-
Giriş
-
Genel Düşünceler
-
Katılma Müzakerelerinin Başlatılması
-
Sonuçlar
GİRİŞ
1. Türk Hükümeti, 14 Nisan
1987 tarihinde, AET Antlaşması’nın 237. Maddesi, AKÇT Antlaşması’nın 98.
Maddesi ve AET Antlaşması’nın 205. maddesi temelinde, Türkiye’nin Topluluğa
katılma başvurusunu Topluluğa gönderdi.
Aynı yılın 27 Nisan tarihinde,
Konsey, Türkiye’nin başvurusunu not etti ve Komisyon’dan Antlaşmalar’ın
gerektirdiği Görüş’ü istedi.
Komisyon, tüm dairelerine,
Türkiye’nin katılmasının sonuçlarını ve etkilerini değerlendirmek için
gereken bütün bilgi ve belgeleri toplama talimatını verdi. Elde edilen
sonuçlar, bu Görüş’e ilişik olan, Türkiye ekonomisinin yapısı ve gelişmesi
konusundaki raporda yer almaktadır.
Söz konusu rapordan ve Türkiye’deki
politik durumun değerlendirilmesinden çıkarılan sonuçlar, Türkiye’nin Topluluğa
katılma başvurusu hakkındaki Görüş’ün temelini teşkil eder.
2. Onikiler Topluluğu’nun
yeni bir genişlemesiyle ilgili olarak Topluluk tarafından benimsenecek
herhangi bir pozisyonun yansımaları, hem, Tek Avrupa Senedi’nden doğan
Avrupa bütünleşmesine yönelik yeni iddialar ve,hem de, şimdi Üye Devlet
statüsü için geçerli olan daha büyük haklar ve yükümlülükler nedeniyle,
daha önceki katılma başvurularıyla ilgili olarak benimsenmiş olan pozisyonların
yansımalarından daha büyük olacaktır.
Bu durum karşısında, Komisyon,
Türkiye’nin katılma başvurusu üzerinde düşünürken, Topluluğun genel bir
strateji benimsemesini gerekli kılan bir dizi gerçek veya olası başvuru
bağlamında, bu daha geniş bağlam içinde, düşünmek zorundadır.
GENEL DÜŞÜNCELER
3. Üçüncü genişlemesinden
ve Tek Sened’in yürürlüğe girmesinden bu yana, Topluluk, sürekli bir değişim
içinde olmuştur.
Gelişmesinde yeni bir aşamaya
girmiştir ve bu aşama, söz konusu olan hedeflerin öneminden ötürü, onun
bütün enerjisini gerekli kılmaktadır. Gerçekten de, bu aşamanın başarılı
olması, Antlaşmalar’ın nihai hedefi olan Avrupa birliğinin sağlanmasını
mümkün kılacaktır.
Başarılması gereken görevler
büyük ve karmaşıktır, çünkü tek pazarın tamamlanmasına, Avrupa’daki gerilimlerin
ve bölünmelerin azaltılması için Komisyon’un kendine verdiği misyon çerçevesinde,
sadece ekonomik ve parasal birlik değil fakat aynı zamanda politik birlik
yönünde büyük çapta ilerleme eşlik etmelidir.
4. Topluluk, ekonomik ve
parasal birlik ve Avrupa birliği yolunda Tek Sened’in hedefleriyle uyumlu
biçimde ilerlemekte, kurumlarının işleyişini geliştirmekte ve böylece genişlemeyi
ve pekişmeyi uzlaştırmaktadır.
Ancak bu açıdan elde edilmiş
sonuçların objektif bir değerlendirmesini yaptıktan sonradır ki Topluluk
gelecekteki herhangi bir genişlemeye ilişkin değerlendirmesinde temel alacağı
verilerin bir bölümüne sahip olabilecektir(1). Burada vakitsiz bir adım
atılmasına karşı çekinceler olmalıdır, zira böyle bir adımın sonuçları
Topluluk için çok ciddi olabilir.
Sadece bu sebep, Komisyon’un,
hem aday ülkeler hem de Üye Devletler bakımından, istisnai durumlar haricinde
en erken 1993’ten öne Topluluk’un yeni katılım müzakerelerine girmesini
öngörmenin doğru olmayacağını düşünmesi için yeterlidir.
5. Katılma müzakereleri başlatılması
konusunda bilinçli bir karar almak için, Topluluk, bunun, genişlemiş bir
Avrupa’nın mimarisi ve Topluluk’un işleyişi açısından muhtemel sonuçları
hakkında derin bir siyasi değerlendirme yapmak zorundadır.
Mevcut kurumsal mekanizmalar
ile, böyle bir genişleme, Tek Sened’in başarısı için gerekli olan iç ve
dış politikaları izlemede Topluluğun kapasitesini zayıflatma riskini taşır.
Böylece, kendi yönetim ve karar alma kapasitesini zayıflatma riski altına
girmeksizin yeni üyeler kabul edebilmesini sağlayacak şekilde Topluluğun
kendi kurumsal işleyişini adapte edip edemeyeceği sorulmalıdır.
Topluluk kurumları içinde
kompleks ve özenli tartışmalar olması gerekecektir. Tempoyu zorlaştırmak
ve işleri aceleye getirmek için gayret edilirse, bu tartışmalar, kaçınılmaz
olarak, Tek Sened’in öncelikli hedeflerinin izlenmesine rakip olurdu.
Temel konuları daha sonraki
bir aşama için erteleyerek tümüyle biçimsel müzakerelere girmediğimiz sürece
– ki böyle bir yaklaşımı Komisyon tavsiye etmez – tüm tarafların çıkarları,
Tek Sened’in uygulanması yönünde çalışmamızı ve aday ülkelerin katılması
konusunda kapsamlı bir tartışmayı daha sonraya bırakmamızı gerekli kılmaktadır.
Bununla beraber, Topluluk
kendini böyle bir tavır ile sınırlayamaz. Bu aşamada müzakereler başlatılamayacak
olması gerçeğine, bir dizi teklif eşlik etmelidir. Bu teklifler, ortaklarımızın
katılma amaçlarından vazgeçmesi anlamına gelmeyecek ve onlara, kendi ülkeleri
ve Topluluk arasında daha yakın bir ortaklık yolunda yeni bir aşama içine
girme olanağını sunacaktır.
KATILMA MÜZAKERELERİNİN
BAŞLATILMASI
6. Komisyon inanmaktadır
ki belirli bir ülkeyle müzakereler başlatma yönünde herhangi bir karar,
makul bir süre içinde olumlu bir sonucun muhtemel, hatta mümkün olduğuna
dair güçlü bir kanaate dayanmalıdır. Bunun gerektirdiği ilk varsayım, üye
ülkenin, geleneksel bir geçiş döneminin sonunda, halen Üye Devletler için
geçerli olan tüm kısıtlar ve disiplinlere uyma kabiliyetine sahip olduğunun
düşünülmesidir – çünkü aksi takdirde Topluluğun gelecekteki ilerlemesi
engellenmiş olurdu.
İkinci varsayım ise, Topluluğun,
adayın tedricen olsa da katılmasının getireceği sorunlarla başa çıkabilecek
bir durumda olmasıdır.
Türkiye’nin özel durumunda,
bu iki husus daha da önemlidir zira Türkiye büyük bir ülkedir – herhangi
bir Topluluk Üyesi Devlet’ten daha büyük bir coğrafi alanı vardır ve ileride
daha büyük bir nüfusa sahip olacaktır (2) ve genel gelişmişlik düzeyi
Avrupa ortalamasının bir hayli altındadır(3).
7. 1989’un son çeyreğinde
Komisyon’un değerlendirmesine göre, Türkiye’nin ekonomik ve politik durumu,
son
zamanlardaki gelişmelerin olumlu taraflarına rağmen, eğer Topluluğa katılırsa
Türkiye’nin karşılaşacağı intibak sorunlarının orta vadede aşılabileceğine
Komisyon’u ikna etmemektedir.
8. Ekonomik durum
1980’den bu yana, Türkiye
ekonomisi, dikkate değer bir atılım yapmıştır. Onikiler’in yıllık ortalama
%2.0 düzeyindeki büyüme hızına karşılık, Türkiye’nin gayri-safi milli hasılası
(1981-1988 döneminde ortalama) yılda %5.2 oranında büyümüştür.
