|
|
 |
TÜRKİYE - AB İLİŞKİLERİ
|
AVRUPA BİRLİĞİ
GENEL SEKRETERLİĞİ
TBMM GENEL KURUL
GÖRÜŞMELERİ...
(Yasanın maddeleri
üzerine)
TBMM
Genel Kurulu'nda, "Avrupa Birliği Genel Sekreterliği" kurulmasına ilişkin
yasa tasarısının maddeleri üzerindeki görüşmeler ise 27 Haziran 2000 tarihinde
yapıldı. (21. Dönem 2. Yasama Yılı 120. Birleşim) Tasarı, Genel Kurul'un
bu birleşiminde, Plan ve Bütçe Komisyonu'ndan geldiği şekliyle üzerinde
hiçbir değişiklik yapılmadan benimsendi. Yasa, 4 Temmuz 2000 tarihinde
Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Görüşmelerle
ilgili TBMM tutanakları... ( 2 )
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Çelik.
Gruplar adına başka söz isteyen
var mı? Yok.
Şahısları adına, İstanbul
milletvekili Sayın Hüseyin Mert; buyurun efendim.
HÜSEYİN MERT (İstanbul) –
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Avrupa Birliği
genel sekreterliği teşkilat ve görevleri hakkındaki kanun tasarısı hakkında
kişisel olarak söz almış bulunmaktayım; hepinize saygılarımı sunarım.
Tasarının 3 üncü maddesi
"teşkilat" başlığı altında Avrupa Birliği genel sekreterliğinin yapılanmasını
tanımlamakta, maddeye göre, genel sekreterliğin ana hizmet birimlerinin
iç koordinasyon ve uyum komitesi ve biri personel idarî ve malî işler dairesi
başkanlığı olmak üzere yedi daire başkanlığından oluşturulması öngörülmektedir.
Bu maddenin ikinci paragrafında yer alan Avrupa Birliği genel sekreteri
olma yeter şartının büyükelçilik düzeyindeki Dışişleri Bakanlığı memuru
olmasına bağlanması, özellikle Plan ve Bütçe Komisyonunda tartışmalara
neden olmuştur. Ancak, konunun, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanması
olduğu ve bu genel sekreterliğin Türkiye ile Avrupa Birliği arasında bir
köprü görevi göreceği düşünülecek olursa, bu tercihin yapılmasının hatalı
olmayacağı düşüncesindeyim.
Maddede, ayrıca, uyum çalışmalarının
yürütülmesi amacıyla hangi kurum, kuruluş, sivil toplum örgütleri ve akademik
çevrelerin iç koordinasyon ve uyum komitesi üyesi olacağı ve bu komitenin
görevleri tanımlanmaktadır. Komitenin görevleri, özetle, kamu kurum ve
kuruluşlarıyla Avrupa Birliği mevzuatı arasındaki koordinasyonu sağlamak,
bu amaçla, konuyla ilgili her türlü çalışmayı iki taraflı olarak izlemek
ve gelecek önerileri değerlendirmek ve mevzuat değişikliği önerileri hazırlayarak
ilgili kurul ve komitelere sunmak olarak belirtilmektedir.
Maddenin ve yasanın hayırlı
olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Mert'e teşekkür
ediyorum.
Söz sırası, Niğde Milletvekili
Sayın Mükerrem Levent'te.
Buyurun. (MHP sıralarından
alkışlar)
MÜKERREM LEVENT (Niğde) –
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Partimiz ve ben, Avrupa Birliği Genel
Sekreterliğinin kurulması ve Türkiye'nin, Avrupa yolunda, gelecekteki bütün
yolların ve ilişkilerin genel sekreterlik vasıtasıyla yürütülmesini düzenleyen
3 üncü maddenin, milletimize ve Avrupa Birliği genel sekreterliğinin kurulmasında
hayırlı olmasını diliyor; hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun. (MHP ve
DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Tam Avrupalı konuşması
oldu, teşekkür ederim efendim. O da bir ilk adım.
Madde üzerinde müzakereler
bitti.
Madde üzerinde iki adet önerge
vardır.
Önergeleri, önce geliş sıralarına
göre okutacağım; sonra aykırılıklarına göre işleme tabi tutacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
504 sıra sayılı kanun tasarısının
3 üncü maddesi ikinci fıkrasındaki ilk cümlenin metinden çıkarılarak yerine
aşağıdaki cümlenin ilave edilmesini arz ederiz.
"Avrupa Birliği genel sekreteri
Bakanlar Kurulu kararı ile tayin edilir ve büyükelçilik unvanı verilir."
Cevat Ayhan Mehmet Batuk
Ali Sezal
Sakarya Kocaeli Kahramanmaraş
Yaşar Canbay Hüseyin Kansu
Malatya İstanbul
BAŞKAN – Şimdi de, en aykırı
önergeyi okutup işleme tabi tutacağım.
Buyurun.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
504 sıra sayılı kanun tasarısının
3 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini
arz ederiz.
Dördüncü fıkra: "Kamu kurum
ve kuruluşları ile kanunla kurulmuş meslek odaları, özel sektör, sendikalar
ve sivil toplum kurumlarıyla yürütülecek işbirliği ve uyum çalışmalarında
genel sekretere yardımcı olmak üzere dört genel sekreter yardımcısı tayin
edilir."
Cevat Ayhan Rıza Ulucak Hüseyin
Kansu
Sakarya Ankara İstanbul
Musa Demirci Sait Açba
Sıvas Afyon
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu efendim?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
NİHAT GÖKBULUT (Kırıkkale) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükümet önergeye
katılıyor mu?
DEVLET BAKANI YÜKSEL YALOVA
(Aydın) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Önerge sahibi olarak
Sayın Cevat Ayhan, buyursunlar efendim. (FP sıralarından alkışlar)
CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem
Başkan, muhterem üyeler; 504 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü maddesinde
vermiş olduğum bir önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum.
Malumunuz olduğu üzere, kanun
tasarısı, kırk yıldan beri uyum sağlayamadığımız Avrupa Topluluğuyla uyum
sağlamak üzere bir genel sekreterlik kurulmasının esaslarını getirmektedir.
Değerli arkadaşlar, bu genel
sekreterlik Başbakanlığa bağlı olacak. Bunun başına da genel sekreter Dışişleri
Bakanlığından atanacak. Bakın, "Teşkilat" başlıklı 3 üncü maddenin ikinci
fıkrasında "Avrupa Birliği Genel Sekreteri, büyükelçi düzeyindeki Dışişleri
Bakanlığı memurları arasından atanır" deniliyor.
Niye Dışişleri Bakanlığı?
Evet, Dışişleri Bakanlığı mensupları arasından bir büyükelçi de atanır
veya falan kamu kurumunda genel müdürlük yapmış, müsteşarlık yapmış veya
bakanlık yapmış, mesela, Avrupa Topluluğunun koordinasyonundan geçmiş,
çok değerli eski bir Dışişleri Bakanı olabilir, Devlet Bakanı olabilir;
tecrübeli bir insan, bu işin koordinasyonu için getirilir, oturtulur. En
yüksek bürokrattır bu, yadırganacak bir makam değildir -Avrupa Topluluğuyla
uyum meselesi- veya özel sektörde fevkalade kapasiteli bir insan getirilir
veya üniversitelerden değerli bir insan getirilir.
Niye, biz, ille de Dışişleri
Bakanlığı memuru olacak diyoruz? Yani, hükümet, kendi iradesini kanunla
hapseder mi, sınırlar mı, zincirler mi? Eğer, hükümet yapmak istiyorsa,
Meclis olarak bizim yapmamamız lazım.
Değerli arkadaşlar, fevkalade
yanlış bir iştir bu. Evet, Dışişleri Bakanlığı, bakın, Avrupa Topluluğuyla
uyum meselesinde, zaten, genel sektreterliğin tarifinde, 2 nci maddede
zikredilmiş; diyor ki: "Dışişleri Bakanlığıyla birlikte bütün çalışmalara
katılır." Yani, Toplulukla olan münasebetlerin diplomatik yönünü zaten
Dışişleri Bakanlığı götürecek. Genel sekreterlik ne yapacak? 100 000, 70
000, her neyse, sayısı muhtelif -vaka bir, rivayet muhtelif- mevzuat var;
bunların uyumunu sağlayacak. Bunun içinde çevreyle ilgili mevzuat var,
Vergi Usul Kanunuyla ilgili mevzuat var, bunun içinde tutuklularla ilgili,
hapishanelerle ilgili mevzuat var, insan haklarıyla ilgili mevzuat var,
aklınıza gelebilecek her sahada 100 000 mevzuat var bu uyumu sağlayacak.
Demek ki, burada büyük bir
hukukî ağırlık var, çalışma var. Burada, meslek kuruluşlarının adaptasyonu
var, TOBB var, esnaf odaları var, sendikalar var, sivil toplum kurumları
var. Bütün bir toplum, devlet uyum sağlamayacak, Türk Milleti uyum sağlayacak;
yani, bütün sektörleriyle, topyekûn, mevzuatımızda, çalışmamızda bir uyum
noktasına geleceğiz. Genel sekreterin görevleri budur. Yani, bir Dışişleri
büyükelçisini koyalım. Çok değerli arkadaşlar var Dışişlerinden gelir,
bakanlık yapar, başbakanlık yapar, genel müdürlük yapar, her şeyi yapar
kabiliyetli bir insan. İnsanların kabiliyetleri meslekle sınırlı değildir;
ama, hükümet, kalkar da, bu işi, ben, üniversiteden falan hocaya teslim
edeyim; bu işi, ben, özel sektörde falan holdingde koordinatör noktasında
olan, fevkalade yetişmiş bir insandır, ona vereyim; bu işi, ben, devlet
bürokrasisinde orada veya burada temayüz etmiş, fevkalade dirayetli bir
insan var, ona tevdi edeyim derse; yassak hemşerim, kanun izin vermiyor
diyeceğiz o zaman hükümete. Kendimizi çuvala sokup, ağzını da bağlıyoruz.
Onun için, bunun değişmesi lazım. Ben, muhterem üyelerin, Meclisin değerli
üyelerinin bu istikamette önergeyi destekleyeceklerine inanıyorum.
Zaten komisyonda biz bunu
görüştük. Görüşünce, efendim üç yıl sonra değiştirelim dendi. Niye üç yıl?
Bugün değiştirelim. İstersek on yıl devamlı buraya bir genel sekreter getirelim
istersek yarın buraya eski bir müsteşarı getirelim, eski bir bakanı getirelim,
özel sektörde üst kademede eski bir koordinatör, yetenekli bir insanı getirelim,
kimi istersek getirelim. Yani, kanunla insanların kabiliyeti ne sınırlanabilir
ne artırılabilir. Onun için, buraya, layık olan birini getirelim. Getirecek
olan da, hükümettir.
Efendim, şu söylendi: Bu
seviyede insan büyükelçi olursa, uluslararası münasebetlerde kabul görür.
Bizim mevzuatımız müsaittir. Geçmişte kanun çıkardık. Bak, Güven Erkaya'yı
bile büyükelçi yaptık, eski amirali. Buraya getireceğimiz genel sekretere
deriz ki: "Bakanlar Kurulunca, büyükelçilik unvanı kendisine tevdi edilmiştir."
O kadar, bitti... Bu iş bu kadar. Planlama eski Müsteşarı Ali Tigrel, kendisi
büyükelçilik unvanıyla şey yapılmıştır. Yani, zorluk yok burada; ama, kendi
kendimize yanlış yapıyoruz.
Kanunlar bu kadar teferruatlı
olmaz değerli arkadaşlar. Kanunlar genel çerçeveleri tarif eder, inisiyatif
hükümetindir, inisiyatif başbakanındır, ülkeyi başbakan yönetecek, ülkeyi
hükümet yönetecek. Kanunları ne kadar tafsilatlı yaparsak, o kadar bürokrasi
elimizi kolumuzu bağlar.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
CEVAT AYHAN (Devamla) – Bitiriyorum
Sayın Başkan.
Onun için, ben, burada, bu
istikamette değişiklik yapılmasını teklif ettim.
Takdirlerinize arz ediyor,
hürmetle selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
efendim.
Sayın Şener, talebinizi maddeye
geçerken yerine getireyim müsaade ederseniz; olur mu efendim?
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas)
– Sayın Başkan, oylamaya geçilirken yoklama yapılacağı için...
BAŞKAN – Yani, önergeyle
ilgili oylamada mı istiyorsunuz?
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas)
– Evet, önergenin oylamasında istiyoruz.
BAŞKAN – Komisyonun ve Hükümetin
kabul etmediği önergeyi oylarınıza sunarken bir yoklama talebi gelmiştir:
(Ad okunmak suretiyle yoklama
yapıldı)
BAŞKAN – Çoğunluğumuz vardır;
görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Şimdi, önergenin oylamasına
geçiyorum. Hükümetin ve komisyonun kabul etmediği önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.
İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
504 sayılı kanun tasarısının
3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlenin metinden çıkarılarak,
yerine, aşağıdaki cümlenin ilave edilmesini arz ederiz.
"Avrupa Birliği Genel Sekreteri
Bakanlar Kurulu kararıyla tayin edilir ve büyükelçilik unvanı verilir."
Cevat Ayhan (Sakarya) ve
arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor
mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
NİHAT GÖKBULUT (Kırıkkale) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükümet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI YÜKSEL YALOVA
(Aydın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Ayhan, önerge
sahibi olarak buyurun efendim.
CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem
Başkan, muhterem üyeler; 504 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü maddesinde
vermiş olduğumuz bir önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum.
Burada vermiş olduğumuz önergenin
mahiyeti şudur: Bu 3 üncü maddedenin dördüncü fıkrasında, genel sekreter
yardımcılarının -dört genel sekreter yardımcısının- Dışişleri Bakanlığından,
Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığından, Hazine Müsteşarlığından ve
Dış Ticaret Müsteşarlığından olmak üzere tayin edileceği ifade ediliyor.
Nasıl, genel sekreter elçi olacaksa, buraya da dört devlet bürokratını
tayin edeceğiz deniliyor.
Ben, biraz önce de izah ettim.
Burada, bütün özel sektörün, bütün hukukî mevzuatın, bütün sivil toplum
kurumlarının, bütün bir milletin uyum meselesi var. Yani, burada, siz,
dört kamu kurumundan genel sekreter yardımcısı yapacaksınız ve kendinizi
bağlayacaksınız.
Tabiî, ben, bu Hükümetin
bu tasarıdaki ısrarını anlayamıyorum; yani, bir hükümet, kendi iradesini
bağlamaz. Ama, nedir, nereden telkin geliyor, nereden baskı geliyor...
yani, kendi iradesine bu şekilde ipotek koyan bir hükümeti de, doğrusu,
anlamak mümkün değil.
Aslında, bu tasarıda başka
tenkit edilecek şeyler de var. Bakın, burada, beşinci fıkrada "Avrupa Birliği
mevzuatına uyum çalışmalarının yürütülmesi amacıyla, Başbakanlık tarafından
çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek kurum ve kuruluşların temsilcilerinden
meydana gelen İç Koordinasyon kurumu" diyor. Yani, bizim, burada, bu İç
Koordinasyon kurumuna, niye, Odalar Birliğine TOBB'u doğrudan doğruya zikrederek
almıyoruz? Niye, esnaf odalarını, TESK'i almıyoruz? Niye, ziraat odalarını
almıyoruz? Niye, işçi sendikalarını almıyoruz? Bunların hepsi, bu milleti
teşkil eden, organize olan kuruluşlardır, kanunla kurulmuş olan meslek
odalarıdır; ama, tabiî, bu hükümet, bunu alelacele yazmış, bir yasak savmak
için bir şeyler yapmak istiyor; ama, hiçbir şey de yapamayacak, sonunda
göreceğiz.
Değerli arkadaşlar, onun
için, yaptığımız bir düzenlemenin doğrudürüst olması lazım. Aceleye de
bir sebep yok. Mecliste, Genel Kurulda, iktidar gruplarının acele ettiğini
görüyoruz, telaş ettiklerini görüyoruz; niye? Hemen bir kanun daha var
arkasından, Başbakanlığa yetki kanunu; o kanunu da çıkaralım, cuma günü
tatile çıkalım... Niye tatile çıkacağız? Bakın, memur sokaklarda, her gün
"ölüyoruz" diyor. Ekmeğe yüzde 50-yüzde 60 zam olmuş yılbaşından bu zamana,
beş ayda, altı ayda "benim meselemi görüş" diyor, çiftçi "ölüyorum" diyor,
"ben, verdiğiniz fiyatla ayakta... Bunları görüş" diyor. Meclisin bunları
görüşmesi, bunları çözmesi lazım. Hükümet, bir yetki kanunu istiyor; ne
yapacak yetki kanununda; bunları mı çözecek? Bundan sonra onu getireceksiniz
gündeme. Orada, off-shorezedelere 140 milyon dolar ödeyeceksiniz; yani,
çiftçiye vermediğinizi, memura, emekliye vermediğinizi, 4 000 tane, kumar
oynayan, yurtdışında bankalarda daha yüksek faiz almak için oraya para
yatıran, bunları, Mevduat Sigorta Fonunun kapsamına da girmediği halde,
bu yetki kanunlarıyla... Bunu da engelleyeceğiz, size söyleyim. Yani, bugün
akşama kadar da, yarın da, çalışmaları, bütün gücümüzü kullanarak, meşru
olan şeyimizi kullanarak engelleyeceğiz; çünkü, gittiğiniz yol doğru bir
yol değildir, gittiğiniz yol yanlış bir yoldur. Meclisin tatil olmaması
lazım.
Trafik kanunu var, diğer
kanunlar var; gelin, çalışalım, bunları düzene sokalım. Niye Meclisten
kaçıyorsunuz? İktidar gruplarına söylüyorum; niye kaçıyorsunuz? Biz, bu
maaşları burası için alıyoruz, burada çalışmak için alıyoruz; milletin
meselelerini çözmek için alıyoruz; sahillere gidip keyif yapmak için almıyoruz
değerli arkadaşlar. Onun için, Meclis çalışmaya devam edecek. Biz bunu
talep ediyoruz muhalefet olarak, sizi de bu istikâmette zorlayacağız. (DSP
ve MHP sıralarından "ucuz politika yapıyorsun" sesleri, gürültüler)
Hepinizi hürmetle selamlarım.
(FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Ayhan.
-------------
DEVLET BAKANI YÜKSEL YALOVA
(Aydın) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI YÜKSEL YALOVA
(Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Cevat Ayhan, konuşmasında,
herhalde maksadını aştı diye düşünmek isterim. "Nereden geliyor bu telkin,
bu baskı?" ifadesini kullandılar.
Hükümetimize hiçbir yerden
telkin gelmemiştir; baskı gelmemiştir; Yüce Parlamentonun dışında da, hükümetimize
baskı yapabilecek hiçbir kurum mevcut değildir.
Onu arz etmek istedim. (ANAP,
MHP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge
kabul edilmemiştir.
3 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3 üncü madde kabul edilmiştir.
----------
4 üncü maddeyi okutuyorum:
Personel rejimi
MADDE 4. — Avrupa Birliği
Genel Sekreterliği personeli, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabidir.
Avrupa Birliği uzman ve uzman yardımcıları hakkında 14.4.1989 tarihli ve
367 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 üncü maddesi hükümleri uygulanır.
Avrupa Birliği Genel Sekreterliği mütercim kadrolarına atanan personel
bu kadrolar karışılık gösterilmek kaydıyla 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu ve diğer kanunların sözleşmeli personel hakkındaki hükümlerine bağlı
olmaksızın sözleşmeli olarak çalıştırılabilir. Bu suretle çalıştırılacakların,
çalıştırılma usul ve esasları ile ücret ve diğer malî hakları BakanlarKurulu
kararı ile belirlenir. Sözleşmeli olarak istihdam edilecek personel istekleri
üzerine, T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirilir.
Atama bakımından; Avrupa
Birliği Genel Sekreteri bakanlık müsteşarları, Avrupa Birliği genel sekreter
yardımcıları bakanlık müsteşar yardımcıları, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği
daire başkanları bakanlık daire başkanları hakkında uygulanan hükümlere
tabidir. Kurumun diğer personeli Avrupa Birliği Genel Sekreteri tarafından
atanır.
