Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül'ün TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma şöyle:
(1 Temmuz 2003)
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Avrupa Birliğine üyelik
sürecimizde önemli ve kritik bir adım oluşturan Avrupa Birliği müktesebatının
üstlenilmesine ilişkin yeni ve gözden geçirilmiş Ulusal Programı sizlerle
paylaşmak için huzurlarınızdayım; hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, sizin ofislerinize, hepinize Ulusal Programın özetini
gönderdik. Bu programın tamamı 877 sayfadır, arzu eden arkadaşlara tamamını
da verebiliriz; ama, eminim ki, özetini gönderdiğimiz programa şöyle göz
attıysanız, siyasî konuları, ekonomik konuları, malî konuları, bütün bunları
içeren geniş, tafsilatlı bir programdır. Hükümetimizin tavrı, bu programı
bütün milletimizin görüşüne sunmak, tartışmaya açmak, siyasî partilerimizle
paylaşmak ve daha sonra da, hükümet kararı şeklinde Resmî Gazetede yayımlanmak
suretiyle devreye sokmaktır.
Avrupa Birliği söz konusu olduğunda, bütün bu konuların tartışılmasını,
hükümet olarak, gerçekten, samimî olarak istiyoruz; çünkü, Avrupa Birliği,
herhangi bir organizasyon veya teşkilata benzememektedir. Türkiye’nin Avrupa
Birliğiyle ilişkisi, Türkiye’nin Avrupa Birliğine girişi, Türkiye’nin OECD,
Türkiye’nin NATO veya Türkiye’nin İslam Konferansı Teşkilatıyla ilişkileri
gibi bir ilişki değildir. Avrupa Birliği büyük bir toplumdur. Türkiye 70
000 000’luk büyük bir toplumdur. Türkiye’nin Avrupa Birliğine girişi 70
000 000’un, büyük bir toplumun başka büyük bir toplumla buluşması ve beraber
hale gelmesidir. Dolayısıyla, hayatımızı yakından ilgilendiren, kurumlarımızı
yakından ilgilendiren büyük bir entegrasyondur. O açıdan, getirdiği sorumluluklar
vardır, getirdiği görevler de vardır; getirdiği avantajlar vardır, bunlar
karşısında Türkiye’nin yapması gerekenler de vardır. Bu açından, herkesin
yakinen bilmesi, detaylarını öğrenmesi gereken bir olaydır. Cumhuriyetin
kuruluşundan sonra belki de en büyük projedir bu. O açıdan, bu meseleyi
sadece hükümet olarak götürme niyetinde değiliz. Bu meseleyi bütün siyasî
partiler, sivil toplum örgütleri, aydınlar, entelektüeller, halk ve sendikalar
herkes ne olup ne bittiğini bu konuda bilsin istiyoruz. Bu açıdan, Ulusal
Program, sizin bilgilerinize sunulmuştur. Bu açıdan, bugün, burada, bir
tartışma açıyoruz ve herkesin görüşlerini almak istiyoruz.
Değerli arkadaşlar, Türkiye, 1999 Helsinki Zirvesiyle Avrupa Birliğine
gerçekten aday olmuştur. Helsinki’de Türkiye’nin adaylığı kabul edildikten
sonra, Türkiye’nin adaylığını daha da meşrulaştıran ve gerçekten, sanal
bir adaylıktan gerçek bir adaylığa getiren noktada katılım ortaklığı belgesinin
hazırlanması, malî meseleleri içeren çerçeve anlaşmasının imzalanması ve
2001 yılında Türkiye’nin Ulusal Programı yayımlamasıyla olmuştur. Katılım
ortaklığı belgesi, Avrupa Birliği tarafından hazırlanmıştır. Türkiye’nin
siyasî olarak, ekonomik olarak neler yapması gerektiğini ortaya koymuştur.
Ulusal Program, bizim, Türkiye olarak neler yapmamız gerekiyor, belli bir
zaman süreci içerisinde ne yapacağız, 2003 yılında ne yapacağız, 2004’te
ne yapacağız, kısa, orta ve uzun vadede ne yapacağız; bunları içeren bir
düzenlemedir; bugün çok kullanılan anlamıyla, bir nevi yol haritasıdır,
yani, Türkiye’yi Avrupa Birliğine tam üye yapacak bir yol haritasıdır.
Burada, kısa vadeli olarak, 2003 ve 2004 yılları içerisinde yapacaklarımızı,
orta vadeli olarak da, 2005 yılı içerisinde yapacaklarımız ortaya koymuş
durumdayız.
Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizdeki temel belgelerden biri olan 2001
Ulusal Programıyla, Kopenhag Siyasî Kriterleri bağlamında, bugüne kadar,
gerçekleştirilen anayasa değişikliklerini bizden önceki hükümet yapmıştır;
reform paketlerini, üç reform paketini bizden önceki hükümet yapmıştır,
dördüncü, beşinci ve altıncı reform paketlerini bugünkü hükümet ve bu Meclis
yapmıştır. Dolayısıyla, bütün bunların dayanağı, mesnedi, 2001 yılında
yayımladığımız Ulusal Program olmuştur. Şimdi, yeni bir Ulusal Program
çıkarıyoruz, gözden geçirilmiş bir Ulusal Program çıkarıyoruz. Bu programda
da, 2003 ve 2004 yılları içerisinde yapacaklarımızı ortaya koyuyoruz.
Şunu da unutmamak gerekir; söz konusu reform çalışmalarına, daimî bir
süreç olduğu cihetle, katılım müzakereleri sırasında da devam edilecektir.
Yani, reformların “biz şunu yaptık, bitti” anlayışı içerisinde olmaması
gerekir; bu, bir süreçtir. Dediğim gibi, kısa süre içerisinde yapacaklarımız
var, orta vadede yapacaklarımız, uzun vadede yapacaklarımız var. Avrupa
Birliğine yaklaşımımız, eğer “bize bazı şeyler empoze ediliyor, biz bunları
yaparız ve burada kalırız” anlayışı içerisinde olursa, bu mantalite, aslında,
Avrupa Birliği mantalitesine uygun bir anlayış değildir. Biz -defalarca
söylediğimiz gibi- kendi halkımız, kendi milletimiz, kendi ülkemiz, daha
demokratik, daha özgür, daha kalkınmış, ekonomik ilişkileri daha şeffaf,
malî ilişkiler daha şeffaf, hesap verilebilirliğin olduğu bir ülke olsun
diye uğraşıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bütün bunlar, Avrupa
Birliği kriterleriyle de paralellik arz etmektedir. Dolayısıyla, bu reformları
bir zorlamayla, bir baskıyla yapıyor değiliz; bunu açıkça söylüyorum, biz
bunları gönüllü olarak, arzu ederek, kendi halkımız hak ettiği için yapıyoruz.
Bu anlayış içerisinde hareket eden bir hükümet, bu anlayış içerisinde hareket
eden bir Türkiye Büyük Millet Meclisi, muhakkak ki, Türkiye’yi, gerçekten
hak ettiği yere getirecektir. Bunun sonunda -burada açık konuşmak gerekir,
Avrupa Birliği söz konusu olsun olmasın- bunların hepsinden Türkiye kazanacaktır,
Türk Halkı kazanacaktır; o bakımdan yaptıklarımızda kararlıyız.
Değerli arkadaşlar, malumunuz olduğu üzere, 12-13 Aralık 2002 tarihlerinde
Danimarka’nın dönem başkanlığını yaptığı Kopenhag Zirvesinde yeni bir aşamaya
gelinmiştir. Nedir; orada alınan karar şudur: “2004 yılının sonunda, eğer
ilerleme raporları olumlu çıkarsa, Türkiye ile müzakerelere vakit geçirilmeden
başlanacak denilmiştir.” Bu, Helsinki’den sonra atılan en önemli adım olmuştur.
