Dışişleri Bakanlığı'nın, 2001 Türkiye İlerleme
Raporu ve Strateji Belgesi ile ilgili açıklaması şöyle:
(13 Ekim 2001)
Avrupa Birliği Komisyonu tarafından aday ülkelerle ilgili olarak her
yıl hazırlanan İlerleme Raporları bağlamında ülkemiz için hazırlanan dördüncü
İlerleme Raporu bugün açıklanmıştır. AB Komisyonu aynı zamanda, genişleme
süreci çerçevesinde önümüzdeki dönemde izlenecek yönteme ilişkin önerilerini
içeren Strateji Belgesini de açıklamıştır.
Bilindiği üzere İlerleme Raporları sadece son bir yıl içinde aday ülkelerde
gerçekleşen uygulamalar ile yapılması vaat edilen unsurların yerine getirilip
getirilmediğini değerlendirmektedir. Bu açıdan bakıldığında ülkemiz için
hazırlanan bu yılki Rapor öncekilere nazaran bu kere farklı bir kapsamdadır.
Rapordaki tespitlere bu kere ülkemizin AB’ne katılım hazırlığının irdelendiği
bir şekil ve içerikte yer verilmiş ve bu yaklaşım çerçevesinde diğer adaylar
için yapıldığı gibi, Topluluğun tüm müktesebat alanlarını içeren bir değerlendirme
yapılmıştır.
Gerek İlerleme Raporu, gerek Strateji Belgesi ile ilgili görüşlerimiz
anılan belgelerin ayrıntılı bir şekilde irdelenmesini takiben ayrıca yapılacak
olmakla birlikte, bu aşamada Raporla ilgili ön değerlendirmemiz aşağıda
sunulmuştur.
Raporun bu yıl yapılan Anayasa değişikliklerinin getirdiği ivme ile
geçtiğimiz yıla oranla daha dikkatli bir üslupla kaleme alındığı anlaşılmaktadır.
Ancak eksik görülenler de aynı dikkatli üslupla tek tek sıralanmıştır.
Anayasal değişikliklerin gerçekleştirilmiş bulunmasının Kopenhag Katılım
kriterlerinin karşılanması açısından önemli bir adımı oluşturduğuna Raporda
dikkat çekilmiş olması olumlu ve yapıcı bir gelişmeyi oluşturmaktadır.
Anayasa değişikliklerinin uygulamaya geçirilmesi ve bu uygulamaların alanlarının
daha da geliştirilmesi yönünde Raporda ortaya konan beklentiler esasen
Hükümetimizin ve Meclisimizin mevcut gündemi ile örtüşen bir nitelik arzetmektedirler.
Raporda temel hak ve özgürlüklere yönelik olarak işaret edilen bazı
eksikliklerin Ulusal Programımızın tüm unsurlarıyla hayata geçirilmesiyle
ortadan kalkacağı tabiidir. Nitekim bu tespit Raporda da yer almakta Anayasal
değişikliklerin ikincil mevzuata yansıtılmasıyla sözkonusu eksikliklerin
tedricen giderileceği hususu vurgulanmaktadır. Öte yandan ekonomik, sosyal
ve kültürel hakların iyileştirilmesine yönelik olarak ülkemizde atılan
adımlar, insan hakları alanında gerçekleştirilen eğitim çalışmaları ve
Cezaevleri sisteminde gerçekleştirilen yeniliklerin olumlu bulunmaları
yapıcı ve tüm bu alanlarda devam eden reform sürecini teşvik eden bir tutumu
yansıttığı değerlendirilmektedir. Ülkemiz son dönemlerde dikkate değer
gelişme göstermiş olup, münferit olayların bunu gölgelememesi gerektiği
düşünülmektedir.
Siyasal bölümün özetinde, Türkiye’nin bazı ilerlemelere rağmen henüz
Kopenhag kriterlerini yerine getirmediğinin altı çizilmektedir.
Ekonomik alanda ise, meydana gelen krizler makroekonomik analiz kapsamında
değerlendirilmekte, ülkemizin ekonomik dengesizlikleri ortadan kaldırma
istikametinde önemli adımlar attığı kaydedilmektedir. Gümrük Birliği’nin
neticesinde Türk ekonomisinin bir çok sektörünün AB kaynaklı rekabete dayanabildiği
belirtilmekte, ancak istikrarın henüz sağlanamadığı ve işleyen bir piyasa
ekonomisinin tamamen kurulamadığı da öne sürülmektedir. Öte yandan, ekonomik
reformlara (bankacılık, devletin ekonomideki payının azaltılması, tekellerinin
kaldırılması gibi hususlar) dikkat çekilmekte, mekanizmaların düzgün işleyişinin
önemli katkılarda bulunacağı vurgulanmaktadır.
Müktesebata uyum konusunda Ulusal Programın memnunlukla karşılanması
da önemli bir gelişmeyi oluşturmaktadır. İlk kez hazırlanan Ulusal Program
ile Katılım Ortaklığı Belgesinin tam olarak örtüşmediği Raporda kaydedilmektedir.
Nitekim ülkemizin öncelikleri bağlamında ilk kez hazırlanan Ulusal Programın
esasen gözden geçirileceği ve Mart 2002’de yayınlanması öngörülen ikinci
program için çalışmaların kısa bir süre sonra başlayacağı bildirilmiştir.
