| AB Komisyonu'nun "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar
hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi"nin "ADALET VE İÇİŞLERİ" bölümü şöyle:
6. ADALET VE İÇİŞLERİ
Avrupa entegrasyonu, en başından itibaren tüm Avrupa ülkelerinin insan
hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne dayanan özgürlüğe ortak bağlılığı
üzerine kurulmuştur ve Kopenhag siyasi kriterleri de bu bağlılığın göstergesidir.
Özgürlük, güvenlik ve adalet alanı bu değerler ve karşılıklı güven üzerine
inşa edilmiştir. Karşılıklı güven sağlanması için bu değerlere saygı gösterilmesi
ve geliştirilmesi gerekir. Özgürlüklerden, ancak güvenliğin ve tüm vatandaşlara
adalete erişim olanağının sağlandığı ortamlarda yararlanılabilir. Güvenlik
tehditlerinin ulus-aşırı boyutları nedeniyle, ulusal hükümetler izole olarak
hareket edemez, bu tehditlerin bertaraf edilmesi hükümetlerin birlikte
çalışmalarını gerektirir. Polis ve diğer kanun uygulayıcı kurumlar ile
yargının bir arada hareket etmesi çok önemlidir. Türkiye’nin AB’ye tam
üyeliği, sınır yönetimi, yasadışı göç ve örgütlü suçlar ile yolsuzluk,
insan ticareti ve uyuşturucu ticareti de dahil olmak üzere bu gibi konularda
AB içerisinde işbirliğinin yoğunlaştırılmasına imkan tanıyacaktır. Etkili
bir şekilde ortak hareket edilmesi, ki bunun için karşılıklı güvenin tesisi
esastır, tabiatıyla ulusaşırı sorunların çözümüne katkıda bulunarak halihazırda
AB’ye üye olan ülkelerde ve Birlik sathında yurttaşların güvenliğini ve
özgürlüğünü güçlendirecektir.
6.1. Sınır Yönetimi
Sınır yönetimi özellikle önemli bir konudur. 1 Mayıs 2004’de Avrupa
Birliğine tam üye olan ülkelerdeki duruma benzer olarak, Türkiye Schengen
bölgesine AB’ye tam üye olur olmaz değil, sınır kontrolü ve gözetimi alanında
Türkiye’nin kapasitesi ve uygulamaları hakkında sıkı bir değerlendirme
yapıldıktan sonra, Konsey tarafından belirlenecek daha ileri bir tarihte
kabul edilecektir. Sonuç olarak, iç sınırların kontrolü Türkiye’nin AB’ye
tam üye olmasıyla eş zamanlı olarak kaldırılmayacaktır. Dolayısıyla, Türkiye’den
diğer AB üyesi ülkelere seyahat etmek isteyen Türk vatandaşları ile diğer
AB vatandaşları sınır kontrollerine tabi olacaklar ve diğer AB üyesi ülkelere
girerken pasaportlarını veya kimliklerini göstermek zorunda kalacaklardır.
Türkiye’den ayrılan ve diğer AB üyesi ülkelere giriş yapan üçüncü ülke
vatandaşları da göç kontrollerinin tümüne tabi olacaklardır.
Türkiye’nin AB’ye tam üye olması dış sınırlarının uzamasına sebebiyet
verecektir. Bulgaristan ve Yunanistan’la olan sınırlar iç sınır olacak,
dış kara sınırların uzunluğu Gürcistan (276 km), Ermenistan (328 km), Azerbaycan
(18km), Irak (384 km), Iran (560 km) ve Suriye (911 km) olmak üzere artacaktır.
2477 kilometrelik yeni dış kara sınırına 1762 kilometreden oluşan Karadeniz
deniz sınırı (blue border) ve 4768 kilometreden oluşan Ege ve Akdeniz deniz
sınırı (blue border) eklenecektir. Doğu ve Güneydoğu sınırının büyük bir
kısmı dağlık araziden geçmektedir.
Kendi güvenliğini sağlamak için Türkiye şimdiden sınır yönetimi için
önemli miktarda kaynak aktarmaktadır. Örneğin, Türkiye 64000 personeli
planlı olarak sınır yönetimi görevlerine yerleştirmiştir. Türkiye tam üyelikle
birlikte ve özellikle daha sonraki aşamada iç sınırların ortadan kaldırılmasına
ilişkin verilecek olası kararla, yeni dış sınırların etkin korunmasını
sağlamada sorumluluk üstlenmesinin yanı sıra Birliğin kendi güvenliğini
sağlamasında da önemli rol oynayacaktır. Buna rağmen, sınır yönetimi birçok
alanda AB uygulamaları ile uyum içerisinde değildir. Örneğin, Schengen
uygulamalarında sınır yönetimi için tek bir profesyonel otoritenin varlığına
ihtiyaç duyulurken, Türkiye’de sınır yönetimi şu anda ordu, jandarma, polis
ve sahil güvenlik arasında bölünmüştür.
Türkiye kendi sınır yönetimi kanununu AB müktesebatı uygulamalarıyla
uyumlaştırmak için şimdiden ilk adımları atmıştır. Türkiye 2003 yılında
müktesebat uyumunu sağlamak için asker olmayan profesyonel bir sınır polisi
oluşturmayı taahhüt eden bir strateji belirlemiş ve şu anda da yasal ve
kurumsal uyumun takvimini ve detaylarını belirleyen bir Ulusal Eylem Planı
geliştirmektedir. Bu plan, sınırlarda en yüksek düzeyde korumayı sağlamak
için ekipman ve altyapının nerelere dağıtılması gerektiğini ve personel
ve eğitim ihtiyaçlarını belirleyecektir. Planın ancak küçük bölümleri AB
fonları tarafından finanse edilebileceğinden, Türk Hükümeti Planın uygulanması
için gerekli mali kaynağın tashihi konusunda gerekli önlemleri almalıdır.
Planın uygulanmasının AB tarafından tam olarak değerlendirilmesine olanak
tanınmasını teminen, Planda ulaşılmak istenen hedeflerin ara aşamalarıyla
birlikte açık olarak tanımlanması gerekmektedir.
Türkiye’nin sınır yönetiminin AB standartlarına ulaştırılmasını teminen
diğer yeni üye olan ülkelerde yapılan uygulamaya benzer şekilde AB tarafından
düzenli değerlendirme ziyaretleri gerçekleştirilecektir.
Türkiye’nin AB’ye olası tam üyeliğini takiben, kurulması teklif edilen
Avrupa Sınır Ajansı Türkiye’de ortak operasyon ve pilot projelerin gerçekleştirilmesinin
yanı sıra kritik durumlar ortaya çıktığı takdirde müdahale etmek amacıyla
operasyonlar düzenlemek gibi bazı görevler üstlenebilecektir.
6.2. Vize ve İltica
Mevcut durumda, Türk vatandaşlarının Avrupa Birliğine girmeleri için
vize almaları gerekmektedir. Katılım müzakerelerinin başlatılması vize
şartının otomatik olarak kaldırılmasına yol açmayacaktır. Ancak, Komisyonun
teklifi üzerine Üye Ülkelerin müzakerelerin herhangi bir aşamasında Türkiye’ye
vize uygulamasını kaldırmaları yolu açıktır. Türkiye, kendi adına katılımdan
önce üçüncü ülke vatandaşlarına ilişkin Vize Yönetmeliği ile uyumunu tamamlamalıdır,
bu uyum mevcut Üye Ülkelere yönelik yasa dışı göçle mücadeleye yardımcı
olacaktır. Türkiye halihazırda yasa dışı göçle ilgili olarak göç akımlarının
yönünü Türkiye’den uzaklaştıran adımlar atmış durumdadır. AB ile Geri Kabul
Anlaşmasının akdedilmesi bu sorunların katılım öncesi dönemde çözümüne
yardımcı olacaktır. Ayrıca, katılım öncesi dönemde, eşleştirme (twinning)
gibi araçların kullanılması Türk kolluk kuvvetleri yetkilileri ile Üye
Ülkeler arasında yasa dışı göçle ilgili olarak daha yakın bir operasyonel
işbirliğine neden olacaktır. Buna ilaveten, katılım öncesi dönemde Üye
Ülkeler ve Türkiye arasında göç akımları ve örgütlü suç şebekelerine ilişkin
bilgi, istatistik, ve risk değerlendirmesi alışverişlerinin arttırılması,
kamuyu bilgilendirme kampanyalarının, yasadışı göçmenlerin menşe ülkelerine
geri gönderilmelerine yönelik irtibat ile göçmen kaçakçıları ve tacirlerine
ilişkin şebekelerin çökertilmesine yönelik işbirliğinin geliştirilmesi
yoluyla yasadışı göçle mücadele güçlendirilmelidir.
Türkiye halen Avrupa Birliğinde iltica başvurusunda bulunanların menşe
ülkesi durumundadır. 2003 yılında, 21,890 Türk vatandaşı 25 AB Üyesi Ülkede
iltica başvurusunda bulunmuş ve bunlardan 2127 adedi kabul edilmiştir.
(Karşılaştırma yapmak bakımından, 2003’te 3041 Romanya vatandaşı iltica
başvurusunda bulunmuş ve bunlardan 61 adedi kabul edilmişken, 25 AB Üyesi
Ülkeye iltica başvurusunda bulunan 2427 Bulgar vatandaşından 8 adedi kabul
edilmiştir.) Şimdiye kadar yapılan başarılı iltica başvuruları ile ilgili
olarak, özellikle nüfusun ağırlıklı olarak Kürt olduğu Türkiye’nin Güneydoğusunda
devam etmekte olan siyasi reform uygulamalarının, iltica başvurularının
sayısını oldukça azalttığı gözlenmektedir. Bundan, kabul edilmeyen başvuruların
genel olarak Türkiye’yi ekonomik sebeplerle terkeden kişiler tarafından
yapılmış olduğu sonucu çıkarılabilir. Daha önce açıklandığı gibi, katılım
müzakerelerinin başlatılmasının ekonomik kalkınmayı teşvik etmesi ve yoksulluğu
azaltması muhtemel olup, böylece ekonomik sebeple iltica başvurusunda bulunanların
sayısında azalmaya yol açacaktır. Türkiye AB’ye tam üye olduktan sonra
AB Üye Ülke Vatandaşları İltica Protokolü uyarınca iltica konusunda güvenli
menşe ülke olarak kabul edilecektir.
Şu anda, çok sayıda üçüncü ülke kökenli kişi Üye Ülkelerde iltica başvurusunda
bulunmak üzere Türkiye üzerinden seyahat etmektedir. Türkiye halihazırda
Mülteciler Sözleşmesine Avrupa kökenli olmayanların iltica başvurularının
kabul edilmeyeceği anlamına gelen bir coğrafi çekince uygulamaktadır. Türkiye
sözkonusu kısıtlamayı katılım öncesi dönemde kaldırmalı ve BM Cenevre Sözleşmesi
ile iltica müktesebatında getirilmiş olan standartlar ve usullere uygun
şekilde iltica başvurularını değerlendirecek bir sistemi uygulamaya koymalıdır.
Sonuç olarak, Birliğe üyelikten sonra üçüncü ülkelerden gelen iltica başvuru
sahiplerinin birçoğu Üye Ülkelere gitmek üzere Türkiye üzerinden geçmeyecek,
bunun yerine başvurularını Türkiye’de yapacaklardır. İltica sisteminin
geliştirilmesinin maliyeti yüksek olabilecek ve Türkiye ile dayanışmanın
sağlanması amacına yönelik olarak maliyet paylaşımı hususunu gündeme getirilebilecektir.
Ayrıca, katılımdan sonra Dublin Sözleşmesi Türkiye’de uygulanacaktır. Böylece,
pek çok durumda Türkiye’den yasa dışı olarak gelen ve başvurusunu başka
bir Üye Ülkede yapmayı tercih eden iltica başvurusu sahipleri başvurularının
değerlendirilmesi için Türkiye’ye geri gönderileceklerdir. Türkiye’nin
katılımı bu nedenle mevcut AB Üye Ülkelerinde yapılan iltica başvurularının
sayısında azalmaya sebep olabilecektir.
6.3. Adli İşbirliği
Türkiye’nin katılımı, Türkiye ve AB arasında medeni ve cezai konularda
adli işbirliğinin yoğunlaşmasına neden olacaktır. Adli işbirliğinin dayandığı
temel esas karşılıklı tanımadır ve bu her bir adli sistem arasındaki karşılıklı
güvene dayanır. Buna ulaşmak için hukukun üstünlüğüne ve temel haklara
saygılı bağımsız ve verimli bir yargının kurulması gerekir. Mevcut üye
ülkelerin mahkemeleri (Türkiye’ye karşı) medeni ve ticari hukukta adli
işbirliği alanında, yargı yetkisinin kurallarını belirleyen, yargı kararlarının
tanınması ve uygulanmasına yönelik ve yargıya erişimi kolaylaştırıcı araçları
da içeren ve hızla gelişmekte olan (AB) müktesebatını uygulayacaklardır.
Mahkemeler arası doğrudan temasa dayalı adli işbirliğine yönelik yeni yöntemler,
kanıtların toplanması ve belgelerin sınır-ötesi kullanılabilmesi için uygulanabilir.
Türkiye, minimum standart kanun ile uyumlu hale getirilmiş kanunu içeren
bu alanda hızla gelişen müktesebatı da uygulayacaktır. Örneğin, cezai usullere
ilişkin ortak usule ait teminatlar Avrupa seviyesinde kabul edilirse bunun
Türkiye tarafından da uygulanması gerekecektir. Ortak usule ait garantiler,
sadece yargının insan hakları boyutunu ilerletmek için değil aynı zamanda
karşılıklı tanımanın yanı sıra karşılıklı güven için gerekli şartların
oluşmasında da önemli bir rol oynayacaktır. Cezai konularda, Avrupa Tevkif
Müzekkeresi mevcut üye ülkelerde tutuklanan kişilerin Türk mahkemelerine
teslimini ve Türkiye’de tutuklananların da üye ülkelere teslim edilmesini
sağlayacaktır.
Üye ülke mahkeme sistemleri arasındaki işbirliği, üye ülke yargıları
arasındaki karşılıklı güven ve itimada dayalı olan kararların karşılıklı
tanınması prensibine dayanır. Bu karşılıklı güven ve işbirliğini geliştirebilmek
amacıyla, Türkiye’nin katılım öncesi süreçte özel hukuk ve ceza hukuku
alanlarındaki reform sürecine devam etmesi zaruret teşkil edecektir. Sürdürülmekte
olan yargı reformu sürecini izlemek üzere AB heyetlerinin düzenli ziyaretleri
devam edecektir.
6.4. Yolsuzluk ve Sahtecilik
Yolsuzluk, halihazırda Türkiye için önemli bir sorundur. Türkiye, Avrupa
Konseyi bünyesinde yer alan yolsuzlukla mücadele izleme ve değerlendirme
mekanizması olan GRECO’ya yakın bir zamanda katılmıştır. Türkiye aynı zamanda,
yolsuzlukla mücadelede ilk küresel araç olan ve gerek özel sektör gerekse
kamu sektörü için bağlayıcı ve önleyici tedbirler içeren Yolsuzluğa Karşı
BM Sözleşmesini de ilk imzalayan devletlerden biridir. Katılım öncesi dönemde,
GRECO ile işbirliği, önerilerinin tam olarak uygulanması ve eşleştirme
yoluyla yolsuzluğa karşı Ulusal Eylem Planına verilen destek Türkiye’nin
yolsuzlukla mücadele kapasitesini önemli ölçüde arttıracaktır. Başarılı
sonuçlar elde edilebilmesi için önemli idari reformlara ihtiyaç duyulacaktır.
