Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
HELSİNKİ ZİRVESİ SONUÇ BELGESİ
AB ANA SAYFA

HELSİNKİ ZİRVESİ 
Başbakan Bülent Ecevit'in zirvede yaptığı konuşma...
11 Aralık 1999

Başbakan Ecevit, Türkiye'nin AB'a tam üyeliğe adaylığının ilan edildiği Helsinki Zirvesi'ne katılarak bir konuşma yaptı.

Başbakan Bülent Ecevit'in konuşması:

Türkiye'ye AB'de adaylık statüsünün tanınması, yalnız Avrupa için değil, bütün dünya için önemli bir aşamadır. 

Adaylık ve gerekli koşullar sağlandığında tam üyelik, Türkiye'nin, tarihinden, coğrafyadan ve 1963 Anlaşması'ndan kaynaklanan hakkıdır. Ayrıca, Türkiye, son dört yıldır, AB'ye tam üye olmadan gümrük birliğini tamamlamış olan tek ülkedir. 

Bu nedenlerle, Helsinki'deki doruk toplantısında, Türkiye'nin oybirliğiyle aday ülke olarak kabul ve ilan edilmiş olması ve başka aday ülkelerle eşit konumda olacağının açık ve kesin bir dille ifade edilmiş bulunması olumlu bir gelişmedir. 

Böylelikle Türkiye'ye tam üyelik kapısı da açılmış olmaktadır. 

Türkiye, soğuk savaş yılları boyunca NATO'da Avrupa'nın ve tüm Batı'nın güvenliğine ön safda katkıda bulundu. Bunun ağır ekonomik yükünü hiç yüksünmeden taşıdı. 

Soğuk Savaş ve iki kutuplu dünya dönemi sona erdiğinden beri, Türkiye'nin jeo-politik önemi büsbütün arttı. 

Avrupa ile Asya'nın birleşme sürecinde, Türkiye, anahtar ülke konumuna geldi. 

Boğaziçi köprüleri, sadece İstanbul'un iki yakasını değil, Avrupa ile Asya'yı da birleştiriyor... Yalnız coğrafi anlamda değil, siyasal anlamda ve kültürel anlamda da iki kıtayı birleştiriyor. 

Türkler yaklaşık altı yüzyıldır Avrupalı... Ama Türkler sadece Avrupalı değildir... Aynı zamanda Asyalı, Kafkasyalı, Ortadoğuludur. 

Türkiye aynı zamanda Doğu Akdeniz'in, Karadeniz'in ve Balkanlar'ın çok etkili bir ülkesidir. Türkiye, Hazar Havzası'nın ve Kafkasların petrol ve gaz zenginliklerinin dünya pazarlarına taşınacağı bir terminal ülkesi haline de gelmektedir. Türkiye, yalnız Avrupa ile Asya arasında değil, Hristiyanlık ve Musevilikle İslamiyet arasında da canlı bir köprüdür. 

Türkiye, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında, demokrasinin ve laikliğin öncüsüdür. 

Türkiye, Rudyard Kpling gibi Doğu ile Batı'nın hiçbir zaman biraraya gelemeyeceğini söyleyen veya Samuel Huntington gibi uygarlıklar çatışmasının kaçınılmazlığını düşünenlerin kehanetlerini de boşa çıkaran ülkedir. 

Bu nedenlerle, Türkiye'nin AB üyeliği, en az Türkiye'nin yararına olduğu kadar, AB'nin de yararınadır. 

Tam üyeliğimiz için insan hakları ve demokrasi bakımından bazı eksikliklerimiz olduğunun da, ekonomimizdeki bazı olumsuzlukların da bilincindeyiz. 

Bunlardan, büyük ölçüde, uzun yıllardır dış destekle sürdürülen bölücü terör sorumludur. Batı'nın, Balkanların ve Kafkasya'nın barışı ve esnekliği için üstlendiğimiz ağır ve yüksek maliyetli görevler de bunlardan sorumludur. 

Ama dış etkenlerin tüm bu olumsuz yansımaları ne olursa olsun, her alandaki eksikliklerimizi sür'atle tamamlamak öncelikle bizim kendi sorumluluğumuzdur. 

Altı buçuk aydır görevde bulunan üç partili koalisyon Hükümetimiz, gerek insan hakları ve demokrasi bakamından gerek ekonominin düzlüğe çıkarılması bakımından büyük atılımları birbiri ardından gerçekleştirmektedir. 

Bunlara bazı örnekler vermek isterim: 

· Bir Anayasa değişikliğiyle, Devlet Güvenlik Mahkemelerini tümüyle sivil yargıç ve savcılardan oluşur duruma getirdik.
· Yine bir Anayasa değişikliğiyle, uluslararası tahkimi ve özelleştirmeyi kolaylaştırdık. Tahkimle ilgili Anayasa değişikliğinin uyum yasalarını da yıl sonuna kadar Meclisten geçirebileceğiz.
· Her türlü kötü muameleye karşı caydırıcı önlemler getirdik.
· Kamu görevlilerinin yargılanmasını kolaylaştırdık.
· Örgütlü suçlara karşı etkili önlemler getirdik.
· Cezaevindeki yazarları, gazetecileri özgürlüğe kavuşturduk.
· Bölücü teröristler için Pişmanlık Yasası çıkarttık.
· Parti kapatmayı zorlaştırıcı yasal bir düzenleme yaptık.
· Kapsamlı bir vergi reformu yaptık.
· Sosyal Güvenlik Reformu yaptık.
· Gümrüklerle ilgili bir reformu gerçekleştirdik.
· Doğal felaketlere karşı alınacak önlemleri geliştiren yasal düzenlemeler yaptık.
· Kadın-erkek eşitliğini en ileri normlara ulaştıracak yeni bir Medeni Kanun hazırladık. 
Bunlar Hükümetimizin 6,5 ayda yaptığı yasama çalışmalarına sadece birkaç örnek teşkil etmektedir. 

Bir yandan da kronik yüksek enflasyonu ve yüksek faizleri hızla aşağı çekmek için gerekli önlemleri almaya başladık. Bunların olumlu sonuçları da şimdiden alınmaya başlandı. 

Bir yandan 6,5 ay gibi kısa bir sürede ağır deprem felaketlerinin yaralarını sarıyoruz. 

Bu konuda, dost ülkelerin, o arada AB'nin ve AB üyelerinin değerli katkılarını şükranla anıyoruz. 

Kısa sürede gerçekleştirdiğimiz bu atılımlar, yalnız Hükümetimizin uyumluluğunun ve kararlığının değil, aynı zamanda halkımızın yeniliklere yatkınlığının da kanıtlarıdır. 

AB, Türkiye'nin tam üyelik koşullarını sağlamasının uzun yıllar alacağını düşünüyor. Fakat ben inanıyorum ki biz bu hedeflere Türk toplumunun dinamizmiyle ve demokrasiye bağlılığı ile çok daha kısa sürede erişebiliriz. Tabi, bunun için Türkiye'nin ve AB'nin üstlenmiş oldukları sorumlulukları iyi niyetle yerine getirmeleri gerekir. 

AB'nin Türkiye ile ilgili kararının Türkiye'ye de, Avrupa Birliğine de, bütün insanlığa da hayırlı olmasını dilerim.
 


 (1 ARALIK 2000)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş