Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
AB ANA SAYFA

GENİŞLEME STRATEJİSİ BELGESİ
Aday ülkelerin her birinin katılım yönünde ilerlemesine ilişkin rapor (2000) 
Karma Belge (3)
III. ADAY ÜLKELERİN ÜYELİK KRİTERLERİNİ YERİNE GETİRME YÖNÜNDE İLERLEMELERİ 

Komisyon ilk olarak Orta ve Doğu Avrupa’daki aday ülkelerin katılım kriterlerini yerine getirme yönündeki ilerlemelerini, üyelik başvurularına ilişkin 1997 Temmuz tarihli Görüşlerinde ifade etmiştir. Bunu 1998 yılında bu ülkelere ve Kıbrıs ile Türkiye’ye, daha sonra da 1999 yılında Malta dahil tüm aday ülkelere ilişkin Düzenli Raporlar izlemiştir. 

Aday ülkelerin kaydettiği ilerlemelere ilişkin Komisyon’un değerlendirmesi Kopenhag 1993 ve Madrid 1995 AB Konseyi toplantılarında tanımlanan kriterlere dayanmaktadır. Daha önceki yıllarda olduğu gibi, bu yıla ait raporlar da hazırlanmakta olanlardan ziyade fiilen benimsenmiş olan yasal düzenlemeleri vurgulamaktadır. 

Komisyon 1999 Ekim ayından bu yana ilan edilen reformların gerçekten uygulanıp uygulanmadığını analiz etmiştir. Ayrıca, her aday ülkenin, halen 29 müzakere konusu şeklinde sunulan Avrupa Birliği müktesebatını benimseme kapasitesini analiz etmiştir. Komisyon, idari yapıların müktesebat gereklerine uyarlanması yönünde atılan adımları da analiz etmeyi sürdürmüştür. Bu analiz, artık, raporların ayrı bir kısmını oluşturmak yerine ilgili müktesebat bölümü ile bütünleştirilmektedir. Artık her bölüm geçen yılki rapordan bu yana kaydedilen ilerlemenin bir değerlendirmesi yanında genel ilerlemeye ilişkin bir değerlendirmeyi de içermektedir.

Değerlendirme, ilk başta  aday ülkelerin kendileri tarafından sağlanan bilgilere dayalıdır. Komisyon, ayrıca müktesebatın taranmasında ve katılım müzakereleri ile Ortaklık Anlaşması çerçevesinde yapılan toplantılar bağlamında sağlanan bilgileri de göz önüne almıştır. Ayrıca, bu kaynaklardan alınan bilgileri, 2000 yılının ilk kısmında Komisyon’a iletilen Müktesebatın Benimsenmesi için yeni Ulusal Programlarda yer alan bilgilerle karşılaştırmıştır. Komisyon Avrupa Parlamentosu’nun raporlarını, Üye Devletlerden gelen değerlendirmeleri, uluslararası örgütlerin, özellikle Avrupa Konseyi ve AGİT’in ve uluslararası finans kuruluşları ile hükümet dışı örgütlerin  çalışmalarını da dikkate almıştır.

1. Siyasal kriterler

a) Genel Gelişme

Kopenhag AB Konseyi şu açıklamayı yapıyordu: “Üyelik için, aday ülke, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlıkların sayılması ve korunmasını garanti eden kurumların istikrarını sağlamış olmalıdır.” Amsterdam Antlaşması’nın 6ncı maddesi ise şunu belirtir: “Birlik şu ilkeler üzerine kurulmuştur: özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü.”

1999 yılına ait raporlarda, Komisyon’un vardığı sonuç, bazı aday ülkelerin insan hakları ve azınlıkların korunması alanında daha yapmaları gereken ilerleme olmakla beraber, halen müzakere sürecinde bulunan bütün aday ülkelerin siyasal kriterleri karşıladıkları şeklindeydi. Bu ülkeler, demokratik yönetim sistemlerinin işleyişini güçlendirmeye devam ettiler. Son Düzenli Raporlar’dan bu yana, Bulgaristan, Litvanya, Macaristan, Polonya, Romanya ve Slovenya’da özgür ve adil ulusal veya yerel seçimler yapıldı.

Kamu yönetiminin modernleştirilmesi ve yargının güçlendirilmesi, müktesebatın uygulanmasında ve geçiş sürecinde büyük önem taşır. Devlet memurlarını ve yargıçları eğitmek ve kamu yönetiminin ve mülki idarenin bağımsızlığını, profesyonelliğini ve etkinliğini takviye etmek için bir hayli çaba sarf edilmiştir. Bunun sürdürülmesi gerekir.

Geçen yılın raporları, yolsuzluğu ‘kamu kesiminde düşük maaşların ve ekonomide bürokratik kontrollerin aşırı kullanımının şiddetlendirdiği’ ciddi bir sorun olarak belirlemişti. Bu değerlendirme geçerli olmaya devam etmektedir. Yolsuzluk, sahtecilik ve ekonomik suçlar, aday ülkelerin çoğunda yaygın olup vatandaşlarda güvensizliğe ve reformların gözden düşmesine yol açmaktadır. Bu alanda uluslararası araçlara katılım dahil, yolsuzluğa karşı programlar başlatılmış ve bir miktar ilerleme sağlanmıştır, fakat yolsuzluk ciddi bir endişe konusu olmayı sürdürmektedir.

Komisyon, geçen yılki karma belgede, Romanya’da çocuk bakım kurumlarındaki sorunları vurgulamıştı. O zamandan bu yana, Romanya, bu konuyu düzeltmek için, PHARE desteğiyle, kanuni, idari ve mali tedbirler kabul etmiştir. Ancak, bu kurumlarda bulunan 100.000’den fazla çocuğun yaşam koşulları iyileşmemiştir ve bir yapısal reform politikası ancak şimdi uygulamaya konulmaktadır. Dolayısıyla, insan haklarına tam saygı içinde, sokak çocukları problemini çözmek yanında, bu konuda somut iyileşmeler sağlamak için yeni sürekli çabalara ihtiyaç vardır.

Kanunen yasak olmasına rağmen, kadın ve çocuk ticareti, menşe, geçiş ve varış ülkeleri haline gelmiş bazı adaylarda büyüyen bir sorundur. Uluslararası evlat edinme programlarının istismar edilmesi de bir endişe konusudur. Bu ticareti önlemek için büyük çabalar gereklidir.

Çok uygun bir yasal çerçeve yoluyla ve ayrıca Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Bütün Biçimlerinin Tasfiyesine Dair Sözleşme’ye ek Seçimlik Protokol’ün imza edilmesiyle, cinslerarası eşitliğin yasal korunması, aday ülkelerin çoğunda ilerlemiştir. Bazı ülkelerde daha etkili işyeri teftiş hizmetleri veya (Fırsat Eşitliği Ombudsmanı gibi) özel organlar kurulması yoluyla, yasa uygulaması da ilerlemiştir. Ancak, kadınların ekonomik ve sosyal eşitliğini geliştirmek için daha fazla çaba gereklidir.

Azınlıklar konusunda, geçen yıla ait raporlardan bu yana olumlu gelişmeler meydana gelmiştir. Estonya ve Letonya, vatandaş olmayan kişilerin entegrasyonunda daha da ilerlemişler ve AGİT’in vatandaşlık ve vatandaşlığa kabul ile ilgili bütün tavsiyelerini yerine getirmeye devam etmektedirler. Her iki ülkede, dil yasası uluslararası standartlara uygun hale getirilmiştir. Macaristan ve Slovakya arasındaki temel antlaşma, Slovakya’daki Macar azınlık ile ilgili olarak uygulanmaktadır. Romanya’da, Macarca, Almanca ve Romence dillerinde öğretim yapan bir üniversite kurulmasına dair hükümetçe alınan karar aleyhine başvuruların reddinden sonra, bu projenin kısa zamanda gerçekleşmesi umulmaktadır.

Çingeneler, geçen yıla ait raporlarda belirtildiği gibi, sosyal ve ekonomik yaşamda yaygın ayrımcılık ve zorluklar ile karşılaşmaya devam etmektedir. Bu durumun yaşandığı ülkelerin çoğunda, PHARE finansman desteğiyle ve, bazı  örneklerde, ulusal bütçe kaynaklarıyla, çeşitli düzenlemeler ve programlar kabul edilmiştir. Bütün ülkelerde bütçe imkanlarıyla desteklenmesi gereken bu programlar, Çingene temsilcileri ile yakın işbirliği halinde, daha sürekli bir şekilde uygulanmalıdır. AB Başkanlığı, bu amaçla, Çingene STK’lerinin katılımıyla ve Komisyon ile yakın işbirliği içinde, Haziran 2000’de Lizbon’da bir konferans düzenledi.

1999 raporunda Komisyon, Türkiye’nin Kopenhag siyasal kriterlerini karşılamadığı sonucuna varmıştı. Bu durum devam etmektedir. Ancak, son yılda önemli değişmeler olmuştur: Hükümet, Eylül 2000’de, İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu’nun bir raporu temelinde, Kopenhag siyasal kriterlerine uymaya yönelik reformlar ve mevzuat için bir takım ‘öncelikli hedefler’ benimsemiştir. Ayrıca, iki önemli insan hakları sözleşmesini imzalamıştır. Bir başka olumlu gelişme, Helsinki AB Konseyi’ni müteakip, Türkiye’nin AB’ye katılım koşulları hakkında Türkiye’de başlamış olan tartışmadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu tarafından işkence konusunda yayımlanan raporlar da bu tartışmayı beslemiştir.

Komisyon, insan haklarına ve azınlık haklarına saygı konusunda var olan eksikler ve ordunun Milli Güvenlik Kurulu yoluyla siyasal yaşamda oynadığı anayasal rol hakkında hâlâ endişelidir.

Ancak, Komisyon son girişimleri memnuniyetle karşılamaktadır. Hükümeti, beyan ettiği niyetlerini somut düzenlemelere dönüştürmesi için teşvik etmekte ve Parlamento’nun, önemli çekinceler olmaksızın, son zamanlarda imzalanmış insan hakları sözleşmelerini onaylayacağını ummaktadır. Komisyon, Abdullah Öcalan’ın infazını erteleme kararını da memnuniyetle karşılamıştır. Güneydoğu Türkiye’deki durumun daha da istikrarlı hale geleceğini ümit etmektedir.

b) Sonuçlar

Kopenhag siyasal kriterleri tarafından konulan şartlar ve bunların yerine getirilmesi konusunda kaydedilen ilerlemeye ilişkin Komisyon’un düzenli değerlendirmeleri tüm üye ülkelerde olumlu gelişmelere yol açmıştır. Demokratik kurumların güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğüne saygı gösterilmesi ve insan haklarının korunması konularında genel durum geçen yıla nazaran ilerleme göstermiştir.

