Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ETKİ RAPORU (İçindekiler)
TAVSİYE KARARI (Özet) (6.10.2004)
TAVSİYE KARARI (Tam Metin) (6.10.2004)
HÜKÜMET AÇIKLAMASI (6.10.2004)
MGK BİLDİRİSİ (Ekim 2004)
AB ANA SAYFA
TAVSİYE BELGESİ (İng)
İLERLEME RAPORU (İng)
ETKİ RAPORU (İng)

AB KOMİSYONU TÜRKİYE RAPORU...
Etki Raporu (7)
6 Ekim 2004
Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye’nin Birliğe üyeliğinin yaratabileceği etkilere ilişkin "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi" de 6 Ekim 2004'de açıklandı.
 
Etki Raporu'nun "Adalet ve İçişleri" bölümü...
 
AB Komisyonu'nun "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi"nin "ADALET VE İÇİŞLERİ" bölümü şöyle:

6. ADALET VE İÇİŞLERİ

Avrupa entegrasyonu, en başından itibaren tüm Avrupa ülkelerinin insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne dayanan özgürlüğe ortak bağlılığı üzerine kurulmuştur ve Kopenhag siyasi kriterleri de bu bağlılığın göstergesidir. Özgürlük, güvenlik ve adalet alanı bu değerler ve karşılıklı güven üzerine inşa edilmiştir. Karşılıklı güven sağlanması için bu değerlere saygı gösterilmesi ve geliştirilmesi gerekir. Özgürlüklerden, ancak güvenliğin ve tüm vatandaşlara adalete erişim olanağının sağlandığı ortamlarda yararlanılabilir. Güvenlik tehditlerinin ulus-aşırı boyutları nedeniyle, ulusal hükümetler izole olarak hareket edemez, bu tehditlerin bertaraf edilmesi hükümetlerin birlikte çalışmalarını gerektirir. Polis ve diğer kanun uygulayıcı kurumlar ile yargının bir arada hareket etmesi çok önemlidir. Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği, sınır yönetimi, yasadışı göç ve örgütlü suçlar ile yolsuzluk, insan ticareti ve uyuşturucu ticareti de dahil olmak üzere bu gibi konularda AB içerisinde işbirliğinin yoğunlaştırılmasına imkan tanıyacaktır. Etkili bir şekilde ortak hareket edilmesi, ki bunun için karşılıklı güvenin tesisi esastır, tabiatıyla ulusaşırı sorunların çözümüne katkıda bulunarak halihazırda AB’ye üye olan ülkelerde ve Birlik sathında yurttaşların güvenliğini ve özgürlüğünü güçlendirecektir.

6.1. Sınır Yönetimi

Sınır yönetimi özellikle önemli bir konudur. 1 Mayıs 2004’de Avrupa Birliğine tam üye olan ülkelerdeki duruma benzer olarak, Türkiye Schengen bölgesine AB’ye tam üye olur olmaz değil, sınır kontrolü ve gözetimi alanında Türkiye’nin kapasitesi ve uygulamaları hakkında sıkı bir değerlendirme yapıldıktan sonra, Konsey tarafından belirlenecek daha ileri bir tarihte kabul edilecektir. Sonuç olarak, iç sınırların kontrolü Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasıyla eş zamanlı olarak kaldırılmayacaktır. Dolayısıyla, Türkiye’den diğer AB üyesi ülkelere seyahat etmek isteyen Türk vatandaşları ile diğer AB vatandaşları sınır kontrollerine tabi olacaklar ve diğer AB üyesi ülkelere girerken pasaportlarını veya kimliklerini göstermek zorunda kalacaklardır. Türkiye’den ayrılan ve diğer AB üyesi ülkelere giriş yapan üçüncü ülke vatandaşları da göç kontrollerinin tümüne tabi olacaklardır.

Türkiye’nin AB’ye tam üye olması dış sınırlarının uzamasına sebebiyet verecektir. Bulgaristan ve Yunanistan’la olan sınırlar iç sınır olacak, dış kara sınırların uzunluğu Gürcistan (276 km), Ermenistan (328 km), Azerbaycan (18km), Irak (384 km), Iran (560 km) ve Suriye (911 km) olmak üzere artacaktır. 2477 kilometrelik yeni dış kara sınırına 1762 kilometreden oluşan Karadeniz deniz sınırı (blue border) ve 4768 kilometreden oluşan Ege ve Akdeniz deniz sınırı (blue border) eklenecektir. Doğu ve Güneydoğu sınırının büyük bir kısmı dağlık araziden geçmektedir.

Kendi güvenliğini sağlamak için Türkiye şimdiden sınır yönetimi için önemli miktarda kaynak aktarmaktadır. Örneğin, Türkiye 64000 personeli planlı olarak sınır yönetimi görevlerine yerleştirmiştir. Türkiye tam üyelikle birlikte ve özellikle daha sonraki aşamada iç sınırların ortadan kaldırılmasına ilişkin verilecek olası kararla, yeni dış sınırların etkin korunmasını sağlamada sorumluluk üstlenmesinin yanı sıra Birliğin kendi güvenliğini sağlamasında da önemli rol oynayacaktır. Buna rağmen, sınır yönetimi birçok alanda AB uygulamaları ile uyum içerisinde değildir. Örneğin, Schengen uygulamalarında sınır yönetimi için tek bir profesyonel otoritenin varlığına ihtiyaç duyulurken, Türkiye’de sınır yönetimi şu anda ordu, jandarma, polis ve sahil güvenlik arasında bölünmüştür.

Türkiye kendi sınır yönetimi kanununu AB müktesebatı uygulamalarıyla uyumlaştırmak için şimdiden ilk adımları atmıştır. Türkiye 2003 yılında müktesebat uyumunu sağlamak için asker olmayan profesyonel bir sınır polisi oluşturmayı taahhüt eden bir strateji belirlemiş ve şu anda da yasal ve kurumsal uyumun takvimini ve detaylarını belirleyen bir Ulusal Eylem Planı geliştirmektedir. Bu plan, sınırlarda en yüksek düzeyde korumayı sağlamak için ekipman ve altyapının nerelere dağıtılması gerektiğini ve personel ve eğitim ihtiyaçlarını belirleyecektir. Planın ancak küçük bölümleri AB fonları tarafından finanse edilebileceğinden, Türk Hükümeti Planın uygulanması için gerekli mali kaynağın tashihi konusunda gerekli önlemleri almalıdır. Planın uygulanmasının AB tarafından tam olarak değerlendirilmesine olanak tanınmasını teminen, Planda ulaşılmak istenen hedeflerin ara aşamalarıyla birlikte açık olarak tanımlanması gerekmektedir.

Türkiye’nin sınır yönetiminin AB standartlarına ulaştırılmasını teminen diğer yeni üye olan ülkelerde yapılan uygulamaya benzer şekilde AB tarafından düzenli değerlendirme ziyaretleri gerçekleştirilecektir.

Türkiye’nin AB’ye olası tam üyeliğini takiben, kurulması teklif edilen Avrupa Sınır Ajansı Türkiye’de ortak operasyon ve pilot projelerin gerçekleştirilmesinin yanı sıra kritik durumlar ortaya çıktığı takdirde müdahale etmek amacıyla operasyonlar düzenlemek gibi bazı görevler üstlenebilecektir.

6.2. Vize ve İltica

Mevcut durumda, Türk vatandaşlarının Avrupa Birliğine girmeleri için vize almaları gerekmektedir. Katılım müzakerelerinin başlatılması vize şartının otomatik olarak kaldırılmasına yol açmayacaktır. Ancak, Komisyonun teklifi üzerine Üye Ülkelerin müzakerelerin herhangi bir aşamasında Türkiye’ye vize uygulamasını kaldırmaları yolu açıktır. Türkiye, kendi adına katılımdan önce üçüncü ülke vatandaşlarına ilişkin Vize Yönetmeliği ile uyumunu tamamlamalıdır, bu uyum mevcut Üye Ülkelere yönelik yasa dışı göçle mücadeleye yardımcı olacaktır. Türkiye halihazırda yasa dışı göçle ilgili olarak göç akımlarının yönünü Türkiye’den uzaklaştıran adımlar atmış durumdadır. AB ile Geri Kabul Anlaşmasının akdedilmesi bu sorunların katılım öncesi dönemde çözümüne yardımcı olacaktır. Ayrıca, katılım öncesi dönemde, eşleştirme (twinning) gibi araçların kullanılması Türk kolluk kuvvetleri yetkilileri ile Üye Ülkeler arasında yasa dışı göçle ilgili olarak daha yakın bir operasyonel işbirliğine neden olacaktır. Buna ilaveten, katılım öncesi dönemde Üye Ülkeler ve Türkiye arasında göç akımları ve örgütlü suç şebekelerine ilişkin bilgi, istatistik, ve risk değerlendirmesi alışverişlerinin arttırılması, kamuyu bilgilendirme kampanyalarının, yasadışı göçmenlerin menşe ülkelerine geri gönderilmelerine yönelik irtibat ile göçmen kaçakçıları ve tacirlerine ilişkin şebekelerin çökertilmesine yönelik işbirliğinin geliştirilmesi yoluyla yasadışı göçle mücadele güçlendirilmelidir.

Türkiye halen Avrupa Birliğinde iltica başvurusunda bulunanların menşe ülkesi durumundadır. 2003 yılında, 21,890 Türk vatandaşı 25 AB Üyesi Ülkede iltica başvurusunda bulunmuş ve bunlardan 2127 adedi kabul edilmiştir. (Karşılaştırma yapmak bakımından, 2003’te 3041 Romanya vatandaşı iltica başvurusunda bulunmuş ve bunlardan 61 adedi kabul edilmişken, 25 AB Üyesi Ülkeye iltica başvurusunda bulunan 2427 Bulgar vatandaşından 8 adedi kabul edilmiştir.) Şimdiye kadar yapılan başarılı iltica başvuruları ile ilgili olarak, özellikle nüfusun ağırlıklı olarak Kürt olduğu Türkiye’nin Güneydoğusunda devam etmekte olan siyasi reform uygulamalarının, iltica başvurularının sayısını oldukça azalttığı gözlenmektedir. Bundan, kabul edilmeyen başvuruların genel olarak Türkiye’yi ekonomik sebeplerle terkeden kişiler tarafından yapılmış olduğu sonucu çıkarılabilir. Daha önce açıklandığı gibi, katılım müzakerelerinin başlatılmasının ekonomik kalkınmayı teşvik etmesi ve yoksulluğu azaltması muhtemel olup, böylece ekonomik sebeple iltica başvurusunda bulunanların sayısında azalmaya yol açacaktır. Türkiye AB’ye tam üye olduktan sonra AB Üye Ülke Vatandaşları İltica Protokolü uyarınca iltica konusunda güvenli menşe ülke olarak kabul edilecektir.

Şu anda, çok sayıda üçüncü ülke kökenli kişi Üye Ülkelerde iltica başvurusunda bulunmak üzere Türkiye üzerinden seyahat etmektedir. Türkiye halihazırda Mülteciler Sözleşmesine Avrupa kökenli olmayanların iltica başvurularının kabul edilmeyeceği anlamına gelen bir coğrafi çekince uygulamaktadır. Türkiye sözkonusu kısıtlamayı katılım öncesi dönemde kaldırmalı ve BM Cenevre Sözleşmesi ile iltica müktesebatında getirilmiş olan standartlar ve usullere uygun şekilde iltica başvurularını değerlendirecek bir sistemi uygulamaya koymalıdır. Sonuç olarak, Birliğe üyelikten sonra üçüncü ülkelerden gelen iltica başvuru sahiplerinin birçoğu Üye Ülkelere gitmek üzere Türkiye üzerinden geçmeyecek, bunun yerine başvurularını Türkiye’de yapacaklardır. İltica sisteminin geliştirilmesinin maliyeti yüksek olabilecek ve Türkiye ile dayanışmanın sağlanması amacına yönelik olarak maliyet paylaşımı hususunu gündeme getirilebilecektir. Ayrıca, katılımdan sonra Dublin Sözleşmesi Türkiye’de uygulanacaktır. Böylece, pek çok durumda Türkiye’den yasa dışı olarak gelen ve başvurusunu başka bir Üye Ülkede yapmayı tercih eden iltica başvurusu sahipleri başvurularının değerlendirilmesi için Türkiye’ye geri gönderileceklerdir. Türkiye’nin katılımı bu nedenle mevcut AB Üye Ülkelerinde yapılan iltica başvurularının sayısında azalmaya sebep olabilecektir.

