AB KOMİSYONU’NUN 2003 YILI
TÜRKİYE İLERLEME RAPORU’NA VE STRATEJİ BELGESİ’NE İLİŞKİN
İKV DEĞERLENDİRMESİ
Avrupa Birliği Komisyonu tarafından hazırlanan Türkiye İlerleme Raporu
5 Kasım 2003 tarihinde açıklanmıştır. Bilindiği gibi her yıl düzenli olarak
yayınlanan ilerleme raporları, aday ülkelerin Katılım Ortaklığı Belgesi
ve Ulusal Program perspektifleri doğrultusunda AB’ye uyum sürecinde son
bir yıl içinde kaydettikleri siyasi, ekonomik ve müktesebat uyumuna yönelik
gelişmeleri ve eksiklikleri değerlendirmektedir. Bu açıdan ilerleme raporları,
aday ülkelere yönelik kapsamlı incelemelerin yer aldığı detaylı bir durum
tespitidir.
Aralık 2002 tarihli Kopenhag Zirvesi’nde kararlaştırıldığı üzere, Türkiye
ile müzakerelerin başlatılma kararı, 2004 yılı İlerleme Raporu ışığında
değerlendirilecektir. Bu nedenle 2003 yılı İlerleme Raporu’nda bu konuda
Konsey’e bir tavsiyede bulunulmamıştır. Ancak, 2003 yılı Raporu önümüzdeki
dönemde atılması gereken adımlara ilişkin AB’nin beklentilerini içeren
temel bir referans belgesidir. Rapor, bu niteliği ile değerlendirilmeli
ve tespit edilen eksiklikler yol gösterici olmalıdır.
2003 yılı İlerleme Raporu’nda, özelikle siyasi kriterler alanında yasal
düzenlemeler açısından kaydedilen gelişmeler kapsamlı bir biçimde vurgulanmış,
önümüzdeki dönemde gerçekleştirilmesi beklenen sınırlı sayıdaki yasal düzenlemeye
işaret edilmiş, ve uygulamaya yönelik aksaklıkların altı, örnekleri ile
çizilmiştir. Bilindiği üzere, Hükümetimiz çeşitli vesilelerle yaptığı açıklamalarda,
2003 yılında siyasi kriterlere uyum yönünde gerçekleştirilecek yasal düzenlemelere
yoğunlaşılacağını, 2004 yılının ise uygulamanın eksiksiz bir biçimde tamamlanmasına
ayırılacağını açıklamıştı. Bu nedenle Rapor’un bazı istisnalar dışında
bir bütün olarak gerek üslup, gerek içerik açısından dengeli bir biçimde
kaleme alındığını ve siyasi kriterler bölümünde yapılan değerlendirmelerin,
tarafımızca da tespit edilen eksikliklerle büyük ölçüde paralellik taşıdığını
söylemek mümkündür.
Rapor’da son bir yıl içinde özellikle Türk toplumunun hassasiyet duyduğu
çeşitli alanlarda gerçekleştirilen kapsamlı reformların önemine işaret
edilmesi ve, siyasi iradenin bu konudaki kararlılığı ile Türk halkının
reform paketlerine verdiği tam desteğin vurgulanması önemlidir. Halihazırda
AB ile Katılım Antlaşması’nı imzalamış ve üyelik için gün sayan diğer aday
ülkelerin müzakereler öncesinde yayınlanan ilerleme raporları incelendiğinde,
yasal düzenleme eksikliklerine ve uygulamada yaşanan sorunlara rağmen siyasi
iradenin kararlılığının ve toplumun desteğinin reformların sürdürüleceği
yönünde güven telkin ettiği ve bazı aksaklıklara karşın müzakere kararının
alındığı görülmektedir. Bu açıdan Rapor’da Hükümete ve halkın desteğine
duyulan güvenin vurgulanması olumlu değerlendirilmesi gereken bir husustur.
Rapor’un “Siyasi Kriterler ve Güçlendirilmiş Siyasi Diyalog” başlıklı
bölümünde yer verilen eleştiriler esas olarak, uygulamadaki eksikliklere
ve bazı yasal düzenlemelere yoğunlaşmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda yayınlanan
ilerleme raporları ile kıyaslandığında, 2003 Raporu’nda eksiklik olarak
sıralanan hususların giderek daha dar bir alanı kapsadığı görülmektedir.
