Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin,
AB İlerleme Raporu'na ilişkin yazılı açıklaması şöyle:
(13 Kasım 2001)
Avrupa Birliği Komisyonu'nun önceki gün açıkladığı Türkiye İlerleme
Raporu, Türkiye'nin AB üyelik sürecine ilişkin kapsamlı değerlendirmeler
içermektedir. Bu çerçevede, Türkiye'nin AB Ulusal Programı'nı açıklamasından
sonra üyelik sürecinde attığı somut adımlar not edilmekle birlikte, raporun
bazı yönleriyle objektif ve önyargısız bir değerlendirmeyi yansıttığını
söylemek güçtür.
Raporda, Türkiye'ye yönelik eleştiriler arasında insan hakları ve temel
özgürlükler, idam cezası ve Kıbrıs konusu ön plana çıkmaktadır. Türkiye,
bu konulardaki haklı, yapıcı ve ölçülü eleştirilere her zaman açıktır.
Ancak AB Raporu'nda, Türkiye'ye yönelik eleştiriler haklı ve geçerli dayanaklardan
yoksundur.
Türkiye, AB üyelik sürecinde her zaman samimi ve iyi niyetli bir yaklaşım
sergilemiştir. 19 Mart 2001 tarihinde, hükümetimiz tarafından kabul
edilerek AB'ne sunulan Ulusal Program'da, Türkiye'nin bu süreçte atacağı
somut adımlar bu anlayışla ortaya konulmuş ve bu amaçla mevzuatımızda yapılacak
değişiklikler bir takvime bağlanmıştır.
Bunu takiben çok yoğun gündemine rağmen TBMM çok kapsamlı ve özlü
bir Anayasa değişikliği paketini, öngörülen takvim içinde kabul etmiştir.
Şimdi Anayasa değişiklikleri ışığında bazı yasalarda yapılması gereken
değişiklikler ve yeni düzenlemeler üzerinde çalışılmaktadır.
Yapılan Anayasa değişiklikleri, temel hak ve özgürlüklerin alanının
genişletilmesi ve bu çerçevede kültürel yaşam ve bireysel özgürlükler konularında
AB Ulusal Programı'nda ortaya konulan taahhütlerle uyum içindedir. Aynı
şekilde ölüm cezasının kaldırılması konusunda da Ulusal Program'da belirlenen
çerçeveye uygundur. Bu bakımdan AB'nin Türkiye İlerleme Raporu'nda bu konularda
yapılan değerlendirmeler ve yöneltilen tenkitler haksız ve mesnetsizdir.
Bu eleştirilerin haklı bulunmasının, Ulusal Program'da ortaya konulan ortak
siyasi iradeyi 8 ay sonra sorgulamak anlamına geleceği açıktır.
MHP, AB ile ilişkilerimizin ve üyelik sürecinin sağlıklı bir zeminde
ilerletilmesini samimiyetle istemektedir. Önümüzdeki dönemde AB ile uyum
sürecinde Ulusal Program'da yer alan hedef ve esaslar doğrultusunda daha
ileri adımlar atılmasının gerektiği bilinmektedir. MHP'nin demokratikleşme,
insan hakları ve temel özgürlükler konularına yaklaşımını belirleyen temel
ilkelere, eşit vatandaşlar olarak Türk milletini oluşturan bireylerin onur
ve hasiyeti ile milli birlik ve bütünlüğümüzün her şarttan korunması ilkeleridir.
Devlet-toplum ilişkilerinin insan haklarına saygı zemininde ve demokratik
esaslara uygun olarak şekillendirilmesi, Türk milletinin daha sağlıklı
ve güçlü bir demokratik sistem özlemini de karşılayacaktır. MHP, bu konulardaki
yapıcı yaklaşımını önümüzdeki dönemde de sürdürecektir. Bu konularda, Cumhuriyet'in
temel ilkeleri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve üniter
devlet yapısı çerçevesinde yapılacak düzenlemeleri MHP kararlılıkla destekleyecek
ve bunları etkin biçimde uygulanmasının da takipçisi olacaktır.
Raporda "Kıbrıs" konusunda yer alan ifadeler ve Türkiye KKTC'ne yöneltilen
eleştiriler de haksız ve geçersizdir. Kıbrıs sorununun çözümünde ilerleme
sağlanamamasının temel nedeni tüm siyasi ve hukuki unsurlar gözardı edilerek
başlatılan "Kıbrıs"ın AB üyelik sürecidir. Bu noktaya gelmesinin başlıca
sorumlusu olan AB'nin bu konuda Türkiye'ye söyleyebileceği fazla
bir şey bulunmamaktadır.
Türkiye, siyasi çözüm öncesi bölünmüş Kıbrıs'ın AB'ne üye alınmasını
kabul etmeyecektir. Böyle bir gelişme halinde kaçınılmaz olarak almak durumunda
kalacağı tedbirler esasen açıklanmıştır. AB'nin çok yönlü sonuç ve yansımaları
olacak böyle bir noktaya gelinmemesi için gereken basiretle hareket edeceğine
olan ümidimizi korumak istemekteyiz. Kıbrıs'ın bu şekilde AB üyeliği ile
Türkiye'nin üyelik süreci arasında bir seçim yapmak, Türkiye'nin arzusu
değildir. Ancak, Türkiye'nin AB için Kıbrıs konusunda ödeyeceği herhangi
bir bedel yoktur. Buna karşılık, Kıbrıs için ödemeye hazır olduğumuz bedelin
ise sınırsız olduğu bilinmelidir. AB'nin böyle bir denklemi Türkiye'nin
önüne koyması kendi çıkarlarına da hizmet etmeyecektir.
Türkiye-AB ilişkilerinin yapıcı bir zeminde ilerletilmesi için tüm taraflara
önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir.
Burada çifte standartlara, ayrımcılığa ve önyargılı yaklaşımlara yer
olmamalıdır. Türkiye bu konuda üzerine düşeni kararlılıkla yerine getirmeyi
sürdürecektir. Aynı anlayışın Avrupa Birliği'ne de hakim olmasını beklemek
en doğal hakkımızdır.
|