Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
.İlgili Sayfalar
KARMA BELGE (İçindekiler)
AB ANA SAYFA

TÜRKİYE - AB İLİŞKİLERİ

KARMA BELGE
Aday ülkelerin katılım yönünde kaydettiği ilerlemeye ilişkin raporlar (1999) 

III - ORTA VE DOĞU AVRUPA ÜLKELERİ, KIBRIS, MALTA VE TÜRKİYE'NİN ÜYELİK KRİTERLERİNİ YERİNE GETİRMEKTE KAYDETTİĞİ İLERLEME

Komisyon, Orta ve Doğu Avrupalı aday ülkelerin Kopenhag kriterlerini yerine getirmekte kaydettiği ilerlemeye ilişkin analizini, ilk kez olarak, bu ülkelerin üyelik başvuruları üzerine Temmuz 1997 tarihli Görüşleri'nde ortaya koydu. Görüşler, 1998 yılında, Kıbrıs, Malta ve Türkiye üzerine raporlar içerecek şekilde genişletilmiş olan ilk Düzenli Raporlar izledi. Bu raporlar her yıl aynı yöntemi izlediklerinden, katılım yolunda önemli kilometre taşları ve süreci izlemek isteyen herkes için yararlı referans ve karşılaştırma noktaları haline geldiler.

Aday ülkelerde kaydedilen ilerlemeye ilişkin Komisyon'un değerlendirmesi, Kopenhag ve Madrid AB Konseyleri'nin belirlediği ve 1997 tarihli Görüşler'de ve 1998'deki ilk Düzenli Raporlar'da kullanılan aynı objektif katılım kriterlerine dayanır. Bu yılki Raporlar'ın derlenmesinde değerlendirme yöntemi değişmemiştir. Bu demektir ki her ülkenin performansı, önceki raporlarla ve ülkeler ve sektörler itibariyle karşılaştırılabilir. Avrupa Birliği Konseyi'nin kabul ettiği yönteme uygun olarak, Komisyon, hazırlanan veya henüz sonuçlandırılmayan tedbirler yerine, benimsenen tedbirleri vurgulamıştır. Değişmeyen kriterlere dayalı bu düzenli değerlendirme süreci, her aday ülkenin Kopenhag kriterlerini yerine getirmeye yönelik gerçek yeteneğini adil ve dengeli bir şekilde değerlendirmenin tek yoludur. Orta ve Doğu Avrupalı aday ülkeler, Kıbrıs, Malta ve Türkiye için düzenli raporların derlenmesinde, Komisyon, Kasım 1998'den bu yana, ilan edilmiş veya belirtilmiş olan reformların gerçekten uygulanmış olup olmadığını incelemeye çalışmıştır. Düzenli raporlarda, Komisyon, her bir adayın Müktesebatı uygulama kapasitesindeki ilerlemeyi de incelemiştir. Madrid AB Konseyi'nin isteği üzerine, Komisyon, idarî yapıları Müktesebatın gereklerine uyarlamak için atılan adımları ön plana çıkarmaya devam etmiştir.

İlk düzenli raporlardan bu yana kaydedilen ilerlemenin değerlendirilmesi, çeşitli bilgi kaynaklarına dayanır. Bu değerlendirme, öncelikle, aday ülkelerin sağladığı bilgilere dayanır. Komisyon, Topluluk Müktesebatı'nın taranmasında ve Avrupa Anlaşmaları çerçevesinde düzenlenen toplantılarda, müzakerelerde masaya konulan belgeleri kullanmıştır. Bu kaynaklardan elde ettiği bilgileri, Haziran 1999'da Komisyon'a iletilen Müktesebatın Benimsenmesi için Yeni Ulusal Programlar'da yer alan bilgilerle de karşılaştırmıştır. Komisyon, Görüşler ve ilk Düzenli Raporlar'da yapıldığı gibi, Avrupa Parlamentosu raporlarından, üye devletlerin değerlendirmelerinden, başta Avrupa Konseyi ve (AGİT) Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı olmak üzere uluslararası kuruluşların, uluslararası malî kurumların ve hükümetdışı örgütlerin çalışmalarından da yararlanmıştır.

Komisyon, 1998 raporlarında, hem Çek Cumhuriyeti'nde hem de Slovenya'da bir ivme kaybı olmasını eleştiriyordu. Her iki ülke hükümeti de , mesajı samimiyetle ele alarak katılım öncesi hazırlıkların hızlandırılması gerektiğini kabul ettiler. Slovenya'da hazırlıklar açıkça hızlanmıştır. Başlıca siyasî partiler, AB ile ilgili mevzuatın benimsenmesine öncelik vermeyi kabul etmiştir ve bu konuda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Çek Cumhuriyeti'nde, hükümetin mevzuat hazırlama ve uygulamaya koyma çabalarına rağmen, Parlamento içinde benzer bir işbirliği olmamıştır. Bu örnekler, AB üyeliğine hazırlanmanın sadece hükümetlerin değil, aday ülkelerdeki tüm siyasî önderleri ilgilendirdiğini ve ilerleme sağlanması için yürütme, hükümet ve Parlamento'nun birlikte çalışması ihtiyacı üzerinde anlaşılmasının şart olduğunu gösteriyorlar.

1. Politik kriterler

Kopenhag AB Konseyi "üyelik için, aday ülke, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlık haklarına saygı ve korumayı garanti eden kurumların istikrarını sağlamış olmalıdır." görüşünü ortaya koymuştur. Amsterdam Antlaşması'nın altıncı maddesi ise, şu temel ilkeyi koymaktadır: "Avrupa Birliği özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkeleri üzerine kurulmuştur."

Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine ilişkin üzerine Görüşleri'nde, Komisyon'un vardığı genel sonuç, Slovakya hariç, tüm aday ülkelerin politik kriterleri yerine getirdikleri, fakat bazılarının demokratik uygulamalarını pekiştirmede ve insan haklarının ve azınlıkların korunmasında daha çok ilerleme kaydetmeleri gerektiği yolundadır. 1998'deki Düzenli Raporu'nda Komisyon, Türkiye'nin politik kriterleri yerine getirmediği sonucuna varmıştır.

Geçtiğimiz yıl, politik kriterlerin yerine getirilmesinde en kaydadeğer gelişmeler Slovakya'da gerçekleşti.Son Düzenli Rapor, Eylül 1998'de yapılan ve bir hükümet değişikliği getiren seçimlerden hemen sonra yayınlanmıştı. Ülke, bu dönemde iddialı bir politik reform programı izledi. Aralık 1998'de serbest ve adil belediye seçimleri yapıldı. Mayıs 1999'da, Slovak Cumhurbaşkanı'nın genel oyla seçilmesini kolaylaştırmak için anayasal düzenlemeler kabul edildi. Muhalefetin parlamento komitelerine ve denetim organlarına katılması fırsatı sağlandı.

İlgili uluslararası kuruluşlarla yakın işbirliği içinde, hükümet, azınlık dilleri konusunda mevzuat hazırladı. Bu mevzuat tasarısı, Temmuz 1999'da Parlamento tarafından kabul edildi. Halen, yargının bağımsızlığını sağlamak için anayasada değişiklikler hazırlanmaktadır.Reform sürecinin derinliği ve başarısıyla, Slovakya'nın artık Kopenhag politik kriterlerini karşıladığı kabul edilmektedir.