Bununla birlikte, hukukun üstünlüğü ve müktesebatın etkin bir şekilde uygulanmasının sağlanması için yargının reformu ya da güçlendirilmesi hızlandırılmalıdır. Yolsuzluğun yaygın bir şekilde sürmesi kaygı konusudur. Kamuoyunun kaygılarına yanıt verebilmek ve saydam bir iş ortamının sağlanmasına yardımcı olmak için bu alanda da somut sonuçlar gereklidir. Kadın ve çocuk ticareti sorununun büyümesi ciddi önlemler gerektirmektedir. Çingeneler’in durumunun iyileştirilmesi için çabaların sürdürülmesi gereklidir. Türkiye artık insan hakları konusundaki niyetlerini somut önlemlere dönüştürme yönünde gerekli kararları almalıdır. 

Her Düzenli Raporun sonuçları Ek 1’de yer almaktadır. Aday ülkeler tarafından onaylanan İnsan Hakları sözleşmeleri ise Ek 3’te yer almaktadır. 

2.  Ekonomik kriterler

a) Genel gelişme

Kopenhag ekonomik kriterlerinin karşılanması yönünde kaydedilen ilerleme konusunda bu raporlama döneminde yapılan değerlendirmenin arka planında, Avrupa Birliği’nde aday ülkeler için özellikle  yararlı olan ekonomik canlanma ile birlikte, dünya çapında güçlü bir büyüme konjonktürü bulunmaktadır. 1999 yılına ait rakamlar, Asya, Rusya ve Kosova krizlerinin ardışık olumsuz etkilerini taşımakla beraber, bu etkiler, 2000 yılına ait mevcut rakamlarda hafiflemektedir. Orta ve Doğu Avrupalı on aday ülke için GSYH’deki toplam ortalama gerçek artışın % 4 civarında olması, bütün onüç aday ülke için % 5’in biraz altında olması beklenmektedir.

Bir kaç istisnayla, aday ülkelerin genel ekonomik performansı düzelmiştir. Aynı zamanda AB de güçlü büyüme kaydetmiş olduğundan, aday ülkelerin hepsi AB ortalamasına doğru gerçek ekonomik yakınlaşma göstermedi. Ayrıca, aday ülkelerin içindeki dengesizlikler genişleme eğilimindedir. Bu eğilim, özellikle, başkentler ve AB’ye sınırdaş olan bölgeler ile doğudaki bölgeler arasında belirgindir. Bu durum, kalkınmakta olan ülkelerde sık rastlanan bir gelişmedir. Ancak, gelecekteki politikalar, bölgesel ve sosyal dengesizlikleri azaltmayı hedeflemelidir.

1999’da Orta ve Doğu Avrupalı on ülke için gerçek GSYH büyümesi % 2,2 oldu. Beş aday ülke yüksek büyüme oranları sürdürdü: Slovenya % 4,9, Kıbrıs ve Macaristan % 4,5, Polonya ve Malta % 4,2. Bulgaristan’da ekonomik büyüme % 2,4 düzeyinde pozitif olmaya devam etti fakat, esas olarak Kosova ve Rusya bunalımları sonucunda, 1998’e göre azaldı. Slovakya’nın büyüme oranı % 1,9’a geriledi. Rusya bunalımının olumsuz etkileri, üç diğer ülkenin büyüme oranlarına tesir etmeyi sürdürdü: Letonya % 0,1, Estonya % -1,1 ve Litvanya % -4,1. Romanya’da, Kosova bunalımının devam eden etkisiyle birlikte, yapısal reformların yetersizliği, yine % -3,2 oranında negatif büyümeye yol açtı. Yıkıcı deprem ve Rusya bunalımı Türkiye’yi etkiledi ve ülkenin büyüme oranı % -5,0 düzeyinde negatif oldu. Çek Cumhuriyeti’nde durgunluk son bularak 1999’da negatif büyüme % -0,2 ile sınırlı kaldı. Başlıca istatistiksel göstergeler Ek 2’de verilmiştir.

Bu yılın birinci yarısında, 1999’un aynı dönemine kıyasla, bütün aday ülkelerde büyüme pozitif oldu ve artış gösterdi: Litvanya, Romanya ve Slovakya’da % 2 civarında, Estonya, Macaristan, Türkiye ve Polonya’da ise % 6 civarında. Bulgaristan, Letonya, Slovenya, Malta ve Çek Cumhuriyeti’nde büyüme oranları, % 3’ün biraz üzerinden % 5’in biraz üzerine kadar değişmektedir.

Makroekonomik şartlar çoğu ülkede sağlam olmaya devam etti, fakat cari hesap açıkları, enflasyon ve kamu maliyesi alanlarında performans hâlâ dengesizdir.

1999 yılında, enflasyon oranlarının sırasıyla % 45,8 ve % 64,9 olduğu Romanya ve Türkiye hariç, aday ülkelerde enflasyon, % 10’luk ortalamaya yakın veya daha düşük düzeylerde kontrol altında olmaya devam etti. Ancak, Macaristan ve Polonya’da enflasyonun düşmesindeki yavaşlık bir endişe konusu olmaya devam etmektedir. Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya’daki nisbeten büyük cari hesap açıklarına özel dikkat gösterilmelidir. Cari hesap dengeleri, Kıbrıs, Estonya, Romanya ve Slovakya’da düzelmiş, Bulgaristan ve Slovenya’da ise, kontrol altında kalmakla beraber bozulmuştur. Cari hesap açıkları, büyük ölçüde, özelleştirme ile bağlantılı sermaye girişleri tarafından finanse edilmiştir, fakat yeşil alan yatırımları da bazı ülkelerde artmaktadır. Raporlama döneminde, genel hükümet dengelerini istikrara kavuşturmak için aday ülkelerin çoğunda çalışmalar yapılmış olsa da, kamu maliyesinin sürdürülebilirliği hemen bütün aday ülkelerde, farklı derecelerde olmakla beraber, bir endişe konusu olmaya devam etmektedir.

Büyük işletmelerin özelleştirilmesi, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya ve Bulgaristan’da ilerleme göstermiş, Letonya’da ise daha az gelişme kaydetmiştir. Polonya’da, özelleştirme temposu çok güçlü olmuştur, ancak çelik ve tarım sektörlerinde yeniden yapılanma erken bir aşamadadır. Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan, Letonya, Malta ve Slovakya’da bankaların özelleştirilmesi alanında iyi bir ilerleme sağlanmıştır. Enerji ve iletişim alanlarında da ilerleme kaydedilmiştir. Bununla beraber, bazı ülkelerde özelleştirme, genellikle eski nomenklaturadan gelen yeni bir elit iş tabakasının doğuşunu kolaylaştırmıştır. Özelleştirme sürecinin saydamlığını daha da arttırmak için çaba sarf edilmelidir.

İşsizlik, hem kayıtlı işsizlik oranları anlamında hem de Uluslararası Çalışma Örgütü tanımlarına göre ölçüldüğünde, aday ülkelerin çoğunda önemli artış göstermiştir. Çoğu ülkede, bunun nedeni, dışsal bunalımlara bağlı olarak büyüme oranındaki düşmeyle birlikte, ekonomik yeniden yapılanmadır. İşsizlik oranının nispeten yüksek olduğu Bulgaristan, Letonya, Litvanya, Polonya ve Slovakya gibi ülkelerde, yapısal reformlar, gelecekte ekonomik büyüme ve istihdam artışı için sağlam bir temel hazırlamaktadır. Macaristan ve Slovenya’da, işsizlik oranları bu yıl sırasıyla % 7 ve % 7,6 düzeylerine geriledi. Kıbrıs ve Malta ise, nisbeten düşük enflasyon oranlarına sahiptirler: sırasıyla % 3,6 ve % 5,3. İşgücü esnekliğini ve mobilitesini arttırarak, emek piyasalarının büyüme fırsatlarına daha iyi yanıt vermesi için, bütün ülkelerde çaba gösterilmelidir. Büyük istihdam kayıpları ile irtibatlandırılan en zorlu reformlar ve yeniden yapılanma tamamlandığında, yeni ekonomik aktiviteye bağlı pozitif net istihdam oluşumu, Macaristan’da görüldüğü gibi, işsizliği azaltmaya başlayabilir.

Orta ve Doğu Avrupalı aday ülkelere giden dolaysız yabancı yatırım (DYY) miktarı 1999’da artmaya devam etti. Net girişler, çoğu ülkede GSYH’nin % 3’ünden daha fazla oldu. Slovakya’da (GSYH’nin % 2,8’inden % 3,7’sine), Çek Cumhuriyeti’nde (% 4,5’ten % 9,1’e) ve Bulgaristan’da (% 2,8’den % 6,1’e) önemli artışlar gerçekleşti. 1989’dan bu yana birikmiş olan kişi  başına DYY stokunun en yüksek olduğu ülke yine Macaristan’dır. Bu ülkeyi Çek Cumhuriyeti ve Estonya izlemektedir. Orta ve Doğu Avrupalı bütün aday ülkelerin ve Türkiye’nin ekonomilerini daha ileri düzeyde yeniden yapılandırmak ve modernleştirmek için yüksek seviyede yatırım elzem olmaya devam etmektedir. Türkiye’de, DYY girişleri, 1980’lerin başından bu yana çok düşük olmuştur. Bu durum, nisbeten yüksek bir ekonomik volatilite derecesini yansıtmaktadır. Bunun bir sonucu olarak, kişi başına DYY stoku, diğer aday ülkelerin çoğuna kıyasla önemli ölçüde daha düşüktür. Kıbrıs ve Malta, çok daha yüksek kişi başına DYY düzeylerine sahip olmaya devam ediyorlar.

Yatırımcılar, uzun vadeli yatırım yapmak için, istikrarlı, öngörülebilir ve destekleyici bir yasal ve düzenleyici çerçeveye ihtiyaç duyduklarından, aday ülkeler, gerekli iyileşmeleri yapıp, bu alandaki reformları tamamlamalıdırlar. Ayrıca, yolsuzluğa karşı savaşmak ve saydam bir iş ortamı yaratmak için de büyük gayret sarf etmelidirler. Yurtiçi yatırımlar, özellikle de küçük ve orta boy işletmeler için, mali aracılık hizmetlerinin yetersizliği nedeniyle hâlâ kösteklenmektedir. Genel olarak, mali sektör hâlâ yeterince gelişmemiş durumdadır ve, bu sektörün gelecekteki gelişmesi için sağlam bir temel sağlamak üzere,düzenleme, ihtiyat ve denetim çerçevesinin tamamlanmasına özel dikkat gösterilmelidir. Bankacılık sektörü, mali sektörün en gelişkin bölümü olmaya devam etmektedir ve performansı düzelmiştir. Bununla beraber, ekonominin bütününe hizmet sunulmasında hâlâ eksikler vardır.

Avrupa Birliği, açık farkla, onüç aday ülkenin en önemli ticaret ortağıdır. 1993 ve 1999 arasında, ticaretin toplam değeri neredeyse üç kat artarak 210 milyar euro düzeyine çıktı. AB’nin dış ticareti içinde toplam payları % 13,7 olan aday ülkeler hep birlikte, AB’nin ABD’den sonra ikinci ticaret ortağı konumundadır. AB’nin aday ülkeler ile ticaret fazlası 1999 yılında önemli ölçüde azalmış olsa da hâlâ 25,8 milyar euro tutarında idi. Bu rakamın % 45’i Polonya ile ticaretten, % 20’si Türkiye ile ticaretten doğmaktadır. Bu ticaret fazlası, AB’nin genel ticaret açığını (13,7 milyar euro, AB GSYH’sinin yaklaşık % 0,2’si) telafi ederek artıya çevirmiştir. Orta ve Doğu Avrupalı aday ülkelerin AB ile ticaret bütünleşmesi artmaya devam etmiştir. En yüksek oranlar, ithalatının % 64,4’ünü AB’den ve ihracatının % 76,2’sını AB’ye yapan Macaristan’da ve, sırasıyla % 65 ve % 72,7 ile, Estonya’da görülmektedir. 1998’de en düşük paylara sahip olan, Letonya ve Litvanya gibi ülkeler dahil, diğer ülkeler ile ticaret bütünleşmesi de artmıştır. 2000 yılının birinci altı ayına ait ticaret rakamlarının analiz edilmesi, 13 aday ülke için ticarette (ithalat ve ihracat) % 26’lık bir toplam artış ile genel yapıyı teyit etmektedir.

Orta ve Doğu Avrupalı on ülkeyle yapılan Avrupa Anlaşmaları’nın serbest ticaret hükümleri, AB ile ekonomik bütünleşme yolunu açmıştır. Avrupa Anlaşmaları çerçevesinde kısa bir süre önce kabul edilen ilave tarımsal protokoller, AB ile Orta ve Doğu Avrupalı ülkeler arasındaki ticaret ilişkilerini daha da güçlendirecektir (bkz. “Ortaklık Anlaşmaları” ile ilgili yukarıdaki bölüm). Tarımsal ikili ticaret imtiyazlarının kapsamını genişletmek için müzakereler devam edecektir.

Geçen yılın karma belgesinde ilan edildiği gibi, her aday ülkede rekabet, devlet yardımları ve iç pazar kurallarının uygulanmasına ilişkin durum, Komisyon tarafından 2000 yılında, aynı zamanda katılım müzakereleri bağlamında, gözden geçirilmiştir. Bu değerlendirme göstermiştir ki, AB’nin sanayi ürünleri için ticari savunma araçlarını kullanmaktan imtina etmesini tavsiye etmeye yetecek ölçüde ilerleme kaydedilmiş değildir. Komisyon, bu konuyu gözden geçirmeye devam edecektir.

b) Sonuçlar

Her ülkenin gösterdiği ilerleme Kopenhag ekonomik kriterlerinin alt kriterlerine  - işleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı ve Birlik içindeki rekabet baskısına ve piyasa güçlerine dayanabilme kapasitesi - göre değerlendirilmiştir. Bu alt kriterler Gündem 2000 hakkındaki Komisyon Tebliğinde daha net bir şekilde tanımlanmıştır:

İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı, fiyatların ve ticaretin liberalleştirilmesini ve mülkiyet haklarını da içeren, yaptırımı haiz bir hukuk sisteminin olmasını gerektirmektedir. Makroekonomik istikrar ve ekonomi politikası konusunda konsensus, bir piyasa ekonomisinin performansını arttırmaktadır. Gelişmiş bir finans sektörünün varlığı ve piyasaya giriş ve piyasadan çıkışın önünde önemli engellerin olmaması da ekonominin verimliliğini arttırmaktadır.

İkinci kriter (Birlik içindeki rekabet baskısına ve piyasa güçlerine dayanabilme kapasitesi) bir piyasa ekonomisinin ve, ekonomik aktörlerin öngörülebilirlik ortamında kararlar almasına imkan veren istikrarlı bir makroekonomik çerçevenin varlığına bağlıdır. Ayrıca, altyapı da dahil olmak üzere, yeterli miktarda insani ve maddi sermaye de gerektirmektedir. Devlet işletmelerinin yeniden yapılandırılması ve tüm işletmelerin verimliliklerini artırmak için yatırım yapmaları gereklidir. Bunlara ek olarak, işletmelerin dış finansman imkanları ne kadar çoksa ve yeniden yapılanma ve yenilik konusunda ne kadar başarılıysalar, uyum gösterme kapasiteleri de o kadar yüksek olacaktır. Genel olarak, bir ekonominin katılım öncesinde Birlik ile ekonomik bütünleşme derecesi ne kadar yüksekse üyelik yükümlülüklerini üstlenme konusunda başarısı da o kadar yüksek olacaktır. AB Üye Devletleri ile ticaret konusu ürünlerin hacmi ve çeşitliliği bunun bir kanıtıdır.

Bu iki kriter birlikte ele alınarak, Kıbrıs ve Malta’nın işleyen piyasa ekonomileri oldukları ve Birlik içindeki rekabet baskısına ve piyasa güçlerine dayanabilecekleri söylenebilir. Estonya, Macaristan ve Polonya işleyen piyasa ekonomileridir ve, şu andaki reform yolunu izlemeye devam ettikleri takdirde, yakın vadede ikinci kritere de uygun hale gelebilirler. Çek Cumhuriyeti ve Slovenya işleyen piyasa ekonomileri olarak görülebilir ve, geri kalan reformları da uyguladıkları ve tamamladıkları takdirde, yakın vadede ikinci kritere de uygun hale gelebilirler. Letonya, Litvanya ve Slovakya işleyen piyasa ekonomileri olarak görülebilir ve, mevcut yapısal reform programlarını uyguladıkları ve gerekli olan diğer reformları da yaptıkları takdirde, orta vadede ikinci kritere de uygun hale gelebilirler. Bulgaristan her iki kritere de uygun değildir, ama bu hedefe doğru belirgin bir ilerleme kaydetmiştir. Romanya kriterleri yerine getirme konusunda sınırlı bir ilerleme göstermiştir. Türkiye, kriterlere uygun hale gelmek için piyasaların işlerliğini arttırmayı ve rekabet gücünü yükseltmeyi sürdürmelidir.

Her Düzenli Raporda her alt-kriterin yerine getirilmesine ilişkin detaylı sonuçlar Ek 1’de bulunabilir.

3.  Diğer Üyelik Yükümlülükleri

Kopenhag AB Konseyi, üyelik için ‘politik, ekonomik ve parasal birlik hedeflerine bağlılık dahil, üyelik vecibelerini üstlenme yeteneğinin’ gerekli olduğunu  belirtiyordu.

a)  Müktesebatın benimsenmesi, uygulanması ve icrası

Üyelik vecibelerini üstlenme yeteneği, müktesebatın benimsenmesini, uygulanmasını ve icrasını gerektirir. Madrid AB Konseyi, müktesebatın sadece ulusal mevzuata aktarılmasının değil, aynı zamanda, uygun idari ve adli yapılar yoluyla onun etkin biçimde uygulanmasını sağlamanın da önemini vurguladı. Bu husus, üyeliğe hazırlanmanın çok temel bir noktasıdır. Bunun önemi,Santa Maria da Feira şehrinde toplanan AB Konseyi tarafından şöyle hatırlatılıyordu: ‘müzakere konularına çözümler bulunması yanında,müzakerelerde başarı ... özellikle, aday ülkelerin müktesebatı etkin biçimde uygulama ve icra etme kapasitelerine bağlıdır... Bunun için, özellikle idari ve adli yapılarını güçlendirerek, aday ülkelerin, yurtiçi reformlarını sürdürmeye yönelik önemli çabalarda bulunmaları gerekir.’

Müktesebatı etkin biçimde uygulamak ve icra etmek için, mevcut kurumlar güçlendirilmeli ve yeni kurumlar yaratılmalıdır. Bu amaçla, uygun beşeri ve mali kaynaklar tahsis edilmesi gerekir. MBUP’ler bu bakımdan büyük önem taşır. Müktesebatın benimsenmesi alanında ilerleme kaydedilmesine rağmen, aday ülkelerin uygulama ve icra kapasitesi, pek çok durumda zayıf idari yapılar nedeniyle, yetersiz olmaya devam etmektedir.

Müktesebatın hazırlanması ve uygulanması, sadece hükümet ve idareyi değil, aynı zamanda iş alemi, bölgesel ve yerel organlar ve meslek örgütlerini de ilgilendiren bir konudur. Avrupa Parlamentosu, Ekonomik ve Sosyal Komite ve Bölgeler Komitesi, sivil toplumun bu süreçte daha büyük bir rol oynaması için çağrıda bulunmuşlardır. Aday ülkelerin ulusal makamları, müktesebatı açıklamak ve ülke çapında benimsenmesi ve uygulanmasını kolaylaştırmak için temsilci kurumlar ile diyalogu arttırmalıdırlar.

b) Ülkelere genel bakış

Genel olarak, son Düzenli Raporlar’dan bu yana, müktesebat ile uyumlulaşma için mevzuat çıkarılması, aday ülkelerin çoğunda  başarıyla ilerlemiştir. Buna karşılık, müktesebatı uygulamak ve icra etmek için gereken kurumların oluşturulması ve güçlendirilmesi alanında ilerleme dengesiz olmuştur. Ülke bazında Düzenli Raporlar’ın sonuçları Ek 1’de yer almaktadır.

c)  Sektörlere genel bakış

Müktesebat, tıpkı ulusal yasalara benzer şekilde,  telekomünikasyon, elektronik ticaret, çevre ya da deniz güvenliğinin korunması gibi alanlarda değişen ihtiyaçları ve gerekleri karşılamak için değişmektedir. Çoğu durumda, yeni müktesebat önceki temelinde oluşmaktadır. Bu nedenle, aday ülkeler yeni metinlerin hazırlanmakta olduğu alanlarda mevcut müktesebatın kabulünü ertelememelidirler. Mevcut müktesebatın kabulü ve uygulanması daha sonraki uyarlamaları kolaylaştıracaktır. 

Çoğu aday ülke için, özellikle standardizasyon ve belgelendirme alanlarında, iç pazar müktesebatına uyumluluğun sağlanması yönünde ciddi ilerleme olduğu söylenebilir. Piyasa gözetimi konusunda aynı oranda çaba henüz gösterilmemiştir. Ülkelerin çoğu, hizmetler, sermaye hareketi ve şirketler hukuku alanlarında iyi bir ilerleme kaydetmiştir.

Bazı ülkelerde fikri ve sınai mülkiyet hakları ile ilgili mevzuat konusunda kayda değer kazanımlar gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte, yasaların icrası pek çok ülkede hâlâ sorun teşkil etmektedir ve buralarda korsanlığa ve sahteciliğe karşı mücadele güçlendirilmelidir. Kamu alımları konusunda da ek çabalar gereklidir. Rekabet müktesebatında ilerleme sürmekle birlikte, bazı ülkelerde hâlâ kaygı konusu olan devlet yardımı denetimlerinde ciddi çaba gösterilmesi gerekmektedir. Üzerinde durulması gereken başka bir konu da gümrüklerdir ve bu alanda gerek müktesebat uyumu gerek uygulama için ciddi çabalara ihtiyaç vardır. 

Aday ülkeler katılım öncesinde ortak piyasa organizasyonu politikası araçlarını uygulamak zorunda olmasalar da, tarım sektöründe bazı aday ülkeler müktesebatın benimsenmesi ve uygulanması ve mevcut ulusal politikaların Ortak Tarım Politikasına yakınlaştırılması konusunda önemli gelişme göstermiştir. Yine de yapısal reformlar (örneğin çiftlik büyüklüğü, işleme sektörü, pazarlama kanalları, arazi piyasası) konusunda hâlâ yapılması gereken çok şey vardır. Bu yapısal reformlar, Polonya ve Romanya gibi onlara en çok ihtiyaç duyulan ülkelerde öncelikli olarak başlatılmalı ve yürütülmelidir. Hayvan ve bitki sağlığı sektörlerinde bir kaç aday ülkede ilerleme görülmekle birlikte katılım öncesinde bu önemli müktesebat ile uyumun sağlanması için çabaların hızlandırılması gerekmektedir. Gıda güvenliği alanında adayların tüm gıda zinciri boyunca tutarlı uyarlama, uygulama ve denetimleri sağlaması gereklidir.

Ulaşım sektöründe bazı aday ülkelerde iyi bir ilerleme gerçekleşmiştir. Deniz güvenliği denizciliğin önem taşıdığı bir kaç ülkede ele alınması gereken bir konu olarak sürmektedir. Bunlardan bazılarında önemli adımlar atılmış olmakla birlikte, bunlar her zaman en acil ihtiyaçlara denk düşmemektedir. İlgili ülkeler açısından ciddi çaba sarf edilmesi önem taşımaktadır, zira mevcut deniz güvenliği müktesebatının yakın gelecekte, hava ve demiryolu sektörlerinde olduğu gibi güçlendirilmesi olasıdır.

Bir kaç istisna dışında, toplumsal diyalog da dahil sosyal politika ve istihdam sektöründe müktesebatın kabulü yavaş gitmektedir. Bu alanlarda da reformlara ve müktesebatın kabulüne paralel olarak ilerleme kaydedilmediği takdirde toplumsal kaynaşma riske girmektedir. Bu nedenle aday ülkelerin çabalarını hızlandırması çok önemlidir.

Enerji sektöründe aday ülkeler belirli bir ilerleme gerçekleştirmişlerdir. Ancak, özellikle enerji iç pazarı (elektrik ve gaz yönergeleri) ile ilgili olarak hazırlıkların gayretle sürdürülmesi önemlidir. Lizbon AB Konseyi'nin tam olarak işleyen bir iç pazar amacıyla liberalleştirmeyi hızlandırma çağrısının ardından bu alanlarda yeni müktesebat beklenmektedir. 