Genel ve katma bütçeli daireler,
bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, kanunla kurulan fonlar, belediyeler
ve il özel idareleri, sermayesinin yarıdan fazlası kamuya ait kuruluşlar,
iktisadî devlet teşekkülleri ve kamu iktisadî kuruluşları ile bağlı ortaklıklar
ve müesseselerde Avrupa Birliği ile ilgili alanlarda çalışanlar veya çalışmış
olanlar; kurumlarının muvafakatıyla, aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar
ile diğer malî ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla
Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinde geçici olarak görevlendirilebilir.
Bu personel, kurumlarından maaşlı izinli sayılır. İzinli oldukları sürece
memuriyetleri ile ilgili özlük hakları kurumlarında devam eder.
Üniversite öğretim elemanları
2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 38 inci maddesine göre, Avrupa Birliği
Genel Sekreterliğinde görevlendirilebilir.
Bu Kanunla Avrupa Birliği
Genel Sekreterliğine verilen görevlerin yürütülmesini sağlamak üzere yeteri
kadar Avrupa Birliği uzmanı ve uzman yardımcısı istihdam edilir.
Avrupa Birliği uzman yardımcılığına
atanabilmek için, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde
sayılan genel şartlara ek olarak;
a) Üniversitelerin en az
dört yıllık eğitim veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisadî ve idarî bilimler,
iktisat, işletme ve mühendislik fakülteleri ile fakültelerinin matematik
ve istatistik bölümleri ve bunlara denkliği Yüksek Öğretim Kurulu tarafından
onaylanmış yabancı fakültelerden mezun olmak,
b) Yapılacak yarışma sınavında
başarılı olmak,
c) Sınavın yapıldığı yılın
ocak ayının ilk gününde 35 yaşını doldurmamış olmak,
d) İngilizce, Fransızca veya
Almanca dillerinden birini iyi derecede bilmek,
Koşulları aranır.
Avrupa Birliği uzman yardımcılığına
atananlar en az üç yıl çalışmak ve olumlu sicil almak kaydıyla, açılacak
Avrupa Birliği uzmanlığı yeterlik sınavına girmeye hak kazanırlar. Sınavda
başarılı olanlar Avrupa Birliği uzmanı unvanını alırlar.
Yeterlik sınavında iki defa
başarı gösteremeyenler, Maliye Bakanlığının ve Devlet Personel Başkanlığının
görüşleri üzerine Başbakanlıkça diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaki boş
memur unvanlı kadrolara atanırlar.
Avrupa Birliği uzman ve uzman
yardımcılarının yarışma ve yeterlik sınavlarının nasıl yapılacağı ile çalışma
usul ve esasları, yönetmelikle düzenlenir.
BAŞKAN – Madde üzerinde Fazilet
Partisi Grubu adına Sayın Cevat Ayhan.
REMZİ ÇETİN (Konya) – Ben
konuşacağım.
BAŞKAN – Hayır efendim. "Sakarya
Milletvekili Cevat Ayhan" yazmışlar.
Sayın Ayhan?.. Yok.
Sayın Ayhan gelirse, kendisine
yine söz veririm efendim, söz hakkıbaki.
Doğru Yol Partisi Grubu adına
Manisa Milletvekili Sayın Necati Çetinkaya; buyurun efendim. (DYP sıralarından
alkışlar)
DYP GRUBU ADINA M. NECATİ
ÇETİNKAYA (Manisa) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; konuşmama
başlamadan önce, şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Avrupa Birliği Genel Sekreterliği,
Avrupa Birliğine aday ülke olan Türkiyemizin bu konudaki koordinasyon,
işbirliği ve üyelik sürecinde üyelikle ilgili gelişmelerin koordine edilmesinden
sorumlu olarak düşünülen ve şu anda görüştüğümüz tasarı, Meclisimizce kabul
edildiği takdirde, kadroları, kurulacak olan bir müessese olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, keşke,
bunu "genel sekreterlik" olarak nitelendirmemiş olsaydık; keşke, tıpkı
Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlıklarında olduğu gibi, bunu da "müsteşarlık"
olarak tesmiye etseydik. Çünkü, biliyorsunuz, genel sekreterlik, genelde,
olağanüstü hallerde kurulan ve Türkiye'de çok istisnaî olarak kullanılan
bir müessese olarak kalmıştır; Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği gibi.
Bütün şeyleri zorlamadan, personel rejiminin de esasına sadık kalarak bu
uygulama, arz ettiğim uygulama şeklinde olsaydı bence daha isabet kaydederdi.
Burada,dikkate şayan ikinci
bir husus; bu genel sekreterliğin, münhasıran Dışişleri Bakanlığı personeli
olması...
Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin,
değişik zamanlarda ülkeye hizmette fevkalade büyük başarı kaydeden değerli
devlet adamları olmuştur; bakanlıklar, müsteşarlıklar ve genel müdürlükler
yapmışlardır; hatta, hariciyeci olmadığı halde, hariciye kökenli olmadığı
halde dışişlerinde, büyük elçiliklerde çok büyük hizmetler yapmışlardır.
Bunlar, emekli askerler, geçmişte bakanlık yapan değerli vatan evlatları,
valiler, idare amirleri ve değişik sınıfta hakikaten temayüz etmiş, ülkenin
yönetimine vakıf olan fevkalade değerli ülke evlatlarıdır.
O sebeple, bunda bu kadar
kıskanç davranarak, personelin sırf, hariciye kökenli olmasınının üzerinde
ısrarla durmak, bence, pek isabet kaydetmemiştir; çünkü "Avrupa Birliği
Genel Sekreterliği" denildiği zaman, sizlerin, hepimizin, Türkiye'de...
11-17 Aralık 1999 tarihinde ülke büyük bir coşkuyla âdeta bir bayram havasına
girdi, erken bir bayramdı belki, efendim "aday ülke statüsüne girdik..."
Değerli arkadaşlarım, peki,
girdiysek, buraya bizi taşıyacak Kopenhag Kriterleri şartı altını çize,
çize, Helsinki zirvesi Başkanlık sunuş belgesinde, sen, Kopenhag kriterlerine
uymadığın sürece, bunları yerine getirmediğin sürece, seni üye ülke almam
mümkün değildir diyor. İsterseniz, açayım maddeyi, sizlere okuyayım. Ne
diyor? Şimdi, bakınız, 4 üncü maddenin son kısmında diyor ki:"Tüm Kopenhag
kriterlerine uyumun, Birliğe katılmanın temelini teşkil ettiğini işaret
eder." Bunun aksini söyleyecek kimse var mı? Yok.
Şimdi, dün, daha demirperde
gerisi ülkeler olan ülkeler, 8 inci maddenin bünyesinde... Devamen, 10
uncu maddeye geliyoruz, ne diyor: "Romanya, Slovakya, Letonya, Litvanya,
Bulgaristan, Malta, 2000 tarihinin Şubat ayında aday ülke olabilmek için
müzakerelere başlar."
Ben, Dışişleri bütçesi üzerinde,
Grubum adına konuşma yaparken de bunları söyledim, Sayın Dışişleri Bakanına
söyledim. Dedim ki: Peki, bunlar daha dünün müracaat eden ülkeleri, yeni
demokrasiyle tanıştılar ve dolayısıyla, daha demokraside yeni kapıyı araladılar;
bunlarınki mi başarı, bizimki mi başarı? Bizim, hangi günün, hangi ferdasında
müzakerelere oturacağımız belli değil iken, dün bağımsızlığına kavuşan
ve demokratikleşmede daha ilk adımını atan ülkeler sizin önünüze geçiyor
ve dolayısıyla, 2000 yılının Şubat ayından itibaren, bunlar, müzakerelere
başladılar.Size ne şart koşuldu; 4 üncü madde şartı koşuldu. Ne deniliyor
4 üncü maddede; deniliyor ki, sizler, kendi aranızda Yunanistan ile Ege'deki
sınır ihtilaflarınızı çözdünüz, çözdünüz; çözmediğiniz takdirde, meseleleriniz,
Uluslararası Adalet Divanına resen götürülecektir, isteseniz de, istemeseniz
de götürülecektir. Nihaî süre 2004 yılıdır diyor, 2004 yılında, meselenizi,
bu Uluslararası Adalet Divanına götürüp, orada çözülecektir. Bu kadar ciddî,
bu kadar önemli, bu kadar hassas olan konuda, münhasıran bir yere diyorsunuz
ki, efendim, burada olacak. Peki, o konunun fevkalade önemli -ben, Hariciyeye
son derece saygılıyım- uzmanı varsa, onları gözardı etmenin ne manası vardı.
Bu, bir uzmanlık konusudur, bir ihtisas konusudur. Gayet tabiî ki, onlar
da bu konunun devamlı olarak şeyinde... Ama, onlardan daha uzmanlar var
idiyse, efendim, hayır, bunlar ne kadar uzman olursa olsun, bunları almayalım.
Önünüzde bu kadar önemli problemler var, bu önemli problemleri kiminle
aşacaksınız? Kopenhag kriterleri -demin, değerli arkadaşım Sayın Çelik
de, bu konulara detaylı olarak girdi- diyor ki;
1- Demokratikleşeceksiniz,
kesin olarak bunu yapacaksınız diyor. Peki, demokratikleşmenin neresindeyiz?
2- Hukukun üstünlüğüne kesenkes
uyacaksınız. Hukukun üstünlüğü, sizin amentünüz olacak.
3- İnsan haklarını güvence
altına alacaksınız.
Kopenhag kriterleri, bu kadar
önemli;bunları aşmak mecburiyetindesiniz; bunları aşmadığınız takdirde,
bunları yapmadığınız takdirde, işte, Helsinki Senedinin 4 üncü maddesinin
son cümlesi "kesinlikle gelemezsiniz" diyor.
Geliyoruz Kıbrıs meselesine:
Son günlerde, Sayın Cumhurbaşkanımızın orayı ziyareti sırasında, fevkalade
önemli gelişmeler olmuştu. Sayın Cumhurbaşkanımız, haklı olarak demiştir
ki: "Bağımsız iki ülkeden teşekkül eden bir federasyon..." Peki, bu, niye
başkalarını rahatsız etti? Bakınız, değerli arkadaşlar...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Çabuk toparlarsanız...
Lütfen...
Buyurun.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla)
– Sayın Başkanı da kutluyorum ve bugünkü yazdığınız yazının altına, aynen
imzamı atma hususunda... Ben, gurur duyuyorum.
BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla)
– Açıkça söylüyorum, bugünkü yazınız, hakikaten, fevkalade önemli konulara
işaret eden bir yazıdır ve bugünkü gündemimizin önemli bir konusudur.
BAŞKAN – İnşallah, Dışişleri
Bakanlığı da okumak zahmetinde bulunmuştur.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla)
– Değerli arkadaşlar, hepinize tavsiye ederim, bugünkü yazıyı özellikle
okuyunuz. Meclis Başkanvekili Sayın Murat Sökmenoğlu'nun bugünkü yazısını
özellikle okumanızı tavsiye ediyorum.
BAŞKAN – Biliyorsunuz, biz,
naçizane, Ortadoğu Gazetesinde yazıyoruz.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla)
– Fischer "federal Avrupa" diye söyleyip duruyor...
Ondan sonra, ikinci bir konu,
Mecliste geçenki konuşmamda da altını çizerek söyledim. Ne dedim; Avrupa
Güvenlik ve Savunma Kimliği... Sayın bakana dedim ki, biz, bunun neresindeyiz
Allahaşkına! NATO ülkesi olacaksınız ve NATO ülkesi olduğunuz halde, Avrupa
Güvenlik ve Savunma Kimliğinin içerisinde olmayacaksınız, karar mekanizmasının
içerisinde olmayacaksınız; ama, yeni bir kuvvet kurulacak, Avrupa'nın savunmasını
buna tevdi edeceksiniz.
Peki, bu kanunun 27 nci maddesinde...
Nasıl, bunu, Avrupa'nın güvenliğini, bir NATO ülkesi olarak, bize nazaran
hazmedebileceğiz.
(Mikrofon otamatik cihaz
tarafından kapatıldı)
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla)
– Diyeceğiz ki, tamam, ben, Avrupa üyesiyim, NATO üyesiyim; ama, ne yapayım
da, Avrupa Birliğinin üyesi olmadığım halde, NATO'yla ilgili en güçlü ikinci
üye olayım; benim hakkımda karar verin.
İHSAN ÇABUK (Ordu) – 5 dakika
daha süre verin Sayın Başkan.
BAŞKAN – O zaman rüşvet olur
efendim.
Sayın Çetinkaya, toparlar
mısınız...
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla)
– Başkanım, tabiî, bunlar, Türkiye'nin, şu anda karşı karşıya bulunduğu
son derece önemli, fevkalade önemli meseleler.
Bir de, biz, burada, keyfe
mayeşa konularla konuşmak istemiyoruz. Ben, açıkça söylüyorum, popülist
bir politika da yapmak istemiyorum; ama, sizin de, bugün, belirttiğiniz
gibi, bunlar, bugün, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu hayati konular.
Yıllarca müracaat etmişsiniz, Roma Anlaşmasından beri bunlarla tanışmış
durumdasınız. 600 seneden beri Avrupalı bir ülkesiniz. Hiç diyebilir misiniz
ki, Osmanlı, Türkiye değildir. Biz, kökü mazide olan bir atiyiz. (Alkışlar)
Bu kadar güçlü geçmişi olan, cihanşümul imparatorluklar kurmuş ve Avrupa'nın
bünyesinde 600 sene, en büyük adaletle, en büyük hoşgörüyle, sevgiyle,
insanlık sevgisiyle kucak açmış, herkese gel demiş, kucaklamış bir Avrupalı
Türkiye'yi, siz, Avrupa bünyesinde kabul etmeyeceksiniz, ona önşart koyacaksınız.
Hangi birine önşart konuldu sorarım size?
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla)–
Onun için bu konular fevkalade hassas, fevkalade önemli konulardır. İşte,
buna göre kadroları kurmak gerekir, buna göre kadroları seçmek gerekir.
(DYP, MHP, DSP sıralarından "ses, ses" sesleri)
BAŞKAN – Bitti efendim, iki
kere uzattım; nasıl "ses, ses!.." Hoşunuza gitti hamasi nutuk dinleyince...
Yüce Meclis halledecek o
işi.
AYDIN TÜMEN (Ankara) – Sayın
Başkan, mikrofonu açın da, sözlerini bağlasın.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla)
- Sayın Başkanın da hoşgörüsünü fazla zorlamadan sözlerimi tamamlıyorum.
Bu hassas konularda, bu Yüce Meclisin yekvücut olarak, politik mülahazaların
dışında birleşerek, ona göre hazırlanması ve ona göre, denetlenen bir ülke
olmaktan değil, gerçek manada oraya üye olan ve Kopenhag kriterleri üzerinde
hakikaten hazırlanan ve buna göre kadro kuran bir ülke olmak; işte, Meclis,
bunu hazırlamalı.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Çetinkaya. (Alkışlar)
Çok teşekkür ederim, Yüce
Meclis, bu konuda hemfikirdir efendim.
Fazilet Partisi Grubu adına,
Konya Milletvekili Sayın Remzi Çetin; buyurun efendim. (FP sıralarından
alkışlar)
FP GRUBU ADINA REMZİ ÇETİN
(Konya) – Muhterem Başkan, muhterem milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlarım.
Avrupa Birliğine girme çabalarımız,
oldukça uzun bir zaman diliminde cereyan etmektedir. Ankara Antlaşmasıyla
yola koyulduğumuz göz önüne alınırsa, neredeyse 42 yıllık bir zamanı geride
bırakmış durumdayız. Bu esnada ciddî inkıtalar ve gecikmeler olmuştur.
Zamanında atılması gereken adımların atılmadığı ve zaman zaman işin yokuşa
sürüldüğü; bugün daha iyi görülmektedir. Bir anlamda, Avrupa Birliğine
girme çalışmaları, samimî ve ciddî adımlarla gerçekçi olmaktan uzak, art
maksatlı çabaların iç içe girdiği bir seyir arz etmektedir; ancak, bugün
geldiğimiz nokta oldukça önemlidir.
Dünyamızda blok oluşumların
oluştuğu bir dönemde, ülkemizi, hatırlı bir konumda tutabilecek oluşumlara
iyi hazırlanmamız gerekir. Uluslararası arenada millî menfaatların daima
önplanda tutulduğu bir ilişkiler zincirinin varlığı muhakkaktır. Bu yüzden,
ülkemizin bütün millî menfaatlarını en iyi şekilde koruyarak, koruyacak
yapılanmalar gerçekleştirerek öngörülen hazırlıkları yapmak, millî bir
vecibedir.
Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin
kurulması, gecikmeli de olsa, bir an evvel tamamlanmalı, en vasıflı elemanlarla
bu kurul takviye edilmelidir.
Değerli milletvekilleri,
biz, her bakımdan büyük avantajlara sahip, büyük bir milletiz. Tarihimiz,
kültürümüz, coğrafyamız ve insanî yapımızla uluslarası ilişkilerde önemli
ve büyük kozlara sahibiz. Bilhassa uluslararası işlerimizin tanziminde
sahip olduğumuz bu büyük millî avantajları iyi değerlendirmemiz gerekir.
bizim dahil olacağımız her uluslararası oluşum, bu birliktelikten önemli
faydalar istihsal edebilir. Dolayısıyla, bizim bir yere dahil olmamız,
kesinlikle rica minnet şeklinde olmamalıdır; büyüklüğümüzün ve sahip olduğumuz
avantaj ve kozlarımızın farkında ve şuurunda olmamız gerekir.
Türkiye'siz bir Avrupa Birliği,
fonksiyonunu tam ifa edemez. Nitekim, Helsinki'ye ısrarla davet edilmemiz,
bu gerçeğin Avrupalılar tarafından da görüldüğünü göstermektedir. Eğer,
biz, bize ait, tarihî, kültürel ve coğrafî avantajlarımızı iyi kullanırsak,
ısrarcı tarafın değişiceğini bilmemiz gerekir.
Tanıtıma ağırlık vermeliyiz;
çünkü, çok yönden insafsızca saldırıya maruz kalan bir milletiz. Bütün
bu saldırılardaki haksızlıkları izah edecek, vasıflı elemanlardan meydana
gelen bir tanıtım ordusuna ihtiyacımız çok fazladır. Dünya vatandaşı mantığıyla
hareket eden değil, millî mefkûremizi özümlemiş, millî avantajlarımızı
ve kozlarımızı iyi bilen bir ekiple çok başarılı çalışmalar yapabileceğimiz
muhakkaktır.
Avrupa Birliği çalışmaları
esnasında, Avrupa Parlamentosundaki milletvekillerinin, etkili ve yetkili
tüm kişi ve kurumların en ileri derecede bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Şu anda, başta ihanet odağı PKK olmak üzere, büyük harcamalarla çok yoğun
bir aleyhte propaganda yapılmaktadır. Böylece, Avrupalı parlamenterler
bu hain propagandanın telkiniyle ülkemizi ve milletimizi yanlış tanıyorlar.
Bu boşluk, ne pahasına olursa olsun mutlaka telafi edilmelidir. O bakımdan,
Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin bir an evvel hayata geçirilmesi gerekir.
Sivil toplum kuruluşlarının
Strazburg ve Brüksel başta olmak üzere, bürolar açmaları, hem tanıtımımıza
hem de işadamlarımızın yeni pazarlar bulmasına yardımcı olacaktır. Her
koldan çalışma yapılması gerektiği açıktır. Gerek duyulan insan ve finans
ihtiyacını mümkün mertebe temin etmeliyiz; çünkü, doğan boşluğu menfi unsurların
doldurduğu görülmektedir.
Brüksel'deki Avrupa Birliği
Daimi Elçiliğinin imkânları artırılmalı ve ihtiyaçları giderilmelidir.
Avrupa Birliği Parlamento üyelerini ve kurumları sürekli enforme edecek
bir çalışma ağının kurulması şarttır. Böylece, haklı tezlerimizin daha
sağlıklı görülüp, değerlendirilmesi sağlanmış olacaktır.
Avrupa Birliği mahfillerinde,
Kıbrıs meselemiz de sürekli gündeme getirilmektedir. Bu bakımdan, haklı
Kıbrıs davamızı da, tarihî bir perspektif içerisinde anlatmalıyız. Bugün,
bütün avantajları eline geçirdiği için, Kıbrıs Rum kesimi, nihaî çözüm
istememektedir. Böylece, ülkemizi, sürekli tedirgin edecek bir hususu hep
ellerinde tutmak istiyorlar.
Buna karşılık, bugüne kadar
olduğu gibi, daha kararlı bir şekilde, Kıbrıs meselemizi ele almamız gerekir.
Pekçok çalışmanın birbirine paralel olarak yürütülmesi gerekir, kararlılığımızın
en güzel bir şekilde gösterilmesi icap eder. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,
bir devletin bütün unsurlarına sahiptir. Bu durumdan bir milim geri gidemeyiz.
Bu yüzden, KKTC'nin, uluslararası zeminde yer alması için, gerekli çalışmalar
başlatılmalıdır.
Değerli milletvekilleri,
bilhassa, Avrupa Birliği zeminlerinde, her defasında, ülkemizin karşısına
demokratikleşme, insan hakları ve ferdî hürriyetler konularında ciddî eksikliklerimizin
olduğu teziyle çıkılmaktadır. O zaman, kendimizin de tespit ettiği bu eksiklikleri
telafi edecek tadilatları bir an evel yapmamız gerekecektir.
312 nci maddenin kaldırılması
konusu üzerinde konsensüs sağlandığı söylendiği zaman, bir Avrupa'lı parlamenter
"bu maddeyle cezalandırmalar devam ediyor. Bu yüzden, değişikliğin bir
an evvel gerçekleştirilmesi gerekir" cevabını vermiştir.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizde,
sivil otoritenin zaafa uğratıldığı, parlamentonun ve siyasetin etkisizleştirildiği
hususu da, en çok karşımıza çıkan konular arasındadır. Bu görünümümüzü
de değiştirmemiz gerekir. Söz ve ifade hürriyeti, propaganda hakkı, siyasî
partilerin varlıklarını rahatça sürdürmeleri, demokratik ülkelerde cebir,
şiddet ve silahlı kalkışma olmadığı sürece varlığı şart olan faaliyetlere
gereksiz kısıtlamaların getirilmemesi gibi hususların ülkemizde de sağlanması
şarttır.
Ülkemize her kademede hizmet
etmiş başbakanların, bakanların, belediye başkanlarının bazı vehimler ile
cezalandırılma yoluna gidilmesi, son derece şanssız gelişmelerdir. İşte,
bu yanlışlarımızı tamir edersek, kimsenin bir şey diyemeyeceği bir bünyeye
sahip olursak, daha güçlü bir müzakere süreci yaşayacağımız kesindir. Bu
yüzden, 312 nci madde, Siyasî Partiler Kanunu, hürriyetleri tahdit eden
kanunların tadilatını ve diğer hususları, en kısa zamanda yapmalıyız.
Avrupa Birliği, görüşme sürecinde,
bize karşı bencil ve önyargılıdır; en son, Avrupa'nın savunmasına yönelik
yeni askerî oluşumda bize yer vermediler. Halbuki, elli yıldır, NATO'da,
başta Avrupa'nın güvenliğini sağlamak için, ne denli fedakârlıklara katlandığımız,
herkesin malumudur. Buna rağmen, bu konudaki kısır tutumları, bize karşı
önyargılı ve dışlayıcı oldukları görülmektedir. Gümrük birliğine gittik,
tek taraflı bütün tavizleri verdik; ama, yine de insafa gelmediler. Bu
yüzden, kendimiz tarafından da kabul edilen ve Avrupa Birliği müktesebatının
gereği olan hususları bünyemize derc edecek gerekli çalışmaları ivedilikle
yapmalıyız. Ancak, millî birliğimizi tahrip edecek, gerçeklerle bağdaşmayan,
gelişigüzel maksatlı müdahalelere de seyirci kalmamız mümkün olmayacaktır.
Kıbrıs'la ilgili son Güvenlik Konseyi kararı da göstermektedir ki, Yunan
ve Rum lobisi, Avrupa Birliğine girme sürecinde, her fırsatı değerlendirerek,
aleyhimize bir atmosfer oluşturmaya çalışmaktadır.
Avrupa Birliği, demokratikleşme,
insan hakları ve hürriyetler konusunda ısrarla hareket ettiği halde, malî
yardımlar konusunda son derece hasis davranmaktadır. Avrupa Birliği, vaat
ettiği hiçbir malî yardımı tamamıyla yerine getirmemiştir. Avrupa Birliğinin,
ülkemizin üzerinden sağlayacağı avantajlar göz önüne alındığı zaman, bilhassa
malî konularda takındıkları tavrı iyi niyetle izah etmek mümkün değildir.
Kanunun hayırlı olmasını
temenni eder, hepinize tekrar saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Çetin.
Gruplar adına konuşmalar
tamamlanmıştır.
Şimdi, şahısları adına, İzmir
Milletvekili Sayın Saffet Başaran; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
SAFFET BAŞARAN (İzmir) –
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 504 sıra sayılı
kanun tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum;
bu vesileyle, hepinize saygılar sunarım.
Sayın milletvekilleri, tasarının
bu maddesi, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin personel rejimini düzenleyen
maddesidir. Avrupa Birliği Genel Sekreterliği personeli, genel sekreter,
genel sekreter yardımcıları, daire başkanları, Avrupa Birliği uzman ve
uzman yardımcıları, mütercim ve diğer personelden oluşmaktadır. Genel Sekreterliğe
bağlı personel, genel olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi,
bağlı olmakla birlikte, daha ziyade, Avrupa Birliği uzman ve uzman yardımcıları
için birtakım kıstaslar getirilmiş; ki, bunlar da, kısaca, usul ve esasları
yönetmeliklerle belirlenecek bir sınavda başarılı olmak ve yine, hangi
kurumlarda çalışmış olmaları gerektiğini hükme bağlamış ve yine, bu uzman
ve uzman yardımcılarının hangi fakülteleri bitirmesi gerektiğini ve diğer
koşulları da belirlemiş.
Ülkemiz için önemine ve yararına
inandığım bu kanun tasarısının hayırlı olmasını diler, hepinize saygılar
sunarım. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Başaran, teşekkür
ediyorum.
İkinci söz, Manisa Milletvekili
Sayın Mustafa Enöz'dedir.
Sayın Enöz?.. Yok.
Sakarya Milletvekili Sayın
Cevat Ayhan; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)
CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem
Başkan, muhterem üyeler; şimdi, 504 sıra sayılı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği
kuruluşuyla ilgili kanun tasarısının 4 üncü maddesinde, şahsım adına söz
almış bulunmaktayım.
Bu madde, Genel Sekreterliğin
personel rejimini düzenlemektedir. Orada çalışacak 76 personel var. Bunların
tabi olacağı özlük haklarını, vasıflarını, o göreve gelecek olan, genel
sekreterlik kadrosunda görev alacak olan hukuk müşavirinden Avrupa Birliği
uzmanına kadar bunların vasıflarıyla ilgili hususları tarif etmekte. Hatırladığıma
göre, sözleşmeli personel istihdamına da imkân vermektedir. Bu, doğru bir
yaklaşımdır, zira, fevkalade uzmanlık isteyen bu sahada, 657'e tabi şartlarda
personel bulmanız zordur. Ayrıca, kamu kurumlarında çalışan Avrupa Topluluğuyla
ilgili bilgi birikimi olan personelin de burada görev almasına imkân verilmektedir.
Tabiî, Avrupa Topluluğuyla
ilgili koordinasyon hizmetleri, aslında, 1970'li yıllarda başlamıştı. Türkiye,
hazırlık döneminden 1973'te geçiş dönemine girince, bütün bakanlıklarda,
Avrupa Topluluğuyla ilgili birimler kurulmuştu; ama, ciddî bir mesafe de
alınmadığını ifade etmek isterim.
Değerli arkadaşlar, Avrupa
Topluluğuna giren ülkelerden, mesela İspanya, 1970'li yıllarda bu münasebetlerin
içindeydi, ben hatırlıyorum, 1968, 1969, 1970, o yıllarda. Türkiye, Devlet
Planlama Teşkilatında, Avrupa Birliğiyle ilgili münasebetleri yürütmek
için özel bir birim de kurmuştu o dönemde, bu çalışmaları yaparken, zaman
zaman yurtdışına da gidilir, Brüksel'de görüşmeler yapılırdı; ama, şunu
ifade etmek istiyorum; İspanya, o zaman, bu meseleye 3 000 uzmanla girmişti,
hakikaten fevkalade ciddî girdiler, bütün sektörlerini, alt sektörlerini,
mal gruplarına kadar, Topluluğa uyumda ortaya çıkacak sıkıntılar, bunların
telafisi için yapılacak çalışmalar, fevkalede geniş bir kadroyla girdi
ve bu meseleyi de başardı. İspanya, aşağı yukarı -yanlış hatırlamıyorsam-
50 milyar dolar mertebesinde de Topluluktan yardım aldı, uyum döneminde,
geçiş döneminde; yani, tarımından sanayine kadar, hizmet sektörüne kadar,
bütün birimleri, Topluluk içerisinde rekabet edebilecek şartlara getirmek
için bu çalışmaları yürüttü. Maalesef, bizde, devlet yönetimindeki, kamu
yönetimindeki dağınıklık sebebiyle, biz 1970'lerde başladığımız bu meselede
muvaffak olamadık. Türkiye, Avrupa Topluluğuyla ilgili meselelerde bir
gelgit içindedir; bu gelgit, bu tereddüt hâlâ da Türkiye'de var. Bakın,
bugün, uyumla ilgili bir üst komisyon kuruldu, Maastricht Kriterlerine,
Kopenhag Kriterlerine uyum, Toplulukla bütün mevzuatı bütünleştirme çerçevesinde
birtakım çalışmalar yapılıyor; ama, devletin birtakım değişik kurumlarından
da ters beyanlar ortaya çıkıyor. Hükümetin, burada siyasî iradeyi ortaya
koyması lazım. Hükümet karar verdiyse, Meclis karar verdiyse, devletin
bütün kurumları buna uyum içinde olma durumundadır. Her kurumun -hangi
kurum olursa olsun- değişik görüşü olabilir, bunu beyan edebilir; ama,
son karar siyasî kadrolarındır, son karar hükümetindir, son karar Türkiye
Büyük Millet Meclisinindir diye, bu yolda azimli, kararlı ilerlemek lazım.
Şunu da ifade edeyim; elbette,
Topluluğa üyelik, Türkiye'de büyük bir umuttur; bu, 1960'lı yıllarda da
umuttu. Merhum İsmet Paşa'nın da, Topluluğa girişle ilgili beyanları vardır.
Hem "bir harikadır, dünyanın ortaya koyduğu en mühim teşkilattır" diye
Avrupa Topluluğunu takdir eden hem de Türkiye'nin Topluluğa girişinden
ortaya çıkacak olan faydaları ifade eden beyanları vardır. Hakikaten, Avrupa
Topluluğu, insan aklının ortaya...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun efendim,
toparlarsanız memnun olurum.