İnsan haklarıyla ilgili olarak, temel haklara saygı, aday ülkelerde genel olarak garanti edilmiştir. Aday ülkelerin çoğu, temel insan hakları belgelerini onaylamaktadır. Geçen yılki raporda işaret edilen sorunlar açısından Türkiye'nin durumunda az bir gelişme kaydedilmiştir. Komisyon, insan haklarına ve azınlıkların haklarına saygı konusundaki eksikliklerden ve Millî Güvenlik Kurulu kanalıyla ordunun politik yaşamda oynadığı Anayasal rolden kaygı duymaya devam etmektedir. Öcalan davasıyla ilgili olarak, Birlik ölüm cezasının infaz edilmeyeceği beklentisini ifade etmiştir. Ancak, kamu görevlilerinin insan haklarıni istismar etmesine karşı mücadelede, yetkili makamların niyetini yansıtan bazı iyileşmeler olmuştur. Bununla ilgili olarak son zamanlarda bazı yasal ve idarî düzenlemeler kabul edilmiştir.

Diğer aday ülkeler, çoğulcu demokratik yönetim sistemlerinin işleyişini derinleştirmeye ve iyileştirmeye devam etmiştir. Macaristan, Latviya ve Estonya'da, parlamento veya başkanlık düzeyinde, özgür ve adil ulusal ve yerel seçimler yapılmıştır. Romanya, demokratik uygulamadan ve hukukun üstünlüğüne saygıdan ayrılmaksızın, grevlerden kaynaklanan iç kargaşa ve Batı Balkanlar'daki dış bunalımla başa çıkabilmiştir.

Yargının güçlendirilmesi, aday ülkelerin hepsi için ortak bir görevdir. Yargıçları eğitmek, boş kadroları doldurmak ve davaların yürütülmesini iyileştirmeye yönelik bir reform süreci başlatmak için büyük gayret gösterilmiştir. Bunun sürdürülmesi gereklidir.

Yolsuzluk yaygındır. Kamu kesiminde maaşların düşük olması ve ekonomide (kolaylıkla yolsuzluğa neden olan) bürokratik denetimin yaygın şekilde kullanılması, sorunu daha da ağırlaştırmaktadır. Yetkili makamlar, yolsuzluğa karşı mücadelede yeterince kararlı değildir. Bu nedenle, çoğu ülkede başlatılan yolsuzlukla mücadele programlarının sonuçları sınırlıdır.

Romanya'da bakım kurumlarında bulunan 100.000'den fazla çocuğun durumu ciddî şekilde kötüye gitmiştir. Hükümet, çocuk bakımı için yeterli ödenek ayrılması amacıyla zamanında harekete geçmemiş ve bu konuya acilen ihtiyaç duyulan siyasî önceliği vermemiştir. Çocukların insanca yaşam şartlarına ve temel sağlık hizmetlerine kavuşma hakkı, bir insan hakları konusudur. Yetkili makamların, çocuk bakım kurumlarındaki krizle uğraşmaya öncelik vermeyi sürdürdükleri varsayımı ile, Komisyon, halen Romanya'nın Kopenhag politik kriterlerini yerine getirmeye devam ettiği düşüncesindedir. Komisyon, gerekli bütçe kaynaklarını sağlamak ve Romanya'da çocuk bakımını güvenli ve insanca bir temel üzerine ve insan haklarına tam saygı içine yerleştiren bir yapısal reform gerçekleştirmek üzere hükümetçe alınan son kararları yakından izleyecektir.

Çoğu aday ülkede güçlü ve canlı bir medya olsa da, radyo ve televizyonun bağımsızlığı kırılgan bir görünüm arzetmektedir. Bağımsızlığı güçlendirmek ve medya kurullarında geniş bir politik yelpazeden temsilciler bulunmasını sağlamak için çabalar sürdürülmelidir.

Son düzenli raporlarda, Azınlıklar konusunda belirlenen zaafların pek çoğu ile ilgili olarak harekete geçilmiştir. Estonya Parlamentosu, devletsiz çocukların vatandaş olabilmeleri için vatandaşlık yasasında değişiklikler yapmıştır. Slovak Parlamentosu, azınlık dilleri konusunda mevzuat çıkarmıştır. Bununla birlikte, bazı aday ülkeler, devlet dilinin meşru şekilde güçlendirilmesi ve azınlık dil haklarının korunması arasındaki dengeyi bulmakta zorluklarla karşılaşmaya devam etmektedir. Bu bağlamda, Estonya'daki dil yasası ve Latviya'daki mevzuat taslağı, uluslararası standartları karşılamanın gerisindedir. Latviya, taslağı uluslararası standartlara ve kendi anayasasına uyumlu hale getirmek için ilgili uluslararası kuruluşlar ile birlikte taslağı gözden geçirmeye istekli olduğunu göstermiştir. Aynı esnekliği göstermeyen Estonya yasada değil, sadece uygulamaya ilişkin hükümlerde iyileştirmeler yapmaya hazırdır.

Aday ülkelerin pek çoğunda köklü önyargılar, toplumsal ve ekonomik yaşamda Çingenelere karşı ayrımcılığa neden olmaktadır. Çingenelere karşı, etnik güdümlü şiddet olaylarında bir artış yaşanmış olup, yetkili makamlar buna gerektiği şekilde karşılık vermemiştir. Çingene toplulukları, işsizlik, kötü yaşama şartları, yetersiz eğitim ve sağlık hizmetleri ve (sosyal yardımın mevcut olduğu ülkelerde) sosyal yardıma artan bağımlılık şartları içindedir. Çingene çocukları, bazı okul sistemlerinde diğer çocuklardan ayrı tutulmakta olup pek çoğu sokak çocuklarıdır. Çingenelerin durumunu iyileştirmeyi hedefleyen özel programlar kabul edilmesi gibi, bazı aday ülkelerde cesaret verici gelişmeler olmakla beraber, bu programların gerçekten uygulanmasını sağlamak için uyumlu bir çaba hâlâ gereklidir.

Slovakya'daki Macar azınlığın durumu, bu azınlığın temsilcilerinin Slovak hükümetine dahil edilmesiyle, hükümetin etnik gruplar arasındaki ilişkileri iyileştirmeye yönelik uyumlu gayretleriyle, azınlık kültür faaliyetleri için malî yardım politikasındaki iyileşmelerle ve özellikle azınlık dil mevzuatı kabul edilmesiyle daha iyi hale gelmiştir. Romanya makamları, bir Macar-Alman üniversitesi kurmak için bir düzenleme bulunmasına istekli olduklarını göstermiştir. Fakat bu alanda pek fazla somut gelişme olmamıştır.

Sonuç

Özet olarak Slovakya'daki çok olumlu gelişmelerle, Türkiye hariç, aday ülkelerin, hukukun üstünlüğüne saygı gösteren istikrarlı ve sağlam demokrasiler inşa edilmesinde genel sicilleri iyileşmiştir. Ancak, azınlıkların ve Çingenelerin karşılaştıkları muamele ve Romanya'da bakım kurumlarındaki çocukların durumu, kaygı vermeye devam etmektedir.

2 Ekonomik kriterler

a) Genel gelişme

Kopenhag ekonomik kriterlerini yerine getirmekte kaydedilen ilerlemeye ilişkin bu yılki değerlendirme, Asya, Rusya ve Kosova krizlerinin sonrasında dünya çapında büyümenin yavaşladığı bir ortamda yapılmaktadır. Bu krizler, bazı aday ülkeleri diğerlerinden daha çok etkilemiştir. Bireysel raporlarda, Komisyon, bu krizlerin etkisini, her bir hükümetin krize nasıl bir politikayla yanıt verdiğini ve bu ekonomilerin bu dışsal şoklara intibak etme kapasitesini değerlendirmiştir. Genel olarak, Rusya krizinin etkisi, geçen yılın raporlarında tahmin edildiğinden daha fazla zarar verici olmuştur. Özellikle, Baltık ülkeleri bir ölçüde daha fazla etkilenmiştir. Türkiye de, Rusya krizinden ve ayrıca son depremden büyük zarar görmüştür.

