| AB Komisyonu'nun "Türkiye'nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar
hakkında Komisyon Birimleri Çalışma Belgesi"nin "KURUMSAL VE BÜTÇESEL HÜKÜMLER" bölümü şöyle:
7. KURUMSAL VE BÜTÇESEL HÜKÜMLER
7.1. Kurumlar
Diğer genişlemelerde olduğu gibi Türkiye’nin AB üyeliğinin çeşitli AB
kurumlarına etkileri olacaktır. Türkiye’nin muhtemel üyeliği tarihinde
Anayasanın kabul edilmiş ve yürürlüğe konmuş olacağı öngörülmektedir. Anayasa,
kurum ve prosedürleri, 25 üye devletten fazla ülkenin içinde olacağı bir
Birlikte, daha etkin ve daha sorunsuz işler hale getirmeyi amaçlamaktadır.
Türkiye’nin, 2015 yılında Almanya ile yaklaşık aynı nüfusa sahip olacağı
dikkate alındığında, nüfus unsurunun Türkiye’nin üyeliğinde önemli bir
belirleyici faktör olacağı düşünülmektedir. Anayasa uyarınca Avrupa Parlamentosunda
sandalye sayısı 2009 yılından sonra, Üye Devlet başına 6 sandalye ve azami
96 sandalye olmak kaydıyla, 750’yi aşmayacaktır. Sandalye sayısının mevcut
sistemde 732’den, 750 sandalyeye çıkarılması, ilerideki genişlemelere imkan
sağlamak amacını taşımaktadır. Türkiye’nin üyeliği mevcut Üye Devletlerin
sandalye dağılımını etkileyecektir. Özellikle orta büyüklükte ve büyük
olan devletler, Türkiye’nin üyeliğine imkan tanımak için sandalye sayılarından
feragat etmek durumunda kalacaklardır.
Konsey, oylama sistemi açısından, Anayasa, 1 Kasım 2009 itibariyla “Nitelikli
Oy Çokluğu”sistemine “Çifte Çoğunluk” ilkesini getirmektedir. “Çifte Çoğunluk”
Konseyin en az 15 üyesini ihtiva etmek kaydıyla, üyelerin % 55’ini ve AB
nüfusunun da %65’ini temsil etmektedir. Buna ilave olarak, “bloke edici
azınlık ” Konseyin en az dört üyesinden oluşmak durumundadır ki, bunun
olmaması durumda “Nitelikli Oy Çokluğu” sağlanmış sayılacaktır. . Bu çerçevede,
Türkiye’nin katılımı ile, az sayıda yüksek nüfuslu ülkenin “bloke edici
azınlık” oluşturma ihtimali yükselecektir.
Sonuç olarak AB-27 artı Türkiye koşulunda Türkiye, karar alma mekanizmasında
nüfus olarak daha ağırlıklı olarak yer alacak ve bu da ülkeye karar alma
mekanizmasında önemli bir ses olma imkanını verecektir.
Komisyon yapısı açısından Türkiye’nin katılımı kurumsal anlamda daha
az etki yaratacaktır. Mevcut Anayasaya göre, Konsey Oy Birliği ile aksi
bir karar almadıkça, 2014’ten itibaren atanacak olan Komisyonun, Başkanı
ve AB Dışişleri Bakanı da dahil olmak üzere Üye Devlet sayısının üçte ikisi
kadar üyeye sahip olması öngörülmektedir. Üyeler Üye Devletler arasında
adil bir rotasyon sistemine göre seçileceklerdir.
7.2. Bütçe
Büyüklüğü ve ekonomik gelişmişlik düzeyi dikkate alındığında Türkiye’nin
üyeliğinin AB bütçesine önemli bir etkisi olacağı açıktır. Türkiye’nin
AB üyeliğinin bütçeye etkisini varsayıma dayanarak ve mevcut müktesebata
göre saptamak mümkün olmakla birlikte üyelik takvimi ve çeşitli belirsizlikler
göz önüne alındığında bu tür tahminlerde son derece temkinli olunması gerekmektedir.
AB politikalarının gelecekteki gelişiminin bütçeye önemli yansımaları olacaktır.
