| AB Komisyonu'nun "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar
hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi"nin "BÖLGESEL VE YAPISAL POLİTİKA" bölümü şöyle:
5. BÖLGESEL VE YAPISAL POLİTİKA
Ülkenin büyüklüğü ve ekonomik özellikleri göz önüne alınırsa, Türkiye’nin
üyeliği söz konusu olduğunda AB yapısal politikalarına etkisi önemli ölçülerde
olacaktır. Ekonomik gelişmeler belirsizliğini koruduğu için, ekonomi politikalarının
gelecek yıllarda değişeceği varsayılarak şu anda bu etkilerin boyutunu
değerlendirmek oldukça zor görünmektedir. Bu nedenle sayısal değerlendirmeler
spekülatif olmaktan öteye gitmemektedir. Sonuç olarak bu bölümde katılım
bağlamında AB ve Türkiye’yi bekleyen tablonun sınırlı bir tanımı yapılacaktır.
Türkiye’nin üyeliğinin uyum politikası üzerinde yapacağı etkinin analizi
aşağıdaki varsayımlara dayanmaktadır:
-
Aşağıdaki kesin olmayan hesaplar AB-25, Bulgaristan, Romanya ve Türkiye’nin
şu anda geçerli olan GSYİH farklılıklarına dayandırılmıştır. Bununla birlikte
Türkiye’nin üye olacağı tarihe kadar farklılıkların oranı ekonomik performansa
bağlı olarak önemli ölçüde değişiklik gösterebilir.
-
Komisyonun uyum politikasını yeniden şekillendirme önerilerine ve yeni
politikanın 2006 yılı sonunda uygulamaya koyulması ihtimaline karşın, müktesebat
değişmemiş haldedir.
Bu varsayımlar yöntemsel sınırlar içermesine rağmen, Türkiye’nin düşük
gelir seviyesi ve bölgesel farklılıkları, çeşitli büyüme senaryoları ile
temelden değişebilir niteliktedir. Ayrıca, mevcut müktesebat altında yapısal
fonlardan gerçekleşecek olan transfer, yararlanıcı ülkenin GSYİH’sinin
azami %4’ünün üzerine çıkamayacaktır.
5.1. Türkiye’nin Üyeliği AB’de Bölgesel Farklılıkları İstatistiki
Olarak Artıracaktır
Türkiye’nin üyeliği AB genelinde sosyo-ekonomik farklılıkları önemli
ölçüde artıracaktır. Üyelik söz konusu olduğunda azalmış olan kişi başına
düşen ortalama GSYİH’nin etkisi yeni üye ülkelerin yaptığı etkiyle karşılaştırılabilir
düzeydedir. Bulgaristan, Romanya ve Türkiye’nin getireceği değişiklikler
aşağıda gösterilmiştir.
Tablo 1: Önceki ve Olası AB Genişlemelerin Yapacağı Etki
| |
Yüzölçümü Artışı
|
Nüfus Artışı
|
Toplam GSYİH(*)’da Artış
|
Kişi Başı GSYİH’da Artış
|
Kişi Başına Düşen Ortalama GSYİH (**)
|
| AB15 / AB 25 |
% 23 |
% 20 |
% 4,7 |
% -8,8 |
91,2 |
| AB25 / AB 27 |
% 9 |
% 6 |
% 0,7 |
% -4,3 |
87,4 |
| AB27/AB27+TR [9] |
% 28 |
% 15 |
% 2,2 |
% -9,1 |
79,4 |
(*) Euro olarak
(**)Satın Alma Gücü Standartlarına göre, 2003 GSYİH verileri
Kaynak: Eurostat, DİE, hesaplar: Bölgesel Politika Genel Müdürlüğü
Türkiye’nin nüfusu ve büyüklüğü tek başına 10 yeni üye ülkenin tamamıyla
karşılaştırılabilir düzeydedir. Satın Alma Standartlarına (SAS) göre Türkiye’nin
kişi başına GSYİH’si 10 yeni üye ülkenin ortalama GSYİH’sinden çok daha
düşüktür
Mevcut sistem ve seçilebilirlik kriterlerine göre Türkiye’nin tüm toprağı
bugün Yapısal Fonlar ve Uyum Fonunun Hedef 1 yardımlarından yararlanabilecek
durumdadır.
AB’nin 25 üyeli olacak şekilde genişlemesi Hedef 1 kapsamına giren bölgelerde
yaşayan nüfusun 51 milyon kadar artmasına neden olmuştur (bu bölgelerde
kişi başına düşen GSYİH, AB ortalamasının %75’inin altındadır). Yeni üye
ülkelerde yaşayan yaklaşık 69 milyon kişi Hedef 1 desteği için seçilebilir
duruma gelmiş, ancak ağırlıklı olarak AB-15’te ikamet eden 18 milyon kişi
AB ortalama gelirinin düşmesi sebebiyle bu hedef kapsamından çıkmıştır.
Üyelik gerçekleştiği takdirde Türkiye’nin tüm nüfusu Hedef 1 kriterine
göre değerlendirileceğinden, AB27’deki bazı bölgeler, ortalama AB GSYİH
düzeyinin düşmesi nedeniyle bu hedef kapsamından çıkacaktır. Kesin olmayan
tahminler, şu anda geçerli gelir düzeyleri temelinde bu etkinin AB-25’te
olduğu gibi olacağını öngörmektedir. Bu nedenle, Hedef 1 desteği için seçilebilir
nüfusun net artışı da AB-25 genişlemesiyle karşılaştırılabilir düzeyde
olacaktır.
Yapısal yardım için seçilebilirliğini kaybedecek bölgelerde, GSYİH’nin
nispeten düşük düzeyde olmasının altında yatan ve başlangıç itibarıyla
yapısal yardımı harekete geçirmiş olan yapısal sorunlar ile kişi başına
düşen GSYİH seviyesi, genişleme sonrasında genişleme öncesindeki gibi kalmaya
devam edecektir. Katılım zamanı gelmeden yakınlaşma sürecini tamamlamamış
olan böylesi bölgeler için aşamalı-çıkış (phasing-out) düzenlemelerinin
gözden geçirilmesi gerekli olabilecektir.
5.2. Türkiye’deki Bölgesel Farklılıklar
Ekonomi bölümünde altı çizildiği üzere, Türkiye’nin SAS’a göre kişi
başına düşen GSYİH’si AB 25 ortalamasının %28,5’i kadardır. Türkiye’de
26 Düzey-II bölgesi arasında coğrafi özellikler, iklim özellikleri gibi
farklardan ve göç dalgaları gibi nedenlerden dolayı önemli değişiklikler
bulunmaktadır.
Özellikle, ekonomik faaliyetlerinin çoğunun yer aldığı batıdaki bölgeler
nedeniyle bir doğu-batı ayrımı bilinen bir gerçektir. Batı bölgeleri dünya
ile ticaret, turizm, alanlarında iş yapmaktadır ve daha yüksek oranda bir
yatırım ve daha iyi bir altyapı olanağına sahiptir. Türkiye nüfusunun %
63’ü ülke toprağının yaklaşık yarısında yaşamakta bu ise kişi başına düşen
GSYİH ulusal ortalamasının % 23 fazlası olan % 78’lik bir GSYİH oranına
karşılık gelmektedir (Tablo 2’ye bakınız).
Tablo 2: Doğu ve Batı Türkiye
| |
Nüfus Oranı
|
GSYİH Oranı
|
Kişi Başına Düşen
GSYİH Oranı
(TR=100)
|
| Doğu |
% 37 |
% 22 |
60 |
| Batı |
% 63 |
% 78 |
123 |
En dezavantajlı bölgeler uzak ve dağlık doğu bölgelerindir. Ülkenin
doğusundaki kişi başı GSYİH ulusal ortalamanın yalnızca %60’ına tekabül
etmektedir. Böylece genişlemiş AB’nin en fakir 10 bölgesi Türkiye’nin doğusunda
yer almış olacaktır.
5.3. Türkiye’nin İhtiyaçları Ve Kalkınma Stratejisine Olan Etkileri
Türkiye’nin önünde mücadele etmesi gereken iki temel unsur bulunmaktadır:
Çok düşük bir ulusal GSYİH düzeyi ve büyük bölgesel farklılıklar.
Yapısal Fonlar ve Uyum Fonu Türkiye’nin AB’yi yakalama sürecine katkıda
bulunabilir. Bununla birlikte, Yapısal Fonların etkisi genel ekonomik şartlar
ve Yapısal Fon harcamalarının yapılacağı kurumsal yapının oluşturulması
gibi etkenlere bağlıdır. Uyum Fonu ülkelerinde elde edilen deneyime göre
makroekonomik istikrarın yanı sıra malların, sermayenin ve işgücü piyasalarının
düzenli işleyişi gelir düzeylerinin birbirine yakınlaştırılmasında önemli
bir etken olmaktadır. Yapısal Fonlar, elverişsiz bir ekonomi politika karşısında
tek başına yeterli olmayacaktır.
Türkiye’nin fiziki şartları ve insan kaynaklarını geliştirmeye, ayrıca
AB teknik kural ve standartlarını yakalamaya ve tarım sektörünü yeniden
yapılandırmaya yönelik çok çeşitli finansman ihtiyaçları bulunmaktadır.
En önemli ihtiyaçlar ulaştırma, telekomünikasyon, enerji ve çevre sektörlerinde
ayrıca eğitim ve Ar-Ge’dedir.
5.4. Değerlendirme Avrupa Birliğinin son genişlemesine benzer
şekilde, Türkiye’deki yapısal sorunlar uyum politikası açısından en önemli
zorlukları oluşturmaktadır. Türkiye’de kişi başına düşen gelirin düşük
olması ve bölgeler arasındaki farklılıklar Yapısal Fonlar ve Uyum Fonlarından
uzun bir süre önemli oranda destek alınmasını gerektirecektir. Mevcut veriler
ve uygunluk koşulları açısından değerlendirildiğinde, Türkiye’nin tamamı
Uyum Fonlarından ve aynı zamanda Yapısal Fonlardan Hedef 1 altında yardım
almaya uygun olacaktır.
Uyum politikası kapsamındaki en önemli sorunlardan biri Türkiye’yi yapısal
yardımlar sistemine entegre etmek olacaktır. AB’deki istihdam ve gelir
seviyelerine ulaşılması için gerekli olan yüksek orandaki büyümenin sürdürülmesi
Türkiye’nin altyapısını güncellemesine, eğitim sistemini modernize etmesine
ve yatırımı destekleyen bir iş çevresi yaratmasına bağlıdır. Bu da uzun
vadeli bir süreç olacaktır.
AB üyeliğine hazırlanmak için ekonomik ve sosyal uyumu güçlendirecek
AB programlarına katılımı sağlayacak bir bölgesel kalkınma politikasının
benimsenmesi gerekmektedir. AB’nin katılım öncesi yardımları, Türkiye’yi,
ulusal ve bölgesel düzeyde idari kapasitenin güçlendirilmesi de dahil olmak
üzere katılım öncesinde müktesebatın uygulanması konusunda hazırlamalıdır.
AB müktesebatı değişikliğe uğramadığı takdirde, Türkiye, önemli miktarda
yapısal yardımlardan yararlanacaktır. Türkiye’nin üyeliği ile AB’deki ortalama
kişi başına düşen GSYİH düşecek, bunun sonucunda da Yapısal Fonlar kapsamındaki
desteklerden halihazırda yararlanmaya uygun bulunan ülkeler uygunluklarını
yitireceklerdir. Türkiye’nin Birliğe katılımı ile bu bölgelerin sorunları
azalmayacağı için önümüzdeki dönemdeki ekonomik gelişmeler ışığında bazı
düzenlemelerin tamamlanması gündeme gelebilecektir.
[9] Herhangi bir diğer ülkenin katılımı hariç (örn: Hırvatistan).
|