6.3. Adli İşbirliği

Türkiye’nin katılımı, Türkiye ve AB arasında medeni ve cezai konularda adli işbirliğinin yoğunlaşmasına neden olacaktır. Adli işbirliğinin dayandığı temel esas karşılıklı tanımadır ve bu her bir adli sistem arasındaki karşılıklı güvene dayanır. Buna ulaşmak için hukukun üstünlüğüne ve temel haklara saygılı bağımsız ve verimli bir yargının kurulması gerekir. Mevcut üye ülkelerin mahkemeleri (Türkiye’ye karşı) medeni ve ticari hukukta adli işbirliği alanında, yargı yetkisinin kurallarını belirleyen, yargı kararlarının tanınması ve uygulanmasına yönelik ve yargıya erişimi kolaylaştırıcı araçları da içeren ve hızla gelişmekte olan (AB) müktesebatını uygulayacaklardır. Mahkemeler arası doğrudan temasa dayalı adli işbirliğine yönelik yeni yöntemler, kanıtların toplanması ve belgelerin sınır-ötesi kullanılabilmesi için uygulanabilir. Türkiye, minimum standart kanun ile uyumlu hale getirilmiş kanunu içeren bu alanda hızla gelişen müktesebatı da uygulayacaktır. Örneğin, cezai usullere ilişkin ortak usule ait teminatlar Avrupa seviyesinde kabul edilirse bunun Türkiye tarafından da uygulanması gerekecektir. Ortak usule ait garantiler, sadece yargının insan hakları boyutunu ilerletmek için değil aynı zamanda karşılıklı tanımanın yanı sıra karşılıklı güven için gerekli şartların oluşmasında da önemli bir rol oynayacaktır. Cezai konularda, Avrupa Tevkif Müzekkeresi mevcut üye ülkelerde tutuklanan kişilerin Türk mahkemelerine teslimini ve Türkiye’de tutuklananların da üye ülkelere teslim edilmesini sağlayacaktır.

Üye ülke mahkeme sistemleri arasındaki işbirliği, üye ülke yargıları arasındaki karşılıklı güven ve itimada dayalı olan kararların karşılıklı tanınması prensibine dayanır. Bu karşılıklı güven ve işbirliğini geliştirebilmek amacıyla, Türkiye’nin katılım öncesi süreçte özel hukuk ve ceza hukuku alanlarındaki reform sürecine devam etmesi zaruret teşkil edecektir. Sürdürülmekte olan yargı reformu sürecini izlemek üzere AB heyetlerinin düzenli ziyaretleri devam edecektir.

6.4. Yolsuzluk ve Sahtecilik

Yolsuzluk, halihazırda Türkiye için önemli bir sorundur. Türkiye, Avrupa Konseyi bünyesinde yer alan yolsuzlukla mücadele izleme ve değerlendirme mekanizması olan GRECO’ya yakın bir zamanda katılmıştır. Türkiye aynı zamanda, yolsuzlukla mücadelede ilk küresel araç olan ve gerek özel sektör gerekse kamu sektörü için bağlayıcı ve önleyici tedbirler içeren Yolsuzluğa Karşı BM Sözleşmesini de ilk imzalayan devletlerden biridir. Katılım öncesi dönemde, GRECO ile işbirliği, önerilerinin tam olarak uygulanması ve eşleştirme yoluyla yolsuzluğa karşı Ulusal Eylem Planına verilen destek Türkiye’nin yolsuzlukla mücadele kapasitesini önemli ölçüde arttıracaktır. Başarılı sonuçlar elde edilebilmesi için önemli idari reformlara ihtiyaç duyulacaktır. (Ayrıca İlerleme Raporuna bakınız)

Türkiye, sahtecilik alanında, ilgili AB müktesebatına, bilhassa Avrupa Topluluklarının Mali Çıkarlarının Korunmasına Dair Sözleşmeye uyum sağlamalıdır. Uyum süreci devam etmektedir ancak bu alanda Türkiye’nin çabalarını değerlendirmek için henüz çok erkendir.

6.5. Uyuşturucu

Türkiye başlıca uyuşturucu kaçakçılığı güzergahlarından olan Balkan Rotası üzerinde yer almaktadır. Uyuşturucu kaçakçılığı alanı da dahil olmak üzere organize suçlarla ilgili olarak Türk kolluk kuvvetleri yetkilileri halihazırda AB’deki muhataplarıyla işbirliğinde bulunmaktadır. Bununla birlikte, genel olarak uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suçlar alanlarında katılım öncesi süreç, Türk kolluk kuvvetlerinin idari kapasitesini artırma ve AB’deki muhataplarıyla olan bağlarını önemli ölçüde güçlendirme amacına yönelik olarak kullanılmalıdır. Böylelikle, Türkiye’de ve AB’de kurumların etkili ortak eylem yapabilmeleri sağlanacak ve ortak tehditlere karşı beraber çalışma yetenekleri arttırılacaktır. Birliğe katılım ve Europol ve Eurojust gibi yapılara üyelik bu tarz bir işbirliğini daha da ileri götürecektir.

Genel olarak, şu anki Üye Ülkelerdeki talebe bağlı olan Türkiye’den geçiş yapan uyuşturucu miktarı Türkiye’nin Birliğe katılımından etkilenmeyecektir. Türkiye’nin katılım öncesi dönemde Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi’ne (EMCDDA) gözlemci olarak iştirak etmesi ve (Birliğe) katılımıyla birlikte tam üye olması, Türkiye’nin iç talebe yönelik olarak bilgi toplamasını önemli ölçüde kolaylaştıracak ve bu da AB Uyuşturucu Stratejisiyle tamamen uyumlu bir Ulusal Uyuşturucu Stratejisi geliştirilmesine yardımcı olacaktır.

6.6. Değerlendirme

Türkiye’yi de kapsayacak bir şekilde özgürlük, güvenlik ve adalet alanının genişletilmesi, örgütlü suçlar, yasadışı ticaret ve terörizm gibi ortak ulus aşan tehditler karşısında işbirliğinin güçlendirilmesini sağlayarak AB’ye bir bütün olarak yarar getirecektir. Yine de, bu alanda aşılması gereken zorluklar göz önüne alınınca, yargı da dahil olmak üzere Adalet ve İçişleri alanında katılım süreci karmaşık olacaktır.

Sınır yönetimi alanında bir Ulusal Eylem Planının geliştirilmesi için ilk adımlar atılmıştır. AB’nin gelişmeleri tam olarak değerlendirebilmesini sağlayabilmek için orta vadeli açık hedeflerin planda tanımlanması gerekmektedir. Sınır yönetiminin üst düzeyde sağlanması; özgürlük, güvenlik ve adalet alanı açısından olduğu kadar, ticaret, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri ve gümrükler gibi diğer alanlar için de önemlidir.

Türkiye iltica sisteminin geliştirilmesi ve iltica başvurularının değerlendirilmesi yükümlülüğünün üstlenilmesinde, ciddi zorluklarla karşılaşmaktadır. Bu bağlamda, AB’nin desteği gerekebilir.

Ayrıca, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği, AB kanun uygulayıcı yetkilileriyle uyuşturucu ticareti ve yasadışı göç gibi tehditlere ilişkin işbirliğini arttıracaktır.
 

Önceki Sayfa   Sonraki Sayfa



(4 KASIM 2004)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2004 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.