|
|
 |
TÜRKİYE - AB İLİŞKİLERİ
|
KARMA BELGE
Aday ülkelerin
katılım yönünde kaydettiği ilerlemeye ilişkin raporlar (1999)
IV - BİR KATILIM STRATEJİSİ
1. Giriş
Komisyon, genişleme sürecine yeni bir ivme kazandırmak ve bu süreci
mümkün olduğunca hızlı bir şekilde ileriye götürme kararlılığını gösteren
güçlü bir işaret vermek için zamanın gelmiş olduğunu düşünmektedir. Bu,
aday ülkelerin kendi katılım perspektiflerine olan güvenlerini de arttıracaktır.
Bu nedenle, Komisyon, katılım müzakerelerinin açılması ve yürütülmesi
ile ilgili olarak, aday ülkelerin üyelik hazırlıklarına paralel ilerlemesini
sağlamaya yönelik bir strateji teklif etmektedir. Bu yaklaşım, gerçekleşen
genel ilerlemeye ilişkin daha iyi bir bakış sunacak, adayların hazırlanma
çabalarını teşvik edecek ve her ülkenin, Kopenhag kriterlerine uyma çabalarının
haklı kıldığı bir tempoda katılım yönünde ilerlemesine imkan verecektir.
2. Müzakerelerin açılması
2.1 Seçenekler
Her bir Düzenli Rapor'da anlatılan durumu ve genel katılma sürecindeki
ivmenin korunması ihtiyacını dikkate alarak, Komisyon, katılım müzakerelerinin
açılması için aşağıdaki seçenekleri incelemiştir:
(a) Lüksemburg ve Köln Avrupa Konseyleri tarafından benimsenen yöntemi
aynen sürdürmek, yani, üyelik için hazırlıklarında, sadece orta vadede
üyelik koşullarını yerine getirebilmeleri için yeterli ilerleme kaydetmiş
olan ülkelerle, müzakerelerin açılmasını tavsiye etmek. Bu seçeneğin avantajı,
müzakere başlatmaya davet edilen her ülkenin aynı asgarî hazırlık standardını
karşılamış olmasını temin eden, şimdiki adaylardan bazılarına uygulanan,
Avrupa Birliği Konseyi tarafından tesis edilmiş aynı objektif yöntemin
izlenmesine devam etmektir.
(b) Kopenhag politik kriterlerini karşılayan tüm ülkeler ile müzakereler
başlatılmasını tavsiye etmek. Bu seçeneğin avantajı, esas itibariyle Balkan
bölgesindeki bunalımların bir sonucu olarak, Avrupa'nın politik manzarasında
meydana gelen dramatik değişimleri göz önüne alarak, genişleme sürecinde
yeni bir ivme kazandırmak için geniş çapta duyulan ihtiyacı dikkate almasıdır.
Bu bunalımlar, Avrupa bütünleşme modelinin Avrupa'da barış ve refahı sağlamak
için yapdığı ve sürdürmesi gereken temel katkıyı vurgulamıştır.
Kopenhag politik kriterlerini yerine getiren tüm adaylar ile müzakerelerin
açılması, diğer Avrupa ülkelerine yönelik güçlendirilmiş bir stratejinin
oluşturulması ile birlikte, Avrupa Birliği Konseyi'nin Aralık 1997'deki
şu ifadesine uygun olarak AB'nin sorumluluklarını omuzlama kararlılığına
ilişkin güçlü bir işaret verecektir: "Genişleme sürecinin başlamasıyla,
nihayet geçmişin bölünmelerine son veren yeni bir çağın şafağını görüyoruz.
Avrupa bütünleşme modelini, Kıta'nın tamamını içine alacak şekilde genişletmek,
gelecekteki istikrar ve refah için bir taahhüttür."
İlk seçenek, Avrupa'nın değişen politik manzarasını yeterince dikkate
almama sakıncasını taşırken, ikinci seçenek, aşağıdakiler dahil bir takım
riskler içermektedir:
Gelecekteki katılımlar için bir örnek yaratmak. Genişleme sürecindeki onüç
ülke dışında, AB başka bazı Avrupa ülkelerine de müstakbel üyelik beklentisi
sunmuştur. Yeterli bir hazırlık düzeyini yerine getirmeyen ülkeler ile
müzakereleri başlatma eğilimi yerleşirse, daha sonra farklı bir eğilim
izlemek zor olabilir.
-
Reformları gerçekleştirmek için ivme kaybedilmesi riski. Komisyon, ilk
düzenli raporlarda, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya'da ivme kaybı olduğuna
işaret ederek bunu, kısmen, müzakerelerin açılmasından sonra meydana gelen
bir "gevşeme"ye bağlamıştı. Bu tesbit karşısında, Slovenya ivmeyi geri
kazanmak için çaba harcamış, fakat Çek Cumhuriyeti'ndeki durum pek fazla
düzelmemiştir. Latviya, Litvanya, Slovakya ve Bulgaristan gibi ülkeler,
müzakerelere kabul edilmek amacıyla, mevzuat uyumunu hızlandırmak için
büyük gayretler sarfetmiştir. Gerekli hazırlıklar yapılmadan önce müzakereler
açılırsa bir yavaşlama tehlikesi ihtimal dahilindedir.
-
Uzun bir müzakere sürecinin başlaması. Komisyon'un daha önce takip ettiği
usül, ancak ilgili ülkenin orta vadede Kopenhag kriterlerini yerine getirebilmesi
yönünde gerçekçi bir beklenti olduğu zaman müzakereler açılmasını tavsiye
etmek şeklindedir. Bu perspektif olmaksızın görüşmeler açılması, her iki
tarafı, uzun ve verimsiz müzakerelere mahkum edebilir ve tatminkar olmayan
katılım şartları bağıtlamak üzere AB'nin baskı altına girmesi riskini getirebilir.
Ancak, bu riske karşılık, müzakerelerin aşırı uzun bir süre boyunca ertelenmesinden
doğabilecek gerilimler de dikkate alınmalıdır.
2.2 Tavsiyeler
Farklı seçenekleri inceleyen Komisyon, Avrupa Birliği Konseyi'ne, her
iki yaklaşımın en iyi özelliklerini birleştiren tavsiyelerde bulunmaya
karar vermiştir. Bu yaklaşım, aşağıdaki amaçlara yönelik olarak tasarlanmıştır:
-
AB'nin, katılım sürecinin toparlayıcı özelliğini güçlendirerek Avrupa Kıtası'nda
istikrar ve refaha belirleyici bir katkı yapmasının politik gerekliliği;
-
her aday ülkenin, katılım için hazırlanma yolunda kendi çabalarının haklı
kıldığı bir hızda müzakere sürecinde ilerleyebilmesi;
-
başvuranların reform sürecinde ivme kaybı riskinin önlenmesi ve böylece
AB'nin iyi hazırlanmış bir genişlemesinin olabildiğince hızlı bir şekilde
gerçekleşmesinin sağlanması;
-
herhangibir aday ülke ile katılım müzakereleri başlatılmadan ve sürdürülmeden
önce, Kopenhag politik kriterlerinin mutlak önceliğinin vurgulanması;
-
aday ülkelerin, üye devletler olarak AB'ye kabul edilmeden önce bütün Kopenhag
kriterlerini yerine getirmelerinin sağlanması.
Bu hedef ve tedbirlerin önemini vurgulayan Komisyon şu konuları dikkate
almaktadır:
-
üyeliğin politik kriterlerini karşılayan ve ekonomik kriterlere uymak için
gerekli tedbirleri almaya hazır oldukları görülmüş olan tüm aday ülkeler
ile yani Bulgaristan, Latviya, Litvanya, Malta, Romanya ve Slovakya ile,
2000 yılında müzakereler açılmalıdır.