Kopenhag Zirvesinde başka bir karar daha alınmıştır: “Katılım Ortaklığı
Belgesi, Ulusal Program tekrar gözden geçirilsin, gümrük birliğiyle ilgili
olup bitenler gözden geçirilsin, aksayan yönler varsa bunlar düzeltilsin
ve Türkiye’ye yapılan malî yardım artırılsın” denilmiştir. İşte, bu çerçeve
içerisinde, yeniden Katılım Ortaklığı Belgesi, 15 Nisan 2003 tarihinde
Avrupa Birliğinde yapılan toplantılar neticesinde ortaya çıkmıştır. Buna
karşılık da, biz, şimdi, 2003 yılında, gözden geçirilmiş bir Ulusal Program
çıkarıyoruz. Bunun aslı, 2001 yılındaki Ulusal Programdır; ama, bunu, değişen
şartlara göre tekrar gözden geçiriyoruz. Bunun içerisinde yeni bir şey
yoktur. En genişi, 2001’deki Ulusal Programdır; ama, bu süre içerisinde
Türkiye’nin yaptığı, çözdüğü birçok problem vardır; bunlar, tabiî, bunun
dışında olacaktır.
Değerli arkadaşlar, şimdi, biz, gözden geçirilmiş olan bu Ulusal Programı,
sizin de tenkitlerinizi, önerilerinizi, siyasî partilerimizin önerilerini,
sivil toplum örgütlerinin önerilerini dikkate alarak tam olgunlaştıracağız,
daha sonra da Bakanlar Kurulu kararı haline gelecek, Resmî Gazetede yayımlanacak
ve komisyona vereceğiz.
Bu program, aynı zamanda, 2004 sonunda üyelik müzakerelerinin başlamasını
hedefleyen bir siyasî taahhüt niteliği de taşıyacaktır. Programın bizi
tam üyelik hedefine götürebilmesi için, Katılım Ortaklığı Belgesindeki
beklentileri karşılayacak ve bunları tamamlayacak bir nitelikte olması
gerekmektedir. Bunlar nedir; bunlar Avrupa Birliği standartlarıdır; yani,
biz, bu programla göstermek istiyoruz ki, Türkiye, 2004 yılının sonunda,
herhangi bir Avrupa Birliği ülkesindeki siyasî kriterleri tamamlamıştır.
Türkiye’nin bundan sonra yapacağı şeyler, müzakere süresi içerisinde yapacağı
konulardır; ama, temel bütün prensipleri yerine getirmiştir demek istiyoruz.
Bu beklentilerin karşılanmasında göstereceğimiz performans, Türkiye’nin,
2004 yılı sonunda, Avrupa Birliğiyle tam üyelik müzakerelerine başlayıp
başlamamasını tayin edecektir. Bu husus, özellikle siyasî kriterler açısından
geçerlidir; zira, siyasî kriterler karşılanmadan müzakerelere başlama imkânı
yoktur. Ekonomik kriterler genellikle Maastricht kriterlerini ihtiva ettiği
için, bunlar, müzakere süresi içerisinde yerine getirilebilecek hususlardır;
ama, siyasî kriterler müzakereye başlamanın bir şartıdır; Ulusal Programla
da, biz, bunları taahhüt edeceğiz; diyeceğiz ki, evet, 2004’ün sonunda
Türkiye hazırdır.
2003 Ulusal Programı, bir öncekinde olduğu gibi, tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızın
çabaları ve katkılarıyla hazırlanmıştır. Programı bu hale getirirken, Avrupa
Birliği Genel Sekreterliğinden, devletimizin bütün organlarından, bütün
kurumlarından, sivil-asker ayırımı yapmadan, hepsinden görüşler alınmıştır.
Bu görüşler derlenmiştir, toparlanmıştır ve huzurunuza bu şekilde çıkılmıştır.
