Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ETKİ RAPORU (İçindekiler)
TAVSİYE KARARI (Özet) (6.10.2004)
TAVSİYE KARARI (Tam Metin) (6.10.2004)
HÜKÜMET AÇIKLAMASI (6.10.2004)
MGK BİLDİRİSİ (Ekim 2004)
AB ANA SAYFA
TAVSİYE BELGESİ (İng)
İLERLEME RAPORU (İng)
ETKİ RAPORU (İng)

AB KOMİSYONU TÜRKİYE RAPORU...
Etki Raporu (4)
6 Ekim 2004
Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye’nin Birliğe üyeliğinin yaratabileceği etkilere ilişkin "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi" de 6 Ekim 2004'de açıklandı.
 
Etki Raporu'nun "İç Pazar ve İlgili Politikalar" bölümü...
 
AB Komisyonu'nun "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi"nin "İÇ PAZAR VE İLGİLİ POLİTİKALAR" bölümü şöyle:

3. İÇ PAZAR VE İLGİLİ POLİTİKALAR

1963 tarihli Ortaklık Anlaşması (Ankara Anlaşması) [2] çerçevesindeki Türkiye-AT Gümrük Birliği, özellikle sanayi malları bakımından olmak üzere, Türkiye’nin bir ölçüde iç pazara dahil olmasına imkan tanımaktadır. Gümrük Birliği kapsamında Türkiye, sanayi mallarının serbest dolaşımı, fikri ve sınai mülkiyet hakları, rekabet politikası (devlet yardımlarının denetimi ve antitröst) alanlarındaki mevzuat ta dahil olmak üzere iç pazar müktesebatının bir bölümüne uyum sağlamayı ve ortak gümrük tarifesini üstlenmeyi taahhüt etmiştir. Kamu alımları, hizmetler ve yerleşme halihazırda Gümrük Birliği kapsamında yer almamaktadır; ancak, pazara girişin serbestleştirilmesi için ikili bir anlaşma yapılmasına yönelik müzakereler 2000 yılından beri devam etmektedir. İşçilerin serbest dolaşımı, yerleşme serbestisi ve hizmet sunumu serbestisi Ankara Anlaşmasının hedefleri olarak beyan edilmiştir; ancak sadece işçilerin serbest dolaşımı kısmen uygulanmıştır.

Sermayenin serbest dolaşımı ve iç pazarla ilgili geniş kapsamlı diğer politikalar da bu bölümde yer almaktadır.

3.1. Malların Serbest Dolaşımı

Gümrük Birliğinde, bazı çelik ürünleri hariç olmak kaydıyla, tüm sanayi mallarını kapsayacak şekilde Türkiye ile AB arasında malların serbest dolaşımı öngörülmektedir. Söz konusu çelik ürünleri AKÇT [3] tarafından yapılan bir antlaşma kapsamında bulunmaktadır. AB Türkiye için başlıca ticaret ortağıdır ve son genişleme ile birlikte, Türkiye AB’nin 6’ıncı en büyük müşterisi ve 7’inci büyük tedarikçisi olmuştur. Ortalama olarak, AB ile ticaret Türkiye’nin ithalat ve ihracatının yarısından fazlasını oluşturmaktadır.

Uygulamada halen, bir kısmı Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamındaki yükümlülüklerine uymamasından kaynaklanan, ticarette bazı engeller bulunmaktadır. Söz konusu güçlükler dış ticarette farklı kuralların olması, standardizasyon, ithalat lisansları ve teknik engellerin yanı sıra fikri mülkiyet hakları, gıda güvenliği ve kamu alımları ile ilgilidir. Kamu alımlarına ilişkin olarak akılda tutulmalıdır ki, bu sektörün Gümrük Birliğine dahil edilebilmesi için müktesebata uyum şarttır ve her halükarda yapısal fonlara erişim sağlanması için bir gerekliliktir. Gıda güvenliği alanında, müktesebata kademeli uyumun sürdürülmesi, AB ilkelerine uyum sağlanması ve uygun kurumsal yapıların oluşturulması için büyük gayret sarf edilmesi gerekecektir.

Türkiye, kendisinin iç pazarla bütünleşmesine imkan sağlayacak olan Gümrük Birliğinden kaynaklanan mevcut yükümlülüklerini yerine getirmeleridir.

3.2. Hizmet Sunma Serbestisi

Mali sektör halihazırda gelişmiş değildir ve Türk mevzuatının müktesebatla tam uyumu için daha fazla gayret sarf edilmesi gereklidir. Aynı zamanda, Türk mali sektörünün sürdürülebilir entegrasyonun yasal ve denetleyici çerçevenin güçlendirilmesinin yanında, büyük ölçüde makro ekonomik istikrarın sağlanmasına bağlı olduğu bilinmelidir. Türk mali sektörünün Tek Pazarın etkisine hazırlanması için kapsamlı çalışmalar gereklidir. İddialı reformlar orta vadede sürdürülebildiği takdirde, potansiyel olarak geniş ve hızlı büyüyen bir bankacılık, sigortacılık ve yatırım pazarına erişim sağlanacağından, Türkiye’nin katılımının Tek Pazar üzerinde olumlu bir etkisi olabilir.

Mali olmayan hizmetler alanında, yerleşme hakkını da kapsayacak şekilde, diğer AB ülkelerinden gelen ekonomik aktörlerin katılımın tüm imkanlarından faydalanmalarını sağlamak üzere, Türkiye’nin müktesebatla uyum için kapsamlı çalışmalar yürütmesi gerekecektir. Bu hizmetlerin Üye Devletlerin kendi vatandaşları için koyduklarıyla aynı şartlar altında sağlanması gerekecekse de, bu alanın işgücü piyasası üzerinde etkileri olabilir. Türkiye, hızla büyüyen ve GSYİH içindeki payı katılıma kadar artması beklenen turizm sektöründe de önemli bir hizmet sunucudur. Türkiye’nin katılımı bu sektördeki AB düzeyinde artan rekabete de katkı sağlayacaktır.

3.3. Kişilerin Serbest Dolaşımı

1960’lı yıllarda Avrupa’daki bazı ülkelerin aktif bir şekilde işçi alımına başlamalarıyla birlikte Türkiye’den bu ülkelere yoğun bir göç oluştu. 1960’ların ilk yarısında, sene başına yaklaşık 80.000 göçmen ya da Türk işgücünün yaklaşık 0.5%’i kadar bir miktarla, söz konusu göç en yüksek seviyesine ulaştı. 1970’lerin ikinci yarısında Avrupa’da işçi taleplerinin azalması ve istihdamda yasal göç kanallarının kapatılması ile ilk göç dalgası sona ermiştir. 1980’lerden itibaren,çoğunlukla göç yüzünden parçalanmış ailelerin yeniden birleşmeleri nedeniyle, sene başına 40.000-60.000 kişinin söz konusu olduğu ve şu anki işgücünün 0.2%’sini oluşturan bir göç daha gerçekleşmiştir. 2002 yılı itibariyle, 15 üyeli AB’de yaklaşık 3 milyon resmi kayıtlı Türk vatandaşı bulunmaktadır. Söz konusu göçü en fazla alan ülkeler Almanya (söz konusu göçmen işçilerin 77.8%’i ya da 2.3 milyon kişi), Fransa (7.9% ya da 230.000 kişi), Avusturya (4.7% ya da 135.000 kişi) ve Hollanda’dır (4.4% ya da 128.000 kişi).

Türk vatandaşları AB içindeki üçüncü ülke vatandaşları arasındaki en büyük grubu oluşturmaktadırlar (tüm üçüncü ülke vatandaşlarının yaklaşık 25%’i). Türkiye’den gelen göçmen işçiler artık yerleşmiş bir olgudur ve ev sahibi ülkelerde Türk vatandaşlarının ikinci ya da üçüncü kuşakları yaşamaktadırlar, yine de entegrasyon konusunda yaşanan bazı zorlukların ele alınması gerekmektedir.

Türk işçilerinin Topluluk hukuku bakımından statüleri AB vatandaşları ile üçüncü ülke vatandaşları arasında bir yerdedir. Bu statü büyük ölçüde, AT ile Türkiye arasındaki 1963 tarihli Ortaklık Anlaşmasını müteakip AT-Türkiye Ortaklık Konseyi tarafından alınan kararlar ve bu kararlara ilişkin Adalet Divanı yorumları tarafından belirlenmiştir. Anlaşma, tarafların kademeli olarak işçilerin serbest dolaşımını sağlamasını öngörürken, Anlaşmanın ilgili hükümleri doğrudan etkiye sahip değildir. Şimdiye kadar, Ortaklık Konseyi serbest dolaşım için gerekli bütün tedbirleri almış değildir. Bunun sonucunda, Türk vatandaşları bir Üye Ülkeye serbestçe yerleşme hakkına ya da çalışmak için Üye Ülkeler arasında dolaşım hakkına sahip değildir. [4] Ancak, Türk işçiler belli bir Üye Ülkeye kabul edildikten sonra 1/80 sayılı Karar kapsamında bu ülkede pek çok haktan faydalanabilmektedirler. [5]

AB ülkelerine göçte büyük çaplı ve kontrol dışı bir artışın, bazı üye ülkelerin iş piyasalarında ciddi sıkıntı yaratacağına ilişkin öngörüler vardır. Bazı araştırmalar, gelecekte Türkiye’den AB’ye olası bir göç hareketinin olacağını tahmin etmektedir. Tahminlerin çoğu önümüzdeki on yıla ilişkindir (2013 yılına kadar) ve katılım öncesi dönemdeki mevcut eğilimlere ve faktörlere dayanmaktadır. Uzun vadedeki (2025/2030 yılına kadar) etkilere ilişkin çalışmalar temel olarak, beklenen gelir farklılıklarına dayanmaktadır ve farklı tahminler vermektedir (bu tahminler 500 bin ila 4 milyon arasında değişen potansiyel Türk göçmenine işaret etmektedir). [6] Diğer araştırmalar, göçe ilişkin üyelikten bağımsız baskıların görece istikrarını vurgulamakta ya da ilk göç hareketlerinin daha sonra tersine döndüğü İspanya ve Portekiz örneklerinin altını çizmektedir. Türk işçilerinin Avrupa ülkelerine daha önce yerleşmiş akrabalarının bulunduğu yerlere göç etme eğilimi göz önüne alındığında Almanya, Avusturya, Hollanda ve Fransa’nın büyük bir olasılıkla en fazla göç alacak ülkeler olacağı tahmin edilmektedir.

Ekonomik kalkınma ve istihdam gibi genel şartlara ek olarak, göç hareketleri Türkiye ile göç alacak ülke arasındaki maaş farklılıklarından ve aynı zamanda Türkiye’deki iş piyasalarının durumundan etkilenmektedir. Bu bağlamda, Türkiye’nin genç nüfusunu iş piyasalarına entegre edecek uygun politikalar hayata geçirilirse Türkiye’nin göç verme potansiyelinin azalacağı düşünülmektedir. Özellikle sosyal politika, istihdam, sağlık ve eğitim alanlarında gerçekleştirilecek sürdürülebilir ilerlemeler, göçe yönelik baskıları azaltabilir.

Demografik gelişmeler konusunda ise, nüfus artışının ve doğum oranının azalmakta olduğu görülmektedir ve 2010-2015 yılları arasında nüfus artışının %1.05’e ve kadın başına düşen çocuk sayısının ikiye ineceği tahmin edilmektedir. (BM Dünya Nüfus Tahminleri, 2002)

3.4. Sermayenin Serbest Dolaşımı

AB, sermaye hareketleri konusunda Türkiye’ye bir kısıtlama öngörmemektedir. Antlaşma, sermaye hareketlerindeki kısıtlamaların kaldırılmasını üçüncü ülkeleri de kapsayacak şekilde genişletmiştir. Kalan kısıtlamaların bazıları, Türkiye’ye doğrudan yabancı yatırım şeklinde gelen sermayeye ilişkindir. Türkiye’nin AB’ye katılım süreci bu son engelleri de kaldıracak ve yatırımcıların güvenini artıracaktır. Katılım sürecinin kendisi, AB’ye üye diğer devletler kaynaklı doğrudan yabancı yatırımların önemli ölçüde artmasını, sermayenin serbest dolaşımının iyileşmesini ve Türkiye ekonomisinin güçlenmesini sağlayacaktır.

Sermaye çıkışına ilişkin olarak, sermaye hareketlerinin tam serbestleşmesi için sağlam bir mali sistem, dengeli bir ekonomi ve sürdürülebilir bir dış mali pozisyon gereklidir. Türkiye’de, kısmen IMF rehberliğinde, önemli reform adımları atılmış ve Türkiye ekonomisinin güçlendirilmiş yapısının artırılması daha da fazla istikrar sağlayacaktır. İleride bir mali kriz yaşanması durumunda, Antlaşma, iç pazarın genel işleyişini etkilemeden yeterli koruma öngören koruyucu mekanizmalar (örn. ödemeler dengesi yardımı) ve geçici koruma önlemleri öngörmektedir. Türkiye’deki mali sektörlerin küçüklüğü göz önüne alındığında, böyle bir krizin AB’nin geri kalanı üzerine etkisi de telafi edilebilir olacaktır.

Türkiye kara para aklanması ile gerektiği şekilde mücadele edemediğinden, sermaye hareketlerinin tam serbestleştirilmesi AB’nin geri kalanına risk oluşturacaktır. Türkiye’deki mevcut yolsuzluk seviyesi ve kara para aklamayla mücadele rejiminin etkinliğinin düşük seviyesi (ceza kovuşturması ve mahkumiyet bakımından) göz önüne alınarak Türkiye’nin katılımının AB genelinde mali suçla mücadele üzerinde olumsuz etki yaratmaması için, önemli adımların atılması gereklidir. Katılım öncesi dönem, Türk kanun yapıcı otoritelerin idari kapasitelerinin güçlendirilmesi; Türkiye’de kara para ile mücadele eden kurumlar arasındaki ortak faaliyetlerin teşvik edilmesi; ve AB’deki tarafları ile işbirliğinin geliştirilmesi ve böylece, ortak tehditler karşında bütün tarafların birlikte çalışabilme kabiliyetlerinin artırılması sağlanmalıdır.

3.5. Ortak Ticaret Politikası

Türkiye, sanayi ürünleri alanında Topluluğun dış ticaret önlemlerine kısmen uyumludur. Türkiye’nin Gümrük Kanunu ise Topluluğun Gümrük Koduna büyük ölçüde uyumludur. Türkiye, ayrıca, AB’den yapılan sanayi ürünleri ithalatına uygulanan vergi ve miktar kısıtlamalarının tamamını kaldırmıştır. Katılım birlikte Türkiye, Ortak Ticaret Politikasına tamamen uymak durumunda kalacaktır.

Türkiye’nin AB Ortak Ticaret Politikasına tam uyum sağlayamamış olması, kısmen, bazı ülkelerle serbest ticaret anlaşması yapmada karşılaşılan güçlüklerden kaynaklanmaktadır. Ayrıca, son zamanlardaki gelişmelere rağmen, Topluluğun Genelleştirilmiş Tercihler Sistemine tam uyum hala sağlanamamıştır.

Ticari korunma araçları, gümrük birliğinin tarafları arasında halihazırda kullanılabilmektedir. Türkiye’nin katılımı iki temel sonucu beraberinde getirecektir. Birincisi, tek pazar içinde hiçbir ticari önlem alınamayacaktır. İkincisi ise, üçüncü ülkelere uygulanan Türk ticaret önlemleri sona ererken, Türk sanayisi, genişlemiş Topluluk bölgesine uygulanacak olan Avrupa Birliği ticari savunma mevzuatının uygulanmasından yararlanacaktır.

Türkiye, DTÖ çerçevesinde hala “gelişmekte olan ülke” statüsünü sürdürmektedir ve Doha Kalkınma Gündemi müzakerelerinde, zaman zaman AB pozisyonlarına açık bir tezat oluşturacak şekilde, bazı gelişmekte olan ülke pozisyonlarını desteklemiştir. Türkiye’nin büyük bir “gelişmekte olan ülke” olma statüsü, AB’nin, özellikle ticaretle ilgili konulardaki kalkınma politikalarını ciddi bir biçimde etkileyebilir. Türkiye’nin bu alanlarda Avrupa Birliği ile karşılaştırıldığında ayrılan çıkarları, karar alma sürecini daha da karmaşık hale getirebilir.

3.6. Rekabet Politikası

AT rekabet politikası, iç pazarın işleyişinin temel taşlarındandır. Rekabet kuralları geniş bir ekonomik alanda tek bir çerçeve altında doğrudan ve yeknesak uygulamaya tabidir. Bu nedenle, Türkiye’nin üyeliğinin iç pazarın işleyişini bozmaması çok önemlidir. Türkiye’deki ekonomik aktörlerin, rekabet kurallarının tamamen ve doğrudan uygulanmasının yaratacağı rekabetçi baskılara dayanabilmesi de aynı derecede önemli başka bir husustur. Türkiye, rekabet rejimini bir an önce uyumlaştırmaya, diğer bir ifadeyle ilgili yasal çerçeveyi, yeterli idari kapasiteyi ve güvenilir bir uygulama kaydını oluşturmaya, öncelik vermelidir.

Türkiye’nin anti-tröst mevzuatı, AT-Türkiye Gümrük Birliğinin gerektirdiği şekilde, Topluluk kurallarına büyük ölçüde uygundur. Türkiye, rekabet kurallarının uygulanması için işlevsel olarak bağımsız ve gerekli idari yapıya sahip olan bir kurum oluşturmuştur. Bu kurumun idari kapasitesi ve uygulama kaydı, müzakereler sırasında dikkatlice değerlendirilmelidir.

Devlet yardımları alanında uyum çok sınırlıdır ve devlet yardımlarını izleme otoritesi oluşturulamamıştır. Yasal çerçeve ve idari kapasite olmadığından henüz herhangi bir uygulama kaydı da bulunmamaktadır. Türkiye’nin gümrük birliğinden kaynaklanan ve henüz yerine getirmediği bir yükümlülük olan bu konuda AB müktesebatının uygulanması, Türk ekonomisine önemli sıkıntılar getirebilir. Devlet yardımlarının onaylanması ve izlenmesine ilişkin önemli bir konu çelik sektörünün yeniden yapılandırılmasıdır.

3.7. Gümrükler ve Vergilendirme

Gümrükler ve vergilendirme alanında müktesebatın üstlenilmesi, uygulanması ve yerleştirilmesi, iç pazarın doğru işlemesi, malların serbest dolaşımını ve dış sınırların etkin işletimini ve diğer Topluluk politikalarının (örneğin ticari ve tarımsal olanların) doğru uygulanmasına imkan verdiği için çok önemlidir. Aday ülkelerin, sadece bu alanlardaki AB mevzuatını uyumlaştırmaları yeterli değildir. Katılım sonrası bu mevzuatların uygulanması ve yerleştirilmesi için gerekli idari kapasitenin de oluşturulması gerekmektedir.

Türkiye, gümrük mevzuatını AT müktesebatla büyük ölçüde uyumlaştırmıştır ve AB ile aynı tercihli menşe kurallarını uygulamaktadır. Türkiye’nin katılımı, Gümrük Birliği çerçevesinde uyum sağlamakla yükümlü olmadığı müktesebat konularında da (sahtecilik, prekörsırlar ve çift kullanımlı mallar gibi) tam uyumun gerçekleşmesini sağlayacaktır.

Vergi alanında, Türkiye’de AB müktesebatı ile aynı yapıya sahip KDV ve ÖTV sistemleri mevcuttur. Bir takım alanlarda hala uyuma ihtiyaç olmasına rağmen, AB müktesebatına tam uyumun Türkiye için önemli bir sorun yaratması beklenmemektedir. Muhtemel katılımın (üyeliğin) olası zamanlaması dikkate alındığında, Türkiye katılım öncesi dönemde kademeli bir yasal uyum çabasına konsantre olmalıdır.

Etkin gelir tahsilatının kusursuz işleyen bir iç pazarın ve AB özkaynaklar sisteminin hayati bir unsuru olduğu düşüncesiyle, Türkiye’de, katılım halinde kullanılacak, uygun bilgi işlem ağları ve uygulamalarını da içeren, yeterli bir idari kapasitenin oluşturulması için ciddi olarak çalışılması gereklidir. Bu amaçlara ulaşılması için AB’nin önemli teknik desteği gerekecektir.

3.8. Sosyal Politika ve İstihdam

Lizbon Stratejisinde de belirtildiği üzere Avrupa kalkınma modeli, rekabet edebilirlik, istihdam ve sosyal uyum temeline dayanır ve amaçlar ve politikalar bu ilkelere bağlı olarak belirlenir. Bu çerçevede yüksek düzeyde istihdamı, sosyal korumayı, yaşam standartlarının yükseltilip yaşam kalitesinin artırılmasını ve ekonomik ve sosyal uyumun sağlanmasını hedefleyen sosyal ilerleme, sosyal adalet gibi, ekonomik performansın önemli bir faktörüdür. Yaşam standartlarının Avrupa ortalamalarının oldukça altında kalması, akut sosyal problemlerin varlığı ve idari kapasitenin sınırlı oluşu nedeniyle, Topluluğun sosyal alandaki müktesebatının üstlenilmesi sürecinde Türkiye’de bazı zorlukların yaşanmasına söz konusu olabilecektir.

Sosyal alandaki müktesebatın üstlenilmesiyle birlikte, Türkiye AB standartlarını ve uygulamalarını benimseyecek ve böylelikle, ülkede yaşam standartları yükselecek, ülkenin rekabet edebilirliği artacak ve istihdam yaratılıp sosyal uyum tesis edilebilecektir.

İş hukuku, cinsiyet eşitliği ve iş sağlığı ve güvenliği konularındaki AB mevzuatında belirli hususlar Türk mevzuatına aktarılmıştır, fakat mevzuatın etkili şekilde uygulanması konusunda sıkıntılar yaşanabilir. Özellikle kadın haklarına saygı gösterilmesi, kadının siyasi, ekonomik ve sosyal yaşamdaki rolünün artırılması için çabaların artırılması ve çocuk işçiliğinin önlenmesi konularına önem verilmesi gerekmektedir.

Ayrımcılıkla mücadele konusu, mevzuatın yanı sıra fiili uygulamaları kapsamaktadır. Irk, etnik köken, din ya da inanç, cinsel yönelim, yaş ve özürlülük temelinde yapılan ayrımcılıkla mücadele konusunda çaba gösterilmesine ihtiyaç vardır. Kürtlerin ve diğer azınlıkların durumuna kapsamlı bir şekilde eğilinmesi gerekmektedir.

Sosyal diyalogun AB politikaları ve uygulamaları paralelinde güçlendirilmesi için çaba sarf edilmelidir. Sendikal hakların kullanılması konusundaki kısıtlamaların kaldırılması gerekmektedir.

İstihdam, sosyal koruma ve sosyal dışlanma konularında AB çapında işbirliği yapılması Topluluk müktesebatı haline gelmiştir. Bu konulardaki Lizbon gündeminin uygulanması için açık koordinasyon yöntemi bir araç olarak benimsenmiştir. Türkiye’nin bu süreçlere hazırlanmasını sağlayacak İstihdam Politikaları Önceliklerini Ortak Değerlendirme Belgesi ve sosyal dışlanma ile mücadele konusunda Ortak İçerme Belgesinin hazırlanması ile gençlerin işsizliği, eğitim ve öğretim, cinsiyet eşitliği, fakirlikle mücadele ve sosyal dışlanma konularında ilerleme kaydedilecektir. Bu çerçevede, yeterli idari kapasitenin oluşturulup mevzuat ve politikaların etkili bir şekilde uygulanmasına da büyük önem verilmelidir.

3.9. Halk Sağlığı

Türkiye’nin ülke nüfusunun sağlık koşullarını iyileştirecek, etkili bir halk sağlığı sistemini oturtabilmek için daha fazla eğitimli insan kaynağına ve ekonomik kaynağa ihtiyacı vardır. Ülkenin temel sağlık göstergeleri, AB ortalamalarının epeyce altındadır. Halk sağlığına ilişkin olarak tütün ürünleri direktifinin iç mevzuata aktarımı hızlandırılmalıdır. Tütün kullanımından kaynaklanan kanserler ve diğer sağlık risklerinin azaltılabilmesi için, Topluluk müktesebatının Türk mevzuatına aktarılması ve etkili bir şekilde uygulanması ve tütün kullanımının kontrol altına alınması gerekmektedir. Bulaşıcı hastalıkların kontrol edilebilmesi için epidemiolojik gözetim ağının güçlendirilmesine ve insan kullanımına yönelik su kaynaklarının güvenliğinin sağlanması konularında çabaların devam etmesi yerinde olacaktır. Kan, doku ve hücrelere ilişkin AB standartlarını belirleyen AB mevzuatına da uyum sağlanması gerekmektedir.

3.10. Tüketici Politikası

Tüketici politikası tüm AB vatandaşlarının yaşam kalitelerinin arttırılmasına yönelik strateji hedefinin temel unsurudur. Bu politikanın AB genelinde uygulanması, iç pazardaki tüketicilerin sağlıklarının, güvenliklerinin ve çıkarlarının korunmasına yönelik yasal ve diğer faaliyetlerin geliştirilmesi, tüketicilerin beklentilerinin tüm AB politikalarına uygun bir şekilde entegre edilmesinin sağlanması ile AB tüketici örgütlerinin desteklenmesi yoluyla tüketicilerin güçlendirilmesi hususlarını içermektedir. Bunlar Üye Ülkeler tarafından yürütülen tüketici politikalarını tamamlamaktadır. Türkiye’nin, hukuk kültürünün kökeninde tüketici mevzuatı ve politikasının bulunmadığı büyük bir ülke olduğu dikkate alındığında, hükümetin katılım öncesi dönemde, tüketici örgütlerinin rolü ve uygun idari kapasitenin oluşturulması da dahil olmak üzere, söz konusu alana büyük öncelik vermesi gerekmektedir.

Piyasa gözetimi ve genel ürün güvenliği konularına özel önem verilmesi gerekmektedir. Genel ürün güvenliği direktifinin uygulanmasını teminen, Türkiye’nin işleyen piyasa gözetimi yapılarını kurması gerekmektedir. Bu husus, iç pazarın işleyişinin güvence altına alınması ve tüketici güvenliğinin sağlaması bakımından önem taşımaktadır. Tarımsal ürünler ve hayvanlar ile ilgili sağlık riskleri, veterinerlik ve bitki sağlığı konuları altında değerlendirilmektedir (bölüm 4)

3.11. Çevre

Türkiye’nin çevre alanındaki uğraşında mevzuattan çok; idari kapasite, çevre mevzuatının izlenmesi ve uygulanması gibi icraata yönelik konular önemlidir. Diğer aday ülkeler için daha önce hazırlanan maliyet tahminleri temel alındığında, Türkiye’nin çevre müktesebatına tam uyumuna yönelik toplam kamu ve özel sektör yatırımlarının onlarca milyar Euro tutarında olacağı tahmin edilmektedir. Kamu sektörü için harcamalar esas olarak su temini, atık su toplanması ile atık toplanması, arıtılması ve uygun yöntemlerle giderilmesi alanlarında olacaktır. Hem kamudan hem özel sektörden gerekli fonları ayırmak için yaratıcı çözümler bulunması gerekecektir.

Tüm alanlarda AB gereksinimlerini karşılamak için gerekli temel yatırım Türk endüstrisi tarafından üstlenilmelidir. Özellikle entegre kirlilik önleme ve kontrol kuralları oldukça pahalı bir uğraş olacaktır. AB üye ülkelerinde olduğu üzere uygun maliyetler ile iyileştirilmesi mümkün olmayan tesislerden vazgeçilebilecektir. Atık arıtımı ve hava kalitesi konularında da özel çaba gösterilmesi gerekecektir.

Benzer olarak, doğa koruma alanındaki uygulamalar da, çelişen ekonomik ve çevresel eğilimler nedeni ile Türkiye için zor bir iş olabilecektir.

Çevre konuları ile ilgili idari kapasite –ulusal ve bölgesel düzeyde- yeni üye ülkelerin katılım öncesi süreçteki benzer aşamadaki durumlarından daha az gelişmiş olduğu ve etkili idari yapının tesisinin on yıl alabileceği ifade edilmektedir. Türkiye’ye müktesebatın gerekliliklerine uyum sağlaması için yardım edilebilmesi için güçlü bir idari kapasitenin yanı sıra, çevre alanında net önceliklerin belirlenmesine ve finansman stratejisinin tamamlanmasına ihtiyaç olduğu vurgulanmaktadır. Katılım öncesi süreçte, AB mali destekleri hedeflerinin iyi belirlenmesi ve çevresel etki değerlendirmesine ve doğa korumaya ilişkin tedbirlerin şart olarak belirlenmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin muhtemel katılımının olumlu etkileri arasında, sınıraşan hava kirliliğinin azaltılmasına ek olarak, Karadeniz’in su kalitesinin (Bulgaristan ve Romanya’nın katılımı ile AB kıyısı olacak)daha da iyileşmesinin ve flora ve fauna ve türlerin EB doğal hayatının zenginliğini arttırmasının beklenebileceği ifade edilmektedir. AB tarafında ise, doğa koruma altında kuş ve habitat tüzüğü eklerinin Türkiye’nin zenginliğini dikkate almak üzere revize edilmesi önemli bir görev olacaktır.

Türkiye’nin Kyoto Protokolünü imzalanması ve Protokole taraf olmasının, Avrupa İklim Değişikliği Politikalarına önemli katkı yapacaktır.

Su kaynaklarının yönetimi ve ilgili alt-yapının geliştirilmesi Türkiye’nin katılımı çerçevesinde artan öneme sahip olacaktır.

3.12 Ulaştırma

Türkiye’nin konumunun, Avrupa’dan Orta Doğuya geçiş kapısı olması, ülkeye stratejik bir pozisyon sağladığı vurgulanmaktadır. Topluluk ulaştırma kurallarının uyumlaştırılmasının Ankara Antlaşmasında öngörülmüş ancak uygulanmamıştır. Eğer Türkiye AB’ye katılırsa, kara, demiryolu, hava, deniz ve boru hattı bağlantılarında Avrupa ve Türkiye’nin güney doğu komşuları arasındaki koridor görevinin artabileceği ifade edilmektedir. Bölgenin bir bütün olarak ekonomik gelişmesi ve entegrasyonu böylelikle artırılabilecektir. Türkiye için ulaştırma koridorları ile birlikte, bir TEN-T ağının da olabildiğince çabuk geliştirilmesi gerekecektir.

Türkiye’nin 1980’de hazırlanandan daha yeni ulusal alt yapı planı olmadığı ancak yeni planın hazırlandığı belirtilmektedir. Ayrıca, ulusal altyapının ülke çapında planlanmasından sorumlu tek bir Bakanlık veya kurum bulunmamaktadır. Bu hususun potansiyel olarak Trans-Avrupa Şebekelerinin ileride uygulanması ve yönetiminde ve gelecekteki Topluluk mali yardımlarının programlanmasında problemlere neden olabilecektir. Türkiye’nin ADR ve RID Sözleşmelerine (tehlikeli malların uluslar arası karayolu ve demiryolu ile taşınımına dair sözleşmeler) dayanarak hazırlanan AB gerekliliklerini sağlaması ve tehlikeli malların taşınmasına ilişkin mevzuatını yenilemesi gerekmektedir.

Ulaştırma müktesebatı temel gereklilikleri, uluslararası karayolu taşımacılığına ilişkin mevzuata aktarılmış olmakla birlikte, henüz yerel kara taşımacılıkta bu durum söz konusu olmayıp, sosyal mevzuat, güvenlik teknik ve çevre standartları etkili uygulanmamaktadır.

Demiryolu açısından, halihazırdaki mevzuat uyumu oldukça sınırlıdır. Demiryolu sektörünü müktesebatla uyumlu hale getirmek için ilk çalışmalar, TCDD’nin yeniden yapılmasına, özellikle mali açıdan limanlar ve demiryollarının ayrılmasına, demiryolları piyasasının eşya taşımacılığında rekabete açılmasına odaklanmalıdır. Yakın zamanda gerçekleşen kazalar, demiryolu güvenliğinin artırılması ihtiyacını göstermektedir.

Havacılık açısından, 2003 yılında 30 milyondan fazla uluslararası, yerli ve transit yolcu kaydı yapılmıştır. Topluluk-Türkiye arasındaki hava trafiği hem programlı hem de programsız hizmetler açısından önemlidir. Türkiye Akdeniz’deki önemli turizm ülkesidir ve Türkiye’yi ziyaret eden turistlerin yaklaşık 4’te 3’ü hava yolu ile ulaşmaktadır.

Türkiye Avrupa havacılık ailesinin uzun süreli üyesi olup, Avrupa’daki tüm hükümetler-arası hava işbirliği yapılarının da (ECAC, JAA, Eurocontrol) tam üyesidir. Türkiye’nin EASA’ya katılma arzusundadır.

Diğer alanlarda olduğu üzere, havacılık müktesebatına uyum da sınırlıdır. Türkiye’nin Bulgaristan, Romanya ve diğer batı Balkan ülkelerini de içeren Avrupa Ortak Havacılık Alanına (European Common Aviation Area) olası katılımı, katılımın havacılık müktesebatının ilgili ülkelerce tam olarak uyumlaştırılmasına bağlı olması nedeni ile, sürecin hızlanmasına yardım edebilecektir.

Deniz taşımacılığı ve özellikle deniz güvenliği, müktesebatın katılımla birlikte uygulanabilmesi için önemli gayretler gerektiren bir sektördür. Yeni Avrupa deniz güvenliği kuralları gereğince yasaklanmış gemilere ilişkin Komisyon listesinde halen Türk bayraklı gemiler vardır. Ayrıca, idari kapasitenin geliştirilmesi ve limanlarda etkili kontroller yapılmasının sağlanması gereklidir. Türk ticaret filosu Avrupa açısından orta büyüklüktedir. Bayrak, Paris Mutabakat Zabtı çerçevesinde sürekli olarak yüksek risk kategorisinde, kara listededir, bu Liman Devleti Kontrolü Direktifi tadilinde yer aldığı şekilde 6 ay içinde bir kereden fazla tutulan gemilerin limanlara ulaşımının engellenmesine neden olabilecektir.

Uluslararası Sözleşmelere uygun olarak, Türkiye önemli denizyollarından, özellikle Boğazlardan serbest geçişi sağlamalıdır. Türkiye, Kıbrıs Rum Yönetimi bayraklı ve Kıbrıs Rum Yönetimi için çalışan gemilere uygulanan sınırlamaları kaldırmalıdır.

3.13 Enerji

Kyoto Konferansında belirlenen taahhütlerden kaynaklanan çevresel gerekler gibi olguları karşılamak ve Avrupa endüstrisinin rekabet edebilirliğini artırmak üzere, uygun fiyatlar ile sürekli enerji akışı sağlamak için enerji alanında iç pazarın tamamlanması ve işlemesi önemlidir.

Türkiye petrol ve doğal gaz açısından sınırlı, ancak kömür, özellikle de linyit açısından önemli kaynaklara sahiptir. Geçen otuz yıl içinde, yıllık enerji ihtiyacı %4-5 artmıştır ve önümüzdeki yıllarda önemli yatırımlar gerektirecek şekilde hızla artmaya devam edecektir. Katı yakıt ve hidrokarbonların ihracatının 2000 ile 2020 yılları arasında en önemlisi doğal gaz olmak üzere ikiye katlanacağı beklenmektedir.

Jeopolitik bölümünde de vurgulandığı üzere, Türkiye genişleyen AB’nin enerji arzı güvenliğini temin etmek yönünde önemli bir role sahip olacaktır ve önemli bir doğal gaz ve petrol transit ülkesi olarak gelişmesi beklenmektedir. Türkiye’nin katılımı AB sınırlarını Ortadoğu ve Hazar havzasındaki dünyanın enerji zengini bölgelerine genişletecektir. Özellikle, 2004 yılında bir gaz aktarıcısının inşaatına başlanacaktır ve Türkiye, İran’ın dahil olduğu Hazar havzasının da tedarikçi olabileceği daha önceden planlanmış olan “Nabucco” gaz boru hattı projesini (Türkiye- Bulgaristan-Romanya-Macaristan-Avusturya) desteklemektedir. Ayrıca, projede Mısır ile Irak ve İran’dan AB’ye gaz getirmek üzere Arap ülkeleri ile de işbirliği içinde olması, bu kaynaklara güvenli ulaşım ve bunların AB tek pazarına güvenli transferine yardımcı olacaktır. Trans – Avrupa Şebekeleri Yönlendirici İlkelerinde tanımlanan gaz altyapıları konusundaki uygulama yatırımları AB’ye giden gaz hatlarının çeşitlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye’den geçen petrol boru hatları, Akdeniz’de ve İstanbul Boğazı’daki gemi taşımacılığı kaynaklı çevresel riskleri de azaltmaya yardımcı olacaktır.

Türkiye’nin stratejik durumu ve enerji aktarımındaki anahtar rolü doğal gaz ve elektrik iç pazarına yönelik müktesebatın doğru uygulanmasını gerektirmektedir. Türkiye’nin, Batı Balkanlar, Romanya ve Bulgaristan’ı da kapsayan Güneydoğu Avrupa Bölgesel Enerji Pazarına (REMSEE) katılımı, mevzuatının üyelikten önce AB müktesebatı ile uyum içinde olmasını sağlayacaktır. Amaç, 2007’den önce bölgesel bir toptan piyasasının işler halde olmasıdır. Bu, Türkiye’yi gaz ve elektrik alanında AB standartlarına çok yaklaştıracaktır.

Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları konularında Türkiye ancak daha yeni yeni kapsamlı politikalar oluşturmaya başlamıştır ve bu alanda halen çabaya ihtiyaç vardır. Konu ile ilgili yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğine yönelik muktesebat tam olarak uygulanmalıdır. Türkiye Uluslararası Enerji Ajansının bir üyesi olarak 90 günlük ithalat karşılığı petrol stoğu tutma yükümlülüğü altındadır.

Stratejik olarak nitelendirilen enerji sektörü için verilecek katılım öncesi mali destek, nihai olarak Topluluk müktesebatının tam olarak uygulanabilmesi amacıyla, idari kapasitenin güçlendirilmesine tahsis edilmelidir.

Türkiye halihazırda bir nükleer güç üretimi yapmamaktadır fakat bu konuyu gelecekte tekrar değerlendirebilir.

AB’de enerji altyapısını kötü niyetli saldırılardan korumak konusunda artan farkındalığın sonucu olarak, Türkiye’nin enerji sektöründe daha güçlü bir güvenlik için AB’nin başlatacağı tüm uygulamalara aktif olarak katılımı beklenecektir.

3.14. Sanayi ve KOBİ’ler

Türkiye’nin katılımının, büyüklüğü ve demografik özellikleri göz önünde bulundurulduğunda, uzun dönemde AB işletmeleri için gittikçe artan iş ve yatırım olanaklarından dolayı önemli katkılar sağlayacağı beklenmektedir. Türkiye, temel tüketim maddelerinden ileri teknoloji ürününe kadar hemen her tüketim alanında doyuma ulaşmamış bir pazara sahiptir.

Türkiye’nin AB’ne girişinin AB Sanayi politikasına ve tekstil, otomotiv, ilaç ve gemi inşaat sektörleri gibi çeşitli sektörler üzerinde olası etkisi araştırılması gerekmektedir.

Türkiye’nin Demir-çelik Sanayii yeni üye ve aday ülkeleri arasında en önemli üreticidir. Türkiye’nin bu alanda şimdiden AB’ne karşı yerine getirilmesi gereken yükümlülükleri vardır. Demir-çelik Sanayiinin yeniden yapılandırılması Türkiye için başta gelen hedeflerden olacaktır.

KOBİ’lerin Türkiye ekonomisinde, özellikle genel istihdam üzerinde gittikçe artan bir önemi vardır. Finansmana erişimin ve iş ortamının daha da iyileştirilmesine gereksinim vardır. KOBİ’lerin gelişmesi, büyüme ve istihdam üzerinde önemli derecede etkili olacaktır ve gelecek yıllarda sıkı takibe alınması gerekmektedir.

3.15. Telekomünikasyon ve Bilgi Teknolojisi

Bu alanda geçerli mevzuat, elektronik iletişim hizmet ve ağları alanında Tek Pazar ilkelerinin etkin bir biçimde işlemesinin önündeki engellerin ortadan kaldırılmasını ve evrensel anlamda mevcut olacak modern hizmetlerin oluşturulmasını hedeflemektedir.

Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam katılımının gerçekleşmesi beklenen olası tarih göz önüne alındığında, bu alanda mevzuatın uygulanması konusunda sorun yaşanması beklenmemektedir.

Ayrıca, Avrupa Birliğine tam üye olsa da olmasa da Türkiye’nin, telekomünikasyon sektörünü esaslı bir biçimde düzenlemesi gerekmektedir. Bunun gerçekleştirilmesi, AB yatırımcıları için hem Türkiye’de hem de Türkiye yoluyla diğer komşu ülkelerde yatırım fırsatlar oluşturacaktır.

3.16. Bilim, Araştırma – Geliştirme

Türkiye’nin bilim ve araştırma alanındaki kapasitesi sınırlıdır. Bu alandaki mevzuatın, özellikle araştırma ve teknolojik gelişme çerçeve programlarının, başarılı bir biçimde uygulanmasını sağlamak için, Türkiye’nin araştırma ile ilgili kapasite ve alt yapısını güçlendirmesi gerekmektedir. Mevcut istatistikler, Türkiye’de araştırma geliştirme yatırımlarının Gayri Safi Yurt İçi Hasılaya oranının, AB ortalamasının üçte biri olduğunu göstermektedir.

Ekonomisinin gelecekte rekabet edebilirliğinin temellerini oluşturmak ve iş olanakları yaratılmasına katkıda bulunmak için Türkiye’nin, bilim ve araştırma alanına yaptığı yatırımları artırması gerekmektedir.

3.17. Kültür, Eğitim, Öğretim, Gençlik

Avrupa Birliğine katılımın oluşturacağı fırsatlardan tam olarak faydalanabilmesi için Türkiye’nin eğitim, öğretim ve insan kaynakları gelişimi alanında ilerleme sağlaması çok önemlidir. Bu durum, Türkiye’de iş piyasalarının gelişmesi ve mevcut Üye Devletlerle yakınlaşma sürecinde ilerleme sağlanması açısından da önem taşımaktadır.

Eğitim, öğretim ve gençlik konuları öncelikle Üye Devletlerin yetki alanına bırakılmıştır. Bu alanda geçerli mevzuat, temel olarak topluluk programlarından oluşmakta olup, Üye Devletler arasında işbirliğini teşvik yoluyla eğitimin kalitesinin artırılması ve mesleki eğitim politikasının uygulanmasını hedeflemektedir. Bu bölüm ile ilgili Topluluk programlarına etkin bir biçimde katılabilmek için Üye Devletler yeterli uygulama kapasitesine sahip olmalıdır.

Türkiye, topluluk programlarına katılım için gerekli yapıları oluşturmuş ve 2004 yılı Nisan ayı itibarıyla bu programlara (Leonardo Da Vinci, Socrates ve Gençlik) tam olarak katılmaya başlamıştır. Bu katılım Türk kurumlarının, gençlik örgütleri ve işletmelerin Avrupa ağlarına tam üyelik öncesi katılımına, iyi uygulamaları paylaşabilmelerine, Avrupa tecrübesi kazanmalarına ve Avrupalı ortaklarıyla uzun vadeli ve sürdürülebilir ortaklıklar kurmalarına imkan sağlayacaktır.

Bu durum aynı zamanda, Avrupa vatandaşlığının gelişmesine ve gençlerin karar verme süreçlerinde daha etkin hale getirilmesine katkı sağlayacaktır.

Türkiye’nin eğitim, öğretim ve gençlik alanlarındaki Topluluk programlarına halihazırda katılıyor olması sebebiyle, Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyeliği yeni bir etki ortaya çıkarmayacaktır.

3.18. Değerlendirme

AT-Türkiye Gümrük Birliği’nin varlığı bir ölçüye kadar Türkiye’nin, özellikle sanayi mallarına ilişkin olarak, iç pazara katılımını öngörmektedir. Türkiye, Gümrük Birliği çerçevesinde, malların serbest dolaşımı, fikri ve sınai mülkiyet hakları, rekabet politikası (devlet yardımlarının kontrolü ve anti-tröst) dahil olmak üzere iç pazar müktesebatının bir bölümüne ve ortak ticaret politikasına uyum sağlayacağını taahhüt etmiştir. Ancak Türkiye, Gümrük Birliği çerçevesindeki yükümlülüklerinin tümünü yerine getirmemiştir ve halen iç pazar müktesebatına ve ticaret politikasına Türkiye’nin uyum sağlamadığı birçok alan bulunmaktadır.

Türkiye büyüklüğünde gelişmekte olan bir ekonominin iç pazar kurallarını tam olarak benimsemesi, AB’nin genel stratejik çıkarları doğrultusundadır ve uzun vadede, özellikle Türkiye açısından, kayda değer olumlu etkiler yaratabilir (ekonomik faaliyetlerin artması, daha geniş tüketici seçenekleri ve artan rekabet ve üretim faktörlerinin daha etkin dağılımı). İç pazarla tam olarak bütünleşmiş müreffeh bir Türkiye sadece bir siyasi istikrar kaynağı olmakla kalmayacak, aynı zamanda stratejik konuma sahip geniş ve büyüyen bir tüketim pazarı olduğu kadar sanayi, altyapı ve enerji alanlarında artan yatırım imkanlarıyla dinamik bir tedarik pazarı da olacaktır. Ancak, ülkenin uyum sürecinden kaynaklanan, sektörel ve bölgesel gerilimlerin çıkması muhtemel gözükmektedir. Türkiye’nin katılımının iç pazara ilişkin Topluluk politikalarının uygulamasına ters bir etki yaratmamasını temin için aşılması gereken çok sayıda güçlük vardır. Özellikle, Türkiye’nin iç pazarla tam olarak bütünleşebilmesi ve bunun rekabetçi baskılarına dayanabilmesi, sadece Gümrük Birliği çerçevesindeki mevcut yükümlülüklerini yerine getirmedeki, daha genel anlamda, iç pazar mevzuatıyla bağlı olma yeteneğine ve isteğine değil, aynı zamanda daha ileri düzeydeki yapısal reformların uygulanmasına, güçlendirilmiş kurumsal yönetim ve yasal çerçeveye, yolsuzlukla mücadeledeki ilerlemeye ve yargı sisteminin işleyişinde belirgin bir iyileşmeye dayanmaktadır. Ayrıca, Türkiye üyelik ile birlikte, idare sisteminin Topluluk müktesebatını etkin şekilde yürütebilmesini ve uygulayabilmesini sağlayacak ciddi çaba sarfetmek zorunda kalacaktır. Türkiye, Gümrük Birliği yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmelidir; örneğin ticarette teknik engellerin kaldırılmasına ilişkin olanlarını. Bu durum, malların serbest dolaşımına olumlu etkide bulunacak ve iç pazarda bütünleşmeyi kolaylaştıracaktır. Ayrıca, Türkiye’nin, ekonomisi için önemli bir sınav teşkil edecek devlet yardımları kontrolü yükümlülüğünü yerine getirmeye başlaması gerekecektir. Mali hizmetler alanında gerçek ve sürdürülebilir entegrasyonun derecesi, sürekli makro-ekonomik istikrara, daha fazla yapısal reformlara ve yasal ve denetleyici çerçevenin güçlendirilmesine bağlıdır. İddialı bir reform planının orta vadede sürdürülmesi kaydıyla, Türkiye’nin katılımı potansiyel olarak geniş ve hızlı büyüyen bir bankacılık, sigortacılık ve yatırım piyasasına daha iyi erişim imkanı sağlamak suretiyle AB üzerinde olumlu bir etki yapabilecektir. Türkiye ayrıca hızla büyüyen turizm sektöründe önemli bir hizmet sağlayıcıdır ve bu nedenle AB düzeyinde bu sektörün güçlenmesine ve artan rekabete katkıda bulunabilir. Bizatihi üyelik sürecinin, diğer AB üyesi ülkeler kaynaklı ciddi bir doğrudan yabancı sermaye yatırımı artışına ve sermayenin serbest dolaşımında ilerlemeye ve Türk ekonomisinin güçlenmesine katkıda bulunması muhtemeldir.

İşçilerin serbest dolaşımı alanında üyeliğin etkisini öngörebilmek, özellikle güçtür. Mevcut çalışmalarda yer aldığı üzere, üyeliğin Türkiye ve mevcut üye devletler arasında bazı ilave göç dalgaları yaratması muhtemel görünmektedir. Bu dalgaların büyüklüğü, potansiyel göçmenlerin davranışları üzerinde etkisi olabilecek bir takım faktörlere bağlı olacaktır. Artan üretkenlik ve gelire ilave olarak, sosyal politika, istihdam, sağlık ve eğitim gibi alanlarda Türkiye’nin kaydettiği sürdürülebilir ilerleme de göç baskısını azaltabilecektir. Diğer taraftan, genç ve halen büyümekte olan nüfusu ile Türkiye, Avrupa’daki genel demografik durgunluk ve azalış halinde olan mevcut işgücüne katkıda bulunabilecektir. Eğitim ve öğretim alanında ilerleme kaydedildiği ölçüde, bunun Avrupa’daki genel ekonomik büyümeye olumlu etkisi olacaktır. Son genişlemede olduğu gibi, Komisyon bu alanda ortak bir AB pozisyonu belirlemek üzere kapsamlı bir analiz gerçekleştirecektir.

Şayet Türkiye’nin üyeliği önemli göç dalgaları yaratacaksa, bu durum bazı üye devletlerde ciddi rahatsızlıklara yol açabilir. İleriki analizler bu dalgaların muhtemel olduğunu gösterdiği takdirde, AB uygun tedbirleri alma konusunda kendisini hazırlamalıdır. Bunun da ötesinde, Topluluk politikaları, Türkiye’nin kendine özgü koşulları ve bunların iç pazara olası etkileri de göz önünde bulundurularak, yeniden değerlendirilmelidir. Emek piyasasındaki muhtemel güçlükleri gidermek üzere, katılım anlaşması geçiş hükümleri getirebilir. Buna ilave olarak, münferit güçlükleri gidermek amacıyla, işçilerin serbest dolaşımına ilişkin hükümlerin tam uygulanmasını, gerekli görülmesi halinde, askıya alma imkanı tanıyan bir koruma hükmü düşünülebilir.

İstihdam, sosyal politika ve halk sağlığı, ekonomik büyümenin, istihdamın ve sosyal uyumun temel unsurlarıdır. Türk yetkililerin aktif ve istekli bir yaklaşım göstermesiyle birlikte, özellikle insan kaynaklarının gelişimi için gerçekleştirilecek yapısal reformlar sayesinde ekonomik uyuma daha hızlı bir şekilde ulaşılacaktır. Bu açıdan, sendikal haklar, kadın hakları, ayrımcılıkla mücadele, çocuk işçiliği ve diğer temel iş standartları konularında gelişme kaydedilmesi gerekmektedir.

Çevre, büyüyen iç pazarda sürdürülebilir üretim ve tüketimin geliştirilmesi hedefi için çok önemlidir. Türkiye’nin üyeliğinin potansiyel pozitif etkileri azalmış sınır ötesi kirlenme, Karadeniz’de artan su kalitesi, Kyoto Protokolu’nun onaylanması yolu ile gelişmiş AB iklim değişikliği politikası ve artan doğal zenginliklerine ilişkindir.Çevre müktesebatının uygulanması uzun dönemli bir ağır yatırım maliyeti getirecek ve tüm seviyelerde güçlendirilecek idari kapasite dışında, finansman stratejisinin önceden ayrıntılandırılmasını da gerektirecektir.

Enerji sağlanması ve transfer ağları açısından Türkiye Avrupa Birliği için stratejik öneme sahiptir. Hem artan enerji ihtiyacı hem de transit ülke olması, önemli yatırım fırsatları yaratacaktır. Ancak, teknik ve güvenlik standartları yönündeki ulaştırma müktesebatı gereklerini karşılamak oldukça büyük bir uğraşı gerektirecektir.

Türkiye’nin müktesebata tam uyumu uzun ve külfetli bir süreç olacaktır. Bir çok alanda, özellikle altyapı alanında, büyük finans ve yatırım gereksinimleri vurgulanmıştır. Bu durum, belirgin AB katkısı ile desteklenen sağlam bir katılım-öncesi strateji dahil olmak üzere, Türk makamları tarafından somut önceliklerin tanımlanmasını gerektirecektir. Bu ağır yatırım gereksinimlerinin çoğu Türk ekonomisi için hayati önem taşımaktadır ve harici sınırların idaresi, veterinerlik hükümleri ve gıda güvenliği, sağlık ve işyeri güvenliği, ulaştırma sektöründe güvenlik, enerji kaynaklarının genişletilmiş güvenliği, AB çevre standartlarının uyumu ve uygulanması alanlarıyla ilgilidir. Diğer taraftan, Türkiye’nin üyeliğinin uzun dönemdeki etkisinin, AB şirketleri için artan iş ve yatırım fırsatları ile birlikte sanayi alanında kayda değer olması beklenmektedir.



[2] 29 Aralık 1964 tarih ve L217 sayılı Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesi
[3] 7 Eylül 1996 tarih ve L227 sayılı Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesi
[4] Uzun süredir ikamet eden üçüncü ülke vatandaşlarının statülerine ilişkin 2003/109 sayılı Direktife göre Üye Ülkeler arası göç mümkün olacaktır; en geç 23 Ocak 2006 tarihi itibarıyla bu konumdaki Türk işçileri, sıkı şartlara bağlı olmak kaydıyla, çalışmak için bir başka Üye Ülkeye gitme hakkını elde edeceklerdir.
[5] Bu alandaki geniş içtihat göz önünde bulundurulursa, bu haklar aşağıdaki gibi özetlenebilir: (a) çalışma koşulları ve istihkaka ilişkin eşit muamele; (b) kişinin bir yıl boyunca kanuni olarak istihdam edilmesinden sonra ev sahibi Üye Ülkede bir iş pozisyonu ve aynı işe bağlı ikametgah izni varsa aynı işveren için çalışma izninin uzatılması hakkı; (c) belirli şartlar altında üç yıllık çalışmanın ardından aynı meslekte sunulan başka bir iş pozisyonunu kabul etme hakkı; (d) dört yıllık çalışmanın ardından bütün iş pozisyonlarına serbest erişim hakkı ve başka bir iş ararken sözkonusu ev sahibi ülkede ikamet hakkı (e) ev sahibi ülkede ikinci kuşağın istihdam ve eğitime erişim hakkı (f) sınırdışı etme hakkına yönelik genel ayrımcı olmayan hükümler ve sınırlamalar. Mevcut durumdan geri gidilmesine engel olan hüküm (standstill clause).
[6] Mevcut çalışmaların detaylı bir incelemesi uzun vadede (örn: 2030) olası göçmen sayısının 500.000 - 4,4 milyona ulaşacağını öngörmektedir. Maaş farklılıklarına dayanan ekonometrik modeller, 2030 yılına kadar ilaveten 1.250.000 kişinin göç edeceğini belirtmektedir (Togan, 2002). Hollanda Planlama Ofisi’nin hesapları (Lejour 2004), 10 Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkesinden (MDAÜ) geleceği tahmin edilen 2,9 milyon kişiye oranla uzun vadede potansiyel Türk göçmenlerinin 2,7 milyon kişiye ulaşacağını göstermektedir. Mevcut Türk göçmen işçilerinin sayısı ile oluşacak ekonomik farklılıklara dayanarak Türkiye’den Almanya’ya uzun vadede göçmen potansiyelinin 4,4 milyon olacağını tahmin eden Münih’teki Osteuropa Institut (Quaisser) bu konudaki en yüksek tahmini yapmaktadır (geçiş sürelerinin olmadığı ve serbest dolaşımın 2013 yılı itibariyle tam uygulandığı varsayılarak). Sözkonusu tahmini yapan kişiler tarafından, 2004 genişlemesindeki göç etkisini tahminde kullanılan DIW metodolojisinin Türkiye için kullanılması durumunda, tahmin edilen göç eden sayısının 500.000 azalacağı ifade edilmektektedir. Bu sonuç, Türk vatandaşlarının göç etme eğilimlerini konu alan Eurobarometre araştırmasının sonuçları (Avrupa Vakfı) ile aynı doğrultudadır. Türkiye için belirtilen rakamlar: genel eğilim (6,3 %), esas niyet (0,8 %) ve kesin niyet (0,3 %).
 

Önceki Sayfa   Sonraki Sayfa



(4 KASIM 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.