-
nükleer güvenliğin çok büyük önemi dikkate alınarak, Bulgaristan ile müzakereler
açılması, Bulgar makamlarının, 1999 sonuna kadar, Kozloduy nükleer enerji
santralinin 1-4 üniteleri için kabul edilebilir kapatma tarihleri üzerine
bir karar almaları şartına ve ekonomik reform sürecinde anlamlı ilerleme
sağlanmış olduğunun teyit edilmesine bağlı olmalıdır;
-
Romanya ile müzakerelerin açılması, 1999 sonuna kadar, çocuk bakım kurumlarına
yeterli bütçe kaynakları ayırmak ve bu kurumların yapısal reformuna başlamak
için Romanya makamları tarafından etkin eylem ilan edilmesinin doğrulanması
şartına bağlı olmalıdır. Bu hususta bir diğer şart, makroekonomik durumu
düzeltmek için uygun tedbirler alınmış olacağı beklentisiyle, müzakerelerin
resmen açılmasından önce ekonomik duruma ilişkin yeni bir değerlendirme
yapılması olmalıdır.
Komisyon, ayrıca şu görüştedir ki, müzakerelerin açılması, özellikle, bazı
adayların orta vadede Kopenhag kriterlerini karşılayabilecek bir durumda
bulunmadıkları gerçeğini dikkate almak üzere, farklılaştırma ilkesi temelinde
belirlenmelidir.
Farklılaştırma ilkesi, katılım müzakerelerinin açılması için AB tarafından
zaten tesis edilmişti. Mart 1998'deki ilk müzakere oturumlarının açılışında,
AB: "İlerleme temposu, her bir başvuran ülkenin münferit durumuna bağlı
olacaktır." görüşünü ortaya koymuştu . AB Müktesebatının hangi başlıklarının
ve kaç başlığının müzakerelere açılacağına karar verirken bu ilke her defasında
kararlı bir biçimde uygulanmalı ve tüm adaylar için aynı sayıda başlığın
müzakereye açılması yöntemi bırakılmalıdır. Burada amaç, müzakerelerin,
adayların üyeliğe hazırlanmada kaydettikleri ilerlemeye paralel olarak
yürümesini sağlamak olmalıdır. Yetersiz ölçüde hazırlanmış ülkeler ile
yapılan katılım antlaşmaları, onaylanmama riskine maruz kalabilir.
Bu demektir ki AB, başvuran ülkelerce sunulan müzakere pozisyonlarına,
Katılım Konferansında, her bir ülkeyle hangi başlıklar için müzakereler
açılmasını kabul ettiğini açıkça belirterek yanıt vermelidir. Komisyon,
müzakere konusunun beklenen zorluğunu ve Kopenhag kriterleri çerçevesinde
ilgili başvuran ülkenin kaydetmiş olduğu ilerlemeyi dikkate alarak, üye
devletlere, AB pozisyonunun tanımlanması için teklifler sunacaktır.
Düzenli Raporlar'daki değerlendirmeleri temelinde, Komisyon, 2000 yılında
müzakerelere giren tüm adaylar için sınırlı sayıda başlığın açılabileceğini
düşünmektedir. Başlıkların sayısı, her bir adayın hazırlık durumuna göre
değişecektir. Bulgaristan ve Romanya'ya katılım hazırlıklarını hızlandırmada
yardım etmek ve mümkünse, müzakere başlıklarının açılmasını hızlandırmak
için, Komisyon, bu ülkelerle birlikte, temel önemdeki problemli alanlar
üzerinde daha iyi bir şekilde nasıl durulacağını inceleyecektir. Böylece,
aynı zamanda, mevcut teknik ve malî yardımların bu alanlara hedeflenmesi
de kolaylaşacaktır.
3. Müzakerelerin yürütülmesi
3.1 Bugüne kadarki deneyimler
Müzakerelerin yürütülmesi için farklılaştırma ilkesi, müzakere sürecinde
bulunan aday ülkeler arasında daha şimdiden gözle görünen farklar oluşmasına
neden olmuştur. Altı aday ülke için müzakere pozisyonlarına yanıt olarak
aynı sayıda başlık açılmış olduğu halde, geçici olarak kapatılan başlıkların
sayısı ülkeden ülkeye değişmektedir (yedi ila on başlık). Müzakereler ilerledikçe
ve AB müktesebatının daha zor alanlarına girdikçe, bu sürecin yoğunlaşması
kesindir.
Başlıkları geçici olarak kapatma kararı, genel olarak, aşağıdaki kriterlere
göre alınmıştır: AB Müktesebatının tam olarak kabul edilmesi, geçiş dönemleri
talep edilmemesi, AB'nin sorularına tatmin edici yanıtlar verilmesi. Ayrıca,
geçici kapatmayı kabul ederken AB, müzakerelerin küresel mahiyeti üzerinde
(her konuda mutabakat sağlanana kadar hiçbir konuda mutabakat sağlanmış
olmaz) ve aday ülkelerin her birinde katılım hazırlıklarında tatmin edici
ilerleme gereği üzerinde ısrar etmiştir. Bu konuda, AB tarafı, her bir
başlık çerçevesindeki ilerlemeyi müzakereler boyunca izleyeceğini ilan
etmiştir.
Bugünkü müzakereler, adayların müzakerelerin geçici olarak kapatılmasına
artan bir önem verdiğini göstermektedir. İlerleme göstermenin politik ivediliğini
vurgulayan bazıları, tüm başlıkların, müzakerelerde bir kez ele alındıktan
sonra, geçici olarak kapatılmasını bile önermektedir. Tesbit edilen zorlukların
bir kenara bırakılması ve daha sonra genel bir müzakere paketi içinde çözüme
bağlanması teklif edilmektedir.
3.2 Başlıkların geçici olarak kapatılması için revize prosedür
Bu deneyim ışığında, Komisyon'un düşüncesi odur ki AB, müzakerelerin
bağıtlanması yönündeki politik baskının katılımların iyi hazırlanması ihtiyacını
gölgede bırakması durumuna direnmelidir. İdeal olarak, müzakereler, adayların
üyelik hazırlıklarına artan bir ivme kazandırmalıdır. Şimdiye kadar olduğu
gibi, hazırlanma ilerleyiş durumuyla doğrudan bağlantılı olmayan başlıkların
geçici olarak kapatılması usulü, ters sonuç verebilir. Bu nedenle, Komisyon
bu usulün yenilenmesini önermektedir.
Komisyon, yeni kabul edilen ve müzakerelerde henüz ele alınmayan AB
Müktesebatının dahil edilmesine imkan vermek için, geçici olarak kapatılan
başlıkların 2000 yılı başından itibaren tekrar açılması gerektiğini ilan
etmiştir. Komisyon, bu fırsatı, müzakereler ve hazırlık süreci arasında
güçlü bir bağ kurmak için kullanmayı teklif etmektedir. Böylece AB, adayların
hazırlıklarının, taahhütleriyle uyumlu olduğundan emin olmadıkça, hiçbir
başlık geçici olarak kapatılmayacaktır. (veya yeniden açıldıktan sonra
bir daha kapatılmayacaktır).
Komisyon, tarama raporları, Avrupa Anlaşmaları, Düzenli Raporlar, Katılım
Ortaklıkları ve Müktesebatın Benimsenmesi için Ulusal Programlar gibi gerekli
bütün izleme araçlarının hazır olduğu kanısındadır. Bunlar etkin bir izleme
sisteminin unsurlarını sağlarlar ve şimdi katılım müzakereleriyle bunlar
arasında bir irtibat kurulmalıdır. AB bir başlığı geçici olarak kapatıp
kapatmamaya karar verirken, izleme sonuçları tam olarak dikkate alınmalıdır.
Ayrıca, Komisyon, geçici olarak kapatılan bir başlığın tekrar açılıp açılmaması
gerektiğini değerlendirmek için, ilerlemeyi taahhütlerle karşılaştıran
Düzenli Raporları kullanmaya niyetlidir.
3.3 Yeni prosedürün avantajları
Müzakere başlıklarının açılması için teklif edilen usülle birlikte,
bu yeni usül şu avantajları getirecektir:
-
Gerçekten sağlanmış olan genel ilerlemenin objektif bir fotoğrafını sunmak.
