Başbakan Bülent Ecevit'in konuşması:
Türkiye'ye AB'de adaylık statüsünün tanınması, yalnız Avrupa için değil,
bütün dünya için önemli bir aşamadır.
Adaylık ve gerekli koşullar sağlandığında tam üyelik, Türkiye'nin, tarihinden,
coğrafyadan ve 1963 Anlaşması'ndan kaynaklanan hakkıdır. Ayrıca, Türkiye,
son dört yıldır, AB'ye tam üye olmadan gümrük birliğini tamamlamış olan
tek ülkedir.
Bu nedenlerle, Helsinki'deki doruk toplantısında, Türkiye'nin oybirliğiyle
aday ülke olarak kabul ve ilan edilmiş olması ve başka aday ülkelerle eşit
konumda olacağının açık ve kesin bir dille ifade edilmiş bulunması olumlu
bir gelişmedir.
Böylelikle Türkiye'ye tam üyelik kapısı da açılmış olmaktadır.
Türkiye, soğuk savaş yılları boyunca NATO'da Avrupa'nın ve tüm Batı'nın
güvenliğine ön safda katkıda bulundu. Bunun ağır ekonomik yükünü hiç yüksünmeden
taşıdı.
Soğuk Savaş ve iki kutuplu dünya dönemi sona erdiğinden beri, Türkiye'nin
jeo-politik önemi büsbütün arttı.
Avrupa ile Asya'nın birleşme sürecinde, Türkiye, anahtar ülke konumuna
geldi.
Boğaziçi köprüleri, sadece İstanbul'un iki yakasını değil, Avrupa ile
Asya'yı da birleştiriyor... Yalnız coğrafi anlamda değil, siyasal anlamda
ve kültürel anlamda da iki kıtayı birleştiriyor.
Türkler yaklaşık altı yüzyıldır Avrupalı... Ama Türkler sadece Avrupalı
değildir... Aynı zamanda Asyalı, Kafkasyalı, Ortadoğuludur.
Türkiye aynı zamanda Doğu Akdeniz'in, Karadeniz'in ve Balkanlar'ın çok
etkili bir ülkesidir. Türkiye, Hazar Havzası'nın ve Kafkasların petrol
ve gaz zenginliklerinin dünya pazarlarına taşınacağı bir terminal ülkesi
haline de gelmektedir. Türkiye, yalnız Avrupa ile Asya arasında değil,
Hristiyanlık ve Musevilikle İslamiyet arasında da canlı bir köprüdür.
Türkiye, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında, demokrasinin
ve laikliğin öncüsüdür.
Türkiye, Rudyard Kpling gibi Doğu ile Batı'nın hiçbir zaman biraraya
gelemeyeceğini söyleyen veya Samuel Huntington gibi uygarlıklar çatışmasının
kaçınılmazlığını düşünenlerin kehanetlerini de boşa çıkaran ülkedir.
Bu nedenlerle, Türkiye'nin AB üyeliği, en az Türkiye'nin yararına olduğu
kadar, AB'nin de yararınadır.
Tam üyeliğimiz için insan hakları ve demokrasi bakımından bazı eksikliklerimiz
olduğunun da, ekonomimizdeki bazı olumsuzlukların da bilincindeyiz.
Bunlardan, büyük ölçüde, uzun yıllardır dış destekle sürdürülen bölücü
terör sorumludur. Batı'nın, Balkanların ve Kafkasya'nın barışı ve esnekliği
için üstlendiğimiz ağır ve yüksek maliyetli görevler de bunlardan sorumludur.
Ama dış etkenlerin tüm bu olumsuz yansımaları ne olursa olsun, her alandaki
eksikliklerimizi sür'atle tamamlamak öncelikle bizim kendi sorumluluğumuzdur.
Altı buçuk aydır görevde bulunan üç partili koalisyon Hükümetimiz, gerek
insan hakları ve demokrasi bakamından gerek ekonominin düzlüğe çıkarılması
bakımından büyük atılımları birbiri ardından gerçekleştirmektedir.
Bunlara bazı örnekler vermek isterim:
· Bir Anayasa değişikliğiyle, Devlet Güvenlik Mahkemelerini
tümüyle sivil yargıç ve savcılardan oluşur duruma getirdik.
· Yine bir Anayasa değişikliğiyle, uluslararası tahkimi ve özelleştirmeyi
kolaylaştırdık. Tahkimle ilgili Anayasa değişikliğinin uyum yasalarını
da yıl sonuna kadar Meclisten geçirebileceğiz.
· Her türlü kötü muameleye karşı caydırıcı önlemler getirdik.
· Kamu görevlilerinin yargılanmasını kolaylaştırdık.
· Örgütlü suçlara karşı etkili önlemler getirdik.
· Cezaevindeki yazarları, gazetecileri özgürlüğe kavuşturduk.
· Bölücü teröristler için Pişmanlık Yasası çıkarttık.
· Parti kapatmayı zorlaştırıcı yasal bir düzenleme yaptık.
· Kapsamlı bir vergi reformu yaptık.
· Sosyal Güvenlik Reformu yaptık.
· Gümrüklerle ilgili bir reformu gerçekleştirdik.
· Doğal felaketlere karşı alınacak önlemleri geliştiren yasal düzenlemeler
yaptık.
· Kadın-erkek eşitliğini en ileri normlara ulaştıracak yeni bir Medeni
Kanun hazırladık.
Bunlar Hükümetimizin 6,5 ayda yaptığı yasama çalışmalarına sadece birkaç
örnek teşkil etmektedir.
Bir yandan da kronik yüksek enflasyonu ve yüksek faizleri hızla aşağı
çekmek için gerekli önlemleri almaya başladık. Bunların olumlu sonuçları
da şimdiden alınmaya başlandı.
Bir yandan 6,5 ay gibi kısa bir sürede ağır deprem felaketlerinin yaralarını
sarıyoruz.
Bu konuda, dost ülkelerin, o arada AB'nin ve AB üyelerinin değerli katkılarını
şükranla anıyoruz.
Kısa sürede gerçekleştirdiğimiz bu atılımlar, yalnız Hükümetimizin uyumluluğunun
ve kararlığının değil, aynı zamanda halkımızın yeniliklere yatkınlığının
da kanıtlarıdır.
AB, Türkiye'nin tam üyelik koşullarını sağlamasının uzun yıllar alacağını
düşünüyor. Fakat ben inanıyorum ki biz bu hedeflere Türk toplumunun dinamizmiyle
ve demokrasiye bağlılığı ile çok daha kısa sürede erişebiliriz. Tabi, bunun
için Türkiye'nin ve AB'nin üstlenmiş oldukları sorumlulukları iyi niyetle
yerine getirmeleri gerekir.
AB'nin Türkiye ile ilgili kararının Türkiye'ye de, Avrupa Birliğine
de, bütün insanlığa da hayırlı olmasını dilerim.
|