3. Üyelik yükümlülüğünü üstlenme yeteneği
Diğer başvuran ülkeler gibi, Türkiye de, Topluluk müktesebatının
benimsenmesinde kademeli bir yaklaşıma ağırlık vermektedir:
- Topluluk ve Türkiye arasındaki 1963 tarihli Ortaklık Anlaşması ve
1970 tarihli Katma Protokol, ticaretin ve ekonomik ilişkilerin sürekli
ve dengeli güçlenmesinin teşvik edilmesini ve birbirini izleyen üç aşamada
gümrük birliğinin kurulmasını içeren Ortaklığın temel hedeflerini ortaya
koymaktaydı. Ankara Anlaşması, aynı şekilde, işçilerin serbest dolaşımı
hedefini de öngörüyordu, fakat iyi bilinen sosyal ve ekonomik nedenlerden
ötürü bu hedefin öngörülen takvim içinde yerine getirilmesi mümkün olamadı.
Gümrük birliğinin son aşamasının uygulanması hakkında 1/95 sayılı Ortaklık
Konseyi Kararı’nda gösterildiği gibi, gümrük birliğinin son aşamasının
31 Aralık 1995 tarihinde yürürlüğe girmesi, Türk ve Topluluk mevzuatlarının
uyumlulaştırılması sürecine büyük ivme kazandırdı. Gümrük birliğinin düzgün
işlemesi için, yürürlüğe girmesinden bile önce, Türkiye’nin (gümrük, ticaret
politikası, rekabet ve fikrî, sınaî ve ticarî mülkiyetin korunması alanları
başta olmak üzere) Topluluk müktesebatının büyük kısımlarını benimsemesi
gerekliydi. Bu alanlarda müktesebatın benimsenmesiyle ilgili durum, aşağıda
3.1’de ele alınmaktadır.
- 12 ve 13 Aralık 1997 tarihli Lüksemburg AB Konseyi, mevzuatın yaklaştırılmasını
ve Topluluk müktesebatının benimsenmesini, Türkiye’yi “her alanda Avrupa
Birliği’ne yaklaştırarak” katılım için hazırlama stratejisinde kilit unsurlar
olarak gördü. AB Konseyi’nin talebine yanıt olarak, Komisyon, 4 Mart 1998
tarihinde, stratejinin ilk işlevsel tekliflerini içeren “Türkiye için Avrupa
Stratejisi” üzerine bir tebliğ kabul etti. Gümrük birliğinin hizmetler
sektörüne ve tarıma genişletilmesine ek olarak, tebliğde, işbirliğinin
arttırılması ve müktesebatın bazı alanlarında mevzuatın yakınlaştırılması
teklif edilmektedir. 15 ve 16 Haziran tarihli Cardiff AB Konseyi bu stratejiyi
memnuniyetle karşıladı ve “bir bütün olarak alındığında, ilişkilerin sağlam
ve evrimsel bir temelde geliştirilmesi için platform sağladığını” bildirdi.
Türkiye, AB Dönem Başkanlığı’na ve Komisyon’a gönderilen 17 Temmuz tarihli
bir belgede (“Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi
için bir strateji” – Türkiye’nin Teklifleri) Komisyon’un tekliflerine karşı
kendi önerilerini ortaya koydu. Genel olarak, bu belge ve Avrupa stratejisi
arasında pek çok ortak nokta vardır. Stratejide yer alan tekliflerin uygulanması,
Türkiye’ye, müktesebatın benimsenmesi yönünde yeni adımlar atmakta yardımcı
olacaktır. Avrupa stratejisinin kapsamı içine giren sektörlerde müktesebatın
benimsenmesiyle ilgili durum, kısım 3.2’de ele alınmıştır.
- 4 Mart tarihli tebliğdeki öneriler, Komisyon tarafından, Türk makamlarınca
incelenecek başka tekliflere yol açabilecek ilk teklifler olarak sunulmuştur.
Cardiff AB Konseyi, aynı zamanda, Dönem Başkanlığı’nı, Komisyon’u ve ilgili
Türk makamlarını “Türk mevzuatının ve uygulamalarının müktesebat ile uyumlu
hale getirilmesi amacını izlemeye” davet etmiştir. Zamanı geldiğinde, tüm
Türk mevzuatının ayrıntılı olarak incelenmesi gerekecektir. Cardiff AB
Konseyi’nde teklif edilen çalışmanın gayesi, mevcut uyumlulaşmayı genişletmek
ve aynı zamanda, Topluluk ve Türkiye arasındaki temaslarda şimdiye
kadar pek fazla ilgi görmemiş olan müktesebat konularını ele almaktır.
Bu alanlardaki müktesebatın benimsenmesine ilişkin durum, kısım 3.3’de
tartışılmıştır.
Müktesebatı uygulamaya yönelik idarî ve adlî yeterlilik konusunda, Aralık
1995 tarihli Madrid AB Konseyi, adayların kademeli ve uyumlu entegrasyonu
için, özellikle onların idarî yapılarının ayarlanması yoluyla, gerekli
şartları yaratma ihtiyacına işaret ediyordu. Bu raporun birinci kısmında
belirtildiği gibi, Gündem 2000 belgesinde, Türk hükümetinin müktesebat
ile uyumlu mevzuat hazırlama ve uygulama yeterliliğine sahip olduğu gözlemi
kaydediliyordu. Bununla beraber, birinci kısımda, adlî sistemde bazı yetersizlikler
de tesbit edilmiştir. Dolayısıyla, her devlet sektörünün kendi kapasitesi
sırayla incelenmelidir.
3.1 Topluluk müktesebatının gümrük birliği kapsamına giren unsurları
13 Aralık 1995 tarihinde Avrupa Parlamentosu’nun onay vermesinden sonra,
gümrük birliğinin son aşaması aynı yılın 31 Aralık tarihinde yürürlüğe
girmiştir. Komisyon, özellikle “Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girmesinden
bu yana Türkiye ile ilişkilerin gelişmesi” hakkında yıllık rapor yoluyla,
Konsey’i ve Parlamento’yu Gümrük Birliği’nin işleyişi konusunda düzenli
olarak bilgilendirmiştir. Her bir rapor, gümrük birliğinin, Gümrük Birliği
Kararı’ndan doğan yükümlülüklere esas olarak uygun ve genel olarak tatmin
edici bir şekilde işlediğini tesbit etmiştir. Gümrük Birliğinin ekonomik
etkisine gelince, dış ticaret bilançosu Topluluk lehinde olmaya devam etmektedir
(1997’de 10,4 milyar ECU). Türkiye, bir çok kere, Topluluk ile ticaretindeki
dengesizliği gündeme getirmiştir. Ancak, Topluluk ve Türkiye arasındaki
hizmet ticaretinin, mal ticaretindeki açığın kapatılmasına büyük katkı
yaptığı not edilmelidir.
İç pazar
Malların serbest dolaşımı
Şimdiki durum
Gümrük birliğinin son aşamasının uygulanması çerçevesinde kararlaştırıldığı
gibi, 31 Aralık 1995 tarihinde Türkiye, Topluluk’tan ihraç edilen sanayi
ürünleri üzerindeki tüm gümrük resimlerini ve eşdeğer yükümlülükleri, tüm
miktar kısıtlamalarını ve eşdeğer tedbirleri kaldırdı. Bugüne kadar, gümrük
birliğini izlemekle görevli olan Gümrük Birliği Ortak Komitesi’nin önüne,
sanayi ürünlerinin serbest dolaşımı önündeki teknik engellerle ilgili çok
az sayıda olay gelmiştir. Komite içinde gündeme getirilen olayların çoğunda,
ilgili taraflar, karşılıklı olarak tatmin edici bir çözüme ulaşmışlardır.
İşlenmiş tarım ürünleri, gümrük birliği çerçevesinde özel tarife düzenlemelerine
tabidir. Taraflar, kendi aralarındaki ticarette tarife korumasının
endüstriyel kısmını kaldırmışlar ve tarımsal kısım üzerinde tarife
indirimlerinde mutabık kalmışlardır. Ancak, gümrük birliğinin yürürlüğe
girmesinden bu yana, söz konusu ürünlerden bazılarıyla ilgili olarak bir
takım idarî engeller hâlâ mevcuttur.
Tarım ürünlerinin serbest dolaşımı, Ankara Anlaşması’nın Gümrük Birliği
kararında bir kez daha teyit edilen temel hedeflerinden biridir. Taraflar
belirli ürünlerde karşılıklı tavizler vermeyi sürdürmektedir. Tarımsal
ticaretin serbestleşme düzeyini geliştirmek için iki taraflı bir anlaşma
müzakere edilmiş ve 1 Ocak 1998’de yürürlüğe girmiştir. Ancak, sığır eti
ve canlı hayvanların Türkiye’ye ithalatı üzerine konulan bir yasak bu anlaşmanın
etkin bir şekilde uygulanmasına engel olmaktadır.
Türkiye, 31 Aralık 2000 tarihine kadar, ticaret önündeki teknik engellerin
kaldırılması konusundaki tüm Topluluk mevzuatını kendi ulusal hukukuna
aktarmakla yükümlüdür. Gümrük Birliği Anlaşması’nın 8(2) sayılı maddesi
gereğince, AT-Türkiye Ortaklık Konseyi, Türkiye tarafından kabul edilmesi
gereken Topluluk mevzuatının listesini çıkaran 2/97 sayılı Kararı kabul
etmiştir.
Türkiye, yeni Topluluk yaklaşımı ile küresel yaklaşımın ilkelerini
Türk mevzuatında uygulamak amacıyla, teknik mevzuatın hazırlanması ve uygulanması
konulu bir çerçeve yasa hazırlamaktadır. Ancak, bu yasa, yeni Topluluk
mevzuatıyla bağdaştırılması zor görünen bazı eski yaklaşımlı Topluluk mevzuatını
da uygulamaya yöneliktir.
