapmıştır. Bu Anlaşma’ya ek bir protokol, Temmuz 2001’den
beri yürürlükte bulunuyor.
Genel değerlendirme
Türkiye, elektrik ve gaz sektörleri için iki önemli çerçeve yasanın
kabul edilmesiyle kendini iç enerji pazarına hazırlamak ve müktesebat ile
uyumlaştırmak yönünde ilerlemiştir. Ancak, şebekelere erişim, piyasanın
açılması ve yeni kapasite inşası rejimi gibi, Elektrik Yönergesi’nin kimi
önemli unsurlarının Elektrik Kanunu’nda bulunmadığına işaret edilmelidir.
Bunların ikincil mevzuata konu edilmesi gerekecektir. Piyasanın açılması,
başlangıç olarak, %20 oranında öngörülmüştür, fakat bunun ötesinde başka
planlar yoktur.
Benzer şekilde, üçüncü taraf erişimi, ayrıştırma, kamu hizmeti yükümlülükleri
veya depolama gibi, Gaz Yönergesinin gerektirdiği düzenlemeler Türkiye’nin
Doğal Gaz yasası kapsamına dahil edilmemiş ve düzenleyici kurum tarafından
çıkarılacak ikincil mevzuata bırakılmıştır. Söz konusu kurumun kendisi
de henüz kurulmamıştır. İletim sistemine erişim planlanmakta, fakat
dağıtım sistemine erişim öngörülmemektedir.
Enerji Düzenleme Kurulu, 2 Kasım 2000 tarihinde kuruldu. Bu kurulun,
fiyatları ve tarifeleri belirlemek yanısıra, uygulama mevzuatını (ehil
müşterilerin tanımlanması ve ruhsatlama gibi) AT Elektrik ve Gaz Yönergeleriyle
tam uyumlu olarak kabul etmesi önemlidir. Ayrıca, bu organa, faaliyet gösterebilmesi
için gerekli bağımsızlığın ve (personel, bütçe ve maaşlar itibariyle) gerekli
kaynakların verilmesi elzemdir.
Genel olarak, Türkiye’nin enerji sektörünü yeniden yapılandırmaya verdiği
öncelik, yatırımı cezbetmekte ve devlet kontrolünü azaltmaktadır. Yukarıda
belirtilen iki yeni yasa, her bir sektörün açılması ve rekabetin teşvik
edilmesi için zemini hazırlamaktadır, fakat AT standartlarıyla uyumlaşma
için daha yapılması gereken çok iş vardır. Kamu hizmeti veren kurumların,
özellikle de elektrik sektöründe faaliyet gösterenlerin malî disiplinlerini
iyileştirmek, enerji yatırımlarının daha çekici kılınmasına yardım edecektir.
Arz güvenliği konusunda, Uluslararası Enerji Ajansı’nın üyesi olarak
Türkiye, petrol stoklarıyla ilgili olağanüstü durum hazırlığı müktesebatı
ve UEA taahhütleri ile uyumlaşma yönünde önemli adımlar atmıştır. UEA’ye
düzenli olarak bildirilen toplam petrol stokları, müktesebatın gerekli
kıldığı düzeyle büyük ölçüde eşdeğer idi. Bütün olağanüstü durum hazırlık
tedbirleri, petrol stoklarının izlenmesi ve kontrol edilmesinden sorumlu
kuruluş olarak hizmet eden Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün kontrolü altındadır.
Enerji verimliliğinin arttırılması, bir Enerji Tasarrufu Koordinasyon
Kurulu ve bir Ulusal Enerji Tasarrufu Merkezi yoluyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı’nın sorumluluğu altındadır. %40 oranında bir enerji tasarruf
potansiyeli olduğu tahmin edilmektedir. İzolasyon standartları için ve
yeni binalar için yeni normlar, bu çabaya katkıda bulunacaktır.
Türkiye, enerji verimliliğine gerekli dikkati göstermeye devam etmelidir.
Türkiye’nin Euratom gerekleri ve prosedürleri ile uyum sağlaması gerekecektir.
Bu bakımdan, Euratom nükleer önlemlerinin uygulanması için hazırlık yapılmasına
gerekli dikkat gösterilmeye devam edilmelidir.
[24] Veriler, ISIC Rev. 2’ye atıf yapmaktadır.
[25] Bütün tarımsal istatistikler için kaynak,
tersi belirtilmedikçe, EUROSTAT’tır.
[26] Eurostat İşgücü Anketi tanımları (LFS). Tarımsal
istihdam, LFS terimleriyle, gelirlerinin önemli bir kısmını tarımdan elde
eden ekonomik olarak aktif kişiler şeklinde tarif edilmiştir.
[27] Tarımsal ürünlerin Uruguay Round’daki tanımı.
Rakamların kaynağı, EUROSTAT COMEXT.
|