Nükleer güvenlik ile ilgili olarak, birbirini izleyen AB Konseyi toplantıları yüksek düzeyde bir nükleer güvenlik sağlama gereğini vurgulamıştır. Helsinki Zirvesi, Konsey’e, nükleer güvenlik sorununun ‘ilgili Konsey kararlarına uygun olarak’ genişleme süreci çerçevesinde nasıl ele alınacağının araştırılması çağrısında bulunmuştur. Komisyon devam etmekte olan çalışmalara tam destek vermektedir. Ayrıca, Komisyon Bulgaristan, Litvanya ve Slovakya’da makul maliyetle modernize edilmesi mümkün olmayan bazı nükleer reaktörlerin kapatılmasına ilişkin taahhütlerin uygulanmasını etkin biçimde izlemektedir.

Geçen yılın aksine, çevre müktesebatının aktarımı bazı ülkelerde daha hızlı ilerlemeye başlamıştır. Bununla birlikte, gerek müktesebata uyum gerek uygulama kapasitesi bakımından hâlâ yapılması gereken çok şey vardır. Özellikle su, sınai kirlilik denetimi, kimyasal maddeler ve doğanın korunması alanlarında çabalar gereklidir ve bu hususlarda tüm ülkelerin müktesebatın aktarımına daha fazla idari kaynak sağlaması gerekmektedir. Özel uygulama programlarının bunlara tekabül eden mali planlarla birlikte hazırlanması yönündeki çabalar hızlandırılmalıdır. 

Adalet ve içişleri alanında bir çok aday ülkede istikrarlı ilerleme gerçekleştirilmiştir. Bazı ülkelerde vize politikası, sığınma ve üçüncü ülke yurttaşlarının kabulüne ilişkin kurallar konusunda yeni mevzuat uygulamaya konulmuştur. Yine de gerek, gelecekte AB dış sınırlarının Birlik standartlarına göre yönetimini sağlamak için yapılması gereken çok şey olan sınır yönetiminde, gerekse, yeni mevzuatın ve uluslararası sözleşmelerin etkin idari düzenlemelere dönüştürülmesi gereken cezai konularda, özellikle yolsuzluk konusunda adli işbirliğinde yapılması gerekenlere daha fazla dikkat gösterilmelidir. Bunlara ek olarak, müktesebatın uzmanlaşmış idari organlar ve görevlilerin mesleki eğitimi yoluyla uygulanmasını sağlamak için hâlâ çaba gösterilmesi gerekmektedir. 

Aday ülkeler, özellikle AB’nin ortak konumlarına katılarak Birliğin ortak dışişleri ve güvenlik politikasına uyumlulaşma çabalarını sürdürmüşlerdir. Siyasal diyaloga katılmaya devam etmektedirler.

d) EPB ve Euro

Ekonomik ve parasal birlik (EPB) müktesebatın ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak, tüm Üye Devletler için zorunlu olan EPB’ye katılım ile Euro bölgesine katılım arasında net bir ayrım yapılmalıdır. Aday ülkelerin katılımdan hemen sonra Euro’yu doğrudan kabul etmeleri beklenmemektedir. Yakınlaşma kriterleri katılım kriterleri ile aynı şey değildir. Katılımın gerçekleşmesine kadar adaylar esas olarak yapısal ve ekonomik reform sürecini ilerletirken bir yandan da idari kapasitelerini geliştirme üzerinde odaklaşmalıdır. Euro bölgesine katılım uzun ve başarılı bir süreç olan AB ile bütünleşme sürecinde ancak son adım olabilir. 

Aday ülkeler için Euro’nun kabulü süreci üç aşamadan oluşmaktadır: birincisi, iyi işleyen piyasa ekonomilerine geçiş ve rekabet gücünün sağlanması sürecinin tamamlanması, geri dönüşün imkansız hale getirilmesi ve makroekonomik istikrarın sürdürülebilir duruma getirilmesi gereken şu andaki katılım aşaması; ikincisi, Tek Pazara tam katılım ile Euro bölgesi yönünde ilerleyen parasal bütünleşme ve, bir noktada, döviz kuru mekanizmasına katılımın birlikte gerçekleşeceği, üyelik ile Euro’nun kabulü arasındaki aşama; ve son olarak, euro bölgesine katılım.

Euro bölgesine ilk defa katılan mevcut Üye Devletler için olduğu gibi, yeni Üye Devletler için de, Euro’nun kabulü, AT Antlaşması’nın 121. Maddesinde öngörülen yüksek derecede sürdürülebilir yakınlaşmanın ne ölçüde gerçekleştiği incelendikten sonra kararlaştırılacaktır.

Bu nedenle, aday ülkeler bu aşamada çabalarını Kopenhag ekonomik kriterlerinin tam olarak nasıl yerine getirileceği konusunda odaklaştırmalıdır. Katılım öncesi EPB müktesebatı ile ilgili olarak, şu anda Romanya, Slovakya ve Türkiye ile daha az bir oranda Kıbrıs’ta mevzuatın uyumlulaştırılması için ciddi çabalar gereklidir. Diğer aday ülkeler ya müktesebatın bu kısmı ile büyük ölçüde uyum içindedir ya da uyum sürecinde önemli ilerleme kaydetmişlerdir.

 

Önceki Sayfa ı  Sonraki Sayfa

KAYNAK: AVRUPA KOMİSYONU TÜRKİYE TEMSİLCİLİĞİ 
(4 OCAK 2001) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş