| AB Komisyonu'nun "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi"nin "GİRİŞ VE ÖZET" bölümü şöyle:
GİRİŞ VE ÖZET
Avrupa - Devlet ve Hükümet Başkanları - Konseyi tarafından talep edilen
tavsiye ve rapor hazırlıklarına paralel olarak, Komisyon birimleri, Türkiye’nin
Avrupa Birliğine muhtemel katılımının ve politikalarının etkilerinin bir
değerlendirmesini yapmıştır.
Türkiye’nin aday ülke olarak konumuna ve müzakerelerinin açılabilmesi
için koşullara ilişkin olarak Avrupa Birliğinin açık tutumu Haziran 2004’te
Brüksel’de yapılan Avrupa - Devlet ve Hükümet Başkanları - Konseyi toplantısında
aşağıdaki şekilde yeniden teyit edilmiştir:
“Avrupa - Devlet ve Hükümet Başkanları - Konseyi, Komisyonun
raporunu ve tavsiyesini esas alarak Aralık 2004’te, Türkiye’nin Kopenhag
siyasi kriterlerini sağladığına karar verirse, Avrupa Birliği, Birliğin
Türkiye ile gecikmeksizin katılım müzakerelerini başlatacağı yönündeki
taahhüdünü yeniden teyit eder.”
Avrupa Parlamentosunun Mart 2004’te Türkiye’nin katılımının etkisi hakkında
bir çalışma yapılması yönündeki önerisi üzerine, Komisyon birimleri, Düzenli
İlerleme Raporu ve Tavsiye Kararı ile birlikte sunulmak üzere bu çalışmayı
hazırlamıştır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’nin üyeliği perspektifinden
kaynaklanacak hususlara ilişkin genel bir değerlendirme yapmaktır.
Değerlendirme öncelikle, Türkiye’nin AB politikalarına entegrasyonunun
etkilerine yöneliktir. Mevcut çalışmadaki mülahazalar, Avrupa - Devlet
ve Hükümet Başkanları - Konseyinin Aralık 2004’te alacağı karar açısından
sağlanması gereken ilave kriter veya koşul teşkil etmemektedir. Bununla
birlikte, incelenen hususlar, 1993 Kopenhag Avrupa - Devlet ve Hükümet
Başkanları - Konseyinde ifade edilen Avrupa Birliğinin yeni üyeleri sindirme
kapasitesine ilişkin mülahazalarla ilgilidir.
Söz konusu değerlendirme, müzakerelerin yapılmasına ilişkin uzun vadeli
projeksiyonları üstlenme güçlüğü ve belirli hususlar hakkında derinlemesine
çalışma yapma ihtiyacı göstermektedir.
Türkiye’nin muhtemel katılımından kaynaklanacak hususların değerlendirilmesinde
aşağıdaki belirsizliklerle karşılaşılmıştır:
-
Avrupa Birliğinin politikalarının gelecekteki gelişmesi, muhtemel yeni
politikaların oluşturulması ve entegrasyonda ilerde olabilecek ilave derinleşmenin
derecesi,
-
Önümüzdeki on yıl içerisinde, özellikle enerji fiyatları ve uluslararası
ekonomik ortam gibi dışsal etkenler de dahil olmak üzere, hem Türkiye’de
hem de AB’de ekonomik ve yapısal gelişmeler,
-
Avrupa Birliğinin, ilave gelişme gerektirebilecek şekilde, en az 27 üyeye
genişlemiş olması;
-
Gelecekteki genişleme sürecinin zamanlaması ve kapsamı – Batı Balkanlardaki
ülkelere de AB üyeliği perspektifi verilmiştir.
Bu temel bilgilere rağmen, bu hususlardaki Komisyonun tutumunu tartışmaksızın,
dört adet çalışma hipotezine sadık kalınmıştır:
-
Her ne kadar önümüzdeki 10 - 15 yıl içerisinde bazı alanlarda önemli politik
gelişmeler beklenebilecek olsa da, değerlendirme mevcut politikaları temel
almaktadır.
-
Her ne kadar muhtemel geçiş hükümleri ve özel düzenlemelerin de ayrıca
dikkate alınsa da Türkiye, en azından katılım sırasında AB müktesebatını
üstlenecek ve uygulayacaktır.
-
Türkiye’nin katılım müzakereleri, yaklaşmakta olan mali perspektiften daha
uzun sürecektir.
-
Batı Balkan ülkelerinden biri veya daha fazlasının muhtemel katılımının
sonuçları dikkate alınmamıştır.
Bu çalışmanın ilk bölümü; Türkiye’nin stratejik konumu temeline karşın
siyasi hususlara ve Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (CFSP) ve Avrupa Güvenlik
ve Savunma Politikası (ESDP) alanlarında, hem fırsatlar hem sıkıntılar
bakımından, olası sonuçlarının değerlendirilmesi teşebbüslerine odaklanmaktadır.
İkinci bölüm, Türkiye’nin ekonomik ve parasal birliğe katılımının sonuçları
ile birlikte, hem AB hem Türkiye üzerindeki ekonomik etkilerine atıfta
bulunmaktadır.
3 ila 6 ıncı bölümler, iç pazar ve ilgili politikalar, tarım, bölgesel
politika ve adalet ve içişleri gibi, değişik politika alanlarına odaklanmakta
ve Türkiye’nin katılımının muhtemel etkileri ve buna ilişkin sıkıntılar
ve fırsatları incelemektedir.
Son bölüm, AB kurumları üzerindeki muhtemel etkilerine ve bütçesel sonuçlara
göz atmaktadır.
Özet Değerlendirme
Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılımı hem AB hem Türkiye açısından zorlu
bir süreç olabilecektir. Ancak bu süreç iyi yönetilebilirse, her iki taraf
için de önemli fırsatlar sunabilecektir. Katılım için gerekli hazırlıklar
önümüzdeki on yıl boyunca sürebilecektir. Bu süre içerisinde AB gelişecektir
ve Türkiye’nin de daha radikal bir biçimde değişmesi gerekebilecektir.
AB müktesebatı daha çok gelişecek ve 27 veya daha fazla üyeli bir AB’nin
ihtiyaçlarına cevap verecektir. Bu gelişme, Türkiye’nin katılımından doğacak
fırsatlar ve sıkıntılara da bir çözüm getirebilir.
Mevcut AB politikaları ve bilgisi temelinde, önümüzdeki yıllar için
Komisyon aşağıdaki ana hususları belirlemiştir:
• Türkiye’nin katılımı, kültürel ve dini özellikleri ile birlikte,
nüfusu, büyüklüğü, coğrafi konumu, ekonomik, güvenlik ve askeri potansiyelinin
birleşik etkisinden dolayı önceki genişlemelerden farklı olabilecektir.
Bu etkenler, Türkiye’ye bölgesel ve uluslararası istikrara katkıda bulunma
kapasitesi verir. Türkiye’nin komşularıyla mevcut siyasi ve ekonomik bağları
dikkate alınırsa, bu bölgelere yönelik AB politikaları ile ilgili beklentiler
de aynı zamanda artacaktır. Beklentilerin çoğu, Orta Doğu ve Kafkaslar
da dahil olmak üzere, geleneksel olarak istikrarsız ve gerilimli olarak
nitelendirilmekte olan bölgelerde AB’nin kendisinin orta vadede deneyimli
bir dış politika oyuncusu haline gelmek yolunda bir mücadeleyi nasıl üstleneceğine
bağlı olacaktır.
• Türkiye, içinde bulunduğumuz dönemde, zihniyetlerin hızlı gelişimi
de dahil olmak üzere, radikal bir değişim sürecinden geçmektedir. Mevcut
dönüşüm sürecinin devam etmesi herkesin yararınadır. Türkiye, çoğunlukla
Müslüman bir nüfusa sahip olmakla birlikte özgürlük, demokrasi, insan haklarına
ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü gibi temel ilkelere bağlı
kalan önemli bir model ülke olabilecektir.
• Türkiye’nin AB’ye katılımının ekonomik etkisi, hem Türk ekonomisinin
büyüklüğü hem de katılımdan önce zaten var olan ekonomik entegrasyonun
derecesine bağlı olarak, olumlu fakat nispeten küçük olabilecektir. Beklentilerin
çoğu, Türkiye’de gelecekteki ekonomik gelişmelere bağlı olacaktır. Katılım
müzakerelerin başlaması, Türkiye’nin makro-ekonomik istikrar ve yatırımı
teşvik, büyüme ve sosyal gelişmeyi temin etmek amaçlı devam eden çabalarına
yardım etmelidir. Bu koşullar altında, Türkiye’nin GSYİH’sinin AB ortalamasından
çok daha hızlı büyümesi beklenmektedir.
• Düşük-orta gelir ülkesi olarak, Türkiye’nin katılımı, genişlemiş AB’de,
en son genişlemeye benzer bir şekilde, bölgesel ve ekonomik farklılıkları
artırabilecek ve uyum politikası için büyük bir sıkıntı oluşturabilecektir.
Türkiye, uzun bir zaman dilimi boyunca, yapısal ve uyum fonlarından önemli
destek almaya hak kazanabilecektir. Mevcut kurallar dahilinde hali hazırda
yapısal fonlardan istifade eden bazı bölgeler bu niteliklerini kaybedebilirler.
• Türkiye’nin iç pazara entegrasyonu yararlı olabilecektir. Ancak bu,
sadece gümrük birliği kapsamındaki mevcut yükümlülüklerini yerine getirmesine
değil, şirket yönetişimi (corporate governance) ve düzenleyici çerçeveleri
güçlendirmek, yolsuzlukla mücadeleyi yoğunlaştırmak ve adli sistemin işlerliğinin
artırmak gibi daha yatay reformlara da bağlıdır.
• Üç milyonu geçen nüfusları ile Türkler; bu günün AB’sinde yasal olarak
ikamet eden üçüncü ülke milliyetine sahip en büyük grubu oluşturmaktadır.
Türkiye’nin katılımının arkasından beklenen ilave göç için değişen tahminler
veren çalışmalar vardır. AB işgücü piyasasında ciddi çalkalanmaları önlemek
amacıyla uygun geçici hükümler ve kalıcı bir koruyucu önlem öngörülebilir.
Bununla birlikte, Türkiye’deki nüfus dinamikleri, AB halklarının yaşlanması
sorununa bir katkı sağlayabilir. Bu çerçevede, önümüzdeki on yıl içerisinde,
Türkiye’de, eğitim ve öğretim alanlarında yapılması gereken reform ve yatırımlara
yönelik olarak AB’nin güçlü bir çıkarı vardır.
• Tarım, Türkiye’deki ekonomik ve sosyal sektörlerin en önemlilerinden
birisidir ve özel dikkate ihtiyaç duyabilecektir. Ortak tarım politikasına
başarılı olarak katılmak için mümkün olduğunca uygun koşullar oluşturması
için Türkiye’den sürekli kırsal kalkınma çabaları ve idari kapasitenin
iyileştirilmesi istenebilecektir. Bazı tarım sektörlerini daha rekabet
edebilir kılmak için Türkiye’nin zamana ihtiyacı olabilecektir. Türk çiftçilerinin
önemli bir gelir kaybına uğramasını önlemek amacıyla Türkiye’nin önemli
bir zamana ihtiyacı olabilecektir. Mevcut politikalar dahilinde Türkiye,
kayda değer bir desteğe hak kazanabilecektir. Veterinerlik alanında, katılım
sırasında ciddi sorunları önlemek amacıyla hayvan sağlığı ve doğu sınırlarındaki
kontrolleri iyileştirmek için büyük çabalar yapılması gerekebilecektir.
• Türkiye’nin katılımı AB’nin daha iyi enerji arzı yollarını güvence
altına almasında yardımcı olabilecektir. Bu durum, büyük olasılıkla, su
kaynaklarının ve ilgili alt yapının yönetimi için AB politikalarının geliştirilmesini
gerektirebilecektir. Bazı zamanlarda kayda değer sınır ötesi etkileri olduğundan,
Türkiye’nin çevre, taşımacılık, enerji ve tüketicin korunması alanlarındaki
diğer AB politikalarını iyi uygulaması, başka yerlerdeki AB vatandaşları
için kayda değer olumlu etkileri olabilecektir.
• AB’nin uzun yeni dış sınırlarının yönetimi, önemli bir politika sıkıntısı
olabilecek ve ciddi yatırıma ihtiyaç duyabilecektir. Organize suçlar, terörizm,
insan ticareti, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile mücadele ile beraber
göç ve iltica yönetimi katılım öncesinde ve sonrasında sıkı işbirliği ile
sağlanabilecektir.
• Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin bütçesel etkisi, Türkiye ile yapılacak
mali müzakerelerin parametrelerinin 2014 ve sonrası için mali perspektifler
çerçevesinde tarif edilmesinden sonra ancak tam olarak değerlendirilebilir.
Türkiye’ye yapılacak transferlerin mahiyeti ve miktarı, AB politikaları
ve müzakereler sırasında Türkiye ile beraber karara varılan özel düzenlemelerle
birlikte o tarihteki bütçesel hükümler ve özellikle genel bütçe tavanı
gibi bazı değişen etkenlere bağlı olabilecektir. Bununla birlikte, mevcut
politikalar temelindeki bütçesel etkilerin ciddi büyüklüklerde olacağı
açıktır.
• Kurumlara ilişkin olarak, Anayasa temelinde değerlendirilecek olursa,
Türkiye’nin katılımı, özellikte orta ve büyük olanlar olmak üzere, mevcut
Üye Devletlerin Avrupa Parlamentosundaki koltuk dağılımını önemli ölçüde
etkileyebilecektir. Nüfus payının AB Konseyindeki oylama sistemine yansıtılacağı
şekliyle Türkiye’nin AB Konseyinin karar alma sürecinde önemli bir sesi
olabilecektir. Komisyona bakılacak olursa, 2014 ve sonrasında Komisyon
üye sayısının planlı bir şekilde azaltılacağından etki nispeten daha az
önemli olabilecektir.
|