Kosova krizinin aday ülkeler üzerindeki etkisi sınırlıdır. En fazla etkilenen ülkeler, esas olarak Tuna güzergâhının kesintiye uğraması yüzünden, Bulgaristan ve Romanya'dır. Sığınmacı akını ve ticarî durgunluk anlamında çatışmanın sonuçları, ilk başta beklendiği kadar ağır olmamıştır. Bununla beraber, Balkanlar için güç bir uluslararası yatırımcı ortamında, cari hesap bilançosu kötüleşmiştir. Hatırlanmalıdır ki, dış finansman ihtiyaçlarında zorluklar olabileceği beklentisiyle, AB bu iki ülkeye makro-finansal yardım kredileri temin etmeye ve önümüzdeki yıldan itibaren, katılım öncesi araçlardan verilen hibe yardımını iki kat arttırmaya karar vermiştir. Çatışmanın erken çözüme bağlanmasıyla, her iki ülkenin karşı karşıya olduğu ana sorun olan yatırımlardaki potansiyel yavaşlama ortadan kalkmıştır ve yatırımcı güveni, AB'ye katılımla bağlantılı reformlarda ilerleme kaydedilmesi konusunda yoğunlaşmaya devam etmektedir. Bu çerçevede, iyileşen temel ekonomik veriler sayesinde, Bulgaristan için ekonomik beklentiler geniş ölçüde elverişli olmaya devam etmektedir. Romanya için bir değişme söz konusu değildir.

On Orta ve Doğu Avrupa ülkesi için 1998'de ortalama reel GSYH büyümesi, çoğu ülke için 1998'in ikinci yarısında eksi olduktan sonra, % 2.2 düzeyindeydi. Macaristan ve Polonya, sırasıyla % 5.1 ve % 4.8 ile, en yüksek büyüme oranlarını sürdürdüler. Çek Cumhuriyeti ve Romanya, yapısal reformlar olmamasıyla birlikte önceki sıkı maliye politikaları sonucunda, sırasıyla % -2.3 ve % -7.3 oranlarında eksi büyüme ile durgunluk içinde olmaya devam ettiler. Bulgaristan, % 3.4 oranında pozitif reel GSYH büyümesine geri döndü. Kayıtlı işsizlik çoğu ülkede tekrar arttı. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün tanımına göre işsizlik oranı ise, daha düzensiz bir görünüm arzetmektedir. Dünya çapında azalan talep nedeniyle mal fiyatları dramatik şekilde düştüğünden enflasyon tahminlerin çok altında gerçekleşti ve Rus piyasaları için hazırlanmış mallar yurtiçi piyasaları istila etti. Estonya ve Çek Cumhuriyeti müstesna tutulursa, bütün Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, dış talepteki azalma nedeniyle 1998 yılında ticaret ve carî hesap açıklarında bir artış yaşadılar. Litvanya'da, carî hesap açığı GSYH'nin % 12'sine yükseldi ve bütçe açığı da arttı. Aynı zamanda, kendilerine ilişkin veri bulunan tüm ülkelerde genel hükümet dengeleri kötüleşti. Estonya, Latviya ve Slovakya, devlet harcamalarını kısarak bu olumsuz gelişmeyi frenlemeye başladılar. Benzer bir politika izlenmesine Litvanya ve Polonya'da başlanmıştır ve Macaristan'da da gereklidir. Başlıca ekonomik rakamlar Ek 2'de verilmiştir.

Büyüme ancak son zamanlarda toparlanmaya başlamış olup 1999 için beklenen ortalama reel büyüme oranı % 1.5 civarındadır. Ülkelere ait büyüme oranları, Romanya için yaklaşık % -5'ten Macaristan ve Polonya için % 4'e kadar değişmektedir. Slovenya'nın % 3 civarında reel büyüme kaydetmesi beklenirken, diğer ülkeler sıfıra yakın bir büyüme gösteriyorlar.

Özelleştirme tüm ülkelerde ilerlemeye devam etmiştir. Bazı ülkeler altyapı sektörlerinde özelleştirme operasyonlarına girerken, başka bazı ülkelerde büyük telekomünikasyon şirketlerinde azınlık hisseleri başarıyla satılmıştır. Bankaların özelleştirilmesi hayli yavaş ilerlemiştir. Düşük bir düzeyden başlamakla beraber, üç bankada çoğunluk hisselerini satan Polonya'da büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Çek Cumhuriyeti bir banka, Romanya ise iki küçük banka satmış, İskandinavyalı yatırımcılar Baltık ülkelerinin bankalarına ilgi göstermeye devam etmişlerdir. Litvanya en büyük sigorta şirketini satmıştır. Özellikle, aday ülkelerin tamamında altyapı yatırımları ve orta vadede malî sürdürülebilirliğe olan büyük ihtiyaç düşünülürse, özelleştirme gelirlerinin carî harcamaları finanse etmek için kullanılması endişe vericidir.

Genel olarak yükselen piyasalara karşı yatırımcılar daha ihtiyatlı olsa da , 1998 yılında Orta Avrupalı aday ülkelere yönelik doğrudan yabancı yatırımın toplam miktarı artmıştır. Net girişler, çoğu ülkede GSYH'nin % 3'ünden daha yüksek düzeyde gerçekleşmiştir. Estonya ve Litvanya'da doğrudan yabancı yatırımlar, hızla artarak, GSYH'nin sırasıyla % 11'i ve % 8.6'sı düzeylerine çıkmıştır, ancak Litvanya'daki artışın büyük kısmı tek bir büyük işlemden dolayı olmuştur. Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Romanya, geçen yıla göre, iki kat daha fazla yabancı yatırım çekmiştir. Slovakya'daki yabancı yatırımlar da artmış, fakat bu ülkenin potansiyeli dikkate alındığında bunun beklenenin daha altında olduğu görülmektedir. Hükümetler, hukukî belirliliği arttırarak ve ekonomide bürokrasiyi ve hükümet müdahalesini azaltarak, yatırımcılar için daha uygun bir ortam oluşturma gereğinin bilincindedir. Komisyon, uluslararası yatırımcıların istediği ve bazı hükümetlerce kabul edilen, ithalat koruması, vergi avantajı ve başka teşvikler ile ilgili olarak bazı 'sipariş' düzenlemeler konusunda endişesini belirtmiştir. Ekonomik verimlilik, saydamlık ve hakkaniyet bakımından, herhangi bir imtiyaz, objektif bir temelde yapılmalı ve yerli veya yabancı, kriterleri karşılayan tüm şirketlere eşit olarak tanınmalıdır. Kümülatif esasta, kişi başına doğrudan yabancı yatırım stoğunun, en yüksek olduğu ülke Macaristan'dır. Bu ülkeyi, Çek Cumhuriyeti, Estonya ve Latviya izlemektedir.

Bazı ülkelerde, bazı büyük endüstriyel sektörlerin yeniden yapılandırılması, bunun ciddi toplumsal sonuçları yüzünden güçtür. Örneğin, çelik endüstrisinin yeniden yapılandırılması, Polonya'da yeterli bir hızda ilerlememekte, Romanya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Bulgaristan'da ise güçlükler ile karşılaşılmaktadır. Hükümetler, gelecekte Birlik içinde başarıyla rekabet etme kapasitelerini büyük ölçüde etkileyecek olan bu meseleyi çözmelidir. 

Bütün aday ülkeler, AB ile ticari bütünleşmesini arttırmıştır. Avrupa Anlaşmaları ile tesis edilen serbest ticaret düzenlemeleri, aday ülkeler ve AB arasında ekonomik bütünleşmenin yolunu açmıştır. Katılım süreci, piyasa ekonomileri tamamlama veya kurma yolunda aralıksız gayretleri harekete geçirmiştir ve şimdi bu ülkelerin rekabet yeteneğini güçlendiren bir itici güç olmuştur. Türkiye'de, Gümrük Birliği, AB ile piyasa bütünleşmesinde kilit bir rol oynamaktadır. Aynı şey, Malta ve Kıbrıs ile yapılan Ortaklık Anlaşmaları için de geçerlidir.

Avrupa Birliği, artık onüç aday ülkenin en önemli ticaret ortağıdır. Dış ticaretin toplam değeri, 1993 ve 1998 arasında iki mislinden fazla artarak 180 milyar Euro düzeyine çıkmıştır. AB'nin toplam dış ticaretinin % 10'unu teşkil eden aday ülkeler, şimdi, ABD'den sonra (% 20) AB'nin en büyük ikinci ticaret ortağı haline gelmişlerdir. Aday ülkeler ile AB ticaret fazlası, 1998 yılında 33 milyar Euro düzeyine ulaşmıştır. Bunun % 35'i Polonya ile yapılan ticaretten, % 25'i ise Türkiye ile yapılan ticaretten kaynaklanır. AB'nin dünyanın geri kalan kısmıyla olan ticaret açığı (1998'de 13 milyar Euro), böylece, aday ülkeler ile ticaretten gelen fazla ile telafi edilip artıya dönmektedir.

Kısmen, temel bir eğilimi takviye etmiş olan Rusya kriz nedeniyle, AB ve aday ülkeler arasındaki ticaret bütünleşmesi önemli ölçüde artmıştır. Bu alanda en yüksek oranlar, ithalatının % 64.1'ini AB'den yapan, ihracatının ise % 73.3'ünü AB'ye yapan Macaristan'a ve aynı konudaki rakamların sırasıyla % 65.9 ve % 68.3 olduğu Polonya'ya aittir. Rusya ile çok güçlü tarihsel ticaret bağlarına sahip olan Litvanya ise, % 37.4 ve % 47.3 ile, en düşük ihracat ve ithalat paylarını sergilemektedir. Aday ülkelerin, dış ticaretlerini hızlı bir biçimde Doğu'dan Batı'ya doğru kaydırabilmeleri, Rusya ve Kosova krizlerinin onların ekonomileri üzerindeki sınırlı toplam etkisini açıklayan nedenlerden bir tanesidir. Açıktır ki, hem daha fazla reforme edilmiş hem de AB piyasalarıyla daha fazla bütünleşen ekonomiler, dış faktörlerden daha az zarar görmüş ve daha sınırlı bir intibak ihtiyacıyla karşılaşmıştır.

Doğrudan yabancı yatırımlar (DYY) bütünleşmeyi arttırmıştır, fakat tek faktör değildir. En yüksek DYY stoğuna sahip ülke olan Macaristan aynı zamanda en fazla bütünleşen ülkedir, fakat Slovenya ve Polonya, DYY stokları nisbeten daha düşük seviyede olmakla beraber, Macaristan'ın hemen ardından gelmektedir. Avrupalı şirketler, bu bölgede son derece faaldir ve toplam yabancı yatırımlarda en büyük pay onlarındır. Yeni ve daha liberal ticaret ve yatırım çerçeveleri yanında, katılım hedefi, Avrupalı şirketlerin bu ülkelere daha fazla sermaye yatırımı yapmalarını açıkça teşvik etmiştir. Yeni teknoloji transferi, daha yüksek üretim standartları, teknik bilgi aktarımı ve yeni iş yayılması yoluyla, doğrudan yabancı yatırım, aday ülkelerin ekonomilerinin modernleşmesine büyük katkı yapmıştır. Ayrıca, yerel şirketleri modern ürün ve hizmet sağlayıcılarına dönüştüren doğrudan yabancı yatırım istihdamı da olumlu yönde etkilemiştir. Buna ilaveten, DYY fonları sunanlar, yeni piyasalara erişim olanağından ve eğitimli bir işgücüyle birlikte daha düşük maliyet şartlarından da yararlanmaktadır..

AB ve aday ülkeler arasındaki bütünleşme, hızla ileriye giderken, bazı aday ülkeler arasında daha yavaş bir tempoda ilerlemiştir. Bununla birlikte, Romanya'nın Orta Avrupa Serbest Ticaret Alanı (OASTA) ile ticareti geçen yıl % 50 artmıştır. Koruma maddelerine başvurulması yanında, OASTA içinde ticarî liberalleşmenin kararsızlığı, ticaretin genişlemesi için OASTA'dan beklenen fırsatları sınırlamıştır. Bu nedenle, büyük yatırımlar için çoğu zaman dayanak oluşturan, OASTA bütünleşmesinin potansiyel faydaları (ürün bileşenlerinin dış imalatçılara yaptırılması veya üretimin ihraç edilmesi) tam olarak gerçekleşmemiştir. Yatırımları kolaylaştırmak ve bölgenin genişleyen Avrupa pazarı için hazırlanmasına serbestleşme hızlandırılmalıdır.

Orta ve Doğu Avrupa'daki aday ülkeler ve Türkiye arasında Serbest Ticaret Anlaşmalarının imzalanması, ekonomik bütünleşmenin hızlanmasına yardım edecek olumlu bir unsurdur.

Ekonomik bütünleşmeyi arttırmak için aday ülkelerce alınacak tedbirler

Altyapıyı yenileştirmek, endüstriyi daha fazla yeniden yapılandırmak, aday ülkelerin ekonomilerini modernleştirmek ve daha ileri bütünleşmeyi teşvik etmek için, doğrudan yabancı yatırım dahil yüksek bir yatırım düzeyi gereklidir. Uzun vadeli yatırımlar yapabilmek için, yabancı yatırımcılar yanında şirketler de, etkin bir kamu yönetimi tarafından icra edilen, istikrarlı, öngörülebilir ve destekleyici bir düzenleme çerçevesine ihtiyaç duyarlar. Yetersiz veya kalitesiz mevzuat, piyasa güvenini azaltır ve yatırımcıların karar almasını zorlaştırır. Aynı şekilde, mevzuatın tutarsız şekilde icra edilmesi, şirketlerin verimli çalışma ve değişime yanıt verme yeteneğini zayıflatır. Bu tür şartlar, yatırım akışını sınırlandırır. Geneldeki büyük artışa rağmen, bazı aday ülkelere yönelik yatırım akışları, dünyanın diğer kısımlarına kıyasla nisbeten düşük düzeyde kalmıştır. Sanayiciler arasında yapılan Avrupa Yuvarlak Masa toplantısında vurgulandığı gibi, aday ülkeler:

  • Mevcut düzenleyici çerçevede hedeflenmiş reform yapmaya ve mülkiyet haklarını netleştirmeye devam etmelidir. Ulaştırma ve çevre altyapılarına yatırım yapılmasını kolaylaştıracak bir yasal çerçeve tamamlanmalıdır. Böylece, bu alanlardaki müktesebatın uygulanması da önemli ölçüde hızlandırılacaktır.
  • Başta tek pazar konuları olmak üzere, Müktesebat benimseme ve uygulama temposunu hızlandırmalıdır.
  • İş dünyasıyla daha yakın temas kurulması sosyal diyalog yoluyla, düzenleyici kararlar alma sürecinde reform yapmalıdır.
Ekonomik bütünleşmeyi arttırmak için AB tarafından alınacak tedbirler

Genişleyen Birlik'in gelecekteki finansmanına hazırlanmak için almış olduğu önemli kararlara ve gerekli kurumsal kararları alacak olan yaklaşan Hükümetlerarası Konferansa ek olarak, aday ülkelerin artan bütünleşmesini kapsamak üzere AB'nin atması gereken bazı daha küçük adımlar vardır.

AB, sanayi ürünleri alanında, Orta ve Doğu Avrupalı aday ülkelere serbest ticaret imkanını tanımıştır, fakat tarım ürünleri ticareti hâlâ sınırlamaya tabidir. Bu ülkelerden gelen tarımsal ürünler için AB piyasasına giriş olanağının geliştirilmesi, katılım öncesinde rekabet yeteneği ve kalite düzeylerini arttırarak, bu sektörün dönüşümüne güç katabilir. Dolayısıyla, Orta ve Doğu Avrupalı ülkelerin aynı şekilde karşılık vermeye hazır olmaları şartıyla, AB, ortak tarım politikasındaki son reformları (Gündem 2000), Orta ve Doğu Avrupalı ülkelerin farklı tarımsal yapılarını ve DTÖ bağlamını dikkate alarak, onlarla tarımsal ticareti serbestleştirmek üzere, mevcut kısıtlamaları kademeli olarak azaltmalıdır. Tarımsal ticaret alanında karşılıklı yeni tavizler üzerine sürmekte olan müzakereler, bu amacı kapsayacak şekilde genişletilebilir. Aday ülkelere giden mallar üzerindeki ihracat sübvansiyonları konusu da yeniden incelenmelidir.

Anti-damping kurallarının aday ülkelere uygulanması da yeniden ele alınmalıdır. Bu ülkeler Birlik ekonomisiyle giderek daha fazla bütünleşmektedir. Essen toplantısında, Avrupa Birliği Konseyi şuna karar vermiştir: "Topluluk hukukunun iç pazarla ilgili bölümlerinin uygulanmasıyla birlikte, rekabet politikasının tatminkar bir şekilde uygulanması ve devlet yardımlarının denetimi sağlandıkça ve haksız rekabete karşı, iç pazar bünyesindekine benzer bir garanti temin edildikçe, Birlik endüstriyel ürünler için ticarî savunma araçlarını kullanmaktan kaçınmayı düşünmeye hazır olmalıdır." 2000 yılında Komisyon her bir aday ülkenin durumunu değerlendirecek ve eğer yeterli ilerleme kaydedilmiş ise, üçüncü Düzenli Raporlarında uygun tekliflere yer verecektir.

b) Ülkelere genel bakış

Her ülkenin ilerlemesi, Kopenhag ekonomik kriterlerinin iki alt-kriterine göre değerlendirilmiştir
- işleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı ve Birlik içinde rekabet baskısına ve piyasa güçlerine dayanma kapasitesi.

(i) İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı

İşleyen bir piyasa ekonomisi, aşağıdaki konular temelinde değerlendirilir:

  • Talep ve arz arasındaki denge, piyasa güçlerinin serbest etkileşimiyle kurulmaktadır; fiyatlar ve ticaret serbestleştirilmiştir;
    • Piyasa giriş (yeni firmalar kurulması) ve piyasadan çıkış (iflaslar, tasfiyeler) önünde önemli engeller yoktur;
    • Mülkiyet haklarının düzenlenmesi dahil, hukuk sistemi yerine oturmuştur; yasalar ve sözleşmeler icra edilebilmektedir;
    • Yeterli fiyat istikrarı ve sürdürülebilir kamu maliyesi ve dış hesaplar dahil makroekonomik istikrar sağlanmıştır;
    • Ekonomik politikanın temel ilkeleri üzerinde kapsamlı bir uzlaşma vardır;
    • Malî sektör, tasarrufları üretken yatırımlara kanalize edecek ölçüde gelişkindir.
    1998'da olduğu gibi, Komisyon Polonya, Macaristan, Kıbrıs, Estonya, Slovenya ve Çek Cumhuriyeti'nin işleyen piyasa ekonomileri olarak görülebilecekleri kanısındadır. Ancak Çek Cumhuriyeti'ndeki durum endişe vermektedir. Ekonomik politika ve reform uygulamasında tutarlı hareket etmesinin bir sonucu olarak, Latviya da artık işleyen bir piyasa ekonomisi olarak görülebilir. Malta değerlendirilmiştir ve bu gruba ilave edilmelidir.

    Slovakya ve Litvanya, işleyen piyasa ekonomileri olmaya yakındırlar ve, eğer halen kararlaştırılmış veya hazırlanmakta olan reformlar gelecek yıl tutarlı bir şekilde uygulanırsa, her iki ülke aynı yıl içinde bu alt-kriteri yerine getirebilir. Bulgaristan da, geri bir başlama noktasından hareket etse bile, işleyen bir piyasa ekonomisi kurulması yönünde önemli ilerleme yapmaya devam etmektedir. Üç yıldır durgunluk içinde olan, makroekonomik istikrarsızlığın devam ettiği ve yavaş giden ekonomik reformlara eşlik etmek üzere güvenilir bir yasal ve kurumsal çerçevenin hâlâ mevcut olmadığı Romanya'da durum çok endişe vericidir. Türkiye, işleyen bir piyasa ekonomisinin özelliklerinin pek çoğuna sahiptir. Makroekonomik istikrar sağlanması yönünde ilerleme kaydetmiştir, fakat enflasyonist baskıları ve kamu açıklarını azaltarak ve ilave yapısal reformlar yaparak bu süreci devam ettirme ihtiyacı vardır.

    (ii) Birlik içinde rekabet baskısına ve piyasa güçlerine dayanma kapasitesi

    Bu alt-kriter, aşağıdaki hususlar temelinde değerlendirilir:

    • ekonomik aktörlerin istikrarlı ve öngörülebilir bir ortamda kararlar almaları için yeterli derecede bir makroekonomik istikrar ile birlikte, işleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı;
    • altyapı (enerji, telekomünikasyon, ulaştırma, vs.), öğretim ve araştırma ve bu alanda yeni gelişmeler dahil, yeterli bir miktarda ve uygun bir maliyette beşerî ve fizikî sermaye; 
    • hükümet politikasının ve mevzuatın, ticaret politikası, rekabet politikası, devlet yardımları, KOBİ'ler için destek, vs. yoluyla rekabet yeteneğini etkileme derecesi;
    • genişleme öncesinde ülkenin Birlik ile sağladığı ticari bütünleşmenin derecesi ve temposu. Bu konu, üye devletler ile ticareti yapılan malların hacmi ve niteliği için söz konusudur;
    • küçük firmaların oranı, zira küçük firmalar gelişen piyasa erişim olanağından daha fazla istifade etme eğilimindedir ve ayrıca büyük firmaların başat olduğu bir yapı, intibak konusunda daha büyük bir isteksizlik anlamına gelebilir.
    Bu yılki raporlarda, Komisyon, Kıbrıs'ın Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleriyle baş etme yeteneğine sahip olduğunu tesbit etmekte olup, Malta'ya ilişkin yeni değerlendirme de aynı sonucu vermektedir. Polonya, Macaristan, Estonya ve Slovenya, orta vadede Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleriyle baş etme yeteneklerini geliştirmiştir. Çek Cumhuriyeti, zemin yitirmeye devam etmiştir fakat, geri kalan ekonomik reformları tutarlı biçimde uygularsa, orta vadede bu alt-kriteri yine de yerine getirebilecektir.

    Rusya krizinin etkisine rağmen, Latviya hayli ilerleme kaydetmiştir ve orta vadede bu alt-kriteri yerine getirebilmelidir. Slovakya'nın mevcut yasal ve yapısal reform programının kabul edilmesi ve uygulanması, orta vadede bu ikinci alt-kriteri yerine getirebilmesini sağlayacaktır.

    Litvanya çok geride değildir, fakat son zamanlardaki gayretlerini sürdürmelidir. Bu alt-kriterin Bulgaristan tarafından yerine getirilmesi için zaman ufku orta vadenin ötesine geçmektedir, fakat bu ülke önemli ilerleme yapmıştır. Romanya'nın gitmesi gereken uzun bir yol vardır. Türkiye ise, ekonomisinin tamamının Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleriyle baş etme yeteneğine sahip olmasını sağlamak için, azgelişmiş sektörlerin ve bölgelerin modernizasyonuna ve yapısal reformuna yönelik tutarlı bir ekonomik gelişme politikası uygulamalıdır.

    (iii) Sonuçlar

    Sonuç olarak, iki kriter birlikte ele alındığında, başvuran ülkelerden ikisinin, Kıbrıs ve Malta'nın işleyen piyasa ekonomilerinin olduğu ve Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleriyle başa çıkabilecekleri söylenebilir. Bu iki ülke, Kopenhag ekonomik kriterlerini tamamen karşılamaktadır. İkili bir ekonomik yapı arzeden Türkiye özel bir durum teşkil etmektedir. Piyasaların işleyişini iyileştirmek ve orta vadede, Birlik içindeki piyasa ve rekabet güçleriyle başa çıkma yeteneğini arttırmak ihtiyacı vardır. Görüşler'in sunulduğu zaman olduğu gibi, on Orta ve Doğu Avrupa ülkesinden Macaristan ve Polonya, kriterleri karşılamaya en yakın konumdadır. Onları, Slovenya ve Estonya izlemekte; daha sonra ise, ciddi ilerleme yapması gereken Çek Cumhuriyeti gelmektedir. Latviya geçen yıl içinde önemli ilerleme kaydetmiştir ve şimdi bu gruba dahil olabilir. Slovakya, devam eden reformları tamamlayarak, gelecek yıl birinci kriteri yerine getirebilir ve böylece orta vadede ikinci kriteri de yerine getirme imkanına ulaşabilir. Litvanya ise, hiçbir kriteri tam olarak yerine getirmemektedir. Çünkü geçen yıl gerçekleştirdiği ilerleme, tahmin edilebileceği kadar güçlü olmamıştır. Bunun bir nedeni, hükümetin Rusya krizi karşısındaki tutumudur. Bulgaristan ve Romanya, kriterlerden ne birini ne de diğerini karşılamaktadır. Ümit verici olan bir nokta, Bulgaristan'ın önemli ölçüde ilerleme kaydetmeye devam etmesi ve ekonomik reform sürecinde kararlı gayretler göstermesidir. Fakat bu ülke çok geri bir başlangıç noktasından yola çıkmıştır. Romanya'nın durumu geçen yıla kıyasla daha da kötüleşmese bile, aynı düzeyde kalmıştır.

    3. Diğer üyelik yükümlülükleri

    Kopenhag Avrupa Konseyi üyelik için "politik, ekonomik ve parasal birlik hedeflerine bağlılık dahil, üyelik yükümlülüklerini üstlenme yeteneğinin şart olduğunu " belirtmiştir.

    Müktesebatın benimsenmesi, aktarma, uygulama ve icra süreçlerini kapsar. Yönetimsel ve bütçesel kaynaklar ile ilgili olarak oluşturulan gerçekçi takvimlerle, stratejik bir bağlam içine konulması gerekir. Topluluk mevzuatını ulusal mevzuata aktarma yanında, uygun idarî ve adlî yapılar yoluyla onun etkin uygulanmasını sağlamanın önemi, Madrid Avrupa Konseyi tarafından vurgulanmıştır ve katılım müzakerelerinin temel bir özelliğidir. Bu konu, üyeliğe hazırlanmanın çok önemli bir yönüdür ve müstakbel üyelik için vazgeçilmez olan karşılıklı güvenin yaratılmasının çok gerekli bir ön koşuludur.

    Gelişmiş bir kamu hizmeti ve yargı, aday ülkelerin üyelik yükümlülüklerini üstlenebilmesi ve AB yapısal fonlarını etkin biçimde kullanabilmesi bakımından merkezî bir yer tutar. Müktesebatı etkili bir şekilde uygulamak ve icra etmek için, mevcut kurumlar güçlendirilmeli ve yeni kurumlar yaratılmalıdır. Uygun beşerî ve malî kaynaklar sağlanmalıdır. Eğitim ve kariyer geliştirme programları bu sürecin kilit unsurlarıdır.

    a) Ülkelere bakış

    Bütün aday ülkeler, mevzuatın yakınlaştırılması alanındaki çabalarına devam etmişlerdir. Ancak, müktesebatın benimsenmesinde somut ilerleme, aday ülkeler arasında önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Genel olarak, Macaristan, Latviya ve Bulgaristan, mevzuatın yakınlaştırılmasında iyi bir tempo sürdürmektedir. Slovenya ve Slovakya, çabalarını önemli ölçüde arttırmıştır. Estonya, Litvanya ve Romanya, karışık bir sicile sahiptirler: bazı alanlarda iyi bir ilerleme sağlanmış fakat başka alanlarda gecikmeler olmuştur. Polonya'da ve Çek Cumhuriyeti'nde aktarım temposu ağır olmaya devam etmektedir. Bu iki ülkede gözlenen ağır tempo ve uyumlulaşma konusuna bölük pörçük yaklaşım, AB'ye süratle katılım için besledikleri politik özlemler ile uyumlu değildir. Kıbrıs'ın aktarması gereken kapsamlı bir mevzuat vardır ve bunun aktarılmasıyla ilgili takvimde, Kıbrıs'ın katılımı için hedef tarihe çok yakın tarihler konmuştur. Dolayısıyla, mevzuatın etkin uygulandığının gösterilmesi için çok kısıtlı bir süre kalmaktadır. Malta'nın ilerlemesi sınırlıdır: hizmetlerin serbest dolaşımı dışındaki alanlarda pek az ilerleme olmuş veya hiç olmamıştır. Türkiye, Gümrük Birliği kapsamındaki yükümlülüklerine uymaya devam etmektedir, fakat özellikle rekabet ve gümrük konularındaki çabaların sürdürülmesi gereklidir.

    İdarî ve adlî kapasite ile ilgili olarak, Macaristan, Müktesebatı uygulamak ve icra etmek için kurumlarının tesis edilmesi ve güçlendirilmesi alanında makul ölçülerde tutarlı bir sicil geliştirmiştir. Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Estonya'da kurumsal güçlendirme konusundaki performans bölük pörçük olmuştur: idarenin bazı kısımları müktesebatı etkin şekilde uygulamak için iyi donanımlı olduğu halde, başka kısımları ciddî zaaflar içindedir. Slovenya, idarî kapasitesini inşa etmeyi sürdürmektedir, fakat yeni kabul edilen yasalarda öngörülen kurumların fiilen tesis edilmesinde zorluk çekmektedir. Litvanya, gerekli yapılar kurulmasında etkileyici bir ilerleme kaydetmiştir fakat yeni kurulan yapıların etkili olduklarını göstermek için belirli bir konsolidasyon dönemine ihtiyaç vardır. Latviya, devlet yardımları, standartlar ve belgeleme gibi kilit sektörlerde ilerleme yapmayı sürdürmekle beraber, genel kamu yönetimi ve yargı reformuna ciddî dikkat gösterilmesi gereklidir. Slovakya, olumlu niyetlerini ve son dönemde yasama alanında gösterdiği ilerlemeyi, yönetim ve yargı yapılarını güçlendirmede somut ilerlemeye aktarmalıdır. Bulgaristan, olumlu gayretler sarfetmiştir fakat kaynak kısıtlamaları ile karşı karşıyadır. Romanya'da yönetim ve yargı kapasiteleri zayıf olmaya devam etmektedir. Malta, tüm alanlarda yönetim kapasitesini güçlendirmeli ve bir dizi önemli kurumu tesis etmelidir. Güçlü bir yönetim temelinden yola çıkan Kıbrıs, pek çok alanda kurumlar tesis etmeli ve deniz nakliyesi ve çevre alanlarındaki kurumlarını takviye etmelidir. Türkiye, yönetim yapılarını daha fazla modernleştirmeli ve eğitim faaliyetlerini arttırmalıdır.

    Ülkeler bazında genel bir durum değerlendirmesi Ek 1'de yer almaktadır.

    b) Sektörel bakış

    i) Politik, ekonomik ve parasal birlik hedefi

    Aday ülkeler, politik diyalog ve somut eylemler yoluyla ortak dışişleri ve güvenlik politikasında etkin eyleme katkıda bulunma iradelerini göstererek, kendilerini, Birlik'in ortak dışişleri ve güvenlik politikası ile uyumlulaştırmaya devam etmiştir. Bütün aday ülkeler, Kosova'ya ilişkin ortak tutuma, Yugoslav uçuşları üzerindeki yasağa ve Yugoslavya üzerine petrol ambargosuna katılmıştır. Aday ülkeler, üçüncü ülkeler ile sınır ihtilaflarının çoğunu çözmeyi başardılar. Slovenya ve Hırvatistan arasında Piran Körfezi'ne ilişkin görüşmeler devam etmektedir. Rusya hazır olur olmaz, Latviya ve Estonya bu ülkeyle sınır anlaşmaları imzalamaya hazırdır.

    Ekonomik ve Parasal Birlik (EPB), Topluluk Müktesebatı'nın ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak, tüm üye devletler için zorunlu olan EPB'ye katılım ve Euro'nun tek para olarak benimsenmesi arasında net bir ayrım yapılmalıdır. EPB'ye katılacak olsalar da, yeni üye devletlerin üyelik sonrasında tek parayı derhal kabul etmeleri gerekli değildir. Aday ülkelerin, mümkün olduğunca erken bir tarihte Euro'yu benimsemek amacıyla, Maastricht kriterlerine uyum sağlamak için, katı politikalarını bir şekilde yönlendirmeleri riski vardır. Bazı aday ülkeler, daha şimdiden, tam üye olmaları üzerine veya hemen sonra Euro'yu benimseme arzusunda olduklarını ifade etmiştir. Ancak, piyasa ilkelerinin güçlendirilmesi, tek pazarın kurallarını benimserken AB ile ticaret bütünleşmesinde ileriye gidilmesi ve ayrıca, piyasaların iyi işleyişini pekiştirmek ve sürdürülebilir makroekonomik istikrarı başarmak amacıyla malî piyasalarda reformların ve serbestleşmenin gerçekleştirilmesi üzerinde yoğunlaşmaları kesinlikle gereklidir. Euro'nun vaktinden önce (yani, bu ekonomilerin yüksek derecede bir sürdürülebilir yakınlaşmaya ulaşmalarından önce) benimsenmesine yönelik girişimler, aday ülke için çok zararlı olabilir ve dolayısıyla teşvik edilmemelidir. Bu bakımdan, aday ülkelerin ekonomileri, şimdiki üye devletler için geçmişte olduğu gibi, tek pazar içinde başarıyla çalışma kapasitelerini gösterene ve sermaye hareketlerini serbestleştirene kadar, sürdürülebilir nominal yakınlaşma konusunda bir değerlendirme yapılamaz.

    EPB'nin anlamı, tek paranın nihaî olarak kabul edilmesi yönünde aday ülkelerin ekonomilerinin kademeli olarak geliştirilmesini içerir. Tam üye olarak katılımla ilgili olarak, aday ülkeler, Amsterdam Antlaşması'nın 122nci maddesinde belirtilen haklar ve yükümlülükler çerçevesinde bir istisna ile, yani EPB'ye katılan fakat kendi ulusal parasını kullanmaya devam eden bir ülke olarak, üye devlet statüsüne gireceklerdir. Bu istisna, Katılım Antlaşmaları'nda tanınacaktır. Makroekonomik istikrar ve yapısal reform gayretlerine devam etmeleri ve kendi mevzuatlarını bu alandaki müktesebat ile daha da uyumlulaştırmaları şartıyla, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Polonya, Slovenya, Slovakya, Latviya, Litvanya ve Bulgaristan, orta vadede Euro bölgesine katılmaksızın EPB'ye katılma konumunda olabilir. Kıbrıs ve Malta da, Euro bölgesine katılmaksızın EPB'ye katılma konumuna gelebilir, fakat Müktesebat ile uyumlulaşma yönünde büyük çaba göstermeleri gereklidir. Makroekonomik istikrar yönünde ilerleme sağlanmasıyla birlikte, Türkiye de aynı çabayı göstermelidir. Euro bölgesine katılmaksızın, Romanya'nın EPB'nin üçüncü aşamasına katılması, bu ülkenin kararsız ekonomik durumu nedeniyle ciddî sorunlar yaratabilir.

    Yeni aday ülkeler için, tam üyeliği müteakip Euro bölgesine katılım konusu, tek paranın kabul edilmesi için gerekli şartlara uygun olarak Antlaşma'nın 121inci maddesinde öngörülen prosedüre göre, yüksek bir derecede sürdürülebilir yakınlaşma sağlanmış olup olmadığının incelenmesinden sonra karara bağlanacaktır.

    ii) Müktesebatın benimsenmesi

    Aday ülkelerin çoğunda, iç pazar mevzuatı konusunda sağlam bir hukukî temel vardır. Ancak, bütün adaylar, bazı iç pazar yasalarının, kamu alımları mevzuatına altyapı sektörünün dahil edilmesi ve KDV ve özel tüketim vergisi oranlarının uyumlulaştırılması gibi unsurlarını benimsemede yavaş davranmıştır. Bütün ülkelerde, standartlar ve belgeleme konusunda AT yaklaşımını benimsemek ve etkin şekilde uygulamak için daha fazla çabaya ihtiyaç vardır. Zorunlu belgelemeye bağlı olmaya devam edilmesi, ürün sorumluluk mevzuatı çıkarılmasında gecikmeler, piyasa gözetim mekanizmaları kurulmasında yeterli iyileşme olmaması ve özel sektörün gönüllü belgelemeyi üstlenmek için yeterince hazırlanmaması, tüm aday ülkelerce ciddî şekilde ele alınmaları gereken sorunlardır. Aday ülkelerden bazıları, çerçeve mevzuat çıkarma gayretlerini ciddî şekilde hızlandırmalı ve tüm aday ülkeler, ilgili kurumsal çerçevenin (örneğin, mevzuat, standardizasyon ve akreditasyon işlerinin ayrılması, piyasa gözetim mekanizmaları kurulması) yerleşmesini sağlamalıdır.

    Son bir yılda, devlet yardımlarıyla ilgili mevzuat çıkarılmasında önemli ilerleme kaydedilmiş olmakla beraber, hiçbir ülke tam olarak işleyen bir devlet yardımları sistemine sahip değildir (Bağımsız bir izleme otoritesi tarafından etkin izleme, raporlama ve icranın yapıldığı devlet yardımları mevzuatı). Tüm ülkelerde, denetleme ve izleme sistemlerini işler hale getirmek için uyumlu bir çabaya ihtiyaç vardır.

