| AB Komisyonu'nun "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar
hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi"nin "JEOPOLİTİK BOYUT" bölümü şöyle:
1. JEOPOLİTİK BOYUT
Türkiye AB açısından stratejik öneme haiz bölgesel bir kavşak noktasında
yer almaktadır: Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz.
Toprakları, Asya ile kara ve hava ulaşımı, Rusya ve Ukrayna ile deniz ulaşımı
için transit bir konumda bulunmaktadır. Kayda değer su kaynaklarına sahip
olan Türkiye’nin komşuları, Avrupa için hayatî enerji arzı sağlamaktadır.
Ekonomi ve nüfus açısından, Türkiye önemli bir aktördür; büyüklük olarak
dünyanın 21. ekonomisidir ve AB üyesi olarak nüfus açısından en büyük üye
devlet olacaktır. İşler bir demokrasiye sahip Laik bir Müslüman ülke olarak,
bölgede istikrar için bir unsurdur.
Batı ittifakıyla olan bütünleşmesi ve birçok ekonomik ve bölgesel kuruluşa
üyeliği vasıtasıyla, Avrupa’nın ve komşu bölgelerinin güvenliğine katkı
sağlamaktadır.
1.1. Dış Politika Etkileri
Türkiye’nin üyeliğinin AB’nin dış politikaları üzerinde yapacağı etkiyi
değerlendirmek için, birkaç faktörü hesaba katmak gereklidir:
-
Türkiye’nin komşu bölgelerle ilişkileri;
-
Uluslararası kuruluşlara üyeliği;
-
AB’nin güvenlik ve savunma politikasına potansiyel katkıları;
-
Türk dış politikasını etkileyen iç faktörler
1.2. Türkiye’nin Komşu Ülkelerle İlişkileri
Dış politika alanında, Türkiye’nin çıkarları, önemli bir role talip
olmadığı küresel dış politikadan ziyade esas olarak komşu bölgelerine yöneliktir.
Türkiye’nin katılımıyla, Birliğin sınırları Güney Kafkaslara (Ermenistan,
Gürcistan ve Azerbaycan) ile Suriye, İran ve Irak’a kadar genişleyecektir.
Bu durum, önceleri Türkiye ve komşuları arasında ikili ilişkiler olarak
tanımlanabilecek pek çok konuya, Birliğin dış politika bakımından müdahil
olmasını artıracaktır.
Akdeniz ve Ortadoğu
Türkiye’nin katılımı, Birliğin sınırlarını halihazırda gerilim kaynağı
olan ülkelere kadar genişletecek ve bölgenin sorunlarını AB dış politikası
gündeminde üst sıralara taşıyacaktır.
Türkiye, AB’nin Akdeniz bölgesinde daha çok varlık göstermesini desteklemektedir.
Arap dünyası ile uzun geçmişe dayanan ilişkileri ve ticari çıkarları olan
Türkiye, İslam Konferansı Örgütündeki rolünü artırmaya çalışmaktadır. Aynı
zamanda, Türkiye, İsrail ile gelişmiş bir işbirliğine ve diğer Akdeniz
ülkeleriyle yakın bağlara sahiptir. Türkiye’nin Yunanistan’la ilişkileri
ve Kıbrıs’a olan alakası bilhassa önemlidir. Her iki açıdan da, Türkiye’nin
dış politikası ve güvenlik çıkarlarını algılaması, hala çözülmesi gereken
mevcut ihtilaflara rağmen önemli ölçüde gelişmektedir.
Türkiye ve AB arasında istikrarlı, öngörülebilir ve demokratik bir Irak’a
duyulan ihtiyaç konusunda geniş bir görüş yakınlığı bulunmaktadır. Yakın
dönemde, Türkiye, terörizmle mücadele ile etnik çatışmaların ve huzursuzluğun
sona ermesine ilişkin ortak endişeler hakkında Irak’a komşu ülkelerle birçok
diplomatik girişim başlatarak, yapıcı bir rol oynamıştır. Türkiye’nin,
Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması konusunda süregelen bir çıkarı mevcuttur.
İlave bir endişe kaynağı da, Kuzey Irak’ta, AB terör örgütleri listesinde
yer alan bir Kürt örgütü olan PKK/Kongragel’in mevcudiyetidir. Irak’ın
istikrarlı hale gelmesinde ve yeniden yapılanmasında Türkiye önemli bir
role sahip olup, geleneksel olarak önemli bir ticari ortağı olan Irak’ta,
kaydadeğer bir ekonomik çıkarı vardır.
