Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
İÇİNDEKİLER
AB ANA SAYFA
AB logo Türkiye-AB İlişkileri

2001 DÜZENLİ RAPORU
Türkiye'nin Katılım Yönünde İlerlemesi Üzerine Komisyon'un 2001 Düzenli Raporu
(6)
 
 
Başlık 15: Sanayi politikası (28)

2000 düzenli raporundan bu yana, hükümet, çabalarını makroekonomik durumun istikrara kavuşturulması üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bunun bir sonucu olarak, sanayi ve işletme politikası geliştirilmesi alanında ancak sınırlı ilerleme kaydedilmiştir.

Türk sanayi politikası, sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’na dayanır ve Mayıs 2001’de kabul edilen “Güçlü Ekonomiye Geçiş” programında daha da geliştirilmiştir. (Ayrıca bkz. Kısım B.2 – Ekonomik kriterler). İş dünyası, söz konusu programın politika esaslarının tasarlanmasına katılmıştır.

Hükümet, yabancı yatırımların teşvik edilmesi için, yabancı doğrudan  yatırımları çekmeye yönelik tedbirler içeren bir program kabul etmiştir. Ayrıca, işletmeler için kredi yetersizliği sorununu aşmak amacıyla, likidite problemleriyle karşı karşıya olan işletmelere yardım etmek üzere bir yeniden yapılanma fonu kurulacağını ilan etmiştir. Bu fon, hükümetin ve malî sektörün katkılarıyla finanse edilecektir.

Özelleştirme devam etmiş fakat bazı engeller ile karşılaşmıştır ve bütün özelleştirmeler öngörülen takvim içinde gerçekleşememiştir. Çelik sektöründe, İsdemir tesislerini özelleştirmek için 2000 yılında yapılan girişimden sonra, 2001 yılında İsdemir’in Erdemir’e devrine karar verildi. Tesislerin modernleştirilmesi ve üretimin farklı bir piyasa kesimine yönlendirilmesi öngörüldü. Türk Telekom’u özelleştirme girişimi başarısız oldu ve daha sonra, özellikle halka arzedilecek hisse sayısını arttırarak, satış koşullarının önemli ölçüde değiştirilmesi gerekti. IMF ile kararlaştırılan şartlar yerine getirildi. Devlet şirketlerinin yeniden yapılandırılması konusunda rapor edilebilecek herhangi bir ilerleme olmadı.

Genel değerlendirme

Genel olarak, piyasaya dayalı, istikrarlı ve öngörülebilir bir nitelik gösteren Türkiye’nin sanayi politikası, AT sanayi politikasının ilkelerine büyük ölçüde uygundur. Ancak, makroekonomik istikrarsızlık bu politikanın uygulanmasına zarar vermiştir. Türkiye, küçük ve orta boy işletmeler dahil, iş dünyasının ihtiyaçlarını dikkate alan net öncelikler belirleme çabalarını sürdürmeli ve oluşturulan politikaların etkili biçimde uygulanmasını sağlamalıdır. Bunu yaparak, Türkiye, sanayisinin ve özellikle küçük ve orta boy işletmelerin rekabet gücünü daha da arttırabilir. Malî sektör ve sanayi arasında daha yakın bağlar kurulması, özel bir öncelik olabilir.

Bugüne değin ilerleme sınırlı kalmış olsa da, özelleştirme süreci devam edecektir. Türkiye, ekonominin üretim temelini daha da modernleştirmek ve genişletmek için doğrudan yabancı yatırım (DYY) gereksinmesi içindedir. Geçmiş yıllara kıyasla DYY girişlerinde bir artma olmasına karşın, toplam miktar, ülkenin potansiyeline ve büyüklüğüne göre çok düşük olmaya devam ediyor. Yatırım çekmek için, yatırım ortamında büyük bir düzelmeye gerek vardır. İdarî prosedürlerin azaltılması ve saydamlığın arttırılması, bunu olumlu yönde etkileyecektir. Örneğin gümrük makamları ve metroloji ve akreditasyon sistemi bakımından idarî kapasite güçlendirilmelidir.

Türk sanayi politikası, Sanayi Bakanlığı tarafından yönetilir. Özelleştirme çalışmaları, Özelleştirme İdaresi tarafından yürütülmektedir. Ancak, bazı durumlarda, özelleştirme ilgili kamu kurumunca yapılmıştır.

Her sanayi politikasının önemli bir öğesinin, devlet yardımlarının kontrol edilmesi olduğu ve destek düzenlemelerinin, AKÇT Antlaşması’nın yeniden yapılanma bölümleri dahil, AT kurallarına uygunluğunun incelenmesinin gerekeceği kaydedilmelidir (bkz. Başlık 6 – Rekabet politikası).

Başlık 16: Küçük ve Orta Boy işletmeler

Türkiye, KOBİ politikasını revize etme ve işletmelere yardıma yönelik devlet desteği sistemini reformdan geçirme konusunda bir miktar ilerleme kaydetmiştir. Özellikle, bazı yararlı girişimler içeren “KOBİ Eylem Planı Çerçevesi”ni uygulamaya koymuştur.

Yeni ekonomik program, KOBİ’ler dahil ekonomik birimlere ve sosyal taraflara danışıldıktan sonra tasarlandı.

İş ortamının iyileştirilmesi konusunda sınırlı ilerlemeden söz edilebilir.

KOBİ tanımının uyumlaştırılması konusunda kaydedilecek belirgin gelişmeler yoktur.

Genel değerlendirme

Türkiye, KOBİ’lere yönelik AB yaklaşımının izlenmesi yönünde bazı adımlar atmıştır. KOBİ’lerin çalışma ortamını iyileştirmek için ilave çabalara gerek vardır. Son malî bunalım, Türk KOBİ’lerini özellikle etkilemiştir. KOBİ’ler, yurtiçi talepteki azalmadan zarar görmektedir ve onların rekabet yeteneği, Türk Lirası’nın devalüasyonundan istifade etmelerine imkan verecek kadar güçlü değildir. Bu ortamda, KOBİ Eylem Planı Çerçevesi’nin ve öteki ilgili girişimlerin hızla uygulanmasında ilerleme kaydetmek özellikle önemlidir.

Türk KOBİ’lerinin başlıca sorunu, finansman imkanlarına erişim olmaya devam etmektedir. Bu sorun, var olan ekonomik koşullar altında daha da ağırlaşmıştır.

Türkiye’de işletmelerin desteklenmesine yönelik devam etmekte olan bir takım yararlı girişimler vardır. Küçük şirketler için sanayi siteleri ağı gibi, küçük işletmelere yönelik destek hizmetleri bir hayli gelişmiştir. Ancak, iş ortamı daha istikrarlı ve öngörülebilir olmazsa, bunların etkisi sınırlı kalacaktır. Türk hükümeti, idarî basitleştirme dahil, iş koşullarını iyileştirmek için harekete geçmelidir.

KOBİ’lere verilen desteğin çoğu, doğrudan doğruya, TESK (Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu), KOSGEB (Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı) ve İKV (İktisadî Kalkınma Vakfı) gibi yarı-resmî kurumlarca sağlanmaktadır.

KOBİ’lerin finansman olanaklarına erişmelerini kolaylaştırmak için, KOBİ Yatırım A.Ş. kurulmuştur. Bu şirket, bir girişim sermayesi fonu olarak çalışmaktadır. Ayrıca, Türkiye Halk Bankası tarafından verilen krediler için teminat sağlamak amacıyla bir kredi garanti fonu kurulmuştur.

Yüksek teknoloji kullanan yeni şirketler için, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV), girişim sermayesi yaratılmasına yardım etmektedir.

KOBİ’lerin tanımı, Avrupa Komisyonu’nun tavsiyeleri ile tam olarak uyumlu değildir.

Başlık 17: Bilim ve araştırma

Bu alanda bazı ilave gelişmeler rapor edilebilir.

Aralık 2000’de, Türkiye, 2002-2006 dönemine ait araştırma ve geliştirme Çerçeve Programı’na ortaklık üzerinde düşünmeye resmen karar verdi.

Türkiye, Beşinci Çerçeve Programı’na proje bazında katılmaya devam etmektedir.

Genel değerlendirme

Halen oluşma sürecinde bulunan bir Avrupa Araştırma Alanı için temel teşkil eden ilkeler Türkiye tarafından genel olarak paylaşılmakla birlikte, faaliyet ve harcama düzeyinin nisbeten düşük kaldığı ATG (Araştırma ve Teknoloji Geliştirme) sektöründe gelişmeye ihtiyaç vardır. Bu sektörün gelişmesi ve Türkiye’nin Avrupa Araştırma Alanı ile etkili biçimde bütünleşmesi için, teknoloji geliştirme üzerine brüt yurtiçi harcamayı arttırmak önemlidir.

Bilim ve araştırma faaliyetleri, esas olarak üniversiteler ve kamu araştırma kurumları tarafından yürütülmekte olup, özel sektörün bu konudaki faaliyeti sınırlıdır. Bazı durumlarda, büyük firmalar, yurt dışından transfer edilen teknolojiyi kullanarak, kendi araştırma ve geliştirme çalışmalarını yürütürler. KOBİ’lerin yeni teknolojiye erişimleri arttırılmalıdır.

Başlık 18: Öğretim ve eğitim

Öğretim ve eğitim alanında ancak sınırlı bir ilerleme sağlanmıştır.

Türkiye’nin bu alandaki Topluluk programlarına (Sokrates, Leonardo da Vinci ve Gençlik) katılmaya yönelik hazırlıkları yeni bir ivme kazanmıştır. 2003 yılından itibaren tam katılım amacıyla, 2001 yılında Millî Eğitim Bakanlığı’nın yönetimi altında Türkiye’de bir hazırlık aşaması başlayacaktır. Şimdi, bu konuyla ilgili Ulusal Ajans’ın nasıl kurulacağı hakkında açık bir öneriye ihtiyaç vardır.

Göçmen işçilerin çocuklarının öğrenim ve eğitimine ilişkin yönerge konusunda rapor edilebilecek bir ilerleme yoktur.

Öğretim ve eğitim sisteminde reform ile ilgili olarak, Türkiye’nin Haziran 2001’de kabul ettiği yasa, orta öğretim için vergi fonunun kullanılmasını 2010 yılına kadar uzatmıştır. Yeni bir Dünya Bankası orta öğretim kredisi ve Avrupa Yatırım Bankası’ndan muhtemel krediler ile birlikte, bu yasa, hükümetin 2005 yılına kadar 8inci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda öngörülen 12 yıl zorunlu eğitim hedefine ulaşmasına yardım edecektir.

Yasa, aynı zamanda, Türkiye’de meslekî öğrenim ve eğitimin yapısını da önemli ölçüde etkileyecektir. Öğretim sistemi içinde daha kolay geçiş yapılmasına imkân verecek tek bir meslekî öğretim sisteminin temelini atan yeni yasa çerçevesinde, üniversite giriş sınavına katılmaksızın, ileri düzeyde meslekî öğretim ve eğitim sunan kurumlara girmek mümkün olacak ve böylece, var olan sistemde bir mesleğe yönelen öğrenciler üzerindeki yük önemli ölçüde azaltılmış olacaktır.

Genel değerlendirme

Esas olarak, eğitim sisteminin temelindeki ilkelerin çoğu, üye devletlerin ilkeleriyle uyumludur. Ancak, özellikle kırsal alanlarda, eğitim kalitesi aynı düzeyde değildir.

Yeni eğitim yasası, olumlu bir adımdır ve özellikle meslekî öğretim ve eğitim sektörüne yararlı olacaktır. Bununla birlikte, yasa, meslekî öğretim ve eğitim sistemini emek piyasasının gereksinmeleriyle daha uyumlu kılma konusunu ele almamaktadır. Sanayi ve sosyal partnerler ile işbirliği içinde, bu yönde çabalar sarf edilmelidir.

Yakın gelecekte, Türkiye, öncelikli bir konu olarak, Topluluk’un üç öğrenim programını başarıyla yönetmek için gereken Ulusal Ajans’ın kurulmasına yönelik adımları atmalıdır. Bu konu, Türkiye’nin söz konusu programlara katılması için çok önemli bir koşuldur.

Göçmen işçilerin çocuklarının öğrenim ve eğitimine ilişkin yönerge, hâlâ aktarılmış değildir ve uygulamanın sağlanması gereklidir.

Başlık 19: Telekomünikasyon ve bilgi teknolojileri

Türkiye, son düzenli rapordan beri, bu alanda ilerleme kaydetmiştir.

Telekomünikasyon piyasasının serbestleştirilmesi alanında bir takım gelişmeler olmuştur. Bu gelişmelerden bazıları, yeni ekonomik reform planı kapsamında idi. Mayıs 2001’de çıkarılan Telekomünikasyon Yasası, Türk Telekom’un özelleştirilmesi için hukuksal temeli oluşturmakta (bu yasa, devletin elinde nominal bir “altın hisse” bırakılması dışında, şimdiki operatör Türk Telekom’un sermayesinin %100’ünün özelleştirilmesini öngörüyor) ve tam serbestleşme tarihi olan 1 Ocak 2004’ün, operatörün sermayesindeki devlet payının %50’nin altına düştüğü tarihe geri çekilmesini öngörmektedir. Ayrıca, mobil telefon hizmetinde daha fazla rekabet sağlanması yönünde ilerleme olmuş, böylece GSM tarifelerinde önemli bir gerileme gerçekleşmiştir.

Var olan iki GSM lisansına ek olarak, biri Mart 2001’den beri hizmette olan  ARIA’ya (Telecom Italia ve Türkiye İş Bankası ortaklığı) ve diğeri Ağustos 2001’den beri hizmette olan AYCELL’e (Türk Telekom’un bir yan kuruluşu) olmak üzere  iki lisans daha verilmiştir

Düzenleyici çerçeve konusunda, Ağustos 2000’de Telekomünikasyon Kurulu’nun kurulmasından sonra, bu kurulun teşkilat ve görevleri hakkında bir yönetmelik, Şubat 2001’de çıkarıldı. Aynı ayda, Ulaştırma Bakanlığı ile Türk Telekom arasında bir imtiyaz anlaşması imza edildi. Mart 2001’de, iletişim şebekeleri ve hizmetlerinin lisanslanması hakkında bir yönetmelik çıkarıldı. Bu arada, yeni telekomünikasyon yasasına dayanılarak, lisanslama görevleri, Ulaştırma Bakanlığı’ndan Telekomünikasyon Kurulu’na devredilmiştir. Eylül 2001’de, tarife reformu için bir fiyat sınırlama mekanizması hakkında bir yönetmelik kabul edilmiştir.

Posta hizmetleri piyasalarının serbestleştirilmesi hakkında rapor edilecek bir ilerleme yoktur.

Genel değerlendirme

Telekomünikasyon piyasasını serbestleştirmek için adımlar atılmış olmakla birlikte, Türkiye’nin bu alandaki düzenleyici çerçevesini müktesebat ile tam olarak uyumlu hale getirmek için ilave çabalar gereklidir. Aynı durum, posta hizmetleri için de geçerlidir.

Piyasaların serbestleştirilmesine, kapsamlı ve şeffaf bir düzenleyici çerçeve eşlik etmelidir. Bu alanda önemli ölçüde ilerleme sağlanması için, Şubat 2000’de çıkarılan Telekomünikasyon Yasası’nı değiştirmek ve numaralama, ara bağlantı, evrensel hizmet ve veri koruma gibi temel konularda yönetmelikler çıkarmak gerekecektir.

Yeni tarifeler yönetmeliği temelinde, tarifelerin maliyete yönelik olması ilkesi uygulanmalıdır. Bunun için, Türk Telekom’un maliyet muhasebesi yöntemlerini kullanmaya başlaması ve buna müteakip tarifelerin yeniden belirlenmesi gereklidir.

Telekomünikasyon Kurulu’nun idarî kapasitesini güçlendirmek temel bir önceliktir. Personel kadroları, mevzuat hazırlamak ve lisanslama konusunda yeni görevlerini yerine getirmek dahil, tüm görevlerinin tamamını ifa edebilmelerini sağlamak üzere işe alınıp eğitilmelidir. Şimdiki halde, personelin çoğunluğu, frekanslar ve teçhizat tip onayı gibi teknik görevler ile uğraşmaktadır.

Telekomünikasyon Kurulu, GSM operatörleri arasında ulusal “roaming” için teknik ve malî koşullar hakkında bir karar hazırlayarak piyasalarda adil rekabeti aktif biçimde izlemeye başlamıştır. Telekomünikasyon Kurulu’nun Ulaştırma Bakanlığı’ndan tam olarak bağımsız olmasını sağlamak için daha fazla ilerleme kaydedilmelidir. Telekomünikasyon Kurulu için düzenleyici yardımla ilgili kapsamlı bir genişleme projesi hazırlanmaktadır.

Başlık 20: Kültür ve görsel-işitsel politika

Son düzenli rapordan beri, bu alanda ancak sınırlı bir ilerleme olduğu söylenebilir.

Görsel-işitsel sektör, Türkiye medyasının çoğunluğunu kontrol eden iki büyük grubun hakimiyeti altındadır. Sektör, ekonomik ve malî bunalımdan büyük zarar görmüştür. 2001’in ilk yarısında, medya sektöründe 4000’e yakın insanın işsiz kaldığı tahmin ediliyor.

Geçen yıl, ulusal kanalların geçici yayın lisanslarının kalıcı lisanslara dönüştürülmesini sağlayacak ihaleler hazırlanmıştır. Bölgesel ve yerel istasyonlar için de aynı prosedür planlanmaktadır.

Televizyon ve radyo yayınlarını düzenlemekten sorumlu olan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, uydu yayıncılığı konusunda da sorumluluk üstlenmiştir.

Türkiye, Ekim 2000’de, Avrupa Konseyi Sınırötesi Telvizyon Sözleşmesi’ni tadil eden protokolü onayladı.

Türk Parlamentosu tarafından Haziran 2001’de radyo ve televizyon yasasını, basın yasasını, gelir vergisi yasasını ve kurumlar vergisi yasasını değiştiren bir yasanın kabul edilmesi, önemli bir gelişmeydi. Bu yasa, daha sonra Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmiş olup, halen tekrar ele alınmaktadır.

RTÜK yasası olarak bilinen bu yasa, “yayın ilkeleri”, yaptırımlar, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun oluşumu, yeniden iletim ve ayrıca bu alandaki mülkiyet, birleşmeler ve edinimler üzerine hükümler içeriyordu. Bununla birlikte, Türkçe’den başka dillerde yayıncılık ile ilgili olarak var olan rejimde herhangi bir değişiklik getirmiyordu. Bu alandaki Topluluk mevzuatı (yani, “Sınırsız Televizyon Yönergesi”) ile uyumlaştırmayı ilerleten hükümler de içermiyordu.

Teklif edilen RTÜK yasasına göre, “yayın ilkeleri”nin ihlal edilmesi durumunda, bütün istasyona değil, sadece ilgili programa kapatma cezası verilebilecek ve programı yayınlayan istasyona, bir özür yayınlamak veya € 90 000 tutarına kadar bir para cezası ödemek gibi yaptırımlar uygulanabilecekti. Yabancıların özel radyo ve televizyon istasyonlarında sahip olacakları azamî hisse, %20’den %25’e çıkarılacaktı. Siyasal partiler gibi çeşitli kuruluşların bir radyo istasyonuna sahip olmalarına izin verilmeyecekti. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun bileşimi önemli ölçüde değişecek, örneğin bir üye Millî Güvenlik Kurulu tarafından atanacaktı.

Cumhurbaşkanı, yaptırımlar uygulanmasıyla ilgili keyfî ölçütleri, orantısız derecede yüksek para cezalarını ve RTÜK’ün bileşiminde yapılan ve Kurul’un tarafsızlığını tehlikeye atabilecek değişiklikleri gerekçe göstererek, bu yasayı geri çevirdi. Ayrıca, yasanın, ifade özgürlüğünün temel ilkelerini yeterince korumadığını ve yayıncılar üzerine yaptırım uygulamanın aslında, RTÜK’nin değil, yargının yetkisinde olması gerektiğini belirtti.

Genel değerlendirme

Türkiye’nin bu alandaki müktesebat ile uyumlaşması sınırlı kalmıştır.

Radyo ve televizyon konusunda teklif edilen yeni yasa, özellikle ifade özgürlüğü ve düzenleyici otoritenin bağımsızlığı noktalarında, uluslararası medya standartlarından uzaklaşma anlamına geldiği için Türkiye açısından kesin bir geri adım oluşturuyordu. Bu yasa, Türkçe’den başka dillerin kullanılması hakkını kısıtlamaya devam eden mevcut ilkeleri de tekrar teyit ediyor ve güçlendiriyordu.

Dolayısıyla, RTÜK yasası, televizyon ve radyo yayıncılığı konusundaki uluslararası standartlar ve tavsiyeler (örneğin Avrupa Konseyi’ninkiler) paralelinde yeniden yazılmalıdır. Avrupa Konseyi Sınırötesi Televizyon Sözleşmesi’ni onaylamış olan Türkiye, bu sözleşmeyi tadil eden protokole yürürlük tarihinden itibaren uymakla yükümlü olacaktır.

Türkiye, Topluluk’un görsel-işitsel mevzuatıyla uyumlaşma konusunda ilerlemiş değildir. “Sınırsız Televizyon” yönergesinde yer alan Topluluk müktesebatını kendi hukuk düzenine aktarmalıdır. Tanımlar, yetki, alım özgürlüğü, milliyet temelinde ayrımcılık, Avrupalı ve bağımsız yapıtların desteklenmesi, reklamcılık, televizyon yoluyla alışveriş, küçüklerin korunması, ve radyo-televizyon işletmelerinde yabancı sermayenin payı üzerindeki sınırlamalar gibi konular başta olmak üzere, giderilmesi gereken önemli farklar vardır. Bundan başka, Türkiye’nin GATS/WTO çerçevesindeki uluslararası taahhütleri ile Türkiye’nin bir aday ülke olarak Topluluk müktesebatını tam olarak uygulama taahhüdünden doğan yükümlülükler arasında da bir çelişki vardır.
 

Başlık 21: Bölgesel politika ve yapısal araçların koordinasyonu

Son düzenli rapordan bu yana, yapısal politikaların uygulanması için hazırlanmada ilerleme kaydedilmemiştir.

Bu başlık altındaki müktesebatın uygulanmasına imkân verecek mevzuat çerçevesinin kabul edilmesiyle ilgili olarak rapor edilebilecek herhangi bir gelişme yoktur.

Kurumsal yapılar, programlama, izleme, değerlendirme malî yönetim ve kontrol konularında ilave bir ilerleme olmamıştır.

Bölgesel istatistikler oluşturulması bakımından da herhangi bir ilerleme olmamıştır.

İdarî kapasite ile ilgili olarak, Türk bölgesel politikası, bir merkezî planlama sistemi çerçevesinde yürütülmekte olup bundan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) sorumludur. Güneydoğu Anadolu Bölgesi Kalkınma İdaresinden başka, Ankara dışında uygulama yapıları yoktur.

Genel değerlendirme

Türkiye’de bir bölgesel politika var olmakla beraber, yapısal politikalar uygulanması için hazırlıklar gerçek anlamda başlamamıştır. Türkiye, Yapısal Fonlar’ın uygulanması için gerekli yapıları kurmalıdır.

Türkiye’de bölgesel dengesizlikler ile mücadele edilmesi, ülke içindeki sosyoekonomik kaynaşmayı güçlendirmek ve katılım için hazırlanmak açısından temel bir hedef olmalıdır. Ancak, bu konulara yönelik kapsamlı, uzun vadeli bir strateji hâlâ yoktur.

Dolayısıyla, Topluluk standartları ile uyumlu olan ve geri kalmış bölgelerdeki belli başlı konuları ele alan, etkili ve çağdaş bir bölgesel politika oluşturulmasına yüksek öncelik verilmelidir. En azından, ulusal ortalamanın %56’sı (Topluluk ortalamasının %19’u) düzeyinde bir kişi başına GSYH rakamıyla, ülkenin yüzölçümünün yarıdan çoğunu ve nüfusunun üçte birden çoğunu temsil eden, “öncelikli” iller denilen illere yönelik spesifik tedbirler geliştirilmelidir.

Bunun için, başka şeyler yanında, altyapı eşitsizliklerini azaltmayı, özel yatırımlar için elverişli bir ortam yaratmayı, beşerî kaynak gelişimine ivme vermeyi ve yaşam koşullarını düzeltmeyi amaçlayan, çok daha yüksek bir kamu yatırım düzeyine gerek olacaktır.

İdarî bakımdan, Türkiye, hem merkezî düzeyde (DPT yoluyla veya bölgesel politika sorumluluğu verilen özel bir daire yoluyla), hem de bölgesel düzeyde (bölgesel kalkınma otoriteleri kurarak), bölgesel kalkınmanın yönetilmesiyle ilgili yapılarını güçlendirmelidir.

Türkiye, Avrupa Sosyal Fonu’nu uygulamak için gerekli yapıları ve operasyonel düzenlemeleri geliştirmeye henüz başlamamıştır.

Devlet Planlama Teşkilatı ve Devlet İstatistik Enstitüsü, Topluluk kurallarına uygun olarak bir NUTS II sınıflaması hazırlamaya başlamışlardır, fakat çalışmalar erken bir aşamada bulunmaktadır. Böyle bir harita, yapısal politikaların uygulanması için bir önkoşuldur. Bir NUTS II sınıflamasının tanımlanmasından sonra, Satınalma Gücü Standartları itibariyle kişi başına bölgesel GSYH hesaplanmalıdır.

Başlık 22: Çevre

Son düzenli rapordan beri, Türkiye, ne yatay mevzuat açısından, ne de hava kalitesi, atık yönetimi, su kalitesi, doğanın korunması, endüstriyel kirlilik ve risk yönetimi, genetik yoldan değiştirilmiş organizmalar, taşıtlardan ve makinelerden gelen gürültü, nükleer güvenlik ve radyasyondan korunma gibi konularda, bu alandaki müktesebatın aktarılmasında önemli bir ilerleme kaydetmiş değildir.

İdarî kapasite ile ilgili olarak, Çevre Bakanlığı’nın ana hizmet birimlerinin yeniden tanımlanması hakkında kabul edilen bir yasa, Bakanlığın taşra teşkilatını kurmaktadır. Bu, çevre mevzuatının düzgün biçimde uygulanmasını sağlamak yönünde önemli bir ilk adımdır.

Kimyasal maddeler konusunda, 1993 yılında yürürlüğe girmiş olan Tehlikeli Kimyasal Maddeler ve Ürünlerin Kontrol Edilmesi Yönetmeliği, Nisan 2001’de tadil edildi. Bu değişiklik kapsamında, tanımlar, risk deyimleri ve bileşimleri, güvenlik deyimleri ve bileşimleri, tehlike simgeleri ve bunların standart ifade biçimleri yeniden düzenlenmiştir. Ancak, AT mevzuatıyla tam uyumlaştırma henüz sağlanmamıştır.

Genel değerlendirme

Türk mevzuatı, özellikle standartlar, izleme gerekleri ve ölçüm yöntemleri bakımından, müktesebattan hâlâ çok farklıdır. Çevresel müktesebatın tam olarak benimsenmesi, büyük çaba gerektirecektir. Uygulama ve icra kapasitesi de önemli ölçüde yükseltilmelidir. AT çevre yönergelerinin tam olarak aktarılmasını sağlamak için, var olan yasaların ayrıntılı uygunluk denetimlerine tabi tutulması da önemlidir.

1983 Çevre Kanunu, çevre yönetimi ve çevre mevzuatı için çerçeveyi tanımlamaktadır. Çevre Kanunu’na dayalı en son mevzuat çalışmaları 1997 yılına geri gitmektedir (müktesebat ile uyumlu hale getirilmek için revize edilmesi gereken Çevre Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde yapılan değişiklik).

Yatay mevzuat alanında, Parlamento’nun Çevre Komisyonu, bir çerçeve kanun tasarısını kabul etti. Bu tasarı, 1983 Çevre Kanunu’nu tadil etmekte ve çevre alanında yeni bir yasal çerçeve koymaktadır.

AT müktesebatını aktarmak için gereken yasal çerçeveyi yerleştirecek olan bu tasarı, önemli bir ileri adımı temsil etmektedir. Bu yıl içinde kesin olarak kabul edilmesi beklenmektedir.

Bu kanun tasarısının amacı, sürdürülebilir kalkınma ilkesini yerleştirmek ve çevre politikaları, planları ve programları için Stratejik Çevre Etki Değerlendirmesi prosedürünün uygulanmasını öngörmektir. Ancak, bu prosedürün ayrıntıları, ikincil mevzuatın kapsamına girecektir. Kanun tasarısı, doğanın korunmasıyla ilgili hükümleri de tadil etmekte ve, ihlal durumları için daha sert cezalarla birlikte, Çevre Bakanlığı tarafından daha etkili çevresel izleme ve gözetim yapılmasını öngörmektedir. Çevre bilgilerine toplumun erişebilmesini sağlamaktadır. Çevre Kirlenmesini Önleme Fonu ile ilgili hükümler tadil edilmekte ve fonlama miktarı arttırılmaktadır.

Hava kalitesi alanında, mevzuatın müktesebat ile uyumu henüz sağlanmamıştır. Ayrıca, Türk hava kalitesi sisteminde, onu AT müktesebatıyla uyumlu hale getirmek için daha fazla iyileştirme yapılması gerekir.

Atık yönetimi, özellikle ilgili mevzuatın uygulanması bakımından, en problemli konulardan biridir. Evsel atıkların büyük bir kısmı (%93), yasaya aykırı biçimde atılan kontrolsüz atık mahiyetindedir. Müktesebat ile uyum sağlamak için büyük çabalara girişilmelidir.

Su kalitesiyle ilgili olarak, yedinci ve sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planları, su kaynakları konusunda yeni bir çerçeve yasaya ve içme suyu ve atık su deşarjı konusunda müktesebat ile uyumlaşmaya ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır. Türkiye’nin su mevzuatı, Topluluk müktesebatıyla uyumlu değildir.

Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik açısından zengin varlıklarını korumak için, doğanın korunması konusuna özel dikkat gösterilmelidir. Türkiye, kendi mevzuatını, Topluluk doğa koruma mevzuatıyla uyumlaştırmak için önemli çabalarda bulunmalıdır.

Endüstriyel kirlilik kontrolü ve risk yönetimi alanında, müktesebat ile uyumlu mevzuat çıkarılmalıdır. Türkiye kimyasal maddelerin genel bir envanterini hâlâ çıkarmamıştır. Genetik müdahale ile değiştirilmiş organizmalar konusundaki Türk mevzuatının Topluluk müktesebatı ile uyumlu hale getirilmesi gerekir.

Nükleer güvenlik konusunda, Türk mevzuatı, özellikle bildirme ve izleme gerekleri bakımından, müktesebata tam olarak uygun değildir.

Radyasyondan korunma konusunda, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, bütün müesseselerde yerel güvenlik prosedürleri geliştirilmesi, bütün cihazların radyasyon koruma zırhıyla kaplanması ve lisanslama konularında bir strateji tanımlamıştır.

1997 yılında Türkiye’nin çevre yatırımları, ülke GSYH’sinin %0,5’ine tekabül eden 1 milyar ABD Doları civarında idi. 2001 sonunda kapatılacak olan Çevre Kirliliğini Önleme Fonu, Türkiye’de çevre faaliyetlerini ve yatırımlarını finanse etmeye yönelik tek ulusal fondur, fakat Çevre Bakanlığı bu fondan sadece %10 oranında ödemeler onaylama yetkisine sahiptir. Şimdiki halde, araştırma, temizlik operasyonları, öğretim ve eğitim, çevre kirlenmesini önlemeye yönelik projeler, ve arıtma tesisleri inşa edilmesi için kredi sağlanmasını finanse etmek üzere, bu fon Çevre Bakanlığı’na yılda € 125 milyon sağlamaktadır. 

Türkiye’nin çevre yatırımları, kapsamlı bir yatırım stratejisi temelinde, AT çevre yönergelerinin uygulanması üzerinde daha büyük bir ölçüde yoğunlaşmalıdır.

Merkezî düzeyde idarî kapasite ile ilgili olarak, 1991’de kurulmuş olan Çevre Bakanlığı, çevresel faaliyetler için genel sorumluluğa sahiptir. Bu faaliyetler, diğer bakanlıklar, hükümet kurumları, yerel yönetimler ve STK’ler ile yakın işbirliği ve aktif ortaklıklar içinde yürütülür. Çevre Bakanlığı 800 civarında personel istihdam eder. Buna ek olarak, 500 personel 30’u aşkın taşra birimlerinde çalışır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), hükümet politikalarının koordinasyonu için temel araç olan Beş Yıllık Kalkınma Planlarını hazırlamaktadır. Çevre koruma tedbirlerinin uygulanmasında, çevresel altyapı inşa edilmesinde, kentsel atıkların toplanması ve bertaraf edilmesinde ve imar planlamasında önemli bir rol oynayan belediyeler de, çevre politikasının uygulanmasında görev alırlar.

Genel olarak, ulusal ve bölgesel düzeyde idarî kapasite bir endişe konusudur. Farklı düzeylerde çeşitli kurum ve kuruluşların çevre konularıyla ilgilenmesi ve böylece çıkar ve sorumluluk çatışmalarının doğması, ayrıca eğitilmiş ve uzmanlaşmış personel eksikliği, malî kaynak ve donanım yetersizliği yüzünden, çevre kurallarının icrasının sağlanamadığı görülmektedir. Güçlü ve iyi belirlenmiş yetkilere sahip çevre müfettişlikleri yanında, izleme şebekeleri ve izin prosedürleri oluşturmak gereklidir. İhlal durumunda cezalar uygulanmalıdır. Belediyeler de, özellikle çevre politikası uygulanması alanında eğitim açısından, takviye edilmelidirler.

Başlık 23: Tüketicilerin ve sağlığın korunması

Raporlama döneminde, yasal uyumlaştırma anlamında ilave bir ilerleme olmamıştır..

Güvenlik ve başka ilgili tedbirler alanında ilerleme kaydedilmemiştir. Aynı durum, piyasa gözetimi için de geçerlidir.

İdarî kapasite ile ilgili olarak, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 25 Ocak 2001 tarihli bir kararı gereğince, Tüketici Mahkemeleri kurulmuş ve halen İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde çalışmaktadır.

Genel değerlendirme

Genel olarak, Türk tüketici mevzuatının müktesebat ile uyum derecesi sınırlıdır.

Türkiye’nin genel bir tüketici koruma sistemi kurması gereklidir. Sektör halen , 1995 yılında kabul edilen ve bir Tüketici Konseyi kuran çerçeve yasayla düzenlenmektedir.

Yanıltıcı reklam, kapıda satış, mukayeseli reklam, etiketleme, tarifeler ve fiyatlar gibi konularda, geçmiş yıllarda bir takım girişimler yapılmıştır.

Türkiye, devre mülk sözleşmeleri, tüketici sözleşmelerinde adil olmayan hükümler, uzaktan satış ve paket geziler konularında uyumlaştırmayı tamamlamak için hazırlık çalışması başlatmıştır.

Tüketici politikası, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı içinde yer alan Tüketicilerin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü’nün yetki alanına girmektedir.

Kontrol dahil, gıda maddeleri için idarî sorumluluk, Sağlık Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı arasında paylaşılır. Var olan laboratuarlar, gerekli analizleri yapmak için yeterli şekilde donatılmış değildir. İdarî kapasitenin güçlendirilmesi gerekir.

Akreditasyon Konseyi (TÜRKTAK) bugüne değin herhangi bir akreditasyon vermemiştir. Bu nedenle, henüz hiçbir laboratuar akredite edilmemiştir.

Tüketici örgütleri gelişmektedir, fakat, önceki düzenli raporlarda da  belirtildiği gibi, bunların güçlendirilmesi gereklidir.

Eldeki bilgilere göre, katılımın gerçekleşebilmesinden önce, idarî yapılarda, teknik tesislerde ve mevzuatta önemli ayarlamalar yapılması gerekli olacaktır.

Başlık 24: Adalet ve içişleri sahasında işbirliği

Geçen bir yıllık sürede bir miktar ilerleme sağlanmıştır.

Veri koruma konusunda, mevzuatın müktesebat ile uyumlaşması ile ilgili olarak gelişme olmamıştır.

Vize politikası alanında, hükümet, Kazakistan ve Bosna-Hersek için vize muafiyeti rejimine son vermeyi kararlaştırdı. Ayrıca, yasadışı göçmen kaynağı olan kimi ülkeler için havalimanı transit vizeleri uygulamaya karar verdi. Temmuz 2001’den itibaren, Bulgar vatandaşları vize gereklerinden muaf tutulmuştur.

Schengen anlaşmasıyla uyumlaşma alanında, herhangi bir ilerleme olmamıştır.

Dış sınır kontrollerinin güçlendirilmesi amacıyla, ilgili Bakanlıklar ve kurumlar arasında bir işbirliği ve eşgüdüm süreci başlamıştır. Özellikle yasadışı sınır geçişlerini önlemek ve caydırmak üzere, sınır yönetimini güçlendirmek amacıyla bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler, yeni kontrol noktaları kurulması, ilave deniz devriyelerinin görevlendirilmesi ve limanlarda demirleyen şüpheli gemilerin izlenmesi ile ilgilidir. İran sınırında gözetleme kuleleri kurulmasına başlanmıştır.

Göç ile ilgili olarak, yeniden kabul anlaşmaları yapmak amacıyla, hem varış hem de menşe ülkeleri olmak üzere, bir takım ülkelerle ikili görüşmeler başlatılmıştır. 10 Eylül 2001’de Türkiye, Suriye ile bir yeniden kabul anlaşması imzaladı. Hepsi menşe ülkeler olan İran, Pakistan, Bangladeş, Hindistan, Sri Lanka, Çin, Romanya ve Bulgaristan’a, yeniden kabul taslak protokolleri konusunda yaklaşımda bulunulmuştur. Yunanistan ile yeniden kabul konusunda bir protokol yapılmasında ilerleme sağlanmıştır. Irak için AB Eylem Planı bağlamında, AB transit konularında işbirliğini arttırmak için Türkiye’ye bir teklif yapmıştır.

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü, yasadışı sınır geçişlerini önlemeye yönelik bir tedbir olarak, belge sahteciliğinin önlenmesi hakkında eğitim verdi. Kasım 2000 ve Mayıs 2001 arasında toplam 553 memur eğitildi. Schengen Bilgi Sistemi’ne (SIS) katılım ile ilgili olarak, mevzuat hazırlanma sürecindedir. Jandarma, bütün birimleri arasında hızlı bilgi aktarımına yönelik Entegre Muhabere Sistemi projesini (JEMUS) tamamlamaktadır.

Türkiye’de gittikçe artmakta olan yasadışı göç hareketleri konusunda ciddî kaygı vardır. Yetkili makamlar, 1995 yılında 11.362’ye karşılık, 2000 yılında 94.514 yasadışı göçmenin varlığını kabul etmişlerdir. 2001 yılının ilk 5 ayında, yasadışı göçmenlerin sayısı 29.684 oldu. Bu rakam, geçen yıla göre %28’lik bir artışı temsil etmektedir.

Türkiye, insan ticaretinde bir varış ve transit ülkesidir. Esas olarak Romanya, Rusya, Ukrayna, Moldova, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’dan kadınlar ve kızlar, Türkiye’ye veya Türkiye yoluyla başka ülkelere gönderilmektedir. Türkiye, insan ticaretinin yok edilmesi için minimum standartları karşılamamaktadır ve bu konuyla ilgili özel mevzuat kabul etmiş değildir. Hükümet istatistiklerine göre, yetkili makamlar 2000 yılında örgütlü insan ticareti yapan çetelerin 850 üyesini tutukladılar.

Türkiye tarafından Aralık 2000’de imza edilmiş olan, Uluslarötesi Örgütlü Suça Karşı 2000 BM Sözleşmesi ve İnsan Ticaretini, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretini Önleme, Bastırma ve Cezalandırma Protokolü ve Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmenlerin Gizlice Sokulmasına Karşı Protokol başta olmak üzere, yasadışı göçle mücadele edilmesine yönelik uluslararası belgelerin onaylanmasında ilerleme olmamıştır.

İltica alanında, Nisan 2001’de Türkiye, bir takım koşulların yerine getirilmesi şartıyla, Sığınmacıların Statüsüyle İlgili 1951 BM Sözleşmesi’ne koymuş olduğu coğrafî çekinceyi kaldırmaya hazır olduğunu bildirdi. Bu koşullar, sığınmacı girişleriyle başa çıkma yeteneğine ve Topluluk’tan destek sağlanmasına ilişkindir.

Hükümet, iltica konusundaki mevzuatı gözden geçirmeye veya yeni mevzuat çıkarmaya karar verdi. Yozgat ve Kırklareli’nde var olan iki sığınmacı misafirhanesinde sığınmacılar için kabul tesisleri kurulmasına başlandı. Yetkili makamlar, var olan iki misafirhaneye ek olarak 11 ilde sığınmacı merkezleri inşa edilmesine başlamak gerektiğini tespit ettiler. İçişleri Bakanlığı, 1998 yılından beri, UNHCR (Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği) ile işbirliği halinde eğitim faaliyetlerinde bulunmuştur. Nisan 2001’de, iltica ve sığınmacı mevzuatıyla ilgili konularda bir işbirliği çerçevesi kabul edildi.

Polis işbirliği ve örgütlü suça karşı mücadele konularında, Temmuz 2001’de suçla mücadelede işbirliği hakkında Türkiye ve Yunanistan arasında bir anlaşma yürürlüğe girdi. Terörizm, örgütlü suç, uyuşturucu madde ticareti ve yasadışı göç üzerinde odaklanan bu anlaşma, halen Yunanistan ile müzakere edilmekte olan, yeniden kabul konusuyla ilgili yukarıda belirtilen Protokol ile bütünlenecektir.

Polis işbirliği alanındaki gelişmeler, bütün kriminal polis laboratuarlarında Laboratuar Çalışma Akışı Sistemi’nin (LIAS) kademeli olarak uygulamaya konulması ve Ankara, Diyarbakır ve İstanbul’daki Kriminal Polis Laboratuarlarında bulunan Entegre Balistik Tanımlama Sistemi’ne (IBIS) veri aktarma süreci ile ilgilidir. Ağustos 2001’den bu yana, Ankara, Bursa ve Van’daki jandarmaya bağlı bölgesel kriminal laboratuarlar, 2 otomatik parmakizi belirleme sistemiyle donatılmıştır.

Sahtecilik ve yolsuzluk ile mücadele konusunda, Eylül 2001’de Avrupa Konseyi’nin 1999 Medenî Hukuk ve Ceza Hukuku Sözleşmeleri’nin Türkiye tarafından imzalanması önemli bir gelişme olmuştur (bkz. Bölüm B.1.1. – Demokrasi ve hukukun üstünlüğü). İçişleri Bakanlığı, merkezi bir kaçakçılıkla mücadele dairesi kurdu. Ayrıca, tapu kayıtlarının kademeli olarak elektronik ortama aktarılmasına yönelik bir Bilgi Sistemi Projesi başlatmış olan Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün denetim kapasitelerini iyileştirmeye karar verdi.

Sahtecilik ile mücadele alanında rapor edilebilecek gelişmeler yoktur.

Uyuşturucu maddeler alanında, başarılı yakalama operasyonları gerçekleştirilmiş ve bu maddelerin ticaretini yapan örgütler dağıtılmıştır. Nisan 2001’de, Narkotik Maddeler Hakkında 1961 Tek Sözleşmesini tadil eden 1972 Protokolüne katılım için prosedürler sonuçlandırıldı. Haziran 2001’de, Başbakanlık Aile Araştırmaları Kurumu, EMCDDA ile temaslar için ulusal odak noktası olarak tayin edildi. Uyuşturucu maddelere karşı mücadele ile ilgili projeler geliştirmek ve uyuşturucu maddelerin yasadışı imalatının, uyuşturucu madde istismarının ve kaçakçılığının bastırılması hakkında eğitim sağlamak amacıyla, İçişleri Bakanlığı tarafından Uyuşturucu Maddelere ve Örgütlü Suça Karşı Uluslararası Akademi (TADOC) kurulmuştur.

Kara paranın aklanması ile ilgili olarak, Türkiye, Eylül 2001’de Suç Yoluyla Elde Edilen Kazançların Aklanması, Aranması, El konulması ve Müsaderesi hakkında 1990 yılında yapılan Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni imzaladı.

Bir başka gelişme, Mayıs 2001’de, yolsuzluğa ve kara para aklamaya karşı mücadele alanında eğitim programları hazırlanmasını öngören Bankalar Kanunu’nun Değiştirilmesine Dair Kanun’un kabul edilmesiyle ilgilidir.

Cezaî ve medenî konularda adlî işbirliği sahasında, ilgili sözleşmelere katılım anlamında ilerleme olmamıştır.

Gümrük işbirliği konusundaki ayrıntılar için, bakınız Başlık 25 – Gümrük birliği.

İdarî kapasitenin güçlendirilmesi ile ilgili olarak, İçişleri Bakanlığı, Kahramanmaraş ve Denizli emniyet müdürlüklerinde iki yeni Kimlik Belirleme ve Suç Mahalli Araştırma Şubesi kurmuştur. Bakanlık, suç yeri araştırması ve parmakizi teknoloji ve teknikleri üzerine eğitim vermeye yönelik bir program başlatmıştır. Europol üyeliğine hazırlıklar bağlamında, İçişleri Bakanlığı tarafından bir ulusal irtibat görevlisi tayin edilmiştir.

Mayıs 2001’de, Genelkurmay Başkanlığı, Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı temsilcileri arasında yapılan bir toplantı sonucunda, her kurumda irtibat görevlileri tayin edildi ve sınır yönetimi alanında bir erken uyarı sistemi kuruldu.

Operasyonel yapıların etkinliğini güçlendirmek amacıyla, polis işbirliği sahasında bir idarî yeniden örgütlenme gerçekleşmiştir. Bu bağlamda, 81 il jandarma komutanlığında kaçakçılığa ve örgütlü suça karşı yeni birimler kurulmuştur.

Adalet Bakanlığı, Mayıs 2001’de yeniden yapılandırıldı. AB işlerinin eşgüdümüyle ilgili konular, bir Avrupa Birliği Genel Müdürü’nün sorumluluğuna verildi. Bir Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Müdürlüğü ve bir Bilgi Teknolojileri Dairesi de kuruldu. Cezaevleri dairesi, cezaevleri ve tutuk evlerinden sorumlu bir Genel Müdürlük düzeyine yükseltildi.

Bakanlık, 2004 yılına kadar, ülkedeki bütün mahkemeleri, cezaevlerini ve ayrıca bazı bakanlık birimlerini birbirine bağlamaya yönelik, Ulusal Yargı Ağı Projesi adını taşıyan, büyük bir bilgi teknolojisi projesine başladı.

Temmuz 2001’de, Türk makamlarının işbirliği ile, AB uzmanlarının adalet ve içişleri durumu üzerine hazırladıkları bir rapor tamamlandı. Bu rapor, adalet ve içişleri alanındaki malî yardım programlarının ve gelecekteki reformların biçimlendirilmesinde kullanılması gereken bir takım sonuçlar ve tavsiyeler içermektedir.

Genel değerlendirme

Genel olarak, Türkiye, adalet ve içişleri sahasındaki müktesebat ile uyumlaşma sürecini başlatmıştır.

Veri koruma alanında, Türkiye tarafından 28 Ocak 1981 tarihinde imza edilmiş olan, Kişisel Verilerin Otomatik İşlenmesi Bakımından Bireylerin Korunmasına Dair 1981 Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin onaylanması konusu dahil, rapor edilebilecek herhangi bir ilerleme yoktur.

Vize politikası ile ilgili olarak, müktesebat ve özellikle Ortak Konsüler Talimatlar ve ilgili AT Yönetmeliği ile tedricen uyumlaştırma sağlamak üzere adımlar atılmıştır. Ancak, kesin hedefler ve takvimler belirlenmiş değildir. Bugüne kadarki somut sonuçlar, pasaportların düzenlenmesine ve giriş-çıkış noktalarında optik okuyucular tesis edilmesine yönelik projenin uygulanması ile ilgilidir.

Dış sınırlar konusunda ve Schengen Anlaşması ile uyumlaştırmaya yönelik hazırlıklar açısından, sınır yönetimini güçlendirme çabaları sürmelidir. Özel olarak sınırların kontrol edilmesinden sorumlu bir sivil profesyonel teşkilatın kurulması konusu ele alınmalıdır. Türkiye’nin bütün sınırlarının etkili kontrol ve yönetimi için ve ayrıca teknik donanımların yenilenmesi için bir strateji kabul etmek önemlidir. Sınırların korunmasıyla ilgilenen çeşitli birimlerin idarî kapasitesini arttırmak amacıyla, dil eğitimi dahil eğitim konusuna, özellikle kara, deniz ve hava sınırlarındaki polis memurlarının eğitilmesine özel dikkat gösterilmelidir.

Göç konusunda, Türkiye tarafından imza edilen yeniden kabul anlaşmalarının kapsamı, içeriği ve zamanlaması hakkında açıklamalara ihtiyaç vardır. Türkiye’nin bir transit ülke olarak statüsünün tanınması göz önüne alındığında, göç probleminin hafifletilmesi yönünde önemli bir adım, Temmuz 2001’de AB’nin Türkiye’ye sunmuş olduğu önerilere uygun olarak, transit konularında AB ile işbirliği düzenlemelerinin kabul edilmesi olacaktır. Öncelikli bir konu olarak, Türkiye, yasadışı göçe ve insan ticaretine karşı mücadelesinin etkinliğini arttırmalıdır. Bu açıdan, Türkiye ve AB arasında bir yeniden kabul anlaşması imza edilmesi, doğru yönde atılmış bir adım olacaktır.

Türkiye’nin, Sığınmacıların Statüsüyle İlgili 1951 BM Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafî çekinceyi kaldırmaya hazır olduğunu belirtmesi, iltica sahasında olumlu bir gelişmedir. Ancak, buna eklediği koşullar, daha fazla tartışılması gereken bir takım konuları gündeme getirmektedir. İltica konusunda var olan mevzuat ve uygulamalar ile ilgili ciddî kaygılar vardır. Bunlar, esas olarak, Avrupalı olmayan iltica arayıcıların durumu, iltica taleplerinin kaydına ilişkin süre sınırları, başvurularının sonuçlandırılmasını bekleyen iltica arayıcıların durumu ve reddedilen iltica başvuruları için itiraz düzenlemelerinin yetersizlikleri ile ilgilidir. İhtiyaç duyulan önemli bir adım, bağımsız bir iltica itiraz kurulunun oluşturulmasıdır.

Türkiye, gözaltına alınan yasadışı göçmenler arasında iltica isteyenleri belirlemek için ülke çapında bir tarama mekanizması kurmalıdır.

Yeterli kaynaklar tahsis edilmesi dahil, kabul tesisleri kurulması ve bunların yönetilmesi konusuna öncelik verilmelidir.

Sahada çalışan uluslararası uzmanların, yerli halkın evlerinde barınma yoluyla sığınmacılara konaklama imkânı sağlanması şeklindeki mevcut uygulamayı onayladıklarına işaret edilmelidir. Yerel yönetim makamlarınca sığınmacıları barındıran ailelere malî destek verilmesini de içeren bu uygulama, çeşitli kriminal aktivite biçimlerine açık olan kalabalık sığınmacı merkezlerine yerleştirme uygulamasına kıyasla daha güvenli kabul edilmektedir.

Örgütlü suça karşı mücadele ve sahteciliğe ve yolsuzluğa karşı mücadele ile ilgili olarak, her tür kriminal aktiviteler yoluyla elde edilen gelirlerin “illegal para” sayılmasını öngören, Suç Yoluyla Elde Edilen Kazançların Aklanması, Aranması, El konulması ve Müsaderesi üzerine 1990 Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin onaylanmasına yönelik prosedürler hızlandırılmalıdır. Aynı şey, 1999 tarihli Yolsuzluk Hakkında Ceza Hukuku Sözleşmesi ve 1999 tarihli Yolsuzluk Hakkında Medenî Hukuk Sözleşmesi için de geçerlidir. Türkiye, 2000 yılında onaylamış olduğu, Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesine Karşı Mücadele Hakkında 1997 OECD Sözleşmesi’nin uygulamaya konulmasına yönelik mevzuat çıkarmalıdır. Avrupa Toplulukarı’nın malî çıkarlarının korunması alanındaki müktesebat ile uyumlaşmaya başlamak için, Türkiye, herşeyden önce, kendi mevzuatını Avrupa Toplulukları’nın Malî Çıkarlarının Korunması Hakkında 1995 Sözleşmesi ve ona ek Protokoller ile uyumlu hale getirmelidir.

Uyuşturucu maddeler konusunda, üretici ülkeler ile tüketici ülkeler arasındaki transit kaçakçılık güzergahı üzerinde ve üç kaçakçılık güzergahı olan Balkan, Kuzey Karadeniz ve Doğu Akdeniz yollarının kesişme noktasında bulunan Türkiye’nin stratejik konumu, uyuşturucu madde kaçakçılığını önemli bir konu haline getirmektedir. Uyuşturucu maddelere karşı mücadelede uluslararası işbirliği arttırılmalıdır. Narkotik Maddeler Üzerine 1961 Tek Sözleşmesi’ni Tadil Eden 1972 Protokolüne katılım sağlanmalıdır. Bunun hukuksal temeli Nisan 2001’den bu yana mevcuttur. Türkiye, Narkotik İlaçlar ve Psikotropik Maddeler Alanında Yasadışı Ticarete Karşı 1995 BM Viyana Sözleşmesi’nin 17nci Maddesini Uygulayan, Deniz Yoluyla Yasadışı Trafik Hakkında Avrupa Konseyi 1995 Anlaşması’na katılmaya teşvik edilmektedir.

Ankara’da uyuşturucu maddeler ile ilgili konularda bir “mini Dublin Grubu” kurulması tavsiye edilir. Türkiye, 2000-2004 dönemini kapsayan AB Uyuşturucu Madde Stratejisine uygun olarak, bir ulusal strateji geliştirmelidir. Bir Ulusal Uyuşturucu Madde Koordinatörü tayin edilmesi düşünülmelidir. Uyuşturucu maddelere karşı mücadelenin öncelikli karakterini vurgulamak üzere, yetkili güvenlik görevlileri arasında bir bilinçlendirme kampanyasının başlatılması öngörülmelidir.

Kara paranın aklanması ile ilgili olarak, Kara Para Aklamanın Önlenmesi üzerine 1996 yılında kabul edilen yasanın gözden geçirilmesi süreci, aktif biçimde devam ettirilmelidir. Bu süreç, başka hususlar yanında, AB müktesebatına uygun olarak, kara para aklama suçlarının tanımını genişletmeyi ve kara para aklama amacıyla malî sistemin kullanılmasını önleme konusundaki müktesebat ile uyumlaştırma sağlamayı hedeflemelidir.

Polis işbirliği konusunda, İçişleri Bakanlığı’nın eşgüdümünde süren bütün çabalar hızlandırılmalıdır. Bu çabaların amacı, Europol’a ve Schengen Bilgi Sistemi’ne (SIS) tam olarak katılmaya imkan vermek ve, müktesebata uygun biçimde, Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nun gözden geçirilmesini sağlamaktır. İçişleri Bakanlığı bünyesinde Dış İlişkiler ve AB Koordinasyon Genel Müdürlüğü’nün kurulması, Bakanlığın idarî kapasitesini güçlendirme yolunda bir başka olumlu adım olacaktır.

