Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ETKİ RAPORU (İçindekiler)
TAVSİYE KARARI (Özet) (6.10.2004)
TAVSİYE KARARI (Tam Metin) (6.10.2004)
HÜKÜMET AÇIKLAMASI (6.10.2004)
MGK BİLDİRİSİ (Ekim 2004)
AB ANA SAYFA
TAVSİYE BELGESİ (İng)
İLERLEME RAPORU (İng)
ETKİ RAPORU (İng)

AB KOMİSYONU TÜRKİYE RAPORU...
Etki Raporu (2)
6 Ekim 2004
Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye’nin Birliğe üyeliğinin yaratabileceği etkilere ilişkin "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi" de 6 Ekim 2004'de açıklandı.
 
Etki Raporu'nun "Jeopolitik Boyut" bölümü...
 
AB Komisyonu'nun "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi"nin "JEOPOLİTİK BOYUT" bölümü şöyle:

1. JEOPOLİTİK BOYUT

Türkiye AB açısından stratejik öneme haiz bölgesel bir kavşak noktasında yer almaktadır: Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz. Toprakları, Asya ile kara ve hava ulaşımı, Rusya ve Ukrayna ile deniz ulaşımı için transit bir konumda bulunmaktadır. Kayda değer su kaynaklarına sahip olan Türkiye’nin komşuları, Avrupa için hayatî enerji arzı sağlamaktadır. Ekonomi ve nüfus açısından, Türkiye önemli bir aktördür; büyüklük olarak dünyanın 21. ekonomisidir ve AB üyesi olarak nüfus açısından en büyük üye devlet olacaktır. İşler bir demokrasiye sahip Laik bir Müslüman ülke olarak, bölgede istikrar için bir unsurdur.

Batı ittifakıyla olan bütünleşmesi ve birçok ekonomik ve bölgesel kuruluşa üyeliği vasıtasıyla, Avrupa’nın ve komşu bölgelerinin güvenliğine katkı sağlamaktadır.

1.1. Dış Politika Etkileri

Türkiye’nin üyeliğinin AB’nin dış politikaları üzerinde yapacağı etkiyi değerlendirmek için, birkaç faktörü hesaba katmak gereklidir:

  • Türkiye’nin komşu bölgelerle ilişkileri;
  • Uluslararası kuruluşlara üyeliği;
  • AB’nin güvenlik ve savunma politikasına potansiyel katkıları;
  • Türk dış politikasını etkileyen iç faktörler
1.2. Türkiye’nin Komşu Ülkelerle İlişkileri

Dış politika alanında, Türkiye’nin çıkarları, önemli bir role talip olmadığı küresel dış politikadan ziyade esas olarak komşu bölgelerine yöneliktir. Türkiye’nin katılımıyla, Birliğin sınırları Güney Kafkaslara (Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan) ile Suriye, İran ve Irak’a kadar genişleyecektir. Bu durum, önceleri Türkiye ve komşuları arasında ikili ilişkiler olarak tanımlanabilecek pek çok konuya, Birliğin dış politika bakımından müdahil olmasını artıracaktır.

Akdeniz ve Ortadoğu
Türkiye’nin katılımı, Birliğin sınırlarını halihazırda gerilim kaynağı olan ülkelere kadar genişletecek ve bölgenin sorunlarını AB dış politikası gündeminde üst sıralara taşıyacaktır.

Türkiye, AB’nin Akdeniz bölgesinde daha çok varlık göstermesini desteklemektedir. Arap dünyası ile uzun geçmişe dayanan ilişkileri ve ticari çıkarları olan Türkiye, İslam Konferansı Örgütündeki rolünü artırmaya çalışmaktadır. Aynı zamanda, Türkiye, İsrail ile gelişmiş bir işbirliğine ve diğer Akdeniz ülkeleriyle yakın bağlara sahiptir. Türkiye’nin Yunanistan’la ilişkileri ve Kıbrıs’a olan alakası bilhassa önemlidir. Her iki açıdan da, Türkiye’nin dış politikası ve güvenlik çıkarlarını algılaması, hala çözülmesi gereken mevcut ihtilaflara rağmen önemli ölçüde gelişmektedir.

