Sezer'in Avrupa Günü dolayısıyla AB üyesi ülkelerin
ve aday ülkelerin büyükelçilerine verdiği yemekteki konuşması şöyle:
(9 Mayıs 2001)
Sayın
Bakanlar,
Ekselansları,
Bugün kutlamakta olduğumuz Avrupa Günü, ülkemizde her geçen gün daha
büyük anlam kazanmaktadır. Yüzyıllardan beri Avrupa ile her alanda yoğun
ilişki içinde olan ulusumuzun, Avrupa Birliği ailesiyle bütünleşme çabaları,
Helsinki Zirvesi kararlarıyla kazandığı yeni ivmeyle son dönemde bambaşka
bir canlılık yaşamaktadır. Bu ilişki, artık toplumumuzun tüm bireylerini
doğrudan ilgilendirir duruma gelmiştir.
Avrupa'yla bütünleşme yönünde sürdürülmekte olan çabalar, aslında uzun
bir sürecin parçasını oluşturmaktadır. Cumhuriyetimizin kurulmasından çok
daha önce ekonomik, siyasal, toplumsal ve hukuksal alanlarda o günün evrensel
düzeyini yakalamak için başlatılan etkinliklere, Atatürk'ün önderliğinde
bilinçli ve köklü bir içerik verilmiştir. Cumhuriyetimizin kurulmasının
ardından her alanda gerçekleştirilen reformların bir sonucu olarak Türkiye,
hukuk devleti, insan hakları ve demokrasi gibi uygar dünya tarafından benimsenmiş
değerlere sahip çıkarak, uluslararası alandaki seçkin yerini almıştır.
Bu çerçevede Türkiye, İkinci Dünya Savaşından sonra Batı'nın gerçekleştirdiği
tüm uluslararası kuruluşlara taraf olmuş ve oluşan yeni yapının bir üyesi
olarak Soğuk Savaş döneminde önemli katkılarda bulunmuştur. Bugün içeriği
gittikçe daha fazla anlam kazanan Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz, bu
tarihsel süreç içinde değerlendirilmelidir.
Avrupa Birliği ile yaklaşık kırk yıl önce hukuksal temellerini attığımız
ilişkiler, 1999 Helsinki Doruk toplantısı ile yeni bir dönüm noktasına
ulaşmıştır. Ancak, bugünkü aşamaya kolay gelinmemiştir. Çeşitli konularda
halen duraksamaların, duyarlılıkların bulunduğu da ortadadır. Bu nedenle,
Devletimize olduğu kadar, gönüllü kuruluşlarımıza ve toplumumuzun tüm kesimlerine
düşen görev, bu ilişkileri ileriye götürmek ve Avrupa Birliği ile aramızdaki
karşılıklı güveni sarsılmaz kılmaktır. Bu, bir yönden yurttaşlık görevi
durumuna gelmiştir. İstikrarımızı ve ekonomik kalkınmamızın sürekliliğini
sağlamak amacıyla izlememiz gereken yolumuz belirlenmiştir. Bu erekten
sapmadan, tüm gücümüzle çalışmak zorundayız.
Soğuk Savaşın sona ermesinden bu yana dünyamız ve özellikle içinde bulunduğumuz
coğrafya beklenmedik ölçüde değişmiştir. Yeni ortak değerler ve ülküler
ortaya çıkmıştır. Avrupa Birliği kırk yılı aşkın bir süredir yavaş, ancak
emin ve kararlı adımlarla, ekonomik, toplumsal ve siyasal alanlar ile şimdi
de güvenlik alanında gelişmekte, tarihte benzeri görülmemiş bir bütünleşmeyi
barışçı bir biçimde gerçekleştirmektedir. Bir yandan genişlerken, diğer
yandan bu genişlemeyi sindirebilecek yeni bir yapılanmaya gitmektedir.
Avrupa, tarihinde yeni bir dönüm noktasına ulaşmış bulunmaktadır.
Türkiye, bir aday ülke olarak artık AB'nin geleceğinde de sözsahibi
olmak durumundadır. Avrupa Birliği'nin birkaç yıl sonra düzenleyeceği yapısal
reformlara ilişkin Hükümetlerarası Konferansta Türkiye'nin yer almak istemesi
doğal karşılanmalıdır.
Türkiye, Büyük Önder Atatürk'ün 75 yıl önce yönlendirdiği biçimde, ekonomik,
toplumsal ve siyasal tüm kurumlarını Avrupa'daki yeni gelişmelerin ışığında
çağdaşlaştırmayı sürdürecektir. Durağan olmayan dünyamızda bu çabaların
sürekli kılınması gerekmektedir. Dolayısıyla reform çalışmalarımızı tümüyle
ileriye yönelik ve daha iyiye sahip olmak için sürdürmek zorundayız.
Bu nedenle, Avrupa Birliği üyeliği Türkiye için önemli bir fırsat oluşturmaktadır.
Türkiye diğer üyelerin sahip olduğu olanaklara erişmek istemekte, bunu
Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma ereğinin bir parçası
olarak görmektedir.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma sürecinin başarıya ulaştırılması
yönünde Avrupa Birliği'ne de yükümlülükler düşmektedir. Bunların başında,
katılım öncesinde sağlanan desteklerle birlikte diğer aday ülkelere yönelik
olarak sergilenen davranışın Türkiye için de geçerli olması gelmektedir.
Avrupa Birliği üyeliği için Türkiye'nin neleri gerçekleştirmesi gerektiği
bilinmektedir. Her iki taraf, gerekli temel hukuksal belgeleri hazırlamış
ve birbirlerine sunmuşlardır. Önümüzdeki erek bellidir. Artık duraksamalara
ve kuşkulara yer yoktur. Bu konuda başarılı olacağımıza inanmaktayız.
Türkiye, altyapısı, nitelikli işgücü, birikimi, deneyimleri, genç nüfusu
ve geleneksel hoşgörü anlayışıyla iradesini ortaya koyduğunda her sorunun
üstesinden gelecektir.
Bu nedenle, Türkiye'nin Avrupa Birliği ailesi içindeki yerini beklenenden
de önce alabileceğine inanıyoruz.
Türkiye'nin evrensel değerleri yakalama yönündeki yürüyüşü bundan böyle
de sürecektir. Türkiye, değişen dünya koşullarında, başta hukuk olmak üzere,
her alanda gerekli atılımlarını yapmaya, pekiştirmeye ve daha da geliştirmeye
kararlıdır. Her ortamda vurguladığımız gibi, Türkiye yalnız Avrupa Birliği
istediği için değil, fakat halkının hakettiği beklentilere de yanıt oluşturacağı
için bu atılımları gerçekleştirecektir.
Avrupa Gününü burada Avrupa Birliğinin tam üyesi ülkeler ve Birliğe
katılım çabası içinde olan aday ülkeler Büyükelçileriyle birlikte kutlarken,
önümüzdeki süreç çerçevesinde artık her günün ortak değerleri içeren bir
Avrupa Günü olarak algılanması gerektiğini vurguluyor ve kadehimi bu ortak
değerler ve Avrupa'nın gönenç düzeyi daha da yüksek geleceği için kaldırıyorum.
|