Bu da son bir yıl içinde kaydedilen gelişmenin tespiti açısından önemli
bir göstergedir. Eksikliklerin belirlenmesi ve eleştirilmesi bu aşamada
Komisyon’un görevidir. Süreç ilerledikçe, sorunlu alanların detaylandırıldığı
ve eleştirilerin dozunun arttığı, diğer aday ülkelerin örnekleri incelendiğinde
açıkça görülmektedir. Bu noktada önemli olan eleştirilerin tarafsız değerlendirmelere
dayandırılması ve yapıcı bir üslupla kaleme alınmasıdır. Rapor’un bazı
bölümlerinde tek taraflı bilgi ve tahminlere dayanan saptamaların, maddi
hataların ve yersiz eleştirilerin de yapıldığı belirlenmekle birlikte,
(örneğin; Türkiye’nin imzalamadığı ya da çekince koyduğu ifade edilen bazı
uluslararası sözleşmelerin çeşitli AB ülkelerince de halen imzalanmamış,
onaylanmamış ya da aynı maddelere çekince koyulmuş olması, Türk alfabesinde
yer almayan bazı harflerin isimlerde kullanımının engellenmesine ilişkin
bir saptamanın raporda yer alması, vb.) bunların bütün içinde sınırlı bir
oranda kaldığı görülmektedir.
Rapor esas olarak, geçtiğimiz on iki aylık dönemde, Kopenhag kriterlerine
uyum çerçevesinde ilgili tüm ana başlıklarda yapılan ve yapılamayan mevzuat
değişiklikleri ile uygulamadaki olumlu ve olumsuz örneklerin bir listesini
içermektedir. Tüm bölümlerde listeleme yapılmış ancak bazı bölümler dışında
genellikle “yorum”dan kaçınılmıştır. Raporun “son gelişmeler” bölümünde
yer alan “tüm bu süreç boyunca Türk halkının büyük çoğunluğu, Türkiye’yi
AB değerlerine ve standartlarına yakınlaştırmayı amaçlayan bu değişikliklere
tam destek vermiştir” ifadesi ile “yürütme” alt başlığı altında Hükümetin
kararlılığının kuvvetli ifadelerle vurgulanması, Komisyon yetkililerince
son dönemde dile getirilen iki önemli tespitin yansımasıdır. Bu tespitler:
son bir yıl içinde yapılan reform çalışmalarının AB’den olumlu not almak
için değil, Türkiye’nin yararı için yapıldığı ve bu nedenle de toplum tarafından
benimsenip desteklendiği; siyasi iradenin, önceki dönemlerden farklı olarak
Kopenhag kriterlerinin sadece Türkiye için değil tüm aday ülkeler için
geçerli olduğu ve özel koşullar nedeniyle müzakere edilemeyeceğini kavradığıdır.
İlerleme Raporu’nun siyasi kriterler bölümü değerlendirildiğinde,
ana başlıklar itibariyle yapılan tespitlerde:
Asker-sivil ilişkilerinin
dengelenerek AB ülkeleri ile uyumlu hale getirilmesi yönünde MGK ve MGK
Genel Sekreterliği’nin yapısı ve yetkilerinde yapılan değişikliklerle önemli
ilerleme kaydedildiği ancak RTÜK ve YÖK gibi kurumlarda halen askerin temsil
edilmesi ve TBMM’nin savunma bütçesi üzerindeki kontrolü konularında sorunların
varlığına işaret edilmekte,
Yargının bağımsızlığı
ve işlevselliğinin artırılması yönünde gerçekleştirilen yasal düzenlemelerin
ve uygulanmakta olan eğitim programlarının önemi vurgulanmakta ancak, yargının
işleyişinin ağırlığına, soruşturma safhasında yaşanan güçlüklere ve yargı
ile yürütme arasında varolan organik bağın yargının bağımsızlığına gölge
düşürdüğüne vurgu yapılmakta,
Yolsuzlukla mücadelede
bazı ilerlemeler kaydedilmesine karşın özellikle bazı sektörlerde halen
yolsuzluğun ciddi boyutlarda olduğuna ve bu durumun yabancı sermaye girişinin
önünde önemli bir engel teşkil ettiğine değinilmekte,
İnsan hakları
ve azınlıkların korunması alanında önemli yasal düzenlemelerin ve ikincil
mevzuatın çıkarıldığı, ihlalleri incelemek üzere çeşitli kurumların oluşturulduğu,
insan hakları eğitimi programlarının başlatıldığı vurgulanmakta, buna karşın
bazı ihlallerin halen devam ettiği ve Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamada
sorunları bulunduğu belirtilmekte,
Sivil ve
siyasal hakların güvence altına alınması yönünde önemli ilerleme kaydedildiği,
işkence ve kötü muameleye ilişkin önemli adli kararlar alındığı, ancak
bu alanda açılan davaların zaman aşımına uğraması, kararların suçun ağırlığı
ile orantılı olmaması, gözaltındaki kişilere haklarının bildirilmemesi,
tıbbi raporların hasır altı edilmesi gibi sorunların devam ettiği bazı
örneklerle vurgulanmakta, cezaevi koşullarındaki kısmi iyileştirmelere
karşın halen sıkıntılar yaşandığı, ifade özgürlüğünün genişletilmesine
ilişkin yasa değişikliklerine rağmen, savcıların bu hakkı kısıtlama yönünde
bazı alternatif hükümlere başvurduğu, mevzuat değişikliklerinin yorumunda
ve uygulanmasında farklılıkların sürdüğü, gözden geçirilmekte olan basın
kanununun özgürlüklerin geniş kapsam içinde değerlendirilmesi gereği vurgulanmakta,
Türkçe dışındaki geleneksel dil ve lehçelerde yayın yapılmasına izin veren
yasa değişikliklerine rağmen bunun halen uygulamaya geçirilmediği, dernek
kurma özgürlüğüne ilişkin kısıtlamalar azaltılmakla birlikte derneklerin
temel sorunlarının çözümüne ilişkin net bir çerçeve çizilmediği belirtilmekte,
din özgürlüğüne ilişkin olarak mülkiyet haklarına ve ibadethanelerin açılmasına
yönelik düzenlemelere karşın etkilerinin sınırlandırıldığı, müdahalelerle
karşılaşıldığı, Gayri Müslim toplulukların el konulmuş mallar sorununun
çözümlenmediği, dini azınlıkların din adamı eğitimi önündeki yasakların
devam ettiği (Heybeliada Ruhban Okulu örneği), Sünni olmayan Müslüman topluluklarına
ilişkin bazı sınırlamaların kaldırılmasına karşın halen sorunların sürdüğü
ifade edilmekte,
Ekonomik,
sosyal ve kültürel haklar alanında ceza yasasında yapılan önemli değişikliklere
ve ayırımcılığın önlenmesine ilişkin yasal düzenlemelere karşın kadınlara
yönelik fiziki ve psikolojik şiddetin sürdüğüne dikkat çekilmekte, çocukların
çalışma yaşına ilişkin değişikliğe rağmen halen 15 yaşın altında çok sayıda
çocuğun çalıştırıldığı ve eğitim hakkından mahrum bırakıldığı belirtilmekte,
Kıbrıs
konusunda Türk hükümetinin çözümü destekleyen açıklamalarına değinilmekte,
Sınır anlaşmazlıklarının
barışçı yollardan çözümü yönünde Türkiye-Yunanistan arasında kaydedilen
ilerlemeler belirtilmektedir.
Yukarıda sıralanan tespit ve değerlendirmelerin yanı sıra, Strateji
Belgesi’nde, Türkiye’nin siyasi alanda kaydettiği ilerlemeler vurgulanmakta
ve gösterilen çabaların Kopenhag siyasi kriterlerine uyulması yönünde ciddi
bir ilerleme oluşturduğu belirtilmektedir. Ancak Hükümetin kararlılığına
karşın, Türkiye’nin henüz Kopenhag siyasi kriterlerini tam olarak yerine
getirmediği, yasal düzenlemeler ve uygulama arasında uyum sağlanması için
daha fazla çaba gösterilmesi gerektiği ifade edilmektedir.
Geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen reformların çok daha uzun vadeli ve
tarihi bir sürecin parçası olduğunu ifade eden Strateji Belgesi, yasal
değişikliklerin tam anlamıyla uygulanması için zamana ihtiyaç olduğunu
ancak, temel özgürlükler ve insan hakları konusunda açık iyileşme işaretlerinin
halihazırda gözlendiğini vurgulamaktadır.
Güçlendirilmiş siyasi diyalog başlığı altında yer alan Kıbrıs konusunda
ise, “çözümsüzlüğün Türkiye’nin AB ile ilgili beklentilerinin önünde ciddi
bir engel teşkil edebileceği” uyarısı yapılmaktadır. Bu konu her
ne kadar siyasi kriterler bünyesindeki bir ön koşul olarak kaleme alınmasa
ve Rapor’un açıklanmasının ardından Komisyon yetkililerince yapılan açıklamalarda
konunun altı çizilse de AB, bu konuda bir ilerleme kaydedilmemesi halinde
Türkiye’nin siyasi engellerle karşılaşabileceği yönünde net bir mesaj vermektedir.