Topluluk mevzuatının uygulanması için uygun kurumlar oluşturmaya
yönelik mevzuat da hazırlanmaktadır. Türk Akreditasyon Konseyi’nin Kurulması
ve Görevleri hakkında yasa tasarısının Türk Parlamentosu tarafından
henüz kabul edilmemiş olması üzüntü vericidir. Standartlar kurumu tarafından
Avrupa standartlarının uygulanması alanında pek az ilerleme kaydedilmiştir.
Bu alanda aktarma oranı halen % 8’dir. Standartlar kurumunun statüsüyle
ilgili sorunlar hâlâ çözülmemiştir. Bu kurum, doğrudan doğruya bir Devlet
Bakanlığına sorumlu olan ve mevzuat, standardizasyon, akreditasyon ve belgeleme
gibi farklı işlevler yerine getiren resmî bir kuruluştur.
Yeni yaklaşım ile ilgili çerçeve mevzuat ve kurumsal konu hakkında süregiden
görüşmeler, özel Topluluk yeni yaklaşım yönergelerinin etkin uygulanmasındaki
gecikmelerin nedenidir. Bir dizi taslak ve uygulama kararnamesi hazırlanma
aşamasındadır.
Gıda maddeleri sektöründe bir miktar ilerleme kaydedilmiştir.
Türk makamları, bu alanda AT müktesebatının tam olarak uygulandığını iddia
etmektedir. Ancak, Türkiye, ihraç gıda ürünleri için gümrük kapılarında
hâlâ denetimler yapmaktadır.
Motorlu araçlar sektöründe, Türkiye, motorlu araçlar ve dorseleri
hakkında Topluluk çerçeve yönergesini aktarmış durumdadır. Türk makamları,
halen, başka Topluluk yönergelerinin uygulanması üzerinde ve iki veya üç
tekerlekli motorlu araçlar ve tarımsal traktörler yönergeleri üzerinde
çalışıyorlar.
Kimya sektöründe, Türk makamları, kimyasal maddeler ve hazır
ilaçlar ve deterjanlar üzerindeki sınırlamalar ile ilgili Topluluk yönergelerinin
uygulanması üzerinde yoğunlaşmışlardır. Bu sektördeki uyumlulaşma sürecini
tamamlamak için çalışmalar sürmektedir.
Pazarlama, onaylama, test, üretim ve renklendirme maddeleri üzerine
Topluluk yönergelerinin aktarılmış olduğu ecza sektöründe önemli ilerleme
sağlanmıştır. Kozmetik ürünler konusunda Topluluk yönergesini aktaran bir
yönetmelik kabul edilmiştir. Kozmetik ürünlerin bileşiminin kontrol edilmesi
için analiz yöntemleri üzerine Topluluk yönergelerinin uygulanması ise
henüz gerçekleşmemiştir.
Değerlendirme
Türk idaresi, gümrük birliğinin düzgün işlemesi için gerekli koşulların
öngörülen tarihe kadar tesis edilmesi amacıyla büyük gayret göstermiştir.
Gümrük birliğinin yürürlüğe girmesinden bu yana, tarafların kendi aralarında
sanayi ürünlerinin serbest dolaşımını genel olarak sağladıkları söylenebilir.
Diğer yandan, ticaret önündeki teknik engellerin kaldırılması alanında
Türk mevzuatının Topluluk müktesebatına uyumlulaşması yetersizdir. Türkiye’nin
yeni ve küresel Topluluk yaklaşımlarının temel ilkelerini kabul edebilmesi
için gereken çerçeve mevzuat hâlâ yoktur. Dolayısıyla, yeni yaklaşım yönergelerinin
kapsadığı sektörlerde pek az ilerleme sağlanmıştır. Komisyon, Türk mevzuatının
uygunluğunu kontrol etme fırsatını henüz bulmamış olmakla beraber, eski
yaklaşımlı mevzuatın kapsadığı sektörlerde bir miktar ilerleme sağlanmıştır.
Sonuç olarak, Gümrük Birliği kararından doğan yükümlülüklere en son 31
Aralık 2000 tarihine kadar uygunluk sağlamak için hâlâ yapılacak çok şey
vardır.
Rekabet
Şimdiki durum
Gümrük birliğinin uygulanması bağlamında, Türkiye, kendi rekabet
kurallarının Topluluk hukukuna uygunluğunun sağlanmasıyla ilgili olarak
üzerine düşen yükümlülüklerin bir kısmını yerine getirmiş durumdadır. Aralık
1994’te, Topluluk mevzuatıyla uyumlu olan ve AB’nin anti-tröst hükümlerini
içeren bir Rekabet Yasası çıkardı. Mart 1997’de, bu yasanın uygulanmasından
sorumlu bir rekabet kurumu tesis etti. Kasım 1997’de faaliyete geçmesinden
bu yana, Rekabet Kurumu, birleşmeler ve devralmalar, tek elden dağıtım
anlaşmaları ve tek elden satın alma anlaşmaları için grup muafiyetleri
ve anlaşmaların bildirilmesi konularında dört tebliğ yayınladı.
Devlet yardımları konusunda, Gümrük Birliği kararına göre, Türkiye,
gümrük birliğinin yürürlüğe girmesinden önce, tekstil ve giyim sektörleri
için tüm yardım düzenlemelerini ilgili Topluluk mevzuatına uygun hale getirecekti.
Türkiye, 1995 sonunda, sektörde artık herhangi bir yardım düzenlemesi olmadığını
Komisyon’a bildirerek bu yükümlülüğünü yerine getirmiştir. Tekstil ve giyim
dışındaki sektörleri de uyumlu hale getirmesi için, Türkiye’ye, gümrük
birliğinin yürürlüğe girmesinden itibaren iki yıllık bir süre tanındı.
Bugüne kadar, bu alanda herhangi bir icraat Komisyon’a bildirilmiş değildir.
Grup istisnaları, kamu işletmeleri, ticarî tekeller ve hepsinden önemlisi,
rekabet hukukunun etkin bir şekilde uygulanması konularında hâlâ pek çok
şey yapılması gereklidir. Ortaklık Konseyi tarafından karar verilmesi gereken
uygulama kuralları da henüz kabul edilmemiştir.
Değerlendirme
Topluluk rekabet hukukuna uyum sağlamak için Türkiye büyük çabalar göstermiştir.
Bu çalışmanın tamamlanması hayatî önem taşımaktadır. Bunun için, özellikle
ticarî tekellerin Topluluk mevzuatıyla uyumlu hale getirilmesi bakımından,
büyük bir yeniden yapılandırma çabasına gerek vardır. Tütün, alkol ve tuz
tekelinin (TEKEL) yeniden düzenlenmesi konusunda Komisyon ve
Türk makamları arasında devam eden görüşmeler, bu işin zorluğunu göstermiştir.
Devlet yardımları konusu üzerinde acilen durulmalıdır.
Fikrî, sınaî ve ticarî mülkiyet
Şimdiki durum
Gümrük Birliği kararı gereğince, Türkiye, bu alandaki mevzuatını Topluluk
müktesebatının büyük bir kısmıyla uyumlu hale getirmiştir (telif hakkı
ve ilgili haklar, patentler, ticarî markalar, tasarımlar ve modeller, coğrafî
göstergeler, vs. hakkında mevzuat). Bir dizi çok-taraflı sözleşmeye (Paris
Sözleşmesi, Bern Sözleşmesi, vs.) katılmış ve ilgili mevzuatın uygulanması
için yeni yapılar oluşturmuştur. Türk piyasasının koruma düzeyi böylece
artmıştır. Gümrük Birliği Anlaşması gereğince, 1 Ocak 1999’dan önce Türkiye
bazı düzenlemeleri kabul etmekle yükümlüdür: eczacılık ürünleri ve süreçlerinin
patentlenmesi, diğer sözleşmelere katılım, TRIP anlaşması hükümlerinin
bütünüyle uygulanması, muhtelif Topluluk yönergelerinin kabul edilmesi,
vs.
Değerlendirme
Şimdiye kadar sağlanmış olan uyumlulaşmanın miktarı dikkate alınırsa,
Topluluk mevzuatıyla uyumlulaşmanın tamamlanmasında Türkiye herhangi bir
sorunla karşılaşmamalıdır. Mevzuatın etkin biçimde uygulanması konusuna
ise özel olarak eğilmek gereklidir.
Ticaret politikası
Şimdiki durum
Gümrük birliği yürürlüğe girdiğinde, Türkiye, esas olarak Topluluğun
ticaret politikası mevzuatına benzer nitelikte ticaret politikası hükümleri
ve uygulama tedbirleri kabul etti (ortak ithalat düzenlemeleri, kotaların
idaresi, vs.). Özelikle, tekstil anlaşmaları dahil, Topluluk tekstil
politikası aynı vesileyle Türkiye’yi de kapsayacak şekilde genişletildi.
Türkiye, 31 Aralık 1995’ten beri üçüncü ülkelere karşı Ortak Gümrük Tarifesi’ni
ve ayrıca, Topluluğunkilere benzer nitelikte, vergiler, kotalar ve tavanların
yeniden devreye sokulması ve askıya alınması konusundaki düzenlemeleri
uygulamaktadır. Geriye kalan yegane farklar, tarife askıya almalarının
düzeyine ilişkindir. Ticaret politikası araçlarının (özelikle anti-damping
tedbirlerinin) uygulanması ise, gümrük birliği taraflarının yetkisi içinde
bir konu olmaya devam etmektedir.
Gümrük Birliği kararı gereğince, Türkiye ve Topluluk, motorlu araçlar
ticareti konusunda Japonya ile yapılan düzenlemenin hile yoluyla aşılmasını
önlemek üzere işbirliği usülleri oluşturmuşlardır. Bu alandaki işbirliği
tatminkâr şekilde yürümüştür.
Türkiye, gümrük birliğinin yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıl içinde,
tercihli ticaret politikasını Topluluğun tercihli ticaret düzenlemeleriyle
uyumlu hale getirmek zorundadır. Türkiye, daha şimdiden, İsrail ile ve
Orta ve Doğu Avrupalı on ülkenin hemen hepsi ile tercihli ticaret anlaşmaları
akdetmiş durumdadır. Halen, Avrupa Birliği’nin Akdeniz bölgesindeki tercihli
ortaklarıyla müzakere etmektedir.
