| AB Komisyonu'nun "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar
hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi"nin "TARIM, VETERİNERLİK, BİTKİ SAĞLIĞI VE BALIKÇILIK" bölümü şöyle:
4. TARIM, VETERİNERLİK, BİTKİ SAĞLIĞI VE BALIKÇILIK
4.1. Büyüklük ve Yapı
Tarım, Türkiye için hem sosyal ve hem de ekonomik açıdan çok önemlidir.
Türkiye’nin 79 milyon hektarlık alanının yaklaşık yarısı tarıma ayrılmış
olup, bu rakam AB-27 ortalaması (% 48) ile de aşağı yukarı uyumludur. Buna
göre Türkiye’nin katılımıyla, AB’nin tarımsal alanında 39 milyon hektarlık
bir artış sağlanacaktır. Bu, AB-25’deki tarımsal alanın % 23’ünü temsil
edecektir. 2003 yılında işgücünün yaklaşık üçte biri tarımda istihdam edilmiş
ve aynı yıl tarım sektörünün GSYİH’deki payı % 12.2 olarak gerçekleşmiştir.
Ülke genelindeki iklimsel ve coğrafi koşullar farklı çiftçilik faaliyetlerine
olanak tanımakta olup, Türkiye hububat, pamuk, tütün, meyve ve sebze, fındık,
şekerpancarı ile koyun ve keçi etinde (belirli bir sıralamaya konmadan
yapılan listedir) dünyanın büyük üreticilerinden biridir. Türkiye’deki
tarım alanlarının yaklaşık %50’si tarla bitkilerine (bu oranın %20’si nadasa
bırakılmış, %20’si sulanabilir alandır), %25’i çayır ve otlağa, %2.5’i
de kalıcı ürünlere ayrılmıştır. Üretim şekillerinde önemli bölgesel farklılıklar
vardır.
Türkiye’deki çiftlik yapısı, bazı yeni üye devletler, Bulgaristan ve
Romanya ile benzerlikler göstermektedir. 2001 sayımına göre, Türkiye’de
çoğunu aile işgücünü kullanan aile çiftliklerinin oluşturduğu yaklaşık
3 milyon tarımsal işletme vardır (AB-25’te ise yaklaşık 13 milyon tarımsal
işletme bulunmaktadır). Bu rakam 1991’deki 4 milyon işletme sayısına göre
daha düşüktür. İşletmelerin ortalama büyüklük göstergeleri, AB standartlarına
göre küçük olduklarını ortaya koymaktadır (Türkiye ortalaması 6 hektar,
AB-25 ortalaması 13 hektar). Ancak, bu işletme ve ortalama büyüklük rakamları
toplam alan ile uyumlu değildir. Bu farklılığın nedenleri bilinmemektedir
ancak, umumi veya kullanılmayan alanların hariç tutulmasından ya da istatistiksel
metodolojideki eksiklikten kaynaklanabilir.
AB’nin belirli bölgeleri ile Bulgaristan ve Romanya’da olduğu gibi,
geçimlik ve yarı-geçimlik (subsistence and semi-subsistence) çiftçilik,
Türkiye tarımının da önemli karakteristik özelliğidir. Bu çiftlikler tipik
olarak, verimliliğin düşük olması ve üretimin sadece küçük bir oranının
pazarlanması ile ayırt edilirler. Geleneksel pazar ve fiyat politikalarıyla
bu çiftliklere ulaşmak zor olsa da, bunlara ulaşmak Türkiye’deki kırsal
nüfusun çoğunluğunun gelirinin güvence altına alınması ve geçimlerinin
temini için önemlidir.
Türkiye’nin katılımı ile birlikte AB-25’in 452 milyon tüketicisine,
kişi başına düşen alım gücü AB-25 ortalamasından önemli ölçüde düşük olan
80 milyondan fazla yeni tüketici eklenecektir.
Önceki katılan ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye daha büyük, daha
kalabalık ve daha yoksuldur. Ayrıca, piyasa koşullarında diğer ülkelerden
daha çok korunmuştur. Tarım ve tarımsal-gıda işletmelerinin rekabet yeteneği
genellikle AB ortalamasından daha düşüktür.
Mevcut Ortak Tarım Politikası (OTP) sisteminin Türkiye’nin katılımı
ile nasıl başa çıkacağının ve bunun mali kaynaklar üzerindeki etkilerinin
doğru biçimde değerlendirilmesi için, en azından yeni Üye Ülkeler için
yapılan analiz kadar derin bir analizin yapılması gerekmektedir.
4.2. Türk Tarım Politikaları
Tarihsel olarak Türkiye, tarifeler açısından yüksek oranda korunmuş
bir tarımsal piyasaya sahip olmuştur. İthalat koruması yüksek seviyede
kalırken, 2000 yılından itibaren Türkiye tarımsal desteğin yeniden düzenlenmesi,
arz-talep dengesinin sağlanması, daha rekabetçi bir tarım sektörünün yaratılması
ve devlet müdahalesinin azaltılmasını amaçlayan bir tarımsal reform programını
uygulamaktadır. Tarımsal reform programının temel unsurları şunlardır:
(i) yurtiçi fiyatların azaltılması, (ii) üretimden bağımsız doğrudan gelir
destekleri (0.5 ile 20 hektar arasında araziye sahip çiftçilerin yaklaşık
%90’ına yapılan ödemeler), (iii) çiftçileri tütün ve fındıktan alternatif
ürünlere geçmeleri için özendirmek üzere, tek seferlik ödemeler, (iv) kamu
iktisadi teşebbüsleri ve tarım satış kooperatiflerinin yerine, kendi finansmanını
sağlayan özel kooperatiflerin oluşturulması ve (v) tüketimi özendirmek
üzere kamuoyunu bilgilendirecek kampanyalarının düzenlenmesi.
Reform süreci hala tamamlanmamış olmakla beraber, örneğin ticareti tahrif
edici destek seviyelerinin çoğu üzerinde bazı olumlu etkileri de olmuştur.
Ancak, özellikle doğrudan desteğin payı ve etkili kırsal kalkınma politikasının
eksikliği açısından, Türk tarım politikasının AB tarım politikasından hala
önemli ölçüde farklı olduğu açıktır. Müdahale alımları, girdi destekleri
ve üretimle ilgili destekler gibi bütçeden desteklenen çeşitli pazar politikaları
hala bulunmaktadır. İthalat tarifeleri pek çok tarımsal ürün için AB’dekinden
yüksektir ve birçok hassas ürün için kısıtlayıcı düzeydedir. İhracat destekleri,
AB’dekinden daha az olsa da önemli bir role sahiptir. Kamuya ait tarımsal
işletmelerin özelleştirilmesi gecikmektedir.
Son OECD rakamlarına göre, 2003’te Türkiye’de Üretici Destek Oranı (ÜDO)
%26 olmuş, (AB- 15’te %37) ve Toplam Destek Oranı (TDO) ise GSYİH’nin %4.41’ini
temsil etmiştir (AB-15’te %1.32). Türkiye’de 2001-2003 döneminde piyasa
fiyat desteği, girdi ve çıktı ödemelerinin ÜDO’daki toplam payı %85 iken,
bu rakam AB-15’te %69 olarak gerçekleşmiştir (aradaki fark, doğrudan desteğe
AB-15’te daha çok önem verilmesinden kaynaklanmaktadır).
4.3. Belli Başlı Tarımsal Sektörler
AB ve Türkiye’deki belli başlı tarımsal sektörlerin karşılaştırılması,
istatistiksel yöntemlerdeki ve ürün kalitesindeki farklılıklar nedeni ile
zorlukla yapılmaktadır. Katılım esnasındaki farklılıkların kapsamı, Türkiye’nin
tarım politikası ve pazarlarında uzun katılım-öncesi dönemde ortaya çıkacak
gelişmelere bağlı olacaktır. Ancak, mevcut bilgi kaynaklarına dayalı olarak
bazı genel sonuçlara ulaşılabilir.
Türkiye ekilebilir ürünler (tarla bitkileri) sektöründe AB şartlarında
önemli bir üretici olacaktır. Örnek olarak 2001 yılında Türkiye’de hububata
ayrılan alan (pirinç hariç) 13,8 milyon hektar olmuştur ki bu rakam aynı
yıl için AB-25 toplamının %26’sına karşılık gelmektedir. Diğer taraftan,
hububat rekoltesi (pirinç hariç) genelde düşüktür (buğday için hektar başına
2 ton civarında, ki bu rakam toplam hububat üretiminin üçte ikisini temsil
etmektedir). Fiyat seviyelerini karşılaştırmak zor olsa da; buğday, arpa
ve belirli tahıllar için fiyatlar AB fiyatlarından önemli ölçüde yüksek
görünmektedir.
Meyve ve sebze alanında Türkiye dünyada önemli bir üretici ve net ihracatçıdır
ve AB’de önemli bir yere sahip olacaktır. Türkiye’nin mevcut meyve ve sebze
üretimi AB-25 üretiminin sırasıyla %40 ve %20’si kadardır. Türkiye sebze
için açık ara AB’nin en büyük üreticisi, meyve için de üç numaralı üreticisi
(İtalya ve İspanya’dan sonra) olacaktır. Türk meyve ve sebze fiyatları,
AB’dekilere yakın fiyata sahip elma ve narenciyeler haricinde AB fiyatlarından
biraz daha düşüktür.
Kabuklu yemişler alanında Türkiye, özelikle dünyanın en büyük ihracatçısı
olduğu fındıkla dünyada önemli bir yere sahiptir. 1999’daki fındık üretimi
500.000 tondur (140.000 tonluk AB- 15 toplamının üç katından daha fazla).
Genelde Türkiye, iklim ve düşük işgücü maliyetleri sayesinde kalite/fiyat
oranı açısından çok rekabetçi bir fındık üreticisidir.
Diğer ürünler hususunda, Türkiye, nohut ve mercimek gibi belirli baklagiller,
pamuk ve bazı kalitedeki tütün ve zeytinyağında (AB’de ve dünyada) rekabetçi
bir üretici olarak görünmektedir. Şeker açısından Türkiye dünya koşullarında
rekabetçi değildir ancak bunun önemi sadece AB şeker reformu netleştikten
sonra belirlenebilecektir.
Canlı hayvan ve hayvansal ürünler sektöründe Türkiye piyasası yüksek
derecede korunmaktadır. Türkiye’de kişi başına koyun eti tüketimi AB ortalamasından
yüksek olmasına rağmen, kişi başına düşen et tüketimi AB ortalamasının
sadece beşte biridir. İnek sütü ve yumurta için Türkiye’nin tüketim rakamları
AB ortalamasının sırasıyla yarısı ve dörtte üçüdür. Hayvancılık genellikle
küçük ölçekli aile çiftçiliği faaliyetidir. Çiftliklerin sadece %2’si hayvan
yetiştiriciliğinde uzmanlaşmıştır. AB ortalamasından biraz daha düşük olan
koyun eti fiyatları haricinde pek çok çiftlik hayvanı ile et ve süt ürünlerinin
piyasa fiyatları AB seviyesinden yüksek görünmektedir.
4.4. Ticaret
Türkiye önemli bir tarım ihracatçısıdır. 2003 yılında Türkiye’den yapılan
tarımsal ihracat 4,24 milyar Euro (toplam Türk ihracatının % 8’i), tarımsal
ithalat ise 3.88 milyar Euro (toplam ithalatın % 5’i) olarak gerçekleşmiştir.
Türkiye’nin temel ihraç kalemi taze (yaş) meyve ve sebze olup, bunlar 2003
yılında Türkiye’nin toplam tarımsal ihracatının % 46.5’ini oluşturmuştur.
Türkiye’nin en önemli dış ticaret ortağı AB olmakla birlikte, Akdeniz’deki
diğer ülkeler ve Körfez bölgesi ile de önemli ticari ilişkileri (ve bu
ülkelere karşı dış ticaret fazlası) vardır.Türkiye’nin ABD’ye karşı, kısmen
ABD tarafından kullanılan 400 milyon Doları aşan tutardaki ticareti tahrif
edici ihracat kredilerinden kaynaklanan, yaklaşık 600 milyon Euroluk önemli
bir tarımsal dış ticaret açığı bulunmaktadır. Türkiye’ye gelen temel Amerikan
tarımsal ihraç kalemleri arasında pamuk, sigara ve tütün, buğday, arpa,
soya fasulyesi ve mısır yer almaktadır.
Türkiye son yıllarda, gerek AB-15’e (2003 yılında Türkiye’nin ihracatı
2.036 milyon Euro, ithalatı ise 1,027 milyon Euro’dur) gerek grup olarak
10 yeni Üye Devlete karşı (ihracat 126 milyon Euro, ithalat 29 milyon Euro),
başta meyve, kabuklu yemiş, meyve ve sebzeden elde edilen ürünler olmak
üzere, aynı zamanda tütün ve tütün mamulü ihracatından da kaynaklanan kayda
değer bir dış ticaret fazlasına sahip olmuştur. Türkiye’nin AB’den yaptığı
ithalat geleneksel olarak, değer anlamında en önemlileri hayvan derisi
ve postu, temel yağlar ve (yüksek yerli üretime rağmen) pamuk olmak üzere
çok daha fazla sayıda sektörler arasında dağılmıştır. 10 yeni Üye Devletten
yapılan ithalat ise hububat (tahıl) ve bazı süt ürünleri ile sınırlı kalmıştır.
Tarım, AB ile yürürlükte olan Gümrük Birliğinin açıkça dışında tutulmaktadır.
Tarım alanındaki ticaret serbestleştirmesi yüksek ölçüde asimetriktir:
Pazara erişim konusunda AB Türkiye’yi büyük oranda tercihli muameleden
yararlandırmakta iken Türkiye bunun karşılığında çok az şey vermiştir.
Buna ek olarak Türkiye, canlı hayvan ve hayvansal ürünlerin
çoğunu kapsayan
bir ithalat yasağını sürdürmektedir. Türkiye tarafından AB’ye (et ve canlı
hayvan alanında) verilen tek önemli ticaret tavizi, Türkiye’nin uyguladığı
ithalat yasağı nedeniyle asla hayata geçirilememiştir (Türkiye, yasağı
kamu ve hayvan sağlığı gerekçesi ile uyguladığını iddia etmektedir, ancak
yasak, bu tür tedbirlere ilişkin uluslararası normlara uygun olmayıp temel
olarak pazar koruma amaçlarına hizmet etmektedir). Türkiye’nin AB’ye ihracatındaki
durum çok farklı olup, Türk tarım ihracatının yaklaşık % 70’i AB’ye vergisiz,
meyve, sebze ve tütün ise uygulamada hiçbir ücrete tabi olmaksızın girmektedir.
4.5. Türkiye’nin Katılımının Etkileri
Türkiye’nin muhtemel katılımı bu uzaklıkta iken, tarım alanında net
bir etki değerlendirmesi yapmak mümkün değildir. Her türlü değerlendirmenin,
mevcut Müktesebat üzerindeki etkiye ilişkin sağlam bir ekonomik analize
dayanması gerekmekle birlikte, gerçek etkiler büyük ölçüde, uzun katılım
öncesi dönem süresince Türkiye’deki tarımsal politikalardaki gelişmeler
tarafından belirlenecektir. Bu konu, birbirine bağımlı farklı piyasaların
sayısı ile gelecekte üretim, tüketim, fiyatlar, ticaret, vs.deki değişiklikler
nedeniyle daha da zor hale gelmektedir. Dünya piyasalarındaki gelişmeler
ve DTÖ müzakerelerinin sonucu da oldukça önemli rol oynayacaktır. Tüm bu
söylenenlere rağmen genel anlamda bazı nitel sonuçlar çıkarılabilir.
Türk tarım ve gıda sanayisinin rekabet gücü ile kırsal alanların ekonomik
yönden canlanması konuları, gelecekteki önemli siyasi ve ekonomik zorlukları
oluşturacaktır. Bu açıdan, AB ve 10 yeni Üye Devlet arasında gerçekleşene
benzer bir şekilde, ticarette daha ileri düzeydeki serbestleştirme katılım
öncesi sürecin temel bir unsuru olmalıdır. Katılım sırasında şokların yaşanması
istenmiyorsa serbestleştirmenin kademeli bir şekilde gerçekleşmesi gereklidir.
Ancak, daha ileri düzeydeki serbestleştirme, başta sığırdakiler olmak üzere,
mevcut tavizlerin uygulanmasına ilişkin ilerlemeye bağlı olacaktır.
Türkiye, bir çok tarımsal sektörde önemli aktörlerden biri olma potansiyeline
sahiptir. Yukarıda belirtildiği üzere, Türkiye zaten, meyve ve sebze, kabuklu
yemişler, nohut, mercimek, diğer bazı ürünler ile muhtemelen koyun eti
gibi bazı sektörlerde rekabetçi konumdadır. Türkiye, hububatta ve hayvansal
ürünlerde kayda değer üretime sahip olmakla birlikte, Türk tarımının rekabet
gücünün iyileştirilmesi için genel olarak, Türkiye ve AB arasında bu sektörlerdeki
ticaret serbestleştirmesinin, yeniden yapılanma ve modernizasyona ilişkin
tedbirlerle desteklenmesi gerekecektir. Bu bağlamda hayvansal ürünler ile
ilgili önemli bir unsur, veterinerlik ve gıda güvenliğinin iyileştirilmesi
olacaktır.
Türk tarımsal ürünlerinin halihazırda AB’de tercihli muameleden önemli
ölçüde yararlanması nedeniyle, katılımın AB’ye yapılan Türk ihracatındaki
yakın etkisi, Türkiye’nin temel ihraç kalemleri için muhtemelen sınırlı
olacaktır. Diğer taraftan, mevcut sınırlamalar kaldırıldığında Türkiye’ye
yapılan AB ihracatı olasılıkla artacaktır. Bu, tercihen katılım öncesi
dönemde gerçekleşmelidir. Türkiye’nin katılımının uzun vadede, her iki
yöndeki ticarette artışa yol açması beklenebilir.
Türkiye’deki kırsal nüfusun büyük bölümü, geçimlik (“subsistence”) ve
yarı-geçimlik (“semisubsistence”) tarım ile uğraşmaktadır. Bu nedenle,
rekabet gücünü arttırıcı tedbirlerin yanında kırsal alanlara yönelik ekonomik
kalkınma ve çeşitlilik ile alternatif gelir kaynaklarının yaratılmasına
ihtiyaç bulunmaktadır. Türk tarımının şu anda kırsal işgücünün çoğunu istihdam
etmesi nedeniyle, bu yöndeki çabalar için önemli miktarda kaynağa gerek
olacaktır.
Türkiye ile müzakerelerin açılması durumunda, AB Türkiye için, muhtemelen
2007-2013 döneminde SAPARD, PHARE ve ISPA programlarının yerini alacak
yeni birleştirilmiş Katılım Öncesi Aracının (“KÖA”) bir parçası olacak
bir katılım öncesi kırsal kalkınma aracının oluşturulmasına öncelik vermelidir.
Kırsal kalkınma bileşeni SAPARD’da yer alan tedbirlerden bazılarını kapsayabilir
(örneğin, üretici gruplarına yönelik destekler, pazarlama ve işlemeye yönelik
yatırımlar, vs.) ancak Türkiye ile MDAÜ’ler arasındaki farklılıklar ile
katılım öncesinde Türkiye’de ihtiyaç duyulan değişikliklerin boyutu dikkate
alındığında, mevcut kırsal kalkınma tedbirlerine ilaveler yapılması ya
da bunların yenileriyle değiştirilmesi gerekebilecektir.
Merkezi olmayan idare muhtemelen, SAPARD’da olduğu gibi, ulusal bir
yetkili kurumun ve AB’deki gibi bir Ödeme Kuruluşunun oluşturulması anlamına
gelecektir. Bu, katılım sonrasında OTP’nin yönetimine ilişkin idari hazırlıklar
konusunda Türkiye’ye yardımcı olacaktır.
Bu aşamada daha önce açıklanan istatistiki güçlükler nedeniyle, Türkiye’nin
Birliğe katılımıyla birlikte tarım sektöründeki muhtemel harcamaları hesaplamak
zordur. Burada, 1999-2001 dönemi için FAO ve EUROSTAT ortalama rakamları
kullanılarak, dönemsel ayarlamaları da içine alan (örneğin süt üretimi
ve hububat ile ilgili olarak tarihsel ortalamalardan biraz daha yüksek
rekolteler kullanılmıştır), kabaca bir tahmin yapılmaktadır. Hesaplamalar,
Haziran 2003 Reformu ile bu yıl yapılan 2. Reform’da kararlaştırılan birim
başına düşen tutarlara dayanmaktadır.
Hesaplamalar, mevcut Müktesebata göre, veterinerlik tedbirlerine yönelik
harcamalar dışarıda tutulduğunda, (her türlü geçiş döneminin ardından yapılacak)
doğrudan ödemelerin 8, piyasa tedbirlerinin ise 1 milyar Euro civarında
bir maliyete sahip olabileceğini göstermektedir [7]. 10 yeni Üye Devlete
yönelik doğrudan ödemeler (üzerinde mutabakata varılan 10 yıllık geçiş
döneminin sona ermesinden sonra) ve piyasa tedbirlerinin (her iki kalem
de cari fiyatlar cinsinden ifade edilmiştir) 6 milyarı doğrudan ödemeler
olmak üzere toplam 7 milyar Euro civarında gerçekleşmesi beklenmektedir.
Şu anda FEOGA Garanti Bölümü [8] tarafından finanse edilen kırsal kalkınma
için, Bulgaristan ve Romanya’ya karşı benimsenen yaklaşımı temel alan bir
kademeli geçiş (“phasing-in”) döneminden sonra, Türkiye’ye ayrılacak yıllık
miktar 2004 fiyatları ile yaklaşık 2,3 milyar Euro tutarında olacak iken
10 yeni Üye Devlet için ayrılan benzer tutar 2004 fiyatları ile 2 milyar
Euro civarındadır. Toplam yapısal fon zarfından Yönlendirme Bölümüne ayrılan
pay Üye Devletler tarafından kararlaştırıldığı için, kırsal kalkınmanın
FEOGA Yönlendirme Bölümü bileşeniyle ilgili bu aşamada bir tahmin yapılamamaktadır.
Türkiye’deki tarım sektörünün önemi ile genel ekonomik kalkınma düzeyi
dikkate alındığında, Türkiye için kayda değer bir miktar öngörülebilir.
4.6. Veterinerlik
Türkiye’de, hemen hemen tüm salgın ve bulaşıcı hayvan hastalıkları yaygın
(endemik) olarak görülmekte olup, hayvan sağlığı alanında Türkiye’deki
bu hastalıkların yok edilmesi amacıyla özel önlemler alınmalıdır. Katılım
öncesi dönemde, doğudaki komşu ülkeleri de kapsayacak şekilde tedbirlerin
alınması için çalışmaların arttırılması gerekmektedir. Bu tedbirlerin uzun
bir dönem devam edeceği beklenmelidir. Katılım zamanına bağlı olarak, katılım
sonrasında da devam edebilir. Bu tedbirlerin maliyeti yüksek olacaktır.
Şap hastalığına karşı alınan tedbirler bu alanda bir model oluşturabilir
ve hayvan hastalıklarının eradikasyonu ve içerideki hayvan hareketlerinin
sıkı kontrollerinden sorumlu yetkili mercilerin oluşturulmasını da kapsamalıdır.
Kuduz hastalığının eradikasyonu için özel önlemlerin alınması da öngörülmelidir.
Su ürünleri ve kanatlı alanlarında tedbirlere ihtiyaç olup olmadığı da
incelenmelidir.
Canlı hayvan ve hayvansal ürünler topluluk içi ticaretindeki kurallara
ilişkin olarak, hayvan sağlığı durumu yeterli olmadığı takdirde, Türkiye’den
gelen sevkıyatlar için özel kısıtlayıcı tedbirlerin (koruyucu tedbirler)
getirilmesi mümkün olmalıdır. Bu mevcut mevzuat temelinde yapılabilir.
Tedbirler zamanla kabul edilebilir ve hayvan hastalıklarının eradikasyonu
alanında kaydedilen gelişmeye göre şekillendirilebilir. (etin kemiğinden
ayrıştırılması, ışıl işlem görmüş süt ve süt ürünleri talebi.)
İç piyasadaki veterinerlik kontrol rejimi, üretim sahasında düzgün ve
kapsamlı veterinerlik kontrolleri ve yeterli idari ve laboratuar kapasitesinin
oluşturulmasını gerektirmektedir. Özellikle, canlı hayvan ve hayvansal
ürünlerde yasaklı maddelerin kontrolü ve kalıntı izlemesinin yanı sıra
TSE (bulaşıcı süngerimsi beyin hastalığı) izlemesinin de gerçekleştirilmesi
gerekmektedir.
Hayvan sağlığı alanındaki problemler ışığında, Türkiye’den diğer AB
üye ülkelerine canlı hayvan ve hayvansal ürünler sevkıyatında özel kuralların
getirilmesi gerekebilecektir. Bu, Türkiye ve diğer AB üye devletleri arasındaki
sınırlarda, özel veteriner kontrolleri şeklindeki düzenlemeleri engellemeyecektir.
Veterinerlik sınır kontrolleri, sınırlı sayıda iyi donanımlı Sınır Kontrol
Noktalarını esas almaktadır. Mevcut AB kurallarının uygulanması ve yürütülmesi
için önemli oranda çalışmaya ihtiyaç vardır. Türkiye’nin doğu sınırlarına
ilişkin olarak, mevcut mevzuatın, durumu tüm yönleriyle yeterli oranda
dikkate alıp almadığı incelenmelidir (geleneksel yerel sınır ötesi hayvan
hareketleri). AB’nin üçüncü ülkelere yönelik ithalat kuralları, Türkiye’ye
doğudan, hayvansal ürünlerin özellikle canlı hayvan ticaret akışının çok
sınırlı olacağını göstermektedir.
Hayvansal ürün ve gıda işletmelerinde gıda güvenliği ve hijyen konusuna
ilişkin olarak, AB’nin yüksek hijyen standartlarını düşürecek tedbirlerin
alınması kabul edilemez. Gıda tesislerinin iyileştirilmesi için katılım
öncesi dönemde önemli adımlar atılması gerekmektedir. Katılım tarihinde
AB gerekliliklerini karşılamayan tüm tesislerin, bir geçiş dönemine tabi
tutulmamaları halinde kapatılmaları gerekecek, bu durumda, diğer yeni katılan
on ülkeye uygulanana benzer şekilde, geçiş dönemi verilecek tesislerin
ürünlerinin diğer AB ülkelerine satışına izin verilmeyecektir.
Hayvan refahı konusunda önemli iyileştirmelere gerek olacaktır. Mevcut
mevzuatta helal et kesimine ilişkin özel koşullar bulunmasına rağmen, bu
kuralların uyarlanmasına ihtiyaç olup olmadığı incelenmelidir.
4.7. Bitki Sağlığı
Laboratuar altyapısı ve analitik kapasitesi de dahil olmak üzere idari
kapasiteye ilişkin önemli adımların atılması halinde, Türkiye’nin katılımı
bitki sağlığı mevzuatının kabul edilmesi ve uygulanmasında önemli bir sorun
yaratmayacaktır.
Zararlı organizmalara ilişkin mevzuat, iç üretimin gözetimini ve üçüncü
ülkelerden ithalatın kontrolünü gerektirmektedir. Katılım öncesi dönemde,
Bitki Pasaport Sisteminin uygulanması için operatörlerin kaydı da dahil
olmak üzere bu yükümlülüklerin üstlenilmesi için önemli adımların atılması
gerekmektedir. Sınır Kontrol Noktalarına ilişkin olarak, özellikle doğu
sınırlarındakiler olmak üzere, bitkilerin ve bitkisel ürünlerin ticaret
akışında tam kontrolün sağlanması gerekmektedir. Bitki Koruma Ürünlerine
ilişkin olarak, Türkiye’nin, ürünlerin piyasaya sürümünün yetkilendirilmesi
için önemli çaba gerektiren ön koşullar getiren AB sistemini oluşturması
gerekmektedir. Maksimum Kalıntı Limitleri konusunda önemli bir sorun beklenmemektedir.
AB ile uyumlu Kalıntı İzleme Sisteminin oluşturulması için önemli oranda
kaynak gerekecektir.
Tohum ve üretim materyallerinin pazarlanmasına ilişkin mevzuat, Topluluk
için önem taşıyan bitki türlerinin kapsanmasını amaçlamaktadır. Türkiye’nin
katılımı ile yeni türlerin ilave edilmesi gerekecektir. Bununla birlikte,
gerekli prosedür AB mevzuatında öngörülmektedir. Katılım ile, bitki çeşidi
haklarına ilişkin olarak, bitki yetiştiriciliğinde fikri mülkiyet haklarının
korunmasına dair Topluluk sistemi otomatik olarak Türkiye’yi de kapsayacak
şekilde genişletilecektir. Sistem, hali hazırda, üçüncü ülkelerden yetiştiriciler
ve diğer hak sahiplerine açıktır.
4.8. Balıkçılık
Türkiye’nin Ortak Balıkçılık Politikasının gerekleriyle uyumlu hale
gelmesi için idari kapasitesinin, özellikle kontroller ve denetimler alanlarında
olmak üzere güçlendirilmesi gerekmektedir. AB’ye uyumlu balıkçı tekne kaydı
ve daha büyük tekneler için tekne izleme sisteminin oluşturulması gerekecektir.
Çeşitli idari birimlerin daha iyi koordine olması gerekmektedir. Türkiye,
Karadeniz ve Akdeniz dışında balıkçılık yapmadığı için Ortak Balıkçılık
Politikasının büyük bölümü Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmemektedir.
Karadeniz’e ilişkin olarak, Topluluğun hali hazırda balıkçılık faaliyeti
bulunmamaktadır, bu sebeple, bu alanda Topluluk mevzuatının tamamlanması
gerekecektir. Kirliliğin, Karadeniz’deki stokların yeniden oluşturulması
için en önemli sorunlardan biri olması sebebiyle, OBP dışında da politikalar
da izlenebilecektir.
4.9. Değerlendirme
Türkiye’de tarım sektörünün hem ekonomik hem de sosyal yönden büyük
önem taşıması ve bütçede yaratacağı büyük etki nedeniyle, tarım, müzakerelerin
açılması ile, katılım öncesi hazırlık döneminin en önemli konularından
biri olacaktır. Tarımsal ürünlerde koruma oranının göreceli olarak yüksek
olması, Türk tarımsal ürünlerinin AB içindeki rekabet edebilirliği açısından
önemli bir husus olarak ortaya çıkmaktadır. Katılım sırasında, şok etkilerden
kaçınmak için, AB ihracatlarına ticari kısıtlamaların katılım öncesinde
aşamalı olarak ortadan kaldırılması ve Türk tarım-gıda sektörlerinin yeniden
yapılandırılması ve modernize edilmesi büyük önem taşımaktadır. Türkiye,
bazı sektörlerde önemli bir üretim potansiyeline sahip olması nedeniyle,
AB tarımında önemli bir rol oynama kapasitesine sahiptir, ancak, Türkiye
hali hazırda AB’ye ihracatında önemli bir tercihli sistemden yararlanmakta
olduğu için, temel Türk ihraç ürünleri için katılımın AB piyasalarındaki
ani etkisi sınırlı kalacaktır.
Kırsal nüfusun büyük bölümünü istihdam eden tarım sektörünün büyük ölçüde
geçimlik ve yarı geçimlik çiftçiliğe dayanması sebebiyle katılımın Türkiye’de
sosyal etkisi büyük olacaktır. Diğer ekonomik sektörlerin kapasitesi, geçimlik
ve yarı geçimlik tarımdan geçen işgücünü, özellikle kırsal alanlarda, hazmedebilmesine
bağlıdır.