Bilindiği üzere, Türkiye ile müzakerelerin başlatılma kararı, aralarında
GKRY’nin de bulunacağı 25 AB üyesi ülke tarafından Aralık 2004 Zirvesi’nde
değerlendirilecektir. Strateji Belgesi bu açıdan, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün,
oy birliği gerektiren bu kararın başta GKRY ve Yunanistan olmak üzere bazı
üye ülkelerce desteklenmesinin güçlüğüne işaret etmektedir.
Ekonomik kriterlere uyum konusunda Katılım Ortaklığı Belgesi’nde
yer alan kısa vadeli önceliklerin büyük ölçüde yerine getirildiği, yapılan
düzenlemelerin IMF şartları ile uyum içinde uygulandığı belirtilmekte,
ancak Irak krizi vb. konjonktürel nedenlerin de etkisiyle reform sürecinin
yavaşladığı belirtilmektedir.
Ekonomik kriterlerle ilgili olarak kaydedilen gelişmelerin iyi işleyen
bir piyasa ekonomisine ulaşma yolundaki engelleri ortadan kaldırdığı belirtilmekte
ancak makro ekonomik dengesizliklerin devam ettiğine de değinilmektedir.
Daha ayrıntılı analizlere geçmeden önce ekonomik kriterleri, içerdikleri
alt başlıklar itibarıyla, çok kısaca hatırlamakta yarar görülmektedir:
Kriter 1. Tam işleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı
-
Fiyatlar ve ticaretin liberalizasyonu
-
Mülkiyet hakları dahil olmak üzere, güçlü bir hukuk sistemi
-
Sürdürülebilir makro ekonomik istikrar
-
İzlenecek ekonomi politikası üzerinde geniş bir toplumsal mutabakat
-
Gelişmiş bir mali sektör
-
Piyasaya giriş çıkışın önünde engeller olmaması
Kriter 2. Birlik içindeki piyasa güçleri ve rekabetçi baskılarla başa
çıkabilme yeteneği
-
İstikrarlı bir makroekonomik iklim (yüksek bir tahmin edilebilirlik)
-
Yeterli insani ve fiziki sermaye (altyapı dahil)
-
Kamu girişimlerinin yeniden yapılandırılması
-
Tüm işletmelerin verimlilik artırıcı yatırımlar yapması
-
Öz kaynaklar dışındaki finansman kaynaklarına erişim imkanlarının büyüklüğü
-
AB ekonomisi ile entegrasyon düzeyinin yüksekliği.
Ekonomik kriterler açısından referans noktaları yukarıda sıralananlardır.
Kopenhag Ekonomik Kriterlerine uyum yönünde atılan her adım Türk ekonomisini
bu referans noktalarına yaklaştırdığı ölçüde “olumlu” kabul edilmektedir.
Komisyon, ekonomik değerlendirmelerinde IMF ve Dünya Bankası ile paralel
hareket etmektedir. Rapor’da ekonominin işleyişi ile ilgili adımlar 1997
yılından başlayıp bugünlere gelen geniş bir perspektifle ele alınmaktadır.
Bir başka deyişle, siyasi kriterlerde olduğu gibi sadece son on iki aydaki
gelişmeler değil, son altı yıldaki gelişmeler, birikimli etkileri de dahil
olmak üzere, göz önüne alınmaktadır.
Rapor taslağında birinci kritere ilişkin 16, ikinci kritere ilişkin
12 tespit yer almaktadır. Söz konusu tespitler olumlu (+), olumsuz (-)
ve ortada (+/-) olarak sınıflandırıp, şematik bir özetle aşağıda sunulmaktadır.
Kriter 1
|
Olumlu (+) |
Olumsuz (-) |
|
01
|
Yeni Hükümet gerekli yapısal reformları kuvvetle desteklediğini açıklamıştır |
ANCAK gerekli adımların atılması kayda değer şekilde yavaşlamıştır.[1] |
| 02 |
Genelde ihracata ve stok artışına bağlı olarak 2001 krizinden güçlü
biçimde çıkılmıştır. |
|
| 03 |
|
Dış denge bozulmaya başlamıştır. |
| 04 |
|
İstihdamdaki artış, işgücündeki artışı karşılayamamakta ve işsizlikte
sürekli artışa yol açmaktadır. |
| 05 |
Enflasyon hızı son on yılların en düşük seviyelerine inmiştir. |
|
| 06 |
Döviz kuru serbest dalgalanmaya bırakılmış olup para politikası kesin
biçimde anti enflasyonist şekilde belirlenmektedir. |
|
| 07 |
|
2002’nin sonlarında gevşeyen mali disiplini düzeltecek önlemler ancak
2003 sonbahar ve yazında alınabilmiştir. |
| 08 |
Kamu borçlanma oranı düşmekle birlikte halen hem kamu sektörünün işleyişinde
hem de ekonominin tümü üzerinde bir yük olmayı sürdürmektedir. |
|
| 09 |
Mali şeffaflığı sağlayacak önlemler sürdürülmektedir. |
|
| 10 |
Pazar güçlerinin serbestçe hüküm sürmesini kolaylaştıracak gelişmeler
sürdürülmüştür. |
|
| 11 |
Kamusal mali desteklerin azalmasına bağlı olarak, fiyatlardaki[2] sapmalar
azalmıştır. |
|
| 12 |
Özelleştirmeyi hızlandırmayı amaçlayan yeni bir hamle başlatılmıştır. |
ANCAK şu ana kadar gerçekleşen özelleştirme gelirleri çok sınırlı düzeyde
kalmıştır. |
| 13 |
Pazara giriş-çıkışların önündeki engeller daha da azaltılmıştır. |
|
| 14 |
Mülkiyet haklarına ilişkin düzenlemeler de dahil olmak üzere yasal
sistem mevcuttur |
ANCAK yasaların ve sözleşmelerin uygulanmasında halen eksiklikler gözlenmektedir. |
| 15 |
Bankacılık sistemi güçlendirilmiştir |
ANCAK yeniden yapılandırma ve konsalidasyon süreci henüz tamamlanamamıştır. |
| 16 |
|
Bankacılık dışı mali sektörün etkisi artırılamamıştır. |
Bu bölümde yer alan toplam 16 tespitin 7 tanesi (+); 5 tanesi (-) iken
kalan 4 tespit ortadadır (+/-).
Kriter 2
|
Olumlu (+) |
Olumsuz (-) |
|
01
|
Tam işleyen bir piyasa ekonomisi ve kurumlarını oluşturma yönünde ilerleme
kaydedilmiştir |
ANCAK makroekonomik istikrar ve tahmin edilebilirlik istenen kafi düzeye
gelmemiştir. |
| 02 |
İnsan kaynaklarının geliştirilmesi çabaları sürdürülmüştür |
ANCAK genel eğitim seviyesinin yükseltilmesi halen önemli bir sorundur. |
| 03 |
İşgücü piyasası politikaları uluslararası standartlara yaklaşmıştır |
ANCAK işgücü piyasası ile ilgili konulara yeterince önem ve öncelik
verilmemektedir. |
| 04 |
|
Ekonomik belirsizlikler ve borç yükü fiziki sermaye stoğunun artmasını
engellemektedir. |
| 05 |
|
Yabancı sermaye yatırımları çok düşük seviyelerde gerçekleşmiştir. |
| 06 |
|
Bütçe kısıtlamaları nedeniyle altyapı yatırımları en alt düzeyde tutulmaktadır. |
| 07 |
Şirketler düzeyinde yeniden yapılanma hızlanmıştır. |
|
| 08 |
Tarıma dayalı ekonomiden hizmete dayalı ekonomiye (uzun vadeli) geçiş
süreci devam etmektedir. |
|
| 09 |
Orta, küçük ve çok küçük işletmelerin Türk ekonomisinin bel kemiği
olduğu ortaya çıkmıştır. |
|
| 10 |
Devletin ekonomiye müdahalesindeki azalma sürmektedir. |
|
| 11 |
AB ile ticaret alanındaki entegrasyon gelişmesini sürdürmüştür. İhraç
ürünlerinin kompozisyonundaki gelişme de devam etmiştir. |
|
| 12 |
Türk lirasının aşırı değerlenmesine rağmen ihracatta fiyat rekabeti
sürdürülebilmiştir. |
|
Bu bölümdeki 12 tespitten 6 tanesi olumlu (+); 3 tanesi olumsuz (-)
iken kalan üç tanesi de ortada (+/-) işaretlidir. Ekonomik kriterlerle
ilgili değerlendirmede, bazı makroekonomik ve yapısal sorunlara dikkat
çekilse de özünde atılan adımların iyi işleyen bir piyasa ekonomisine ulaşma
hedefine katkıda bulunduğu ve bu yönde önemli bir ilerleme kaydedildiği
öne çıkarılmaktadır.
Müktesebat uyumu ise, en yavaş ilerleme kaydedilen alan olarak
değerlendirilmekte, bazı müktesebat başlıklarında sağlanan önemli gelişmeye
karşın, bir çok başlıkta da hedeflenenin gerisinde ilerleme olduğu belirtilmekte,
özellikle uygulamaya yönelik kurumsal yapılanmanın hızlandırılması gereğine
işaret edilmektedir.
Bu alanda KOB önceliklerinin yerine getirilmesi yönünde gösterilen çabaya
rağmen kısa vadede uyum sağlanması beklenen Topluluk müktesebatının bir
çok bölümü için yeterince çalışma yapılmadığı belirtilmektedir. Gümrük
Birliği ile bağlantılı olan müktesebat başlıklarının en fazla ilerleme
kaydedilen alanlar olduğu, bununla birlikte Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden
kaynaklanan yükümlülüklerini tümüyle yerine getirmediği Rapor’un
çeşitli bölümlerinde vurgulanmaktadır. Gümrük birliği ve dış ilişkiler,
adalet ve içişleri, istatistik, sosyal politika ve istihdam, enerji, sanayi
politikası ve KOBİ’ler, tarım ve tüketicinin korunması alanlarında gelişme
sağlandığı, sermayenin serbest dolaşımında büyük oranda uyum gerçekleştirildiği,
ancak bölgesel politika, telekomünikasyon, çevre, eğitim, kültür, görsel
ve işitsel politikalar, malların serbest dolaşımı alanlarında sınırlı ilerleme
kaydedilmediği belirtilmektedir. Müktesebat uyumunda en çok ilerleme gerçekleşen
alanların Türkiye’nin başka uluslararası yükümlülüklerinin bulunduğu başlıklar
olduğuna işaret edilmekte, UP taahhütlerinin KOB öncelikleri çerçevesinde
yerine getirilmesi gerektiği ve yeni hazırlanan mevzuatın Türkiye’yi AB
müktesebatından uzaklaştırır nitelikte olmaması gerektiği belirtilmektedir.
Yukarıdaki tespitler ışığında İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi, AB
Komisyonu’nun objektifinden bir Türkiye fotoğrafı ortaya koymaktadır. Bu
fotoğraf, önümüzdeki dönemde yapılacak uyum çalışmaları açısından önemli
bir yol göstericidir. 2004 yılında çekilecek fotoğrafın, beklediğimiz netlikte
olması için bu temel verinin çok iyi değerlendirilmesi gereklidir. Bu nedenle,
içinde bulunduğumuz aşamada, İlerleme Raporu, ana çerçevesi ve satır aralarında
işaret edilen tüm detayları ile “haksız eleştirildi, bahane yaratıldı,
vb.” tartışmalarla zaman kaybetmeksizin doğru okunmalı, özellikle siyasi
kriterler bölümünde belirtilen eksiklikler tek tek tespit edilmelidir.
Daha sonra bu eksikliklerin önümüzdeki on ayda tamamen ortadan kaldırılmasını
içeren gerçekçi bir plan yapılmalıdır. Eğer herhangi bir sorunun bu sürede
tamamen ortadan kaldırılması mümkün değilse, “kayda değer bir iyileştirme
sağlanmak şartıyla, tamamlanma yoluna girmesi” hedeflenmelidir.
Aksi takdirde gelecek yılın raporunda “Türkiye Kopenhag Kriterlerine
uymaktadır” ibaresinin yer alması mümkün olamayacaktır. Unutulmamalıdır
ki bu değerlendirme daha sonraki tüm adımlar için bir ön koşuldur.
Konsey’de nihai kararı verecek olan “siyasetçilerin” (ve onları etkileyecek
kesimlerin) ikna edilmesi ve AB kamuoylarının olumluya çevrilmesi de son
derece önemlidir. Ancak, Komisyon bu sonuca ulaştığını Konsey’e bildirmediği
sürece müzakerelerin başlaması konusunun gündeme dahi gelmeyeceği bilinmelidir.
----------------------------------------
[1] Bu yavaşlamanın sebepleri siyasi kriterlere verilen öncelik ve
Irak savaşıdır. Yavaşlamaya rağmen Hükümet, bir önceki Hükümet tarafından
şekillendirilen reform programını sürdürmektedir.
[2] Serbest piyasa fiyatlarından; müdahale olmasaydı oluşacak fiyatlardan
sapmalar-price distortions.
|