Değerlendirme
Türkiye, Topluluk ticaret politikasını tam olarak uygulama yeteneğini
kanıtlamıştır. Kendi tercihli ticaret politikasını Topluluk politikasıyla
tamamen uyumlu hale getirmesi herhangi bir sorun yaratmamalıdır.
Ancak, Türkiye, Gümrük Birliği kararı gereğince, kendilerini Topluluğa
bağlayan bir anlaşma yapmamış bulunan ülkeler ile tercihli ticaret anlaşmaları
müzakere etmekten kaçınmalıdır.
Gümrük
Şimdiki durum
Gümrük birliğinin uygulamaya konmasından beri, Türkiye, askıya alma
düzenlemeleri ve ekonomik gümrük usülleri haricinde, Topluluk Gümrük Yasası’nda
yer alan kurallara esas olarak benzer gümrük kuralları uygulamıştır. Tek
İdarî Belge’yi ve Birleşik Nomenklatura’yı kullanmaktadır. Yeni Türk gümrük
yasası henüz parlamento tarafından kabul edilmiş değildir. Türkiye,
gümrük alanında Dünya Gümrük Örgütü dahil çeşitli uluslararası forumlara
katılmaktadır. Gümrük Birliği kararının 60ncı maddesi gereğince, Türk uzmanlar
da, icra yetkilerinin kullanılmasında Komisyon’a yardım eden Gümrük Yasası
Komitesi’nin toplantılarına katılmaktadır.
Gümrük Birliği kararında serbest bölgeler özel olarak belirtilmese de,
bunların Türkiye’deki ve Topluluk’taki işleyiş biçimleri arasında bir farklılık
vardır. Bu durum özellikle tekstil işleme operasyonları üzerindeki
kontroller ile ilgili olarak, bazı sorunlar yaratabilir.
Değerlendirme
Türkiye, gümrük alanında Topluluk mevzuatıyla uyumlu mevzuat uygulamak
için ciddî çabalar sarf etmiştir. Ancak, bilgisayarlaşma başta olmak üzere,
gümrük idaresini modernleştirmeye aktif biçimde devam etmelidir.
Sonuç
Gümrük birliğinin yürürlüğe girmesinden üç yıl kadar sonra, Türkiye,
Gümrük Birliği kararının gerekli kıldığı mevzuatın çoğunu uygulama yeteneğini
göstermiştir. Türk idaresinin ve parlamentosunun dikkate değer gayretleri
sayesinde, Türkiye, gümrük Birliği kararından doğan vecibelerinin çoğunu
öngörülen süre içinde yerine getirmeyi başarmıştır. Süreye uyulmamış olan
sektörlerde ise, Türkiye aynı siyasî iradeyi ispat etmelidir.
3.2 Topluluk müktesebatının Avrupa stratejisi kapsamına giren unsurları
Avrupa stratejisi, Topluluk müktesebatının bazı sektörlerinde işlevsel
teklifler ortaya koymaktadır. Bu strateji, Komisyon’u, onu uygulamaya ve
onun etkin biçimde uygulanması için teklifler sunmaya davet etmiş olan
Cardiff AB Konseyi tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.
İç pazar
Sermayenin serbest dolaşımı
Şimdiki durum
Taraflar arasındaki sermaye hareketleri konusunda, Ankara Anlaşması’nın
50, 51 ve 52 sayılı maddelerinde ve Katma Protokol’de muhtelif vecibeler
öngörülmekteydi. Ortaklık çerçevesinde bu kuralların özel olarak izlenmesi
söz konusu olmamış ise de, Türkiye, sermaye hareketleri alanında kademeli
olarak nisbeten liberal düzenlemeler gerçekleştirmiştir. Fakat bunlar,
Topluluğun düzenlemeleri ölçüsünde liberal olmamıştır. Bazı işlemler üzerinde
(özellikle, bazı türlerde doğrudan yabancı yatırımlar, yerleşik olmayan
kişilerin gayri menkul yatırımları, bazı menkul kıymetlerin sermaye piyasalarına
kabul edilmesi, vs. üzerinde) kısıtlamalar hâlâ devam etmektedir. Topluluk
ve Türkiye arasında sermayenin serbest dolaşımını sağlamak için bu kısıtlamaların
kaldırılması gerekecektir.
Şu aşamada, AT Antlaşması’nın 73b ve müteakip maddelerinde belirtilen
müktesebatı Türkiye’nin uygulama yeteneği konusunda herhangi bir sonuç
çıkarmak için çok erkendir.
Strateji teklifleri
Yayınlandığı tebliğde, Komisyon, Topluluk ve Türkiye arasında sermaye
hareketlerinin daha fazla serbestleştirilmesi konusunda bir diyalog mekanizması
kurulmasını teklif ediyordu. Türkiye şimdi bu teklifi kabul etmiştir ve
dolayısıyla teknik çalışma bir an önce başlamalıdır. Türk mevzuatının bu
alanda müktesebat ile uyumlu hale getirilmesi genel makroekonomik çerçeveye
de bağlı bir konu olduğu için, Avrupa stratejisinde makroekonomik diyaloğun
yeniden başlatılması da teklif ediliyordu.
Hizmetlerin serbest dolaşımı
Şimdiki durum
Hizmetlerin serbest dolaşımı konusundaki Topluluk mevzuatının önemli
bir kısmı, malî hizmetler ile ilgilidir. Telekomünikasyon ve bir ölçüde
enerji ve ulaştırma gibi geleneksel olarak tekellerin ağır bastığı sektörlerde
ulusal piyasaların açılmasına ilişkin konular da bu çerçeveye girer.
Türk bankacılık sektörü, evrensel bankacılık modelini izlemektedir.
Bankacılığa ilişkin yasal çerçevenin Topluluk standartlarına uygun hale
getirilmesi için önemli çabalar sarf edilmiştir. Ödeme gücü oranları, yıllık
ve güçlendirilmiş hesaplar, sermaye yeterliliği, konsolide denetim ve kara
para aklama konularında mevcut olan hükümler, bu alandaki Topluluk ölçülerine
uygundur. Başka bazı hükümlerin ise daha fazla uyumlulaştırılması gereklidir
(1nci ve 2nci koordinasyon yönergeleri, büyük riskler, mevduat garantisi).
Yakın gelecekte temel yasal çerçevenin kurulacağı varsayılabilir.
Ödeme sistemleri hakkında Türk yasal çerçevesi, sınır ötesi kredi
transferleri üzerine ve ödeme ve menkul kıymet hesap kapatma sistemlerinde
vade tarihleri üzerine Topluluk yönergelerinin hükümlerini yansıtan özel
hükümler içermez. Ancak, Türkiye Merkez Bankası’na ait ve onun yönettiği
bir gerçek zamanlı brüt hesap kapatma sistemi (Real Time Gross Settlement
System) 1992’den beri mevcuttur. Mevcut RTGS sistemi, gelişme düzeyi, elektronik
ödemelerdeki gelişmeler dikkate alındığında, Türkiye’deki ödeme sisteminin
hayli gelişkin olduğu söylenebilir.
Sigorta sektöründe, Topluluk mevzuatının temel ilkelerinden pek
çoğu Türk mevzuatında bulunmaktadır. Bir denetim makamı kurulmuştur. Bu
sektörde faaliyet gösterilmesi için izin alınması gereklidir. Yönetim ve
hissedarların düzgün bir biçimde test edilmesine dair hükümler, Topluluk’taki
kurallara paraleldir. Ancak, Avrupa mevzuatı ile tam bir uyum sağlamak
için daha fazla yakınlaşma gereklidir.
Menkul kıymet piyasaları ile ilgili Türk yasal çerçevesinin Topluluk
standartları ile uyumlulaştırılması süreci, daha 1981 yılında, Sermaye
Piyasası Kanunu’nun kabul edilmesiyle başladı. Düzenlenen menkul kıymet
piyasalarının Türkiye’de nisbeten genç olması nedeniyle (tek hisse senedi
borsası olan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası 1985 yılında faaliyete geçti),
Türkiye’de menkul kıymetler piyasası mevzuatı, en baştan itibaren, ilgili
Topluluk hükümlerinden ilham almıştır. Sermaye Piyasası Kanunu, Türkiye’nin
menkul kıymet piyasalarını düzenlemek ve izlemek ile görevli bağımsız bir
kurum olan Sermaye Piyasaları Kurulu’nun teşkil edilmesini de öngörmüştür.
Halka arz, devredilebilir menkul kıymetlerin izahnameleri, iç ticaret,
büyük hisse edinim ve satışları, ortak yatırım programları ve yatırım fonları
konularında Topluluk yönergelerinde öngörülen temel ilkeler, Türk menkul
kıymet piyasaları mevzuatında şimdiden mevcuttur.
Ancak, Türkiye’nin Topluluk standartlarıyla tam uyum içinde olması için
bir miktar ince ayar yapılmasına ihtiyaç vardır. Büyük hisse edinim ve
satışları ile ortak yatırım programları (UCITS) üzerine yönergeler ve henüz
Türk mevzuatına tam olarak aktarılmamış olan yatırım hizmetleri üzerine
yönerge ile ilgili olarak durum böyledir. Bu alandaki uyum eksikliğine
bir örnek, Türk bankalarının, menkul kıymet işlerini ancak uzmanlaşmış
yan kuruluşlar vasıtasıyla yapabilmeleridir. Oysa, yatırım hizmetleri yönergesi,
hem banka dışı hem de banka yatırım hizmetleri için geçerlidir. Yani, bankalar,
düzenlenen piyasalara doğrudan erişim imkanına sahip olmalıdırlar. Son
bir konu, yatırımcıların korunmasıyla ilgilidir. Türk mevzuatında, yatırımcı
tazmin programları üzerine yönergeye uygun olarak yatırımcı garanti programları
için hükümler olmalıdır.
Malî hizmetler alanında Türk mevzuatı, Topluluk müktesebatına büyük
ölçüde uygundur. Bununla beraber, bu alandaki yönergelere tam bir uyum
sağlamak için daha fazla yakınlaşma gereği vardır, fakat gelişme için iyi
bir temel atılmıştır.