Bu süreç içinde sivil toplum örgütlerinin görüşlerinden de azamî ölçüde
yararlanılmasına özen gösterilmiştir; dolayısıyla, program, teknik veçhesiyle
geniş bir mutabakat zeminine sahip bulunmaktadır. Hükümet olarak, Avrupa
Birliğine üyelik hedefine, ancak tüm kurumlarımızın katkısı, özverisi,
çalışması ve toplumumuzun desteğiyle ulaşabileceğimizin bilinci içerisindeyiz.
Ulusal Programın siyasî kriterlere ilişkin bölümünü oluştururken, hükümet
programında ifadesini bulan insan hakları ve hukukun üstünlüğüne dayalı,
çoğulcu, katılımcı, demokratik yapımızın güçlendirilmesi, ülkemizin birlik,
bütünlük ve üniter yapısı içinde temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi,
işkence ve kötü muameleye hoşgörü gösterilmemesi, sivil toplum örgütlerinin
güçlendirilmesi gibi temel hedefler esas alınmıştır. Ulusal Programımız,
adalet, içişleri, tarım, ulaştırma, çevre, sağlık, çalışma hayatı ve sosyal
güvenlik gibi toplumsal hayatın her alanında uyum faaliyetlerinin yoğun
olarak sürdürülmesini öngörmektedir. Bunun için 93 tane yeni kanun çıkaracağız,
61 tane kanunda değişiklik yapacağız, 391 tane idarî düzenleme yapacağız,
84 tane de, daha önce yapılan idarî düzenlemelerde değişiklik yapacağız.
Görüldüğü gibi, kanunlarımızı, mevzuatımızı Avrupa Birliği mevzuatına paralel
hale getirmek için büyük bir çaba sarf edilmektedir. Bu uyum çalışmaları,
Avrupa Birliğine tam üyeliğin de ötesinde, Türkiye’yi, dünya platformunda
daha güçlü, etkin ve saygın bir konuma getirme amacına yöneliktir.
Değerli arkadaşlar, demin söylediğim gibi, sonunda Avrupa Birliği söz
konusu olmasa bile, Türkiye, büyük şeyler kazanacaktır ve dünyada gerçekten
en iyi yere gelecektir. Türkiye’nin çağdaşlaşma ve kalkınma yolundaki son
büyük atılımı, Avrupa Birliğine üyeliği yolunda attığı büyük adımdır. Avrupa
Birliği üyeliğine giden yolun zorlukları ve atılması gereken adımların
önemi ise açıktır. Bu cesur adımları atan Türkiye, dünyanın en ileri ülkeleriyle
rekabet gücünü sağlayabilecek ve küreselleşme olgusunda hak ettiği yere
de kavuşacaktır.
2003 Ulusal Programının ortaya çıkarılması, hükümetimizin önemli bir
icraatı niteliğindedir; ancak, Programın uygulanması ve hayata geçirilmesi
de aynı derecede önem taşımaktadır. Ülkemizde gerçekleştirilen devrim niteliğindeki
anayasal ve yasal reformlar uluslararası platformlarda takdirle karşılanmakla
birlikte, bu reformların uygulamada günlük hayata tam olarak yansıtılmamasının
da sık sık eleştiri konusu olduğu görülmektedir.
Aslında, dışarıdan gelecek eleştirilerden önce, içeriden gelen eleştiriler
daha önemlidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, kanunları çıkardıktan sonra,
bu kanunlar kesinlikle uygulanacaktır. Bu kanunların uygulanmasında zaman
zaman alışkanlıkların bir etkisi olabilir; ama, eğer, kanunların uygulanmasında
bilinçli bir direniş söz konusu olursa, o zaman, kanunların, şüphesiz ki,
yaptırım gücü devreye girecektir. O açıdan, değerli arkadaşlar, 2003 yılında
biz çıkarmamız gereken bütün kanunları çıkarmayı hedefledik; 2004 yılında
da bunların uygulandığını hep beraber göstereceğiz, ki Ulusal Programda
da bunları taahhüt ediyoruz.
