|
AB Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi Brüksel Zirvesi, 16 Aralık 2004 Perşembe günü başladı, 17 Aralık Cuma günü akşam saatlerine kadar sürdü.
Zirvenin ilk gününde Türkiye ile tam üyelik
müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlanması kararı alındı. Ancak bu tarih, Yunanistan, Fransa ve Avusturya'nın desteğini alan Rum Yönetimi'nin talebi üzerine,
"Gümrük Birliği'nin Kıbrıs Rum Yönetimi dahil 10 yeni üyeye genişletilmesini öngören Ankara Anlaşması'nın ek protokolünün imzalanması (parafe edilmesi)" şartına bağlandı.
Türkiye "zirve bitmeden protokolü parafe etme" şartını reddetti.
Türkiye'nin bu şartı reddetmesi üzerine zirve kilitlendi. Uzun süren müzakerelerden sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
"zirveyi terk" resti üzerine tekrar görüşmelere başlandı.
Türkiye, protokolü Brüksel'de parafe etmeyeceğini, ancak 3 Ekim 2005'de "müzakereler başlamadan" önce imzalayacağını teyit etti.
Türkiye'nin bu tavrı, Zirve Sonuç Bildirgesi'nde,
“Türk hükümeti, Ankara Anlaşması’nın uyarlanmasına ilişkin Protokol’ü katılım müzakerelerinin fiilen başlamasından önce ve AB
üyeliğinin mevcut durumu çerçevesinde gerekli olan uyarlamaların üzerinde anlaşmaya varılması ve tamamlanması ertesinde imzalamaya hazırdır” şeklinde yer aldı ve
Konsey'in bu karardan memnuniyet duyduğu belirtildi.
AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, "Ankara'nın protokolü imzalaması, hukuki açıdan yasal bir tanıma değildir. Ama bu aşamaya yönelik atılmış bir adımdır ve gelecek için güven verecektir. Altını çizmek istiyorum.
Bu imza, müzakerelerin başlamasından önce atılacak. Sonuç bildirisi bu konuda çok açık. Türkiye'nin taahhüdünü duymaktan memnun olduk. Ankara önemli ve cesur bir adım attı"
açıklamasında bulundu.
Türkiye ayrıca "müzakerelerin açık uçlu olması" ibaresine itiraz etti, ancak başarılı olamadı.
AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Balkenende, bu konuyu değerlendirirken, "Müzakerelerin 3 Ekim 2005'te başlaması kararı sürdürülebilir
olup tam üyeliği hedefleyecek, ama sonuç önceden garanti edilemez" dedi.
Zirve kararında ayrıca 'kalıcı kısıtlama' kararı, 'gerektiğinde kısıtlama getirilecek' şeklinde değiştirilirken, müzakereler kesilirse Türkiye'nin Birliğe sıkı bağlarla bağlanması kararı da Ankara'ya bırakıldı.
Zirve, 17 Aralık Cuma günü akşam saatlerinde bildirinin yayınlanması ile sonuçlandı.
AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso
ve AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana, ortak basın toplantısı düzenleyerek kararları değerlendirdiler.
Balkenende, "Bugün tarih yazdık, 21. yüzyıl Avrupası için tarihi bir karar aldık, Avrupa'nın geleceğine imza attık.
Türkiye, AB'nin uzattığı eli tuttu. Müzakerelerin 3 Ekim 2005'te başlaması kararı sürdürülebilir olup tam üyeliği hedefleyecek,
ama sonuç önceden garanti edilemez. Tam katılım, uzun bir süreç. Bu karar başarıdır. Oybirliğinden çok mutluyum" diye konuştu.
Barroso, "AB, kapılarını Türkiye'ye açtı. Bugün Türkiye halkı, Avrupalı geleceklerini
kucaklayacak. Türk halkına mesajım şu: Sürecin sonuna gelmedik,
henüz başındayız. Bugün, Türkiye AB'nin inşa edildiği temel değerlere bağlılığı
teyit etti. Bugün, Avrupa ve Türkiye tarihine önemli bir gün olarak yazıldı" dedi.
Solana da, "Türk halkı mutlu olmalıdır. Yol çok uzun, ama iyi bitmesini amaçlıyoruz" şeklinde konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da düzenlediği basın toplantısında,
"Beklediklerimizin yüzde yüzünü alamadık ama başardık. Bu tarihi adım ülkemize ve AB'li dostlarımıza hayırlı olsun" dedi.
Erdoğan,varılacak mutabakat sonucunda Türkiye'nin Gümrük Birliği uyum protokolünü
imzalamasının kesinlikle Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanıma anlamına gelmeyeceğini belirtti.
Başbakan Erdoğan, şu mesajları verdi:
ÖNÜMÜZE İŞLEVSİZ KOŞULLAR KOYDULAR: Tüm bu süreç boyunca, AB'nin tüm organları, liderlerle tüm görüşmelerimizde, Türk ve dünya kamuoyuna seslenen bütün platformlarda Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirdiğini söyledik. Zirve öncesi kopan, kriterlerle hiç ilgisi olmayan, hatta bir kısmı AB müktesebatında da olmayan yeni ve pratikte işlevi olmayacak koşullar öne sürüldü. İki gündür sürdürdüğümüz yoğun görüşmelerle, AB kültürünün temelde uzlaşı kültürü olduğu varsayımıyla, bunları hiç değilse AB hukukuyla uyumlu kılacak formüller bulmaya çalıştık.
TANIMA KEYFİYETİ YOK: Ankara Anlaşması'nın AB'nin 25 üyeli yapısı dikkate alınarak Kıbrıs'a teşmili, teknik bir prosedürdür. Ve bu prosedür gereği uyum protokolünün varılacak mutabakat sonunda imzalanması, kesinlikle tanıma keyfiyeti değildir. Bunu zirve toplantısında yaptığım son konuşmada da kayıtlara geçirdim. Ayrıca Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı, bunun bir tanıma olmadığını çok açık ifade etti.
DEROGASYONLARDA İSTEDİĞİMİZ NOKTAYA GELDİK: Bu konu daha önce farklıydı. 'Gerekli görülmesi ve tarafların mutabakatı halinde koruma terbirlerine başvurulur, aksi halde gerek yok' noktasına gelindi. Kalıcı sınırlamalar için de iki tarafın mutabakatı aranacak. Ucu açıklık konusu ise şu tarihte başlayacak şu tarihte bitecek diye bir tabir olmadığı için tarafımızdan normal karşılandı.
|