| I. GENEL BAĞLAM
Kıtamızı sarsan savaşın hemen ardından başlayan Avrupa inşa projesi
bir dizi ülkenin kendi özgür iradeleri ve rızaları ile bu projeye katılmalarına
yol açtı. Bütünleşme modelimizin çekiciliği o kadar fazla oldu ki, artık
Avrupa Birliği halini almış olan Avrupa Topluluğu varlığının büyük bir
bölümünde genişleme süreci içinde oldu.
1993 yılında Kopenhag Avrupa Birliği Konseyi "isteyen Orta ve Doğu Avrupalı
ülkeler Birlik üyesi olacaklardır. Katılma, bir ülke ekonomik ve siyasal
koşulları yerine getirerek üyelik yükümlülüklerini üstlenmeye hazır olur
olmaz gerçekleşecektir” şeklindeki tarihi sözü verdi. En yüksek düzeyde
yapılan bu siyasal beyan yerine getirilecek ciddi bir sözdü.
Halen onüç ülke katılma başvurusunda bulunmuş olup önümüzdeki yıllarda
başka ülkelerin de üyelik başvurularını yapmaları ya da yenilemeleri beklenmektedir.
Lüksembourg (1997) ve Helsinki (1999) AB Konseyi kararları çerçevesinde
sürmekte olan AB’nin genişleme sürecinin çok önemli bir siyasal, tarihsel
ve manevi boyutu vardır. Bu salt bir genişlemeden ibaret değildir. Gerçekte
kıtamızın bir araya gelmesi anlamına gelmektedir. Ayrılıktan birliğe, çatışma
eğiliminden istikrara ve ekonomik eşitsizlikten Avrupa’nın farklı bölümlerinde
daha iyi yaşam koşullarına geçiş yapmaktayız.
1. Genişlemenin yararları
Bu genişleme Avrupa’nın çehresini değiştirecek ve tüm Topluluk kurumları
ile politika alanlarını etkileyecektir. Temelde yatan iki stratejik hedefin
- siyasal istikrarın yansıtılması ve bir ekonomik güç olarak Avrupa’nın
daha da güçlendirilmesi - gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır.
Genişlemenin yararları şimdiden görülmektedir. Orta ve Doğu Avrupa’da
istikrarlı demokrasiler doğmuştur. Bunlar sistematik olarak, şimdiden
o kadar sağlamdır ki otoriterliğe dönüş riski söz konusu olmamalıdır. Bu
başarıda en büyük pay esas olarak bizzat bu ülkelerin halklarına aittir.
Bunlar kendileri zor yolu izlemeye ve açık toplumlar, modern demokrasiler
ve işleyen piyasa ekonomileri inşa etmeye karar vermişlerdir. Bunu gerçekleştirme
konusunda gösterdikleri hız, siyasal ileri görüşlülük ve cesaretlerinin
kanıtıdır.
Ancak, şüphesiz Avrupa bütünleşmesi hedefi de bu sürece yardım etmiş
ve cesaret vermiştir. Siyasal ve ekonomik reformların yönelimi ve bunları
gerçekleştirme konusundaki kararlılık, 1993 yılında Kopenhag Avrupa Birliği
Konseyi tarafından belirlenen AB üyelik kriterlerine uyma gereksinimini
yansıtmaktadır.
Olaylar bu kriterlerin geçerliliğini büyük ölçüde göstermiştir. Orta
ve Doğu Avrupalı aday ülkelerdeki siyasal istikrarın kökleri Avrupa’nın
ortak değerleri olan demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı
ve azınlıkların korunmasında yatmaktadır ki bu istikrarı kalıcı kılan da
işte budur. Bunun doğrudan etkileri, Avrupa güvenlik durumunda belirgin
bir iyileşme ve muazzam bir ekonomik gelişme potansiyelinin açılmasıdır.
Tek tek ülkelerdeki ilerleme incelendiğinde reformların getirisi görülmektedir.
Kimi ülkelerde ekonomideki yapısal değişme şimdiden yeni ve sağlıklı köklerle
hızlı büyüme sağlamaya başlamıştır. Öyle ki genişleme az rastlanan bir
şey, her iki tarafında da kazanç olan bir süreç olarak görünmektedir.
Gerek şu andaki AB Üyesi Devletler gerek aday ülkeler siyasal istikrardan
eşit ölçüde yarar sağlamaktadır. Karışıklıkların ortaya çıkma ihtimali
azalmıştır, azınlık ve sınır sorunları gibi çatışma nedenleri ortadan kaldırılmakta
ve bütünleşme çatışma potansiyelini yok etmektedir. İstikrarlı bir siyasal
çerçeve sadece kalıcı bir barış ve komşuların bir arada yaşamasının değil,
aynı zamanda ekonomik canlılığın da ön koşuludur. Gelecek onyıl için sağlıklı
büyüme beklentileriyle bunun işaretlerini de görmekteyiz.
Aday ülkeler için bunun anlamı yaşama standartlarını yükseltme ve imkanlarını
küresel rekabet içinde iyileştirme fırsatıdır. Üye Devletlerin avantajları
şimdiden somut bir hal almıştır. Aday ülkelere ihracatlarında büyük ticaret
fazlalarına sahiptirler ve bu da daha fazla iş imkanı, daha fazla vergi
geliri ve sosyal güvenlik sistemleri için daha fazla para anlamına gelmektedir.
2. Daha güçlü bir Avrupa
Birliğin genişlemesi yeni yüzyılın getireceği meydan okumalarla yüzleşebilme
yeteneğini arttıracaktır. Geçmişteki deneyim, birbirini takip eden
genişlemelerin sadece yeni üyeler değil, aynı zamanda yeni bir siyasal
ve ekonomik dinamizm getirdiğini de göstermiştir: genişleme derinleşme
ile birlikte gitmiştir. Şu andaki genişleme turu Avrupa projesine yürekten
katkıda bulunmak isteyen ülkeleri Birliğe getirmektedir ve geleceğin Avrupa’sının
kurumlarının ve yönetiminin biçimlenmesine yardımcı olacaktır.
Bu Avrupa, Birliğin şu anda üstlendiği Euro, Avrupa’nın ortak dış işleri
ve güvenlik politikasının geliştirilmesi, Avrupa yurttaşları için güvenlik,
özgürlük ve adalet sahasının tamamlanması gibi projeleri daha da iyi bir
şekilde sürdürmek eşsiz bir tarihsel konumda olacaktır. Küreselleşmenin
meydan okumasına şimdiden maruz kalan geleceğin üyeleri bunların üstesinden
gelmemize yardım edeceklerdir.
Bu ülkelerin Birliğe girmeleri, Birlik kurallarını ve politikalarını
kabul etmeleriyle birlikte Avrupa’da çevreyi koruma, suçla mücadele etme,
toplumsal koşulları iyileştirme ve göç baskılarının üstesinden gelme imkanlarımızı
arttıracaktır. Bu ülkelerin üyeliği olmadan bu sorunları çözecek gücümüz
daha az olurdu.
Ancak, siyasal ve ekonomik gerçekler genişleme projesinin yararlarını
açıklasa da hikayenin tümünü anlatmamaktadır. Bunlar kadar elle tutulur
olmayan moral ve psikolojik etkenler de önemlidir. Bu bir inandırıcılık
ve net hedefler belirleme sorunudur.
3. İlerleme stratejisi
Üyelik için zorlu bir hazırlıkla birlikte yürüyen karmaşık müzakere
süreci üye ülkeler açısından genişlemenin ilerlemesi konusunda bir belirsizlik
doğurmaktadır. Bu nedenle AB’nin genişleme hedefine yönelik kararlı ve
net bir taahhüdü yansıtması hayati önem taşımaktadır. Aday ülkelerin tepkileri
anlaşılabilir niteliktedir ve ciddiye alınması gerekir. Bu, özellikle sürecin
sonucu, başka bir deyişle net giriş tarihleri belirleme konusunda belirginleşmektedir.
AB haklı olarak katı bir zamanlama belirlemekten kaçınmıştır. Üyelik
için, müzakerelerin tamamlanmasından daha fazla hazırlık gerekmektedir;
katılma kriterlerine uyulması zorunludur ve bunun anlamı da, çoğu zaman
iç siyasal ve ekonomik koşullara bağlı olan ve dolayısıyla önceden belirlenemeyen
sürekli bir reform çabasıdır.
Bununla birlikte, müzakereler ilerledikçe ve ülkeler katılma hazırlığında
ilerleme sağladıkça zamanlama konusunda bir tahmin yapmak artık daha kolay
olmaktadır.
Müzakereler çok daha zor ve çok daha yoğun bir aşamaya girmek üzeredir.
Bu aşamaya geçmeden önce siyasal çerçevede daha da iyileştirme sağlamamız,
başka bir deyişle müzakereler için elverişli bir ortam oluşturmamız gerekmektedir.
Burada en önemli husus verilen taahhütlere uymaktır. Helsinki AB Konseyi
(1999) Birliğin 2002 yılı sonundan itibaren yeni üyeleri kabul edebilmek
için 2000 yılı sonuna kadar gerekli kurumsal reformlar hakkında kararlar
alacağını belirtmiştir. Bu zaman programına uymamız ve üyelik için
yeni koşullar dayatmamamız AB’nin güvenilirliği açısından hayati önem taşımaktadır.
Gündem 2000’deki kararları ve Nice’de yapılacak olan bir sonraki AB Konseyi’nde
hükümetler arası konferansın başarısı ile, AB gerekli koşulları yerine
getirmiş olacaktır. Reform sürecinin daha sonraki gelişimi bu gerçeği değiştirmeyecektir,
zira genişleme bunun sonuçlarına bağlı olmamalıdır.
İkinci önemli husus ileriye doğru hızlanma, müzakereler sürecinde çözülmemiş
bazı zorlu sorunları çözüme kavuşturma, dolayısıyla görüşmelerde daha özlü
bir aşamaya geçme konusunda belirgin bir siyasal irade olmasıdır.
Bunlar genişleme sürecinin gelecekteki stratejisine ilişkin olarak Komisyon’un
tavsiyelerinin temelinde yatan düşüncelerdir.
Sürecin sonuçlanması için henüz bir tarih belirlenmemiş olsa da, zaman
baskısı söz konusudur. AB’nin genişleme projesini tamamlamak için sınırsız
zamana sahip olduğu gibi bir yanılsamaya kapılmamalıyız. Şu anda bir fırsat
penceresi açılmıştır ve bunun yakalanması gerekmektedir.
Son on yıl içinde Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde toplum büyük basınç
altında olmuştur. Bu toplumların, bir yandan komünist yönetim ve
merkezi planlamalı ekonomilerden demokrasi ve piyasaya geçiş yaparken bir
yandan da kendilerini Avrupa bütünleşmesinin karmaşık mekanizmasına hazırlamaları
gerekmiştir. Bunlardan doğan toplumsal gerilimler gözden uzak tutulamaz.
İnsanların artık tünelin ucunda ışığı görmek istemeleri son derece anlaşılır
bir şeydir. Bu ülkeler AB üyeliği hedefinin asla ulaşılamaz bir şey olduğu
hissine kapılırlarsa yeni çabalar ve reformlar için isteklilik azalacaktır.
Olası bir şüphe ve hayal kırıklığı dalgasını önlemek için AB’nin kararlılık
ve liderlik göstermesi gereklidir.
4. Bilgilendirme gereği
Başlatmış olduğumuz proje ölçeğinde bir genişleme projesi, AB yurttaşlarını
ve aday ülkeleri sürekli bilgilendirmek, sürece katılımlarını sağlamak
ve nihayet bu sürece desteklerini kazanmak için yıllara yayılan bir iletişim
stratejisi gerektirmektedir. Bu da ilgili insanların genişlemenin kendileri
için ne anlama geleceği konusunda doğru bilgilendirilme haklarına saygı
göstermekten de öte bir şeydir. Bu, bizzat sürecin demokratik meşrulaştırılmasıdır.
Genişleme ancak, sadece seçkinlerin değil tüm yurttaşların katıldığı
bir toplumsal proje olursa başarıya ulaşabilir. Bunu da ancak gerçek anlamda
katılım sağlayabilir. Bilgi vermek yeterli değildir. Riskleri ve yararları
insanlara açıklamak ve kaygılarının ciddiye alındığını bilmelerini sağlamak
için toplumlarımızda geniş çaplı bir diyalog başlatmak zorundayız.
Üye devletler ve aday ülkelerde yapılan anketler (her ne kadar belirli
bir ihtiyat payı bırakılarak ele alınmaları gerekse de) değişik görünümler
sunmaktadır. Aday ülkelerde genel olarak AB’ye katılmadan yana olan çoğunluklar
vardır ve Üye Devletlerde de buna taraftar olanlar karşı olanlardan fazladır.
Ama önemli bölgesel farklılıklar vardır ve aday ülkelerin her birine ilişkin
kanaatler farklılık göstermektedir. Aday ülkelerden farklı olarak, Üye
Devletlerde genişleme, bir kaç istisna dışında kamuoyu tarafından bir öncelik
olarak görülmemektedir. Etkin bir iletişim stratejisi genişlemenin nesnel
siyasal ve ekonomik yararlarını vurgulamakla sınırlı kalmayıp, etkileşimli
bir süreç içinde insanların kaygılarını ve korkularını gidermeyi amaçlamalıdır.
Bu kaygılar ve korkular gayet iyi bilinmektedir. Aday ülkelerde kaygılar
ve korkular bu sürecin doğuracağı ekonomik ve toplumsal değişikliklerden
kaynaklanmaktadır. Orta ve Doğu Avrupa’da sistemlerin tümden dönüşümü hâlâ
sürmektedir. Bu dönüşüm her bireyin yaşamında, yararları kadar bedelleri
de olan köklü değişikliklere yol açmaktadır. Geleceğe ilişkin belirsizlik
ve korku doğal sonuçlardır. Egemenlik ve ulusal ve kültürel kimlik konusu
da önemli rol oynamaktadır. Özgürlüklerini ve kendi kaderlerini belirleme
hakkını yeni kazanmış olan halklar için AB üyeliği egemenliğin kaybedilmesi
gibi görünebilir, oysa Avrupa bütünleşmesine katılan ülkelerin deneyimi
bunun olayları etkileme gücünü arttırdığını göstermektedir. Elbette, aday
ülkelerde Avrupa’ya kuşkucu yaklaşanlar ile sistem değişiminin tüm sorunları
için Brüksel’i suçlayan ve kimlik kaybı endişelerini kendi popülist amaçları
için kullanan Avrupa düşmanları da vardır.
Üye Devletlerdeki kaygılar ise, kontrol edilemeyen göç, özellikle iş
bulma konusunda haksız rekabet, suç ithali, çevresel damping ve mali külfetler
gibi genişlemenin olası olumsuz etkileri üzerinde odaklaşmaktadır. Göze
çarpan başka bir kaygı da AB’nin bu ölçekte bir genişlemeden sonra hedeflerini
gerçekleştirecek güçten yoksun kalabileceği yönündedir.
Özellikle aday ülkelerle sınır komşusu olan bölgelerdeki insanlara
genişlemenin olumlu etkileri anlatılmalıdır. Komisyon bu korkulara yanıt
vermek için önümüzdeki bir kaç ay içinde sınır bölgelerindeki durumun nesnel
bir analizini yapacak ve Topluluk düzeyindeki mevcut araçların bu kaygılara
nasıl yanıt verdiğini inceleyecektir. Komisyon, bu analiz temelinde mevcut
araçların nasıl optimize edilebileceğini ve daha iyi bir koordinasyonun
nasıl sağlanabileceğini araştıracaktır.
İletişim stratejisi, ancak müzakerelerin sonuçları düşünülen risklerin
varolmadığını ya da bu risklerin üstesinden gelmenin mümkün olduğunu gösterirse
inandırıcı olacaktır. Bu itibarla, kabulü sağlamak müzakere süresinin bir
parçasıdır.
Komisyon, göreve geldikten hemen sonra, bu konuları ciddi şekilde ele
alan bir iletişim stratejisine gerek olduğunu gördü; böyle bir stratejiyi
uygulamak için gerekli olan finansal ve örgütsel koşulları oluşturarak
derhal çalışmaya koyuldu. Bu stratejiye aşağıdaki ilkeler yön vermektedir:
-
Desantralizasyon. Strateji, aday ülkelerde ve üye devletlerde
desantralize bir şekilde geliştirilmekte ve uygulanmaktadır. Her ülkenin
kendine özgü gereksinmelerine ve koşullarına göre ayarlanmıştır.
-
Esneklik. Bireysel ülkelerdeki kamuoyu üzerinde tahmin edilmesi
zor olan etkileriyle, genişleme son derece dinamik bir süreçtir. Bu nedenle,
strateji, psikolojik durumdaki değişmelere ve ortaya çıkan yeni durumlara
uyarlanmalıdır. Bunun anlamı, programların içeriğinin her yıl gözden geçirilmesidir.
-
Sinerji. Komisyon’un yaptığı, sadece, ülkelerin kendi çabalarını
makul bir şekilde bütünlemek olmalıdır. Bu nedenle, hükümetlerce,
parlamentolarca ve genel olarak toplumdaki gruplarca yapılmakta olan işlerle
yakın ve sürekli koordinasyon olmalıdır. Avrupa Parlamentosu’nun beklenen
faaliyetleri ile yakın koordinasyon da gereklidir.
Bu konuda nasıl hareket edilmeli? Mevcut imkanlar, genel olarak,
kitle iletişim araçlarına dayanmamıza izin vermemektedir. Bunun yerine,
siyasal partiler, kiliseler, sendikalar, meslek kuruluşları, kadın ve gençlik
örgütleri, STK’ler ve mevcut Avrupa şebekeleri gibi, toplumda etkili olan
kanaat önderleri ve gruplar üzerinde yoğunlaşarak bir çoğaltan etkisi sağlamaya
çalışmalıyız. Gazeteciler ve medya, bilgi ve iletişim zincirinde hayati
bir halkadır. Okullar ve yüksek öğrenim kurumlarını da unutmamalıyız. Onlara,
genişleme konusunu işlemek için gerekli olanaklar verilmelidir. Üye ülkelerin
ve aday ülkelerin halkları arasında dolaysız buluşmaları ve sık sık gerçekleşecek
karşılıklı değişimleri desteklemek de önemlidir.
Bu yaklaşımın başarılı olması için, politik, ekonomik ve kültürel grupların,
aracılar olarak hareket etmek üzere öne çıkmaları ve diyalog içine girmeleri
gerekir. Bu grupların motivasyonu ve teşvik edilmesi, stratejinin bir parçası
olacaktır. Kısaca, olgular ve onların içerimleri konusunda bilgilenmiş,
geniş kapsamlı bir toplumsal tartışma meydana getirmek istiyoruz.
5. Genişleme süreci ve komşu ülkeler
Genişleme, sadece AB’ye değil aynı zamanda, onun başlıca ticaret ortakları
dahil, genel uluslararası topluluğa, artan güvenlik, istikrar ve refah
şeklinde faydalar getirecektir. Genişleme, tek pazarın boyutunu arttıracaktır.
Burada, ticaretle uğraşanlar ve yatırımcılar, ortak bir dış tarifeyle ve
ortak bir kurallar ve prosedürler kümesiyle iş yapacaklardır. Daha geniş
bir Avrupa Birliği, büyümeyi uyaracak ve yeni yatırım ve ticaret fırsatları
yaratacaktır. Birlik, bu genişleme sonucunda, göç, çevre kirlenmesi, yasadışı
ticaret ve örgütlü suçlar gibi tüm dünyayı ilgilendiren konulara yönelik
uluslararası çabalara katkıda bulunmak için daha iyi bir konumda olacaktır.
Geçen bir yıl içinde, geleceğin genişlemiş Birliği’nin komşu ülkeleri,
genişlemenin onlar üzerinde yaratabileceği etkilere gittikçe daha büyük
bir dikkat göstermişlerdir. AB, bu faydaları komşularına anlatmalı ve genişlemenin
etkisini onlar ile tartışmalıdır. Böylece hem onlar hem de Birlik, yeni
fırsatlardan tam olarak istifade edebilirler. Bazı konuların dikkatle ele
alınması gerekecektir. Genişleme müzakereleri, AB’yi ve aday ülkeyi ilgilendiren
bir konudur ve herhangi bir üçüncü taraf için bir rol öngörmez. Bununla
beraber, Komisyon genişleme arifesinde gerçekleşecek değişimler konusunda
ayrıntılı açıklamalar vermeye hazırdır.
Genişlemenin düzgün bir biçimde yürümesi için, AB yakın komşularıyla
derin ve çok boyutlu ilişkiler geliştirmeye devam etmelidir. AB’nin komşularıyla
yapmış olduğu ortaklık ve işbirliği düzenlemeleri, Birlik’in gelecekteki
sınırlarının Avrupa’da yeni ayrım çizgileri yaratmamasını sağlamak için,
siyasal istikrarın ve ekonomik büyümenin şartlarını yaratmayı hedefler.
a) Batı Balkanlar
Haziran 2000’de Santa Maria da Feira’da yaptığı toplantıda, AB Konseyi,
bölgedeki bütün ülkelerin Birlik’in “potansiyel adayları” olduklarını kabul
etti. Bu perspektif, her ülkeye, reform temposunu hızlandırmak ve yasalarını
ve yapılarını Avrupa Birliği ile uyumlulaştırmaya başlamak için yardım
etmelidir. Pek çok alanda, aday ülkeler ile katılım öncesi süreçte kazanılan
deneyim, Batı Balkan ülkelerine uzmanlık ve bilgi aktarılmasında yararlı
olacaktır.
AB’nin Batı Balkanlar’daki politikası için çerçeveyi oluşturan İstikrar
ve Ortaklık süreci, şimdi bölgede daha iyi anlaşılmakta ve “Avrupa’ya
giden yol” olarak görülmektedir. Siyasal diyalog, kapsamlı ticaret liberalleşmesi,
önemli mali yardım ve ekonomik ve sosyal hayatın pek çok sahasında yakın
işbirliği öngören bu çerçeve, her ülkenin, Birlikten teknik ve mali yardım
ile, kendi temposunda ilerlemesine izin vermektedir.
Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti ile bir İstikrar ve Ortaklık
Anlaşması için yapılan müzakereler, tamamlanmak üzeredir. Ocak 2000’de
ülkede yapılan seçimlerden sonra yeni liderliğin sergilemiş olduğu demokratik
değerlere bağlılığı ve uygulanmakta olan kapsamlı yapısal reformları takdir
eden Komisyon, Hırvatistan ile müzakereler açılmasını da teklif
etmiştir. Arnavutluk hükümeti, müzakereler açılması imkanı konusunda
Komisyon’un raporuna yanıt olarak, gerekli hazırlayıcı reformları başlatmak
üzere Komisyon ile yakın bir işbirliği içindedir. Genel uluslararası topluluğun
desteğiyle, Komisyon, bir istikrar ve ortaklık anlaşması müzakere edilmesinin
koşullarını yaratmak için Bosna-Hersek’in uygulamaya koyması gereken
tedbirleri belirlemiştir.
Sırbistan halkı, izolasyonuna son vermeyi ve Avrupa rotasına
dönmeyi kararlaştırdı. Bu çok önemli karar, bütün bölgeye istikrar ve refah
gelmesine yardım edecektir. Yugoslavya Federal Cumhuriyeti ile bir
İstikrar ve Ortaklık Anlaşması’na doğru ilerlemenin yollarını incelemek
için çalışma başlatılmıştır. Geçen yıl boyunca, Birlik, demokrasi ve reform
tercihini sürdürmekte ona yardım etmek için Karadağ’a siyasi ve
mali destek sağlanmasında da aktif olmuştur. Kosova’da, Avrupa Birliği
esas olarak Avrupa Yeniden İnşa Ajansı yoluyla, yeniden inşa çalışmalarında
önde gelen sivil donör olmuştur. Birleşmiş Milletler idaresinin AB ayağı
olan UNMIK’e katılımı yoluyla, bölgenin gelecekteki ekonomik yapılarıyla
ilgili politikanın biçimlendirilmesine de yardım etmiştir.
b) Doğu
Rusya, genişlemenin içerimleri konusunda AB ile görüşmeler yapmak
istediğini ifade etmiştir. Bu amaçla özel bir grup oluşturmak yerine, Komisyon,
Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması’nın kurumlarını kullanmayı teklif etmektedir.