Suriye ile olan ilişkileri, çeşitli sebeplerden dolayı geleneksel olarak
zorluklar içermektedir. 1998 yılında Suriye, Türkiye’nin baskısı altında,
PKK’ya olan desteğini kesip, örgütün liderini sınırdışı edince başlayan
olumlu süreç, Irak’taki gelişmelere bağlı olarak ve temelde Irak’ın toprak
bütünlüğünün korunmasına ilişkin ortak çıkarlar nedeniyle ivme kazanmıştır.
Türkiye’nin NATO üyeliği ve ABD ile olan askeri bağlantılarına Tahran’da
şüpheyle yaklaşılırken, İran’ın nükleer programı AB için olduğu gibi Türkiye
için de endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. İki ülkenin din ve devlet
ilişkileri konusunda görüşleri farklıyken, Kürt ayrılıkçılığı kontrol altına
alma ve Irak’ta siyasi istikrar durumunun korunması konusunda ortak çıkarları
mevcuttur. İki ülke de ticarette AB’ye kuvvetli bir yönelimi paylaşmaktadır.
Türkiye ile İran arasında kapsamlı bir enerji ve doğalgaz işbirliği mevcuttur
ve AB, İran için önemli bir doğalgaz pazarı olma potansiyeline sahiptir.
Her iki ülke de, ticari liberalizasyon yolunda giderek ivme kazanan Ekonomik
İşbirliği Örgütünün üyesidir.
Türkiye’nin AB üyeliğiyle, AB ve İran arasındaki ilişkilerin, ortak
sınırın bir sonucu olarak yoğunlaşması beklenebilir. İran açısından, AB’nin
Müslüman bir ülkeyle bütünleşmeyi nasıl yürüttüğü konusunda yoğun bir merak
olacaktır. Bununla birlikte, enerji akışı veya Güney Kafkasya ve Orta Asya’da
çatışan çıkarlar sonucunda Türkiye ile İran arasında yeni hususların ortaya
çıkabileceği de gözardı edilmemelidir.
Son yıllarda, Türkiye, İsrail’le olan ilişkilerini bir dizi stratejik
anlaşma yaparak güçlendirmiştir. Bu işbirliği, Ortadoğu Barış Sürecinde
ilerleme kaydedilememesinden etkilenmemiştir. Barış süreci kapsamında,
Türkiye taraflarla olan yakın ikili bağlarını korumakta ve ikili siyasi
diyalog kapsamında destek, eleştiri ve endişelerini taraflara belirtmektedir.
Doğu Avrupa, Rusya, Güney Kafkaslar ve Orta Asya
Sovyetler sonrası dönemde Türkiye ve Rusya arasındaki ikili ilişkiler,
Türkiye’nin Moskova’nın güçlü tarihi çıkarlarının bulunduğu alanlara yönelik
etkisini genişletme arayışlarından dolayı yeni siyasi rekabetlere yol açmıştır.
Son yıllarda, kesişen çıkarlar Kafkaslar ve Orta Asya’ya odaklanmıştır.
Bu gerilim, hacmi her yıl %15-20 artan ticari ilişkilerle, iki taraf
arasında güçlü gelişme gösteren iş ilişkileri tarafından son zamanlarda
gölgelenmiştir. Rusya, Türkiye’nin başlıca ticaret ortağı olarak Almanya’nın
arkasından ikinci sırada gelmekte ve Türkiye’ye en çok doğalgaz ihraç eden
ülke konumundadır. Buna mukabil, Türk inşaat şirketleri Rus pazarında aktiflerdir.
Enerji alanında, Türkiye’nin katılımı, rekabet içindeki enerji çıkarları
ve Kafkaslar ve Orta Asya’daki gelişmeler açısından, AB-Rusya ilişkilerinin
önemini artıracaktır.
Türkiye’nin katılımı, AB sınırlarını Ermenistan, Azerbaycan, ve Gürcistan’a
kadar genişletecektir. Türkiye’nin, katılımından önce komşularıyla ihtilaflarını
çözmek için çalışmaya istekli olması koşuluyla, AB’nin Türkiye vasıtasıyla
Güney Kafkaslarda istikrar sağlayıcı bir etkisi olabilir. Özellikle Ermenistan’la
olan ilişkilerinin, diplomatik ilişkilerin kurulması ve halihazırda kapalı
bulunan kara sınırının açılmasıyla geliştirilmesi gerekecektir. Trajik
olaylar ve özellikle 1915/16’ da bölgede yaşanılan insani ıstırap konusunda,
Türkiye’nin katılım ihtimali, Ermenistan’la olan ikili ilişkilerinde iyileşmeye
ve bu olaylar açısından uzlaşmaya varılmasına yol açmalıdır. Yukarı Karabağ
ile ilgili ihtilaftan doğan Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki gerilimi
yumuşatmaya Türkiye’nin katkıda bulunması da ayrıca önemlidir. AB’nin Azerbaycan,
Gürcistan ve petrol bakımından zengin Hazar Denizini çevreleyen ülkelerle
olan ilişkileri de Türkiye’nin üyeliğiyle geliştirilebilir.
Orta Asya açısından, Türkiye, AB’nin Orta Asya’da siyasi etkisi açısından
bir kanal sağlayabilir. AB’ye katılımından sonra ve güçlü tarihsel, kültürel
ve ekonomik bağları kullanarak reform geçirmiş bir Türkiye, Orta Asya’nın
istikrar kazanmasına yardım edebilir ve Sovyetler Birliği’nin çöküşünden
sonra siyasi istikrarsızlığa maruz kalan bölgede demokratik değerlerin
gelişmesini teşvik edebilir. Dış politika ve güvenlik açısından, Türkiye’nin,
NATO’nun bölge çapındaki “Barış için Ortaklık” programının önde gelen yardım
tedarikçisi rolü, Orta Asya’nın uluslararası savunma bağlantılarını güçlendirecektir.
Ancak, AB’nin sınırlarının bölgeye daha yakın hale gelecek şekilde genişlemesinin
muhtemel sakıncaları da olacaktır. Örnek olarak, Türkiye ve Orta Asya’nın
Türki dillerin konuşulduğu bölgeleri arasında siyasi ve kültürel bağların
varlığı ve ülkelerindeki rejimlere muhalif belirli Türki grupların Türkiye’deki
mevcudiyeti, bölgedeki ülkelerle olan ilişkilerde gerilimi tetikleyebilir.
Batı Balkanlar
Geçtiğimiz on yıl zarfında, Türkiye Batı Balkanlarda (Hırvatistan, Sırbistan-
Karadağ, Bosna- Hersek, Makedonya ve Arnavutluk) olumlu ve yapıcı bir rol
oynamıştır. Türk birlikleri barışı koruma ve istikrar operasyonlarına katılmaktadır.
AB üyesi olmasından bağımsız olarak, Türkiye’nin bölgedeki İstikrar ve
İşbirliği Sürecini desteklemeyi sürdürmesi ve İstikrar Paktının bir üyesi
olarak kalması beklenmektedir. Her durumda, Türkiye AB’ye katıldığında,
bir veya daha fazla Batı Balkan ülkesi üye olabilir. Netice itibariyle,
Türkiye ile olan ilişkileri bir dış politika konusu olmayacaktır.
1.3. Ulusaşırı Konular
Türkiye, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olup hürriyet, demokrasi, insan
haklarına ve temel özgürlüklerine saygı, hukukun üstünlüğü gibi temel ilkelere
bağlı bir ülke olarak önemli bir model olabilecektir. Bu husus, 11 Eylül
saldırıları sonrasında ortaya çıkan tartışmalar ve algılamalar ışığında
özel önem taşımaktadır.
AB’nin güvenlik çıkarları enerji, ulaşım ve sınır yönetimini kapsamaktadır.
Türkiye, dünyanın enerji açısından en zengin bölgelerine sınırdaş olması
nedeniyle, genişlemiş AB’nin enerji arzının güvenliği konusunda önemli
işlevi olabilecektir. Türkiye’nin katılımı, AB’nin bahse konu enerji kaynaklarına
erişimini ve bu kaynakların AB tek pazarına güvenli bir şekilde taşınmasını
teminat altına alabilecektir. Türkiye’nin katılımı, AB’nin olası tedarik
kanallarını çeşitlendirerek hem Rusya ve Ortadoğu hem Hazar çevresindeki
ülkelerden alternatif ihraç güzergahları sunacaktır. Boğazlar ve Kuzey
Irak-Ceyhan boru hattına ek olarak, Bakü-Ceyhan boru hattının tamamlanmasıyla
birlikte Türkiye’nin önemli bir petrol transit ülkesi konumunun pekişmesi
beklenmektedir. Doğalgaz konusunda ise, Türkiye genişlemiş AB ile hem Hazar
hem de Ortadoğu üreticileri arasında önemi gittikçe artan bir transit ülke
konumunda olacaktır.
Türkiye’nin katılımının ulaşım konusunun birçok veçhesinde önemli etkileri
olabilecektir. Bu bağlamda, Türkiye’nin Avrupa ile Avrupa’nın güney çevresi
arasında karayolu, demiryolu, havayolu, deniz ve boru hattı bağlantıları
içeren enerji koridoru rolü artabilecektir. Dolayısıyla, bir bütün olarak
Akdeniz bölgesinin ekonomik ve ticari entegrasyonu hızlandırılabilecektir.
Türkiye’nin tam üyeliği sınır yönetimi alanında aşılması gereken kaydadeğer
zorluklara yol açacak, bununla birlikte, insan kaçakçılığı, uyuşturucu
kaçakçılığı ve yasadışı göç dahil örgütlü suç alanında işbirliğini geliştirecektir.
Türkiye’nin komşuları ve diğer üçüncü ülkelerle ilişkileri vize uygulamalarından
etkilenecektir. Türkiye Schengen alanına AB’ye katılımla birlikte veya
bir müddet sonra değil ancak sınır yönetimi uygulamalarının dikkatli bir
değerlendirmesi yapıldıktan sonra Konsey tarafından belirlenecek bir tarihte
dahil edilecektir. Dolayısıyla, Türkiye ile diğer AB ülkeleri arasındaki
sınır kontrolleri Türkiye’nin katılımıyla birlikte hemen kaldırılmayacaktır.
Güvenlik konusunun bir başka veçhesi olan terörle mücadele alanında,
Türkiye’nin katılımı halihazırda varolan işbirliğini daha da geliştirecektir.
Son yıllarda Türkiye aşırı sol ve köktendinci İslamcı gruplardan kaynaklanan
birçok terör eyleminin hedefi olmuştur. 11 Eylül 2001 saldırılarından bu
yana, Türkiye terörle mücadele alanında birçok AB girişimine katılmış;
Türkiye tarafından terörist olarak nitelendirilen örgütler AB terör listesine
alınmıştır.
Bölgede önemi bulunan konulardan biri kalkınma ve sulama için gerekli
suya erişimdir. Ortadoğuda su konusunun stratejik önemi önümüzdeki yıllarda
artacaktır. Türkiye’nin katılımıyla birlikte su kaynaklarının ve altyapı
projelerinin uluslararası yönetimi (Fırat ve Dicle havzaları üzerindeki
barajlar ve sulama projeleri, İsrail ve komşuları arasında su alanında
sınırötesi işbirliği) AB açısından önemi bir konu haline gelebilecektir.
Türkiye’nin katılımının bir sonucu olarak, Türkiye’de ve diğer bölge
ülkelerinde bulunan kaydadeğer Kürt azınlıklar ile AB’de mevcut Kürt diyasporasının,
AB’nin bu ülkelerle ilişkileri üzerinde etkileri olabilecektir.
1.4. Uluslararası İlişkiler
Türkiye, Birleşmiş Milletler, AGİT, Avrupa Konseyi, NATO, OECD ve Güneydoğu
Avrupa İstikrar Paktı ile Ekonomik İşbirliği Örgütü ve İKÖ gibi uluslararası
kuruluşlara üyedir. Türkiye aynı zamanda Arap Liginde gözlemci statüsündedir.
BM oylamalarında Türkiye genel olarak AB’yle aynı yönde oy kullanmaktadır.
Bununla birlikte, çoğunlukla Ortadoğu ve insan haklarıyla ilgili konularda
olmak üzere bazı görüş farklılıkları ortaya çıkmaktadır. Temel Avrupa örgütlerinde
(AGİT ve Avrupa Konseyi) ise Türkiye halihazırda tutumlarını AB’ninkiyle
uyumlaştırmaktadır. Türkiye’nin katılımı, AB ile bahsekonu örgütler arasındaki
ilişkilerde herhangi bir önemli değişikliğe yol açmayacaktır.
Türkiye’nin ABD’yle güçlü ekonomik, siyasi ve askeri bağlantıları bulunmaktadır.
Irak Savaşı sonrasında hem Türkiye-ABD hem AB-ABD ilişkilerinde sorunlar
yaşanmıştır. ABD açısından Türkiye’nin rolü son 15 yılda değişmiş; ABD
geçmişte Türkiye’nin askeri kabiliyetleri ve jeostratejik konumuna önem
verirken, bugün daha ziyade Türkiye’nin istikrarsızlık potansiyeli olan
bölgede bir istikrar unsuru olmasına değer atfetmektedir.
Türkiye halen Dünya Ticaret Örgütü bağlamında gelişmekte olan ülke statüsü
iddiasında olup, Doha Kalkınma Müzakereleri sırasında zaman zaman AB tutumlarına
açıkça zıt şekilde gelişmekte olan ülkelerin tutumlarından bazılarını savunmuştur.
Türkiye’nin önemli bir gelişmekte olan ülke niteliği AB’nin özellikle ticaretle
ilgili fasıllar bağlamında kalkınma politikalarının yürütülmesine kaydadeğer
bir etki yapabilecektir. Türkiye’nin bu alanlarda diğer AB ülkelerine nazaran
çıkarlarının farklı olması dolayısıyla karar alma mekanizması daha karmaşık
hale gelebilecektir.
1.5. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası
AB-Türkiye siyasi diyalogu ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası
(AGSP) konularında işbirliği 1990ların ortasından itibaren gelişmiş, diyalog
sonucunda Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP) konularında AB ile Türkiye’nin
görüşleri arasında kaydadeğer ölçüde yakınlaşma sağlanmıştır. Türkiye’nin
AB’nin siyasi beyannameleri, Ortak Tutumları ve Ortak Eylemleri ve diğer
ODGP tedbirlerine katılım düzeyi ortaklaşa paylaşılan görüşlerin çokluğunu
göstermektedir. Bununla beraber, genel olarak tatmin edici düzeyde olmakla
birlikte, Türkiye diğer katılımcı ve ortak üyelere nazaran hayli az AB
beyannamesine iştirak etmektedir.
Türkiye’nin AGSP’ye olan ilgisi ve NATO ve uluslararası barış koruma
operasyonlarındaki tecrübesi, Türkiye’nin katılım sonrası ODGP/AGSP yapılarına
dahil edilmesi için olumlu bir zemin hazırlamaktadır. 2003 itibariyle Türkiye’nin
Afganistan (ISAF), Bosna (SFOR II) ve Kosova’da (KFOR) önemli büyüklükte
birlikleri bulunmaktadır. Türkiye Afganistan’daki uluslararası ISAF birliklerinin
komutasını üstlenmiştir. Türkiye’nin uygulama kapasitesi ve kurumsal kabiliyetleri
konusunda aşılamayacak güçlük beklenmemektedir. Büyük askeri harcamaları
ve insan gücüyle Türkiye AB güvenlik ve savunmasına ciddi katkı yapabilecek
kapasitededir: Türkiye’nin 2004 yılında GSYH’sının %2.59’u olan askeri
harcamaları tüm NATO ülkeleri arasında oransal olarak en yüksek olanlar
arasındadır. Türkiye’nin 793.000 askeri personeli NATO’nun Avrupalı üyelerinin
askeri gücünün %27’sini oluşturmakta; Türkiye’nin işgücünün %3.9’una karşılık
gelmektedir (bu oran diğer NATO üyesi Avrupa ülkelerinde ortalama olarak
%1.7’dir). Bununla birlikte, yakın coğrafyası (Irak, Kafkaslar, vs.), insan
hakları ve Müslüman ülkelerle ilgili gelişmeler başta olmak üzere yaşamsal
addettiği dış politika ve güvenlik çıkarlarını ilgilendiren konularda Türkiye’nin
kendi ulusal tutumunda ısrar ettiği ve AB tutumlarına katılmakta mütereddit
olduğu açıktır.
Sonuç olarak, her ne kadar Türkiye’nin ODGP ve AGSP’ye kaydadeğer katkılarda
bulunma kapasitesi mevcut ise de, bu konuda Türkiye’nin siyasi yeteneği
ve istekliliğine ilişkin tereddütler ancak AB’nin dış politikasıyla birkaç
yıl boyunca ikna edici bir uyum göstermesi halinde giderilebilecektir.
1.6. Türk Dış Politikasını Etkileyen Ülke İçi Faktörler
Türkiye’nin dış politikası ülke içi gelişmelerden de etkilenecektir.
Devletin rolü, sivil-asker ilişkileri, ekonomik reform, laik-dini politikalar
ve ulusçu-uluslararası yönleniş gibi temel konularda benimseyeceği yön,
gelecekte Türkiye’nin dış politikasını etkileyebilecektir. Türk toplumunda
ordunun siyasi ağırlığı hala fazla olmakla birlikte siyasi reformlar dolayısıyla
azalmaktadır. Aynı zamanda, demokratik reformların yerleşmesiyle birlikte
sivil toplum uluslararası meselelerin daha çok bilincine varabilecek ve
bu da dış politika konusunda daha katılımcı ve belki daha az mutabakata
dayalı tartışmaları getirebilecektir. Şayet Türkiye laikliği Müslüman bir
sosyal ve kültürel ortam ile birleştiren bir demokrasi olma yoluna gidebilirse,
diğer bölge ülkelerine iyi bir örnek sunabilecektir.
1.7. Değerlendirme
Türkiye’nin katılımının AB’nin dış ilişkilerine potansiyel etkisinin
değerlendirilmesi birçok değişkenden etkilenmektedir: Türkiye’nin olası
katılımının zamanının belirsizliği, genel olarak uluslararası ve özellikle
Türkiye’nin yakın çevresindeki gelişmelerin kestirilemezliği, önümüzdeki
10-15 yıl içinde AB’nin nasıl şekilleneceği sorusu ve nihayetinde aynı
zaman diliminde Türkiye’nin evrimi ve iç dönüşümünün mecrası.
Nüfusunun büyüklüğü, ekonomik hacmi ve istikrarsızlık, uluslararası
gerilimler, iç çatışmalar, azınlık meseleleri ve çatışan ekonomik ve enerji
çıkarlarıyla dolu bir bölgedeki coğrafi konumu Türkiye’yi de dahil edecek
bir AB genişlemesinin daha önceki genişlemelerden farklı kılmaktadır.
Yukarıdaki analizden şu unsurlar ortaya çıkmaktadır:
-
Türkiye, AB üyeliği istikrarsızlık potansiyeli olan Akdeniz, Ortadoğu,
Kafkaslar ve Orta Asya gibi komşu bölgelerde dış politikayı etkileyecek
stratejik olarak önemli bir ülkedir.
-
AB’ye halihazırda üye olan devletler ile Türkiye’nin adıgeçen bölgelerde
birçok açıdan örtüşen, fakat bazı hallerde farklılık arzeden önemli çıkarları
vardır.
-
Türkiye ekonomik modernizasyonunu, sosyo-ekonomik gelişimini ve bölgeyle
entegrasyonunu sürdürdüğü takdirde bölgede önemli bir istikrar unsuru olabilecektir.
-
AB üyesi olarak Türkiye’nin birçok ulusaşırı konuda (enerji, su kaynakları,
sınır yönetimi, terörle mücadele) önemi olacaktır.
-
Büyük askeri harcamaları ve insan gücüyle Türkiye AB’nin güvenlik ve savunma
politikalarına kaydadeğer katkı yapabilecek maddi kapasiteye sahiptir.
-
Uluslararası konularda Türkiye genel olarak tutumunu AB’nin ortak dış ve
güvenlik politikasıyla uyumlaştırmakla birlikte bazı hassas konularda (insan
hakları, Ortadoğu) durum farklıdır.
-
Türkiye’nin AB entegrasyon sürecine başarıyla katılması İslam dünyasına
inançlarının AB değerleriyle bağdaşır olduğunun açık bir kanıtı olabilecektir.
-
Bununla birlikte, Türk dış politikasının gelecekteki gelişimi Türkiye’nin
özellikle ordunun, dinin ve sivil toplumun rolü alanlarında iç gelişmelerinden
önemli ölçüde etkilenecektir.
-
Potansiyel olarak AB’nin en büyük üyesi olabilecek Türkiye, dış politikada
önemli etkiye sahip olabilecek, bununla birlikte üyelikten ve Avrupa kurumlarında
ortak karar alma sürecinden ileri gelen kısıtlamalara tabi olacaktır.
Dış ilişkilerde AB’nin rolü konusunda Türkiye’nin katılımı beraberinde
hem avantajlar hem zorluklar getirecektir. Türkiye’nin katılımı çatışmalara
meyilli Ortadoğu bölgesine istikrar gelmesine katkıda bulunabilecek, bununla
birlikte AB’yi bölgenin zorlu siyasi ve güvenlik sorunlarının daha çok
içine çekebilecektir. Türkiye’nin üyeliği, AB’nin bölgesel ve küresel ağırlığını
artırabilecek, bununla beraber özellikle oybirliği gerektiren alanlarda
karar almayı karmaşıklaştırabilecektir. Özetle, Türkiye bölgede istikrarı
ve AB’nin ağırlığını geliştirecek bir faktör olabilecek, fakat aynı zamanda
üyeliği dış politika alanında fırsatların yanında zorluklar da yaratabilecektir.
|