İhracat hızla artmış ve çeşitlenmiştir:
ihracatın %80’i şimdi mamul mallardır. 1988’de Türkiye, savaştan beri ilk
defa olarak, cari hesabında bir fazla elde etmiştir.
Ekonomik altyapıda kesin
bir iyileşme olmuştur (yollar, elektrik, telefon, havacılık, sulama).
Bu sonuçlar, ülkeyi modernleştirmeyi
ve onu uluslararası ekonomiyle bütünleştirmeyi hedefleyen bir ekonomi politikası
sayesinde elde edilmiştir.
8.1 Türkiye’nin başardığı
ilerleme, ülkenin, önünde duran intibak sorunlarını çözebilmesi için devam
etmelidir.
Dört tür zorluğun aşılması
gerekecektir:
-
hem tarımda hem sanayide, son
derece büyük yapısal dengesizlikler;
-
bu yıl kötüleşmiş olan makro-ekonomik
dengesizlikler;
-
yüksek sınai korumacılık düzeyleri;
-
düşük bir sosyal koruma düzeyi.
1980’den bu yana kaydedilmiş
olan ilerlemeye rağmen, Topluluk ve Türkiye arasında hâlâ büyük bir gelişme
farkı vardır, öyle ki kişi başına GSMH’nin karşılaştırılması, Türkiye’de
satın alma gücünün Topluluk ortalamasının üçte biri olduğunu göstermektedir.
Türkiye’deki hızlı nüfus
artışı göz önüne alındığında ve bu artışı yavaşlatmaya yönelik gayretlere
rağmen, kısa sürede azaltılması muhtemel görünmeyen bu gelişme farkı, istihdamın
yapısına (işgücünün %50’den fazlası tarımda istihdam edilmektedir) ve düşük
üretkenlik düzeyine de yansımaktadır.
1980’den bu yana Türkiye
dış borçlarını stabilize etmede ve dış ticaret dengesini düzeltmede başarılı
olmuşsa da, makro-ekonomik dengeyi sağlamada başarılı olamamıştır. Öyle
ki, Topluluk’taki enflasyon oranından bir kaç kat daha yüksek bir enflasyon
ile son derece yüksek bir işsizlik oranını aynı anda yaşamaktadır.
Türk sanayisi, Topluluk’ta
olduğundan çok daha yüksek bir koruma düzeyi sayesinde gelişebilmiştir.
Sanayi sektörlerinin ayakta durmasını tehlikeye atmaktan kaçınmak için,
Türkiye, Ankara Anlaşması’nda belirlenmiş olan liberalleşme ve gümrük birliği
takvimini yavaşlatmış ve Anlaşma’nın hükümlerine aykırı yeni bir ithalat
vergileri sistemini bile uygulamaya koymuştur.
Büyük ölçüde bütçe açıkları
yoluyla finanse edilen kamu yatırımları alanında önemli gayretlere ve yüksek
düzeyde endüstriyel büyümeye rağmen, işsizlik düzeyi kaygı vericidir. Yüksek
orandaki nüfus artışı dikkate alınırsa, işsizliğin muhtemel seyri de kaygı
vericidir.
Kişisel gelirlerin düşük
düzeyde olması, doğal olarak, işçilerin sosyal durumunu etkilemektedir
ve bu, Türkiye’nin, Topluluk tarafından kabul edilmiş veya edilmek üzere
olan sosyal standartlara kendini kısa bir sürede intibak ettirmesinde zorluk
yaratacaktır.
İşte bunlar, Türkiye’nin
Topluluğa katılma olasılığı ile ve (Tek Sened’in uygulanmasının daha da
sertleştirdiği) Topluluk ekonomisinin kısıtlarına kısa bir süre içinde
uyum gösterme kabiliyeti ile ilgili olarak ekonomik durumun ve yapısal
verilerin gündeme getirdiği başlıca sorunlardır.