İşbirliği Komitesi içinde, ticaret ve enerji gibi konularda teknik görüşmeler
yapılabilir. Genişlemeyle ilgili konular hakkında daha geniş görüşmeler
için İşbirliği Konseyi daha uygundur. Bu tür görüşmeler, söz konusu organda
bakan düzeyinde yapılabilir.
Genişlemenin özellikle etkileyeceği bir Rus bölgesi Kaliningrad
olacaktır. Polonya ve Litvanya’nın katılımlarından sonra, Kaliningrad,
AB içinde bir Rus anklavı haline gelecektir. AB’ye katılımın AB’nin komşularına
getireceği daha büyük refahtan Kaliningrad’ın yararlanmasını sağlamak için,
Rusya, Polonya ve Litvanya ile işbirliği içinde, Birlik bir strateji oluşturmalıdır.
Bölgesel işbirliği, bu stratejinin önemli bir unsuru olacaktır.
Geleceğin genişlemiş Birlik’ine coğrafi yakınlığı nedeniyle, genişlemenin
Ukrayna için derin sonuçları olacaktır. Burada da, Ortaklık ve İşbirliği
organları, hem politik hem de teknik görüşmeler için uygun forumlardır.
Genişlemiş bir AB, Kafkasya ülkeleri dahil, bütün kıta ölçeğinde
daha etraflı ilişkiler geliştirmek için daha güçlü bir çıkar sahibi olacak
ve daha iyi bir konumda olacaktır.
c) Güney
Akdenizli komşular, Avrupa-Akdeniz Ortaklığı yoluyla ve Ortaklık Anlaşmaları
bağıtlanması ile, AB’ye yaklaşmaktadırlar. Komisyon, kısa bir süre önce,
Barcelona sürecine ivme kazandırmaya yönelik tekliflerde bulunmuştur ve
bu tekliflerin, Kasım ayında Marsilya’da yapılacak olan Avrupa-Akdeniz
bakanlar toplantısında ele alınacağını ummaktadır. Çok sayıda Akdeniz ülkesinde
politik ve ekonomik reformların şimdi gündemin daha üst sıralarına çıkmasıyla,
bölge ile derin tarihsel bağlarımıza somut ifade vermek için yeni bir fırsat
vardır. Ortaklık Anlaşmaları’nın sunduğu ekonomik ve ticari avantajlardan
yararlanarak, daha yakın politik ilişkiler geliştirmeyi ve yatırım için
elverişli bir iklim yaratmayı hedefliyoruz. Genişlemenin faydaları bütün
Akdenizli ortaklarca hissedilecektir ve genişlemenin olası sonuçları bölgeye
yönelik gelecekteki AB politikalarına dahil edilmelidir.
****
Helsinki ve Santa Maria da Feira AB Konseylerinin isteği üzerine, Komisyon,
1998 ve 1999 yıllarında izlediği yaklaşımla, adayların katılma hazırlıklarındaki
ilerlemeye ilişkin raporlar hazırlamıştır. Santa Maria da Feira’daki AB
Konseyi şu sonuca varmıştır: ‘Nice AB Konseyi genişleme konusundaki
ilerlemeyi gözden geçirecek ve katılma sürecinin nasıl ileri götürülebileceğini
araştıracaktır.’ Aşağıda katılım öncesi stratejide varılan aşama
açıklanmakta (II. Kısım), her Düzenli Rapordaki analizler bir araya getirilmekte
(III. Kısım) ve müzakerelerde varılan aşama kısaca analiz edilerek katılım
sürecinin ileri götürülmesi için atılacak adımlar konusunda tavsiyeler
sunulmaktadır (IV. Kısım).
|