Bu nedenle, hükümetimizin, Yüce Meclisimizle işbirliği halinde gerekli
uyum paketlerini bu yasama döneminin ilk yılı içerisinde, yani, diğer bir
deyimle, Meclis tatile girmeden çıkarması zorunluluk arz etmektedir. Bu
konuda hükümetimizin ve Parlamentonun iradesi gayet açıktır. Bunun içindir
ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Temmuzda değil, 1 Ağustosta tatile girecektir,
bu büyük projenin farkında olduğu için. Daha uzun vadede çıkarılması gereken
temel yasalar arasında yeni Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu,
Basın Kanunu, Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri
Kanunu, RTÜK Kanunu, Askerî Ceza Kanunu ve Kadının Statüsü ve Sorunları
Genel Müdürlüğü Teşkilat Yasası gibi kapsamlı mevzuat da bulunmaktadır.
Ayrıca, tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızın da kendi yetki ve sorumluluk
alanlarına giren konularda 2001 Ulusal Programının hedeflerine uygun olarak
hazırladıkları ve 2003 Programında da teyit ettikleri eylem planlarını
hayata geçirmek için önemli tedbirler alınacaktır.
Programda, kısa vadeden kastedilen 2003 ve 2004, orta vadede öngörülen
ise 2005 yılı sonudur. Avrupa Birliğiyle tam üyelik müzakerelerine bir
an önce başlanabilmesi için, kısa vadede gerçekleştirileceği sözü verilen
taahhütlerimize ilişkin çalışmaların da bu çerçevede yönlendirilmesi zaruridir.
Değerli arkadaşlar, yeni Ulusal Programın siyasî kriterler bölümünün
2001’den beri gerçekleştirilen reformların özetlendiği girişinde “hükümet,
aşağıdaki başlıklar altında sıralanan yasal düzenlemeleri Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 22 nci Yasama Dönemi 1 inci Yasama Yılı içinde tamamlamaya
kararlıdır. Yapılan tüm reformların, eşzamanlı olarak, lafzıyla ve ruhuyla
uygulamadaki etkisinin, ilke olarak, Haziran 2004’e kadar görüleceği konusunda
hükümetin iradesi tamdır” beyanı yer almaktadır.
Siyasî kriterler bölümünde, aşağıdaki başlıklar altında yer verilen
taahhütlerde bulunmaktayız.
Düşünce ve ifade özgürlüğü başlığı altında, bu özgürlüklerin, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi 10 uncu maddesi çerçevesindeki toprak bütünlüğü
ve ulusal güvenliğin korunmasını da öngören ölçütler ile laik ve demokratik
cumhuriyeti, üniter devlet yapısını ve millî birliği koruma kriterleri
temelinde bir yandan genişletilmesi, diğer yandan da sürdürülmesi öngörülmektedir.
Dernek kurma özgürlüğü, barışçı toplantı hakkı ve sivil toplum başlığı
altında, sivil toplumun güçlenmesinin ve demokratik hayata katılımının
desteklenmesi, bu alanda gerçekleştirilmiş reformlarının etkili biçimde
uygulanması ve ilgili mevzuatın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin lafzına
ve ruhuna uygunluk açısından gözden geçirilmesine devam edilmesi öngörülmektedir.
İşkence ve kötü muamelenin önlenmesi başlığı altında, işkence ve kötü
muameleye sıfır tolerans verdiğimizi açık açık yazmaktayız.
Kamu görevlilerinin insan hakları konusunda eğitimleri başlığı altında,
yine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemeleri
İçtihadı ve Avrupa Birliği hukuku konusunda sürmekte olan eğitim programlarının
devam edeceğini vurgulamaktayız.
Yargının işlevselliği ve verimliliği başlığı altında, adalet hizmetlerinin
modern toplumun gereklerine uygun şekilde etkili hale getirilmesinin önemi
vurgulanarak, yargı reformunun, demokratikleşme sürecinin temelini oluşturmakta
olduğu kaydedilmektedir.
