II. ORTA VE DOĞU AVRUPALI ÜLKELERİN ÜYELİK KRİTERLERİNİ YERİNE GETİRME
YÖNÜNDE SAĞLADIKLARI İLERLEME
Cardiff Avrupa Konseyi şöyle diyordu: “Birliğin önceliği, Lüksemburg
Avrupa Konseyi’nin sonuç bildirgesinde yer alan ülkeler için genişleme
sürecini devam ettirmektir. Bu çerçeve içinde, söz konusu ülkeler adaylıklarını
aktif biçimde sürdürebilir ve Kopenhag kriterleri dahil üyelik yükümlülüklerini
üstlenme yönünde ilerleyebilirler. Aday ülkelerden her biri, aynı kriterler
temelinde değerlendirilecek ve, kendi hazırlık derecesine bağlı olarak,
kendi hızında adaylık sürecinde ilerleyecektir. Pek çok şey, kriterleri
karşılamak için aday ülkelerin kendileri tarafından gösterilen çabalara
bağlı olacaktır. Bütün adaylar, onları katılım için hazırlamaya yönelik
stratejiler ve politik diyalog yoluyla, AB ile güçlendirilmiş ilişkilerden
yararlanacaktır.”
Bu raporlarda Komisyon, aday ülkeleri değerlendirmek için, geçen
yıl Görüşler’de kullanılanlar ile tamamen aynı objektif kriterleri kullanmıştır.
Böylece, tüm aday ülkeler için eşit muamele sağlanmaktadır. Görüşler’de
kullanılan tarafsız çerçeveyi değiştiren ilave faktörler veya yeni kriterler
yoktur. Aday ülkelerin idarî yapılarının uyarlanmasının önemini vurgulayan
Devlet ve Hükümet Başkanlarınca Kopenhag ve Madrid Avrupa Konseylerinde
ortaya koyulan şartlar da Komisyon tarafından özenle izlenmiştir. Lüksemburg
Avrupa Konseyi’nce talep edildiği gibi, Komisyon, “Birlik müktesebatının
benimsenmesinde uyulacak öncelikleri” kapsayan Katılım Ortaklıklarını da
dikkate almaktadır.
1. Politik kriterler
Kopenhag Avrupa Konseyi, “üyelik için, aday ülkenin demokrasiyi, hukukun
üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlıkların sayılmasını ve korunmasını
garanti eden kurumların istikrarını sağlamış olması gerektiğini” belirtiyordu.
Amsterdam Antlaşması yürürlüğe girdiğinde, Antlaşma’nın var olan O maddesi
tadil edilerek “Birlik hürriyet, demokrasi, insan haklarına ve temel hürriyetlere
saygı ve hukukun üstünlüğü ilkeleri üzerine dayanır” şeklinde bir anayasal
ilke söz konusu maddeye konulacaktır.
Görüşler’de, Komisyon’un vardığı genel sonuç, bazı aday ülkelerin demokrasinin
fiilen uygulanması ve insan haklarının ve azınlıkların korunması konularında
daha fazla ilerleme sağlamaları gerekli olmakla beraber, bir tanesi hariç
tüm aday ülkelerin politik kriterleri karşıladıkları şeklindeydi. Komisyon’un
genel kanaati odur ki, Görüşler’de kaydedilmiş olan pozitif eğilimleri
güçlendiren demokratik gelişmeler pekişirken genel durum tatmin edici olmaya
devam etmektedir. Son onsekiz ay içinde, Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti,
Litvanya ve Letonya’da, parlamento veya başkanlık düzeyinde, serbest ve
adil seçimler gerçekleşmiştir. Bu aday ülkeler, kamu otoritelerinin düzgün
işleyişini ve demokrasinin pekişmesini sağlayan istikrarlı kurumlara sahip
olduklarını kanıtlamışlardır. Slovakya’nın da bu yönde ilerlediği görülmektedir.
Bu olumlu gelişmelere karşın, kurumsal konularda Görüşler’de tesbit
edilen eksikliklerin giderilmesi yönündeki çabalar yeterli değildir. Yargıçların
eğitiminden davaların aşırı uzamasını gidermeyi amaçlayan prosedür reformuna
kadar, tüm aday ülkeler için ortak bir sorun, yargının yapısal zayıflığı
olmaya devam etmektedir. Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovenya ve Estonya’da
bu sorun özellikle ciddîdir. Slovakya için, başlıca konulardan biri, yargıçların
bağımsızlığı olmaya devam etmektedir. Macaristan hukuk sisteminin işleyişini
ıslah etmek için çaba göstermiştir, fakat diğer aday ülkeler Görüşler’den
bu yana pek az ilerleme kaydetmişlerdir.
Yolsuzluğa karşı mücadele daha da güçlendirilmelidir. Aday ülkelerce
girişilen çabalar, problemin ağırlığıyla her zaman orantılı değildir. Bazı
ülkeler kontrol ve önleme amaçlı yeni programlar devreye sokuyorlarsa da,
bu düzenlemelerin etkinliğini değerlendirmek için vakit çok erkendir. Aday
ülkelerin çoğunda meseleyi göğüslemek ve yolsuzluğun kökünü kazımak için
belirli bir irade eksikliği vardır.
İnsan hakları bakımından, aday ülkelerde temel haklara saygı
genel olarak güvence altındadır. Aday ülkelerin çoğu, önemli insan hakları
belgelerini onaylamaktadırlar.
Ancak, Komisyon, bazı ülkelerde radyo ve televizyon bağımsızlığının
güçlendirilmesi gerektiği görüşündedir.
Romanya’nın özel durumunda, hükümet, Phare desteğiyle, devlet yetimhanelerinde
bulunan 100.000’e yakın terkedilmiş çocuğun korunmasını iyileştirmek için
tedbirler almaya devam etmiştir. Bu çocukların ailelerine geri dönmelerini
veya koruyucu aileler tarafından evlatlığa alınmalarını desteklemek için
çabalar sarf edilmiştir.
Azınlıklar konusunda, yurttaş olmayan kişilerin ve bunların devletsiz
çocuklarının yurttaşlığa alınmasını kolaylaştıracağı için yurttaşlık yasası
üzerine Letonya’da kısa bir süre önce yapılmış referandumun neticesi AB
tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Estonya’da ise, devletsiz çocukların
yurttaşlığa girmesine imkan verecek olan yurttaşlık yasası değişikliklerinin
henüz parlamentoda kabul edilmemiş olması üzüntü vericidir.
Çingenelerin durumu problemli olmaya devam etmektedir çünkü ilgili aday
ülkeler bu konuda pek az ilerleme kaydetmişlerdir. Hukukî statüleri ve
hakları aynı kalmakla beraber, Çingeneler, özellikle Macaristan, Slovakya,
Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti’nde ayrımcılığa ve sosyal dışlanmaya uğramaktadırlar.
Bir kaç milyon Çingene’nin yurdu olan Romanya, bu azınlığın durumunu iyileştirme
gayretlerini arttırmalıdır.
Romanya’daki Macar azınlık için, Romanya makamlarının bir Macar-Alman
üniversitesi kurulmasına ilişkin bir düzenleme bulmaya yönelik kararlılığı
dahil, kamusal yaşamın tüm düzeylerinde durumun iyileştiğini gösteren işaretler
vardır. Bugüne kadar, Slovakya’daki Macar azınlığın durumu endişe konusu
olmuştur. Macar azınlığın temsilcilerinin yeni Slovak hükümetine katılması,
Macar azınlığa, Slovakya’daki statüleriyle ilgili olumlu bir sinyal göndermektedir.
Genel olarak, aday ülkelerde siyasî ve hukukî sistemlerin demokratik
işleyişinde yeni sorunlar veya gerilemeler olmazken, bu alanda ilave çabalara
ihtiyaç olduğu halde son onsekiz ay içinde pek az şey başarılmıştır. Topluca
bakıldığında, azınlıklar sorunu genişleme perspektifinde kaygılara neden
olmaya devam etmektedir.
2. Ekonomik Kriterler
Görüşler’de, eski komünist ticaret blokunun dağılmasından sonra orta
ve doğu Avrupalı aday ülkelerin bir piyasa ekonomisine geçişte önemli ilerleme
kaydetmiş oldukları belirtiliyordu. Bu ülkelerin başlama noktalarının çok
farklı olduğunu kabul etmekle beraber, Görüşler’de, piyasa yönelimli reformlar
ve ekonomik politikaların geniş çapta desteklenerek tutarlı biçimde uygulanmasına
büyük ağırlık veriliyordu. Aynı zamanda, analizde, bazı adaylar yüksek
ekonomik büyüme sağlamış oldukları halde, pek çoğunun önemli makroekonomik
risklerle karşı karşıya olmaya devam ettikleri belirtiliyordu.
Görüşler’den bu yana, uluslararası ortamdaki bozulma ve malî piyasalardaki
kargaşa, orta ve doğu Avrupalı on aday ülkede (ODAÜ) ekonomik büyümeyi
çok fazla etkilememiştir. Bu yıl için, on aday ülkede reel üretimin ortalama
artış oranının % 3,5 olması, bunlardan çoğunda da % 4 ila 7 arasında büyüme
oranları gerçekleşmesi beklenmektedir. Bu oranlar, dünyadaki en yüksek
oranlar arasındadır. En yüksek büyüme oranları Estonya, Letonya ve Polonya’da
gözlenebilir. Üretim artışının itici güçleri, yurtiçi talep ve bunun içinde
de özellikle yatırımlardır. Net ihracatın katkısı ise, ithalatın ihracattan
daha hızlı büyümesi nedeniyle, marjinal ölçüde negatiftir. Geneldeki
pozitif büyümenin tersine, Romanya’da ve Çek Cumhuriyeti’nde reel GSYH
düşmüştür, fakat uluslararası ekonomik ortamdaki gerileme ile bağlantısı
olmayan nedenlerle. Romanya’da, devletin oynadığı rol, ekonominin pek çok
sektöründe fazlasıyla başat olmaya devam etmektedir. Çek Cumhuriyeti’nde
ise, işletmeler ve bankalar arasında var olan aşırı yakın bağlantıları
kesmek için ilave ve takviyeli yapısal reformlara ihtiyaç vardır. Bulgaristan,
son dönemdeki ekonomik durgunluktan çıkmaktadır ve büyüme bu yıl pozitif
olacaktır.
Batı Avrupa’ya kıyasla hâlâ düşük seviyede olsa da, doğrudan yabancı
yatırımlar (DYY) artmaya devam etmiştir. Özelleştirmenin ve yapısal reformların
kararlı bir tempoda ilerlemekte olduğu veya son zamanlarda hızlandığı Macaristan,
Çek Cumhuriyeti, Estonya, Slovenya, Letonya ve Litvanya gibi ülkeler, kişi
başına en yüksek yabancı sermaye girişleri yaşamışlardır. Özellikle
Letonya, 1997 yılında, GSYH’nin % 7,6’sı tutarında DYY girişleri çekmiştir.
Bu rakam bölgedeki en yüksek orandır. Litvanya’ya DYY girişleri, bir önceki
yıldan sonra 1997’de tekrar iki katına çıkarak GSYH’nin % 3,4’üne ulaştı.
Bulgaristan da, 1998 yılında daha az ölçüde olmakla beraber, DYY çekmeye
devam etmiştir. Bu rakamlar gösteriyor ki Görüşler’deki tavsiyeler, bazılarınca
korkulanın aksine, kendileriyle henüz müzakere açılmamış olan ülkeler aleyhine
olacak şekilde DYY akışlarının yönünü değiştirmemiştir.
Bazı aday ülkelerin satın alma gücü paritesi bazında kişi başına GSYH
rakamı, bazı üye devletlerinkine yakındır (Slovenya ve Çek Cumhuriyeti’nin
kişi başına GSYH rakamları, Topluluk ortalamasının sırayla % 68’i ve %
63’ü düzeyindedir). Letonya, Polonya, Macaristan ve Litvanya’da işsizlik
azalmaktadır. Slovenya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Letonya ve Litvanya’da
enflasyon oranları düşmektedir ve iki haneli düzeyin altındadır. Bütçe
açıkları küçüktür; hattâ bazı ülkeler (Estonya ve bazen Letonya) bütçe
fazlasına sahiptir.
Ticaret bilançoları negatiftir çünkü aday ülkelerin ekonomileri kalkışa
geçmektedir, ancak bazı ülkelerde (Estonya, Letonya, hattî Litvanya, Çek
Cumhuriyeti, Polonya ve Slovakya) bu açık fazlasıyla büyük olabilir. Estonya,
Slovakya ve Litvanya’da carî işlemler hesabı da büyük açık vermektedir.
Romanya’nın dış borcu artmaktadır.
Rusya krizinin aday ülkeler üzerindeki ekonomik etkisinin bu aşamada,
iki ana sebepten dolaylı, sınırlı kalması beklenebilir. İlk olarak, geçiş
sürecinin en başından beri, aday ülkeler, dış ticaretlerini tedricen ve
başarıyla eski Sovyet blokundan AB’ye yöneltmişlerdir. Yüksek derecede
bir ticaret entegrasyonu sağlamış durumdadırlar ve ortalama olarak dış
ticaretlerinin % 60’ını AB ile yapmaktadırlar. İkinci ve daha temel sebep,
AB’ye katılma perspektifinin ve Topluluk müktesebatının tedricen uygulanmasının
piyasalardaki güven duygusu üzerinde hissedilir şekilde olumlu bir etkide
bulunmuş olmasıdır.
Bununla birlikte, uluslararası sermaye piyasalarında şartlar zorlaşmıştır.
Krizin başlamasından önce, aday ülkeler, nisbeten elverişli şartlar üzerinden
büyük miktarlarda dış finansman temin edebiliyorlardı. Halen, piyasalar
ancak daha yüksek maliyetlerden fon sağlamaktadır ve temel ekonomik verileri
zayıf olduğu düşünülen ülkeler diğerlerine kıyasla daha çok etkilenmektedir.
Aday ülkeler için, bu durum, yapısal reformun hızlandırılması ve
ekonomik politikanın güçlendirilmesi için güçlü bir özendirici oluşturmalıdır.
İşte bu arka plan çerçevesinde, bu yeni değerlendirmede, Komisyon yine
Görüşler’de uygulanan yöntemi izlemiştir. Dolayısıyla, bugüne kadarki toplam
başarının bir değerlendirmesine varmak için, Kopenhag kriterleri yönünde
kaydedilen ilerlemeyi incelemiştir. Bu kriterler, Görüşler’dekiyle aynı
temelde uygulanmıştır. Ancak, bu ilk değerlendirme, bir buçuk yılın ilave
gözlemlerini dikkate almaktadır.
Komisyon, Kopenhag kriterlerine ilişkin tanımlamasını olabildiğince
açık bir şekilde Görüşler’de ortaya koydu. Ancak, önemli olan, tüm şartların
etkileşimi ve ekonomi üzerinde karşılıklı olarak güçlendirici etkileridir.
Ayrıca, önemli bir zaman boyutu ve, Gündem 2000’de üzerinde durulmuş faktörlerden
biri olan, performans konusu vardır. Bu bağlamda, performansın anlamı,
ekonomik aktörlerin beklentilerinde ve davranışında kalıcı bir değişme
olmasına ve elde edilen başarıların kalıcı olacağının düşünülmesine yetecek
kadar uzun bir süre boyunca reformların ve politikaların geri dönülmez,
sürekli ve doğrulanabilir biçimde uygulanmasıdır.
Bir piyasa ekonomisinin varlığı kriteri şimdi yerine getirilmelidir.
İkinci kriter olan, Birlik içindeki rekabet baskılarına ve piyasa güçlerine
dayanabilme kapasitesi ise orta vadede geçerlidir.
a) İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı
İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı, aşağıdaki faktörler temelinde
değerlendirilir:
-
talep ve arz arasındaki denge, piyasa güçlerinin serbest etkileşimiyle
kurulmaktadır; fiyatlar ve ticaret serbestleştirilmiştir;
-
piyasaya giriş (yeni firmalar kurulması) ve piyasadan çıkış (iflaslar)
önünde önemli engeller yoktur;
-
mülkiyet haklarının düzenlenmesi dahil, hukukî sistem yerleşmiştir; yasalar
ve sözleşmeler icra edilebilmektedir;
-
yeterli fiyat istikrarı ve sürdürülebilir kamu maliyesi ve dış hesaplar
dahil makroekonomik istikrar sağlanmıştır;
-
ekonomik politikanın temel ilkeleri üzerinde geniş oydaşma;
-
malî sektör, tasarrufları üretken yatırımlara kanalize edecek ölçüde gelişkindir.
Rapor, her bir aday ülkeyi, bu şartlar açısından değerlendirmektedir. Çek
Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Polonya ve Slovenya işleyen piyasa ekonomileri
olarak görülebilir. Bütün bu ülkelerde, malî piyasalar gibi bazı önemli
hususların daha da olgunlaşmasına ihtiyaç olmakla beraber, geçen yıldan
beri yeni ilerlemeler kaydedilmiştir. Altıncı bir başvuran ülke – Slovakya
– mevzuat ve sistemik özellikler açısından çok yaklaşmıştır, fakat aşırı
hükümet müdahalesi ve şeffaflık noksanı, bir piyasa ekonomisinin işleyişiyle
uyumlu değildir; ayrıca makroekonomik istikrar bozulmuştur.
İki diğer aday – Letonya ve Litvanya – piyasa ekonomileri olma yolunda
önemli ilerleme yapmışlardır. Başlatılmış olan reformların sürekli uygulanması,
Letonya’nın çok yakın gelecekte ilk ekonomik kriteri yerine getirmesini
sağlayacaktır. Makroekonomik durumda ve bir piyasa ekonomisinin yasal
çerçevesinin ve kurumlarının oluşturulmasında önemli iyileşmeler olmuştur.
Piyasaya giriş ve piyasadan çıkış önündeki engeller azaltılmış ve ekonomik
politikanın temel ilkeleri üzerinde geniş oydaşma güçlendirilmiştir.
Litvanya da önemli ilerleme kaydetmiş olmakla beraber, bir piyasa ekonomisine
dönüşme sürecini tamamlamak için geriye kalan reform gündeminin sürekli
biçimde uygulanmasına ihtiyaç vardır. Letonya ve daha az bir ölçüde Litvanya,
Estonya’nın 1997’deki durumuna yaklaşıyorlar, fakat bazı alanlarda ekonomik
politika ve reformların uygulanması o kadar yenidir ki Komisyon bugün için
bu iki ülkenin, artık, işleyen piyasa ekonomileri olarak görülebileceği
sonucuna varabilme imkanından yoksundur.
Bulgaristan, gerekli tedbirlerin kabul edilmesinde ve makroekonomik
istikrarın tesis edilmesinde önemli ilerleme yapmış olsa da, işleyen bir
piyasa ekonomisi olarak görülemez. Bulgaristan için, geriye kalan başlıca
mesele, yasal ve kurumsal reformların uygulanmasını güçlendirmek, daha
fazla makroekonomik istikrarsızlık riskini önlemek ve politikalarda herhangi
bir geri dönüşten kaçınmaktır.
Bu ilk kriter bakımından durumu düzelmemiş olan tek aday ülke Romanya’dır.
Romanya hükümeti, esas olarak politik oydaşma eksikliği nedeniyle, gerekli
önlemleri henüz almamıştır. Makroekonomik durum da kötüleşmiştir.
Genelde aday ülkeler, farklı başlama noktaları nedeniyle bir hayli
farklılaşan ekonomik koşullar içinde olmaya devam etseler de, piyasa ekonomisine
geçişlerinde önemli ilerleme kaydetmişlerdir. Nisbeten istikrarlı sosyo-politik
koşullar devralmış olan ülkeler, yani Macaristan ve Polonya, reformlar
alanında sürekli bir kararlılık sergilemişler ve düzenli şekilde ilerleme
kaydetmeyi sürdürmektedirler. Estonya da bu kategoriye girmektedir. Bu
ülkeleri yakından izleseler de, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya, piyasa reformları
yönünde aynı ölçüde sürekli bir politik irade göstermemişlerdir.
b) Birlik içinde rekabet baskısına ve piyasa güçlerine dayanma kapasitesi
İkinci ekonomik kriter olan Birlik içindeki rekabet baskısına
ve piyasa güçlerine dayanma kapasitesi, aşağıdaki faktörler bazında değerlendirilir:
-
ekonomik aktörlerin istikrarlı ve tahmin edilebilir bir ortamda kararlar
alabilmeleri için yeterli bir makroekonomik istikrar derecesiyle birlikte,
işleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı;
-
altyapı (enerji, telekomünikasyon, ulaştırma, vs.), eğitim ve araştırma
ve bu alanda gelecekteki gelişmeler dahil, yeterli miktarda ve uygun maliyette
beşerî ve fizikî sermaye;
-
hükümet politikasının ve mevzuatın, ticaret politikası, rekabet politikası,
devlet yardımları, KOBİ’ler için destek, vs. yoluyla rekabet gücünü etkileme
derecesi;
-
genişleme öncesinde bir ülkenin Birlik ile sağladığı ticaret bütünleşmesinin
derecesi ve temposu. Bu husus, üye devletler ile ticarete konu olan malların
hem hacmi hem de mahiyeti ile ilgilidir;
-
küçük firmalar, piyasaya erişimin iyileşmesinden daha fazla yararlanma
eğiliminde oldukları için ve ayrıca büyük firmaların hakimiyeti, uyum sağlamak
konusunda daha büyük bir isteksizliğe işaret edebileceği için, küçük firmaların
oranı.
İkinci kriter yönünden bir ülkenin durumunun değerlendirilmesi, birinciden
daha da zordur çünkü: (i) bu kriter daha karmaşıktır; (ii) değerlendirmenin
orta vadeli bir perspektifte yapılması gerekir; (iii) bu kriterin yerine
getirilmesi, kısmen, birinci kriterin yerine getirilmesine bağlıdır; ve
(iv) doğru politika tedbirleri alınıyor olsa bile, bu tedbirlerin ekonominin
hücrelerine işlemesi ve ekonominin rekabet baskılarına dayanma yeteneği
üzerinde tam etkilerini göstermesi zaman alır. Burada, performans konusu
yine çok önemlidir.
Komisyon, iki ülkenin – Macaristan ve Polonya – rekabet baskılarını
karşılama yeteneklerini iyileştirmeye devam etmiş oldukları ve, şimdiki
çabaların sürdürülmesi şartıyla, orta vadede ikinci kriteri de pekâlâ yerine
getirebilecekleri kanaatindedir. Planlanan reformların uygulanmasını hızlandırması
şartıyla, Slovenya da orta vadede Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa
güçleri ile başa çıkabilir. Geçen yıla göre bir miktar gerilemiş olmakla
beraber, Çek Cumhuriyeti’nin de ikinci kriteri yerine getirebileceği düşünülebilir.
Slovakya’nın orta vadede Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleri
ile başa çıkma kapasitesine erişme olasılığı yüksektir, ancak hükümet tam
olarak işleyen bir piyasa ekonomisi kurmak için acil adımlar atmalıdır.
Estonya çok benzer bir durumdadır fakat bu ülkenin büyük dış açıkları,
son gelişmelere rağmen, kalıcı büyüme açısından sorunlar yaratmaya devam
etmektedir.
Letonya son zamanlarda büyük ilerleme kaydetmiştir ancak reformların
sürekliliğini kanıtlaması gerekir. Özelleştirme süreci tamamlanmaktadır,
fakat malî denetim alanında, bazı kilit ihracat sektörlerinde katma değerin
arttırılması konusunda ve işletmeler için yasal çerçevenin basitleştirilmesi
alanında ilave çabalara ihtiyaç vardır.
Hâlâ özelleştirme sürecini tamamlaması, enerji sektöründe reform yapması
ve iflas mevzuatının düzgün işlerliğini sağlaması gereken Litvanya tarafından
benzer hamleler yapılmıştır.
Özelleştirme süreci yavaşlıyor gibi görünmekle beraber Bulgaristan da
son zamanlarda ilerleme kaydetmiştir. Rekabet gücünü arttırmaya yönelik
ilave çabalara ihtiyaç vardır.
Romanya’nın durumu ise, hükümetin yapısal reformlar konusunda kararlı
olmayışı nedeniyle bozulmuştur ve bu ülkenin önünde gidilecek çok uzun
bir yol vardır.
Böylece, toplam altı ülke, yani Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti,
Estonya, Slovenya ve Slovakya, orta vadede Birlik içindeki rekabet baskısıyla
ve piyasa güçleriyle başa çıkabilmelidir. Ancak, Çek Cumhuriyeti’nde mevcut
reformların tam olarak uygulanmasını sağlamak için daha büyük bir dikkat
ve uyanıklık gereklidir; Estonya, geniş dış açığın getirdiği riskleri sınırlamak
için gereken makroekonomik politikaları güçlü bir şekilde izlemeye devam
etmelidir; Slovakya ise, geri kalan yapısal sorunlarını piyasaya dayalı
ve şeffaf bir biçimde çözmelidir. Reform programlarını sebat ile uygulamaya
devam etmeleri şartıyla, Letonya ve daha az bir ölçüde Litvanya, orta vadede
Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleri ile başa çıkmak için
gereken ilerlemeyi sağlayabilirler.
Sonuç olarak, iki kriter birlikte ele alındığında, bugün aday ülkelerden
hiç birinin, Komisyon Görüşleri açıklandığı zaman olduğu gibi, Kopenhag
kriterlerini tam olarak yerine getirmediği söylenebilir. Macaristan ve
Polonya, kriterlere en yakın durumda olan aday ülkelerdir. Çek Cumhuriyeti
ve Slovenya ise, hâlâ diğerlerinden ileride olsalar da, bir miktar gerilemişlerdir.
Estonya ilerlemeye devam etmiştir; bir piyasa ekonomisi olarak görülebilir
ve orta vadede rekabet baskısıyla başa çıkma yeteneğini kazanabilir. Letonya
ve daha az bir ölçüde Litvanya, son zamanlarda önemli ilerleme kaydetmişlerdir
fakat, tedbirlerin pek çoğu ancak kısa bir süre önce alınmış olduğu için
ne birinci ne de ikinci kriteri henüz tam olarak yerine getirdikleri söylenemez.
Bulgaristan ve Romanya, her iki kriterin uzağındadırlar. Bununla beraber,
Bulgaristan son zamanlarda önemli bazı iyileşmeler sağlamıştır ve reformlara
olan bağlılığında kararlılık göstermektedir, fakat çok düşük bir başlama
noktasından yola çıkmıştır. Romanya’nın durumu geçen yıla göre kötüleşmiştir.
Son seçimleri müteakip Slovakya’nın ekonomik politikasındaki muhtemel değişimler
dikkate alınırsa, bu ülkenin orta vadede her iki kriteri de yerine getirme
yeteneğini değerlendirmeye girişmek için vakit çok erkendir.
3. Diğer üyelik yükümlülükleri
Kopenhag Avrupa Konseyi’nin vardığı sonuç şöyleydi: “üyelik için, politik,
ekonomik ve parasal birlik hedeflerine bağlılık dahil, üyelik yükümlülüklerini
üstlenme yeteneği şarttır.”
a) Politik, ekonomik ve parasal birlik hedefleri
Ortak dışişleri ve güvenlik politikası
Aday ülkeler, politik diyalog ve somut eylemler yoluyla ortak dışişleri
ve güvenlik politikası (ODGP) alanında etkili eyleme katkıda bulunma iradelerini
göstererek, kendilerini Birlik’in ODGP’siyle uyumlulaştırmaya devam ettiler.
Kıbrıs sorunundan başka, Komisyon Görüşleri’nde üzerinde durulan ve
henüz çözülmemiş olan bir dizi konu vardır. Bu konular, Slovenya ve Hırvatistan
arasında Piran körfeziyle ilgili meseleyi, Letonya ve Litvanya arasındaki
deniz sınırı meselesini ve Macaristan ila Slovakya arasında Gabcikova barajına
ilişkin görüşmeleri içerirler. Rusya buna razı olduğunda Letonya ve Estonya
bu ülkeyle sınır anlaşmaları imza etmeye hazırdır.
Gündem 2000’de, Komisyon, katılım öncesinde adayların üçüncü ülkelerle
aralarındaki sınır anlaşmazlıklarını ve çözülmemiş diğer ihtilafları çözüme
bağlamak için her çabayı sarf etmeleri gereğine işaret etmekteydi.
Ekonomik ve parasal birlik
EPB Topluluk müktesebatının ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak, tüm üye
devletler için zorunlu olan EPB’ye katılım ve euro’nun tek para olarak
benimsenmesi arasında net bir ayrım yapılmalıdır. EPB’ye katılacak olsalar
da, yeni üye devletlerin üyelik sonrasında tek parayı derhal kabul etmeleri
gerekli değildir. EPB’nin anlamı, nihaî olarak tüm üye devletlerin euro’yu
kullanıma sokmaları gerektiğinden, tek paranın en sonunda kabul edilmesi
yönünde aday ülkelerin ekonomilerinin tedricen gelişmesidir.
Üç ayrı hazırlık aşaması belirlenebilir:
1) katılıma kadarki dönemi kapsayan katılım öncesi aşama;
2) katılımdan itibaren tek paranın kabul edilmesine kadarki
dönemi kapsayan katılım aşaması; ve
3) euro’nun kabul edilmesiyle, nihaî euro aşaması.
Her bir aşama, belirli bir müktesebatı gerekli kılar.
Katılım öncesi aşama: Bu aşama boyunca, aday ülkeler, işleyen
bir piyasa ekonomisinin varlığına ve Birlik içindeki rekabet baskısı ve
piyasa güçleri ile başa çıkma kapasitesine ilişkin Kopenhag ekonomik kriterlerini
yerine getirmek için gereken ekonomik reformları gerçekleştirirler. (İkinci
kriter orta vadede yorumlanır.) Ekonomik kriterlerin yerine getirilmesi,
ilave bazı iyileşmelere hâlâ ihtiyaç olabilse de, kurumlar ve politikalar
dahil genel ekonomik çerçevenin EPB ile büyük ölçüde uyumlu olmasını sağlayacaktır.
Ayrıca, EPB konusundaki Topluluk mevzuatının belirli bölümleri, katılım
tarihine kadar kabul edilip uygulamaya sokulmuş olmalıdır. Yani:
-
Sermaye hareketlerinin düzenli biçimde serbestleştirilmesi tamamlanmış
olmalıdır.
-
Kamu sektörünün doğrudan merkez bankasınca finansmanı ve kamu sektörünün
malî kurumlara imtiyazlı erişimi yasaklanmış olmalıdır.
-
Parasal otoritelerin bağımsızlığı ve fiyat istikrarı hedefine uyulması
dahil, ulusal merkez bankalarının statüleri Antlaşma ile uyumlu hale getirilmiş
olmalıdır.
Düzgün ekonomik politikaların ve reformların sürekli biçimde uygulanmasıyla
birlikte, bu gereklilikler, aday ülkelerin tam üyeliği müteakip euro’yu
kabul etmeksizin EPB’ye katılmalarını sağlayacaktır. Tesis edilen ekonomik
ve hukukî çerçeve, bu alandaki diğer vecibelerin üstlenilmesine imkan verecektir.
Katılım aşaması: Tam üyeliği müteakip, yeni üye devletler EPB’ye
katılacak ve Antlaşma’nın altıncı bölümüne (Bölüm VI) uymakla yükümlü olacaklardır.
Bu bölüm, aşağıdaki vecibeleri ihtiva eder:
-
Ekonomik ve parasal birlik hedeflerine bağlılık;
-
Döviz kuru politikasının tüm üye devletleri ilgilendiren bir konu olarak
yürütülmesi ve, daha sonra, döviz kurları mekanizmasına iştirak edilmesi;
-
Ekonomik politikaların tüm üye devletleri ilgilendiren bir konu olarak
yürütülmesi ve Topluluk prosedürlerine katılım yoluyla ekonomik politikaların
üye devletler arasında koordine edilmesi;
-
Aşırı kamu açıklarından kaçınılması ve istikrar ve büyüme paktının ilgili
hükümlerine bağlı kalınması;
-
Avrupa Merkez Bankaları Sistemi’ne (AMBS) entegre olmak amacıyla ulusal
merkez bankalarının statülerinin daha ileri düzeyde uyarlanması;
-
Maastricht birleşme (konverjans) kriterlerini (kamu maliyesi, enflasyon,
döviz kurları ve uzun vadeli faiz oranları) yerine getirme yönünde ilerleme
sağlanması.
Nihaî euro aşaması: Yeni üye devletlerin euro bölgesine katılmalarına,
yüksek derecede bir sürdürülebilir birleşme sağlanmasının incelenmesini
müteakip, tek paranın benimsenmesi için gereken şartları yerine getirmeleri
ışığında karar verilecektir. Ancak, tam üyelik öncesinde, birleşme kriterlerinde
kaydedilen ilerlemeyi değerlendirmek için kurumsal bir gereklilik yoktur.
Sonuç olarak, Komisyon Görüşlerinde katılım öncesi aşamada sağlanan
ilerleme değerlendiriliyor ve şu sonuca varılıyordu: belirtilen gerekli
tedbirlerin her bir ülkece alınmaları şartıyla, Çek Cumhuriyeti, Estonya,
Macaristan, Polonya, Slovenya ve Slovakya’nın euro bölgesine katılmaksızın
EPB’ye katılmaları orta vadede pek fazla sorun yaratmayacaktır. Bulgaristan,
Letonya, Litvanya ve Romanya ile ilgili olarak ise, bu ülkelerin euro bölgesine
katılmaksızın EPB’nin üçüncü aşamasına katılmalarının ciddî sorunlar yaratabileceği
görüşüne varılıyordu.
Tüm ülkeler için “Görüşler”’de varılan sonuç, euro’yu kabul etmek üzere
ne zaman hazır olacaklarına karar vermek için vaktin henüz çok erken olduğu
şeklindeydi.
Genel olarak, düzenli raporlar, “Görüşler”’de yer alan değerlendirmeyi
teyit etmektedir. Ancak, Letonya ve Litvanya tarafından son zamanlarda
kaydedilen ilerlemenin işaret ettiği husus, reform programlarını kararlı
biçimde uygulamaya devam etmeleri şartıyla, bu iki ülkenin, orta vadede
pek fazla sorun olmaksızın, euro bölgesine katılmadan EPB’ye katılabilecek
bir konuma gelmelerinin mümkün olduğu yolundadır. Bulgaristan makroekonomik
durumundaki önemli iyileşme sayesinde, reform yolunda yürümeye devam ederse,
bu ülkenin de orta vadede EPB’ye katılması öngörülebilir. Ancak Romanya’nın
EBP’ye katılması, ülkenin genel ekonomik durumundaki bozulma nedeniyle,
ciddî sorunlara yol açabilir.
a) Müktesebatın benimsenmesi
Müktesebatın benimsenmesi, bir dönüşüm, uygulama ve yürürlüğe koyma
sürecini içerir. Bu süreç, gerçekçi takvimler ile stratejik bir çerçeve
içine yerleştirilmeli ve idarî ve malî kaynaklar ile desteklenmelidir.
Komisyon Görüşleri’inden bu yana müktesebatın benimsenmesinde sağlanan
ilerleme, aday ülkeler arasında ve sektörler arasında önemli ölçüde farklılaşmaktadır.
Ülkelere Genel Bakış
Aşağıda, genel bir perspektiften, iç pazar mevzuatıyla ilgili olarak
ve hem Avrupa Anlaşması çerçevesindeki yükümlülüklerin yerine getirilmesi,
hem de Katılım Ortaklıkları’nın kısa vadeli öncelikleri açısından, aday
ülkelerin kaydettikleri ilerlemenin bir değerlendirmesi yapılmaktadır.
Adaylar üyelik başvurularının sırasına göre alındığında, bu değerlendirmeden
şu sonuçlar çıkmaktadır:
Macaristan uyumlulaşma sürecine dengeli bir tarzda yaklaşmaya
devam etmektedir. Dönüşümün temposu kararlı biçimde sürmüş ve genelde,
uygulamayı kolaylaştıran yeterli kurumsal ve finansal düzenlemeler ile
birlikte yürümüştür. Çevre gibi bazı sektörlerde dönüşüm temposundaki bir
yavaşlamaya karşılık, uygulama yapılarının güçlendirilmesi üzerinde artan
bir odaklaşma olmuştur. Bu durum, sadece dönüşüm yerine etkin uygulama
hedefinin anlamlı şekilde izlenmekte olduğuna işaret etmektedir. İç pazar
mevzuat çerçevesinin tamamlanması üzerinde sürekli bir odaklaşma olmuştur.
Macaristan, ekonomik reform alanında, veteriner ve fitosaniter denetim
ve malî denetim kurumlarının takviye edilmesinde ve adalet ve içişleri
alanında Katılım Ortaklığı’nın kısa vadeli önceliklerine yönelmiş olmakla
beraber, bölgesel kalkınma yapılarının güçlendirilmesine ve iç pazar öncelikleri
olan telif hakkı ve kamu alımları mevzuatının uyumlulaştırılması ve devlet
yardımları mevzuatının uygulanması önceliklerine yeterli dikkat gösterilmemiştir.
Polonya mevzuat dönüşüm ve uygulama konusunda karışık bir sicile
sahiptir. Standartlar ve belgelendirme alanında yeni yaklaşımın ve ilgili
kurumsal yapıların benimsenmesinde gecikmeler nedeniyle, iç pazar mevzuatının
kabul edilmesinde sağlanan ilerleme tatminkâr olmamıştır. Ayrıca, devlet
yardımlarının kontrolüyle ilgili inandırıcı bir sistem kurma gereği de
vardır.Uyumlulaşma genelinde önemli bir eksiklik de, ancak sınırlı bir
ilerleme sağlanmış olan çevre konusudur. Diğer yandan, ticaret ile ilgili
sorunların çokluğuna rağmen, Polonya, çeşitli ticaret ve sanayi sorunlarına
kalıcı ve sürdürülebilir çözümler oluşturmak için, Avrupa Anlaşması kapsamında,
kilit konuları ele almakta istekli olduğunu göstermiştir. Polonya, ekonomik
reform, endüstriyel yeniden yapılanma (özellikle kömür ve çelik sektörlerinde),
adalet ve içişleri, iç pazar ve bölgesel kalkınma konularında Katılım Ortaklığı’nın
kısa vadeli önceliklerini kısmen ele almıştır. Tarım, çevre ve kurumsal
ve idarî kapasite önceliklerine ise yeterli dikkat gösterilmemiştir.
Romanya tarım, enerji, ulaştırma, bölgesel kalkınma alanlarında
ve iç pazarın bazı konularında dönüşüm temposunu hızlandırmıştır. Ancak,
dönüştürülen mevzuatın etkin uygulanmasını sağlamak için uygulama ve icra
kapasiteleri henüz yeterince gelişmemiştir. Romanya, Avrupa Anlaşması yükümlülüklerini
yerine getirmek için gayret etmiş ve ticaretle ilgili önemli sorunların
çoğunu çözüme bağlamıştır.Romanya, Katılım Ortaklığı’nın yakın dönem idari
kapasite önceliği (Bölgesel kalkınma) konusunun bazı yönlerini ele almış
olmakla beraber, iç pazar (bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması,
kamu alımları, devlet yardımları), adalet ve içişleri (örgütlü suçlara
ve yolsuzluğa karşı mücadele, sınırların yönetimi, polisin askeriyeden
ayrılması) ve çevre alanlarındaki öncelikleri tatmin edici bir şekilde
ele almamıştır.
Bulgaristan’da AT mevzuatının dönüşüm temposu pek çok alanda
hızlanmıştır. Ancak, kamu alımları, standartlar ve belgelendirme, veri
koruma ve devlet yardımlarının izlenmesi gibi bazı önemli alanlarda uyumlulaşma
yönündeki ilerleme sınırlı olmuştur ve genel uygulama ve icra kapasiteleri
güçlendirilmelidir. Sınırlı idarî ve malî kaynaklar dikkate alınırsa, bunun
yapılması çok çetin bir iştir ve yeni dönüştürülen mevzuatın etkin biçimde
uygulanıp uygulanmayacağını söylemek için vakit çok erkendir. Bulgaristan,
Avrupa Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek için önemli
bir gayret sarf etmiştir ve fikrî mülkiyetle ilgili mevzuat çerçevesini
ve icra kapasitesini güçlendirmeye gösterilen ilgi, ülkenin kilit mevzuat
benimseme ve uygulama yeteneği konusunda olumlu düşünceler doğurmaktadır.
