"AB Müktesebatının Üstlenilmesine
İlişkin Türkiye Ulusal Programı" (UP) "Ekonomik Kriterler" bölümü şöyle:
AB MÜKTESEBATININ ÜSTLENİLMESİNE
İLİŞKİN
TÜRKİYE ULUSAL PROGRAMI
III- EKONOMİK KRİTERLER
3- KOPENHAG EKONOMİK KRİTERLERİNE UYUM ÇERÇEVESİNDE
YAPILAN ÇALIŞMALAR
Türkiye, dünya konjonktüründeki gelişmelere paralel olarak 1980’li yılların
başında piyasa ekonomisi ilkelerini benimseyerek rekabetçi ve dışa açık
bir makroekonomik yapının oluşturulması amacıyla önemli adımlar atmıştır.
Dış ticaretin önündeki engeller kaldırılmış, sermaye hareketleri serbestleştirilmiş
ve devletin ekonomideki ağırlığını azaltmak amacıyla özelleştirme hızlandırılmıştır.
Böylece, işleyen bir piyasa ekonomisinin temel dinamiklerini gerçekleştirme
yolunda önemli mesafe kat edilmiştir. Bununla beraber, piyasa ekonomisinin
benimsendiği son yirmi yılda ekonomik büyümede istikrarın sağlanamaması,
kamu maliyesi açıklarının azaltılamaması ve yüksek enflasyonun düşürülememesi
ciddi sorunlar olmaya devam etmiştir.
Katılım öncesi süreçte sürdürülebilir bir büyüme ortamının tesis edilmesi
amacıyla başlatılan yapısal reformlar ile, piyasa kurallarına dayalı ve
rekabet gücü yüksek bir ekonomik yapı oluşturularak Kopenhag kriterlerine
uyum sağlanması hedeflenmektedir.
3.1 İŞLEYEN BİR PİYASA EKONOMİSİNİN VARLIĞI
Ekonomik programın ana unsurlarından biri olan özelleştirmenin orta vadedeki
temel amacı; dünya piyasalarına entegre olma, AB’ye tam üyelik hedefleri
doğrultusunda ekonomide kamunun ağırlığı azaltılarak verimliliğin ve maliyet
yapısının rekabet edebilir seviyelere getirilmesi ve serbest piyasa koşullarının
sağlanmasıdır. Devletin mal ve hizmet üreticisi konumundan uzaklaşarak
asli görevlerinde yoğunlaşması ile, ekonomideki faaliyetlerinin gözetim
ve düzenleme ile sınırlı tutulması amaçlanmaktadır.
2002 yılı sonu itibarıyla, petrol dağıtımı, hayvan yemi, süt ürünleri,
havaalanı yer hizmetleri ve çimento sanayii gibi alanlardan devlet tamamen
çekilmiş; tekstil, turizm, et ve balık ürünleri, deniz taşımacılığı
alanlarında ise piyasadaki belirleyici konumunu özel sektöre devretmiştir.
Diğer taraftan, kamu bankalarının özelleştirilmesi çalışmaları başlatılmış
ve mali sektörde kamunun etkisinin azaltılması yönünde önemli adımlar atılmıştır.
Özelleştirme programı kapsamındaki Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT)
kısa vadede özelleştirilmesine yönelik bir plan 13 Ocak 2003 tarihinde
Hükümet tarafından açıklanmıştır. Bu kapsamda, devletin dokuma, kağıt,
gübre, petro-kimya, tütün, içki, ham petrol işlenmesi gibi alanlardan tamamen;
madencilik, liman işletmeciliği, doğalgaz dağıtımı ve bankacılık gibi alanlardan
kısmen çekilmesi öngörülmektedir.
Özelleştirme programında yer alan TEKEL ve TÜPRAŞ gibi sektöründe tekel
niteliğini haiz kuruluşların özelleştirilmesi ile bu kuruluşların faaliyet
gösterdiği piyasaların serbest bir biçimde işlemesi sağlanarak yerli ve
yabancı yeni üreticilerin de bu piyasalara girişinin temin edilmesi ve
böylece rekabetçi bir piyasa yapısının gerçekleşmesi hedeflenmektedir.
Halk Bankasının özelleştirilmesinde bağımsız denetçilerle çalışmalar
sürmektedir. Komisyon çalışmalarının 2003 yılı Eylül ayında sonuçlanması
ve talep gelmesi halinde satışın 2004 yılında tamamlanması hedeflenmektedir.
Vakıflar Bankasının başarılı olamayan satış denemesinin ardından bankada
yeniden yapılandırmaya gidilmiştir. Satışın 2003 yılı Ekim ayında sonuçlandırılması
hedefinde Dünya Bankası ile anlaşmaya varılmıştır.
Devletin piyasanın işleyişine müdahale etmeksizin, piyasa ekonomisinde
düzenleyici ve denetleyici faaliyetlerde bulunmasını sağlamak üzere, son
yıllarda kamu ihaleleri, radyo ve televizyon yayıncılığı, bankacılık, enerji,
telekomünikasyon, tütün ve şeker gibi alanlarda bağımsız düzenleyici kurumlar
oluşturulmuştur.
Bu kuruluşlar oluşturulurken, denetim ve düzenleme faaliyetlerinde bulunmak,
piyasalarda tekelleşmeyi önlemek, rekabetin sınırlandırılmasını ya da rekabete
zarar verilmesini engellemek ve piyasada faaliyet gösteren şirketlerce
sağlanan hizmetlerde ayrımcılık yapılmamasını güvence altına almak, devletin
tekel konumunda olduğu sektörlerde de özelleştirme sonrasında serbest piyasa
kurallarının işleyişini sağlamak gibi temel amaçlar göz önüne alınmıştır.
2002 yılında düzenleyici kurumlar, temel amaçları doğrultusunda, ilgili
oldukları piyasalara ilişkin olarak ek düzenleme ve yönetmelikler çıkarmıştır.
Orta vadede düzenleyici kurumlar vasıtasıyla verimliliğin, ürün çeşitliliğinin,
hizmet kalitesinin, rekabet gücünün ve yeniliklerin artırılması hedeflerinin
yanı sıra, tekelci piyasa yapısının kırılmasıyla fiyat oluşumunun piyasa
dinamiklerine bırakılması, pazara girişin ve ortak tüketimin düzenlenmesi
ve yasaklanmış davranışların kontrolü amaçlanmaktadır. Önümüzdeki dönemde,
uluslararası normlara uygun bir şekilde düzenleyici kurumların bağımsızlıkları
korunarak şeffaflık ve hesap verebilirlikleri artırılacaktır.
Mali Sektör
Mali sektör reformu kapsamında farklı kurum ve kuruluşlara dağılmış olan
bankacılık düzenleme ve denetleme birimleri, 4389 sayılı Bankalar Kanunu
gereğince 31 Ağustos 2000 tarihinde faaliyete geçen Bankacılık Düzenleme
ve Denetleme Kurumunda (BDDK) toplanmıştır. Türk bankacılık sektörüne uluslararası
standartlarda bir düzenleyici ve denetleyici otorite kazandırmak üzere
kurulan BDDK, sektördeki yapısal sorunların çözümüne yönelik olarak Bankacılık
Sektörü Yeniden Yapılandırma Programını Mayıs 2001’de uygulamaya koymuştur.
Bu programın temel hedefi; etkin, uluslararası ölçekte rekabet edebilir
ve sağlıklı bir bankacılık sistemine geçişi sağlamak olarak belirlenmiştir.
Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı, kamu bankalarının
finansal ve operasyonel açıdan yeniden yapılandırılması, Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonu (TMSF) bünyesindeki bankaların en kısa sürede çözüme kavuşturulması,
yaşanan krizlerden olumsuz yönde etkilenen özel bankaların sağlıklı bir
yapıya kavuşturulması ve bankacılık sektöründe gözetim ve denetimin etkinliğini
artıracak yasal ve kurumsal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi olmak üzere
dört temel unsura dayandırılmıştır.
Kamu bankalarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin çalışmalarda öncelik,
bu bankaların finansal yapılarının güçlendirilmesine verilmiştir. Söz konusu
bankaların ticari kararlarına müdahalenin engellenmesini ve bu çerçevede,
bütçeye ödenek konulmaksızın ve bankalara önceden ödeme yapılmaksızın sübvansiyonlu
kredi sağlanmamasını temin eden yasal düzenlemeler yapılmıştır. Finansal
yapının güçlendirilmesi ile eş zamanlı olarak operasyonel yeniden yapılandırma
çalışmaları da başlatılmıştır. Kamu bankalarının operasyonel açıdan yeniden
yapılandırılması kapsamında; bu bankaların organizasyon yapısının çağdaş
bankacılığın ve uluslararası rekabetin gereklerine göre yapılandırılması
hedef alınmıştır. Söz konusu çalışmaların tamamlanmasını müteakip, kamu
bankalarının özelleştirilmesi süreci başlatılacaktır.
Program kapsamında, özel mevduat bankalarının sermaye ihtiyacının giderilebilmesi
amacıyla, 2001 yılı Mayıs ayında Banka Sermayelerinin Güçlendirilmesi Programı
uygulamaya konmuştur. Ayrıca, 31 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4743
sayılı mali sektöre olan borçların yeniden yapılandırılması hakkında Kanun
ile bankacılık sektöründe kötü aktifler sorununun çözümlenmesi, finansal
krizler sonucu ödeme gücünü yitiren reel sektör şirketlerinin faaliyetlerini
sürdürmeye devam ederek yeniden üretim ve geri ödeme gücü kazanmalarının
sağlanması ve bankacılık sisteminin güçlendirilmesi için İstanbul Yaklaşımı
hayata geçirilmiştir.
Ayrıca, Adalet Bakanlığı tarafından İcra ve İflas Kanununa ilişkin kapsamlı
bir reform paketi hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunulmuştur.
Söz konusu reform paketi ile, iyi niyetle oluşturulacak gönüllü çözüm planları
için uygun teşvikleri sağlayacak etkin bir iflas sistemi oluşturulacaktır.
Bu çerçevede oluşacak yasal ortam, gerek TMSF'nin alacak tahsilatı kabiliyetini
artıracak gerekse varlık yönetimi şirketi gibi sorunlu aktiflerin çözümü
kapsamında getirilmek istenen mekanizmaların teşvik edilmesini sağlayacaktır.
Bunlara ilaveten, söz konusu değişiklik piyasa disiplininin oluşumuna da
katkıda bulunacaktır.
Bankacılık sisteminde ciddi ölçüde konsolidasyon gerçekleştirilmiş ve
2002 yılında sektörde faaliyet gösteren banka sayısında belirgin bir azalma
olmuştur. Nitekim, 1999 yılında 81 olan banka sayısı, 2002 yılı sonu itibarıyla
54’e gerilemiştir. TMSF bankalarının yeniden yapılandırılması kapsamında,
son beş yılda TMSF’ye devredilmiş olan 20 bankadan 12 tanesi birleştirilmek
suretiyle, 5 banka satış ve 1 banka ise tasfiye yoluyla çözüme kavuşturulmuştur.
Aralık 2002 sonu itibarıyla kalan 2 bankadan biri varlık yönetimi işlevini
yerine getirirken diğeri için ise satış süreci devam etmektedir.
Bankacılık kesiminin mali ve operasyonel anlamda yeniden yapılandırılması
çalışmaları ile eş zamanlı olarak, gözetim ve denetim çerçevesini güçlendirecek,
bankacılık sistemini daha etkin ve rekabetçi bir yapıya kavuşturacak, sektörün
dayanıklılığını geliştirecek ve sektöre güveni kalıcı kılacak yasal ve
kurumsal düzenlemelerin gerçekleştirilmesinde de önemli gelişmeler kaydedilmiştir.
Yasal çerçeve uluslararası standartlarla büyük ölçüde uyumlaştırılmıştır.
Gözetim ve denetim çerçevesine ilişkin düzenlemeler; sermaye yeterliliği,
risk yönetimi, kredi ve iştirak sınırlamaları, kredi karşılıkları, uluslararası
muhasebe standartlarına uyum, bağımsız denetim ve yabancı ülke denetim
organları ile işbirliği alanlarında yoğunlaşmıştır.
Bankacılık sektöründe yeniden yapılandırmanın bundan sonraki hedefi,
Türk bankacılık sisteminin güçlü sermaye yapısı ile piyasa disiplini içerisinde
etkin bir aracılık faaliyeti göstererek, gerçek bankacılığa geçişin tamamlanmasıdır.
Bu kapsamda, mevduat sigortası sisteminin gözden geçirilerek uluslararası
normların yakalanması, sektörde aracılık maliyetlerinin azaltılması ve
sektördeki düzenleme, gözetim ve denetim yapısının güçlendirilmesi hususları
öncelik taşımaktadır.
Ayrıca, mevduat sigortası sisteminin iyileştirilmesi amacıyla, tam garanti
uygulamasının, mali sistemde ve finansal göstergelerde istikrarın sağlanması
ile, Hükümet tarafından önceden duyurulacak bir takvim dahilinde kaldırılması,
risk bazlı gözetim uygulamasına geçilerek bankacılık gözetiminin güçlendirilmesi
ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun alacak tahsilatının hızlandırılması
konuları da ana hedefler arasında bulunmaktadır.
Menkul kıymet piyasaları, 1986 yılında İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının
kurulmasından bugüne kadar önemli ilerleme kaydetmiştir. 1986 yılında
Borsa kotundaki şirket sayısı 80 iken, 2002 sonu itibarıyla 288’e ulaşmış
ve bunların piyasa değeri 938 milyon ABD Dolarından 2002 yılı sonunda 34.4
milyar ABD dolarına çıkarak GSMH içindeki payı %19 olmuştur. İMKB’de işlem
gören şirketler daha çok büyük şirketler olup; 18 Mart 2003 tarih ve 25052
sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Borsa Dışı Teşkilatlanmış Menkul Kıymetler
Piyasalarının Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik ile küçük
ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) menkul kıymetlerinin işlem göreceği
ve bu şekilde KOBİ’lerin menkul kıymet piyasalarından finansal kaynak bulmalarına
olanak sağlayacak piyasanın kurulması için ortam hazırlanmıştır.
Yatırımcıyı koruma temel prensibine dayalı sermaye piyasalarımızda,
2001 yılında kurulan Yatırımcıları Koruma Fonu faaliyetlerini sürdürmekte
olup, sermaye piyasası yatırımcısının işlem yaptığı kuruluşların hisse
senedi işlemlerinden doğan yükümlülüklerini karşılayamaması durumunda,
sermaye piyasası yatırımcısının alacağının bir bölümünün Fon’dan
tahsili imkanı getirilmiştir. Yüksek enflasyon dönemlerinde mali tabloların
düzeltilmesi, konsolide mali tablolara ilişkin AB direktifleriyle uyumlu
düzenlemeler 2003 yılından itibaren uygulanacak olup, bu düzenlemeler sermaye
piyasalarının şeffaflığına büyük katkıda bulunacaktır. Uluslararası muhasebe
standartlarına uyumlu olarak hazırlanan ve piyasa katılımcılarının görüşüne
açılan muhasebe standartlarının uygulamaya konulmasıyla mali tabloların
karşılaştırılabilirliği sağlanacaktır. Ayrıca, 2002 yılında düzenlenen
emeklilik yatırım fonlarının önümüzdeki dönem kurulup faaliyete geçmesiyle
birlikte, sermaye piyasalarının talep yönünü güçlendirmek suretiyle piyasaya
önemli katkı getirmesi beklenmektedir.
Sermaye piyasalarında değişen koşullar ve piyasa ihtiyaçları çerçevesinde
yapılan düzenleme çalışmalarında, AB direktiflerinin yanı sıra Finansal
Hizmetler Eylem Planının hedefleri doğrultusunda hazırlanan direktif taslakları
ve çalışma dokümanları da dikkate alınmaktadır. Bu kapsamda, yatırım
hizmetleri, kamuyu aydınlatma, yatırımcıyı koruma, takas sistemleri gibi
konulara ilişkin düzenlemelerde değişiklik yapılması çalışmaları önümüzdeki
dönem de devam edecektir.
Banka dışı mali kurumlara yönelik düzenleme ve denetleme çerçevesinin daha
da güçlendirilmesi için gerekli tedbirler alınmaktadır. Halen, finansal
kiralama, faktöring ve tüketici finansman şirketleri ile sigortacılık sektörü
denetim sorumluluğu Hazine Müsteşarlığında bulunmaktadır. Banka dışı kredi
kuruluşlarının düzenleme ve denetim sorumluluğunun Hazine Müsteşarlığından
BDDK’ya geçmesine ilişkin kanunun 2003 yılı sonuna kadar TBMM’den geçmesi
beklenmektedir. BDDK bu yapılanma değişikliğine yönelik yeniden örgütlenme
çalışmasını sonuçlandırmıştır.
Sigorta şirketlerinin düzenleme ve denetiminin güçlendirilmesi ve sigortacılık
mevzuatının AB müktesebatına uyum sağlamasına yönelik çalışmalar devam
etmektedir. Sigortacılık alanında Avrupa Birliği’nin sigortacılığa ilişkin
direktifleriyle büyük ölçüde uyumlu olarak hazırlanan Sigortacılık Faaliyetlerini
Düzenleme ve Denetleme Kanununun bu yıl içinde TBMM’den geçerek yasalaşması
beklenmektedir. Buna bağlı olarak yürürlüğe girmesi öngörülen AB direktifleriyle
uyumlu ikincil mevzuatın hazırlıkları da devam etmektedir.
Bu çerçevede, Türkiye-AB katılım öncesi işbirliği kapsamında sigortacılıkla
ilgili AB müktesebatına uyum sağlanması ve Sigortacılık Genel Müdürlüğü
ile Sigorta Denetleme kurulunun idari kapasitesinin güçlendirilmesine ilişkin
AB kaynaklarından karşılanacak kapsamlı bir proje hazırlanmıştır. Söz konusu
projenin Nisan 2004 tarihinde uygulanmaya başlanması planlanmaktadır.
İdari Reform
Türkiye, kamu iç mali denetim sisteminin Avrupa Birliği ve uluslararası
standartlara uyumunu gerçekleştirmek amacıyla çabalarını hızlandırmış bulunmaktadır.
Bu çerçevede, Maliye Bakanlığınca, ilgili kamu idareleri ve uluslararası
kuruluşların ve Avrupa Komisyonunun görüşleri de alınmak suretiyle
hazırlanmakta olan Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanun Tasarısı,
kamu mali yönetiminde saydamlık ve hesap verme sorumluluğunu artırmayı,
harcama öncesi kontrol fonksiyonunun etkinliğini yükseltmeyi, harcama sonrası
iç mali denetim ve dış denetim sistemlerini Avrupa Birliği standartlarına
uygun hale getirmeyi, harcamacı kuruluşların harcama öncesi kontrol ve
harcama sonrası iç mali denetim konusundaki inisiyatiflerini genişletmeyi
hedeflemektedir. Söz konusu Tasarının 2003 yılı içerisinde yasalaşması
beklenmektedir.
-
Bakanlıklar ve Kamu Kuruluşlarında Stratejik Planlamaya Geçiş
Aşırı merkezi yapı içinde çalışan ve sık sık siyasi müdahalelere konu olan
kamu kuruluşları, genel olarak politika üretme kapasitesinden yoksun hale
gelmişlerdir. Kuruluş düzeyinde stratejik planların hazırlanması sonucunda
kuruluşlar varlık nedenlerini (misyon), ulusal plan ve stratejiler çerçevesinde
netleştirecek, politika ve önceliklerini ortaya koyabilecek, performans
göstergeleri geliştirmek suretiyle başarılarını ölçebileceklerdir. Katılımcı
bir anlayışla hazırlanacak olan bu planlarda dış (vatandaşlar) ve iç (çalışanlar)
müşteri memnuniyeti esas alınacak, planlama sürecine ilgili tüm taraflar
dahil edilecektir. Kuruluş stratejik planlarının hazırlanması sonrasında
kuruluş bütçeleri bu planlara dayalı olarak oluşturulacaktır. Bir çok gelişmiş
ülkede uygulanan bu yapının ülkemize uyarlanması pilot uygulamalar yapılarak
sağlanacaktır.
Kamu kuruluşlarının stratejik planlama uygulamalarında yol gösterici
olacak "Stratejik Planlama Kılavuzu"nun nihai taslağı, DPT Müsteşarlığı
bünyesinde oluşturulan bir komisyon tarafından tamamlanmıştır. Stratejik
Planlama Kılavuzu Nihai Taslağı DPT Müsteşarlığının internet sayfasında
kamuoyunun bilgisine sunulmuş; kamu kurum ve kuruluşlarından resmi yazı
ile görüş talep edilmiştir. Toplanan görüşler değerlendirilerek Kılavuza
son hali verilmiştir. Hazırlanan kılavuz, uygulama sonuçları çerçevesinde
sürekli olarak gözden geçirilecektir. Stratejik yönetim yaklaşımı pilot
uygulamalar gerçekleştirildikten sonra tüm kamu kuruluşlarına aşamalı olarak
yaygınlaştırılacaktır. Pilot kuruluşların seçimi çalışması sonuçlandırılma
aşamasında olup, seçilen pilot kuruluşların DPT Müsteşarlığı rehberliğinde
hazırlayacakları stratejik planları bütçe tekliflerine baz oluşturacaktır.
-
Kamu Mali Yönetiminde “Performans Esaslı Bütçeleme”
Kamu hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi, kaynak kullanım kapasitesinin
artırılması, kaynak kullanımında, etkinlik, verimlilik ve tasarrufun
sağlanması, siyasi ve yönetsel hesap verme mekanizmaları ile saydamlığın
geliştirilmesi, kamuda performans ve kalite yönetimi gibi yaklaşımlar son
yıllarda giderek daha fazla kabul görmeye başlamıştır.
Performans esaslı bütçeleme, kamu idareleri tarafından hazırlanan stratejik
planlarda yer alan misyon, vizyon, stratejik amaç ve hedeflerle uyumlu
harcama planlarının (bütçelerin) oluşturulması ve yine stratejik planlarda
belirlenen performans kriterlerinin bu bütçe yapısıyla sağlanıp sağlanmadığını
kontrol eden bir bütçeleme tekniğidir.
Performans esaslı bütçeleme çalışmaları kapsamında yürütülen eğitim
programları sonrasında, 2002 yılında altı kurumda pilot uygulama başlatılmış
ve sözkonusu pilot kurumlar açısından 2003 yılı bütçe teklifleri performans
esaslı bütçeleme esaslarına göre yapılmıştır.
Kamu mali yönetiminde performans esaslı bütçelemeye geçiş amacıyla kamu
kuruluşlarının uymaları gereken esas, usul ve ilkeleri belirten Performans
Esaslı Bütçeleme Kılavuzu çalışmaları tamamlanma aşamasına gelmiştir.
-
Bütçe Kapsamının Genişletilmesi ve Mali Saydamlık
Bütçe kapsamının genişletilmesi ve mali saydamlığın artırılması amacıyla,
5 fon hariç olmak üzere 2000 ve 2001 yıllarında toplam 69 adet fon tasfiye
edilmiştir. Tarım reformu projesi kapsamında, Dünya Bankası kredilerinin
kullandırılmasında ihtiyaç duyulan Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu hariç
tüm bütçe içi fonlar kaldırılmış, fon sistemi içerisinde daha verimli ve
etkin çalışacağı düşünülen Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu,
Savunma Sanayii Destekleme Fonu, Tanıtma Fonu, ve Özelleştirme Fonu
dışındaki diğer bütçe dışı fonların faaliyetlerine ise son verilmiştir.
Döner sermaye uygulamasının azaltılması doğrultusunda yürütülen çalışmalar
kapsamında, genel ve katma bütçeli idarelere bağlı döner sermaye sayısı
2001 yılında 2548 iken, 2002 yılı sonunda 1498’e, Mart 2003 itibarıyla
1457’ye düşürülmüştür.
Önümüzdeki dönemde, fon bütçelerinin TBMM tarafından onaylanmasına,
fon hesaplarının dış denetime tâbi olmasına ve konsolide bütçe hesaplarıyla
birlikte aylık raporlanmasına olanak verecek gerekli hukuki ve idari düzenlemelerin
gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.
Mali disiplini ve şeffaflığı sağlamayı, etkin bir borç ve alacak yönetimini
gerçekleştirmeyi hedefleyen 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin
Düzenlenmesi Hakkında Kanunda, üçer aylık dönemler itibarıyla hazırlanması
öngörülen Kamu Borç Yönetim Raporu, 2003 yılı Nisan ayı sonunda çıkarılmıştır.
2002 yılında tahakkuk bazlı muhasebe ve kamuda muhasebe standartlarının
oluşturulmasına yönelik pilot uygulamalar gerçekleştirilmiş ve olumlu sonuçlar
alınmıştır. 2003 yılı içinde, Devlet Muhasebesi Genel Yönetmeliği ile buna
uygun olarak hazırlanan Genel ve Katma Bütçeli İdareler Muhasebe Yönetmeliğinin
yayımlanarak gerekli yasal zeminin oluşturulması; yeni muhasebe sisteminin
2004 yılında Konsolide Bütçe kapsamındaki kurum ve kuruluşlarda, 2005 yılında
ise Genel Devlet kapsamındaki diğer kamu kurum ve kuruluşlarında uygulamaya
konulması programlanmıştır. Maddi duran varlıkların sayımı, muhasebeleştirilmesi,
amortisman hesaplama ve yeniden değerleme yöntemlerinin belirlenmesine
ilişkin esas ve usullerin ise 2006 yılı sonuna kadar tamamlanarak genel
yönetim kapsamına dahil bütün kamu idarelerinde ortak muhasebe ve raporlama
standartları ile çerçeve hesap planının uygulanması ve böylece sonuçların
kolayca konsolide edilerek uluslararası standartlara uygun devlet mali
istatistiklerinin üretilmesi, raporlanması ve saydamlık ve hesap verebilirlilik
anlayışı çerçevesinde ilgililerin bilgisine sunulması planlanmaktadır.
Devletin yerine getirdiği faaliyetler ile bu faaliyetlerin milli ekonomi
üzerindeki etkisinin analizine uygun bir bütçe sınıflandırmasına ihtiyaç
duyulması üzerine Kamu Mali Yönetimi Projesi kapsamında fonksiyonel bütçe
sınıflandırmasına (analitik bütçe kod sistemine) geçilmesi amacıyla çalışmalar
başlatılmış ve söz konusu bütçe kod sistemi 2002 yılı Ocak ayından itibaren,
seçilen altı pilot kuruluşta uygulanmaya başlanmıştır. 2003 yılında pilot
uygulamaların devamının yanında genel bütçeye dahil idareler ile katma
bütçeli idarelerde seçilecek birimlerde paralel uygulamaya geçilmesine
ve pilot uygulamanın sosyal güvenlik kuruluşları ile mahalli idareleri
kapsayacak biçimde yaygınlaştırılmasına karar verilmiştir. 2004 yılında
Konsolide Bütçe kapsamındaki kuruluşların tamamında, 2005 yılında ise Genel
Devlet tanımındaki bütün kurum ve kuruluşlarda yeni bütçe kod yapısının
uygulanması hedeflenmektedir. Analitik bütçe kod sistemi ile devletin mali
istatistiklerinin daha düzenli, güvenilir, analiz ve uluslararası karşılaştırmaların
yapılmasına elverişli şekilde tutulması hedeflenmektedir. Aynı kodlamanın
konsolide bütçeli kuruluşlar dışındaki kuruluşlarda da uygulanabilir olması
ve program sorumlularının tespitine imkan vermesi nedeniyle, analitik bütçe
kod sistemi mali saydamlığın artırılmasına ve hesap verebilirliğin geliştirilmesine
yardımcı olacaktır.
-
Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Yönetişiminin Güçlendirilmesi
KİT’lerin yeniden yapılandırılması ve yönetişim çerçevelerinin güçlendirilmesi
kapsamında KİT’lerin hedeflerinin açıklığa kavuşturulması, yeni hesap verebilirlik
standartları oluşturulması ve yönetimin özerkliğinin ve şirket iç yönetişiminin
geliştirilmesi öngörülmektedir. Söz konusu hedefleri içeren yasal düzenlemenin
2003 yılı içerisinde TBMM tarafından kabul edilmesi beklenmektedir.
-
Kamuda Yönetişimin Güçlendirilmesi
Dünyada ve ülkemizde yaşanan hızlı ve çok yönlü değişim süreçleriyle halkımızın
artan ve çeşitlenen talepleri, özellikle bürokratik yapılar ve yönetim
anlayışımızda köklü bir yeniden yapılanmayı gündeme getirmiştir. 58. ve
59. Hükümetlerin benimsediği Acil Eylem Planında ayrıntılı bir şekilde
ortaya konan, takvime bağlanan ve sorumlulukları netleştirilen kamu yönetim
reformu, etkinliğin artırılması ve demokratikleşme eksenine oturmaktadır.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu: Kamu hizmetlerinin etkin, şeffaf ve katılımcı
bir şekilde sunulması için gerekli yasal ve kurumsal ortamın oluşturulmasına
dönük olarak kapsamlı bir kamu yönetimi reformu gerçekleştirilecektir.
İlk aşamada, kamu yönetiminde uyulacak temel ilkeleri ortaya koyan ve özellikle
merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki görev, yetki ve kaynak dağılımını
netleştiren bir çerçeve kanun çıkarılacaktır. İkinci aşamada, Devlette
Genel Kurumsal Gözden Geçirme çalışmalarının sağlayacağı veriler de değerlendirilerek
ilgili bütün kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş kanunları gözden geçirilecektir.
Yapılacak olan yerel yönetim reformunun mali disiplini bozmaması için gereken
tedbirler alınacaktır.
Kurumsal Gözden Geçirme: Devlette Genel Kurumsal Gözden Geçirme çalışmasının
temel amacı, kamu yönetimini vatandaş ve sektör odaklı olarak yeniden yapılandırmak
ve kamudaki teşkilat yapısını sadeleştirerek karar alma sürecini hızlandırmak
ve kamu harcamalarını azaltmaktır. Devletin değişen rolüne uygun olarak
tüm kamu kurum ve kuruluşlarının görev, yetki ve işlevlerinin gözden geçirilerek,
kurumların asli görevlerini yerine getirmelerinin sağlanacağı bir yapıya
kavuşturulması gerekmektedir.
Devlette Genel Kurumsal Gözden Geçirme çalışması DPT Müsteşarlığı tarafından
yürütülmektedir. Bu kapsamda kamu kurum ve kuruluşlarına kapsamlı bir anket
çalışması uygulanmış, belirlenen öncelikler ışığında çeşitli kuruluşlarla
yüzyüze görüşmeler yapılmış ve taslak bir rapor hazırlanmasında nihai aşamaya
gelinmiştir. Bu çalışmanın tamamlanması sonrasında, Devlette Genel Kurumsal
Gözden Geçirme raporunun sonuçları çeşitli yasal ve kurumsal değişim ve
düzenlemelere analitik girdi sağlayacaktır.
Devlet Personel Rejimi Reformu: Bu çalışma, Devlette Genel Kurumsal
Yapının Gözden Geçirilmesi ile Merkez İdare ve Yerel Yönetim Reformu çalışmaları
ile uyumlu olarak, Devlet Personel Rejimi reformu aşağıdaki temel ilkeler
doğrultusunda hazırlanacaktır.
- Bütün kamu kurum ve kuruluşlarında norm kadro uygulamasına
geçilecek,
- Göreve alma ve yükselmede objektif kriterler getirilecek, statüler
azaltılacak ve benzer statüler arasındaki ekonomik ve sosyal farklılıklar
giderilecek,
- Maaş ve ücret sistemi sadeleştirilecek ve dengesizlikler giderilecek,
esnek çalışma usulleri getirilecek,
- Uzun vadede performansa dayalı ücret sistemine geçilecek,
- Devlette asli ve sürekli görevler belirlenecek ve bu görevi yürütenlerin
dışındakiler İş Kanununa göre çalıştırılacak, asli ve sürekli görevlerde
çalışanlar tüm kamu çalışanlarının belli bir oranını geçemeyecek,
Yerel Yönetimler Reformu: Ağır bir merkezi vesayet ve yetersiz
yerel kaynaklar ile çalışan yerel yönetimlerin, ülkemizin de imzalayarak
taraf olduğu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uygun olarak yeniden
yapılandırılması öngörülmektedir. Bu kapsamda yerel yönetimlerin yetki
ve görevleri tadadi olarak sayılmak yerine, merkezi idarenin görev ve fonksiyonları
belirlenecek, geriye kalan her türlü mahalli ve müşterek nitelikli görev
ve hizmetler yerel yönetimlerin uhdesine verilecektir.
Yapılacak reformlar sonrasında yerel yönetimler; merkezi idarenin belirleyeceği
ilke ve standartlara, ulusal ve bölgesel planlara uygun olarak, mahalli
ve müşterek nitelikli ihtiyaçların karşılanması konularında kendi kararlarını
alan, kaynaklarını oluşturan, projelerini uygulayan ve vatandaşların denetimine
açık çağdaş idari birimler olarak yeniden yapılandırılacaktır.
Bölgesel Kalkınma Ajansları: Kaynakların merkezden dağılımı bu
güne kadar bir yandan gereksiz ve verimsiz yatırımların yapılması yoluyla
kaynak kullanımında israfa neden olurken, aynı zamanda bölgeler arasında
ve iller arasında gelişmişlik farklılıklarının artmasına da yol açmıştır.
Kaynakların yerinde ve daha etkin kullanılması, aynı bölge içindeki iller
arası gelişmişlik farklılıklarının azaltılması ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesini
sağlamak amacıyla AB normlarına uygun olarak ülkemiz için tanımlanmış olan
İstatistiki Bölge Birimleri (NUTS) dikkate alınarak alt bölge düzeyinde
yeni hizmet bölgeleri ve birimleri oluşturulacaktır.
Bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarını azaltıcı politikalar merkezi
yönetim tarafından, bölgesel potansiyellerin harekete geçirilmesi ve iller
arası gelişmişlik farklılıklarının giderilmesine yönelik çalışmalar ise
Bölgesel Kalkınma Ajansları tarafından yürütülecektir.
Bölgesel Kalkınma Ajansları katılımcı yöntemler kullanarak ve bölgedeki
bütün ilgili kesimleri bir araya getirerek “bölge gelişim stratejisi” oluşturacak,
ulusal ve uluslararası fonların bölgesel stratejiye uygun olarak kullanımına
aracılık edecektir.
Vatandaşın Bilgi Edinme Hakkı: Vatandaşın kamu tarafından üretilen
bilgilere erişimini kolaylaştırmak, gerektiğinde kamunun yaptığı işlemlerin
gerekçelerini öğrenmelerini sağlamak ve bilgi edinme hakkını düzenlemek
amacıyla çalışmalar başlatılmıştır.
Adalet Bakanlığı; kamu hizmetinden yararlananların bilgi edinme hakkını
kullanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla "Bilgi Edinme
Hakkı Kanunu Tasarısı" hazırlamış ve 26 Şubat 2003 tarihinde Başbakanlığa
sevk etmiştir. Bu taslak ilgili tüm tarafların görüşleri ile olgunlaştırılacak
ve kısa zamanda yasalaşacaktır.
E-Dönüşüm Türkiye Projesi: Vatandaşın iş ve işlemlerini hızlandırmak,
bilgi teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak kamu hizmetlerini vatandaşın
ayağına götürmek ve bu hizmetlerde kırtasiyeciliği önlemek, şeffaflığı
ve hızlılığı sağlamak üzere, kamu ve özel kesimi kapsayan E-Dönüşüm Türkiye
Projesi ile ilgili çalışmalar başlatılmıştır.
E-Dönüşüm Türkiye projesinin amaçları, aşamaları ve kurumsal yapılanmasına
ilişkin bir Başbakanlık Genelgesi yayımlanmıştır. Proje kapsamındaki faaliyetleri
yürütmek üzere DPT Müsteşarlığı bünyesinde Bilgi Toplumu Dairesi Başkanlığı
oluşturulmuştur. Ayrıca, projenin üst seviyede yönlendirilmesi ve izlenmesi
amacıyla Danışma Kurulu oluşturulması çalışmaları tamamlanmıştır. Çeşitli
çalışma gruplarının katkıları ile bir Eylem Planı hazırlanmış ve uygulanması
için adımlar atılmaya başlanmıştır.
Kamuda Etik Kuralların Tanımlanması: Kamu Yönetiminde saydamlığın
artırılması ve yolsuzlukla mücadele kapsamında yapılan çalışmalardan birisi
de kamu görevlilerinin uyacakları mesleki ve etik ilke ve kuralları belirleyen
bir düzenleme yapılmasıdır. Bu amaçla Başbakanlık tarafından bir Kanun
tasarısı taslağı hazırlanmıştır. Taslağın 2003 yılı içinde yasalaşması
beklenmektedir. Taslak ile kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken,
ayrımcılık yapılmaması, vatandaşların memnuniyetinin gözetilmesi, saydamlığın
artırılması, dürüstlük ve güvenilirlik gibi ilkelere uyulması amaçlanmaktadır.