Cezaevleri, tutukevleri ve nezarethane koşulları başlığı altındaki bölümde
ise, ceza infaz hâkimliği kurumu ve cezaevleri izleme kurullarının etkin
çalışmalarının sürdürülmesi, cezaların infazına ilişkin mevzuatın gözden
geçirilmesine devam edileceği hususlarına yer verilmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Mikrofonu açıyorum; buyurun Sayın Bakan.
DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Başka bir başlık ise, tüm bireylerin, ayırım yapılmaksızın, tüm temel
hak ve özgürlüklerinden tam olarak yararlandırılmalarıdır. Bu başlık altında
da, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9 uncu maddesinin titizlikle korunacağı
ve hiçbir ayırım yapmadan, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, fertlerin,
temel hak ve özgürlüklerden tam olarak yararlanmaları işlenmektedir.
Yürütmenin işlevselliği başlığı altında, Millî Güvenlik Kurulunun ve
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin fonksiyonlarının, Anayasa ve
ilgili yasa değişiklikleriyle, yeniden tanımlanan danışma organı niteliğiyle
uyumlaştırılması öngörülmektedir.
Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye ek
6 numaralı protokolün sonuçlandırılması, 13 numaralı protokolün ise imzalanması
da, siyasî kriterlerin altında öngörülmektedir.
Değerli arkadaşlar, bu noktada, bir şeyin daha altını çizmek istiyorum:
Türkiye, uzun yıllardan beri imzaladığı bazı Birleşmiş Milletler sözleşmelerini,
hükümetler tarafından da onaylanmasına rağmen, Türkiye Büyük Millet Meclisine
getirip, onaylatmamıştı. Geçen hafta içerisinde bu sözleşmeleri Türkiye
Büyük Millet Meclisine getirdik ve bunlar, sizlerin takdiriyle de onaylanmıştır.
Bu konularla ilgili tereddüde gerek yoktur. Gerekli çekinceler söz konusuysa,
bunlar, zaten konulmuştur; ama, burada ilginç olan şudur: Şimdiye kadar
bu sözleşmeleri meclislerinden geçirmeyen ülkelerin isimlerini burada sizlere
sayarsam, Türkiye’nin o ülkelerin arasında bulunmasını istemezdiniz; o
bakımdan, yaptığımız şey doğru olmuştur. Bütün bunlar, Türkiye’yi Avrupa
Birliğine götüren yolda mesafe aldırmıştır.
Yeni Ulusal Programın “ekonomik kriterler” ve “üyelik hükümlülüklerini
üstlenebilme yeteneği” bölümlerinde yer alan önemli tedbirleri şu şekilde
özetleyebilirim: Siyasî kriterlerden sonra ekonomik kriterler ve malî kriterler
vardır ki, bunlar, aslında, çok yer tutmaktadır. 800 sayfalık programın
büyük bir kısmı, ekonomik, malî, finans, sosyal konularla ilgilidir.
Ekonomik kriterlerde vurgulanan hususlar, kısa vadede enflasyonla mücadele
ve yapısal reform programının uygulanması ve bu programın tamamlayıcı niteliğindeki
tarım reformu, malî sektör reformu, sosyal güvenlik reformu gibi yapısal
reformlara devam edilmesi, orta vadede ise tamamlanmasıdır. Bu bölümde
ilk defa değinilen hususlar ise, kısa vadede kapsamlı bir kamu yönetimi
reformunun uygulamaya konulması -ki, bunu, önümüzdeki günlerde huzurunuza
getireceğiz- düzenleyici kurumların bağımsızlıklarının uluslararası normlara
uygun bir şekilde korunarak şeffaflık ve hesap verilebilirliğin artırılması
ve doğrudan yabancı yatırım girişinin kolaylaştırılması ve teşvik edilmesidir.