Katılım Ortaklığı’nın kısa vadeli tüm önceliklerinin bazı yönlerini ele
almada Bulgaristan ilerleme kaydetmiştir.
Slovak uyumlulaşmasının genel temposu yavaşlamıştır, uygulama
ve icra yapılarının güçlendirilmesinde elde edilen ilerleme sınırlıdır
ve ahenkli bir gayretin sürdürülmesi gereken bazı sektörlerde (örneğin,
iç pazar ve çevre) ivme eksikliği göze çarpmaktadır. Slovakya ile ticaret
ihtilaflarının sayısı sınırlı olmuşsa da, bu ihtilafların idaresinde, Slovak
makamları, Avrupa Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklere ilişkin net bir
anlayış ve saygı sergilemiş değildirler. Kilit önemdeki iç pazar mevzuatının
benimsenmesinde ve bu mevzuat ile ilgili uygulama ve icra benimsenmesinde
ve bu mevzuat ile ilgili uygulama ve icra kapasitelerinin güçlendirilmesinde
ivme kazanmak için daha büyük bir gayret gösterilmelidir. Slovakya, kısa
vadeli Katılım Ortaklığı önceliklerini yeterli biçimde ele almamıştır.
Serbest ve adil seçimler yapılmış olmakla beraber, bir dizi siyasî mesele
çözüm beklemektedir. Fikrî ve sınaî mülkiyet mevzuatının kabul edilmesinden
başka, iç pazar, idarî kapasite ve çevre konularındaki kısa vadeli önceliklere
yeterli dikkat gösterilmemiştir.
Letonya başta rekabet, bankacılık hizmetleri, ulaştırma, standartlar
ve belgelendirme olmak üzere mevzuatın uyarlanmasında ve uygulama yapıları
kurulmasında önemli ilerleme kaydetmiştir. Mevzuatın büyük kısmı çok kısa
bir süre önce kabul edildiği için, bazı alanlarda bu mevzuatın ne ölçüde
etkili şekilde uygulanacağını değerlendirmek için vakit çok erkendir. Letonya,
Avrupa Anlaşması çerçevesindeki yükümlülüklerine uymuştur. Letonya, yurttaşlığa
girme sürecinin kolaylaştırılması başta olmak üzere, kısa vadeli Katılım
Ortaklığı önceliklerinin çoğunu tatmin edici bir şekilde ele almıştır.
Fikrî ve sınaî mülkiyet ve veri koruma mevzuatının çıkarılması gereklidir
ve idarî kapasite önceliğinin tam olarak ele alınmasına dikkat gösterilmelidir.
Estonya uyumlulaşma sürecinde genel olarak ilerleme kaydetmiştir,
ancak (başta fikrî mülkiyet, standartlar, belgelendirme ve devlet
yardımları olmak üzere) iç pazar mevzuatının uygulanmasına ve gümrük vergilerinin
ve bununla ilgili idarenin tesis edilmesi için bir stratejinin hazırlanmasına
daha fazla dikkat gösterilmelidir. Estonya, adalet ve içişleri alanında
mevzuatın ve yapıların kurulması ve yerleştirilmesi için önemli adımlar
atmıştır. Avrupa Anlaşması çerçevesindeki yükümlülüklerine uymuştur. Katılım
Ortaklığı’nın tüm kısa vadeli önceliklerinin bazı yönlerini ele almıştır.
Fakat, idarî kapasite ve iç pazar öncelikleriyle ilgili çabaların takviye
edilmesi gereklidir.
Litvanya’nın sicili karışıktır. İç pazar konusunda mevzuat çerçevesini
tamamlamak ve kurumları güçlendirmek için çabalar yoğunlaştırılmalıdır.
Dönüşüm temposunun etkileyici olduğu çevre gibi diğer alanlarda ise, uygulama
ve icra yapılarının yasaların uygulanması için yeterliliklerini sağlama
gereği vardır. Litvanya, muallak kalmış iki-taraflı ticaret ve işbirliği
konularını çözmek için Avrupa Anlaşması’nın kurumlarından yararlanmıştır.
Ayrıca, Katılım Ortaklığı’nın kısa vadeli önceliklerinden bazılarını ele
almak için adımlar atmıştır. Bununla beraber, enerji (enerji stratejisinin
oluşturulması), ekonomik reform (orta vadeli bir ekonomik programın oluşturulması),
idarî kapasite (malî kontrol ve bölgesel kalkınma), iç pazar (kamu
alımları, fikrî mülkiyet ve devlet yardımları) ve adalet ve içişleri (sınırların
yönetiminin iyileştirilmesi) alanlarındaki öncelikleri tam olarak ele almak
için hâlâ büyük çabalara ihtiyaç vardır.
Çek Cumhuriyeti genel uyumlulaşma sürecinde ancak sınırlı bir
ilerleme sağlamıştır. İç pazarla ilgili olarak, standartlar ve belgelendirme
alanında ve daha az bir ölçüde bankacılık ve sermaye piyasası denetimi
alanında iyi bir ilerleme kaydedilmiştir. Fikrî ve sınaî mülkiyet, kamu
alımları, veri koruma, sigortacılık ve devlet yardımları gibi diğer önemli
iç pazar konularında ise pek az ilerleme olmuştur. Çek Cumhuriyeti, bazı
tarım ürünleri ve lotarya mevzuatı ile ilgili olarak Avrupa Anlaşması çerçevesindeki
yükümlülüklerine uymamıştır. Makroekonomi, bankacılık ve malî sektör, standartlar
ve belgelendirme, bölgesel kalkınma ve hayvan sağlığı alanlarındaki kısa
vadeli Katılım Ortaklığı önceliklerini ele almış olmakla beraber, endüstriyel
yeniden yapılanma, idarî kapasite, iç pazar (fikrî mülkiyet, anti-tröst
ve devlet yardımları mevzuatının uyumlulaştırılması) ve adalet ve içişleri
(sınırların yönetiminin iyileştirilmesi) alanlarındaki öncelikleri tatmin
edici şekilde ele almamıştır.
Slovenya genel uyumlulaşma çabasında ilerlememiştir. Devlet yardımlarının
kontrolü alanında önemli ilerleme ihtiyacı devam etmektedir. İç pazar mevzuatının
kilit önemdeki kısımları eksiktir. Gümrük vergisinden muaf mağazaların
kaldırılması ve KDV ve tüketim vergisi mevzuatının vaktinde uygulamaya
konulması gibi önemli konuların çözüme bağlanmasında Sloven makamları her
zaman aynı kararlılık içinde olmamışlardır. Ekonomik reform önceliği dışında,
Slovenya kısa vadeli Katılım Ortaklığı önceliklerini yeterli şekilde ele
almamıştır.
Sektörel Genel Bakış
Müktesebatın benimsenmesinde kaydedilen ilerleme, sektörler arasında
önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Aşağıda sunulan genel bakış müktesebatın
tüm unsurlarının kapsamlı bir değerlendirmesi olmasa da, bazı genel eğilimler
belirlenebilir.
Aday ülkelerin çoğu, iç pazar mevzuatına öncelik vermeye devam etmiş
olsa da, iç pazar mevzuatının bazı unsurlarında tüm aday ülkelerin uyumlulaşma
süreci yavaş olmuş ve ilerlemesi sınırlı kalmıştır.
Örneğin devlet yardımları alanında, hiç bir ülke tam olarak işleyen
bir kontrol sistemine sahip değildir (yani, bağımsız bir izleme otoritesinin
etkin izleme, raporlama ve icra çalışmasıyla birlikte devlet yardımları
mevzuatı). Adaylardan bazıları, mevzuat hükümleri kabul etmişler ve uygun
kontrol kurumları oluşturmakta ilk adımları atmışlardır. Ancak, kontrol
ve izleme sistemlerine işlerlik kazandırmak için tüm aday ülkelerde ahenkli
bir çabaya gerek vardır.
AB’deki sisteme benzeyen bir standartlar ve belgelendirme sisteminin
kurulması, aday ülkelerin hiç birinde tamamlanmış değildir. Aday ülkelerden
bazıları (Slovakya, Bulgaristan, Polonya, Slovenya, Litvanya) ilgili kurumsal
mekanizmayı kurmak veya tam olarak uyarlamak için gerekli çerçeve mevzuatı
henüz çıkarmamış veya adımlar atmamıştır (örneğin, mevzuat, standardizasyon
ve akreditasyon işlevlerinin ayrılması, piyasa izleme mekanizmalarının
kurulması). Aday ülkelerin iç pazara başarıyla entegre olmaları için zorunlu
belgelendirmenin devam etmesi, ürün sorumluluk mevzuatının çıkarılmasındaki
gecikmeler, piyasa izleme mekanizmalarının kurulmasında ilerleme olmayışı
ve gönüllü belgelendirme işini üstlenmesi için özel sektörün yeterince
hazırlanmaması gibi sorunlar ciddî şekilde ele alınmalıdır.
Adayların çoğu, KDV mevzuatının uyumlu hale getirilmesinde bir dereceye
kadar ilerleme kaydetmişlerdir. Ancak, hiçbir aday ülkede tam uyumlulaşma
sağlanmış değildir. Bir KDV sistemine sahip olmayan tek ülke , Slovenya,
sistemin devreye sokulmasında anlamlı bir ilerleme yapmamıştır. Tüketim
vergisi alanındaki ilerleme daha da sınırlıdır. Malların vergi ödenmeden
yetkili depolar arasında taşınabilmesi için askıya alma sistemleri kurulmasında
ve vergi oranlarının uyumlulaştırılmasında büyük gecikmeler vardır.
Ulaştırma, enerji ve tarım gibi diğer sektörlerde ilerleme eşit değildir.
Çevre sektöründe performans karışıktır. Macaristan’ın uyumlulaşma temposu
yavaşlamış, fakat uygulama ve icra yapılarının gerekli hazırlığı üzerinde
daha fazla durulmaya başlanmıştır. Estonya, Letonya ve Litvanya, mevzuatın
aktarılmasında önemli ilerleme sağlamışlardır, fakat buna karşılık ilgili
uygulama yapılarının hazırlanması ve güçlendirilmesi ve yatırımlar açısından
bu aktarmayla orantılı bir çaba gösterilmemiştir. Çek Cumhuriyeti ve Slovenya,
hazırlamış oldukları ayrıntılı uyum programları ve stratejilerini henüz
uygulamaya koymamışlardır. Romanya, Polonya ve Slovakya çevre alanında
pek az ilerleme kaydetmişlerdir.
Malî kontrol alanında düzenli ilerleme sağlamış olan Macaristan hariç,
tüm aday ülkeler etkin malî kontrol sağlamak için büyük gayretler sarf
etmelidir. Dahilî kontrol sistemlerinin geliştirilmesi özel bir ilgiyi
gerekli kılmaktadır.
Adalet ve içişleri alanında, ülkeler üç kategoriye ayrılabilir: belirgin
biçimde açık bir strateji benimsemiş olan ve bu stratejiyi istekli ve yöntemli
olarak izleyen ve böylece çoğu alanda somut sonuçlar elde eden ülkeler
(Estonya, Macaristan, Polonya); ilerleme kaydedilmekle beraber, yöntem
eksikliği nedeniyle veya metinleri kabul etme aşamasından uygulama aşamasına
geçmekte yaşanan zorluklar nedeniyle, elde edilen sonuçların daha dengesiz
olduğu ülkeler (Letonya, Bulgaristan); tempoyu yavaşlattıkları için veya
Birlik müktesebatını uyarlamakta güçlük çektikleri için veya organizasyondaki
ciddî dengesizlikler nedeniyle pek az sonuç almakta olan ülkeler (Çek Cumhuriyeti,
Slovenya, Slovakya, Romanya, Litvanya).
Tüm aday ülkeler araştırma ve teknolojik gelişme, öğrenim ve eğitim
ve telekomünikasyon alanlarında iyi bir ilerleme kaydetmeyi sürdürmüşlerdir.
Öte yandan, görsel-işitsel sektörde çok sınırlı ilerleme sağlanmıştır ve
aday ülkelerden hiç biri Sınırlar Ötesi Televizyon yönergesine tam uyum
sağlamamıştır.
Genel olarak, Macaristan, Letonya ve Estonya mevzuat uyumunda iyi bir
tempoyu sürdürmüşlerdir. Macaristan, uygulama ve icra yeteneğinin mevzuat
kabulüne paralel olarak güçlenmesini sağlama kapasitesini de göstermiştir.
Bulgaristan ve Romanya, daha düşük bir başlangıç noktasından da olsa, mevzuat
dönüştürme çabalarını yoğunlaştırmışlardır. Polonya ve Litvanya karışık
bir sicile sahiptir: bazı alanlarda önemli bir ilerlemeye karşılık başka
bazı alanlarda gecikmeler olmuştur. Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya’da
genel dönüşüm temposu önemli ölçüde yavaşlamıştır. Rekabet, standartlar
ve belgelendirme ve çevre sektörlerinde ilerleme sınırlı olmuştur ve tüm
aday ülkelerde bu sektörlerdeki çabaların yoğunlaştırılması gereklidir.
Genelde, devlet yardımları konusu özel bir endişe konusu olmayı sürdürmektedir;
Komisyon, etkin kontrol sistemleri kurmak için niteliksel bir ileri atılım
yapma gereğinin altını çizer.
c) Müktesebatı uygulamak için idarî ve adlî kapasite
Gelişkin bir kamu yönetimi ve yargı sistemi, aday ülkelerin üyelik yükümlülüklerinmi
üstlenebilmesinde ve AB’nin yapısal fonlarından etkin biçimde yararlanabilmesinde
merkezî önem taşır. Müktesebatı etkili bir şekilde uygulamak ve icra
etmek için, var olan kurumlar güçlendirilmeli ve yeni kurumlar oluşturulmalıdır.
Uygun insani ve malî kaynaklar tahsis edilmelidir. Eğitim ve meslekî gelişme
programları bu sürecin kilit unsurlarıdır.
Aday ülkelerin idarî ve adlî reform işine yaklaşımlarındaki ciddiyet,
müktesebatın benimsenmesine yönelik ulusal programlarının kapsamlı niteliğinde
yansımaktadır. Bu programları hazırlarken, aday ülkelerden hiç biri, gerçekçi
maliyet hesapları ve bütçe tahminleri içeren kapsamlı bir ihtiyaç değerlendirmesine
girişmedi. Bu programların, idarî ve adlî kapasite geliştirme ve kurumsallaşma
konularında daha özenli bir yaklaşımla yeniden gözden geçirilmesi önemlidir.
Bununla beraber, tüm aday ülkeler, idarî ve adlî kapasitelerini geliştirmenin
önemini kabul etmişlerdir. İdarenin güçlendirilmesi ve adlî reform alanlarında
somut ilerleme sağlanması, yine de, ülkeler arasında büyük ölçüde farklılaşmaktadır.
Macaristan müktesebatı uygulamak için idarî kapasitesini geliştirmede
ilerleme kaydetmeyi sürdürmüştür. İdare ve yargıda özel Avrupa politika
ve hukuk eğitim kursları düzenlenmesine gösterilen ilgi, Macaristan’ın
katılım bağlamında idarî kapasitelerin iyileştirilmesi işine ne kadar ciddî
bir şekilde yaklaştığını göstermektedir. Yine de, Macaristan, AB malî yardımı
kullanma, izleme ve kontrol etme kapasitelerini büyük ölçüde iyileştirmelidir.
Polonya müktesebatın belirli sektörlerinde idarî kapasitelerin
daha da iyileştirilmesinin temelini atmak için gerekli olan planlanmış
kamu yönetimi reformlarını uygulamada güçlükler ile karşılaşmıştır. Yargının
kapasitesinin güçlendirilmesinde sınırlı ilerleme olmuştur. Kilit önemdeki
iç pazar alanlarında (standartlar ve belgelendirme, fikrî mülkiyet haklarının
korunması) ve gümrükler alanında Polonya idaresinin kapasitesini arttırmak
için çabalar sarf edilmelidir. Bölgesel kalkınma ve malî kontrol alanlarında
ilerleme sağlanmıştır. İdarî yapıların işleyişini sürdürülebilir bir şekilde
pekiştirme ihtiyacı vardır.
Romanya kamu yönetiminin güçlendirilmesinde pek az ilerleme olmuştur.
Pek çok alanda, AB mevzuatının uygulanmasından sorumlu kurumların oluşturulması
için hukukî çerçevenin kurulmasında ilerleme kaydedilmiş olmakla beraber,
bu kurumların fiilen yaratılmasında pek fazla ilerleme olmamıştır. Tesis
edildikten sonra bu kurumların işleyişine imkan verecek malî ve beşerî
kaynakların tahsis edilmesi sağlanmamıştır. Özellikle ortak vize listesinden
çıkarılması yolunda Romanya’nın talebi dikkate alınırsa, sınırların yönetimi
alanında ancak sınırlı bir ilerleme kaydedilmiş olması bir talihsizliktir.
Bulgaristan’da müktesebatı uygulama ve icra etme kapasitesi hâlâ
zayıftır. Genel kamu yönetimi reformunda ve anti-tröst, dolaylı vergileme
ve bölgesel politika idaresi alanlarında önemli girişimler yapılmıştır.
Gerekli yapıların kurulmasına geçmek için gerçek bir irade vardır,
fakat insani ve malî kaynak yetersizliği bu iyi niyetlerin somut
ilerlemeye dönüştürülmesine engel olmaktadır. AB malî kaynaklarının doğru
ve etkili şekilde kullanılması için, etkin malî kontrol mekanizmaları ve
şeffaf kamu alım sistemleri yaratılmalıdır. Ortak vize listesinden çıkarılma
talebi çerçevesinde, Bulgaristan, sınırların yönetimini iyileştirmede ve
ilgili adalet ve içişleri alanlarındaki uyumlulaşmada son zamanlarda elde
ettiği ilerlemeyi sürdürmelidir.
Slovakya müktesebatı etkin biçimde uygulamak için gerekli idarî
ve adlî kapasitenin oluşturulmasında pek az ilerleme kaydetmiştir. Kamu
yönetimiyle ilgili mevzuat gecikmiştir, adlî reform alanında sınırlı ilerleme
olmuştur ve iç pazar alanında kurumsal reform ve güçlendirme ve yeni kurumlar
inşa etme yolunda Komisyon Görüşünde yer alan tavsiyeler izlenmemiştir.
Latvia standartlar ve belgelendirme, bankacılık, anti-tröst ve
devlet yardımları gibi kilit önem taşıyan iç pazar alanlarında icra
kapasitesi oluşturmanın ve geliştirmenin önemini kabul ederek, kamu yönetimini
güçlendirmede önemli bazı adımlar atmıştır. Gümrük ve vergi idaresinde
devam etmekte olan rasyonelleştirme çalışması sürdürülmelidir. Topluluk
hukuku eğitimini yargı sisteminde yaygınlaştırma ihtiyacı çok açıktır.
Yeni kurulmuş idarî yapılar, etkilerini göstermek için belirli bir pekişme
süresine muhtaçtırlar.
Estonya kamu yönetimi ve yargı reformu yönünde bazı adımlar atmış
olmakla beraber, esas olarak sınırlı insani kaynaklar nedeniyle, ilerleme
yavaştır ve malî piyasaların denetlenmesi, devlet yardımlarının izlenmesi,
deniz taşımacılığı ve istihdam ve sosyal politika gibi kilit alanlarda
idarî noksanlar vardır. Estonya’nın AB fonlarını etkin biçimde kullanabilecek
bir konumda olması için, malî kontrol kurumlarının halen devam eden reorganizasyonu
ve bölgesel kalkınma yapıları geliştirilmesi faaliyetleri sürdürülmeli
ve pekiştirilmelidir. Yargıda gerçek bir insan kaynağı sorunu vardır; yeterli
sayıda yargıç yoktur ve var olan yargıçlar ya genç ve deneyimsizdir, ya
da eski rejim altında eğitim almışlar ve profesyonel deneyim kazanmışlardır.
Bu nedenle, yargıda eğitim ve meslekî gelişim için önemli bir ihtiyaç vardır.
Litvanya. Görüş’ten bu yana, bazı önemli kurumlar ve makamlar
tesis edilmiştir. Bunların müktesebatı etkin biçimde uygulama kapasitelerini
saptamak henüz mümkün değildir. Özellikle iç pazar ve çevre sektörlerinde,
dönüşüm temposuna ayak uydurmak için, kurumlaşma ve idarî kapasite güçlendirme
temposu hızlanmalıdır. Personelin vasıflarını iyileştirmek için yaygın
bir eğitim ihtiyacı vardır.
Çek Cumhuriyeti kamu yönetimi reformunu bir öncelik olarak kabul
etmiş fakat bu politik taahhüdü somut eylemlere dönüştürmek için gerekli
adımları henüz atmamıştır. Bununla beraber, Görüş’ten bu yana, bankacılık
ve malî hizmetlerin denetlenmesi kapasiteleri iyileşmiş, standartlar ve
belgelendirme alanında kurumlar güçlenmeye devam etmiş ve hayvan sağlığı
yapıları bir pekişme döneminden geçmiştir.
Slovenya genel kamu idaresi ve adliye reformunda Görüş’ten bu
yana pek az ilerleme kaydetmiştir. İdarî kapasiteyi arttırmak için alınan
tedbirler, sektörler arasında farklılaşmaktadır. İstihdam ve sosyal işler,
tarım, gümrükler ve çevre alanlarında kurumsal pekiştirme sürecinde bir
miktar ilerleme olsa da, iç pazar, vergileme, devlet yardımları ve adalet
ve içişleri alanlarında önemli çabalar sarf etme ihtiyacı sürmektedir.
İdarî yapıların sorumluluk kapsamlarının açıklığa kavuşturulması için ve
daha fazla ve daha vasıflı personel için genel bir ihtiyaç vardır.
Özet olarak, Macaristan müktesebatı uygulamak ve icra etmek için idarî
ve adlî kapasitesini oluşturmada ve güçlendirmede tutarlı ve güçlü bir
performans göstermiştir. Letonya, Estonya ve Litvanya gerekli yapıların
kurulmasında ilerleme kaydetmişlerdir, fakat çabaların sürdürülmesi gerekir
ve yeni kurulan yapılar etkinliklerini göstermek için belirli bir pekişme
dönemine muhtaçtırlar. Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya, nisbeten sağlam
bir noktadan hareket etmiş oldukları halde, Görüşler’den bu yana önemli
bir ilerleme göstermemişlerdir. Slovakya’da idarî ve adlî güçlenme süreci
durgunlaşmıştır. Bulgaristan ve Romanya’da idarenin ve yargının kapasiteleri
zayıf kalmıştır.
Üyeliğe hazırlanma konusu, üyelik için vazgeçilmez olan karşılıklı güvenin
yaratılmasında temel bir ön şarttır ve hayatî önem taşır. Sadece Topluluk
mevzuatının ulusal mevzuata dönüştürülmesinin değil fakat ayrıca uygun
idarî ve adlî yapılar yoluyla bu mevzuatın etkin uygulanmasını sağlamanın
da önemi, Madrid Avrupa Konseyi tarafından vurgulanmıştır ve katılım müzakerelerinin
merkezî bir unsurudur. Bu bağlamda, aday ülkelerin, müktesebatın benimsenmesine
yönelik ulusal programlarını yeniden gözden geçirmeleri önem taşımaktadır,
öyle ki söz konusu belgeler, sadece mevzuat ve uyumlulaşma takvimlerinin
bir dökümünü sağlamaktan öteye, müktesebatı uygulamak ve icra etmek amacıyla
gerekli olan idarî ve adlî kapasitenin oluşturulmasına yönelik idarî ve
malî araçların da gerçekçi ve ayrıntılı bir takdimini versinler.