Bu sonuçta, adayların üyelik hazırlıklarını yoğunlaştırmaları için güçlü
bir özendirici olacaktır. Aynı zamanda, söz konusu ülkelerde reform ve
yardım öncelikleri hakkında objektif bir toplumsal tartışmayı teşvik edecektir.
-
Farklılaştırma ilkesinin tüm aday ülkelere objektif bir esasta uygulanmasına
imkan vermek. Böylece, müzakerelere 2000 yılından itibaren katılanlar için
diğerlerine yetişme olanağı dahil, her ülke kendi durumuna göre ilerleyebilecektir.
Aynı zamanda, bugün orta vadede Kopenhag kriterlerini yerine getirebilecek
durumda olmayan veya hazırlık taahhütlerini yerine getirmede başarısız
olabilecek ülkeler daha yavaş bir tempoda ilerleyecektir.
-
Müzakere ve hazırlık süreci arasında paralellik sağlamak, böylece katılım
anlaşmalarının onaylanmaması riskini azaltmak.
3.4 Geçiş dönemleri
Müzakerelerin içeriğiyle ilgili olarak, 'makul' bir geçiş döneminin
ne olduğu açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu genişleme ile diğer bazı genişlemeler
arasındaki fark, Tek Pazar'ın tamamlanmasını takiben AB'nin sınır kısıtlamaları
olmaksızın işlemesidir. Gündem 2000'de, Komisyon, haklı gerekçelerin bulunduğu
hallerde geçiş dönemleri (fakat istisnalar değil) tanınabileceği ve bunların,
yeni üyelerin kısa bir süre içinde AB ile kademeli olarak bütünleşmesini
temin edeceği görüşünü benimsemişti.
Müzakerelerin başlamış olduğu günümüzde, Komisyon, AB'nin geçiş dönemlerine
ilişkin politikasını daha açık bir şekilde tanımlaması gerektiği görüşündedir.
Bir ayrım yapmanın gerekli olduğunu düşünmektedir. Tek Pazar'ın genişletilmesi
ile bağlantılı konular için, düzenleyici tedbirler hızla uygulanabilir.
Dolayısıyla, geçiş dönemleri az ve kısa olmalıdır. Önemli uyumlulaşmanın
gerekli olduğu ve büyük harcama ve çaba gerektiren Müktesebat konuları
için (örneğin, çevre, enerji, altyapı), adayların, uyumlulaşma çalışmasının
başladığını ve gerekli yatırımlar dahil uyumlulaşma için ayrıntılı ve gerçekçi
planlarda kararlı olduklarını gösterebilmeleri şartıyla, belirli bir süreye
yayılmış geçiş düzenlemeleri öngörülebilir.
4. Hedef tarihler
Müzakerelerin açılması ve yürütülmesi için teklif edilen yaklaşım, aynı
zamanda, münferit aday ülkeler ile müzakerelerin bağıtlanması veya bunların
tam üye olarak katılımı için hedef tarihler belirlenmesine bugünkünden
daha sağlam bir temel sunacaktır. Komisyon, bazı adayların bu türden tarihler
belirlemiş olmasını memnuniyetle karşılamaktadır. Bu durum, aday ülkelerin
kararlılığının açık bir işaretini vermekte ve üyeliğe hazırlanmaları için
bir çerçeve sağlamaktadır. AB'nin, hedef tarihler belirlemesi için, öncelikle,
her adayın hem müzakerelerdeki hem de üyelik hazırlıklarındaki durumuna
ilişkin daha bütünlüklü bir değerlendirmeye sahip olması gereklidir. Ancak
o zaman, hedef tarihlerin, gerçekçi olmalarını ve adayların hazırlık çabaları
ve genişleme sürecinde öngörülen dinamik etkiyi yapmalarını sağlayabilir.
Yukarıda tavsiye edilen farklılaştırılmış yaklaşım, böyle bir değerlendirmeyi
kolaylaştıracaktır.
Bu arada, AB kendini genişlemeye hazırlama taahhüdünü bir kez daha vurgulamalıdır.