“Malların serbest dolaşımı” başlığı altında, kısa vadede Türkiye’nin
Avrupa Birliğinin teknik mevzuatına uyumunu tamamlaması, orta vadede ise
uygulama için gerekli tüm altyapının tamamlanması öngörülmektedir.
“Kişilerin serbest dolaşımı” başlığı altında, meslekî niteliklerin karşılıklı
tanınması konusundaki AB mevzuatının tüm Türk mevzuatına kazandırılması
öngörülmektedir.
Hizmet sunumu serbestisi alanında, kısa vadede Türk mevzuatındaki potansiyel
engellerin belirlenmesi çalışmaları sürdürülerek, orta vadede ise, özel
kanunlarla düzenlenmiş olan ve mesleğin icrasında “Türk Vatandaşlığı” şartı
içeren hükümler “Avrupa Birliği üye devlet vatandaşları için karşılıklılık”
ilkesi çerçevesinde, bazı meslek gruplarında tam üyeliğe kadar, bazı meslek
gruplarında ise tam üyelikten sonra kaldırılacağı söylenmiştir.
“Sermayenin serbest dolaşımı” bölümünde konuyla ilgili tafsilat verilmiş;
rekabet ve devlet yardımları alanında, kısa vadede, Avrupa Birliğinin bu
alandaki mevzuatına uyum çalışmalarına devam edileceği ifade edilmiştir.
“Tarım” başlığı altında, tarım konusunda yapılacak reformlar detaylı
bir şekilde anlatılmış; taşımacılık alanında yapılacak değişiklikler anlatılmış.
“Vergilendirme” başlığı altında, Avrupa Birliğinin dolaylı vergiler
ve kurumlar vergisi mevzuatına uyum tarihinin müzakere sürecinde belirleneceği
hükme bağlanmıştır.
“Ekonomik ve parasal birlik” alanında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının
tam bağımsızlığının üyeliğin hemen öncesinde sağlanacağı ve Merkez Bankasının,
Avrupa merkez bankaları sistemi içinde yer almasına yönelik hazırlık çalışmalarının
üyelikle birlikte tamamlanacağı belirtilmiştir.
“Sosyal politikalar ve istihdam” başlığı altında, Türk iş hukukunun
gözden geçirileceği vurgulanmıştır.
Enerji konusunda yapacağımız değişiklikler ve özellikle altyapı konularında
yapılacak mevzuatlar anlatılmıştır.
Sanayi alanında, ülkemizin sanayi politikasını ortaya koyan Türkiye
sanayi politikası dokümanının uygulanacağı belirtilmiştir.
“Küçük ve orta büyüklükteki işletmeler (KOBİ)” başlığı altında ise,
KOBİ strateji ve eylem planının uygulanacağı anlatılmıştır. Devlet Planlama
Teşkilatı ve Sanayi Bakanlığımız tarafından bunlar hep detaylandırılmıştır.
Bilim ve araştırma faaliyetleri alanında yapacaklarımız; eğitim, öğretim
ve gençlik konusunda yapacaklarımız...
Bölgesel politika alanında bölgesel kalkınma planları yapılacaktır ve
Devlet Planlama Teşkilatı bu konu üzerinde çalışmaktadır. Bunlarla ilgili
ulusal kalkınma planı ve bölgesel kalkınma stratejisi hazırlıkları hakkında
bilgiler verilmiştir.
Değerli arkadaşlar “çevre” başlığı altında, “adalet ve içişleri” başlığı
altında “malî mevzuat konuları” “malî ve bütçe işleri” başlıkları altında
yapacağımız mevzuat değişiklikleri geniş bir şekilde burada işlenmiştir.
Bunlarla ilgili yapacağımız kanun değişiklikleri vardır, mevzuatlarda değişiklikler
vardır. Bunlar ayrı ayrı yazılmıştır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, Ulusal Program -ifade ettiğim gibi-
siyasî nitelikleri kadar, ekonomik, sosyal ve kurumsal içeriğiyle sürmekte
olan uyum çalışmalarının yoğunlaştırılmasını ve hayata geçirilmesini içermektedir.
Bu süreç, aynı zamanda, vatandaşlarımızın daha sağlıklı, nitelikli ve yüksek
bir hayat düzeyine kavuşturulması ve bölgesel dengesizliklerin giderilmesi
hedeflerini de kapsamaktadır. Hükümetimiz, bu amaçlara, en kısa sürede,
ulaşma azmiyle, gereken tüm uyum yasalarını süratle hayata geçirmeyi amaçlamaktadır.
Bizim isteğimiz, düzgün ve etkin işleyen, fonksiyonel bir yönetim ve
güçlü bir devlettir. Kuralları ve kurumlarıyla yerleşmiş demokrasidir.
İyi işleyen, rekabet gücüne sahip, tüm bireylere açık, tüm bireylere fırsat
eşitliği sunan ekonomidir. Bizim isteğimiz, çağdaş hak ve özgürlükler düzenidir.
Cumhuriyeti ayakta tutacak olan, Türk Devletini birtakım tehdit ve tehlikelere
karşı gerçek anlamıyla koruyacak olan, bize göre, milletin hak ve hürriyetlerini
esas olan demokratik hukuk devleti düzeninin en iyi şekilde yerleştirilmesidir.
Demokrasi, özgürlükler ve ekonominin tüm alanlarında dünyanın en ileri
ülkeleri düzeyine ulaşmanın, Türkiye’ye vereceği hiçbir zarar olamaz. Tam
tersine, Türkiye’ye zarar verecek olan, bu sürecin dışında kalmaktır. Avrupayla
bütünleşmek, Türkiye’yi kalkındıracak, geliştirecek ve zenginleştirecektir.
Toplumun her kesimi, bu iyiye gidişten faydalanacaktır.
Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği ile ortaklık ilişkilerimizde geri
dönülmez bir noktada bulunduğumuz bir dönemde, Türkiye, tüm dikkatini,
tüm enerjisini, tüm dinamizmini geleceğe yönlendirmek zorundadır. Bizim
gelecek kuşaklara olan sorumluluğumuz da budur.
Bu bilinç içerisinde kısa süre içerisinde yapacağımız çok şey vardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi tatile girmeden önce çıkaracağımız kanunlar,
bize siyasî kriterleri tamamladığımızı gösterecektir. Gelecek sene ise,
bunların uygulandığını göstereceğiz.
Kritik süreç şundan kritiktir: 2004 yılında Avrupa Parlamentosunda genel
seçimler yapılacaktır. Bu seçimlerden sonra milletvekilleri değişecek,
komisyonlar değişecek, birçok yeni kişi gelecektir. Bunlar ise, Türkiye’yle
olan ilişkilerinde âdeta sıfırdan başlayacaklardır. O bakımdan biz, 2003
yılında mevzuatları tamamlayıp, 2004 yılında da mutabakata varıp, 2004
yılı sonunda müzakerelere başlamak istiyoruz. Müzakerelere başladıktan
sonra müzakere sürecinin ne kadar süreceği kesin olarak söylenemez; ama,
tahminen bunun 2010-2001 yılına kadar uzaması muhtemeldir. Bu, tabiî, Türkiye’nin
göstereceği performansa bağlıdır. Bazen büyük ülkelerin kendileri de süreci
uzatabilirler. O açıdan, Türkiye büyük bir entegrasyon projesiyle karşı
karşıyadır. Bu büyük projenin gerçekleşmesiyle ilgili en kritik dönem de,
önümüzdeki birkaç aylık süreçtir.
Eminim ki, hükümetimiz gibi bütün halkımız da bunun bilincindedir, Türkiye
Büyük Millet Meclisi bunun bilincindedir ve bu konuda yapacağımız her şeyi
elbirliği içerisinde yapmaya devam edeceğimize inanıyorum. Ulusal Programın
halkımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.
|