Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
AVRUPA PARLAMENTOSU KARARI
AB ANA SAYFA

AVRUPA PARLAMENTOSU KARARI
Dışişleri Bakanlığı'nın karara gösterdiği tepki...
15 Kasım 2000

Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Parlamentosu'nda kabul edilen Morillon Raporu'na sert tepki gösterdi. 

Dışişleri Bakanlığı'nın konuyla ilgili açıklamasında, "Türkiye-AB ilişkilerinde Kopenhag kriterlerinin çerçevesinin dışına çıkılmaması gerektiği ve Helsinki sonuçlarının ötesinde bir yaklaşımın tarafımızdan kabul edilemeyeceği çeşitli kereler açıklanmış olmakla beraber, Morillon Raporu üzerine bu hususun altının bir kez daha önemle çizilmesi gereği duyulmuştur" denildi.

"Morillon Raporu'ndaki sözde Ermeni soykırımı ile ilgili paragrafın, Ermeni terörünün doğurduğu acılar Türk kamuoyunda hala yaşanırken, Avrupa Parlamentosu ile geliştirilmesi gereken ilişkilere zarar verdiği" kaydedilen açıklamada, "Türk Ulusu'nun, tarihinin hiçbir döneminde soykırım gibi bir insanlık suçu işlemediği" belirtildi. 

Açıklamada ayrıca, "Ada'daki Türk kuvvetlerini işgal gücü olarak niteleyen ve bunların geri çekilmesini talep eden ifadeleri ise kuvvetle reddediyoruz" denildi.
 

Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması şöyle: (15 Kasım 2000)

I. Avrupa Parlamentosu bugünkü (15 Kasım 2000) Genel Kurul oturumunda, ülkemizin AB üyeliği yönünde kaydettiği gelişmelere dair Philippe Morillon tarafından hazırlanan raporu kabul etmiştir. Morillon Raporu'nda, bazı doğru yaklaşımlar bulunmakla beraber, "Türkiye'nin Kıbrıs'tan askerlerini çekmesine", sözde "Kürt sorununa çözüm getirmesine" ve sonradan eklenen sözde "Ermeni Soykırımı"na yönelik talihsiz ifadeler de yer almaktadır.

Türkiye-AB ilişkilerinde Kopenhag kriterlerinin çerçevesinin dışına çıkılmaması gerektiği ve Helsinki sonuçlarının ötesinde bir yaklaşımın tarafımızdan kabul edilemeyeceği çeşitli kereler açıklanmış olmakla beraber, Morillon Raporu üzerine bu hususun altının bir kez daha önemle çizilmesi gereği duyulmuştur.

Türkiye-AB ilişkilerinde önemli bir görev üstlenen Avrupa Parlamentosu'nun ilişkilere gerekli katkıyı sağlayabilmek amacıyla, ülkelerin tarih ve kültürleri konusunda karar almak ve yargıda bulunmak yerine, gerçek tarihi verilere dayanan yapıcı gözlemlerde bulunması ve bu yönde objektif kararlar alması kuşkusuz her bakımdan daha amaca yönelik ve faydalı olacaktır.

Avrupa Parlamentosu'nun sözkonusu çalışmalarında yer alan bazı ifadeler ve özellikle sözde Ermeni soykırımı iddialarının, kimilerindeki tarih ve Türkiye kompleksinden, diğerlerindeki Türkiye konusunu bir din karşıtlığı bağlamında tanımlamak özleminden öncelikle kaynaklandığı ve bu gibilerin öncülüğünde geliştirildiği görülmektedir. Tarihini de, Türkiye'yi de bilmeyenlerin katılımıyla belli desteğe kavuşturulan bu girişimlerin Türkiye-AB ilişkilerini olumsuz etkilemeye çalışanlarca istismar edileceği açıktır.

II. Morillon Raporu'ndaki sözde Ermeni soykırımı ile ilgili paragraf, Ermeni terörünün doğurduğu acılar Türk kamuoyunda hala yaşarken, Avrupa Parlamentosu'yla geliştirilmesi gereken ilişkilerimize zarar vermektedir. Avrupa Parlamentosu 1987 yılında da tarihi dayanağı olmayan sözde Ermeni Soykırımı ile ilgili bir Karar almıştı. 1987 yılındaki yanlış değerlendirmeler ne yazık ki bugün de hala Morillon Raporuna eklenebilmiştir.

Türk Ulusu, tarihinin hiçbir döneminde soykırım gibi bir insanlık suçu işlememiştir. Diğer bir ifadeyle, Ermenilere yönelik ne bir soykırım, ne de soykırım emri vardır. Bunun aksine yönelik iddialar maksatlıdır ve temelden yoksundur.

Morillon Raporu'nda gerçeklerden uzak bir diğer konu da sözde "Kürt Sorunu"na ilişkin bölümdür. Öncelikle açıklığa kavuşturulması ve kabul edilmesi gereken husus Türkiye'de böyle bir sorun bulunmadığıdır. 1923 tarihli Lozan Antlaşmasında tanımlananlar dışında Türkiye'de azınlık yoktur ve Anayasımıza göre sözkonusu azınlıklar dahil tüm Türk vatandaşları eşit hak, özgürlük ve sorumluluklara sahiptirler.

Ülkemizin insan hakları ve demokratikleşme alanında atmakta olduğu hızlı adımlar ise AB tam üyeliği dışında, kendi ulusumuzun refah, huzur ve esenliği içindir. Bu yönde attığımız adımlarda yöntemlerin tarafımızdan belirlenmesi ise doğaldır.

Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye ile ilgili kararında Kıbrıs konusuna atıfta bulunulmasının, sadece Türkiye-AB ilişkileri açısından değil, Kıbrıs görüşmeler süreci açısından da talihsiz bir gelişme olduğunun bir kez daha vurgulanmasında yarar görülmektedir. Ada'da iki eşit halk ve bunları temsil eden iki eşit egemen devlet bulunmaktadır. Kıbrıs'ta barış ve istikrarın kalıcı olmasını sağlayacak bir uzlaşı Ada'daki bu iki devlet tarafından bulunacaktır.

Sürekli vurgulaya geldiğimiz üzere, Türkiye'nin AB ilişkileri ile Kıbrıs konusu arasında herhangi bir bağ kurulmasına karşıyız.

Diğer taraftan karar tasarısında Ada'daki Türk kuvvetlerini işgal gücü olarak niteleyen ve bunların geri çekilmesini talep eden ifadeleri ise kuvvetle reddediyoruz.

Türkiye Kıbrıs'taki garantör ülkelerden biri olup, 1974 Barış Harekatını, bu çerçevede, uluslararası hak ve yükümlülüklerine dayanarak yerine getirmiştir. Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde konuşlu Türk askeri birlikleri bu bağlamda ve KKTC'nin onayı ile barış ve güvenliği sağlamakta ve 1960'lı yıllarda yaşanan Türk tarafına yönelik Rum katliamlarının tekrarını önlemek üzere Ada'da görev yapmaktadır.

Loizidou davası ve Akyar konusu gibi, Türkiye'ye yükümlülük atfedilen hususların muhatabı ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olup, bunlar Türkiye-AB ilişkilerine yönelik bir kararda yeri olmayan unsurlardır.

Bu kararın tavsiye niteliği taşıdığı bilinmekle beraber, Türk kamuoyu, Avrupa halklarının sesi olma iddiasını taşıyan Avrupa Parlamentosu'ndan, önümüzdeki dönemlerde Türk halkının da sesini ve hassasiyetlerini dikkatle göz önünde tutmasını bekleyecektir.
 



KAYNAK: DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI
(28 KASIM 2000)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş