Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
SEZER'İN MESAJI
AVRUPA GÜNÜ SCHUMAN BİLDİRGESİ
AB ANA SAYFA
AB logo Türkiye-AB İlişkileri

AVRUPA GÜNÜ...
Sezer: Türkiye, bir aday ülke olarak AB'nin geleceğinde de sözsahibi olmak durumundadır.
9 Mayıs 2001

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, "Avrupa Günü" dolayısıyla Avrupa Birliği'ne üye ülkeler ve aday ülkelerin büyükelçilerine Çankaya Köşkü'nde yemek verdi. 
Sezer, yemekte yaptığı konuşmada, "Avrupa Birliği üyeliği için Türkiye'nin neleri gerçekleştirmesi gerektiği bilinmektedir. Her iki taraf, gerekli temel hukuksal belgeleri hazırlamış ve birbirlerine sunmuşlardır. Önümüzdeki erek bellidir. Artık duraksamalara ve kuşkulara yer yoktur. Bu konuda başarılı olacağımıza inanmaktayız. Türkiye, altyapısı, nitelikli işgücü, birikimi, deneyimleri, genç nüfusu ve geleneksel hoşgörü anlayışıyla iradesini ortaya koyduğunda her sorunun üstesinden gelecektir. Bu nedenle, Türkiye'nin Avrupa Birliği ailesi içindeki yerini beklenenden de önce alabileceğine inanıyoruz" dedi.
Sezer'in Avrupa Günü dolayısıyla AB üyesi ülkelerin ve aday ülkelerin büyükelçilerine verdiği yemekteki konuşması şöyle:
(9 Mayıs 2001)

Sayın Bakanlar, 

Ekselansları, 

Bugün kutlamakta olduğumuz Avrupa Günü, ülkemizde her geçen gün daha büyük anlam kazanmaktadır. Yüzyıllardan beri Avrupa ile her alanda yoğun ilişki içinde olan ulusumuzun, Avrupa Birliği ailesiyle bütünleşme çabaları, Helsinki Zirvesi kararlarıyla kazandığı yeni ivmeyle son dönemde bambaşka bir canlılık yaşamaktadır. Bu ilişki, artık toplumumuzun tüm bireylerini doğrudan ilgilendirir duruma gelmiştir. 

Avrupa'yla bütünleşme yönünde sürdürülmekte olan çabalar, aslında uzun bir sürecin parçasını oluşturmaktadır. Cumhuriyetimizin kurulmasından çok daha önce ekonomik, siyasal, toplumsal ve hukuksal alanlarda o günün evrensel düzeyini yakalamak için başlatılan etkinliklere, Atatürk'ün önderliğinde bilinçli ve köklü bir içerik verilmiştir. Cumhuriyetimizin kurulmasının ardından her alanda gerçekleştirilen reformların bir sonucu olarak Türkiye, hukuk devleti, insan hakları ve demokrasi gibi uygar dünya tarafından benimsenmiş değerlere sahip çıkarak, uluslararası alandaki seçkin yerini almıştır. 

Bu çerçevede Türkiye, İkinci Dünya Savaşından sonra Batı'nın gerçekleştirdiği tüm uluslararası kuruluşlara taraf olmuş ve oluşan yeni yapının bir üyesi olarak Soğuk Savaş döneminde önemli katkılarda bulunmuştur. Bugün içeriği gittikçe daha fazla anlam kazanan Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz, bu tarihsel süreç içinde değerlendirilmelidir. 

Avrupa Birliği ile yaklaşık kırk yıl önce hukuksal temellerini attığımız ilişkiler, 1999 Helsinki Doruk toplantısı ile yeni bir dönüm noktasına ulaşmıştır. Ancak, bugünkü aşamaya kolay gelinmemiştir. Çeşitli konularda halen duraksamaların, duyarlılıkların bulunduğu da ortadadır. Bu nedenle, Devletimize olduğu kadar, gönüllü kuruluşlarımıza ve toplumumuzun tüm kesimlerine düşen görev, bu ilişkileri ileriye götürmek ve Avrupa Birliği ile aramızdaki karşılıklı güveni sarsılmaz kılmaktır. Bu, bir yönden yurttaşlık görevi durumuna gelmiştir. İstikrarımızı ve ekonomik kalkınmamızın sürekliliğini sağlamak amacıyla izlememiz gereken yolumuz belirlenmiştir. Bu erekten sapmadan, tüm gücümüzle çalışmak zorundayız. 