Cezaî ve hukukî konularda adlî işbirliği ile ilgili olarak, Medenî Kanun, Medenî Usul Kanunu, Ceza Kanunu, Ceza Usul Kanunu ve diğer ilgili kanun ve mevzuat tasarılarının kabul edilme süreci hızlandırılmalıdır. Adalet Bakanlığı’nın idarî kapasitesinin güçlendirilmesi yoluyla kazanılan ivme korunmalıdır. Adalet Akademisi’nin ve bir Temyiz Mahkemesi’nin kurulması hızlandırılmalıdır. Yargının çağdaşlaştırılması genel amacına ulaşmak için, (dernek kurma ve derneklere üye olma önündeki engellerin kaldırılması dahil) yargıçların bağımsızlığını ve yansızlığını güçlendirmeye, yargıçların ve savcıların sayısını arttırmaya, Çocuk Mahkemelerinin sayısını arttırmaya ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetkisini tadil etmeye yönelik ilave tedbirler öngörülmelidir.

Başlık 25: Gümrük birliği

Son düzenli rapordan beri, gümrükler konusunda Türkiye belli bir ilerleme kaydetmiştir.

Türkiye, Ocak 2001’den bu yana, AT-Türkiye Ortaklık Konseyi’nin 2/95 sayılı kararında tanımlanan “hassas ürünler” üzerine Ortak Gümrük Tarifesi’ni (OGT) uygulamaktadır.

Yeni çıkarılan Türk Gümrük Kanunu, müktesebat ile hemen hemen tümüyle uyumludur. Ancak, özellikle serbest bölgeler ve ekonomik etkili gümrük işlemleri bakımından, kanunun uygulaması hafifçe farklı olmaya devam etmektedir.

Gümrük Kanunu dışında diğer ilgili ulusal mevzuat uyumlaştırılmış değildir. Dolayısı ile, taklit mallar, kültürel eşya, öncü maddeler, veya WCO/ECE Gümrük Sözleşmelerinde yer alan hükümler yönünden ilerleme olmamıştır.

İdarî kapasite ile ilgili olarak, bir miktar ilerleme olmuştur. Türk makamları, memurların gümrük mevzuatı konusunda kapsamlı bir eğitimden geçirilmesi gerektiğini kabul etmişlerdir. Geçen bir yıllık sürede, 2500 gümrük memuru ve 12 000 ekonomik operatör eğitim almıştır.

Gümrüklerin sayısı 250’den 136’ya indirilmiş olup, elektronik yoldan yönetilen işlemlerin sayısı artmıştır ve şimdi, hem ithalat hem de ihracat için, %90’ın üzerindedir. Gümrük laboratuarlarının altyapısını iyileştirmeyi amaçlayan bir program uygulamaya konulmuştur.

Genel değerlendirme

Gümrük Birliği’ni kuran karar (Ortaklık Konseyi’nin 1/95 sayılı kararı), Türkiye’nin kendi ticaret ve gümrük politikalarını Topluluk politikaları ile uyumlaştırmasını gerekli kılmaktadır. “Hassas ürünler” üzerindeki Türk vergi oranlarının OGT ile uyumlu hale getirilmesi sonucunda, Ortak Gümrük Tarifesi ile uyumlaştırma hemen hemen tamamlanmıştır. Ayrıca, Türkiye’nin gümrük mevzuatı da, Topluluk gümrük mevzuatıyla büyük ölçüde uyumludur.

Türkiye, serbest bölgeler ve ekonomik etkili gümrük işlemleri ile ilgili hükümlerin pratikteki uygulamasını düzeltmelidir.

Tek İdarî Belge’yi (TİB) uygulamak için hazırlık çalışmaları sürmektedir.

Özellikle gümrük, ticaret ve dış ilişkiler birimleri arasında yetkinin paylaşıldığı alanlarda, mevzuatın tam olarak uyumlaşması ve uygulanmasını sağlamak için ilave çabalar gereklidir. Gümrük Kanunu dışında kalan gümrük mevzuatı, örneğin taklit mallar, ilaç öncü maddeleri ve kültürel eşya ile ilgili olarak, çabalara ihtiyaç vardır.

Topluluk ile işbirliği eksikliğine ilişkin sorunlar, özellikle ürünlerin menşeinin sonradan doğrulanması ile ilgili olarak, devam etmiştir. Bu işbirliği eksikliği, Avrupa Komisyonu’nu Aralık 2000’de ton balığının menşei konusunda ithalatçılara bir tebliğ yayımlamak zorunda bırakmıştır. Aynı sorun, İlk Derece Mahkemesi tarafından da vurgulandı (Türk televizyon setleri konusunda 10 Mayıs 2001 tarihli karar).

Müktesebatı uygulamaya yönelik idarî ve operasyonel kapasite ile ilgili olarak, Türkiye, özellikle sınır yönetiminin iyileştirilmesi ve idare içinde usulsüzlük ve yolsuzluğa karşı mücadele edilmesi alanında çabalarını sürdürmelidir. Türkiye, sınırlardaki bekleme süresiyle ilgili çabalarını da sürdürmeli ve gümrük sahteciliğine karşı mücadele alanında çalışmaya ve diğer icra organlarıyla işbirliğini arttırmaya devam etmelidir.

Başlık 26: Dış ilişkiler

Türkiye’nin dış ticaret politikası, taraflar arasında dış ticaret alanında aykırılık olmaması amacıyla, Gümrük Birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerin bir sonucu olarak, AT’nin Ortak Ticaret Politikası ile büyük ölçüde uyumludur. Bu kapsamda, 1996 yılından itibaren beş yıl içinde, Türkiye’nin, hem serbest ticaret anlaşmaları hem de özerk rejimlerden oluşan AT’nin tercihli gümrük rejimiyle tedricen uyumu yer alır. Bu konularda AT ve Türkiye arasındaki danışma mekanizmaları iyileştirilmiştir.

Üçüncü ülkelerle ikili anlaşmalar açısından, Türkiye ile Tunus, Fas, Mısır, Filistin Yönetimi, Hırvatistan ve Faeroe arasında serbest ticaret anlaşmaları müzakere edilmektedir. Fas ile üç, Hırvatistan ile iki tur müzakere yapılmıştır. Malta, Ürdün, Meksika, Güney Afrika ve Bosna-Hersek ile anlaşmalar bağıtlamak için girişimler yapılmıştır.

Raporlama döneminde, AT’nin Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi’ni tedricen benimsemesi amacına yönelik olarak Türkiye ile görüşmeler gerçekleşmiştir.

Türkiye ve Kıbrıs arasında bir serbest ticaret anlaşması sonuçlandırılması ile ilgili olarak rapor edilebilecek gelişme yoktur. GATS alanında da gelişme olmamıştır.

Türkiye, özellikle yeni müzakere turuyla ilgili olarak, DTÖ içinde pozisyon ve politika koordinasyonuna devam etmiştir.

Kalkınma yardımı ve insanî yardım konusunda, Türkiye’nin Devlet İstatistik Enstitüsü’ne (DİE) göre, Türkiye geçen yıl € 243 milyon dolayında resmî yardım sağlamıştır. Bunun yaklaşık € 28 milyonu, hibe şeklinde, 65 gelişmekte olan ülkeye, € 3 milyondan daha fazlası ise, piyasa ekonomisine geçiş sürecinde bulunan 15 ülkeye gönderildi.

Kalkınma yardımı ve insanî yardım alanında, Türkiye, insanî yardım sağlanması yoluyla, uluslararası istikrara katkıda bulunmuştur. 2000 yılında, esas olarak Türk Kızılayı eliyle, dış ülkelere olağanüstü durum yardımı olarak toplam € 1,3 milyon harcanmıştır.

Genel değerlendirme

Genel olarak, AT ve Türkiye arasında dış ticaret politikası alanında büyük ölçüde uyum vardır.

DTÖ çerçevesinde, Türkiye, Bilgi Teknolojileri Anlaşması’nı (BTA) imzalamış olup, Hükümet Alımları ve Sivil Uçaklar anlaşmalarında gözlemci statüsüne sahiptir. Türkiye, DTÖ içinde ve özellikle yeni bir müzakere turuna hazırlık yapılmasında AB politikaları ve pozisyonlarına destek vermektedir.

Üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları yapılması ile ilgili olarak, Türkiye, şimdiye kadar, EFTA ülkeleri, İsrail, Macaristan, Romanya, Litvanya, Estonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Letonya, Bulgaristan, Polanya ve Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya ile serbest ticaret anlaşmalarına girmiştir. Türkiye, üçüncü ülkelerle yeni ticaret anlaşmaları bağıtlanmasına yönelik müzakereler konusunda AB’ye bilgi vermeye devam etmelidir. Komisyon, üçüncü ülkelerin Türkiye ile serbest ticaret anlaşmaları bağıtlamaya istekliliğini arttırmak için girişimlerine devam edecektir.

Türkiye, ihracat kredilerine ilişkin mevzuatını, henüz müktesebat ile uyumlaştırmış değildir.

İdarî kapasite ile ilgili olarak, Türk dış ticaret politikası esas olarak Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından uygulanır. Fiziksel muayeneler, Dış Ticaret Bölge Müfettişlikleri tarafından yapılır. Gümrük hizmetleriyle ilgili olarak kurulması gereken idarî kapasite, Gümrük Birliği başlığı altında ele alınmıştır (Başlık 25 – Gümrük Birliği).

Türkiye’nin gelecekte Avrupa Kalkınma Fonu’na yapacağı malî katkı amacıyla, Türkiye’nin ulusal bütçe teşkilatının yönetimi ve AT bütçesine fon akışlarının yönetimi, Başlık 29 – Malî ve bütçesel hükümler başlığı altında ele alınmıştır.

Başlık 27: Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası

Bundan önceki düzenli rapordan beri, Türkiye kendi dış politikasını Avrupa Birliği’nin dış politikasıyla uyumlaştırmaya devam etmiştir.

Yükseltilmiş siyasal diyalog konusunda en son gelişmeler ile ilgili olarak, bkz. Bölüm A.b. Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki ilişkiler.

Türkiye kendini düzenli olarak AB’nin açıklamaları ve deklarasyonları ile uyumlaştırmış ve Birlik’in ortak eylemleri ve ortak pozisyonlarına katılmıştır. Ekim 2000’den bu yana, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti üzerine 3 ortak pozisyon dahil, 8 AB ortak pozisyonuna katılmıştır.

Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) alanında, Türkiye, AB+15 formatında (yani, AB üyesi devletler artı AB üyesi olmayan Avrupalı NATO üyeleri ve AB adayları) ve AB+6 formatında (yani, AB üyesi olmayan Avrupalı NATO üyeleri) AB ile görüş alışverişlerine aktif şekilde katılmıştır. Ancak, özellikle bir Hızlı Müdahale Kuvveti yoluyla “Petersberg görevlerini” yerine getirmek üzere NATO olanaklarına erişim konusunda, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası üzerinde Türkiye ile anlaşmaya varılamamıştır.

Türkiye, terörizme karşı mücadele konusunda Eylül 2001’de düzenlenen olağanüstü AB Konseyi’nin sonuçlarına tam destek ifade etmiştir. Parlamento, askerî olanaklar sunma kararını almıştır.

Son düzenli rapordan beri, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ikili ilişkiler önemli ölçüde iyileşmiştir. Ege’deki askerî tatbikatlar konusunda taraflarca birbirlerine bilgi verilmesini öngören bir karar ve ortak sınırın kara mayınlarından temizlenmesine yönelik bir karar gibi bir takım güven arttırıcı önlemler kabul edilmiş, dışişleri bakanları arasında bir direkt telefon hattı kurulmuş, depremler ve yangınlar gibi doğal afetler ve sağlık konularında işbirliği güçlendirilmiştir.

Bir Yunan-Türk AB Komitesi, gümrükler, maliye, yargı ve tarım gibi alanlarda görüş alışverişi yapmıştır. Halklar düzeyinde ise, Mayıs 2001’de Marmaris’te düzenlenen Üçüncü Türk-Yunan Turizm Forumu gibi başka bir takım girişimler gerçekleşmiştir.

Diğer komşu ülkelerle ilişkiler daha da derinleştirilmiş olup, Suriye ile ilişkiler bölgesel işbirliği düzeyindeki girişimlerle daha ileriye gitmiş, Türkiye-Suriye sınır bölgesinin kimi kısımlarında mayınların temizlenmesi için adımlar atılmıştır. Bir Türk büyükelçisinin daimî olarak Bağdat’ta bulunmasıyla, Irak ile ilişkiler de belirli bir gelişme geçirmiştir. Türkiye’nin Ermenistan ile olan sınırı hâlâ kapalıdır. Ekonomi, turizm, kültür, eğitim, araştırma, çevre ve medya alanlarında diyalog ve karşılıklı anlayışı geliştirmek amacıyla, gayrı resmî bir “Türk-Ermeni Uzlaşma Komisyonu” kurulmuştur.

Türkiye, önemli bir bölgesel rol oynamaya devam etmektedir. 2001 yılında dönem başkanı olduğu Karadeniz Ekonomik İşbirliği Konseyi’ni, Orta Asya Türk Ülkeleri Grubunu ve, Mısır, Nijerya, Pakistan ve Malezya gibi, 8 müslüman ülkeyi bir araya getiren D-8 grubunu aktif olarak desteklemektedir. Türkiye, Balkanlar’da barışı koruma operasyonlarına önemli bir katkı yapmış ve, belli başlı bütün aktörler ile iki-taraflı sık temaslar yoluyla, Ortadoğu barış sürecine de kayda değer bir katkıda bulunmuştur.

Genel değerlendirme

Genel olarak, Türkiye’nin ODGP müktesebatıyla uyumlaşması ileri düzeydedir. Dışişleri ve güvenlik politikası ile ilgili konularda işbirliği bir hayli gelişmiştir.

Ancak, AGSP konusunda, yani çatışma önleme ve barışı koruma operasyonları için NATO olanaklarına AB erişimi konusunda ayrılıklar sürmektedir.

Türkiye, bölgesinde (Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu) istikrarın ve güvenliğin geliştirilmesinde önemli bir aktördür ve bu rol içinde bir takım girişimlerde bulunmuştur. Kriz yönetim operasyonlarında etkili bir rol oynamaya devam etmektedir.

ODGP ile ilgili hükümleri uygulamaya yönelik idarî kapasite açısından, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın kadroları ve işleyişi gayet iyidir. Bakanlık, Ortak Muhabirler Şebekesi bilgi sistemine bağlanmıştır. Bu şebeke yoluyla, AB, aday ülkelerle ODGP içerisinde haberleşmektedir.

Başlık 28: Malî kontrol

Bu alanda ilerleme sınırlı olmuştur.

Kamu Sektöründe İçsel Malî Kontrol (KİMK) alanında rapor edilebilecek pek az ilerleme vardır. Ancak, hükümet mevcut malî yönetim ve kontrol sistemlerindeki yetersizlik ve zayıflıkları belirlemiştir. Müktesebatın Benimsenmesi İçin 2001 Ulusal Programı, içsel kontrol ve içsel denetim konusunda uluslararası kabul gören ve AB-uyumlu kavramlar ve tanımlar ile uyumlaştırmak üzere mevcut Türk sistemlerinde değişiklik yapma ihtiyacını kabul etmektedir.

Genel değerlendirme

Türk kamu içsel malî kontrol (KİMK) sistemleri, kavram ve uygulama açısından tutarlı değildir, bütünsel bir yasal çerçeveden yoksundur ve sağlam malî yönetim, saydamlık, kamusal hesap verme sorumluluğu ve performans yönetimi konularında uluslararası kabul gören ilkeleri düzenli olarak takip etmemektedir. Bunun bir sonucu olarak, var olan KİMK uygulaması, sahteciliğin, yolsuzluğun ve/veya ciddî usulsüzlüklerin önlenmesinde etkili değildir.

Ele alınması gereken en önemli sorunlar şunlardır: devlet harcamalarının pek çoğu (en riskli olanların bazıları dahil) kontrol ve denetim kapsamının dışında kalmaktadır; spesifik kontrol ve denetim görevlerine ait sorumluluklar, sahadaki başlıca aktörler arasında net bir şekilde tanımlanmış değildir; çağdaş KİMK konusunda tutarlı bir hükümet yaklaşımı yoktur; KİMK üzerine genel bir yasa yoktur; ve Türkiye’de kamusal dış denetim mesleği mevcut değildir.

İçsel ve dışsal malî kontrol rolleri ve sorumlulukları iyice tanımlanmış değildir. Çeşitli kamu kurumları ve kuruluşları tarafından kurulan içsel denetim birimlerinin sayısının 129 olduğu belirtilmektedir. Bu birimlerin işlevlerinin kesin olarak tanımlanması gerekir. Türkiye, Maliye Teftiş Kurulu’nun işlevinin Uluslararası Denetim Enstitüsü standartlarıyla uyumlu olmasını sağlamak için bu Kurul’un denetim yöntemlerini ve tecrübelerini de açıklamaya davet edilmektedir.

Var olan durum, aynı faaliyetin mükerrer denetimine yol açmakta veya, tam tersine, bazı alanların denetim kapsamı dışında kalmasına neden olmaktadır. Ayrıca, idarî yapı içinde, malî yönetim ve kontrol işlevleri, içsel denetim faaliyetleri ve dışsal denetim işlevleri arasında net bir ayrım yoktur.

Örneğin, hem Maliye Bakanlığı hem de Sayıştay (Türkiye’deki yüksek denetim kurumu) geniş ex ante kontroller yapmaktadır. Maliye Bakanlığı’nın ex ante kontrol işlevi, taahhütler ve ödemeler ile sınırlıdır, fakat (ödemeler dahil) bütün malî kararlar Sayıştay tarafından da ex ante esasta kontrol edilmektedir. Ayrıca, bu denetimler, harcama işlemlerinin yalnızca usullere uygunluğu ve yasallığı üzerinde durmaktadır. Türkiye, içsel denetimin Maliye Bakanlığı bünyesindeki bir birimde toplanmasına dayanan pozisyonunu gözden geçirmeye davet edilmektedir.

Devletin bütün ulusal bütçe harcamaları ve bütçe dışı harcamaları, devletin maliye veya bütçe politikaları üzerinde her ikisi de etki yaptığından, ex ante kontrol ve içsel denetime tabi olmalıdır. Bütçe dışı fonların devam eden varlığı, devlet harcamalarının pek çok önemli sahasında bir kontrol ve denetim yokluğuna neden olmakta veya bütün kamu sektöründe çok çeşitli uyumsuz kontrol ve denetim sistemlerine yol açmaktadır. Malî kontrol ve içsel denetim konusunda bütünsel bir yaklaşımdan yoksun olan çok sayıda kontrol organının bulunması, bu durumu gözler önüne sermektedir.

Sayıştay, onun esas ex post dışsal denetim işlevleri ve görevleriyle çelişen ex ante kontroller nedeniyle, bütçe harcamalarına yönelik dışsal denetim görevlerini düzgün bir biçimde yürütememektedir. Sayıştay, ex ante kontrol işleviyle ilgili sorumluluğunu hükümete devretmeli ve hükümetin bütçe harcama merkezlerinde kurulan KİMK sistemlerine yönelik sistem-tabanlı ve performans denetimleri üzerinde yoğunlaşmalıdır. Ayrıca, icracı bakanlıklar ve parlamento ile birlikte uygun raporlama ve izleme prosedürleri içinde denetim çalışmalarının değerini arttırmaya yönelik stratejiler de geliştirmelidir.

Maliye Bakanlığı içinde, kontrol ve denetim yöntemlerinin koordinasyonu için bir Merkezî Uyumlaşma Birimi kurulmalıdır. Bu birim, kamu harcamalarının bütün sektörleri için malî yönetim ve kontrol elkitapları, denetim elkitapları ve denetim yolları hazırlanmasından sorumlu olmalıdır. Bu birim, tavsiyelerinin düzgün biçimde takip edilip edilmediğini anlamak için yerinde incelemeler yapma yetkisine de sahip olmalıdır.

AT malî çıkarlarının uygun biçimde korunmasını sağlamak amacıyla, Türkiye, yetkili AT organlarının yerinde incelemeler yapabilmesi için gerekli mevzuatı oluşturmalı ve, Türk kanun icra ve yargı makamlarının AT malî çıkarlarıyla ilgili olayları ele alma kabiliyeti dahil, müktesebatı uygulamak için yeterli idarî kapasiteyi geliştirmelidir.

Genel olarak, hükümet, Müktesebatın Benimsenmesi İçin Ulusal Program’da ilgili mevzuata temel teşkil edeceğini belirttiği ve üzerinde çalışmaların devam ettiği politika belgesinin hazırlanması üzerinde yoğunlaşmalıdır. Bu mevzuat çerçevesi, daha sonra, AT gereklerini karşılayabilen bir malî kontrol yapısının temeli olabilir.

Başlık 29: Malî ve bütçesel hükümler

Geçen yıl boyunca, özellikle ulusal bütçe açısından, belirli bir ilerleme kaydedilmiştir.

2000 yılında 25 bütçe fonu ve iki bütçe dışı fonun kapatılmasını müteakip, 21 Şubat 2001 tarihinde kabul edilen bir yasayla, 21 bütçe fonu ve dört bütçe dışı fon daha kapatıldı. 19 Haziran 2001’de kabul edilen başka bir yasa, bütçe fonlarının sayısını bire – Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) – ve bütçe dışı fonların sayısını beşe indirdi: Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu, Savunma Fonu, Tanıtma Fonu, Tasarruf Mevduatı Sigortası Fonu ve Özelleştirme Fonu. DFİF, Dünya Bankası kredilerini yönlendirmek için gereklidir. Ayrıca, yeni bütçe fonları kurulmaması yönünde kesin bir taahhüt vardır. 2001 yılının ilk yarısında sayıları 2600’ü geçen ve bütçe ödeneklerini desteklemek amacıyla yerel kurumlarca kullanılan döner sermayelerin sayısı da, yıl sonuna kadar yarı yarıya azaltılacaktır.

Hükümet, kamu sektörü için açık borçlanma kuralları ve limitleri tanımlayan ve Hazine’nin kredi aktarma ve borç-garanti operasyonlarını bütçeye dahil eden, kamu maliyesi ve borç yönetimi üzerine bir yasa çıkarmaya da kararlıdır.

Hazine, garanti edilen borçları ve verilen garantiler üzerine gerçekleşen ve öngörülen ödemeleri gösteren konsolide tablolar temin etmiştir. 2001 bütçesinde Ek D, lehdarların (devlet işletmeleri, fonlar, vs.) kategorisine göre carî malî yıl boyunca verilebilecek garantiler için tavanlar öngörmektedir. Bütçe, kamu yatırım programına yeni projeler dahil edilmesi üzerine de limitler koymuştur.

Öz kaynaklar ile ilgili olarak rapor edilebilecek gelişmeler yoktur.

Genel değerlendirme

Türkiye’nin bütçe uygulamaları, bir çok bakımdan, AT’de genel olarak uygulanan standartlar ile uyumsuz olmuştur. Parlamento’ya sunulan merkezî bütçe, döner sermayeli fonları ve bütçe dışı fonları kapsamıyordu. Bütçe dışında faaliyetler yürüten çok sayıda döner sermaye ve özel hesaplı kuruluşlar vardır. Döner sermayeler ve bütçe dışı fonlar, standart bütçe sınıflamasını takip etmezler.

Ancak, durum düzelmiştir. Bütçe konsolide edilmektedir ve hükümet, Dünya Bankası ile birlikte hazırlamış olduğu Kamu Harcamaları ve Kurumsal Değerlendirme çalışmasının tavsiyelerine de dayalı olarak, kapsamlı bir kamu sektörü reform programı geliştirmiştir. Bu çabalar devam etmelidir.

Daha etkili harcama kontrol mekanizmaları geliştirilmektedir. Hükümet, kamu idarelerinde harcamaların daha iyi izlenmesine olanak verecek bilgisayarlı bir muhasebe sisteminin uygulanmasını tamamlamalıdır. Uluslararası standartlara uygun yeni bir bütçe sınıflaması tamamlanmıştır ve 2002 bütçesi için altı pilot bütçe kurumunda uygulanacaktır.

Malî yönetim sorumlulukları, her biri başka bir bakana bağlı olan çeşitli idarî birimler arasında dağınık olmaya devam etmektedir. Bunun bir sonucu olarak, genel kamu sektörü bütçesinin sahipliği net bir biçimde belli değildir. Ayrıca, bütçe hazırlama sürecinde bütçe büyüklüklerinin değerlendirilmesinde daha gerçekçi bir tutuma ihtiyaç vardır. Yukarıda belirtildiği gibi, bütçe kapsamının genişletilmesine uygun olarak, devam eden reform çalışması için öncelikli konular arasında, bütçe ve muhasebe standartlarının saydamlığını ve bütçe süreciyle bağlantılı politika oluşturma kapasitesini arttırmak vardır.

Öz kaynaklar ve idarî altyapı ile ilgili olarak da ilerlemeye ihtiyaç vardır. Şimdiye kadar, Türk malî sisteminin öz kaynaklar konusunda AT gereklerine uyumunu sağlamak için pek fazla planlama yapılmamıştır. Daha ileri düzeyde idarî modernleşme yanında, KDV ve GSYH kaynaklarının düzgün hesaplanması için ilave uyumlaştırma gereklidir. AT finansman katkılı düzenlemeler yönünden de uygun idarî yapılara ihtiyaç vardır.

3.2. Genel değerlendirme(29)

Türkiye’nin müktesebat ile uyumlaşması, en fazla, Gümrük Birliği’nin kapsamına giren alanlarda ilerlemiştir. Son Düzenli Rapor’dan bu yana, söz konusu alanlarda ilave uyumlaşma olmuştur. Ayrıca, Merkez Bankası dahil bankacılık sahasında ve telekomünikasyon, enerji ve tarım gibi sektörlerde önemli mevzuat kabul edilmiştir. Ancak, bazı durumlarda, yeni kabul edilen mevzuat, Topluluk müktesebatından önemli ölçüde sapma gösteriyordu (kozmetikler, görsel-işitsel politika, sosyal politika). Müktesebat ve Türk mevzuatı arasında büyük farklar devam etmiştir. Müktesebatı uygulamak için idarî kapasitenin güçlendirilmesinde ilerleme sınırlı olmuştur.

İç pazar ile ilgili olarak, standartlar dahil, malların serbest dolaşımı konusunda çeşitli yasal düzenlemeler kabul edilmiştir. Teknik mevzuat için bir çerçevenin kabul edilmesi, özellikle anlamlıdır. Bir dizi alanda yeni adımlar atılmalıdır. Var olan kamu alımları (ihale) sistemi, müktesebat ile uyumlu değildir. Kişilerin serbest dolaşımı sahasında ilerleme olmamıştır. Sermayenin serbest dolaşımı sahasında, çeşitli sektörlerde yabancı yatırım üzerinde önemli kısıtlamalar devam etmiştir. Malî olmayan hizmetler sahasında mevzuatın daha çok uyumlaştırılması için büyük çabalar gereklidir. Karaparanın aklanması alanındaki mevzuatın uygulanmasına daha çok dikkat gösterilmelidir. Şirketler hukuku alanında, yeni bir ticaret kanunu oluşturulmasında ilerleme kaydedilmemiştir. Fikrî mülkiyet hakları konusundaki mevzuatı Topluluk müktesebatıyla uyumlaştırmak için önemli adımlar atılmıştır. Fikrî mülkiyetin korunması sahasında uzmanlık mahkemeleri kurulmuştur, fakat bu sahada icra kapasitesini güçlendirmek gereklidir. Rekabet politikası sahasında, anti-tröst düzenlemelerin uygulanması tatmin edici olmaya devam ediyor. Türkiye’nin devlet yardımları politikası, müktesebat ile uyumlu değildir. Yeni bir yasa çıkarıldığı halde, alkol ve tütünde tekel düzenlemesiyle ilgili durum, bir endişe konusu olmaya devam etmiştir.

Türkiye, tarım sektöründe önemli bir reform başlatmıştır. Ancak, doğrudan gelir desteği politikasının bazı temel unsurları, AB’deki mevcut yaklaşımdan farklıdır. Türkiye, ülke çapında bir arazi sicili gibi bir takım temel mekanizmaları kurmamıştır. Hayvan ve bitki sağlığı sektörlerinde AT mevzuatının aktarılması, uygulanması ve icrası üzerinde yoğunlaşmalıdır.

Balıkçılık sektöründe, Ortak Balıkçılık Politikası ile uyumlaşma konusunda ilerleme olmamıştır. Modern bir filo tescil sistemi kurulması gerekir.

Ulaştırma politikası ile ilgili olarak, Topluluk ulaştırma müktesebatını kabul etmek için gereken mevzuat çalışması hızlandırılmalıdır. Bütün sektörlerde ilgili mevzuatı uygulamaya ve hayata geçirmeye yönelik idarî kapasite geliştirilmelidir.

Vergileme konusunda, özellikle KDV sisteminde uygulanan oranların yakınlaştırılması bakımından önemli ölçüde ilerlemeye ihtiyaç vardır.

Çoğu alanlarda, Türkiye’nin istatistik altyapısı AB’ninkinden hâlâ çok farklıdır. Bu konuda rapor edilebilecek somut bir ilerleme yoktur.

Sosyal Politika ve İstihdam sahasında adımlar atılmıştır, fakat bunların hepsi müktesebat ile uyumlu değildir. Örneğin, Ekonomik ve Sosyal Konsey ile ilgili yeni yasa, gerçek bir sosyal diyaloğun koşullarını yaratamamıştır. Türk mevzuatı, AT’ninkinden çok farklı olmaya devam etmektedir. Enerji ile ilgili olarak, elektrik ve gaz sektörlerinde önemli ilerleme sağlanmıştır. Bu yıl içinde kabul edilen iki büyük yasa, Türkiye’nin iç enerji piyasasına hazırlanmasında önemli adımlardır. 

Telekomünikasyon sektöründe, yeni düzenleyici çerçeve, evrensel hizmetler ve veri koruma gibi konularda müktesebat ile uyumlu hale getirilmelidir.

Bölgesel politika ile ilgili olarak, Türkiye ilerleme göstermemiştir ve yapısal politikaların uygulanmasını hazırlama konusuna büyük önem verilmelidir.

Çevre sahasında, Parlamento’da bekleyen önemli bir çerçeve yasa dahil, ilave yeni mevzuat çıkarılması gerekiyor.

Adalet ve içişleri sahasında, Türkiye son zamanlarda karapara aklama ve yolsuzluğa karşı mücadele konusunda üç önemli Avrupa Konseyi sözleşmesini imzaladı. Yunanistan ile, suça karşı savaş konusunda iki taraflı bir anlaşma yürürlüğe girmiştir. Türkiye, AB’nin vize politikasıyla uyumlaşmak ve göç konusunda yeniden kabul anlaşmaları yapmak için girişimlerde bulunmuştur. Sınır kontrolleri ve yasadışı göçle mücadele alanında idarî kapasite güçlendirilmelidir.

Gümrükler konusunda, hemen hemen tam bir uyumlaşma vardır.

Malî kontrol alanında, Türk Hükümeti’nin içindeki bütçe ve malî kontrol mekanizmaları geliştirilmelidir.

Müktesebatın etkili biçimde uygulanmasını ve icra edilmesini sağlamak için, farklı alanlarda idarî kapasitenin güçlendirilmesi gerekiyor. İdarenin bütün düzeylerinde önemli bir reform gereklidir. Bazı durumlarda, bunun için, örneğin devlet yardımları ve bölgesel kalkınma sahasında, yeni yapılar kurulması gereği vardır. Bazı alanlarda, yeni düzenleyici kurumlar tesis edilmiştir. Bu kurumların özerkliği güvence altına alınmalı ve aynı zamanda yeterli personel ve malî kaynak tahsis edilmelidir.

Türkiye ile Katılım Ortaklığı Mart 2001’de kabul edildi. Türkiye, onun uygulanması için önemli hazırlık çalışmaları yürütmüştür. Türkiye, müktesebata ilişkin daha büyük bir anlayış kazanmış olup, hükümet yoğun bir yeni mevzuat hazırlama sürecini başlatmıştır. Malların serbest dolaşımı, fikrî mülkiyetin korunması, enerji, telekom ve gümrükler alanlarında, alınan tedbirler kısa vadeli Katılım Ortaklığı önceliklerini kısmen karşılamıştır. Müktesebat ile ilgili kısa vadeli Katılım Ortaklığı önceliklerini karşılamak için önemli yeni çabalara ihtiyaç vardır




[28] Sanayi politikası ile ilgili gelişmeler, KOBİ politikası dahil genel işletme politikası ile bağlantılı olarak görülmelidir (bkz. Başlık 16 – Küçük ve orta boy işletmeler).
[29] Bkz. “Genişlemeyi başarıya ulaştırmak: Strateji Belgesi ve aday ülkelerden her birinin katılım yönündeki ilerlemesi üzerine Avrupa Komisyonu’nun Raporu”, COM (2001) 700.
 

Önceki Sayfa ı  Sonraki Sayfa


(20 ARALIK 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.