Strateji teklifleri
Hizmet sağlama özgürlüğü ve yerleşme özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaların
kaldırılması, Ankara Anlaşması’nda (13ncü ve 14ncü maddeler) öngörülen
önemli bir hedeftir. 1973 tarihli Katma Protokol, bir statüko maddesi (Madde
41(1)) getirmiş ve bu amaca ulaşılması için takvim ve kuralların belirlenmesiyle
Ortaklık Konseyi’ni görevlendirmiştir. Bu yönde herhangi bir girişimde
bulunulmamıştır.
Dolayısıyla, Komisyon, Avrupa stratejisinde, GATS Madde 5’e uygun olarak
hizmetlerin serbestleştirilmesi konusunda bir tercihli anlaşma akd edilmesi
üzerinde Türkiye ile müzakereler başlatılmasını teklif etmiştir. Türkiye
bu teklifi kabul etmiş ve Nisan ayında ilk temaslar başlamıştır.
Kamu alımları
Şimdiki durum
Topluluk ve Türkiye arasında devlet satın alma piyasalarının karşılıklı
olarak açılması amacıyla müzakereler başlatılması Gümrük Birliği kararında
öngörülmekteydi. Bugüne kadar, bu alanda herhangi bir girişim olmamıştır.
Gümrük Birliği kararının ekinde yer alan bir deklarasyona dahil edilmiş
bir taahhüt gereğince, Türkiye, Kamu Alımları Hakkında DTÖ Anlaşması’na
katılmak için müzakerelere başlamak ile yükümlüdür, fakat bu müzakerelere
henüz başlamış değildir. Türk mevzuatının bu sektörde Topluluk hukukuna
ne ölçüde yaklaştığını tesbit edebilmek için elimizde yeterli bilgi yoktur.
Strateji teklifleri
Bu şartlar altında, komisyon, Kamu Alımları hakkında bir Anlaşma’ya
varmak üzere keşif mahiyetinde görüşmeler başlatılması teklifini Avrupa
stratejisinde ortaya koydu. Halen taraflar, kendi aralarında iki taraflı
bir anlaşmanın, Kamu Alımları Hakkında DTÖ Anlaşması’na Türkiye’nin katılmasının
ve Türk mevzuatını Topluluk hukukuyla uyumlu hale getirmenin faydaları
üzerinde düşünmektedirler.
Sanayi ve KOBİ politikası
Şimdiki durum
Gümrük birliğinin yürürlüğe girmesiyle Türkiye’nin sanayi politikası
dönüşüm geçirmiştir. Sanayi malları ithalatının çoğunda ortak dış tarifenin
kabul edilmesi ve Topluluk malları üzerindeki tarifelerin kaldırılmasıyla
Türk piyasası rekabete açılmıştır. 1994 yılında, bir özelleştirme programı
oluşturulmuştur. 1997’den bu yana, özelleştirme ivme kazanmıştır. Şimdiye
kadar, en önemli özelleştirmeler bankacılık ve petrol sektörlerinde olmuştur.
Havayolu taşımacılığı ve temel telekomünikasyon gibi alanlarda devlete
ait büyük şirketlerin özelleştirilmesine başlanmıştır. Çelik sektörü gibi
bazı sektörlerin de kapsamlı bir yeniden yapılanmaya tabi tutulması gereklidir.
İhale kurallarının titiz biçimde uygulanmasını sağlamaya da dikkat gösterilmelidir.
Gümrük birliğinin tam olarak uygulanmasından gelecek olan pozitif bir
etki, 2001 yılına kadar, Türk teknik mevzuatının Topluluk müktesebatıyla
uyumlu hale getirilmesidir. Bu durum, Türkiye şirketlerini, kalite yönetimi
alanında daha aktif olmaya yöneltecektir.
Daha genel olarak, Türkiye, Antlaşma’nın 130ncu maddesinde (sanayi)
gösterilen şekilde açık ve rekabetçi piyasalara yönelik politikalar izlediğini
göstermelidir.
Türkiye’de küçük ve orta boy işletmeler, imalat sektörünün % 95’ini
oluşturmakta ve bu sektördeki istihdamın % 61’ini, toplam istihdamın ise
% 50’sini sağlamaktadır. KOBİ’lerin yaşadığı sorunlar, esas olarak, belirli
sektörlerde ve bölgelerde modası geçmiş üretim yöntemleri kullanılmasına
bağlıdır. KOBİ’ler, aynı zamanda, teknoloji ve vasıflı işçilere, kredi
imkanlarına erişim ve yabancı piyasalar konusunda bilgi yetersizliği bakımından
da sorunlar yaşamaktadır.
Business Cooperation Centre (İş Koordinasyon Merkezi-BCC), Business
Cooperation Network (İşletmeler Arası İşbirliği Şebekesi) (BC-Net) ve Euro-Info
Correspondence Centre (Avrupa Bilgi İletişim Merkezi) şebekeleri, Türkiye’de
faaliyet göstermektedir. Türkiyeli KOBİ’ler de, Europartenariat, Medpartenariat
ve Medinterprise gibi girişimlere katılmaktadır.
Strateji teklifleri
Avrupa stratejisinde teklif edildiği üzere, endüstriyel işbirliği, endüstriyel
standartlaşma ve uygunluk değerlendirmesi alanlarında Topluluk ve Türkiye
arasında işbirliği, özellikle KOBİ’lerin yararına, Türkiye’nin endüstriyel
rekabet yeteneğinin güçlenmesine katkıda bulunacaktır. Türkiye, KOBİ’ler
için üçüncü çok-yıllı programa katılmak için başvurabilir.
Tarım
Şimdiki durum
Türkiye’nin toplam 50 milyon hektarlık tarım arazisinin (bitki üretimi
ve canlı hayvan) yarıdan fazlası, kullanılabilir tarımsal arazi olarak
tasnif edilir. Kullanılabilir arazinin 4,5 milyon hektarı sulanmaktadır
(1997 rakamları); 2015 yılında bitmesi öngörülen GAP sulama programı (güneydoğu
Anadolu projesi) sonucunda, sulanan arazi artacaktır (yaklaşık 1,7 milyon
hektarlık bir artış). Tarım sektörünün GSMH içindeki payı % 14 olup (1996),
aktif nüfusun % 42’si bu sektörde istihdam edilmektedir.
4,5 milyon tarımsal işletmenin bulunduğu Türkiye’de arazi mülkiyetinin
yapısı dağınıktır. 1995 yılında tarımsal üretimin toplam değeri, AB üretiminin
% 11 kadarına karşılık geliyordu. Tüm tarımsal üretimin dörtte üçü bitkisel
üretimden, geriye kalan dörtte biri ise hayvancılıktan gelir. Türkiye’nin
başlıca tarımsal ürünü tahıllar olup, onların ardından meyve, sebze, pamuk
ve tütün gelmektedir.
Türkiye dünyanın önde gelen kabuklu meyve (özellikle fındık) üreticisi
ve ihracatçısıdır. Kurutulmuş meyveler (incir ve üzüm), yaş meyve ve sebzeler
de önemli ihraç mallarıdır.
Avrupa Topluluğu, Türkiye’nin başlıca tarımsal ürünler piyasasıdır.
Topluluk ile tarımsal ürün ticaretinde bilanço Türkiye’nin lehinedir: Türkiye’nin
toplam ihracatı 1,5 milyar ECU’den fazladır. Türkiye’ye Topluluk ihracatı
ise toplam 500 milyon ECU tutarındadır (1995-1997 ortalaması). Topluluğa
ihraç edilen başlıca ürünler, (toplam tarımsal ihracatın değerinin % 23’ünü
oluşturan) fındık, kurutulmuş meyve, tütün ve turunçgillerdir. Türkiye’nin
Topluluk’tan ithal ettiği başlıca tarımsal ürünler ise, şeker, canlı
hayvan, hazır gıdalar, buğday ve yağdır.
Tarımsal gıda sektörü halen özelleştirme sürecindedir. Çok sayıda özel
sanayi vardır ve süt ürünleri ve hayvan yemi sanayileri ile bazı mezbahalar
özelleştirilmiştir. Tütün, şeker, çay, tahıllar ve buğday gibi bazı kilit
sektörlerde devlet önemli rol oynamaya devam etmektedir.
Türkiye’nin tarım politikası son derece müdahaleci bir niteliktedir
ve müdahale fiyatları, sübvansiyonlu girdiler, yatırım kredisi, özel ödemeler,
üretim primleri ve yüksek düzeylerde devlet yardımı şeklinde kütlesel yurt
içi desteğe dayanır. Şimdiye kadar, devlet müdahalesini azaltmaya yönelik
girişimler başarısız olmuştur.
Halen, fiyatları desteklemek için müdahale alımlarına tekrar büyük ölçüde
başvurulmakta olduğu görülmektedir. Çok belirgin biçimde arttırılmış olan
müdahale fiyatları, bütçe harcamalarında ve tüketicinin ödediği gıda fiyatlarında
büyük bir artış olarak yansımaktadır. Sermaye malları, sulama teçhizatı,
gübre, tohum, böcek öldürücü ilaçlar ve yem dahil bitkisel üretim ve hayvancılık
girdileri için sağlanan sübvansiyonlar, 1994’ten 1997’ye on kat artış göstermiştir.
Soğan, domates, patates, elma ve turunçgiller ihracatına devlet desteği
verilmektedir. Türkiye, ihracat iadelerinin sayısını ve değerini azaltmak
için DTÖ bünyesinde taahhütlerde bulunmuştur.
Yüksek düzeyde bir tarife koruması vardır (ancak vergi oranları, DTÖ
içinde zorunlu olan oranların altındadır). Türkiye ve Topluluk bazı ürünlerde
karşılıklı tavizler vermektedir (bkz. yukarda).
Son zamanlardaki gayretlere rağmen, kalite ve sağlık denetimleri yetersiz
olmaya devam etmektedir. Denetimlerin düzeyi iyi değildir ve çok az sayıda
laboratuar vardır.
Strateji teklifleri
Hem Ankara Anlaşması’nda, hem de Gümrük Birliği kararında, Topluluk
ve Türkiye tarımsal ürünlerin serbest dolaşımını sağlamayı taahhüt etmiştir.
Bunun için, Türkiye’nin kendi tarımsal politikasını OTP ile uyumlu hale
getirmesi gerekmiştir. Bu yönde pek az ilerleme işareti vardır.
Türkiye için Avrupa stratejisinin bir parçası olarak, Komisyon, Türkiye’ye
kendi tarım politikasını Ortak Tarım Politikası ( OTP ) ile uyumlulaştırmada
yardım etmek amacıyla, Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri ( ODAÜ) için izlenen
yaklaşıma paralel bir program teklif etmiştir. Bu programın Aralık ayında
başlaması öngörülmektedir.
Telekomünikasyon ve bilgi toplumu
Şimdiki durum
Son bir kaç yılda, Türkiye’de telekomünikasyon sektörü, özellikle mobil
telefon hizmetleri alanında önemli hamleler yapmıştır. Sabit telefonlar
ve ileri komünikasyon şebekeleri alanındaki ilerleme ise daha yavaş görünmektedir.
Bu yavaşlık, kısmen, Türk Telekom’un tekeline son verilmesiyle ilgili hukukî
belirsizliğin bir yansımasıdır. Başlangıçta, söz konusu tekelin 31 Aralık
2005 tarihinde sona erdirilmesi planlanmıştı, fakat hükümetin 1998 yılına
ait programında bunun tarihi 2001 yılına çekilmiştir.
Türk Telekom tekelinin hâlâ devam ettiği düşünülürse, Türk mevzuatının
Topluluk mevzuatına uyumlu hale getirilmesinde anlamlı bir ilerleme olmamıştır.
Serbestleştirme sürecinin yavaşlığı, Türkiye’de bir bilgi toplumu kurmak
için gereken altyapının yaratılmasına da engel olmuştur. Bilgisayarlaşma
düzeyi, hâlâ Avrupa Birliği’ndeki düzeyin çok altındadır.
Strateji teklifleri
Telekom hizmetlerinin başarılı şekilde özelleştirilmesini sağlamak için,
Türkiye’nin, nihaî olarak sektörün tam anlamıyla serbestleştirilmesini
ve gerekli kurumsal çerçevenin oluşturulmasını (bir düzenleyici otorite
ve bağlantılar, lisanslar, vs. konusunda kurallar) öngören mevzuat çıkarması
ve uygulaması gerekecektir. Avrupa stratejisi, uygun işbirliği tedbirleri
için teklifler içermektedir.
Ancak, önümüzdeki bir kaç hafta içinde teknik görüşmeler yapılması öngörülmüştür
ve bunların başarılı olması için, Türkiye, müktesebatın benimsenmesine
yönelik planlarını açıklayan bir politika belgesi sunmalıdır. Bilgi toplumunun
kurulması ve Trans-Avrupa Şebekeler’in Türkiye’ye teşmil edilmesi için
Türkiye’nin stratejisinin geliştirilmesi konusunda da görüşmeler planlanmıştır.
Bilimsel ve teknik araştırma
Şimdiki durum
Türkiye’nin araştırma harcamalarının GSMH içindeki payı % 0,34’tür (1996
rakamları). Bu alandaki politika, beş yılda bir, Başbakan’a bağlı olan
Devlet Planlama Teşkilatı tarafından belirlenir. Yedinci beş yıllık
planın (1996-2000) öncelikleri bilgi teknolojisi, biyoteknoloji, uzay araştırmaları,
malzemeler, endüstriyel ve jenerik teknolojidir. Araştırma faaliyetlerinin
çoğu üniversitelerde, kamu kurumlarında yapılmaktadır; özel sektörün araştırma
faaliyetleri çok azdır.
Türkiye’de araştırma sektörünün başlıca sorunları, para ve personel
yetersizliğinden kaynaklanıyor gibi görünmektedir. Sanayi de, yurtdışından
transfer edilen teknolojilerden pek az yararlanmaktadır.
Strateji teklifleri
Bu alanda Topluluk ile işbirliği uzun bir geçmişe sahiptir; Türkiye,
1975’ten beri Avrupa Bilimsel ve Teknik Araştırma İşbirliği’nin (COST-European
Cooperation on Scientific and Technical Research) üyesidir ve 1985’ten
beri çeşitli Eureka (Avrupa Araştırma Koordinasyon Kurumu) faaliyetlerine
ve Topluluk çerçeve programlarına katılmaktadır. Avrupa stratejisinin teklifi,
Türkiye’nin 5nci çerçeve programa tam olarak katılmasına kadar bu program
çerçevesinde işbirliğini arttırmaktır.
Çevre
Şimdiki durum
Son onbeş yılda, mevzuatın, koruma önlemlerinin ve kurumsal mekanizmaların
benimsenmesinde bir ölçüde ilerleme sağlanmış olsa da, Türkiye’de çevre
korumanın düzeyi arzu edilenin hayli uzağındadır. Bu alandaki en kötü sorunlar
endüstriyel ve kentsel kirlenme ve kıyıların ve doğal kaynakların sürdürülebilir
yönetimidir.
Türk mevzuatı, özellikle, standartlar, izleme gerekleri ve ölçüm yöntemleri
bakımından, Topluluk mevzuatından çok farklıdır. Endüstriyel kirlenme,
tehlikeli maddeler, genetik olarak değiştirilmiş organizmalar, nükleer
güvenlik ve çevre hakkında bilgiye erişim alanlarında eksiklikler özellikle
belirgindir. Bununla beraber, atıklar, havanın ve suyun korunması, doğa
koruma ve çevresel etki değerlendirmeleri ile ilgili olarak müktesebatın
kabul edilmesi yönünde çabalar sarf edilmiştir. Mayıs ayında kabul edilen
Ulusal Çevre Eylem Planı, bir dizi önemli öncelikler koymakta fakat Topluluk
müktesebatının benimsenmesine pek fazla yer vermemektedir. Her durumda,
müktesebatın tamamen benimsenmesi hâlâ sadece uzun vadeli bir konudur ve
büyük ölçekli yatırımları gerekli kılacaktır. Bununla ilgili ayrıntılı
tahminler ise henüz mevcut değildir.
Mevzuatın uygulanması arzu edilenin hayli uzağındadır. Örgütlenme, donanım
ve vasıflı personel bakımından ulusal ve yerel yapıların kapsamlı modernleşmeye
ihtiyacı vardır ve farklı kurumlar arasındaki sorumluluklar daha
belirgin bir şekilde dağıtılmalıdır.
Strateji teklifleri
Avrupa stratejisinde Komisyon, Türkiye’de çevrenin korunmasını Avrupa
Birliğinde var olan düzeye yaklaştırmak üzere tasarlanmış bir takım işbirliği
tedbirleri öne sürmektedir. Yasaların yakınlaştırılması üzerinde de durulmaktadır.
Ancak, idarî ve malî işbirliği tedbirlerinin olabildiğince etkili olmalarını
sağlamak için, Türkiye’nin, müktesebatın benimsenmesiyle ilgili bir ulusal
plan hazırlaması kararlaştırılmıştır.
Ulaştırma
Şimdiki durum
Türkiye, ulaştırma sektöründe Avrupa Birliği’nin düzenleyici sistemine
aşamalı olarak uyum sağlamayı öngören bir politika izliyor olsa da, özellikle
deniz taşımacılığı alanında müktesebatı uygulamanın çok uzağındadır. Altyapıların
durumu ise hayli tatmin edicidir.
Bir Pan-Avrupa Ulaştırma Şebekesi oluşturulması çerçevesinde, Türkiye,
iki Pan-Avrupa Ulaştırma Koridoru üzerinde ve Pan-Avrupa Ulaştırma Alanları’nın
ikisinde (Karadeniz alanı ve Akdeniz Alanı) yer almaktadır. Bu Koridorlar
ve Alanlar üzerindeki çalışmalar kısa bir süre önce başlamıştır veya yakında
başlayacaktır.
Havacılık alanında, bölgedeki diğer ülkeler ile aynı şekilde, Komisyon,
muhtemel bir hava taşımacılığı anlaşması konusunda gelecekteki müzakerelere
bir hazırlık olarak Türkiye ile hava taşımacılığı konusunda keşif niteliğinde
görüşmeler teklif etmiştir. Ancak, bugüne kadar söz konusu görüşmeler başlatılmış
değildir.
Türkiye’nin karayolu şebekesi hayli gelişkindir ve komşu ülkelerin çoğuyla,
özellikle batı komşularıyla bağlantılar nisbeten iyi durumdadır. Demiryolu
şebekesi de iyileştirilmektedir. Deniz taşımacılığında, başlıca sorunlar,
Kıbrıs limanlarından gelen gemilere Türk limanlarında uygulanan muamele
ve denizcilik emniyeti ile ilgilidir. Denizcilik emniyeti alanında durum
bazı endişelere yol açmaktadır. Örneğin, 1995-1997 arasında Liman Devlet
Kontrolu Hakkında Paris Mutabakat Muhtırası (MOU) taraf ülkelerine gelen
her 100 Türk gemisinden 48 tanesi alıkonulmuştur. Türkiye bazı uluslararası
sözleşmeleri (MARPOL ve SOLAS ve bunları tadil eden protokollere katılma
planları gibi) onaylamış olmakla beraber, ilgili diğer uluslararası sözleşmeler
açısından durumun daha fazla açıklığa kavuşturulması gereklidir.
Strateji teklifleri
Komisyon’un Türkiye için Avrupa Stratejisi; Pan-Avrupa Şebekeler kurulmasına
katılım, deniz taşımacılığında işbirliği, bir havacılık anlaşmasının müzakere
edilmesi ve uydu navigasyon ve pozisyonlama üzerinde işbirliği dahil, bu
sektörde gelecekte işbirliği için bir dizi kılavuz ilkeler ortaya koymaktadır.
Sektörel görüşmelerde ele alınacak ilk konular, deniz taşımacılığında emniyetle
ilgili olacaktır.
