"AB Müktesebatının Üstlenilmesine
İlişkin Türkiye Ulusal Programı" (UP) "Ekonomik Kriterler" bölümü şöyle:
AB MÜKTESEBATININ ÜSTLENİLMESİNE
İLİŞKİN
TÜRKİYE ULUSAL PROGRAMI
III- EKONOMİK KRİTERLER
1- EKONOMİ POLİTİKASININ ÖNCELİKLERİ
Ekonomi politikasının temel amacı toplumun refah seviyesinin yükseltilmesidir.
Bu amaca yönelik olarak, öncelikle makroekonomik istikrarın sağlanması
ve böylece sosyal politika uygulama imkanlarının geliştirilmesi hedeflenmektedir.
Bu kapsamda, Türkiye’nin makroekonomik politikalarının temel öncelikleri;
ekonomide sürdürülebilir bir büyüme ortamını tesis etmek, enflasyonu kalıcı
bir şekilde düşürmek, kamu açıklarının ve kamu borç stokunun Gayri Safi
Yurtiçi Hasılaya (GSYİH) oranını AB üye ülkeleri ortalamalarına yaklaştırmaktır.
AB’ye üyelik sürecinde Kopenhag kriterlerine uyum sağlama ve Maastricht
kriterlerine yakınsanma, ekonomi politikalarının belirlenmesinde temel
perspektifi oluşturmaktadır. Piyasa ekonomisinin güçlendirilmesi ve ekonominin
rekabet gücünün artırılması öncelikli hedeflerdir. Bu bağlamda, özelleştirme
yoluyla devletin ekonomideki ağırlığının azaltılması, piyasa düzenleme
işlevinin bağımsız düzenleyici kurumlara devredilmesi, özel girişimciliğin
güçlendirilmesi ve serbest piyasa işleyişini olumsuz etkileyen hukuki engel
ve iktisadi belirsizliklerin giderilmesi özel bir önem taşımaktadır. Bu
çerçevede, yatırım ortamının hem hukuki hem de iktisadi açıdan iyileştirilmesi,
sermaye hareketlerinin tam serbestleştirilmesi ve yabancı sermaye yatırımlarının
teşvik edilmesi doğrultusunda atılan adımlar sürdürülecektir. Ayrıca, mali
sektör reformuna, kamunun tekel konumunda olduğu sektörlerin rekabete açılması
çabalarına ve özelleştirme programının uygulanmasına devam edilecektir.
Ekonomi politikasının önemli bir amacı da, Türkiye ve AB arasındaki gelişmişlik
farkını azaltmak olacaktır.
Makroekonomik politikaların belirlenmesi ve uygulanması sürecinde AB
ile diyalogun güçlendirilmesine önem verilecektir. Bu kapsamda, Katılım
Öncesi Mali İzleme Prosedürü çerçevesinde, kamu borçları, bütçe açıkları,
GSYİH büyüklükleri ve diğer verileri içeren Mali Bildirim ve Avrupa Birliği
üyeliği için gerekli ekonomik reformları ve üyelik sonrası Ekonomik ve
Parasal Birliğe katılmaya yönelik olarak oluşturulacak ekonomi politikalarını
içeren Katılım Öncesi Ekonomik Program çalışmalarına, ilgili kurum ve kuruluşlar
ile etkin koordinasyon içinde devam edilecek ve çalışmalar her yıl güncelleştirilerek
AB’ye iletilecektir. Aynı zamanda, AB ile diyalogun güçlendirilmesine yönelik
yeni diyalog kanallarının oluşturulması da üzerinde durulan öncelikler
arasındadır.
Diğer taraftan, 2002-2004 dönemini kapsayan ve Uluslararası Para Fonu
(IMF) ve Dünya Bankası ile birlikte yürütülen ekonomik reform programı
güçlendirilerek kararlı bir şekilde uygulanmaya devam edilecektir. Bu programda
öngörülen politikalar, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001-2005),
Ulusal Program ve Katılım Öncesi Ekonomik Program ile uyumlu olup, Türkiye’nin
AB üyeliği sürecinde gerekli dönüşümlerin gerçekleştirilmesine katkıda
bulunacaktır.
Maliye politikasının temel amaçları, kamu açıklarını kalıcı bir biçimde
azaltarak işlevsel bir bütçe yapısına ulaşmak, kamu borç stokunu sürdürülebilir
bir düzeye indirmek ve böylece sürdürülebilir bir büyüme ortamının oluşmasına
katkıda bulunmak ve enflasyonla mücadeleyi desteklemektir.
Bu temel amaçlar doğrultusunda, önümüzdeki yıllarda da sıkı maliye politikası
uygulamalarına devam edilecek ve mali disiplin korunacaktır. Bu çerçevede,
vergi tabanının genişletilmesi suretiyle vergi gelirleri artırılacak ve
kamu harcama reformu kapsamında, harcamalarda tasarruf ve etkinlik sağlanacaktır.
Piyasalarda güven ortamı yaratılarak reel faizlerin düşürülmesi, borçlanma
vadesinin uzatılması ve piyasa yapıcılığı sisteminin uygulanmasına devam
edilmesi suretiyle borçlanmanın kolaylaştırılmasına ve konsolide bütçe
faiz giderlerinin azaltılmasına çalışılacaktır. Harcama azaltıcı önlemler
ve enflasyonla mücadele hedefi kapsamında, kamu kesiminde maaş ve ücret
artışları, 2000 yılından bu yana enflasyon hedefleriyle uyumlu olarak belirlenmektedir.
Ayrıca, 9 Nisan 2002 tarih ve 24721 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe giren 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi
Hakkında Kanun ile harcamalara, bütçe kanunlarıyla getirilen limit dışında,
dolaylı bir sınırlama getirilmiştir. Söz konusu Kanun ile mali yıl içindeki
net borç kullanımı limiti daraltılarak harcamaların borçlanma yoluyla artırılmasına
önemli oranda sınırlama getirilmiştir. Kamu alımlarında etkinlik ve şeffaflığı
artırmaya yönelik olarak çıkartılan Kamu İhale Kanunu 1 Ocak 2003 tarihinde
yürürlüğe girmiştir. Uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları, ilgili AB mevzuatıyla
uyumlu olmak kaydıyla, gidermeye dönük çalışmalar devam etmektedir.
Mali sistemin iyileştirilmesini ve şeffaflaşmasını sağlayacak olan Kamu
Mali Yönetimi ve Mali Kontrol Kanunu 2003 yılında yasalaşacaktır. Kamu
yatırım programının rasyonelleştirilmesi çalışmaları 2001 yılından bu yana
düzenli olarak sürdürülmektedir. Sosyal güvenlik kuruluşlarının aynı çatı
altında toplanmasını amaçlayan yeni Çerçeve Kanunu 2003 yılı sonuna kadar
yürürlüğe konulacak, böylece sosyal güvenlik sistemi açıklarının azaltılması
sağlanacaktır. Kanun ile aynı zamanda her bir fonun orta vadeli sürdürülebilirliğini
temin edecek temel reformlar da yürürlüğe girecektir. Bu düzenlemelerin
yanı sıra, ilaç ve tedavi harcamalarının etkinleştirilmesi ve prim tahsilat
oranlarının artırılması yoluyla sosyal güvenlik sistemine bütçeden yapılan
transferler azaltılacaktır. Kamu kesiminde personel alımlarını sınırlandırmaya
yönelik politikalar sürdürülecektir.
2002 yılında, vergi idaresinin yeniden yapılandırılması ve vergi politikasının
yeniden şekillendirilmesi amacıyla, 2002-2004 yılları arasında vergi alanında
yapılacak düzenlemeleri içeren vergi stratejisi hazırlanarak uygulanmaya
başlanmıştır. Bu kapsamda 2002 yılı Ağustos ayında yürürlüğe giren Özel
Tüketim Vergisi Kanunu (12 Haziran 2002 tarih ve 24783 sayılı Resmi Gazete)
ile, 16 adet vergi ve fon payı kaldırılarak vergi sistemi basitleştirilmiş
ve AB mevzuatına önemli ölçüde uyum sağlanmıştır. 17 Temmuz 2002 tarih
ve 2002/4480 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile AB mevzuatına paralel olarak
3 oranlı bir KDV sistemine geçilmiştir. Dolaysız vergi sisteminin iyileştirilmesine
yönelik çalışmalar devam etmektedir. Bu amaçla; yatırım indirimi sistemini
basitleştiren, şirket kazançlarının ve kâr paylarının mevcut uygulamadaki
mükerrer vergilendirilmesini ortadan kaldıran 4842 sayılı Kanun 24 Nisan
2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Finansal araçlar üzerindeki vergilerin
uyumlaştırılması ve istisna ve muafiyetlerin yeniden düzenlenmesi ile,
doğrudan vergilendirme daha rasyonel hale getirilecektir. Gelir idaresi,
fonksiyonel yapıya uygun şekilde yeniden yapılandırılarak etkinliği
artırılacaktır. Etkin ve kurumsallaşmış vergi denetimi için gerekli alt
yapı oluşturma çalışmaları devam etmektedir. Bu kapsamda, yıllık denetim
planları hazırlamak üzere Maliye Bakanlığı düzeyinde “Denetim Koordinasyon
Kurulu” oluşturulmuş ve Kurul tarafından hazırlanan 2003 Yılı Vergi Denetim
Genel Planı uygulamaya konulmuştur. Kayıt dışı ekonomiyi azaltmak ve vergi
denetimini etkin hale getirmek amacıyla, 3 Temmuz 1995 tarihinde sisteme
giren vergi kimlik numarası uygulamasının kapsamı genişletilerek 1 Eylül
2001 tarihinden itibaren, finansal işlemlerde de vergi kimlik numarası
kullanımı zorunlu hale getirilmiştir. Vergi kimlik numarasının kullanımında
etkinliğin artırılmasını sağlayacak şekilde vergi idaresinin bütün birimlerinde
tam otomasyona geçilmesi süreci orta vadede tamamlanacaktır1).
Kamu maliyesi alanında hedeflenen önemli dönüşümlerden biri de etkin
ve şeffaf bir mali yapının oluşturulmasıdır. 2000 yılından bu yana bu doğrultuda
önemli adımlar atılmıştır. Kamu ihaleleri alanında yeni bir kanun çıkartılması,
Kamu İhale Kurumunun oluşturulması, 5 fon dışında tüm fonların kapatılıp
döner sermaye uygulamalarının azaltılması atılan başlıca adımlardır. Kamu
mali sisteminde etkinliğin ve şeffaflığın artırılmasına yönelik çalışmalar
sürdürülecektir.
5 Mayıs 2001 tarih ve 24393 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Türkiye Cumhuriyet
Merkez Bankası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile, fiyat istikrarının
sağlanması Merkez Bankasının öncelikli hedefi olarak belirlenmiş ve bankanın
özerk bir para politikası uygulayabilmesi güvence altına alınmıştır. Para
politikası, kısa dönemde enflasyonu düşürmeye, orta vadede ise fiyat istikrarını
sağlamaya ve korumaya yönelik olarak sürdürülecektir. 2003 yılı enflasyon
hedefi, Merkez Bankası ve Hükümet tarafından ortak bir şekilde % 20 olarak
belirlenmiştir. Ayrıca, enflasyon oranının 2004 yılında % 12’ye, izleyen
yıllarda ise AB üyesi ülkelerin enflasyon oranı ortalamalarına düşürülmesi
hedeflenmektedir. Bu çerçevede, gerekli ön koşullar oluştuğunda, Merkez
Bankası kısa dönem faiz oranının politika aracı olarak kullanılacağı enflasyon
hedeflemesi politikasına geçecektir. Merkez Bankası, doğrudan enflasyon
hedeflemesi rejimine geçiş için teknik alt yapısını tamamlamıştır. Söz
konusu alt yapı çerçevesinde, kısa ve orta dönem enflasyon tahmin modelleri
oluşturulmuş, ekonomik birimlerin enflasyon ve genel ekonomik gidişata
dair beklentilerinin ölçüldüğü anketler geliştirilmiş, enflasyon gelişmelerinin
detaylı bir şekilde incelendiği çalışmalar yapılmış ve bunlar kamuoyuna
sunulmuştur. Bu değişikliklerle, görev ve sorumlulukları bakımından Merkez
Bankası, doğrudan enflasyon hedeflemesine kurumsal olarak hazır hale getirilmiştir.
