| AB Komisyonu'nun "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar
hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi"nin "EKONOMİK BOYUT" bölümü şöyle:
2. EKONOMİK BOYUT
Bu bölüm Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin ekonomik etkileri üzerine
odaklanmıştır. Avrupa Birliği ile Türkiye arasında oluşturulan Gümrük Birliği
çerçevesinde bütünleşmenin bazı ekonomik etkileri şu an için ortaya çıkmıştır.
Ancak, Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılımı, Türkiye’deki ekonomik büyümeyi
ve zenginliği artıracak aynı zamanda AB üyesi ülkeleri de, daha az bir
seviyede de olsa, olumlu etkileyecektir.
Bu bölümün amacı Türkiye’nin katılımının niteliksel ve bir ölçüde de
olsa, niceliksel etkilerinin ve aynı zamanda çeşitli kanallar vasıtasıyla
üyeliğin AB ekonomisine olabilecek etkilerinin değerlendirmesini sağlamaktır.
Bu durum, Türkiye ile AB arasında dört temel özgürlüğün (malların, işgücünün,
hizmetlerin ve sermayenin) büyük olasılıkla geçici tedbirler ve özel düzenlemeler
göz önüne alınarak tamamıyla kurulduğunu kabul etmektedir. Türkiye Ekonomik
ve Parasal Birlik de dahil olmak üzere bütün AB müktesebatı ile uyum sağlamak
ve AB bütçesi içerisinde yer almak duurmunda olacaktır, ancak bu unsurların
çoğu çalışmanın diğer bölümlerinde daha detaylı olarak incelenecektir.
2.1. Türkiye Ekonomisinin Temel Özellikleri
Türkiye düşük orta gelir grubunda yer alan bir ülke olarak değerlendirilmektedir.
AB ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin kişi başına milli geliri oldukça
düşük seviyelerdedir. 2003 yılında Türkiye’nin satın alma gücü standardına
göre hesaplanan kişi başına düşen GSYİH’si AB-25 ortalamasının ancak %28,5’i
kadardır. Bu rakam Bulgaristan ve Romanya ile yakın seviyelerdedir. 2003
yılı cari fiyatlarla ölçülen GSYİH’si ise AB-25’in toplam GSYİH’sinin %2’si,
yeni üye ülkelerin ise yaklaşık yarısıdır.
Türkiye’nin 70 milyonluk nüfusu ile on yeni üyenin toplam nüfusuna büyük
ölçüde yakın ve AB- 25’in toplam nüfusunun %15,5’i kadardır. Türkiye’deki
demografik eğilim Avrupa Birliğinden farklıdır. Türkiye’de nüfus ortalama
%1,8 oranında artarken AB-25 için bu oran %0,2’dir. Ancak, nüfus artış
oranlarının düşüş eğiliminde olması uzun vadede Türkiye’nin AB ülkelerinin
mevcut durumda karşı karşıya olduğu yaşlanan nüfus sorununu yaşamasına
yol açacaktır.
Türkiye’de toplam nüfusun üçte ikisi İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer
büyük şehirlerde yaşamaktadır. Toplam katma değerin % 80’i bu şehirlerde
yaratılmaktadır. İstanbul ve diğer büyük şehirler kırsal bölgelerden önemli
ölçüde göç almaktadırlar. Türkiye önemli ölçüde bölgesel farklılıkların
bulunduğu bir ülkedir. En zengin bölgeler ülkenin batı kesimlerinde yer
alırken en yoksul bölgeler doğu kesimindedir. En zengin bölge olan Kocaeli,
aynı zamanda önemli bir endüstriyel bölgedir, kişi başına düşen GSYİH,
ülke ortalamasından % 90 oranında bir fazlalık gösterirken (AB-25 ortalamasının
% 46’sı), en yoksul bölgeler olan Ağrı ve Van’da kişi başına düşen GSYİH
ülke ortalamasının üçte biri kadardır (AB-25 ortalamasının % 8’i).
Gelir dağılımındaki farklılıklar, bölgelerin sektörel yapısını yansıtmaktadır.
Zengin bölgelerde üretim ve istihdam büyük oranda imalat ve hizmet sektöründe
toplanırken, diğer bölgelerin çoğunda tarım en önemli gelir ve istihdam
kaynağıdır.
Avrupa ülkelerinden işgücü talebi doğrultusunda, 1960’ların ilk yarısından
itibaren Türkiye’de önemli oranda yurtdışına göç yaşanmıştır. 1980’lerin
başlarından itibaren Türkiye’den yurtdışına net göç akımı yılda 40 000-60
000 civarında olup, mevcut işgücünün % 0,2’sine karşılık gelmektedir. 2002
yılı rakamlarıyla AB-15’de resmi olarak kayıtlı 3 milyon Türk vatandaşı
bulunmaktadır.
Geçtiğimiz yıllarda ülkede önemli oranda makroekonomik ve mali krizler
meydana gelmiştir. 1994 yılında, 1999 yılı sonunda ve 2001 yılı başında
meydana gelenler son dönemde olanlardır. Geçmişte meydana gelen makroekonomik
ve mali krizler ekonomik faaliyetlerin istikrarsız bir seyir izlemesine
neden olmuş ve büyümeyi engellemiştir. 2001 yılından bu yana ekonominin
istikrara kavuşması ve geçmiş yıllarda kriz yaratan faktörlerin ortadan
kaldırılması hususunda önemli ilerleme kaydedilmiştir. Olumlu gelişmeler
yüksek orandaki ekonomik büyüme ve enflasyondaki düşüşe yansımıştır. Ancak,
ekonomiyi istikrara kavuşturma süreci henüz tamamlanmamıştır. Artan dış
açık gibi önemli sorunlar çözüm beklemektedir. Yapısal reformların sürdürülmesi,
Türkiye ekonomisinin krizden kurtulmasını sağlamakla kalmayacak, büyüme
potansiyelini de artıracaktır.
2.2. Daha Derin Bir Ekonomik Entegrasyonun Etkileri
Türkiye’nin nüfusu oldukça yüksek olmasına rağmen, GSYİH’sı AB-25’in
GSYİH’nın % 2’sinden biraz yüksektir. Dolayısıyla, Türkiye’nin Avrupa Birliğine
tam üyeliğinin ekonomik etkileri asimetrik olacaktır. Diğer bir ifadeyle,
Türkiye tam üyelikten önemli ölçüde yararlanırken AB ekonomisi üzerindeki
etkisi sınırlı olacaktır. Türkiye’nin üyeliğinin AB’ye etkileri Türkiye
ekonomisinin üyelik için yürüteceği hazırlıklar ile başa çıkabilme kabiliyetine
önemli oranda bağlı olacaktır.
Mal ve Hizmet Ticaretinin Artması
Türkiye’nin üyeliği sanayi ürünlerinde tarifelerin ve miktar kısıtlamalarının
karşılıklı olarak kaldırılmasını sağlayan 1995 yılında oluşturulmuş Gümrük
Birliğinin [1] tamamlayıcısı olacaktır. Türkiye’nin tam üyeliği ile birlikte
halihazırda Gümrük Birliği kapsamında olmayan (tarım gibi) alanlarda tarifelerin
kaldırılması ve aynı zamanda ilgili müktesebatın uygulanması sonucunda
tarife dışı engellerin azaltılması ile ticari entegrasyon daha da artacaktır.
Temel olarak Gümrük Birliği ile ticarette sağlanan serbestleşme Türkiye’nin
AB ile olan ticari ilişkilerini önemli ölçüde artırmıştır. Ancak, halen
bazı alanlarda, tarım ürünlerinde olduğu gibi, karşılıklı ticarette sınırlamalar
bulunmaktadır. Mal ticaretine bakıldığında, 2003 yılında Türkiye ihracatının
%58’ini ithalatının ise %52’sini AB-25 ile gerçekleştirmiştir. Öte yandan
Türkiye’nin AB’nin dış ticaretinde payı oldukça düşüktür. 2003 yılında
Türkiye’nin AB’nin üçüncü ülkelerden ithalatındaki payı % 2,5, üçüncü ülkelere
ihracatındaki payı ise % 3 olarak gerçekleşmiştir.
Türkiye’nin Avrupa Birliğine olan ihracatında yüksek katma değeri olan
ürünlerin ve daha teknoloji ağırlıklı ürünlerin payı giderek artmaktadır.
Özellikle mal ticaretinde makinelerin ve yol araçlarının payı son yıllarda
giderek artış göstermiş ve 1998 yılında % 19 iken 2003 yılında % 29’a yükselmiştir.
Buna rağmen Türkiye’nin AB’ye yaptığı ihracatın % 40’a varan bölümünü (2003
verileriyle) tekstil ürünleri oluşturmaktadır. Bu oran AB’nin toplam tekstil
ithalatının % 13’üdür.
Son yıllarda Türkiye’nin ticaretinde Orta Doğudan Avrupa Birliğine doğru
önemli ölçüde bir sapma olduğu görülmektedir. Bu durum büyük ölçüde AB
ile Türkiye arasında ticari alanda sağlanan serbestleşme sonucu ortaya
çıkmıştır. Serbestleşmenin Gümrük Birliğinin kapsamadığı alanlardı da kapsayacak
şekilde geliştirilmesi iki taraf arasındaki ticaretin artmasına katkı sağlayacaktır.
Ayrıca, sınır kontrollerinin ve diğer teknik ticari engellerin kaldırılmasının
düşük ölçüde de olsa ticaret yaratıcı etkisi olacaktır.
Tek Pazara Entegrasyon
Türkiye’nin pazarının büyüklüğü göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin
Tek Pazar’a katılımı mevcut üye ülkelerde talebin artmasıyla sonuçlanacaktır.
Bu durum, özellikle Türkiye’de verimlilik artışına ve hizmet sektörü başta
olmak üzere pek çok alanda fiyatlarda düşüşe neden olacaktır. Verimliliğin
artması ve fiyat rekabeti Türkiye’nin GSYİH’sinin önemli ölçüde artmasını
sağlayabilecektir.
İstihdamın ve katma değerin tarım sektöründen hizmet sektörüne yönelişinin
sürmesi ve bunun verimlilik artışına neden olması beklenmektedir. 2003
yılında Türkiye’deki işgücünün yaklaşık üçte birinin tarım sektöründe istihdam
edilmesine rağmen, gerçekleştirilen üretimin GSYİH içerisindeki payı %
12,2’dir. AB-25’te ise toplam işgücünün % 5’i tarım sektöründe istihdam
edilmekte ve tarım sektörü, toplam katma değerin % 2,2’sini üretmektedir.
Tarım sektöründen hizmet sektörüne geçiş yalnızca Türkiye ekonomisinin
yapısını AB ile uyumlu hale getirmekle kalmayacak aynı zamanda, özellikle
hizmet sektöründe, Tek Pazara katılımdan doğan kimi etkiler de yaratacak
ve kayda değer ilave ekonomik büyümeye de yol açacaktır. Bu tür yapısal
değişikliklerin idaresi, özellikle kırsal kesimlerde ekonomik ve sosyal
politika açısından uzun dönemli ve önemli bir sorun olacaktır.
Son döneme kadar Türkiye’deki mali sistem makroekonomik ve yapısal sorunlardan
kaynaklanan güven eksikliğine bağlı olarak kırılgan bir yapıdaydı. Ancak,
2001 yılındaki mali kriz sonrasında izlenen kapsamlı yeniden yapılanma
programı ve uluslararası standartların uygulanması sayesinde bankacılık
sistemi daha sağlam bir zemine oturtulmuştur. Ancak süreç henüz tamamlanmamıştır.