Soğuk Savaşın sona ermesinden bu yana dünyamız ve özellikle içinde bulunduğumuz coğrafya beklenmedik ölçüde değişmiştir. Yeni ortak değerler ve ülküler ortaya çıkmıştır. Avrupa Birliği kırk yılı aşkın bir süredir yavaş, ancak emin ve kararlı adımlarla, ekonomik, toplumsal ve siyasal alanlar ile şimdi de güvenlik alanında gelişmekte, tarihte benzeri görülmemiş bir bütünleşmeyi barışçı bir biçimde gerçekleştirmektedir. Bir yandan genişlerken, diğer yandan bu genişlemeyi sindirebilecek yeni bir yapılanmaya gitmektedir. Avrupa, tarihinde yeni bir dönüm noktasına ulaşmış bulunmaktadır. 

Türkiye, bir aday ülke olarak artık AB'nin geleceğinde de sözsahibi olmak durumundadır. Avrupa Birliği'nin birkaç yıl sonra düzenleyeceği yapısal reformlara ilişkin Hükümetlerarası Konferansta Türkiye'nin yer almak istemesi doğal karşılanmalıdır. 

Türkiye, Büyük Önder Atatürk'ün 75 yıl önce yönlendirdiği biçimde, ekonomik, toplumsal ve siyasal tüm kurumlarını Avrupa'daki yeni gelişmelerin ışığında çağdaşlaştırmayı sürdürecektir. Durağan olmayan dünyamızda bu çabaların sürekli kılınması gerekmektedir. Dolayısıyla reform çalışmalarımızı tümüyle ileriye yönelik ve daha iyiye sahip olmak için sürdürmek zorundayız. 

Bu nedenle, Avrupa Birliği üyeliği Türkiye için önemli bir fırsat oluşturmaktadır. Türkiye diğer üyelerin sahip olduğu olanaklara erişmek istemekte, bunu Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma ereğinin bir parçası olarak görmektedir. 

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma sürecinin başarıya ulaştırılması yönünde Avrupa Birliği'ne de yükümlülükler düşmektedir. Bunların başında, katılım öncesinde sağlanan desteklerle birlikte diğer aday ülkelere yönelik olarak sergilenen davranışın Türkiye için de geçerli olması gelmektedir. 

Avrupa Birliği üyeliği için Türkiye'nin neleri gerçekleştirmesi gerektiği bilinmektedir. Her iki taraf, gerekli temel hukuksal belgeleri hazırlamış ve birbirlerine sunmuşlardır. Önümüzdeki erek bellidir. Artık duraksamalara ve kuşkulara yer yoktur. Bu konuda başarılı olacağımıza inanmaktayız.

Türkiye, altyapısı, nitelikli işgücü, birikimi, deneyimleri, genç nüfusu ve geleneksel hoşgörü anlayışıyla iradesini ortaya koyduğunda her sorunun üstesinden gelecektir. 

Bu nedenle, Türkiye'nin Avrupa Birliği ailesi içindeki yerini beklenenden de önce alabileceğine inanıyoruz. 

Türkiye'nin evrensel değerleri yakalama yönündeki yürüyüşü bundan böyle de sürecektir. Türkiye, değişen dünya koşullarında, başta hukuk olmak üzere, her alanda gerekli atılımlarını yapmaya, pekiştirmeye ve daha da geliştirmeye kararlıdır. Her ortamda vurguladığımız gibi, Türkiye yalnız Avrupa Birliği istediği için değil, fakat halkının hakettiği beklentilere de yanıt oluşturacağı için bu atılımları gerçekleştirecektir. 

Avrupa Gününü burada Avrupa Birliğinin tam üyesi ülkeler ve Birliğe katılım çabası içinde olan aday ülkeler Büyükelçileriyle birlikte kutlarken, önümüzdeki süreç çerçevesinde artık her günün ortak değerleri içeren bir Avrupa Günü olarak algılanması gerektiğini vurguluyor ve kadehimi bu ortak değerler ve Avrupa'nın gönenç düzeyi daha da yüksek geleceği için kaldırıyorum.
 



KAYNAK: CUMHURBAŞKANLIĞI İNTERNET SİTESİ
(9 MAYIS 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş