Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ETKİ RAPORU (İçindekiler)
TAVSİYE KARARI (Özet) (6.10.2004)
TAVSİYE KARARI (Tam Metin) (6.10.2004)
HÜKÜMET AÇIKLAMASI (6.10.2004)
MGK BİLDİRİSİ (Ekim 2004)
AB ANA SAYFA
TAVSİYE BELGESİ (İng)
İLERLEME RAPORU (İng)
ETKİ RAPORU (İng)

AB KOMİSYONU TÜRKİYE RAPORU...
Etki Raporu (3)
6 Ekim 2004
Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye’nin Birliğe üyeliğinin yaratabileceği etkilere ilişkin "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi" de 6 Ekim 2004'de açıklandı.
 
Etki Raporu'nun "Ekonomik Boyut" bölümü...
 
AB Komisyonu'nun "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi"nin "EKONOMİK BOYUT" bölümü şöyle:

2. EKONOMİK BOYUT

Bu bölüm Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin ekonomik etkileri üzerine odaklanmıştır. Avrupa Birliği ile Türkiye arasında oluşturulan Gümrük Birliği çerçevesinde bütünleşmenin bazı ekonomik etkileri şu an için ortaya çıkmıştır. Ancak, Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılımı, Türkiye’deki ekonomik büyümeyi ve zenginliği artıracak aynı zamanda AB üyesi ülkeleri de, daha az bir seviyede de olsa, olumlu etkileyecektir.

Bu bölümün amacı Türkiye’nin katılımının niteliksel ve bir ölçüde de olsa, niceliksel etkilerinin ve aynı zamanda çeşitli kanallar vasıtasıyla üyeliğin AB ekonomisine olabilecek etkilerinin değerlendirmesini sağlamaktır. Bu durum, Türkiye ile AB arasında dört temel özgürlüğün (malların, işgücünün, hizmetlerin ve sermayenin) büyük olasılıkla geçici tedbirler ve özel düzenlemeler göz önüne alınarak tamamıyla kurulduğunu kabul etmektedir. Türkiye Ekonomik ve Parasal Birlik de dahil olmak üzere bütün AB müktesebatı ile uyum sağlamak ve AB bütçesi içerisinde yer almak duurmunda olacaktır, ancak bu unsurların çoğu çalışmanın diğer bölümlerinde daha detaylı olarak incelenecektir.

2.1. Türkiye Ekonomisinin Temel Özellikleri

Türkiye düşük orta gelir grubunda yer alan bir ülke olarak değerlendirilmektedir. AB ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin kişi başına milli geliri oldukça düşük seviyelerdedir. 2003 yılında Türkiye’nin satın alma gücü standardına göre hesaplanan kişi başına düşen GSYİH’si AB-25 ortalamasının ancak %28,5’i kadardır. Bu rakam Bulgaristan ve Romanya ile yakın seviyelerdedir. 2003 yılı cari fiyatlarla ölçülen GSYİH’si ise AB-25’in toplam GSYİH’sinin %2’si, yeni üye ülkelerin ise yaklaşık yarısıdır.

Türkiye’nin 70 milyonluk nüfusu ile on yeni üyenin toplam nüfusuna büyük ölçüde yakın ve AB- 25’in toplam nüfusunun %15,5’i kadardır. Türkiye’deki demografik eğilim Avrupa Birliğinden farklıdır. Türkiye’de nüfus ortalama %1,8 oranında artarken AB-25 için bu oran %0,2’dir. Ancak, nüfus artış oranlarının düşüş eğiliminde olması uzun vadede Türkiye’nin AB ülkelerinin mevcut durumda karşı karşıya olduğu yaşlanan nüfus sorununu yaşamasına yol açacaktır.

Türkiye’de toplam nüfusun üçte ikisi İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer büyük şehirlerde yaşamaktadır. Toplam katma değerin % 80’i bu şehirlerde yaratılmaktadır. İstanbul ve diğer büyük şehirler kırsal bölgelerden önemli ölçüde göç almaktadırlar. Türkiye önemli ölçüde bölgesel farklılıkların bulunduğu bir ülkedir. En zengin bölgeler ülkenin batı kesimlerinde yer alırken en yoksul bölgeler doğu kesimindedir. En zengin bölge olan Kocaeli, aynı zamanda önemli bir endüstriyel bölgedir, kişi başına düşen GSYİH, ülke ortalamasından % 90 oranında bir fazlalık gösterirken (AB-25 ortalamasının % 46’sı), en yoksul bölgeler olan Ağrı ve Van’da kişi başına düşen GSYİH ülke ortalamasının üçte biri kadardır (AB-25 ortalamasının % 8’i).

Gelir dağılımındaki farklılıklar, bölgelerin sektörel yapısını yansıtmaktadır. Zengin bölgelerde üretim ve istihdam büyük oranda imalat ve hizmet sektöründe toplanırken, diğer bölgelerin çoğunda tarım en önemli gelir ve istihdam kaynağıdır.

Avrupa ülkelerinden işgücü talebi doğrultusunda, 1960’ların ilk yarısından itibaren Türkiye’de önemli oranda yurtdışına göç yaşanmıştır. 1980’lerin başlarından itibaren Türkiye’den yurtdışına net göç akımı yılda 40 000-60 000 civarında olup, mevcut işgücünün % 0,2’sine karşılık gelmektedir. 2002 yılı rakamlarıyla AB-15’de resmi olarak kayıtlı 3 milyon Türk vatandaşı bulunmaktadır.

Geçtiğimiz yıllarda ülkede önemli oranda makroekonomik ve mali krizler meydana gelmiştir. 1994 yılında, 1999 yılı sonunda ve 2001 yılı başında meydana gelenler son dönemde olanlardır. Geçmişte meydana gelen makroekonomik ve mali krizler ekonomik faaliyetlerin istikrarsız bir seyir izlemesine neden olmuş ve büyümeyi engellemiştir. 2001 yılından bu yana ekonominin istikrara kavuşması ve geçmiş yıllarda kriz yaratan faktörlerin ortadan kaldırılması hususunda önemli ilerleme kaydedilmiştir. Olumlu gelişmeler yüksek orandaki ekonomik büyüme ve enflasyondaki düşüşe yansımıştır. Ancak, ekonomiyi istikrara kavuşturma süreci henüz tamamlanmamıştır. Artan dış açık gibi önemli sorunlar çözüm beklemektedir. Yapısal reformların sürdürülmesi, Türkiye ekonomisinin krizden kurtulmasını sağlamakla kalmayacak, büyüme potansiyelini de artıracaktır.

2.2. Daha Derin Bir Ekonomik Entegrasyonun Etkileri

Türkiye’nin nüfusu oldukça yüksek olmasına rağmen, GSYİH’sı AB-25’in GSYİH’nın % 2’sinden biraz yüksektir. Dolayısıyla, Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyeliğinin ekonomik etkileri asimetrik olacaktır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye tam üyelikten önemli ölçüde yararlanırken AB ekonomisi üzerindeki etkisi sınırlı olacaktır. Türkiye’nin üyeliğinin AB’ye etkileri Türkiye ekonomisinin üyelik için yürüteceği hazırlıklar ile başa çıkabilme kabiliyetine önemli oranda bağlı olacaktır.

Mal ve Hizmet Ticaretinin Artması
Türkiye’nin üyeliği sanayi ürünlerinde tarifelerin ve miktar kısıtlamalarının karşılıklı olarak kaldırılmasını sağlayan 1995 yılında oluşturulmuş Gümrük Birliğinin [1] tamamlayıcısı olacaktır. Türkiye’nin tam üyeliği ile birlikte halihazırda Gümrük Birliği kapsamında olmayan (tarım gibi) alanlarda tarifelerin kaldırılması ve aynı zamanda ilgili müktesebatın uygulanması sonucunda tarife dışı engellerin azaltılması ile ticari entegrasyon daha da artacaktır.

Temel olarak Gümrük Birliği ile ticarette sağlanan serbestleşme Türkiye’nin AB ile olan ticari ilişkilerini önemli ölçüde artırmıştır. Ancak, halen bazı alanlarda, tarım ürünlerinde olduğu gibi, karşılıklı ticarette sınırlamalar bulunmaktadır. Mal ticaretine bakıldığında, 2003 yılında Türkiye ihracatının %58’ini ithalatının ise %52’sini AB-25 ile gerçekleştirmiştir. Öte yandan Türkiye’nin AB’nin dış ticaretinde payı oldukça düşüktür. 2003 yılında Türkiye’nin AB’nin üçüncü ülkelerden ithalatındaki payı % 2,5, üçüncü ülkelere ihracatındaki payı ise % 3 olarak gerçekleşmiştir.

Türkiye’nin Avrupa Birliğine olan ihracatında yüksek katma değeri olan ürünlerin ve daha teknoloji ağırlıklı ürünlerin payı giderek artmaktadır. Özellikle mal ticaretinde makinelerin ve yol araçlarının payı son yıllarda giderek artış göstermiş ve 1998 yılında % 19 iken 2003 yılında % 29’a yükselmiştir. Buna rağmen Türkiye’nin AB’ye yaptığı ihracatın % 40’a varan bölümünü (2003 verileriyle) tekstil ürünleri oluşturmaktadır. Bu oran AB’nin toplam tekstil ithalatının % 13’üdür.

Son yıllarda Türkiye’nin ticaretinde Orta Doğudan Avrupa Birliğine doğru önemli ölçüde bir sapma olduğu görülmektedir. Bu durum büyük ölçüde AB ile Türkiye arasında ticari alanda sağlanan serbestleşme sonucu ortaya çıkmıştır. Serbestleşmenin Gümrük Birliğinin kapsamadığı alanlardı da kapsayacak şekilde geliştirilmesi iki taraf arasındaki ticaretin artmasına katkı sağlayacaktır. Ayrıca, sınır kontrollerinin ve diğer teknik ticari engellerin kaldırılmasının düşük ölçüde de olsa ticaret yaratıcı etkisi olacaktır.

Tek Pazara Entegrasyon
Türkiye’nin pazarının büyüklüğü göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin Tek Pazar’a katılımı mevcut üye ülkelerde talebin artmasıyla sonuçlanacaktır. Bu durum, özellikle Türkiye’de verimlilik artışına ve hizmet sektörü başta olmak üzere pek çok alanda fiyatlarda düşüşe neden olacaktır. Verimliliğin artması ve fiyat rekabeti Türkiye’nin GSYİH’sinin önemli ölçüde artmasını sağlayabilecektir.

İstihdamın ve katma değerin tarım sektöründen hizmet sektörüne yönelişinin sürmesi ve bunun verimlilik artışına neden olması beklenmektedir. 2003 yılında Türkiye’deki işgücünün yaklaşık üçte birinin tarım sektöründe istihdam edilmesine rağmen, gerçekleştirilen üretimin GSYİH içerisindeki payı % 12,2’dir. AB-25’te ise toplam işgücünün % 5’i tarım sektöründe istihdam edilmekte ve tarım sektörü, toplam katma değerin % 2,2’sini üretmektedir. Tarım sektöründen hizmet sektörüne geçiş yalnızca Türkiye ekonomisinin yapısını AB ile uyumlu hale getirmekle kalmayacak aynı zamanda, özellikle hizmet sektöründe, Tek Pazara katılımdan doğan kimi etkiler de yaratacak ve kayda değer ilave ekonomik büyümeye de yol açacaktır. Bu tür yapısal değişikliklerin idaresi, özellikle kırsal kesimlerde ekonomik ve sosyal politika açısından uzun dönemli ve önemli bir sorun olacaktır.

Son döneme kadar Türkiye’deki mali sistem makroekonomik ve yapısal sorunlardan kaynaklanan güven eksikliğine bağlı olarak kırılgan bir yapıdaydı. Ancak, 2001 yılındaki mali kriz sonrasında izlenen kapsamlı yeniden yapılanma programı ve uluslararası standartların uygulanması sayesinde bankacılık sistemi daha sağlam bir zemine oturtulmuştur. Ancak süreç henüz tamamlanmamıştır. Düzenleyici ve denetleyici standartların daha da güçlendirilmesi ve AB standartları ile uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. Uluslararası mali piyasalardan önemli oranda dış borç alan Türkiye ekonomisinin sınır ötesi finansmanında AB menşeli bankalar en büyük paya sahiptir.

Artan Yatırım Fırsatları
AB ile Türkiye arasındaki sermaye akışı büyük ölçüde serbestleştirilmiştir. Buna rağmen, bazı sermaye girişleri, özellikle Türkiye’ye AB’den gelen doğrudan yabancı yatırımlar, son on yıllık dönem boyunca, çok düşük seviyede kalmıştır ve yabancı yatırımcılar için kullanılmış bir potansiyel bulunduğu beklentisini arttırmaktadır. 2004 yılında üye olan 10 ülkede yaşanan tecrübe, AB üyeliği perspektifinin, AB şirketlerinden gelen doğrudan yabancı yatırımları tetikleyen faktörlerin başında geldiğini göstermektedir. Ancak, durum tam olarak her yerde aynı değildir. Çünkü, bu ülkelere giden doğrudan yabancı yatırımların bir kısmının söz konusu ülkelerdeki KİT’lerin özelleştirilmesinden, müktesebatın uygulanmasından ve AB perspektifi sayesinde yatırımcıların yeni piyasa imkanlarını keşfetme hususundaki güvenlerinin artmasından kaynaklandığı göz ardı edilmemelidir. Ayrıca, katılım sonrasında AB Yapısal Fonlar ve Uyum Fonlarından fiziksel ve beşeri sermayeye yapılan harcamalar özel yatırım koşullarını iyileştirecektir. Türkiye’ye daha fazla ve gittikçe artan oranda giren doğrudan yabancı yatırımlar, sermaye birikimini artıracak, aynı zamanda sermaye stokunu yenileyecek ve büyüme potansiyelinin artmasının temel bileşeni olan teknoloji transferini mümkün kılacaktır.
İşgücü Göçü
Türk işçilerin AB üye Devletlerine göçü konusunda halihazırda kurulmuş uzun bir gelenek vardır. Uzun vadede işçilerin serbest dolaşımının önündeki engellerin kaldırılmasının Türkiye’den AB’ye ilave göç dalgası yaratacağı tahmin edilmektedir. Ancak, bu aşamada, katılım sonrası olacak bu ilave göçün yapısı ve düzeyi hakkında tahminde bulunmak oldukça güçtür. Böylesi bir göç, AB’nin yaşlanan nüfus nedeniyle büyüme potansiyelinin azalması sorununu hafifletebilecektir. Ancak, göçün büyük çapta ve kontrolsüz olması, AB işgücü piyasasında sorunlar yaratabilecektir. Göç için genişlemenin yaratacağı sonuçlara ilişkin yapılan çalışmalar değişiklik arz etmekte ve kamuoyu araştırmaları, daha önce güneyden kuzeye yaşanmış göçlerden çıkarımlar, ve geçmiş göç akımlarının ekonometri modelleri ile analizi (Bak bölüm 3- Kişilerin Serbest Dolaşımı) gibi farklı yöntemlere dayanmaktadır. İlgili üye devletlere göçün dağılımı ülke ve bölge bakımından düzensizdir. Göçün GSYİH’ya etkisi göç edenlerin eğitim seviyesine ve AB’deki işgücü talebine göre değişecektir.

Türkiye’den AB’ye göçün büyüklüğü, yalnızca, Türkiye’nin ulusal gelirinin AB seviyesine yaklaşmasına değil, aynı zamanda, ülkedeki İstanbul ve Kocaeli gibi hızlı büyüyen bölgelerin gelişimine de bağlı olacaktır. Ekonomik gelişmenin önceki aşamalarında, geniş bölgeler geleneksel olarak, daha fazla yatırımdan ve hızlı büyümeden yararlanmıştır. Kırsal bölgelerden göç eden önemli bir kesim de eğer ekonomik genişleme yeterli hızla ilerler ve uygun işgücü politikaları ve iş imkanları ile desteklenirse bu bölgeler onları da sindirebilecektir. Kültür ve dil konusundaki engellerin, ulusal göçe göre uluslararası göçte daha yüksek olması nedeniyle, Türkiye’de kırsal kesiminden gelecek göçün büyük bir kısmı ülke içerisindeki hızlı büyümekte olan bölgelere yönelecektir.