Müzakerelerin sonuçları ve Türkiye için herhangi bir düzenleme yapılıp
yapılmaması da önem taşımaktadır. Gelecekteki reform beklentileri, 2004’te
üye olan 10 yeni ülkenin etkileri ve Türkiye’den önce AB’ye üye olacak
ülkelerin AB’nin harcama politikasına etkileri belirsizdir. Türkiye’de
meydana gelen gelişmeler de AB’nin temel harcama politikalarıyla doğrudan
ilgilidir. Ulusal, bölgesel ve tarımsal ekonomik gelişmelerin nüfus ve
enflasyon gibi değişkenler dikkate alındığında, tam olarak öngörülebilmesi
güçtür. Diğer yandan, AB’nin harcama politikaları da, Türkiye AB’ye üye
olmadan önce önemli değişiklikler geçirebileceğinden, harcamaların finansmanı
için mevcut düzenlemelerin gelecekte aynı kalması söz konusu olmayacak
ve AB bütçesinin gelirler kısmı da bundan etkilenecektir.
Diğer taraftan, AB bütçesinin mevcut yapısı çerçevesinde bazı temel
unsurların üzerinde durulmasında ve Türkiye’nin üye ülke olmasından etkilenecek
bazı parametrelerin açıklığa kavuşturulmasında fayda görülmektedir. 2004
yılında AB bütçesi mevcut finansal planında ödemeler tavanı AB-25’in Gayrisafi
Milli Hasılalarının (GSMH) % 1,11’ine karşılık gelen 111 milyar Euro’dur.
Türkiye üye olduğu takdirde harcama alanlarındaki başlıkların büyük bir
bölümü etkilenecektir. Tarım alanında Türkiye, Ortak Tarım Politikası çerçevesinde
önemli tutarda mali destek almaya hak kazanacaktır. Türkiye’de tarım sektörünün
büyüklüğü ile ekonomik ve sosyal rolü, gelecekte AB’nin bütçe değerlendirmelerinin
önemli bir noktası olacaktır. Türkiye’de tarım sektöründeki yaklaşık 7
milyon kişi istihdam edilmekte ve bu rakam aktif işgücünün % 33’üne karşılık
gelmektedir. AB’de tarımsal işgücü nüfusu yaklaşık 4 milyonu yeni üye ülkelerde
olmak üzere toplam 10.4 milyon civarındadır ve aktif işgücünün % 5,4’dür.
Türkiye’deki nitelikli tarım arazisi yaklaşık 39 milyon hektar iken AB-25
sahip olduğu alan 167 milyon hektardır. Yeni üye ülkelerin nitelikli tarım
arazisi içerisindeki payı 36 milyon hektardır. Türkiye’nin 2015 yılında
AB’ye üye olursa ve yeni üye ülkeler ve Bulgaristan ve Romanya’da olduğu
gibi doğrudan ödemeler için 10 yıllık bir geçiş dönemi kabul edileceği
varsayılırsa, tarımsal ödemelerin etkisi 2025 yılına kadar olmayacaktır.
Mevcut müktesebat çerçevesinde Ortak Tarım Politikasının kırsal kalkınmayı
da destekleyecek yapıda ve bu çalışmanın Tarım bölümünde belirtilen tahminler
doğrultusunda Türkiye’ye destek sağlamasının maliyeti 2025 yılı itibariyle
yılda 8,2 milyar Euro (2004 fiyatlarıyla) olacaktır. İlk yıl için % 100
doğrudan ödeme yapılacağı hesaplanmıştır. Bu rakamın, 2,3 milyar Eurosu
kırsal kalkınmanın finansmanı, 5,3 milyar Eurosu doğrudan ödemeler ve 660
milyon Eurosu da pazar harcamaları olacaktır (tüm rakamlar 2004 fiyatlarıyla
hesaplanmıştır.) [10].
Bölgesel politika açısından değerlendirildiğinde, satın alma gücü paritesine
göre AB-25 ortalamasının %28,5’i kadar kişi başı GSMH’i ile Romanya ve
Bulgaristan’a (sırasıyla %29 ve % 30) yakın düzeyde bulunan Türkiye mevcut
kurallara göre AB’nin yapısal fonlarından yararlanmaya aday alacaktır.
Buna karşılık, AB’nin mevcut kuralları 28 veya daha fazla üyeli bir AB’nin
bölgesel farklılıklarının giderilmesi için düzenlenmemiştir. Ayrıca, mevcut
kurallar, Türkiye büyüklüğünde ve ekonomik gelişmişlik düzeyinde bir ülke
için daha önce uygulanmamıştır. Bu nedenle gelecekte, Türkiye için bugün
uygulanan politikalar ve kaynak tahsisi kriterlerinin uygulanması ihtimal
dahilinde görünmemektedir. Diğer yandan, bir ülkeye aktarılan toplam yapısal
ve uyum fonları tutarının en çok, GSYİH’sinin % 4’ü olan üst limit düzeyinde
olması şeklindeki mevcut uygulamanın Türkiye için ileride geçerli olacağı
açık değildir. Bu durumda Türkiye’nin özellikleri dikkate alınarak bir
opsiyon mekanizmasının geliştirilmesi gerekli olabilecektir.
Basit bir hesapla, Türkiye’nin yılda % 4-5 dolayında GSYİH artışı kaydettiği
göz önüne alındığında, bölgesel yardımlar çerçevesinde 2025’e kadar Türkiye’ye
yıllık fon transferleri, her %1’lik destek için, 2004 fiyatlarıyla 5,6
milyar Euro tutarında olacağı tahmin edilebilir. AB’nin iç politikası açısından
değerlendirildiğinde AB harcamalarında bu başlık altında ülkeye özel bir
bölüm olmadığından, ilgili tutarlar Türkiye’nin üyeliği göz önüne alınarak
yeniden ayarlanacaktır. Komisyonun 10 Şubat 2004 tarihinde 2007-2013 mali
perspektifleri ile ilgili yapmış olduğu öneri doğrultusunda yapılacak bu
ayarlama ile Türkiye’nin üyeliği ile birlikte yılda 2,6 milyar Euro ek
harcama gerekebilecektir. Türkiye’nin üyeliği, ülkenin dış sınırlarının
genişliği ve özellikleri göz önüne alındığında, vatandaşların özgürlüğü,
güvenlik ve adalete ilişkin harcamalarının da AB iç politikası içerisinde
ele alınmasını gerektirecektir. AB’nin dış politikası açısından değerlendirildiğinde,
yaratacağı jeo-politik etkiler dikkate alındığında Türkiye’nin üyeliği
yeni önceliklerin oluşmasına sebep olabilecektir. Ancak, bu durumun bütçe
üzerinde yol açacağı etkileri tahmin etmek mümkün değildir. İdari harcamalar
dikkate alındığında, Türkiye’nin üyeliğinin etkilerinin sınırlı olacağı
tahmin edilmektedir. Türkiye’nin üyelik sonrasında katılım öncesi mali
yardımlardan faydalanmayacak olması Türkiye’nin üyeliği ile birlikte dikkat
edilmesi gereken önemli hususlardan birisidir.
AB bütçesinin Gelirler hanesi ele alındığında, gelirler, büyük ölçüde
üye ülkelerin GSMG gelirleri temel alınarak yaptıkları katkılarla elde
edilmektedir. Türkiye’de yıllık GSMG artışının % 4-5 dolayında olduğu varsayımıyla
bu ülkenin AB bütçesine katkı oranı 2025’e kadar GSMH’ın %1’i kadar olan
tutar; yani 5,6 milyar Euro olacağı öngörülmektedir.
7.3. Değerlendirme
Nüfusunun büyüklüğü dikkate alındığında, üye ülke olarak Türkiye’nin
AB kurumlarında, özellikle de Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyinde,
mevcut büyük üye devletler gibi, önemli etkisi olacaktır.
Türkiye’nin katılımının AB bütçesi üzerindeki etkisiyle ilgili yapılan
tahminler oldukça belirsizdir, fakat bu etkinin büyük olacağı açıktır.
Türkiye’nin üyeliğinin maliyetinin müzakere sürecinin bir unsuru olacağının
ve AB üye ülkelerinin, bir önceki genişlemelerde olduğu gibi, alacağı kararlar
çerçevesinde belirleneceğinin önemle altını çizmek de gerekmektedir.
[10] AB Tüzüklerine göre Ortak Tarım Politikasının ödeme miktarları
nominal olarak sabitlendiği için doğrudan ödemelerin ve Pazar harcamalarının bütçe maliyetleri, mevcut yıldan
bağımsız olarak, tahmini olarak 8 milyar Euro ve 1 milyar Euro olacaktır
|