CEVAT AYHAN (Devamla) – Toparlıyorum;
teşekkür ederim.
Önce Avrupa Ortak Pazarı,
sonra Avrupa Topluluğu, sonra da Avrupa Birliği olarak devam eden bu kuruluş,
hakikaten, insan zekâsının, devlet adamlarının ortaya koyduğu fevkalade
ileri bir organizasyondur. Tabiî, bunun ne olduğunu anlamak için 19 uncu
Yüzyıla bakmak lazım, 20 nci Yüzyıla bakmak lazım. Yani, Avrupa Topluluğuna
gelinceye kadar Avrupa'nın geçirdiği, Avrupa merkezli dünyanın geçirdiği
hadiselere bakmak lazım. 19 uncu Yüzyıl Avrupaiçi harpler, Napolyon, Bismarck'ın
siyasî sistemleri, yine, 20 nci Yüzyılda Birinci ve İkinci Dünya Savaşları...
Avrupa, bundan, insan aklının ortaya koyabileceği en güzel dersi almış
ve kendi birliğini sağlamıştır. Tabiî, temennimiz, Türkiye'nin de, bu birlik
içerisinde layık olacağı şekilde yerini alması ve bu birlikten faydalanmasıdır;
ama, şunu ifade ediyorum. Tabiî, bu, hepimizin üzerinde vecibedir; hükümetlerin
de, milletvekillerinin de, kamu kurumlarının da, bütün herkesin. Eğer kendimizi,
toplulukla eşit seviyede rekabet edebilecek bir şekilde süratle hazırlamazsak,
bunun sonunda meyus oluruz değerli arkadaşlar.
Topluluğun sırtına asılmak,
65 milyon fukara Türkiye'yi topluluk besleyecek diye bakmak mümkün değildir;
bunu, zaten, topluluk da yapmaz; yani, Türkiye'nin gerek Maastricht gerekse
Kopenhag veya diğer topluluk kriterleri çerçevesinde, uyma mecburiyetiyle
değil de, kendi mutfağını düzene sokması, kendi ekonomisini, sosyal hayatını,
iktisadî hayatını, herşeyini düzene sokacak bir siyasî iradeyi ortaya koyması
lazım.
Topluluk, yarın bizi almayabilir;
toplulukla giremiyorsak Karadeniz Birliğinde gireriz, toplulukla giremiyorsak
ASEAN'da gireriz, toplulukla giremiyorsak ECO'da gireriz, orada gireriz,
burada gireriz; ama, bizim topluluğa arzu edilen bir aday haline gelmemiz
lazım. İşte, önümüzdeki bu genel sekreterlik düzenlemesiyle, temenni edelim,
biz, bu işin hakkından geliriz; ama, meseleyi bürokratik bir yaklaşımla
çözmemiz mümkün değil.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Toparlar mısınız
efendim, lütfen.
CEVAT AYHAN (Devamla) – Başta
da konuşmalarımda, önceki maddelerde ifade ettim; mesele, Türkiye'nin topyekûn
bu hedefe kilitlenmesi, özeliyle, resmisiyle, bütün sivil kurumlarıyla
başarılı olacak bir iradeyi ortaya koyması lazım; bunun da başı siyasî
iradedir.
Hepinizi hürmetle selamlıyorum.
(FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
efendim.
4 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum...
ASLAN POLAT (Erzurum) – Karar
yetersayısının aranılmasını istiyoruz.
BAŞKAN – Oylamaya geçtim
efendim.
4 üncü maddeyi kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara)
– Geçmemiştiniz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Geçtim efendim.
Zihnimde geçtim, yüreğimde geçtim; geçtim. Lütfen...
5 inci maddeyi okutuyorum:
Kadrolar
MADDE 5. – Ekli (I) sayılı
listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvele Avrupa Birliği
Genel Sekreterliği bölümü olarak eklenmiştir.
BAŞKAN – 5 inci madde üzerinde,
Fazilet Partisi Grubu adına, Adıyaman Milletvekili Sayın Dengir Mir Mehmet
Fırat; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
FP GRUBU ADINA DENGİR MİR
MEHMET FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; Avrupa
Birliği Genel Sekreterliği Kurulmasına İlişkin Kanun Tasarısı hakkında
Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İlgili 5 inci madde, genel
sekreterlik ve genel sekreter yardımcılıklarını düzenlemektedir. Daha evvel,
benden önce söz alan arkadaşlarımın da belirttiği üzere, Avrupa Birliği
Genel Sekreterliğinin kurulmuş olmasına, böyle bir organizasyonun teşekkül
ettirilmiş olmasına müspet bakıyoruz ve destekliyoruz. Görüşmekte olduğumuz
5 inci madde de, bu yasa tasarısının teknik bir ayrımıdır; bunu da destekliyoruz.
Ancak, Avrupa Birliği dediğimiz
zaman, ne anladığımızı, bir kere ortaya koymakta fayda var. Kopenhag kriterleri
dediğimiz ve bugün, maalesef, bazı çevrelerce "Türkiye'ye dar geliyor,
Türkiye'ye geniş geliyor" diye, şu anda münakaşa edilmek istenilen olayı,
bir kere tespit etmek lazım.
Avrupa Birliği, Türkiye Cumhuriyeti
Devletine, Avrupa Birliğine üye olması konusunda herhangi bir talepte bulunmamıştır.
Biz, Türkiye cumhuriyeti devleti olarak, böyle bir birliğin içerisinde
yer almayı talep etmişiz ve bu talebin karşılığında da, bu grubun, bu birliğin
öne sürmüş olduğu bazı şartları ve bazı kriterleri kabul etmiş bulunuyoruz.
Kopenhag kriterleri dediğimiz ve temel olarak demokrasi, insan hakları,
hukuk devleti, hukukun üstünlüğü prensiplerinin kabul edilip edilmemesi
konusu, münakaşaya açık olan bir konu değildir; çünkü, kriter olarak dediğimiz
şey, asgarî bir şart olup, üstünde münakaşa edilebilecek bir şart değildir,
bir pazarlık konusu değildir. Ya bu şartları kabul eder, devam edersiniz
veya bu şartları reddeder, o topluluktan ayrılırsınız. Ancak, nedense –belki
millî bir yapımız nedeniyle– kendi halkımızın layık olduğu ve onlara hakikaten
verilmesi gereken haklarını, insan haklarını, hukukun üstünlüğü prensiplerini,
nedense, yüzyıllardır birileri bize empoze etmiş ve hatta, uluslararası
anlaşmalara derc etmilerdir. Şahsen, tarihe şöyle geri dönüp baktığımız
zaman, Türkiye'nin temel yasalarına, hatta, Osmanlı döneminin temel yasalarına,
uluslararası anlamalarına baktığımız zaman, böylesine maddelerle karşılaşmak,
bir Türkiye vatandaşı olarak bana ıstırap veriyor.
Ben, size, bu konuyla ilgili
bir madde okuyacağım. Şöyle diyor:
"Madde 141 – Türkiye kendi
bilcümle ahalisine, tevellüt, milliyet, lisan, ırk veya din nazar-ı itibare
almaksızın hayat ve hürriyetlerince himaye-i tamme ve kâmile bahşedeceğini
taahhüt eyler. Türkiye ahalisinden kâffesinin umumî ve hususî her nevi
edyan mezahip ve itikat hususlarında serbestçe icra-yı ayine hakları olacaktır.
Fıkra-i anifede beyan olunan hakkın serbesti-i istimaline iras olunacak
tecavüzat alâkadar olan mezhep hangisi olursa olsun aynı mücazat ile cezalandırılacaktır."
Yine, aynı antlaşmanın diğer
bir maddesinde ise şöyle diyor:
"Madde 145 - Tebaa-i Osmaniyenin
kâffesi nazar-ı kanunda müsavi olacak ve ırk ve lisan veya din farkı gözedilmeksizin
aynı hukuk-ı medeniye ve siyasiyeden istifade edeceklerdir.
Din, itikat ve mezhep farkı
tebaa-i Osmaniyeden hiçbirinin hukuk-ı medeniye ve siyasiyeden istifadesi
ve hususile hidemat-ı ammeye kabulü ve memuriyetlere ve ihtiramata nailiyeti
ve muhtelif mesalik ve sanayiin icrası hususlarına sekte iras etmeyecektir."
Bu uluslararası antlaşma, Osmanlı İmparatorluğu ile diğer Avrupa ülkelerinin
1920'de imzalamış olduğu Sevr Antlaşmasıdır. Tabiî olarak, Türkiye Cumhuriyeti,
kurulduğu andan itibaren bunu kabul etmemiş, bunu bir paçavra olarak kenara
atmıştır. Onun yerine, her zaman övündüğümüz yasalarımızı, yaşamımızı dayandırmak
istediğimiz Lozan Muahedesi yapılmıştır.
Aynı muahedenin, yani, Lozan
Muahedesinin iki maddesini okumak istiyorum: 38 inci maddesi "Türkiye'nin
bütün ahalisi intizam-ı âm ve âdab-ı umumiye ile gayri kabili telif olmayan
her din, mezhep veya itikadın gerek umumi ve gerek hususi surette serbesti-i
icrası hakkına malik olacaklardır. Gayri müslim akalliyetler, bütün Türk
tebaasına tatbik edilen ve Türkiye Hükümeti tarafından müdafaai milliye
veya intizamı âmmın muhafazası için memleketin her tarafında veya bir kısmında
ittihaz edilen tedabir mahfuz kalmak şartiyle, serbesti-i seyrüsefer ve
hicretten tamamiyle isitfade edeceklerdir", 39 uncu maddesi "Türkiye'nin
bütün ahalisi din tefrik edilmeksizin kanun nazarında müsavi olacaklardır"
der ve buna benzer birçok madde getirir.
Benim üzüldüğüm nokta şudur:
Neden, bizim dışımızdaki bazı ülkeler, benim halkıma, hakkı olan ve bizlerin
müdafaası gereken konuları, bu halkın haklarını uluslararası antlaşmalarda,
bize, bir yerde, dayatmak zorunda kalıyorlar. Bizi, acaba, kendi halkımıza
karşı bir grup olarak mı, yani, idarecileri, idare edenleri Türkiye halkına
karşı bir grup olarak mı görmek istiyorlar?
Aynı şey, bugün, Kopenhag
kriterlerinin münakaşası konusunda da gündeme geliyor. Bazı güçler, bazı
kuvvetler, bu kriterlerin, Türk Halkına, Türkiye'ye fazla geleceğini ve
bundan bazı kısıtlamalara gidilmesi gerektiğini beyan ediyorlar. Beyan
eden kişilerin veya kuruluşların yapısına baktığımız zaman, demokrasinin
olmazsa olmaz bir prensibi olan siyasî otoritenin dışındaki bazı kurumların
ve kuruluşların bu iddiada bulunması ise, beni özellikle üzüyor; çünkü,
Kopenhag kriterlerinin birinci özelliği, demokrat olabilmek özelliğidir.
Demokrasinin birinci özelliği ve vazgeçilmez özelliği de, mutlak surette
sivil otoritenin hâkim olması demektir. Eğer sivil otoritenin dışında,
halk tarafından seçilmemiş, halka dayanmayan herhangi bir güç tarafından
ifade ediliyorsa ve karar veriliyorsa, orada demokrasiden bahsedebilmek
mümkün değildir; demokratik bir ortamın olduğundan da bahsedebilmek mümkün
değildir. Orada, demokrasinin yeşermesi mümkün değildir.
Demokrasiye birçok kriterle
yaklaşabilmemiz mümkündür. Özgürlükçüdür diyebiliriz; doğrudur. Çoğulcudur
diyebiliriz; doğrudur, gereklidir. Katılımcıdır diyebiliriz; doğrudur.
Özerk ve bilgilendirilmiş bir toplumdan bahsedebiliriz; doğrudur. Bunlar,
demokrasinin kriterleridir; ancak, bir yerde, bunların tümünü gerçekleştirseniz
dahi, eğer sivil otorite hâkim değilse, orada demokrasiden bahsedebilmek
mümkün değildir. Öncelikle, bu kriterlere uyabilmek için, bir sekreteryanın
kurulması yeterli değildir. Öncelikle, sivil otoritenin kesin hâkimiyetini
vazetmek gerekir. Bunun için de, yeni bir yasa çıkaracağımız yerde, dönüp
arkamıza bakıp, mevcut yasalardan hangilerinin bu sivil girişimin, bu sivil
otoritenin önünde engel olduğunu görmemiz lazım. Onları tek tek ayıklamadığımız
sürece, ister bir sekreterya kuralım ister bakanlık kuralım isterse başbakanlık
kuralım, bir yere varabilmemiz mümkün değildir. Birileri gelip, bu süreç
içerisinde, bizlere nelerin yapılmaması gerektiğini, hangi yasaların değiştirilmesi
gerektiğini empoze etmeye başlarsa ve biz, bu empoze doğrultusunda hareket
edersek, o zaman, o düveli devletlerin, muazzam devletlerin, bir savaş
sonrasında Osmanlıya kabul ettirdiği Sevr Antlaşmasının ve ondan sonra
yapılmış olan, cumhuriyetin kuruluş temelini oluşturan Lozan Antlaşmasındaki
bu maddelerin dışına pek farklı olarak çıkmış olmayız.
Bu otoritenin sağlanabilmesi
için, Anayasa değişikliği gerekir, birçok yasalarda değişiklik gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla)
– Sayın Başkan, 1 dakika rica ediyorum...
BAŞKAN – Buyurun Sayın Fırat.
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla)
– Ancak, öncelikle görüşülmesi gereken bir yasa var. Milî Güvenlik Kurulu
ve Sekreteryası Yasasının, Kopenhag Kriterleri çerçevesi içerisinde yeniden
gözden geçirilmesi gerekir. Askerî otoritenin hâkim olduğu bir sekreteryanın,
tüm sivil sekreteryalara, tüm sivil bakanlıklara ve Başbakanlığa talimat
yağdırmasının ve hem de vazgeçilmez talimatlar yağdırmasının önüne geçilmesi
lazımdır.
Millî Güvenlik Kurulu, Türkiye'nin
gerçeklerine uygun olabilir. Böyle bir organizasyon kabul edilebilir; ancak,
böyle bir organizasyonun sivil otoritenin üstünde olmasını kabul edebilmek
mümkün değildir. Mutlaka bir yerden başlamamız lazım; ama, mühim bir noktadan
başlamamız lazım. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu cesareti gösterebilmeli
ve bu adımı atabilmelidir.
Değerli arkadaşlarım, Atatürk'ün
bir sözünü değiştirerek tekrarlamak istiyorum: "Demokrat olmak, adam olmaktır"
ve adam olmak zorundayız; çünkü, hakikaten, her türlü hakka, dünyadaki
en modern ülkelerden, en demokrat ülkelerden, en hür ülkelerden daha çok
demokrasiye, daha çok haklara, daha çok hukuk devletine layık olan bir
halkın temsilcileriyiz.
Hepinizi sevgiyle, saygıyla
selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – İkinci söz, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına, Samsun Milletvekili Sayın Vedat Çınaroğlu'nda.
Buyurun efendim. (MHP sıralarından
alkışlar)
MHP GRUBU ADINA VEDAT ÇINAROĞLU
(Samsun) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 504 sıra sayılı Avrupa
Birliği Genel Sekreterliği Kurulmasına İlişkin Kanun Tasarısının 5 inci
maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini sunmak üzere
söz almış bulunuyorum; Grubum va şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Maddeyle, ekli 1 sayılı listede
yer alan kadrolar ihdas edilerek, 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 1 sayılı cetveline Avrupa Birliği Genel
Sekreterliği bölümü olarak eklenmektedir.
3 üncü maddede belirtilen
genel sekreterliğin görevleri göz önüne alınırsa, bu görevlerin zamanında
ve en iyi şekilde yapılabilmesi için, 4 genel sekreter yardımcısının görevlendirilmesinin
uygun olduğu görülmektedir. Hükümet ve Komisyon, maddeyle, 4 genel sekreter
yardımcısının, Dışişleri Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine ve
Dış Ticaret Müsteşarlıklarından görevlendirilmesinin koordinasyon çalışmaları
için faydalı olacağını düşünmüş.
Katıldığımı ifade etmekle
birlikte, katkıda bulunmak amacıyla bir hususa işaret etmek istiyorum.
Böyle bir teşkilatlanma çerçevesinde, yine 3 üncü maddenin (c) bendinde,
çağımızda üçüncü sektör olarak kabul edilen sivil toplum kuruluşlarından
öneri almak üzere komite oluşturulacağı hükme bağlanıyor. İsabet edilmiştir;
ancak, yine, çağımızda dördüncü güç olarak kabul edilen basın yayın çalışmalarının
nasıl yürütüleceğinden söz edilmemiştir. Toplumun her kesiminin Avrupa
Birliği uyum çalışmalarından bilgilendirilmesi için, bir basın, yayın ve
enformasyon biriminin teşkil edilmesinde fayda olduğu kanaatindeyiz. Bu,
aynı zamanda, basın mensuplarının çalışmalarına da yardımcı olacaktır.
Basın mensupları, gelişmelerle ilgili olarak haber alabilmek için genel
sekreterlik içinden görevlilerle irtibat kurmak yerine, basın bürosu veya
birimiyle çalışabileceklerdir. Bir başka faydasının da, uyum çalışmalarının
münferit beyanlarla ortaya çıkabilecek yanlış anlaşılmaları önleyecek olduğu
kanaatindeyim. Bu sebeple, ayrı bir kadro ihdas edilmeksizin, 190 sayılı
Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ekli 1 sayılı
cetvelde belirtilecek kadrolardan uygun görülene, basın yayın ve enformasyon
görevi ilave edilebilir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
bu düşüncelerimizi ifade etmek amacıyla söz aldım. Kanunun, hayırlı olması
dilek ve temennisiyle, Yüce Heyeti tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP ve
ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Çınaroğlu.
Doğru Yol Partisi Grubu adına,
Aksaray Milletvekili Sayın Murat Akın; buyurun efendim. (DYP sıralarından
alkışlar)
DYP GRUBU ADINA MURAT AKIN
(Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 504 sıra sayılı tasarının
5 inci maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulumaktayım; bu vesileyle,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
5 inci madde, kamu kurum
ve kuruluşlarıyla yürütülecek koordinasyonda, anahizmet birimleri ile tali
hizmet biriminin yönetim ve koordinasyonunda genel sekreter yardımcısı
olmak amacıyla, Dışişleri Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı
ve Dış Ticaret Müsteşarlığından olmak üzere üç genel sekreter yardımcısının
görevlendirmesi hususunda hüküm ifade etmektedir.
Değerli milletvekilleri,
Avrupa Birliği, daha önceleri -arkadaşlarımızın ifade ettikleri üzere-
üye ülkeler arasında ortak bir kömür ve çelik pazarı oluşturulması, ekonominin
geliştirilmesi ve istihdam ile hayat seviyesinin yükselmesini sağlayan
bir hedef anlaşmasıydı. Bilahara, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, Avrupa
Ekonomik Topluluğu (AET) olarak değişmiş ve bu Topluluğu, Almanya, Fransa,
Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya, 1957 yılında aralarında imzalamış
oldukları anlaşmayla kurmuşlardır.
Konuşmamın başında da ifade
ettiğim gibi, ekonominin geliştirilmesi maksadıyladır ki, bu maksat da,
daha ziyade Amerikan Marshall Yardımı adı altında Avrupa'ya akan ABD sermayesinin
kendilerini giderek ABD'ye bağımlı kılacağını gören Batı Avrupa ülkelerinin,
Avrupa menşeli yeni bir sermaye piyasası oluşturmak istemeleriyle başlamıştır
ki, bu da, yine biraz önce ifade ettiğim gibi, ekonomik sebeplerin başında
gelmektedir. Bu amaçlarına bireysel olarak ulaşmaları mümkün olmadığından,
Avrupa ülkeleri ekonomik potansiyellerini bir araya getirmek suretiyle
bir güç oluşturmak ve Avrupa Ortak Pazarını oluşturmak suretiyle ABD'yle
ekonomik sahada bir mücadeleye girmişlerdir.
Değerli milletvekilleri,
halen dünyada, tabiri caizse 1,5 para birimi vardır. Bunlardan 1'i ABD
Doları, 0,25'i Japon Yeni, 0,25'i de Almanya Markıdır.
İşte, Avrupa, güçlü bir Amerikan
ekonomisine karşı mücadelede devam edebilmek için, Avrupa ülkelerinden
oluşturduğu toplulukla da, biraz sonra bahsedeceğim üzere, euro diye bir
para birimi kurmuştur ki, tek para sistemine geçiş ve bu para da halen
tedavülde dolaşmaktadır; ama, Amerika, Reagan'dan sonra, on yıl içerisinde,
tüm teknolojilerini yenilemiş ve kapasitesini Avrupa'nın toplamının bir
misli artırmak suretiyle, yine Avrupa ülkelerinden üstünlüğünü koymuştur.
Dolayısıyla, Avrupa Topluluğunun, Avrupa Birliğinin mücadelesi, ekonomik
alanda, Amerika'yladır.
Şimdi, bizim, Avrupa Topluluğu
ülkelerine ve yeni ismiyle Avrupa Birliğine tam üyelik için müracaatımız
kabul edildi ve bu müracaatımız, ileriki safhada, üyelik şekline dönüşecek;
ama, dönüşebilmesi için, çok ilginçtir, bugün, 1 doların karşılığı, yaklaşık
2 Alman Markıdır veya 0,77 euro paradır. Bunun karşılığında Türk parasını
koyduğumuz zaman, 1 doların karşılığı 600 000 liradır; yani, panoda 6 tane
rakamı yazacak yer yoktur. İlk önce, bizim, Avrupa Birliğine üye olabilmemiz
için -diğer sebepleri arkadaşlarımız bahsetti; aynı şeyleri ben tekrar
etmek istemiyorum, vaktinizi almamak açısından- paramızın kıymetini, Avrupa
Birliği ülkelerine ve dolayısıyla ABD'ye, Avrupa Birliğinin yeni para birimi
olan euro değerine eş bir değere getirmemiz lazım. Bu, neyle gelecek; ülkenin
ekonomisi iyi olursa, parası iyi olur. Ülkenin ekonomisinin iyi olması,
geçmiş üç yıl içerisinde mümkün değil ki, büyüme sağlanmamış. Avrupa ülkesi,
gel diyecek, senin yıllık büyümen nedir, bakacak bize; 1998'de eksi 3,9,
1999'da 6,4. Diyeceğiz ki, biz, 1996'da, 1995'te, 1997'de büyüdük; kaldı
o geride. Filan partinin zamanında, Doğru Yol Partisi geldi iktidara, memlekette
bolluk oldu, kıtlık yok oldu, insanların yüzü güldü, o devir. O devri saymazlar;
ama, o devir, bu devir ortalama üçte 1, onu da kabul etmezler. Son durum
nedir; son durum, iki yıldır üst üste eksi rakam. Bizim bunu artıya çevirmemiz
lazım; mümkün mü; mümkün değil; niçin mümkün değil?
Değerli milletvekilleri,
Ağustos ayı itibariyle 5,5 katrilyon; yani, 8,5 milyar dolar içborç ödemesi
yapılması lazım. Bu adamlar, bizim hesaplarımızı alıp bakıyorlar; yani,
kendi kendimizi, avam tabiriyle hiç avutmaya gerek yok. 5,5 katrilyon;
yani, 8,5 milyar dolar. Bizim, bugün, Dünya Bankasından, IMF'ten istediğimiz
3-4 milyar dolara bakın veya 5 milyar dolara, sadece Ağustos ayı itibariyle
ödeyeceğimiz içborca bakın. Bu 8,5 milyar doların 3,9 katrilyonu; yani,
5,5 katrilyonun 3,9 katrilyonu, sadece 23 Ağustosta olmak üzere, yine,
diğer 1,3 katrilyonu da aynı ay içerisinde olmak üzere devlet tahvili ve
hazine bonosuna ilişkin geri ödemelerdir. Biz, bu parayı bulacağız, ödeyeceğiz,
ödeyeceğiz ama, ödediğimiz zaman paramızdaki sıfırlar aşağıya mı inecek;
yok. Baktığımız zaman, hükümet, nereden nereye getirmiş. Hep çıkıyoruz,
bir şeyler konuşuyoruz -yani, ben, mevcut hükümeti suçlamak açısından da
söylemiyorum; ama- bakıyoruz, 1999 sonu itibariyle, içborç stoku 22 katrilyon;
2000 yılı mayıs ayı itibariyle bakıyoruz, 29 katrilyon 840 trilyon 279
milyar. Şimdi, 7,5 katrilyon, sadece içborç stoku -ocak, şubat, mart, nisan,
mayıs, beş ay itibariyle 7,5 katrilyon- artmış; yani, bir önceki döneme
göre yüzde 30 artmış. Biz, Avrupa Birliğine nasıl gireceğiz?! Eğer, mevcut
bu hükümetin idaresinde Avrupa Birliğine girmeye hazırlanıyorsak, bunun,
böyle, on yıl, yirmi yıl, otuz yıl sonra olması mümkün değil.
Her şeyden önce, Avrupa Birliğiyle
ilgili müktesebata ait mevzuatta uyum sağlanması lazım. Bunlardan sadece
bir tanesi, yine, Doğru Yol Partisinin hükümet olduğu 1996 yılında olmuştur;
gümrük birliğiyle ilgili uyum sağlanmıştır ve gümrük birliğine girilmiştir.
Gümrük birliği çerçevesinde, Avrupa Birliği ülkelerinden yapılan ithalatta
Gümrük Vergisi kaldırılmış, normal birlik anlaşması çerçevesinde Katma
Değer Vergileri tahsil edilmiş, bununla ilgili uyumlar sağlanmış. Ondan
sonra, daha, elle tutulur, gözle görülür herhangi bir icraat yoktur; bu
hükümetin de bunu yapması mümkün değil.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Akın, sürenizi
uzatmayacağım; süreniz bitiyor. Lütfen... 5 inci madde kadroydu; sizin
sözünü hiç kesmeden, ağustos borçlanma şeyini dinledik. Onun için, istirham
edeyim, teşekkür edin; bitireyim bu işi.
MURAT AKIN (Devamla) – Sayın
Başkan, tabiî, bu genel sekreter yardımcıları da, bu borçla ilgili hazırlıklar
yapacak, şu olacak, uyum sağlanacak...
BAŞKAN – Hayır efendim; Türkiye
Cumhuriyeti ödüyor bunu, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin ödeyecek
hali yok.
MURAT AKIN (Devamla) – Bunu
genel sekreter ne yapacak; bütçeye ilave bir yük daha getirecek... Bunlar,
birbiriyle irtibatlı şeyler.
Bu duygu ve düşüncelerle,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Akın.
Gruplar adına konuşmalar
tamamlanmıştır.
Şahsı adına, İzmir Milletvekili
Sayın Kemal Vatan; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
KEMAL VATAN (İzmir) – Sayın
Başkan, Yüce Meclisin sayın üyeleri; 504 sıra sayılı Avrupa Birliği Genel
Sekreterliği Kurulmasına İlişkin Kanun Tasarısının 5 inci maddesiyle ilgili
şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
milletin bu kürsüsünden, Yüce Atatürk'ün sözleri değiştirilmeden söylenir.
Bu hususta, herkesin, dikkatli ve duyarlı olması gerekmektedir.
Sayın milletvekilleri, yakın
zamana kadar Varşova Paktında bulunan ve Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla
demokrasiye geçmekte olan demirperde ülkeleri dahi, NATO'ya ve Avrupa Birliğine
girebilmek için yarışa girmişlerdir. Eskiden beri demokrasiyle idare edilen
ve NATO'nun eski üyelerinden olan ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti, 12 Eylül
1963'ten beri Avrupa Birliği yolundadır ve bu birliğe girme süresinin kısaltılması
hedefimizdir.
Bu uyum yasasının kabulüyle,
Başbakanlığa bağlı olarak kurulacak Avrupa Birliği Genel Sekreterliği için
ihdas edilecek kadroların başarılı ve bu maddeyle tasarının hayırlı olmasını
diler, hepinize saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Vatan.
İkinci söz, Diyarbakır Milletvekili
Abdulsamet Turgut'ta; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
ABDULSAMET TURGUT (Diyarbakır)
– Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 504 sıra sayılı Avrupa Birliği Genel
Sekreterliği Kurulmasına İlişkin Kanun Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde
şahsım adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce hepinize
saygılar sunuyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
bildiğiniz gibi, kırk yıldır üyesi olmak için uğraş verdiğimiz Avrupa Birliği
üyeliği için adaylığımız, geçtiğimiz yılın son günlerinde kesinleşmiştir.
Bu, Türkiyemiz için çok önemli bir gelişmedir. Ancak, Avrupa Birliği ile
tam üyelik görüşmelerine başlayabilmemiz için, Avrupa Birliğinin, gerek
ekonomik gerekse hukuk alanında belirlemiş olduğu birtakım kriterlere uyum
sağlamamız gerekmektedir; yani, Avrupa Birliğine tam üye olabilmemizin
başta gelen koşulu, demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ve ekonomi
bakımından Kopenhag kriterlerine tam uyum sağlamaktır. Bu uyum çalışmalarını
yürütürken kamu kurumları arasında eşgüdümü sağlayacak bir yapılanmaya
gidilmesi de kaçınılmazdır. Şu anda görüştüğümüz kanun tasarısı, Başbakanlığa
bağlı bir genel sekreterlik kurarak bu yapılanmayı gerçekleştirmektedir.
Bu genel sekreterlik Başbakanlığa bağlı olmakla birlikte, ilgili yasalar
gereğince Dışişleri Bakanlığıyla da işbirliği içinde çalışmalarını yürütecektir.
Tasarının yasalaşmasıyla kurulacak olan Avrupa Birliği Genel Sekreterliği
de, tam üyelik nihaî hedefine ulaşmamızda büyük bir rol oynayacak, çok
yararlı çalışmalar yapacaktır.
Bu inanç ve düşüncelerle,
Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin ülkemize ve ulusumuza hayırlı olmasını
diliyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Turgut.
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas)
– Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN – 5 inci madde üzerinde
görüşmeler tamamlanmıştır.
5 inci maddeyi ekli listeleriyle
beraber oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Oylamayı elektronik cihazla
yapacağım.
Oylama için 3 dakika süre
veriyorum.
(Elektronik cihazla oylama
yapıldı)
BAŞKAN – Karar yetersayısı
vardır; madde kabul edilmiştir.
---------------
TÜMÜ
İLE İLGİLİ GÖRÜŞMELER
(4
EYLÜL 2000)
  |