AB'yi 2000-2006 döneminde genişletmeyi öngören çalışma hipotezini Berlin
Avrupa Konseyi'nde kabul ederek ve bunun için gerekli bütçe ödeneklerini
ayırarak AB söz konusu taahhüdünü vurgulamıştır. Ayrıca, Köln Avrupa Konseyi'nde,
ilk katılımların gerçekleşmesi öncesinde bir öncelik olarak kendi kurumsal
reformuna girişme niyetini ilan ederek de bunu vurgulamıştır.
Kurumsal reform süreci, genişleme için bir koşul olarak gerekli olan
büyük değişimlerin 2002 yılında yürürlükte olmalarını sağlayacak şekilde
yönlendirilmelidir. Aynı zamanda, Komisyon, en ileri durumdaki adaylarla
müzakerelerin 2002 yılında sonuca bağlanmasını mümkün görmektedir. Buna
göre, ilk katılımlara karar verilmesi için gerekli olan üç koşulun yerine
getirilmesi gerekecektir:
-
malî koşullar
-
kurumsal reform
-
müzakerelerin sonuçlandırılması
Komisyon, Helsinki Avrupa Konseyi'ne, gerekli tüm kriterleri karşılayan
adayların katılımı konusunda 2002 yılından itibaren karar verebilmek için
taahhüt altına girmesini tavsiye etmektedir.
5. Türkiye
Lüksemburg Avrupa Konseyi, Türkiye'nin AB'ye katılım ehliyetini teyit
etmiş ve Türkiye'yi her alanda AB'ye yakınlaştırarak onu katılım için hazırlayacak
bir strateji oluşturulmasının önemini vurgulamıştır. Cardiff Avrupa Konseyi,
ilişkiyi sağlam ve evrimsel bir temelde geliştirmenin platformunu oluşturacak
bir Avrupa stratejisi için Komisyon'un tekliflerini memnuniyetle karşılamıştır.
Bu strateji, Ankara Anlaşması'nın sunduğu imkanların geliştirilmesini,
Gümrük Birliği'nin derinleştirilmesini, malî işbirliğinin uygulanmasını,
mevzuatın Birlik müktesebatına yakınlaştırılmasını ve Türkiye'nin bazı
Topluluk programlarına ve kurumlarına katılmasını içermektedir. Ekim 1998'de,
Komisyon, yıllık 50 milyon Euro tutarında bir malî paketle bu stratejiyi
desteklemek üzere tasarlanmış iki yönetmelik taslağını kabul etmiştir.
Türkiye bir aday ülke olma arzusunu ifade etmiştir ve artık bir aday
ülke olarak kabul edilmelidir. Ancak, müzakerelerin açılabilmesi için önce
politik kriterler yerine getirilmelidir. Bu arada, Türkiye'de reformları
teşvik etmek ve desteklemek için, Avrupa Stratejisi temelinde, şu adımlar
atılmalıdır:
-
insan hakları konusuna özel atıf yapılarak politik diyalogun arttırılması
ve ODGP çerçevesinde benimsenen ortak tavır ve eylemlere katılma imkanının
sağlanması;
-
tüm katılım - öncesi AB malî yardım kaynaklarının tek bir çerçevede eşgüdümünün
sağlanması;
-
bütün Topluluk programlarına ve kurumlarına tam katılım imkanı;
-
Müktesebatın benimsenmesi için bir Ulusal Programla birlikte, bir Katılım
Ortaklığı'nın kabul edilmesi;
-
Katılım Ortaklığı'nın uygulanmasını izlemek üzere, Avrupa Anlaşmaları çerçevesinde
işleyenlere benzer mekanizmaların kurulması ve
Türkiye'nin mevzuat ve uygulamalarını uyumlulaştırmak amacıyla, Müktesebatın
analitik bir incelenmesine yönelik bir sürecin başlatılması.
KAYNAK:
AVRUPA KOMİSYONU TÜRKİYE TEMSİLCİLİĞİ
(8 EYLÜL 2000)
  |