Bu dengesizlikler devam ettiği
sürece, Topluluğun ekonomik ve sosyal politikalarından doğan yükümlülükleri
üstlenmede Türkiye’nin ciddi zorluklar yaşayacağından korkulmalıdır.
8.2 Bu kuşkular yanında,
Türkiye’nin katılmasının Topluluğun kendi kaynakları üzerine koyacağı yükle
ilgili olarak Topluluğun hissedebileceği kaygı vardır.
İlave bütçe yükü, özellikle
Türkiye’nin yapısal fonlara dahil edilmesinden gelecek olan yük, Türkiye’nin
nüfusu ve gelişme düzeyi dikkate alınırsa, en son katılmalar sırasındaki
yükten bile daha ağır olacaktır.
Bir geçiş döneminin sonunda
bile olsa er veya geç gerçekleşecek olan Türk işgücünün Topluluk emek pazarına
girişi, özellikle işsizliğin Topluluk içinde yüksek düzeyde olmaya devam
ettiği bir dönemde, korku vermektedir.
9. Politik durum
1980’deki askeri darbeden
sonra, Türkiye yeni bir anayasa kabul etti. Muhtelif seçimler vesilesiyle
veya muhtelif seçimleri müteakip ve bir dizi reformlar yoluyla kurulan
sistem, Topluluk modellerine daha yakın bir parlamenter demokrasiyle sonuçlandı.
Ancak, kamusal yaşam, Topluluk
içinde geçerli olanlara benzer hükümler içermekle beraber, henüz Türkiye’deki
tüm siyasi güçlere ve sendikalara açılmamış olan mevzuatın ağırlığı altında
olmaya devam ediyor.
İnsan hakları alanında ve
azınlıkların kimliğine saygı konusunda son zamanlarda bazı gelişmeler olmakla
beraber, bunlar henüz bir demokraside olması gereken düzeye ulaşmamıştır.
Türkiye ile bir Topluluk
Üyesi Devlet arasındaki anlaşmazlığın olumsuz etkileri ve ayrıca, Avrupa
Topluluğu Konseyi tarafından kısa bir süre önce tekrar endişe ifade edilmiş
olan, Kıbrıs’taki durum dikkate alınmazsa Türkiye’nin katılmasının politik
yönlerine ilişkin bir inceleme
eksik olurdu. Burada söz konusu olan, Birleşmiş Milletler’in ilgili kararlarına
uygun olarak, Kıbrıs’ın birliği, bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüdür.
SONUÇLAR
10. Genel düşüncelerde ifade
edildiği gibi, Komisyon o görüştedir ki, Avrupa’nın tamamı bir değişme
içindeyken ve Topluluğun kendisi büyük değişimlerden geçerken, bu aşamada
yeni katılım müzakerelerine girilmesi uygun olmayacaktır.
11. Ayrıca, Türkiye’deki
politik ve ekonomik durum, Komisyon’u, Türkiye ile derhal katılım müzakereleri
başlatılmasının yararlı olmayacağı inancına sevketmektedir.
12. Bununla beraber, Komisyon,
bu ülkenin Avrupa’ya doğru genel açılımı dikkate alındığında, Topluluğun
Türkiye ile işbirliğini sürdürmesi gerektiğine inanır.
Topluluk, Türkiye ile ilişkilerini
yoğunlaştırmada ve politik ve ekonomik modernleşme sürecini bir an önce
tamamlaması için bu ülkeye yardım etmede temel bir menfaate sahiptir. Topluluk
ile ortaklık bağı olan Türkiye, genişleyen büyük bir ülkedir; aynı zamanda,
stratejik açıdan önemli bir jeopolitik konum işgal ederek, Atlantik ittifakı
içinde Üye Devletler’in ortaklarından biridir.
13. Türkiye’nin modernleşme
çabalarına katkıda bulunmak için, Komisyon, Topluluk tarafından Türkiye’ye,
bu ülkenin Topluluğa üye olma ehliyeti üzerinde şüphe yaratmaksızın, Ankara
Anlaşması imza edildiği zaman gösterilmiş olan siyasi iradeye uygun olarak,
her iki ortağın daha fazla karşılıklı bağımlılık ve bütünleşme yoluna girmelerine
imkan verecek bir dizi somut tedbir teklif etmesini tavsiye eder.
Bu tedbirler, Türkiye’nin
özlemlerine ve gereksinmelerine yanıt veren aşağıdaki dört unsur üzerinde
yoğunlaşacaktır: gümrük birliğinin tamamlanması, mali işbirliğinin yeniden
başlatılması ve yoğunlaştırılması, endüstriyel ve teknolojik işbirliğinin
geliştirilmesi ve politik ve kültürel bağların güçlendirilmesi. Bu tedbirler,
halen Türkiye ve Topluluk arasındaki ilişkilerin tabi olduğu Ortaklık Anlaşması’nın
çerçevesi içine yerleştirilmelidir.
13.1 Anlaşma’nın hükümlerine
uygun olarak, 1995 yılında gümrük birliğinin tamamlanması, Topluluk tarafından,
Türk tekstil ve tarım ürünlerindeki ticaretle ilgili düzenlemelerin gözden
geçirilmesini gerektirecektir. Gümrük birliği, Türkiye tarafından, onun
düzgün işleyişi için elzem olan ortak politikaların benimsenmesini gerekli
kılacaktır.
Gümrük birliğinin tedricen
tamamlanması, Türkiye ve Topluluk arasındaki ekonomik dengesizliklerin
koyduğu kısıtları dikkate alırken, Türkiye’yi tek pazarın işleyişine daha
yakından katma fırsatını Topluluğa verecektir. Bu ise, Türk hükümeti ve
Topluluk kurumları arasında uyumlu ekonomik ve sosyal politikalar kararlaştırılması
için mekanizmanın güçlendirilmesini gerektirmektedir.
13.2 Dördüncü Mali Protokol’ün
kaynakları serbest bırakılarak mali işbirliği canlandırılmalıdır. Topluluk,
hem Türkiye’yi hem de Topluluğu ilgilendiren altyapı projelerinin finanse
edilmesi için AYB Tüzüğü’nün 18. maddesi çerçevesinde tek taraflı olarak
krediler verme imkanı üzerinde de düşünmelidir.
13.3 Başta risk sermayesi
olmak üzere elindeki muhtelif araçları kullanarak, Topluluk, daha sıkı
endüstriyel işbirliğini ve doğrudan yatırımları teşvik etmelidir. Gümrük
birliğinin tamamlanması, bu hedeflere ulaşılmasına önemli bir katkı yapacaktır.
Aynı ruh içinde, Topluluk
ve Türkiye, bilim ve teknoloji alanında işbirliğini güçlendirmelidirler.
Bu amaçla, Topluluk Türkiye’ye, bu ülkenin gereksinmeleri ve kaynaklarına
uygun biçimde, Topluluk araştırma programlarına katılma imkanını sunmalıdır.
13.4 Şimdiki siyasi diyalog
çerçevesinin ötesine giderek Topluluk ve Türkiye arasındaki siyasi bağların
yoğunlaştırılması bir hedef olmalıdır. Bir başka imkan, Türkiye’yi, kendisi
ve Topluluk için özel ilgi konusu olan veya taraflardan birinin diğeri
için yararlı bilgilere sahip olduğu konulardaki tartışmalara dahil etmeye
yönelik özel prosedürler olabilir.
Ayrıca, daha fazla karşılıklı
anlayışa katkıda bulunmak amacıyla, Topluluk ve Türkiye arasındaki eğitim
ve kültür ilişkilerinin yoğunlaştırılması da uygun olacaktır. Bu amaçla,
Türkiye’nin bazı Topluluk programlarına dahil edilmesi faydalı olabilir.
* * *
Hep birlikte bu tedbirler
ve onların uygulanmasındaki ruh, iki ortağın müşterek bir gelecek inşa
etme iradelerini ortaya koyacaktır.
-
1 Diğer veriler, münferit aday
ülkelerle ilgilidir.
-
2 1988' de 53 milyon; 2000 yılında
tahmin edilen nüfus 68 milyon.
-
3 Bkz. Ek: "Türk ekonomisinin
yapısı ve gelişmesi".
4 Bkz. Ek: "Türk ekonomisinin
yapısı ve gelişmesi".