| C. Sonuç (30)
3 Ekim 2001 tarihinde Türk Parlamentosu tarafından kabul edilen anayasa
değişiklikleri, insan hakları ve temel özgürlükler alanındaki güvencelerin
güçlendirilmesi ve ölüm cezasının sınırlanması yönünde önemli bir adımdır.
Söz konusu değişiklikler, ifade ve düşünceyi yayma özgürlüğü, basın özgürlüğü
ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel özgürlüklerin sınırlanması gerekçelerini
daraltmaktadır. Şimdi dikkatler, bu önemli değişimlerin etkili biçimde
uygulanması üzerinde toplanmıştır. Türk Hükümeti, özellikle ifade ve düşünce
özgürlüğü ile ilgili olarak, bazı anayasa değişikliklerini uygulamaya yönelik
yeni mevzuat tasarılarından oluşan bir pakete son şeklini vermektedir.
Bu paket, Katılım Ortaklığı önceliklerinin yerine getirilmesi yönünde ilerlemeyi
kolaylaştıracaktır.
Bu değişikliklere rağmen, temel özgürlüklerin kullanılması üzerinde
bazı geniş kısıtlamalar sürmektedir. Temel özgürlüklerin kullanılmasında
gerçek bir iyileşmeden Türkiye’deki bireylerin ne ölçüde yararlanacakları,
uygulayıcı mevzuatın ayrıntılarına ve yasanın pratikteki uygulamasına bağlı
olacaktır. Genel bir ölçülülük ilkesinin kabul edilmiş olması ve reformun
belirtilen genel amacının insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygıyı
etkili biçimde önplana getirmek olması umut vericidir.
Ölüm cezası üzerindeki moratoryum sürdürülmüştür. Anayasa’nın değiştirilen
38inci maddesi, ölüm cezasını, terörizm suçlarıyla ve savaş zamanıyla veya
yakın savaş tehlikesi durumlarıyla sınırlamaktadır. Terörizm suçlarına
ait istisna, (herhangi bir çekinceye izin vermeyen) AİHS’ye ilişik 6 sayılı
Protokol ile uyumlu değildir. Savaş suçlarıyla ilgili istisna ise, Protokol
kapsamında caizdir. Değiştirilen bu maddeyi yürürlüğe koymak için Ceza
Kanunu’nda değişiklik yapılması gerekecektir. Bu yapıldığında, Türkiye’nin
AİHS’ye ilişik 6 sayılı Protokol’ü imza etmek ve onaylamak konumunda olup
olmadığını değerlendirmek mümkün olacaktır.
Ekonomik, toplumsal ve kültürel haklara ilişkin reformlar, bir takım
olumlu unsurlar içermektedir. Kanunla yasaklanan dillerin kullanılmasına
karşı 26ncı ve 28inci maddelerde yer alan hükümler kaldırılmıştır. Bu husus,
Türkçe’den başka dillerin kullanılmasının yolunu açabilir ve olumlu bir
gelişmedir. Türk makamlarının da kabul etmiş oldukları gibi, bu anayasal
reformu hayata geçirmek için, mevcut kısıtlayıcı mevzuat ve uygulamaların
değiştirilmesi gerekecektir. Etnik kökenlerinden bağımsız olarak, bütün
Türkler için kültürel hakların gerçekten kullanılması alanında iyileşme
olmamıştır.
Önemli bazı cezaevi reformları kabul edilmiştir. Türkiye, bu reformların
tam olarak uygulamaya konulmasını sağlamaya teşvik edilmektedir. Cezaevi
protestolarını kırmakta orantısız güç kullanılması, üzüntü vericidir. Açlık
grevleri nedeniyle can kayıplarının devam etmesi, insanî açıdan kabul edilemez.
İlgili kişilerin politik güdüleri ne olursa olsun, yeni ölümleri önlemek
için çabalar arttırılmalıdır. Bu konularda serbest tartışmaya izin verilmelidir.
Adlî sistem reformu başlamıştır. Yargının bağımsızlığı, Devlet Güvenlik
Mahkemeleri’nin ve askerî mahkemelerin yetkileri ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’nin kararlarına uyulması konularında endişeler devam etmektedir.
Güvenlik görevlilerini ve adalet personelini insan haklarıyla ilgili
konularda bilinçlendirmek için bazı girişimler başlatılmıştır, fakat bunların
pratik etkisini değerlendirmek için henüz çok erkendir.
Türkiye’nin kamu işlerinde saydamlığı arttırmaya yönelik bir takım girişimlere
rağmen, yolsuzluk ciddî bir sorun olmaya devam etmektedir. Son zamanlarda,
yolsuzluk ve karapara aklama konularında önemli Avrupa Konseyi sözleşmelerinin
imza edilmesi, olumlu bir gelişmedir.
Bölgesel dengesizlikleri azaltmak ve bütün yurttaşlar için ekonomik,
toplumsal ve kültürel fırsatları arttırmak amacıyla Güney Doğu’daki ekonomik
durumu iyileştirmek için ilave tedbirler alınması gerekir. Ülkenin bu bölgesindeki
dört ilde olağanüstü durum hâlâ devam etmektedir.
Türkiye’de bir demokratik sistemin temel özellikleri mevcuttur, fakat
ordu üzerinde sivil kontrol gibi bazı temel konuların etkili şekilde çözüme
bağlanması gereklidir.
Bir dizi anayasal, yasal ve yönetimsel değişikliğe rağmen, Türkiye’de
bireyler açısından fiilî insan hakları durumu iyileşmiş değildir.
Türkiye, bazı alanlarda ilerleme kaydetmeye başlamış olsa da, henüz
Kopenhag siyasal kriterlerini yerine getirmiş değildir ve, dolayısıyla,
ülkenin her yerinde, bütün yurttaşlar için, insan haklarının ve temel özgürlüklerin
kanunda ve pratikte tam olarak korunmasını sağlamak üzere reform sürecini
yoğunlaştırmaya ve hızlandırmaya teşvik edilmektedir.
İnsan hakları, Kıbrıs ve sınır anlaşmazlıklarının barışçıl yoldan çözülmesi
gibi, Katılım Ortaklığı’nın öncelikleri arasında bulunan önemli konularda
daha fazla gelişme sağlamak üzere, yükseltilmiş siyasal diyalog daha geniş
ölçüde kullanılmalıdır.
Bay Denktaş’ın BM dolaylı görüşmelerinden çekilme ve BM Genel Sekreteri’nin
New York’ta yapılacak görüşmelere davetini geri çevirme kararına Ankara’nın
verdiği destek dikkate alındığında, BMGS’nin Kıbrıs problemine kapsamlı
bir çözüm bulma çabaları için politik diyalogda Türkiye tarafından ifade
edilmiş olan desteği, şimdi, bir çözümü kolaylaştırmak için Türkiye’nin
atacağı somut adımlar takip etmelidir.
İki malî bunalımla karşılaşan Türkiye, işleyen bir piyasa ekonomisi
yönünde daha fazla ilerleme sağlayamamıştır. Bununla beraber, Türk ekonomisinin
önemli kısımları, AT ile gümrük birliği çerçevesinde, daha şimdiden AB
pazarında rekabet etmektedir.
İki malî bunalım, ekonomik canlanmayı durdurdu ve bundan önceki ekonomik
istikrar programını sona erdirdi. Makroekonomik istikrar sarsılmış ve bir
çok makroekonomik dengesizlik yeniden ortaya çıkmıştır. Türkiye, yurtiçi
malî sektörün riskleri ve zayıf noktalarını öncekinden daha iyi bir şekilde
ele alan ve ekonominin bir çok alanında hükümet müdahalesini azaltmayı
hedefleyen iddialı bir ekonomik reform programını kabul etmiş ve uygulamaya
koymuştur. Bu sorunlar, bunalımların temel nedeniydi.
Enflasyonun azaltılmasına dayalı olarak, kısa vadeli makroekonomik istikrarın
tesis edilmesine öncelik verilmiştir. Ancak yetkililer, orta vadede piyasaya
dayalı sürdürülebilir ekonomik gelişme için sağlam bir temel oluşturulması
üzerinde odaklanmaya da devam etmelidirler. Bir bütün olarak ekonominin
orta vadeli rekabet gücünü garantilemek için, bankacılık, tarım ve devlet
işletmeleri gibi çeşitli sektörlerde önemli ölçüde yeniden yapılanmaya
ihtiyaç vardır. Ülke çapında eğitim, sağlık, sosyal hizmetler ve kamusal
altyapı konularında yeterli düzeyde yatırım sağlamak amacıyla, orta vadeli
bir perspektifte, bütçe öncelikleri yeniden tarif edilmelidir.
Türkiye’nin müktesebat ile uyumlaşması, en fazla, Gümrük Birliği’nin
kapsamına giren alanlarda ilerlemiştir. Son Düzenli Rapor’dan bu yana,
söz konusu alanlarda ilave uyumlaşma olmuştur. Ayrıca, Merkez Bankası dahil
bankacılık sahasında ve telekomünikasyon, enerji ve tarım gibi sektörlerde
önemli mevzuat kabul edilmiştir. Ancak, bazı durumlarda, yeni kabul edilen
mevzuat, Topluluk müktesebatından önemli ölçüde sapma gösteriyordu (kozmetikler,
görsel-işitsel politika, sosyal politika). Müktesebat ve Türk mevzuatı
arasında büyük farklar devam etmiştir. Müktesebatı uygulamak için idarî
kapasitenin güçlendirilmesinde ilerleme sınırlı olmuştur.
İç pazar ile ilgili olarak, standartlar dahil, malların serbest dolaşımı
konusunda çeşitli yasal düzenlemeler kabul edilmiştir. Teknik mevzuat için
bir çerçevenin kabul edilmesi, özellikle anlamlıdır. Bir dizi alanda yeni
adımlar atılmalıdır. Var olan kamu alımları (ihale) sistemi, müktesebat
ile uyumlu değildir. Kişilerin serbest dolaşımı sahasında ilerleme olmamıştır.
Sermayenin serbest dolaşımı sahasında, çeşitli sektörlerde yabancı yatırım
üzerinde önemli kısıtlamalar devam etmiştir. Malî olmayan hizmetler sahasında
mevzuatın daha çok uyumlaştırılması için büyük çabalar gereklidir. Karaparanın
aklanması alanındaki mevzuatın uygulanmasına daha çok dikkat gösterilmelidir.
Şirketler hukuku alanında, yeni bir ticaret kanunu oluşturulmasında ilerleme
kaydedilmemiştir. Fikrî mülkiyet hakları konusundaki mevzuatı Topluluk
müktesebatıyla uyumlaştırmak için önemli adımlar atılmıştır. Fikrî mülkiyetin
korunması sahasında uzmanlık mahkemeleri kurulmuştur, fakat bu sahada icra
kapasitesini güçlendirmek gereklidir. Rekabet politikası sahasında, anti-tröst
düzenlemelerin uygulanması tatmin edici olmaya devam ediyor. Türkiye’nin
devlet yardımları politikası, müktesebat ile uyumlu değildir. Yeni bir
yasa çıkarıldığı halde, alkol ve tütünde tekel düzenlemesiyle ilgili durum,
bir endişe konusu olmaya devam etmiştir.
Türkiye, tarım sektöründe önemli bir reform başlatmıştır. Ancak, doğrudan
gelir desteği politikasının bazı temel unsurları, AB’deki mevcut yaklaşımdan
farklıdır. Türkiye, ülke çapında bir arazi sicili gibi bir takım temel
mekanizmaları kurmamıştır. Hayvan ve bitki sağlığı sektörlerinde AT mevzuatının
aktarılması, uygulanması ve icrası üzerinde yoğunlaşmalıdır.
Balıkçılık sektöründe, Ortak Balıkçılık Politikası ile uyumlaşma konusunda
ilerleme olmamıştır. Modern bir filo tescil sistemi kurulması gerekir.
Ulaştırma politikası ile ilgili olarak, Topluluk ulaştırma müktesebatını
kabul etmek için gereken mevzuat çalışması hızlandırılmalıdır. Bütün sektörlerde
ilgili mevzuatı uygulamaya ve hayata geçirmeye yönelik idarî kapasite geliştirilmelidir.
Vergileme konusunda, özellikle KDV sisteminde uygulanan oranların yakınlaştırılması
bakımından önemli ölçüde ilerlemeye ihtiyaç vardır.
Çoğu alanlarda, Türkiye’nin istatistik altyapısı AB’ninkinden hâlâ çok
farklıdır. Bu konuda rapor edilebilecek somut bir ilerleme yoktur.
Sosyal Politika ve İstihdam sahasında adımlar atılmıştır, fakat bunların
hepsi müktesebat ile uyumlu değildir. Örneğin, Ekonomik ve Sosyal Konsey
ile ilgili yeni yasa, gerçek bir sosyal diyaloğun koşullarını yaratamamıştır.
Türk mevzuatı, AT’ninkinden çok farklı olmaya devam etmektedir. Enerji
ile ilgili olarak, elektrik ve gaz sektörlerinde önemli ilerleme sağlanmıştır.
Bu yıl içinde kabul edilen iki büyük yasa, Türkiye’nin iç enerji piyasasına
hazırlanmasında önemli adımlardır.
Telekomünikasyon sektöründe, yeni düzenleyici çerçeve, evrensel hizmetler
ve veri koruma gibi konularda müktesebat ile uyumlu hale getirilmelidir.
Bölgesel politika ile ilgili olarak, Türkiye ilerleme göstermemiştir
ve yapısal politikaların uygulanmasını hazırlama konusuna büyük önem verilmelidir.
Çevre sahasında, Parlamento’da bekleyen önemli bir çerçeve yasa dahil,
ilave yeni mevzuat çıkarılması gerekiyor.
Adalet ve içişleri sahasında, Türkiye son zamanlarda karapara aklama
ve yolsuzluğa karşı mücadele konusunda üç önemli Avrupa Konseyi sözleşmesini
imzaladı. Yunanistan ile, suça karşı savaş konusunda iki taraflı bir anlaşma
yürürlüğe girmiştir. Türkiye, AB’nin vize politikasıyla uyumlaşmak ve göç
konusunda yeniden kabul anlaşmaları yapmak için girişimlerde bulunmuştur.
Sınır kontrolleri ve yasadışı göçle mücadele alanında idarî kapasite güçlendirilmelidir.
Gümrükler konusunda, hemen hemen tam bir uyumlaşma vardır.
Malî kontrol alanında, Türk Hükümeti’nin içindeki bütçe ve malî kontrol
mekanizmaları geliştirilmelidir.
Müktesebatın etkili biçimde uygulanmasını ve icra edilmesini sağlamak
için, farklı alanlarda idarî kapasitenin güçlendirilmesi gerekiyor. İdarenin
bütün düzeylerinde önemli bir reform gereklidir. Bazı durumlarda, bunun
için, örneğin devlet yardımları ve bölgesel kalkınma sahasında, yeni yapılar
kurulması gereği vardır. Bazı alanlarda, yeni düzenleyici kurumlar tesis
edilmiştir. Bu kurumların özerkliği güvence altına alınmalı ve aynı zamanda
yeterli personel ve malî kaynak tahsis edilmelidir.
Türkiye ile Katılım Ortaklığı Mart 2001’de kabul edildi. Türkiye, onun
uygulanması için önemli hazırlık çalışmaları yürütmüştür. Türkiye, müktesebata
ilişkin daha büyük bir anlayış kazanmış olup, hükümet yoğun bir yeni mevzuat
hazırlama sürecini başlatmıştır. Malların serbest dolaşımı, fikrî mülkiyetin
korunması, enerji, telekom ve gümrükler alanlarında, alınan tedbirler kısa
vadeli Katılım Ortaklığı önceliklerini kısmen karşılamıştır. Müktesebat
ile ilgili kısa vadeli Katılım Ortaklığı önceliklerini karşılamak için
önemli yeni çabalara ihtiyaç vardır.
[30] Bkz. “Genişlemeyi başarıya ulaştırmak: Strateji
Belgesi ve aday ülkelerden her birinin katılım yönündeki ilerlemesi üzerine
Avrupa Komisyonu’nun Raporu”, COM (2001) 700
|