Türkiye ve AB arasında istikrarlı, öngörülebilir ve demokratik bir Irak’a duyulan ihtiyaç konusunda geniş bir görüş yakınlığı bulunmaktadır. Yakın dönemde, Türkiye, terörizmle mücadele ile etnik çatışmaların ve huzursuzluğun sona ermesine ilişkin ortak endişeler hakkında Irak’a komşu ülkelerle birçok diplomatik girişim başlatarak, yapıcı bir rol oynamıştır. Türkiye’nin, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması konusunda süregelen bir çıkarı mevcuttur. İlave bir endişe kaynağı da, Kuzey Irak’ta, AB terör örgütleri listesinde yer alan bir Kürt örgütü olan PKK/Kongragel’in mevcudiyetidir. Irak’ın istikrarlı hale gelmesinde ve yeniden yapılanmasında Türkiye önemli bir role sahip olup, geleneksel olarak önemli bir ticari ortağı olan Irak’ta, kaydadeğer bir ekonomik çıkarı vardır.

Suriye ile olan ilişkileri, çeşitli sebeplerden dolayı geleneksel olarak zorluklar içermektedir. 1998 yılında Suriye, Türkiye’nin baskısı altında, PKK’ya olan desteğini kesip, örgütün liderini sınırdışı edince başlayan olumlu süreç, Irak’taki gelişmelere bağlı olarak ve temelde Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına ilişkin ortak çıkarlar nedeniyle ivme kazanmıştır.

Türkiye’nin NATO üyeliği ve ABD ile olan askeri bağlantılarına Tahran’da şüpheyle yaklaşılırken, İran’ın nükleer programı AB için olduğu gibi Türkiye için de endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. İki ülkenin din ve devlet ilişkileri konusunda görüşleri farklıyken, Kürt ayrılıkçılığı kontrol altına alma ve Irak’ta siyasi istikrar durumunun korunması konusunda ortak çıkarları mevcuttur. İki ülke de ticarette AB’ye kuvvetli bir yönelimi paylaşmaktadır. Türkiye ile İran arasında kapsamlı bir enerji ve doğalgaz işbirliği mevcuttur ve AB, İran için önemli bir doğalgaz pazarı olma potansiyeline sahiptir. Her iki ülke de, ticari liberalizasyon yolunda giderek ivme kazanan Ekonomik İşbirliği Örgütünün üyesidir.

Türkiye’nin AB üyeliğiyle, AB ve İran arasındaki ilişkilerin, ortak sınırın bir sonucu olarak yoğunlaşması beklenebilir. İran açısından, AB’nin Müslüman bir ülkeyle bütünleşmeyi nasıl yürüttüğü konusunda yoğun bir merak olacaktır. Bununla birlikte, enerji akışı veya Güney Kafkasya ve Orta Asya’da çatışan çıkarlar sonucunda Türkiye ile İran arasında yeni hususların ortaya çıkabileceği de gözardı edilmemelidir.

Son yıllarda, Türkiye, İsrail’le olan ilişkilerini bir dizi stratejik anlaşma yaparak güçlendirmiştir. Bu işbirliği, Ortadoğu Barış Sürecinde ilerleme kaydedilememesinden etkilenmemiştir. Barış süreci kapsamında, Türkiye taraflarla olan yakın ikili bağlarını korumakta ve ikili siyasi diyalog kapsamında destek, eleştiri ve endişelerini taraflara belirtmektedir.

Doğu Avrupa, Rusya, Güney Kafkaslar ve Orta Asya
Sovyetler sonrası dönemde Türkiye ve Rusya arasındaki ikili ilişkiler, Türkiye’nin Moskova’nın güçlü tarihi çıkarlarının bulunduğu alanlara yönelik etkisini genişletme arayışlarından dolayı yeni siyasi rekabetlere yol açmıştır. Son yıllarda, kesişen çıkarlar Kafkaslar ve Orta Asya’ya odaklanmıştır.

Bu gerilim, hacmi her yıl %15-20 artan ticari ilişkilerle, iki taraf arasında güçlü gelişme gösteren iş ilişkileri tarafından son zamanlarda gölgelenmiştir. Rusya, Türkiye’nin başlıca ticaret ortağı olarak Almanya’nın arkasından ikinci sırada gelmekte ve Türkiye’ye en çok doğalgaz ihraç eden ülke konumundadır. Buna mukabil, Türk inşaat şirketleri Rus pazarında aktiflerdir. Enerji alanında, Türkiye’nin katılımı, rekabet içindeki enerji çıkarları ve Kafkaslar ve Orta Asya’daki gelişmeler açısından, AB-Rusya ilişkilerinin önemini artıracaktır.

Türkiye’nin katılımı, AB sınırlarını Ermenistan, Azerbaycan, ve Gürcistan’a kadar genişletecektir. Türkiye’nin, katılımından önce komşularıyla ihtilaflarını çözmek için çalışmaya istekli olması koşuluyla, AB’nin Türkiye vasıtasıyla Güney Kafkaslarda istikrar sağlayıcı bir etkisi olabilir. Özellikle Ermenistan’la olan ilişkilerinin, diplomatik ilişkilerin kurulması ve halihazırda kapalı bulunan kara sınırının açılmasıyla geliştirilmesi gerekecektir. Trajik olaylar ve özellikle 1915/16’ da bölgede yaşanılan insani ıstırap konusunda, Türkiye’nin katılım ihtimali, Ermenistan’la olan ikili ilişkilerinde iyileşmeye ve bu olaylar açısından uzlaşmaya varılmasına yol açmalıdır. Yukarı Karabağ ile ilgili ihtilaftan doğan Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki gerilimi yumuşatmaya Türkiye’nin katkıda bulunması da ayrıca önemlidir. AB’nin Azerbaycan, Gürcistan ve petrol bakımından zengin Hazar Denizini çevreleyen ülkelerle olan ilişkileri de Türkiye’nin üyeliğiyle geliştirilebilir.

Orta Asya açısından, Türkiye, AB’nin Orta Asya’da siyasi etkisi açısından bir kanal sağlayabilir. AB’ye katılımından sonra ve güçlü tarihsel, kültürel ve ekonomik bağları kullanarak reform geçirmiş bir Türkiye, Orta Asya’nın istikrar kazanmasına yardım edebilir ve Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra siyasi istikrarsızlığa maruz kalan bölgede demokratik değerlerin gelişmesini teşvik edebilir. Dış politika ve güvenlik açısından, Türkiye’nin, NATO’nun bölge çapındaki “Barış için Ortaklık” programının önde gelen yardım tedarikçisi rolü, Orta Asya’nın uluslararası savunma bağlantılarını güçlendirecektir. Ancak, AB’nin sınırlarının bölgeye daha yakın hale gelecek şekilde genişlemesinin muhtemel sakıncaları da olacaktır. Örnek olarak, Türkiye ve Orta Asya’nın Türki dillerin konuşulduğu bölgeleri arasında siyasi ve kültürel bağların varlığı ve ülkelerindeki rejimlere muhalif belirli Türki grupların Türkiye’deki mevcudiyeti, bölgedeki ülkelerle olan ilişkilerde gerilimi tetikleyebilir.

Batı Balkanlar
Geçtiğimiz on yıl zarfında, Türkiye Batı Balkanlarda (Hırvatistan, Sırbistan- Karadağ, Bosna- Hersek, Makedonya ve Arnavutluk) olumlu ve yapıcı bir rol oynamıştır. Türk birlikleri barışı koruma ve istikrar operasyonlarına katılmaktadır. AB üyesi olmasından bağımsız olarak, Türkiye’nin bölgedeki İstikrar ve İşbirliği Sürecini desteklemeyi sürdürmesi ve İstikrar Paktının bir üyesi olarak kalması beklenmektedir. Her durumda, Türkiye AB’ye katıldığında, bir veya daha fazla Batı Balkan ülkesi üye olabilir. Netice itibariyle, Türkiye ile olan ilişkileri bir dış politika konusu olmayacaktır.

1.3. Ulusaşırı Konular

Türkiye, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olup hürriyet, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygı, hukukun üstünlüğü gibi temel ilkelere bağlı bir ülke olarak önemli bir model olabilecektir. Bu husus, 11 Eylül saldırıları sonrasında ortaya çıkan tartışmalar ve algılamalar ışığında özel önem taşımaktadır.

AB’nin güvenlik çıkarları enerji, ulaşım ve sınır yönetimini kapsamaktadır. Türkiye, dünyanın enerji açısından en zengin bölgelerine sınırdaş olması nedeniyle, genişlemiş AB’nin enerji arzının güvenliği konusunda önemli işlevi olabilecektir. Türkiye’nin katılımı, AB’nin bahse konu enerji kaynaklarına erişimini ve bu kaynakların AB tek pazarına güvenli bir şekilde taşınmasını teminat altına alabilecektir. Türkiye’nin katılımı, AB’nin olası tedarik kanallarını çeşitlendirerek hem Rusya ve Ortadoğu hem Hazar çevresindeki ülkelerden alternatif ihraç güzergahları sunacaktır. Boğazlar ve Kuzey Irak-Ceyhan boru hattına ek olarak, Bakü-Ceyhan boru hattının tamamlanmasıyla birlikte Türkiye’nin önemli bir petrol transit ülkesi konumunun pekişmesi beklenmektedir. Doğalgaz konusunda ise, Türkiye genişlemiş AB ile hem Hazar hem de Ortadoğu üreticileri arasında önemi gittikçe artan bir transit ülke konumunda olacaktır.

Türkiye’nin katılımının ulaşım konusunun birçok veçhesinde önemli etkileri olabilecektir. Bu bağlamda, Türkiye’nin Avrupa ile Avrupa’nın güney çevresi arasında karayolu, demiryolu, havayolu, deniz ve boru hattı bağlantıları içeren enerji koridoru rolü artabilecektir. Dolayısıyla, bir bütün olarak Akdeniz bölgesinin ekonomik ve ticari entegrasyonu hızlandırılabilecektir. Türkiye’nin tam üyeliği sınır yönetimi alanında aşılması gereken kaydadeğer zorluklara yol açacak, bununla birlikte, insan kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı ve yasadışı göç dahil örgütlü suç alanında işbirliğini geliştirecektir. Türkiye’nin komşuları ve diğer üçüncü ülkelerle ilişkileri vize uygulamalarından etkilenecektir. Türkiye Schengen alanına AB’ye katılımla birlikte veya bir müddet sonra değil ancak sınır yönetimi uygulamalarının dikkatli bir değerlendirmesi yapıldıktan sonra Konsey tarafından belirlenecek bir tarihte dahil edilecektir. Dolayısıyla, Türkiye ile diğer AB ülkeleri arasındaki sınır kontrolleri Türkiye’nin katılımıyla birlikte hemen kaldırılmayacaktır.

Güvenlik konusunun bir başka veçhesi olan terörle mücadele alanında, Türkiye’nin katılımı halihazırda varolan işbirliğini daha da geliştirecektir. Son yıllarda Türkiye aşırı sol ve köktendinci İslamcı gruplardan kaynaklanan birçok terör eyleminin hedefi olmuştur. 11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana, Türkiye terörle mücadele alanında birçok AB girişimine katılmış; Türkiye tarafından terörist olarak nitelendirilen örgütler AB terör listesine alınmıştır.

Bölgede önemi bulunan konulardan biri kalkınma ve sulama için gerekli suya erişimdir. Ortadoğuda su konusunun stratejik önemi önümüzdeki yıllarda artacaktır. Türkiye’nin katılımıyla birlikte su kaynaklarının ve altyapı projelerinin uluslararası yönetimi (Fırat ve Dicle havzaları üzerindeki barajlar ve sulama projeleri, İsrail ve komşuları arasında su alanında sınırötesi işbirliği) AB açısından önemi bir konu haline gelebilecektir.

Türkiye’nin katılımının bir sonucu olarak, Türkiye’de ve diğer bölge ülkelerinde bulunan kaydadeğer Kürt azınlıklar ile AB’de mevcut Kürt diyasporasının, AB’nin bu ülkelerle ilişkileri üzerinde etkileri olabilecektir.

1.4. Uluslararası İlişkiler

Türkiye, Birleşmiş Milletler, AGİT, Avrupa Konseyi, NATO, OECD ve Güneydoğu Avrupa İstikrar Paktı ile Ekonomik İşbirliği Örgütü ve İKÖ gibi uluslararası kuruluşlara üyedir. Türkiye aynı zamanda Arap Liginde gözlemci statüsündedir. BM oylamalarında Türkiye genel olarak AB’yle aynı yönde oy kullanmaktadır. Bununla birlikte, çoğunlukla Ortadoğu ve insan haklarıyla ilgili konularda olmak üzere bazı görüş farklılıkları ortaya çıkmaktadır. Temel Avrupa örgütlerinde (AGİT ve Avrupa Konseyi) ise Türkiye halihazırda tutumlarını AB’ninkiyle uyumlaştırmaktadır. Türkiye’nin katılımı, AB ile bahsekonu örgütler arasındaki ilişkilerde herhangi bir önemli değişikliğe yol açmayacaktır.

Türkiye’nin ABD’yle güçlü ekonomik, siyasi ve askeri bağlantıları bulunmaktadır. Irak Savaşı sonrasında hem Türkiye-ABD hem AB-ABD ilişkilerinde sorunlar yaşanmıştır. ABD açısından Türkiye’nin rolü son 15 yılda değişmiş; ABD geçmişte Türkiye’nin askeri kabiliyetleri ve jeostratejik konumuna önem verirken, bugün daha ziyade Türkiye’nin istikrarsızlık potansiyeli olan bölgede bir istikrar unsuru olmasına değer atfetmektedir.