(Ayrıca İlerleme Raporuna bakınız)
Türkiye, sahtecilik alanında, ilgili AB müktesebatına, bilhassa Avrupa
Topluluklarının Mali Çıkarlarının Korunmasına Dair Sözleşmeye uyum sağlamalıdır.
Uyum süreci devam etmektedir ancak bu alanda Türkiye’nin çabalarını değerlendirmek
için henüz çok erkendir.
6.5. Uyuşturucu
Türkiye başlıca uyuşturucu kaçakçılığı güzergahlarından olan Balkan
Rotası üzerinde yer almaktadır. Uyuşturucu kaçakçılığı alanı da dahil olmak
üzere organize suçlarla ilgili olarak Türk kolluk kuvvetleri yetkilileri
halihazırda AB’deki muhataplarıyla işbirliğinde bulunmaktadır. Bununla
birlikte, genel olarak uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suçlar alanlarında
katılım öncesi süreç, Türk kolluk kuvvetlerinin idari kapasitesini artırma
ve AB’deki muhataplarıyla olan bağlarını önemli ölçüde güçlendirme amacına
yönelik olarak kullanılmalıdır. Böylelikle, Türkiye’de ve AB’de kurumların
etkili ortak eylem yapabilmeleri sağlanacak ve ortak tehditlere karşı beraber
çalışma yetenekleri arttırılacaktır. Birliğe katılım ve Europol ve Eurojust
gibi yapılara üyelik bu tarz bir işbirliğini daha da ileri götürecektir.
Genel olarak, şu anki Üye Ülkelerdeki talebe bağlı olan Türkiye’den
geçiş yapan uyuşturucu miktarı Türkiye’nin Birliğe katılımından etkilenmeyecektir.
Türkiye’nin katılım öncesi dönemde Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını
İzleme Merkezi’ne (EMCDDA) gözlemci olarak iştirak etmesi ve (Birliğe)
katılımıyla birlikte tam üye olması, Türkiye’nin iç talebe yönelik olarak
bilgi toplamasını önemli ölçüde kolaylaştıracak ve bu da AB Uyuşturucu
Stratejisiyle tamamen uyumlu bir Ulusal Uyuşturucu Stratejisi geliştirilmesine
yardımcı olacaktır.
6.6. Değerlendirme
Türkiye’yi de kapsayacak bir şekilde özgürlük, güvenlik ve adalet alanının
genişletilmesi, örgütlü suçlar, yasadışı ticaret ve terörizm gibi ortak
ulus aşan tehditler karşısında işbirliğinin güçlendirilmesini sağlayarak
AB’ye bir bütün olarak yarar getirecektir. Yine de, bu alanda aşılması
gereken zorluklar göz önüne alınınca, yargı da dahil olmak üzere Adalet
ve İçişleri alanında katılım süreci karmaşık olacaktır.
Sınır yönetimi alanında bir Ulusal Eylem Planının geliştirilmesi için
ilk adımlar atılmıştır. AB’nin gelişmeleri tam olarak değerlendirebilmesini
sağlayabilmek için orta vadeli açık hedeflerin planda tanımlanması gerekmektedir.
Sınır yönetiminin üst düzeyde sağlanması; özgürlük, güvenlik ve adalet
alanı açısından olduğu kadar, ticaret, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri
ve gümrükler gibi diğer alanlar için de önemlidir.
Türkiye iltica sisteminin geliştirilmesi ve iltica başvurularının değerlendirilmesi
yükümlülüğünün üstlenilmesinde, ciddi zorluklarla karşılaşmaktadır. Bu
bağlamda, AB’nin desteği gerekebilir.
Ayrıca, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği, AB kanun uygulayıcı yetkilileriyle
uyuşturucu ticareti ve yasadışı göç gibi tehditlere ilişkin işbirliğini
arttıracaktır.
|