Düzenleyici ve denetleyici standartların daha da güçlendirilmesi ve AB
standartları ile uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. Uluslararası mali
piyasalardan önemli oranda dış borç alan Türkiye ekonomisinin sınır ötesi
finansmanında AB menşeli bankalar en büyük paya sahiptir.
Artan Yatırım Fırsatları
AB ile Türkiye arasındaki sermaye akışı büyük ölçüde serbestleştirilmiştir.
Buna rağmen, bazı sermaye girişleri, özellikle Türkiye’ye AB’den gelen
doğrudan yabancı yatırımlar, son on yıllık dönem boyunca, çok düşük seviyede
kalmıştır ve yabancı yatırımcılar için kullanılmış bir potansiyel bulunduğu
beklentisini arttırmaktadır. 2004 yılında üye olan 10 ülkede yaşanan tecrübe,
AB üyeliği perspektifinin, AB şirketlerinden gelen doğrudan yabancı yatırımları
tetikleyen faktörlerin başında geldiğini göstermektedir. Ancak, durum tam
olarak her yerde aynı değildir. Çünkü, bu ülkelere giden doğrudan yabancı
yatırımların bir kısmının söz konusu ülkelerdeki KİT’lerin özelleştirilmesinden,
müktesebatın uygulanmasından ve AB perspektifi sayesinde yatırımcıların
yeni piyasa imkanlarını keşfetme hususundaki güvenlerinin artmasından kaynaklandığı
göz ardı edilmemelidir. Ayrıca, katılım sonrasında AB Yapısal Fonlar ve
Uyum Fonlarından fiziksel ve beşeri sermayeye yapılan harcamalar özel yatırım
koşullarını iyileştirecektir. Türkiye’ye daha fazla ve gittikçe artan oranda
giren doğrudan yabancı yatırımlar, sermaye birikimini artıracak, aynı zamanda
sermaye stokunu yenileyecek ve büyüme potansiyelinin artmasının temel bileşeni
olan teknoloji transferini mümkün kılacaktır.
İşgücü Göçü
Türk işçilerin AB üye Devletlerine göçü konusunda halihazırda kurulmuş
uzun bir gelenek vardır. Uzun vadede işçilerin serbest dolaşımının önündeki
engellerin kaldırılmasının Türkiye’den AB’ye ilave göç dalgası yaratacağı
tahmin edilmektedir. Ancak, bu aşamada, katılım sonrası olacak bu ilave
göçün yapısı ve düzeyi hakkında tahminde bulunmak oldukça güçtür. Böylesi
bir göç, AB’nin yaşlanan nüfus nedeniyle büyüme potansiyelinin azalması
sorununu hafifletebilecektir. Ancak, göçün büyük çapta ve kontrolsüz olması,
AB işgücü piyasasında sorunlar yaratabilecektir. Göç için genişlemenin
yaratacağı sonuçlara ilişkin yapılan çalışmalar değişiklik arz etmekte
ve kamuoyu araştırmaları, daha önce güneyden kuzeye yaşanmış göçlerden
çıkarımlar, ve geçmiş göç akımlarının ekonometri modelleri ile analizi
(Bak bölüm 3- Kişilerin Serbest Dolaşımı) gibi farklı yöntemlere dayanmaktadır.
İlgili üye devletlere göçün dağılımı ülke ve bölge bakımından düzensizdir.
Göçün GSYİH’ya etkisi göç edenlerin eğitim seviyesine ve AB’deki işgücü
talebine göre değişecektir.
Türkiye’den AB’ye göçün büyüklüğü, yalnızca, Türkiye’nin ulusal gelirinin
AB seviyesine yaklaşmasına değil, aynı zamanda, ülkedeki İstanbul ve Kocaeli
gibi hızlı büyüyen bölgelerin gelişimine de bağlı olacaktır. Ekonomik gelişmenin
önceki aşamalarında, geniş bölgeler geleneksel olarak, daha fazla yatırımdan
ve hızlı büyümeden yararlanmıştır. Kırsal bölgelerden göç eden önemli bir
kesim de eğer ekonomik genişleme yeterli hızla ilerler ve uygun işgücü
politikaları ve iş imkanları ile desteklenirse bu bölgeler onları da sindirebilecektir.
Kültür ve dil konusundaki engellerin, ulusal göçe göre uluslararası göçte
daha yüksek olması nedeniyle, Türkiye’de kırsal kesiminden gelecek göçün
büyük bir kısmı ülke içerisindeki hızlı büyümekte olan bölgelere yönelecektir.
2.3. Ekonomik ve Parasal Birliğe Katılım
Yeni bir üye devlet olarak, Türkiye, katılım sonrasında Ekonomik ve
Parasal Birliğe (EPB) katılacak ancak, Euro’yu hemen kabul etmesi gerekmeyecektir.
Bu nedenle, EPB’nin koşullarına uyum sağlamalı ve Euro alanına tam katılım
için hazırlanmalıdır. Türkiye döviz kuru politikasını ortak çıkar konusu
olarak yönlendirmek zorunda kalabilecektir. Türkiye, ekonomik istikrar
için disiplinli ve sorumlu makroekonomik, hem parasal hem de mali, politikalar
izleyebilmelidir. Türkiye’deki para, ürün ve işgücü piyasalarının düzgün
işlemesi, söz konusu makroekonomik politikaların etkinliğini artıracaktır.
Bu nedenle, Türkiye makroekonomik istikrarı sağlamaya ve ilerlemiş yapısal
reformlara devam etmelidir.
2.4. Değerlendirme
Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliği, ilgili tüm taraflar için ekonomik
zorlukları ve fırsatları beraberinde getirecektir. Türkiye’nin Birliğe
katılımının temel etkileri aşağıda açıklandığı gibi özetlenebilir:
-
Genel olarak, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ekonomileri, yavaş da olsa,
Türkiye’nin katılımından faydalanacaktır. Türkiye’deki ekonomik büyümenin
hızlanması AB-25’in ihracatına olumlu ivme verecektir. Türkiye’deki üyelik
perspektifi sonucunda iyileşen yatırım ortamı sayesinde, AB şirketleri
için yatırım imkanlarının artması beklenmektedir. Türkiye’den gelecek göçten
kaynaklanacak istihdam arzındaki olası artış, daha fazla büyüme sağlanmasına
katkıda bulunabilir. Türkiye’deki bölgelerin AB ortalamasının altında seyreden
düşük gelir düzeyleri dikkate alındığında, Türkiye’nin Birliğe katılımı,
bölgeler arasındaki farklılıkların artmasına neden olacaktır.
-
Türkiye AB’ye katılımından önemli ölçüde yararlanacaktır. Artan ticaret,
yükselen doğrudan yabancı sermayeden kaynaklanan yatırım artışı, üretimin
sektörel yapısının değişmesinden kaynaklanan verimlilik artışı ve rekabetçi
AB İç Pazarı ortamına uyumlu yapısal reformların uygulanmasıyla Birliğe
katılım Türkiye’nin büyümesini önemli ölçüde hızlandıracaktır. Büyümenin
artmasıyla ekonomik kalkınma ivme kazanacak olmasına rağmen, Türkiye’deki
gelir seviyesinin AB’nin seviyesine ulaşması uzun bir süre alacaktır.
-
Türkiye’nin Birliğe katılımdan tam anlamıyla yararlanabilmesi için makroekonomik
ve mali istikrarın sağlanması ve fiziksel ve beşeri sermayede yapılacak
uygun artırımlarla üretim kapasitesinin yükseltilmesi gerekmektedir. Kamu
maliyesinin etkili bir şekilde idaresi, mali sektörün gelişiminin ve istikrarının
sürdürülmesi, eğitim seviyesinin yükseltilmesi için çabaların ve mali kaynakların
artırılması, daha fazla doğrudan yabancı yatırım çekilebilmesi için ise
yapısal reformların sürdürülmesi gerekmektedir.
[1] 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı, 13 Şubat 1996 tarihli Avrupa
Topluluğu Resmi Gazetesi L 35
|