Tarımsal politikalara ilişkin olarak, Türkiye’de tarımsal reform programı
doğru bir adım olmakla birlikte, henüz tamamlanmamıştır. Tarım mevzuatının
uygulanması pek çok alanda henüz başlamamış olup, katılım öncesi dönemde,
reform doğrudan OTP ihtiyaç ve gerekliliklerine göre yönlendirilmelidir.
Katılım öncesi hazırlık döneminde temel hedef tarım sektörünün yeniden
yapılandırılması ve modernize edilmesini (özellikle, geçimlik ve yarı geçimlik
tarımcılığa ilişkin olarak) ve kırsal alanlarda ekonomik canlandırmayı
hedefleyen bir kırsal kalkınma stratejisinin oluşturulması olmalıdır.
Özel geçiş dönemleri ve derogasyonlara ilişkin olarak, tarama süreci
gerçekleştirilmeden, şu aşamada nelerin müzakere edilebileceği konusunda
bir yorum yapmak zordur. Bu daha çok katılım öncesi dönemde, ne oranda
uyumlaştırmanın gerçekleştirilebileceğine bağlıdır. Bununla birlikte, temel
prensip açıktır: Türkiye müktesebatı daha sonradan uygulayacağı şekliyle
kabul etmek zorundadır. Bu, muhtemel olarak, uzun ve katılım sonrasında
sınırların muhafaza edilmesi için bir geçiş sürecini de kapsayan, geçiş
düzenlemelerini gerektirecektir. Bunun gerekliliği, Türkiye tarafından
yerine getirilmesi gereken düzenlemelerin kapsamı göz önüne alındığı takdirde,
katılım esnasında ani şoklardan kaçınmak ve hatta bunu kolaylaştırmak için,
bu noktada yetersiz gelişme gösterilmesi halinde, kanıtlanmış olacaktır.
Bu aynı zamanda, bazı sektörlere ilişkin olarak mevcut AB üye ülkelerindeki
korkuların giderilmesi için de yardımcı olabilir.
Veterinerlik alanında, katılım öncesi dönemde, hayvan sağlığını iyileştirme
yönünde büyük adımlar atılmalıdır; bununla birlikte, katılımda ciddi problemlerin
yaşanması beklenebilir. Katılımdan sonra, Türkiye’den olan canlı hayvan
ve hayvansal ürün hareketlerine özel kısıtlamaların getirilmesi beklenebilir.
Bu, Türkiye ve diğer üye ülke sınırları arasında özel kontrollerin getirilmesi
anlamına gelmektedir. Türkiye’nin doğu sınırlarındaki kontrollere de özel
önem verilmelidir. Gıda güvenliği, halk sağlığı ve hayvan refahı alanlarında
da önemli çalışmaların yapılması gereklidir. AB veterinerlik kontrol sisteminin
düzgün uygulanması ile Türkiye’nin katılımının AB’ye olumsuz bir etkisi
olmayacaktır.
Bitki sağlığı alanında gerekli hazırlıklar yapılırsa, bu alanda önemli
bir sorunla karşılaşılması beklenmemektedir. Bununla birlikte, Türkiye’nin
doğu sınırlarındaki kontrollere önem verilmesi gerekmektedir. Özellikle,
idari ve laboratuar kapasitesinin arttırılmasına ilişkin olarak önemli
çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Ortak Balıkçılık Politikasına ilişkin olarak, Türkiye katılım öncesi
dönemde gerekli hazırlıkları yapabilir. Katılımın AB’ye bu alanda olumsuz
bir etkisi olmayacaktır.
[7] AB tüzüklerinde birçok OTP ödeme miktarı nominal değerlerde sabitlendiğinden,
bu tahminler bugünkü fiyatlar esas alınarak bulunan miktarları göstermektedir. Eğer herhangi bir
geçiş döneminin 2025 yılında biteceği gözönüne alınırsa, bugünün parasıyla o tarihteki doğrudan ödemelerin ve Pazar
harcamalarının karşılığı sırasıyla 5,3 milyar ve 660 milyon olacaktır (2004 fiyatlarıyla) (bu konuda bölüm 7’deki bütçe
konularına da bakınız).
[8] 2007 yılından sonra Avrupa Tarımsal Garanti ve Yönlendirme Fonu
(FEOGA) Garanti ve Yönlendirme bölümünden finanse edilen kırsal kalkınmanın yerine tek bir kırsal
kalkınma fonu öngörülmektedir.
|