2.3. Ekonomik ve Parasal Birliğe Katılım

Yeni bir üye devlet olarak, Türkiye, katılım sonrasında Ekonomik ve Parasal Birliğe (EPB) katılacak ancak, Euro’yu hemen kabul etmesi gerekmeyecektir. Bu nedenle, EPB’nin koşullarına uyum sağlamalı ve Euro alanına tam katılım için hazırlanmalıdır. Türkiye döviz kuru politikasını ortak çıkar konusu olarak yönlendirmek zorunda kalabilecektir. Türkiye, ekonomik istikrar için disiplinli ve sorumlu makroekonomik, hem parasal hem de mali, politikalar izleyebilmelidir. Türkiye’deki para, ürün ve işgücü piyasalarının düzgün işlemesi, söz konusu makroekonomik politikaların etkinliğini artıracaktır. Bu nedenle, Türkiye makroekonomik istikrarı sağlamaya ve ilerlemiş yapısal reformlara devam etmelidir.

2.4. Değerlendirme

Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliği, ilgili tüm taraflar için ekonomik zorlukları ve fırsatları beraberinde getirecektir. Türkiye’nin Birliğe katılımının temel etkileri aşağıda açıklandığı gibi özetlenebilir:

  • Genel olarak, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ekonomileri, yavaş da olsa, Türkiye’nin katılımından faydalanacaktır. Türkiye’deki ekonomik büyümenin hızlanması AB-25’in ihracatına olumlu ivme verecektir. Türkiye’deki üyelik perspektifi sonucunda iyileşen yatırım ortamı sayesinde, AB şirketleri için yatırım imkanlarının artması beklenmektedir. Türkiye’den gelecek göçten kaynaklanacak istihdam arzındaki olası artış, daha fazla büyüme sağlanmasına katkıda bulunabilir. Türkiye’deki bölgelerin AB ortalamasının altında seyreden düşük gelir düzeyleri dikkate alındığında, Türkiye’nin Birliğe katılımı, bölgeler arasındaki farklılıkların artmasına neden olacaktır.
  • Türkiye AB’ye katılımından önemli ölçüde yararlanacaktır. Artan ticaret, yükselen doğrudan yabancı sermayeden kaynaklanan yatırım artışı, üretimin sektörel yapısının değişmesinden kaynaklanan verimlilik artışı ve rekabetçi AB İç Pazarı ortamına uyumlu yapısal reformların uygulanmasıyla Birliğe katılım Türkiye’nin büyümesini önemli ölçüde hızlandıracaktır. Büyümenin artmasıyla ekonomik kalkınma ivme kazanacak olmasına rağmen, Türkiye’deki gelir seviyesinin AB’nin seviyesine ulaşması uzun bir süre alacaktır.
  • Türkiye’nin Birliğe katılımdan tam anlamıyla yararlanabilmesi için makroekonomik ve mali istikrarın sağlanması ve fiziksel ve beşeri sermayede yapılacak uygun artırımlarla üretim kapasitesinin yükseltilmesi gerekmektedir. Kamu maliyesinin etkili bir şekilde idaresi, mali sektörün gelişiminin ve istikrarının sürdürülmesi, eğitim seviyesinin yükseltilmesi için çabaların ve mali kaynakların artırılması, daha fazla doğrudan yabancı yatırım çekilebilmesi için ise yapısal reformların sürdürülmesi gerekmektedir.


[1] 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı, 13 Şubat 1996 tarihli Avrupa Topluluğu Resmi Gazetesi L 35
 

Önceki Sayfa   Sonraki Sayfa



(4 KASIM 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.