Para politikasının bu şekilde belirlenmesi, AB’ye üyelik sürecinde Maastricht
kriterlerine uyum sağlama hedefi ile de bağlantılıdır. Türkiye’deki makroekonomik
istikrarsızlığın temel nedenlerinden biri olan yüksek kronik enflasyonun
kalıcı bir şekilde düşürülmesi, makroekonomik istikrarın sağlanmasına ve
öngörülebilir bir ekonomik ortamın oluşmasına katkı sağlayacaktır. Bu süreç,
aynı zamanda enflasyonun AB ortalamasına yaklaştırılmasını da beraberinde
getirecektir.
5 Mayıs 2001 tarih ve 24393 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Türkiye
Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında,
enflasyon hedefleri hükümetle birlikte belirlenecek, ancak Merkez Bankası
bu hedeflere ulaşmak doğrultusunda uygulayacağı para politikasında ve kullanacağı
araçların seçiminde tam bağımsız olacaktır. Enflasyon hedefinin hükümetle
birlikte belirlenmesi neticesinde, para ve maliye politikaları arasındaki
eşgüdümün artırılması yoluyla daha etkin ve güvenilirliği yüksek bir politika
çerçevesi oluşmaktadır. Ayrıca, kamu kesiminin gerek fiyatlar gerekse ücretler
üzerinde doğrudan etkisinin yüksek olduğu Türkiye ekonomisinde hedefin
hükümetle birlikte açıklanması, hükümetin enflasyon hedefini sahiplenmesini
sağlamaktadır.
Merkez Bankası Kanununda yapılan değişiklikle Merkez Bankası’nın finansal
bağımsızlığı da sağlanmış bulunmaktadır. Buna göre, Merkez Bankası’nın,
Hazine ve kamu kurum/kuruluşlarına avans veremeyeceği, kredi açamayacağı
veya bunların ihraç ettiği borçlanma araçlarını birincil piyasadan satın
alamayacağı hükme bağlanmıştır. Bunun yanı sıra, olağanüstü hallerde ve
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kaynaklarının ihtiyacı karşılamaması
durumunda, Merkez Bankası’nın TMSF’ye avans verebilmesine olanak verilmiştir.
Şartları Merkez Bankası tarafından belirlenecek olan söz konusu avans imkânı,
Merkez Bankası’nın borç veren son merci işlevi kapsamında, likidite sorunları
nedeniyle mali kesimde sistematik sorunlara yol açabilecek, ancak borçlarını
ödeme gücü bulunan bankalara kullandırılmak kaydıyla tanınabilmektedir.
Böylelikle, tek bir finans kuruluşuna ait likidite sorununun mali sistemde
tıkanıklığa sebep olmasının engellenmesi amaçlanmaktadır.
Ayrıca Merkez Bankası, 2002 yılında, finansal piyasaların derinleşmesi,
gelişmesi ve bankaların risk değerlendirme yeteneklerinin yükseltilmesi
amacıyla, para ve döviz piyasalarındaki aracılık faaliyetlerinden aşamalı
olarak çekilmiştir. Yapılan düzenlemeler sonucunda, para politikası uygulamasında,
şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından gelişmiş ülke merkez bankası
uygulamalarına yakınlaşma sağlanmıştır.
Önümüzdeki dönemde dalgalı kur rejimi uygulaması sürdürülecektir. Döviz
kuru piyasada arz ve talebe göre belirlenecek, ancak Merkez Bankası döviz
kurunun uzun dönem seviyesini etkilemeden, sadece aşırı dalgalanmalara
yönelik müdahalede bulunabilecektir. Makroekonomik istikrarın kalıcı hale
gelmesi ile birlikte, TL’nin dalgalı kur politikası altında istikrarlı
bir seyir kazanması hedeflenmektedir.
Gelirler politikası, enflasyonla mücadele politikasına destek sağlamak
amacıyla, kısa vadede enflasyon hedefleri gözetilerek belirlenecektir.
Orta vadede ise gelirler politikasının fiyat istikrarı, verimlilik ve kârlılık
parametreleri göz önüne alınarak belirlenmesi hedeflenmektedir. Uygulanan
ekonomik program çerçevesinde kamu kesimi ücret politikasında, geriye dönük
endekslemeden vazgeçilerek ileriye dönük endeksleme sistemine geçilmesi
öngörülmüştür. 2000 yılından bu yana, kamu kesiminde ücret artışları enflasyon
hedefleriyle uyumlu bir şekilde belirlenmektedir. Bununla beraber, 2000-2002
döneminde enflasyonun ücret artışlarını aşması durumunda aradaki fark telafi
edilmiştir. Ayrıca, gelir dağılımını düzeltmek amacıyla 2003 yılı başında,
ağırlıklı olarak alt gelir grubunda yer alan emeklilerin maaşlarında önemli
iyileştirmeler yapılmıştır. Hükümet, özel sektörün de bu politikayı izlemesi
doğrultusunda sosyal taraflar arasındaki uzlaşmanın temini için Ekonomik
ve Sosyal Konsey ve benzeri zeminleri kullanmaya devam edecektir.
-
Yapısal Reform Politikaları
Yapısal reformlar, öngörülen ekonomik hedeflere ulaşılmasında ve makroekonomik
istikrarın kalıcı bir şekilde sağlanmasında belirleyici bir rol oynayacaktır.
Yapısal reformlar ile, sürdürülebilir bir büyüme ortamının tesis edilmesi,
piyasa kurallarına dayalı ve rekabet gücü yüksek bir ekonomik yapının oluşturulması
ve böylece, Kopenhag kriterlerine uyum sağlanması hedeflenmektedir.
Bu kapsamda, özelleştirme yoluyla kamunun ekonomideki rolünün
azaltılması ve ekonomik etkinliğin artırılması, şeffaf ve etkin bir
kamu yönetiminin oluşturulması, bankacılık sisteminin reel sektörün kaynak
ihtiyacını etkin bir şekilde karşılayacak yapıya kavuşturulması, çeşitli
alanlarda oluşturulan düzenleyici kurumlarla piyasa mekanizmasının güçlendirilmesi
ve ekonomide özel sektörün rolünün daha da geliştirilmesi amaçlanmaktadır.
Bunlara ek olarak, tarım ve alt yapı hizmetleri alanlarındaki reformlar
hızlandırılarak sürdürülecektir.
Kamu finansmanında sağlanacak iyileşme çerçevesinde eğitim, sağlık,
Ar-Ge ve sosyal nitelikli harcamaların GSMH içindeki payı artırılarak,
toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesi, beşeri sermayenin niteliklerinin
geliştirilmesi, gelir dağılımının iyileştirilmesi, yoksullukla mücadele
ve bölgesel gelişmişlik farkının azaltılması konularında iyileştirmeler
sağlanması öngörülmektedir. Dünya Bankası ile yürütülen program kapsamında;
eğitim, sağlık ve sosyal koruma harcamalarından oluşan sosyal harcamaların
GSYİH’nın % 14,5’inin üstünde olması taahhüt edilmiştir. Bu kapsamda, 2000
yılında GSYİH’nın % 14,5’i olan sosyal harcamalar 2001 yılında % 16,5’e,
2002 yılında % 17,3’e yükselmiştir. 2003 yılında, sosyal harcamaların GSYİH’ya
oranının % 18 olması programlanmıştır.
2- MAKROEKONOMİK GELİŞMELER
Finansal krizler sonrasında uygulamaya konulan programı daha da güçlendirmek
amacıyla 2002 yılı başında üç yıllık yeni bir program uygulamaya konulmuştur.
Bu yeni program ile, güçlü bir mali sistemin inşasıyla ekonominin krizlere
karşı kırılganlığının azaltılması, kamu borcunun sürdürülebilirliğinin
sağlanması ve enflasyonun tek haneli rakamlara indirilmesi hedeflenmiştir.
Bu çerçevede, yeni program sağlıklı ve sürdürülebilir bir ekonomik büyümeyi
sağlayacak yapısal reformları desteklemiştir.
2002 yılında GSYİH ve Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) % 7,8 oranında
artış kaydetmiştir. Katma değer artış hızları, tarım sektöründe % 7,1,
sanayi sektöründe % 9,4 ve hizmetler sektöründe ise % 7,2 oranında gerçekleşmiştir.
Yurt içi talepte canlanma sınırlı düzeyde kalırken, büyüme temelde stok
değişiminden ve dış talepten kaynaklanmıştır. 2002 yılında toplam nihai
yurt içi talep % 1,7, özel tüketim % 2 oranında artarken, özel kesim sabit
sermaye yatırımları % 7,2 oranında azalma göstermiştir.
2002 yılında kaydedilen ekonomik canlanmaya rağmen istihdam olanaklarında
yeterli artış olmaması sonucunda işsizlik oranı, 2001 yılında % 8,4
seviyesinden 2002 yılında % 10,3’e ulaşmıştır.
2002 yılında Toptan Eşya Fiyatları Endeksi (TEFE) artış hızı % 30,8,
Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) artış hızı ise % 29,7 olmuştur. Yıllık
olarak TEFE’de hedeflenen düzey yaklaşık olarak gerçekleşmiş, TÜFE’de ise
hedefin 5,3 puan altında kalınmıştır. 2001 yılına göre TEFE’de 57,8
puan, TÜFE’de ise 38,8 puan gerileme kaydedilmiş, böylece TEFE’de son onaltı
yılın, TÜFE’de ise son yirmi yılın en düşük seviyelerine ulaşılmıştır.
2002 yılında enflasyonda kaydedilen önemli azalmanın başlıca nedenleri;
yurt içi talebin yeterli ölçüde canlanmaması, döviz kurunun serbest piyasada
istikrarlı olarak dalgalanması ve bununla birlikte TL’nin reel olarak değer
kazanması sonucunda ithal girdi maliyetlerinin düşmesidir. Genel olarak
mali disiplinin korunması, kamu kesiminde maaş ve ücret ayarlamalarının
program hedefleri kapsamında yapılması ve Merkez Bankasının para politikasını
kararlı bir şekilde uygulaması, enflasyon oranının ve ileriye dönük enflasyonist
beklentilerin aşağı çekilmesinde etkili olmuştur.
Kamu sektöründe toplu iş sözleşmesi kapsamındaki net işçi ücretleri
yıllık ortalama olarak 2002 yılında, bir önceki yıla göre, nominal olarak
% 31,7 oranında artış göstermiş, ancak reel olarak % 9,2 oranında azalmıştır.
Memur maaşları ise, aynı yılda nominal olarak % 53,3, reel olarak ise %
5,7 oranında artmıştır. Asgari ücret 2002 yılında nominal olarak % 56,6
ve reel olarak % 8 oranında artış kaydetmiştir.
2002 yılında ithalat (CIF), yüksek büyüme hızı nedeniyle bir önceki
yıla göre % 22,8 oranında artarak 50,8 milyar ABD doları olmuştur. İhracat
(fob) ise, 2001 yılında elde edilen rekabet gücünün korunması ve yurt içi
talep canlanmasının sınırlı kalması nedeniyle, bir önceki yıla göre
% 12 oranında artarak 35,1 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. Buna göre, 2002
yılında dış ticaret açığı (ödemeler dengesinde yer aldığı şekliyle), bir
önceki yıla göre 4,1 milyar ABD doları artarak 8,6 milyar ABD dolarına
yükselmiştir. AB ülkelerinin ihracat içerisindeki payı bir önceki yıl seviyesi
olan %51,5 oranını korumuş ve bu ülkelere yapılan ihracat 18.1 ABD milyar
doları olmuştur. AB ülkelerinin ithalat içindeki payı ise bir önceki yıla
göre 1,3 puan artarak % 45,5’e yükselmiş ve 23,1 milyar ABD doları olarak
gerçekleşmiştir. Dış ticaret açığındaki artışın yanı sıra, diğer mal ve
hizmet gelirleri ve karşılıksız transferlerden sağlanan net gelirlerdeki
düşme nedeniyle, cari işlemler hesabı 2002 yılında 1,8 milyar ABD doları
açık vermiştir. Cari işlemler açığının GSYİH’ya oranı % 1 olmuştur. 2002
yılında toplam dış borç stoku, IMF kredilerinin kullanımı nedeniyle bir
önceki yıla göre 17,6 milyar ABD doları artarak 131,6 milyar ABD dolarına
yükselmiş ve GSYİH’ya oranı % 71,7’ye ulaşmıştır.
2002 yılında uygulanan maliye politikasının temel hedefi, kamu kesiminin
önemli miktarda faiz dışı fazla vererek kamu borç stokunun sürdürülebilirliğini
sağlamak olmuştur. Bununla beraber yıl sonundaki genel seçim nedeniyle
kamu harcamalarındaki artış ve sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan transferler
nedeniyle
faiz dışı bütçe fazlası, hedefin bir miktar altında kalmıştır. 2002 yılında
konsolide bütçe açığının GSYİH’ya oranı % 14,5 olmuş, faiz dışı bütçe fazlasının
GSYİH’ya oranı ise % 4,3 olarak gerçekleşmiştir.
2002 yılında kamu kesimi borçlanma gereğinin GSYİH’ya oranının bir önceki
yıla göre 3,9 puan azalarak % 12,4 seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir.
Kamu kesimi borçlanma gereğindeki azalmada, konsolide bütçe açığının GSYİH’ya
oranındaki gerileme etkili olmuştur. Faiz ödemeleri hariç tutulduğunda,
bir önceki yılda GSYİH'nın % 8’i oranında fazla veren kamu kesiminin, 2002
yılında % 7,3 oranında fazla vereceği tahmin edilmektedir.
İç borç stokunun GSYİH'ya oranı, 2001 yılında % 68,5 iken, 2002 yılı
sonunda % 54,3 düzeyine gerilemiştir. Nakit borçlanmalarda ihale ve halka
arz ortalama faiz oranı 2001 yılında bileşik bazda % 99 oranında gerçekleşirken,
2002 yılında % 57,2’ye gerilemiştir. Söz konusu borçlanmalarda, yıllık
ortalama borçlanma vadesi 2001 yılında 4,8 ay olarak gerçekleşirken, 2002
yılında 9 aya yükselmiştir.
2002 yılında para politikası, enflasyonu düşürme hedefi doğrultusunda
sıkı maliye politikaları ile uyumlu olarak yürütülmüştür. Merkez Bankası,
temel para politikası aracı olan kısa vadeli faiz oranları yardımıyla,
gelecek dönem enflasyonuna odaklı bir politika izlemiştir. Bu politika
çerçevesinde Merkez Bankası’nın faiz kararları, enflasyon beklenti anketleri
ve Merkez Bankası’nın içsel enflasyon tahminleri, döviz kurları, kamu fiyatları,
istihdam ve ücretler, toplam arz ve talep, maliye ve para politikası göstergeleri
ile dış konjonktür gelişmeleri göz önünde bulundurularak verilmektedir.
Söz konusu etkenlerdeki olumlu gelişmelere paralel olarak 2002 yılı içinde,
kısa vadeli faiz oranları 6 kez indirilerek, gecelik borçlanma faiz oranı
% 59’dan % 44’e, 1 haftalık borçlanma faiz oranı ise % 62’den % 44’e düşürülmüştür.
2002 yılı Aralık ayı itibarıyla Parasal Taban, Net İç Varlıklar ve Net
Uluslar Arası Rezervler için belirlenen hedeflere de ulaşılmıştır.
2002 yılında dalgalı döviz kuru uygulamasına başarıyla devam edilmiş
ve Merkez Bankası kur dengesine yönelik müdahalelerde bulunmamıştır. Döviz
kurları ve enflasyon oranlarındaki gelişmeler sonucunda, 1$+0,77 € ağırlıklı
reel kur endeksine göre 2002 yılında TL’nin reel olarak bir önceki
yıla göre % 17 oranında değer kazandığı gözlenmektedir.
|