    Aday ülkelerden hiçbiri, çevre yasalarının aktarımında pek fazla ilerlemiş değildir. Sorunların incelenmesinde ve sektörde uyumlulaşma için yatırım planlarıyla birlikte stratejiler geliştirilmesinde çoğu ülke son bir yıl içinde bir miktar ilerleme sağlamıştır. Slovenya, Latviya ve Litvanya bu hususta önemli ilerleme kaydetmiştir. Buna karşılık, Polonya genel bir stratejiye sahip değildir ve bir bütün olarak sektörde pek az ilerleme yapmıştır. Ancak, ilave yasama ve uygulama çabası olmadığı takdirde, tüm ülkeler, yakın gelecekte çevresel müktesebat yönünde anlamlı ilerleme sağlanmasında ciddî zorluk ile karşılaşacaktır. Ayrıca, hazırlanmış olan stratejiler, gerekli malî ve beşerî kaynaklar tahsis edilerek uygulanmalıdır.

    Malî denetim alanında kararlı bir şekilde ilerleme kaydeden Macaristan ve Polonya hariç, bütün aday ülkeler etkin malî denetim sağlamak için büyük çaba göstermelidir. İçsel denetim sistemleri kurulması özel dikkat gerektirmektedir.

    Görsel-işitsel sektördeki ilerleme çok sınırlıdır ve aday ülkelerin pek azı, Sınır Ötesi Televizyon Yönergesi ile tam olarak uyumlulaşmıştır.

    Avrupa Kıtası'nda nükleer güvenlik alanında yüksek standartlar sağlanması, AB için çok büyük bir önceliktir. Özellikle, Avrupa güvenlik düzeylerine çıkarılamayan en eski Sovyet tasarımlı reaktörlerin bir an önce kapatılması öncelikli bir ihtiyaçtır. Köln Avrupa Konseyi tarafından talep edildiği üzere, Komisyon, bu yılki Düzenli Raporlar'da konuyu dikkatle incelemiştir. Üç aday ülkede, iyileştirilmesi mümkün olmayan reaktörler vardır - Litvanya'da Ignalina ünite 1 ve 2, Slovakya'da Bohunice ünite 1-2 VI ve Bulgaristan'da Kozloduy ünite 1-4. Komisyon, bu reaktörler için kapatma tarihleri üzerinde anlaşma sağlamak amacıyla, bu ülkelerin her biriyle yoğun bir diyalog içinde olmuştur. Komisyon, bu ünitelerin kapatılması için AB'nin ve daha geniş uluslararası toplumun malî ve teknik yardım sağlamaya istekli olduğunu vurgulamıştır.

    Bunu müteakip, Litvanya hükümeti, Parlamento'nun desteğiyle, 2005 yılına kadar Ignalina ünite 1'i kapatmaya karar vermiştir. Bu karar, Litvanya'nın Nükleer Güvenlik Hesabı Anlaşması çerçevesindeki taahhütleriyle uyumludur. 2004 yılında bir ulusal enerji stratejisi değerlendirmesini müteakip, ünite 2 için bir kapatma tarihi tesbit edilecektir. Ancak, ünite 1 ve ünite 2 arasındaki yaş farkını dikkate alarak, Komisyon ünite 2'nin en geç 2009 yılına kadar kapatılmasını beklemektedir.

    Aynı şekilde, Slovak hükümeti, Bohunice reaktörünün 1 ve 2 VI sayılı ünitelerini, sırasıyla, 2006 ve 2008 yılına kadar kapatmaya karar vermiştir. Slovakya, Nükleer Güvenlik Hesabı Anlaşması çerçevesinde herhangi bir uluslararası yükümlülük altında değildir ve son yıllarda bu reaktörlerin güvenliğini arttırmak için büyük yatırımlar yapmıştır.

    Her iki hükümet, kendi halkları ve komşuları için daha yüksek nükleer güvenlik düzeyleri sağlanmasına yardım edecek olan uzak görüşlü ve cesaretli kararlar almıştır. Komisyon, bu kararların bir Avrupa bütünleşmesi ruhu içinde alınmış olduklarını ve AB üyeliğine hazırlanmada önemli bir adım teşkil ettiklerini kabul etmektedir. Komisyon, reaktör kapatma maliyetleri konusunda yardım etmek üzere, Phare Programı çerçevesinde ek malî destek teklif etmeyi üstlenmiştir. Ayrıca, bu süreç için ek finansman yaratmak amacıyla, uluslararası toplumla, özellikle de Nükleer Güvenlik Anlaşması'na katılanlarla, fon bulma toplantıları düzenleme niyetindedir.

    AB'ye katılma hazırlıkları bağlamında bu hükümetlerce alınan önemli kararlar düşünülürse, Bulgaristan hükümetinin Kozloduy'daki 1-4 sayılı ünitelerin kapatılması için taahhüt altına girmeye hâlâ hazır olmayışı cesaret kırıcıdır. Komisyon, gerçekçi bir kapatma takvimi belirlemek için Bulgar makamlarıyla çalışmaya devam edecektir.

    Sektörler açısından benimseme ve uygulamaya bakıldığında, adalet ve içişleri alanında ilerleme eşit değildir. Göç, iltica, polis, uyuşturucu maddeler, sınırların denetlenmesi, yolsuzluğa karşı mücadele, yargı alanında cezaî ve adlî işbirliği ve genel yargı reformu gibi kilit alanlarda, Litvanya, Estonya, Slovenya, Latviya ve Bulgaristan önemli ilerleme göstermiştir. Daha yüksek bir uygunluk düzeyinden başlamış olmakla beraber, Macaristan da sınırlı bir ilerleme sağlamıştır. Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya çok yavaş bir tempoda ilerlemiştir. Romanya'da bir miktar ilerleme kaydedilmiştir, fakat daha yapılacak çok iş vardır. Kıbrıs, adalet ve içişleri alanında nisbeten ilerleme sağlamıştır. Fakat daha pek çok alanda çabalarını arttırmalıdır. Malta'nın ve Türkiye'nin ilerlemesini bu aşamada değerlendirmek zordur.

    Sosyal ve sağlık alanında Müktesebatın benimsenmesi hayli yavaştır. Devam eden düşük yaşam standartları, artan eşitsizlikler ve sağlık hizmetlerine kısıtlı erişim karşısında, Müktesebat ile uyumlulaşma, erişilebilir sosyal koruma için gerekli olan sağlık ve emeklilik sistemlerinde reform yapılmasına göre çoğu zaman daha geride bir siyasî önceliktir. Sosyal diyalog, yavaş bir tempoda gelişmektedir. Bunun sosyal kaynaşma açısından getirebileceği olumsuz sonuçlar dikkate alınırsa, adayların bu alandaki çabalarını hızlandırmaları önemlidir.

    Aday ülkelerden hiç biri, tarımda yapısal reform alanında ciddi bir ilerleme göstermemiştir. Bu konu, kısa vadeli geçici çözümlerin benimsendiği fakat uzun vadeli yeniden yapılanmaya yeterli özenin gösterilmediği Polonya ve Romanya'da özellikle geçerlidir. Çoğu ülkede hayvan ve bitki sağlığı Müktesebatının aktarımında ilerleme kaydedilse de, mevzuatın etkin biçimde uygulanmasını sağlamak amacıyla, laboratuvarların iyileştirilmesine ve muayene istasyonlarının güçlendirilmesi için büyük gayretlere ve yatırımlara ihtiyaç vardır. Bütün aday ülkeler, kendi politika ve uygulamalarını, piyasa ve fiyat organizasyonu, kırsal kalkınma, arazi yapısı ve mülkiyeti, vs. gibi alanlarda AT'ninkiler ile uyumlulaştırmaya yönelik daha kapsamlı bir yaklaşım benimsemelidir. 
     


    KAYNAK: AVRUPA KOMİSYONU TÜRKİYE TEMSİLCİLİĞİ
    (8 EYLÜL 2000) 
    Geri
    sayfa başı
    Geldiğiniz sayfaya dönüş