Türkiye halen Dünya Ticaret Örgütü bağlamında gelişmekte olan ülke statüsü iddiasında olup, Doha Kalkınma Müzakereleri sırasında zaman zaman AB tutumlarına açıkça zıt şekilde gelişmekte olan ülkelerin tutumlarından bazılarını savunmuştur. Türkiye’nin önemli bir gelişmekte olan ülke niteliği AB’nin özellikle ticaretle ilgili fasıllar bağlamında kalkınma politikalarının yürütülmesine kaydadeğer bir etki yapabilecektir. Türkiye’nin bu alanlarda diğer AB ülkelerine nazaran çıkarlarının farklı olması dolayısıyla karar alma mekanizması daha karmaşık hale gelebilecektir.

1.5. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası

AB-Türkiye siyasi diyalogu ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) konularında işbirliği 1990ların ortasından itibaren gelişmiş, diyalog sonucunda Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP) konularında AB ile Türkiye’nin görüşleri arasında kaydadeğer ölçüde yakınlaşma sağlanmıştır. Türkiye’nin AB’nin siyasi beyannameleri, Ortak Tutumları ve Ortak Eylemleri ve diğer ODGP tedbirlerine katılım düzeyi ortaklaşa paylaşılan görüşlerin çokluğunu göstermektedir. Bununla beraber, genel olarak tatmin edici düzeyde olmakla birlikte, Türkiye diğer katılımcı ve ortak üyelere nazaran hayli az AB beyannamesine iştirak etmektedir.

Türkiye’nin AGSP’ye olan ilgisi ve NATO ve uluslararası barış koruma operasyonlarındaki tecrübesi, Türkiye’nin katılım sonrası ODGP/AGSP yapılarına dahil edilmesi için olumlu bir zemin hazırlamaktadır. 2003 itibariyle Türkiye’nin Afganistan (ISAF), Bosna (SFOR II) ve Kosova’da (KFOR) önemli büyüklükte birlikleri bulunmaktadır. Türkiye Afganistan’daki uluslararası ISAF birliklerinin komutasını üstlenmiştir. Türkiye’nin uygulama kapasitesi ve kurumsal kabiliyetleri konusunda aşılamayacak güçlük beklenmemektedir. Büyük askeri harcamaları ve insan gücüyle Türkiye AB güvenlik ve savunmasına ciddi katkı yapabilecek kapasitededir: Türkiye’nin 2004 yılında GSYH’sının %2.59’u olan askeri harcamaları tüm NATO ülkeleri arasında oransal olarak en yüksek olanlar arasındadır. Türkiye’nin 793.000 askeri personeli NATO’nun Avrupalı üyelerinin askeri gücünün %27’sini oluşturmakta; Türkiye’nin işgücünün %3.9’una karşılık gelmektedir (bu oran diğer NATO üyesi Avrupa ülkelerinde ortalama olarak %1.7’dir). Bununla birlikte, yakın coğrafyası (Irak, Kafkaslar, vs.), insan hakları ve Müslüman ülkelerle ilgili gelişmeler başta olmak üzere yaşamsal addettiği dış politika ve güvenlik çıkarlarını ilgilendiren konularda Türkiye’nin kendi ulusal tutumunda ısrar ettiği ve AB tutumlarına katılmakta mütereddit olduğu açıktır.

Sonuç olarak, her ne kadar Türkiye’nin ODGP ve AGSP’ye kaydadeğer katkılarda bulunma kapasitesi mevcut ise de, bu konuda Türkiye’nin siyasi yeteneği ve istekliliğine ilişkin tereddütler ancak AB’nin dış politikasıyla birkaç yıl boyunca ikna edici bir uyum göstermesi halinde giderilebilecektir.

1.6. Türk Dış Politikasını Etkileyen Ülke İçi Faktörler

Türkiye’nin dış politikası ülke içi gelişmelerden de etkilenecektir. Devletin rolü, sivil-asker ilişkileri, ekonomik reform, laik-dini politikalar ve ulusçu-uluslararası yönleniş gibi temel konularda benimseyeceği yön, gelecekte Türkiye’nin dış politikasını etkileyebilecektir. Türk toplumunda ordunun siyasi ağırlığı hala fazla olmakla birlikte siyasi reformlar dolayısıyla azalmaktadır. Aynı zamanda, demokratik reformların yerleşmesiyle birlikte sivil toplum uluslararası meselelerin daha çok bilincine varabilecek ve bu da dış politika konusunda daha katılımcı ve belki daha az mutabakata dayalı tartışmaları getirebilecektir. Şayet Türkiye laikliği Müslüman bir sosyal ve kültürel ortam ile birleştiren bir demokrasi olma yoluna gidebilirse, diğer bölge ülkelerine iyi bir örnek sunabilecektir.

1.7. Değerlendirme

Türkiye’nin katılımının AB’nin dış ilişkilerine potansiyel etkisinin değerlendirilmesi birçok değişkenden etkilenmektedir: Türkiye’nin olası katılımının zamanının belirsizliği, genel olarak uluslararası ve özellikle Türkiye’nin yakın çevresindeki gelişmelerin kestirilemezliği, önümüzdeki 10-15 yıl içinde AB’nin nasıl şekilleneceği sorusu ve nihayetinde aynı zaman diliminde Türkiye’nin evrimi ve iç dönüşümünün mecrası.

Nüfusunun büyüklüğü, ekonomik hacmi ve istikrarsızlık, uluslararası gerilimler, iç çatışmalar, azınlık meseleleri ve çatışan ekonomik ve enerji çıkarlarıyla dolu bir bölgedeki coğrafi konumu Türkiye’yi de dahil edecek bir AB genişlemesinin daha önceki genişlemelerden farklı kılmaktadır.

Yukarıdaki analizden şu unsurlar ortaya çıkmaktadır:

  • Türkiye, AB üyeliği istikrarsızlık potansiyeli olan Akdeniz, Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya gibi komşu bölgelerde dış politikayı etkileyecek stratejik olarak önemli bir ülkedir.
  • AB’ye halihazırda üye olan devletler ile Türkiye’nin adıgeçen bölgelerde birçok açıdan örtüşen, fakat bazı hallerde farklılık arzeden önemli çıkarları vardır.
  • Türkiye ekonomik modernizasyonunu, sosyo-ekonomik gelişimini ve bölgeyle entegrasyonunu sürdürdüğü takdirde bölgede önemli bir istikrar unsuru olabilecektir.
  • AB üyesi olarak Türkiye’nin birçok ulusaşırı konuda (enerji, su kaynakları, sınır yönetimi, terörle mücadele) önemi olacaktır.
  • Büyük askeri harcamaları ve insan gücüyle Türkiye AB’nin güvenlik ve savunma politikalarına kaydadeğer katkı yapabilecek maddi kapasiteye sahiptir.
  • Uluslararası konularda Türkiye genel olarak tutumunu AB’nin ortak dış ve güvenlik politikasıyla uyumlaştırmakla birlikte bazı hassas konularda (insan hakları, Ortadoğu) durum farklıdır.
  • Türkiye’nin AB entegrasyon sürecine başarıyla katılması İslam dünyasına inançlarının AB değerleriyle bağdaşır olduğunun açık bir kanıtı olabilecektir.
  • Bununla birlikte, Türk dış politikasının gelecekteki gelişimi Türkiye’nin özellikle ordunun, dinin ve sivil toplumun rolü alanlarında iç gelişmelerinden önemli ölçüde etkilenecektir.
  • Potansiyel olarak AB’nin en büyük üyesi olabilecek Türkiye, dış politikada önemli etkiye sahip olabilecek, bununla birlikte üyelikten ve Avrupa kurumlarında ortak karar alma sürecinden ileri gelen kısıtlamalara tabi olacaktır.
Dış ilişkilerde AB’nin rolü konusunda Türkiye’nin katılımı beraberinde hem avantajlar hem zorluklar getirecektir. Türkiye’nin katılımı çatışmalara meyilli Ortadoğu bölgesine istikrar gelmesine katkıda bulunabilecek, bununla birlikte AB’yi bölgenin zorlu siyasi ve güvenlik sorunlarının daha çok içine çekebilecektir. Türkiye’nin üyeliği, AB’nin bölgesel ve küresel ağırlığını artırabilecek, bununla beraber özellikle oybirliği gerektiren alanlarda karar almayı karmaşıklaştırabilecektir. Özetle, Türkiye bölgede istikrarı ve AB’nin ağırlığını geliştirecek bir faktör olabilecek, fakat aynı zamanda üyeliği dış politika alanında fırsatların yanında zorluklar da yaratabilecektir.
 

Önceki Sayfa   Sonraki Sayfa



(4 KASIM 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.