Raporda, diğer aday ülkelerde de gözlendiği gibi, Türkiye’deki idari
ve adli kapasitenin geliştirilmesine ihtiyaç olduğu kaydedilmektedir. Bu
çerçevedeki çalışmalar esasen sürmekte, Hükümetimiz tarafından ahiren ele
alınan Personel reformu da bu ihtiyaca yönelik bir mahiyet arzetmektedir.
Uyum çalışmaları bakımından yürütülen alt-komite çalışmalarına ilişkin
Komisyon değerlendirmesi İlerleme Raporuna bir ek halinde bulunmaktadır.
Alt-komitelerde Temmuz 2000-Temmuz 2001 arasında gerçekleştirilen iki tur
toplantılar hakkındaki değerlendirmeye göre, çalışmaların en çok Gümrük
Birliği alanlarında gelişme gösterdiği, geri kalan alanlarda ise bir-iki
konu dışında uzun ve derinlemesine faaliyetlere ihtiyaç bulunduğu belirtilmektedir.
Türkiye esasen ihtiyaçların bilincinde olarak daha derinlemesine bir inceleme
yapılması için tarama sürecine geçilmesini istemiştir.
Kıbrıs konusunda ise, Türkiye BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu
çerçevesinde iki tarafça kabul edilebilir ve Ada’daki gerçeklere dayalı
kapsamlı bir çözüme ulaşılması yönündeki çabaları desteklemeye devam etmektedir.
Türkiye, Kıbrıs Türk tarafının bu yönde sergilediği yapıcı tutum ve katkıları
da memnuniyetle karşılamaktadır. Nitekim, KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş
son olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Klerides’e görüşme çağrısında
bulunmuş, ancak bu çağrı Klerides tarafından önce reddedilmiş, bilahare
ön koşula bağlanmıştır.
Kıbrıs’ta taraflarca eşitlik temelinde kabul edilebilir bir çözüme ulaşılmadan
GKRY’nin hukuk dışı AB üyelik sürecinin ileriye götürülmesi beraberinde
olumsuz sonuçlar getirecektir. Bu çerçevede uluslararası camianın Kıbrıs
sorununa doğru bir teşhis koymasını beklemekteyiz.
Tüm adayların kısaca değerlendirildiği ve ileriye yönelik önerilerin
yer aldığı Strateji Belgesinde, Türkiye’ye tarama sürecinin açılmasının
önerilmemesi bu belgenin en olumsuz yönüdür. Bir yıldan fazla sürdürülen
alt-komite çalışmaları çerçevesinde 16 toplantı yapılmış ve müktesebat
incelenmiştir. Ancak daha derinlemesine bir çalışmaya ihtiyaç vardır. Bunun
yolu diğer adaylarla yapıldığı gibi bir tarama sürecinin başlatılmasıdır.
Birçok AB üyesinin tarama sürecinin başlatılmasını siyasi bir hale getirmesi
ve üyelik müzakereleri ile özdeşleştirmeleri talihsiz bir gelişmedir. Tarama
ile üyelik müzakereleri arasında yakın bağ bulunduğu yadsınamaz. Ancak
tarama sürecine başlanabilmesi için, üyelik müzakerelerine başlamadan önce
aranan siyasi kriterlerin yerine getirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.
Türkiye’nin AB üyeliği için daha ayrıntılı bir şekilde hazırlanması yönünde,
Komisyonun müktesebata uyum konusunda daha derinleşme önerisi bu açıdan
yetersiz ve muğlak olmakla birlikte, olumlu bir biçimde değerlendirilmeye
çalışılacaktır. Bu kapsamda, Türkiye’nin AB’ne katılım süreci hakkında
Komisyonun yeni bir dönemden sözetmesi müspet bulunmuştur. Gelecek Ortaklık
Komitesi toplantısında bu konular etraflıca ele alınacaktır.
Ülkemizin Avrupa Birliği’ne katılım amacıyla ortaya konan Strateji kapsamlı,
sürekli ve gelişen dinamik bir süreçtir. Nitekim ülkemiz bu sürecin ana
hatlarını Ulusal Programımızla belirgin bir şekilde çizmiş ve AB tarafından
hazırlanan Katılma Ortaklığı Belgesinde yer verilen önceliklerle de örtüşen
bir biçimde ortaya konmuştur. Bu itibarla İlerleme Raporunda atıfta bulunulan
bazı eksikliklerin tedricen giderileceği tabiidir. Ancak bu noktada esas
olan, sözkonusu süreç zarfında Birliğin Türkiye için öngördüğü somut işbirliği
alanlarını Katılım Öncesi Stratejisine yansıtma iradesini bir an evvel
göstermesidir.
Sonuç olarak 2001 yılı İlerleme Raporu ileriye yönelik daha kapsamlı
çalışmaların yürütülmesi bakımından, bazı tartışmalı eleştiriler dışında,
özü itibariyle genelde olumlu bulunmaktadır. Bununla birlikte beklentilerimizi
tam olarak karşılamamaktadır. 14 - 15 Aralık 2001 tarihlerindeki Laeken
Zirvesinde AB, Türkiye’ye yönelik olarak atacağı somut bazı adımlarla ülkemizin
başlatmış olduğu çalışmaların hızlandırılmasına büyük katkıda bulunabilecektir.
|