Enerji
Şimdiki durum
1995 yılında, birincil enerji kaynaklarına yönelik toplam talep 63 Mtoe’dır.
Bunun % 42’si, yurt içi enerji üretimiyle karşılanmıştır. Başlıca yerli
kaynak linyittir. Darboğazları aşmak ve enerji kaynaklarını daha fazla
çeşitlendirmek için nükleer santraller inşa edilmesi düşünülmektedir.
Mevcut enerji verimliliği tedbirleri arasında, sanayi tesislerinde enerji
denetimleri yapılması da vardır. Müktesebat ile uyum sağlamak için ilave
tedbirler alınması gereklidir.
Türkiye, Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) üyesidir ve Enerji Şartı
Antlaşması’nı (ECT) imzalamıştır. Türkiye yaklaşık olarak 90 gün yetecek
petrol ithalatı tutmaktadır. Bu süre, Topluluk kurallarıyla hemen hemen
uyumludur.
Halen, enerji sektörü esas olarak devlet şirketlerinden oluşmaktadır.
Türk hükümeti; kömür, petrol, elektrik ve gaz gibi farklı alt-sektörlerin
özelleştirilmesini öngören, enerji sektörüne yönelik bir özelleştirme programı
geliştirmiştir.
Enerji tüketiminde beklenen büyük artışı karşılamak için, Türkiye, enerji
sektörünü dışa açmalı ve böylece yabancı yatırım çekmelidir. Dış finansman
usulü olarak yap-işlet-devret (YİD) düzenlemeleri planlanmıştır. YİD ihaleleri,
Türk piyasasına daha fazla rekabet getirecektir.
Bu reform programı, özelleştirme hedefleriyle uyumlu bir çerçevenin
yaratılmasına ve rekabetin getirilmesine büyük bir öncelik atfetmektedir.
Bunun yanında, Topluluk enerji iç pazarıyla uyum sağlamak için gayretlere
hâlâ ihtiyaç olacaktır. Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjilerin
geliştirilmesi gibi diğer politika unsurları da öncelikli statüden yararlanmalıdır.
Ülkenin büyüyen enerji ihtiyaçlarını karşılamak için, Türk yetkililer,
Akkuyu’da bir nükleer enerji santrali inşa edilmesi için bazı planları
onaylamıştır. Seçilen yerin çok uzağında olmayan bir deprem bölgesinin
varlığının muhtemel etkilerini değerlendirmek gerekecektir.
Strateji teklifleri
Avrupa stratejisi, bu sektörde yasaların yakınlaştırılmasına yüksek
öncelik vermektedir. Bu hedefe ulaşmak için özel düzenlemeler henüz oluşturulmuş
değildir. Burada ilk adım, bu sektördeki var olan mevzuatın ayrıntılı bir
envanterini çıkarmaktır.
Tüketicinin korunması
Şimdiki durum
1995 yılında tüketicinin korunmasına ilişkin çerçeve mevzuatın kabul
edilmesi, AB hukukuna uyum sağlama yönünde önemli bir adım olmuştur. Ancak,
yanıltıcı reklamlar, karşılaştırmalı reklamlar, tüketici kredisi, kapıda
satışlar ve fiyat gösterme konularında yönergeler kısmen uygulanmaktadır.
Genel ürün güvenliği, tehlikeli taklitler, uzaktan satışlar ve devre mülkiyet
konularındaki yönergeleri doğrudan doğruya uygulayan mevzuat henüz yoktur.
İlave uyumlulaşmanın özel sorunlar yaratması beklenmemektedir.
Strateji teklifleri
Avrupa stratejisi, Türkiye’de tüketicilerin korunmasını iyileştirmek
ve mevzuatın uyumlulaşma düzeyini arttırmak için üç eylem alanı teklif
etmektedir: sanayi ürünleri ve gıda maddeleri için erken uyarı sistemleri
kurulmasına destek, yasaların yakınlaştırılması için kapsamlı bir plan,
ve tüketici örgütlerine destek.
Adalet ve içişleri
Şimdiki durum
6 Mart ve 30 Ekim 1995 tarihli AT-Türkiye Ortaklık Konseyi kararları,
adalet ve içişleri kapsamına giren bazı konularda AB ve Türkiye arasında
işbirliği öngörmektedir. Özellikle, ilgili Konsey Komitesi’nin düzenli
olarak toplanmasını, bakan düzeyinde düzenli toplantılar yapılmasını ve
Komisyon ile ortaklık içinde, Konsey Başkanlığı ve Genel Sekreterliği ile
toplantılar düzenlenmesini öngörmektedirler.
Bu yıl, 26 Ocak tarihinde, Irak’tan ve bölgedeki diğer ülkelerden yasadışı
göçlerdeki artışla başa çıkmaya yönelik bir planın Konsey’ce kabul
edilmesi 1995’te öngörülen işbirliğini hayata geçirmeyi mümkün kılıncaya
kadar, siyasî mülahazalar bu düzenlemelerin sürüncemede kalmasına neden
olmuştur.
Göç/sınır kontrolleri
Türkiye, esas olarak Asya’dan ve Kuzey Irak’tan gelen çok sayıda illegal
göçmen için bir transit ülke olduğundan, anayasal gerekçeler öne sürerek,
yeniden kabul anlaşmaları yapmayı reddetmesi ciddî bir sorundur. Bununla
beraber, Türkiye, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) standartlarına
uygun yeni bir pasaportu uygulamaya koymuş ve pasaportların optik taramasını
başlatmıştır. Bu düzenlemeler, göçün kontrol edilmesinde yararlı olabilir.
İltica hakkı
Türkiye, 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafî bir çekinceyi korumaktadır.
Buna göre, sadece Avrupa ülkelerinden gelen kişilere sığınmacı statüsü
vermektedir. Bu çekince, iltica mekanizmasını büyük ölçüde etkisiz kılmaktadır.
Avrupa Birliği’nde geçerli olan kurallara Türkiye’nin uyumu için, bu çekincenin
kaldırılması şarttır. Ayrıca, iltica başvurularının incelenmesi usulünde
(başvuruların sunulması için şimdiki azamî süre çok kısadır) ve iltica
isteyen kişilere yapılan muamelede köklü bir iyileşme sağlamak gerekecektir.
Polis
25 Haziran tarihinde Türkiye ve ilgili Konsey komitesi arasında yapılan
bir toplantıda, Türkiye, Falcone Programı (örgütlü suçlara karşı mücadele)
çerçevesindeki projelere katılım yoluyla malî işbirliğinin genişletilmesini
ve Europol ile bağlantılar kurulmasını teklif etmiştir.
Narkotik
Türkiye, Şubat 1996’da, Narkotik İlaçlar ve Psikotropik Maddeler Alanında
Yasadışı Ticarete Karşı 1998 BM Sözleşmesi’ni onaylamıştır.Bu ürünlerin
ithalatında sert denetim önlemleri uygulamaya kararlı görünmektedir. Üretici
bir ülke olmamakla beraber, stratejik konumu Türkiye’yi, önemli bir
transit ülkesi yapmaktadır: Güney-Batı Asya’dan gelen eroinin
Avrupa’ya ulaştığı “Balkan Yolu”nun başladığı yerdir. Avrupa Komisyonu,
Türkiye’deki uyuşturucuyla mücadele projeleri için malî destek sağlamaktadır.
Adlî işbirliği
Medenî hukuk alanında, Türkiye, Çocukların Velayetiyle İlgili Kararların
Tanınması, Uygulanması ve İhyası Hakkında Avrupa Sözleşmesi’ni henüz
onaylamamıştır. Uluslararası Özel Hukuk üzerine Lahey Konferansı tarafından
düzenlenmiş belgeler arasında yer alan, Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Medenî
Hukukla İlgili Veçheleri üzerine 25 Ekim 1980 tarihli Sözleşme, Medenî
ve Ticarî Konularda Yurt Dışında Delil Toplanması üzerine 18 Mart 1970
tarihli Sözleşme ve Adalete Uluslararası Erişim üzerine 25 Ekim 1980 tarihli
Sözleşme de Türkiye tarafından henüz onaylanmamıştır.
Ceza hukuku alanında, Türkiye, iki önemli Avrupa Konseyi belgesine henüz
katılmamıştır: Yasadışı Kazançların Aklanması, Aranması, Yakalanması ve
el konması üzerine Avrupa Sözleşmesi ve (Narkotik İlaçlar ve Psikotropik
Maddeler Alanında Yasadışı Ticarete Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin
17nci maddesini uygulamaya aktaran) Deniz Yoluyla Yasadışı Ticaret üzerine
Anlaşma. Suçluların İadesi üzerine Avrupa Sözleşmesi’ne 15 Ekim 1975 tarihli
birinci ek protokol ve Mahkum Edilmiş Kişilerin Transferi üzerine Sözleşme’ye
ek 18 Aralık 1997 tarihli protokol de Türkiye tarafından imzalanmamıştır.
Strateji teklifleri
Avrupa stratejisi, 1995 tarihli iki Ortaklık Konseyi kararını uygulama
ve adalet ve içişleri alanında tedbirleri finanse etme gereğini vurguluyordu.
Bu yönde ilk adım, ilgili Konsey komitesi ve Türk yetkililer arasında
25 Haziran’da Brüksel’de gerçekleşmiş olan toplantıdır. Bu toplantıda,
çeşitli adalet ve içişleri konuları ele alındı ve işbirliği yapılabilecek
hususlar araştırıldı. Komisyon, göç konusunda Türkiye ile aktif işbirliği
ihtiyacının altını çizmektedir.
Sonuç
İç pazar (özellikle kamu alımları), tarım, ulaştırma ve çevre konuları
başta olmak üzere yapılacak daha pek çok şey olmakla beraber, Türkiye,
Avrupa stratejisinde belirlenen alanların çoğunda Topluluk yasalarına uyumlulaşma
sürecini başlatmış durumdadır. Diğer yandan, hizmetlerin serbest dolaşımıyla
ilgili müktesebatın uygulanmasında orta vadede özel sorunlar çıkmaması
gereklidir. Malî hizmetler alanında uyumlulaşma hayli ilerlemiştir.
3.3 Topluluk müktesebatının diğer unsurları
Bu başlık altında, ne Gümrük Birliği’nin ne de Avrupa stratejisi tekliflerinin
kapsamına girmeyen fakat yasaların geniş ölçüde yakınlaştırılması çerçevesinde
önem taşıyan sektörleri ele alınmaktadır. Bunlardan bazıları, zaman içinde,
Avrupa Stratejisi çerçevesine dahil edilebilir.
İç pazar
Birliğin iç pazarı, Antlaşma’nın 7a maddesinde, malların, kişilerin,
hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımının sağlandığı, iç sınırları
olmayan bir saha olarak tarif edilmektedir. Bütünleşme sürecinin merkezinde
olan bu iç pazar, rekabetin ve ekonomik ve sosyal kaynaşmanın tam bir rol
oynaması gereken bir açık piyasa ekonomisine dayanmaktadır.
Bu dört serbestliğin etkin uygulanması ve icrası, sadece, ayrımcılık
yapmama veya ulusal mevzuatın karşılıklı tanınması gibi önemli ilkelere
uyulmasını değil, aynı zamanda, güvenlik, çevrenin veya tüketicinin korunması
ve etkili düzeltme yolları için tasarlanmış olanlar gibi ortak kuralların
etkin biçimde uygulanmasını da gerektirir. Aynı ilkeler, ekonomilerin genel
işleyiş çerçevesinin biçimlenmesinde önemli olan, kamu alımları, fikrî
mülkiyet ve veri koruma alanlarında olduğu gibi, bazı ortak kurallar için
de geçerlidir.
Bazı iç pazar mevzuatı – şirketler hukuku, veri koruma ve kişilerin
serbest dolaşımı – halen ne Gümrük Birliği kararının, ne de Avrupa Stratejisi
tekliflerinin kapsamına girmemektedir.
Şirketler hukuku ile ilgili olarak, belirli bir uyumlulaşma düzeyine
şimdiden erişilmiştir. Bu alandaki Türk mevzuatının ana hükümleri ve ilkeleri,
ilgili Topluluk yönergelerine uygundur. Türk kuralları, hissedarlara ve
alacaklılara yeterli koruma sağlamaktadır. Asgarî sermaye gerekleri, ticarî
kuruluş çeşitleri, kurumsal yapı, tescil gerekleri ve bilgi açıklama gibi
diğer hükümler de, Topluluk mevzuatına büyük ölçüde uygundur. Tam uyum
sağlanması zor olmayacaktır.
Veri koruma ile ilgili olarak, Türkiye bu konuda Avrupa Konseyi’nin
çalışmalarını takip etmektedir fakat henüz müktesebat ile uyumlu
herhangi bir mevzuat kabul etmiş değildir. Türkiye, veri koruma hakkında
108 sayılı sözleşmeyi onaylamamıştır.
Avrupa diplomalarına ve meslek vasıflarına sahip kişilere Türkiye’de
denklik belgeleri veriliyor olmakla beraber, mevcut Türk yasalarına göre,
bazı mesleklere giriş Türk vatandaşlarıyla sınırlanmıştır. Halen, bu alanda
müktesebat ile uyum sağlamak için Türkiye’de sistematik bir çalışma yürütülmemektedir.
İki taraf, Ortaklık Anlaşması’nda öngörüldüğü gibi, işçiler için dolaşım
serbestliğinin nasıl sağlanabileceği konusunda anlaşmaya varmış değildir.
Bu konu, ileride çözülmesi gerekecek olan önemli bir konudur.
Öğrenim, eğitim ve gençlik
Türkiye’de 12 milyondan fazla ilk ve orta okul öğrencisi ve 500
000 kadar öğretmen vardır. 72 üniversitede toplam 1,3 milyon öğrenci yüksek
tahsil yapmaktadır. Ağustos 1997’de çıkarılan bir yasa, zorunlu eğitim
süresini beş yıldan sekiz yıla çıkarmış ve böylece ilk öğrenimdeki
öğrenci sayısını büyük ölçüde arttırmıştır.
Türkiye, genel eğitim düzeyini Avrupa Birliği standartlarına yükseltmek
için gayret etmekle beraber, eğitim sağlanmasında, dersliklerde, öğretim
kadrosunda ve genel olarak personel alanında hâlâ eksikler ile karşı karşıyadır.
Konsey’e sunduğu teklifte, Komisyon, Türkiye ile mutabık kalınacak usüllere
uygun olarak, Türkiye’nin 2000-2004 yıllarında Sokrates, Leonardo ve Avrupa
İçin Gençlik Programlarına katılma imkanını öngörmektedir. Bu katılım,
kültürlerin ve zihniyetlerin birbirine yaklaşmasına hizmet edecektir. Bu
amaçla, uygun finansmana ek olarak, Türkiye’nin programlara katılan kişilerin
serbest dolaşımını sağlaması gerekli olacaktır.
Görsel-işitsel sektör
Görsel-işitsel sektör için Türkiye’nin yasal çerçevesi, Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu ve Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu ile belirlenmiştir.
1993 yılında Anayasa’da yapılan bir değişiklik yoluyla, medyada çoğulculuk
sağlanmış ve devlet tekeli kaldırılmıştır. Buna ek olarak, Türkiye, 1994
yılında Sınır Ötesi Yayınlar üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni onaylamıştır.
Çok sayıda özel radyo ve TV kanalı vardır. Devletin yayın kuruluşu olan
TRT’nin bazı kanallarının lisans yoluyla özelleştirilmesi öngörülmektedir.
Radyo ve televizyon yayınlarının kontrol edilmesi için 1994 yılında Radyo
ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) kurulmuştur.
Gümrük Birliği kararına uygun olarak, Türkiye, İcracılar, Fonogram
Yapımcıları ve Yayıncılık Kuruluşlarının Korunması Hakkında Roma Sözleşmesi’ne
(1961) katılmış, kablo ve uydu yoluyla sınır aşan program yayınlarında
telif hakkını ve ilgili hakları koruyarak korsan yayınların önlenmesine
yönelik mevzuat çıkarmıştır.
Türkiye’de görsel-işitsel sektörün özelliği, hızlı ve kararlı bir büyümedir.
Esas olarak yasal ve kurumsal engeller nedeniyle, halen Türk Telekom tarafından
işletilen kablolu TV hizmetleri henüz serbestleştirilmiş değildir. Ancak,
artan talebi karşılamak için, gelir ortaklığı yoluyla kablolu TV sisteminin
genişletilmesi planlanmaktadır.
Bununla birlikte, halen mevcut olan bilgiler temelinde, (özellikle,
97/36/EC sayılı yönergeyle değişik 89/552/EEC sayılı “sınır ötesi
televizyon” yönergesi açısından) bu alanda Türkiye tarafından sağlanmış
uyum derecesini saptamak zordur. Türk makamlarıyla ilave temaslar gerekli
olacaktır.
Ekonomik ve Parasal Birlik (EPB)
EPB’nin üçüncü aşaması başladığında yeni üye devletler dahil tüm üye
devletler, Ekonomik ve Parasal Birliğe katılacak fakat en baştan itibaren
euro’yu kabul etmeleri gerekmeyecektir. Üye devletlerin ekonomik politikaları
bir ortak ilgi konusu olacak ve üye devletler ekonomik politikaların koordinasyonuna
katılacaklardır. İstikrar ve büyüme paktına uymaları, kamu sektörü açığının
merkez bankası yoluyla finanse edilmesi ve kamu otoritelerinin malî kurumlara
imtiyazlı erişimini terk etmeleri ve sermaye hareketlerini tam olarak serbest
kılmaları gerekecektir. Katılım demek, Avrupa Birliği ile daha sıkı para
ve döviz kuru işbirliği demektir. Euro bölgesine katılmayan üye devletler,
bağımsız bir para politikası izleyebilecek ve sınırlı bir ölçüde Avrupa
Merkez Bankaları Sistemi’ne (AMBS) katılabileceklerdir. Bu devletlerin
merkez bankalarının bağımsız olmaları ve fiyat istikrarını hedeflemeleri
gerekecektir.
AB üyeliği EPB hedefinin kabulü anlamına geidiğine göre, birleşme
kriterlerinin, katılımı müteakip derhal olmasa da, tüm adaylar tarafından
yerine getirilmesi gereklidir. Bu kriterler, istikrara yönelik makro-ekonomik
politikalar için kilit referans noktaları olmaya devam etmektedir ve yeni
üye devletlerce, zamanı geldiğinde, kalıcı biçimde yerine getirilmelidir.
Türkiye Merkez Bankası (TCMB), hükümetten bağımsız değildir. TCMB kanunu
çerçevesinde, parasal konularda politik kararların çoğu hükümet tarafından
veya hükümetle birlikte alınır.
Türkiye, hükümetin Merkez Bankası’nca finanse edilmesine dair antlaşma
ile de uyum sağlamamıştır. Bu finansman kaynağını engelleyen herhangi bir
anayasal kural yoktur ve, bu yıl daha az ölçüde olmakla beraber, para yaratma
bir açık finansman kaynağı olarak kullanılmıştır.
Ayrıca, hükümetin ve özerk olmayan kamu işletmelerinin kamu finans kurumlarıyla
o kadar karmaşık ve çok sayıda ilişkileri vardır ki bunlardan hangilerinin
Antlaşma’daki imtiyazlı erişim kriterine aykırı olduğunu saptamak bu aşamada
henüz erkendir.
Vergilendirme
1985 yılında Türkiye’de, sekiz dolaylı verginin yerine geçen bir Katma
Değer Vergisi sistemi devreye sokulmuştur. Bu KDV sistemi Topluluk yaklaşımına
dayalı olsa da, özellikle istisnalar bakımından, Topluluk KDV müktesebatından
bir ölçüde farklıdır. İstisnaların kapsamı, Topluluk’ta olduğundan çok
daha geniştir.
Türkiye, % 15’lik standart bir KDV oranı uygulamaktadır. Bu standart
orana ek olarak, % 1 ve % 8 iki indirim oranı daha uygulanır. % 8
indirim oranı temel gıda ürünleri için geçerliyken, % 1 ihraç mallarına
uygulanır. Lüks mallarda ise, % 23’ ve % 40 iki adet yüksek oran
geçerlidir. Bazı istisnalar ile, ithal edilen mallar, Türkiye içinde tatbik
edilenler ile aynı orandan KDV’ye tabidir.
KDV mükellefleri, prensip olarak, ticarî maksatla yaptıkları mal ve
hizmet alımlarında ödedikleri KDV miktarını düşmek hakkına sahiptir, ancak
usulüne uygun bir KDV faturası yoluyla bunu ispat edebilmeleri gerekir.
Topluluk mevzuatının aksine, Türk KDV yasasında, ülkede yerleşik olmayan
vergi mükellefi yabancılara, girdiler üzerine ödenen KDV’nin iadesine imkan
veren hükümler yoktur. Türkiye bu türden bir vergi iadesi sistemi uygulamadığı
için, KDV, söz konusu yabancı vergi mükelleflerine bir ilave maliyet teşkil
getirmektedir.
Türk KDV yasası, çiftçiler ve küçük işletmeler için özel düzenlemeler
de içermektedir.
KDV yasasına ek olarak, uygulanan peşin istihsal vergisi ve KDV oranları
arasındaki farkın telafi edilmesi için bir ek vergi tahakkuk ettirilir.
Bu vergi, belirli ürünlere sadece üretim aşamasında ve ithalatta uygulanır.
Girdiler üzerine ödenen vergi, KDV’den değil, sadece tahakkuk ettirilen
ek vergiden karşılanır.
Topluluk tabanlı bir KDV sistemi uygulanması için bir başlangıç yapılmıştır,
fakat bunu Topluluk müktesebatına daha uygun hale getirmek için bazı temel
alanlarda önemli çabalara ihtiyaç vardır. Ayrıca, KDV oranları ve bazı
ithalat için ek vergi alanında ayrımcılık yapmama kurallarına aykırılıkları
kaldırmak için de çaba gösterilmelidir.
Tüketim vergileriyle ilgili olarak, Türkiye çok geniş bir ürünler yelpazesi
üzerine tek aşamalı bir tüketim vergisi uygulamaktadır. Topluluğun ortak
tüketim vergilerine tabi mallar, vergiye tabi eşya listesindedir; fakat
Türk mevzuatının hükümleri, tüketim vergisi alanındaki Topluluk müktesebatına
uygun değildir. Özellikle, Türk sistemi çok yüksek ad valorem vergi oranlarına
dayalıdır ve bir antrepo sistemi içinde verginin askıya alınmasını öngörmez.
İstatistikler
Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE), istatistikler üretilmesi ve yayınlanmasından
sorumlu olan merkezî kurumdur. Eurostat ile bir işbirliği anlaşması yapmıştır,
fakat potansiyeli tam olarak kullanılmamaktadır.
Türk makamları bu alandaki (standartlar, sınıflandırmalar, vs.) müktesebatın
büyük kısmını benimsemek için açıkça istekli olsalar da, bunların uygulamaya
konulmasında pek az ilerleme sağlanmıştır.
Balıkçılık
Türkiye, 8 333 kilometre uzunluğunda kıyılara ve hayli gelişmiş bir
balıkçılık sektörüne sahiptir. 1996 yılında yakalanan toplam balık miktarı
500.000 tondur. Bu rakam, AB toplamının yaklaşık % 8’ine eşittir. 56.000
balıkçı ve 6.800’den fazla teknesi olan bir filo vardır.
1997 yılında Topluluk, Türkiye’den 29.483 ton balıkçılık ürünü ithal
etmiştir. Bu rakam, toplam Topluluk ithalatının % 0,7’sini oluşturmaktadır.
Bu ithalatın değeri, 98 milyon ECU veya toplamın % 1.04’ü oldu. İthal
edilen başlıca türler, ton balığı, midye (ve işlenmiş yumuşakçalar) ve
hamsi balığıdır. Topluluk balık ihracatının % 1,8’i (değer olarak
toplamın % 1,6’sı) Türkiye’ye yapıldı. Dondurulmuş sarı kanatlı ton balığı
en önemli ihracat kalemi olmak üzere, son üç yılda ihracat üç katına çıkmıştır.
Sektördeki zaaflar arasında, sağlık standartlarının yetersiz uygulanması
ve verimsiz işleme yöntemleri vardır.
Türkiye’de balıkçılık ürünleri piyasasının örgütlenmesi, yapısal politika
ve balık stoklarının yönetimi ve korunması konularında ayrıntılı bilgi
olmadığı için, ülkenin bu sektördeki müktesebatı uygulama kapasitesini
değerlendirmek zordur.
İstihdam ve sosyal işler
ILO’nun hesaplama yöntemleri kullanılırsa, işsizlik 1996’da % 6,1 ve
1997’de % 6,4 oranındaydı. Paralel ekonominin boyutu dikkate alınırsa,
bu rakamlar muhtemelen çok daha yüksek bir işsizlik oranını gözden saklamaktadır.
Rekabetçi bir ekonominin ihtiyaçlarını karşılamak için, işgücü piyasasının
modernize edilmesi gerekir.
Sosyal güvenlik harcamaları, Türkiye’nin GSMH’sının sadece % 7’si düzeyindedir.
Vergi gelirleri yerine işveren ve işçiden alınan primlere dayalı olan sosyal
güvenlik sisteminin yapısı, bu düşük rakamın nedenidir. Sosyal güvenlik
kuruluşlarının çoğu finansman açığı içindedir ve devlet bu açığı kapatmaya
mecbur kalmaktadır – bütçe üzerinde önemli bir yük. Sistemin kapsamlı bir
reforma ihtiyacı vardır. Ülkenin sosyo-ekonomik gelişme düzeyi dikkate
alındığında, sağlık göstergelerinin çoğu tatminkâr değildir ve bu nedenle
sağlık hizmeti önemli ölçüde iyileştirilmelidir.
Türkiye’de muhtelif işçi ve işveren kuruluşları vardır. Bunlar içinde
en geniş tabanlı olan, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) üyesi Türk-İş’tir.
Başlıca işveren kuruluşu ise, Avrupa Endüstri ve İşveren Konfederasyonları
Birliği UNICE’nin üyesi olan TİSK’tir. 1995 yılında hükümetçe kurulan Ekonomik
ve Sosyal Konsey, Mart 1997’de işlemeye başladı, fakat yasal kısıtlamalar
nedeniyle (toplu pazarlık ve sözleşme sistemi olmaması) kamu sektörü konfederasyonları
çerçevesinde sosyal diyalog yoktur.
Mevcut bilgilere dayanarak, Türkiye’nin sağlık, sosyal güvenlik, işgücü
ve fırsat eşitliği mevzuatının Topluluk müktesebatına uyum derecesini saptamak
zordur.
Bölgesel politika ve kaynaşma
Türkiye’deki bölgesel demografik, sosyo-ekonomik ve altyapısal dengesizlikler,
kalkınmada geri kalmış Doğu ve Güneydoğu bölgeleri ile ülkenin diğer bölgeleri
arasında bir eşitsizliği yansıtmaktadır. Geri kalmış 49 vilayet, kırsal
alandan büyük bir göç olgusuyla, kentsel nüfusta hızlı bir artışla ve ülkenin
batısına veya yurt dışına önemli düzeyde göç ile karşı karşıyadır. Bu üç
trendin sonucu olarak, Türkiye’nin doğusunda yıllık nüfus artışı (% -0.7)
ulusal ortalamanın (% 1,5) hayli altındadır. 1986 yılında, geri kalmış
bölgelerde kişi başına GSMH, ulusal ortalamanın ancak % 61’iydi. Bölgesel
hanehalkı tüketimine dayalı 1994 yılına ait daha yeni rakamlar da benzer
bir eşitsizlik olduğunu göstermektedir. Geri kalmış bölgelerdeki altyapılar
da, 1985 ve 1990 arasında gerçekleştirilmiş büyük projelere rağmen, yetersiz
olmaya devam etmektedir.
Geri kalmış bölgelerin kalkınmasını desteklemek, daima Türkiye’nin amaçlarından
biri olmuştur. 1960’da bu amaçla Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur.
1970 yılında ise, geri kalmış bölgeler için özel bir daire oluşturuldu.
İdarenin desantralizasyonu ve yatırımlar için yardım mevcuttur. Halen sürmekte
olan ve sekiz baraj inşa edilmesini içeren GAP Güneydoğu projesinin, sadece
Türkiye’nin enerji üretimini ikiye katlaması değil, aynı zamanda,
sulu tarımı büyük ölçüde arttırarak ve altyapıların modernleşmesini sağlayarak
en geri kalmış sekiz güneydoğu vilayetinin kalkınmasına yardım etmesi de
beklenmektedir. Ancak, bu proje, Türkiye’ye Dicle ve Fırat nehirlerinin
Suriye ve Irak’a akışını kontrol etme imkanı verdiğinden bu ülkelerle bir
gerilim noktası oluşturmaktadır.Projenin çevresel etkisi de tartışmalıdır.
Bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadığımız için, projenin bölge üzerindeki
sosyo-ekonomik etkisini tam olarak belirlememiz mümkün değildir.
Sonuç
Türkiye’nin bu sektörlerde büyük çaba göstermeye devam etmesi gereklidir.
İç pazarla ilgili alanlarda etkin uyumlulaşma, özellikle, şirketler hukukundaki
ilerlemeye bağlı olacaktır. Kişilerin serbest dolaşımı, Ankara Anlaşması
çerçevesindeki yükümlülükler bağlamında ele alınması gereken hassas bir
konudur. Eğer belirli konuları Avrupa stratejisi çerçevesinde ele almaya
karar verirsek, uyumlulaşma düzeyi ve var olan ulusal politikalar hakkında
daha fazla bilgiye ihtiyacımız olacaktır. Bu bağlamda, eğitim, vergileme
ve görsel-işitsel politika gibi konuları da içine alacak şekilde Avrupa
stratejisini genişletmek üzerinde düşünmek gereklidir.