-
Kamu Yatırım Programının Rasyonelleştirilmesi
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında ve Yıllık Programlarda öngörüldüğü
üzere, kamu yatırımlarının planlanması ve uygulamasında etkinliği artırmak
ve bu suretle projelerin ekonomik büyümeye ve buna bağlı olarak sosyal
refaha yapacağı katkının en yüksek düzeye çıkarılmasını sağlamak üzere
yapılan rasyonelleştirme çalışmalarına devam edilmektedir. Bu kapsamda,
sektörel, bölgesel ve proje bazındaki öncelikler göz önünde bulundurularak
2001 ve 2002 yılları yatırım programlarındaki devam eden projeler gözden
geçirilmiş, önceliğini ve yapılabilirliğini yitirmiş projeler tespit edilmiştir.
2001 yılında, önceliğini ve yapılabilirliğini yitirmiş veya ödenek yetersizliği
nedeniyle çok yakın gelecekte başlanılması mümkün görülmeyen ve proje tutarlarının
toplamı 2001 yılı program fiyatlarıyla 12,4 katrilyon TL olan, 353’ü ana
proje ve 649’u alt proje olmak üzere toplam 1.002 proje, 2001 Yılı Yatırım
Programından çıkarılarak 2002 Yılı Yatırım Programındaki proje sayısı 4.414’e
indirilmiştir. Yapılan düzenlemelerle ortalama tamamlanma süresinde 2001
yılına göre % 32 oranında azalma sağlanarak 2002 yılında 12,5 yıldan
8,5 yıla düşürülmüştür.
2002 yılında da kamu yatırım programının rasyonelleştirilmesine yönelik
çalışmalara devam edilmiş ve 2002 yılı program fiyatlarıyla toplam tutarı
4,9 katrilyon TL olan, 230’u ana proje, 370’i alt proje olmak üzere toplam
600 proje, 2002 Yılı Yatırım Programından çıkarılmıştır. Yapılan bu çalışmalar
sonucunda, 2002 yılında 4.414 olan proje sayısı 2003 yılında 3.851’e ve
2002 yılında yaklaşık 8,5 yıl olan kamu yatırım stokunun ortalama tamamlanma
süresi 2003 yılında yaklaşık 7,6 yıla düşürülmüştür.
Rasyonelleştirme çalışmalarına, yatırım programlarından proje çıkarılmasına
ilave olarak, yatırım programlarının hazırlanması çerçevesinde gerçekleştirilen
çeşitli iyileştirme işlemleriyle devam edilmiş ve mevcut ödenekler acil
ve birinci derecede öncelikli projelere tahsis edilmeye çalışılmıştır.
Kamu yatırım programının etkinliğinin artırılması amacıyla yapılan rasyonelleştirme
çalışmalarına devam edilecektir.
Bu çerçevede, rasyonel bir yapıya kavuşan kamu yatırım programının bu
niteliğinin sürdürülmesine dönük olarak teknik ve idari önlemler de alınacaktır.
3.2 AB İÇERİSİNDEKİ REKABET BASKISI İLE BAŞA ÇIKABİLME
-
Yatırım Ortamının İyileştirilmesi
Makroekonomik istikrarı sağlamak için uygulanan politikaların yanı sıra,
yerli ve yabancı yatırımların artırılması amacına yönelik olarak hazırlanan
Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Reform Programı, 2001 yılında Bakanlar
Kurulu tarafından kabul edilerek uygulamaya konulmuştur. Bu kapsamda, yatırımların
gerçekleştirilmesinde karşılaşılan idari engellerin ortadan kaldırılması
ve bürokratik işlemlerin azaltılarak, prosedürün hızlandırılması hedeflenmektedir.
Reform Programı çerçevesinde kurulan dokuz teknik komite şunlardır:
- şirket kuruluşu
- istihdam (yabancıların çalışma izinleri)
- sektörel lisanslar
- arazi temini ve arsa gelistirme
- vergi ve teşvikler
- gümrükler ve teknik standartlar
- fikri mülkiyet hakları
- doğrudan yabancı yatırım mevzuatı
- yatırım promosyonu
Reform Programı çerçevesinde, Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun
6 Mart 2003 tarih ve 25040 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Söz konusu
Kanun yayım tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girecektir. Bu Kanun ile,
çalışma izinlerinin tek bir otorite tarafından verilmesi sağlanarak bu
alandaki dağınıklık giderilmiştir ve 2007 sayılı Türkiye’deki Türk Vatandaşlarına
Tahsis Edilen Sanat ve Hizmetler Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.
Bu çerçevede tercümanlık, rehberlik, fotoğrafçılık, şoförlük, garsonluk
gibi mesleklerin ifası için gereken Türk vatandaşlığı şartı kaldırılmış
bulunmaktadır.
Yatırımları teşvik araçlarının en önemlilerinden biri olan yatırım indiriminin,
yatırım teşvik belgesi olmaksızın, otomatik olarak yatırımcıya sunulmasına
ilişkin 4842 sayılı Kanun 24 Nisan 2003 tarih ve 25088 sayılı Resmi
Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Ayrıca, daha önce toplam 19 aşamada iki aydan fazla süre gerektiren
şirket kuruluşu sürecinin, standart şirket kuruluşu formu doldurularak
3 aşamaya ve bir güne indirmeyi amaçlayan 4884 sayılı Kanun TBMM tarafından
kabul edilerek 17 Haziran 2003 tarih ve 25141 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir.
İş ortamının iyileştirilmesi reformu çerçevesinde, şirket yönetişimini
geliştirmek ve bankacılık reformunu desteklemek amacıyla, Türk Muhasebe
Standartları Kurulunun faaliyetlerine ilişkin gerekli yasal düzenlemenin
hazırlanması çalışmalarına devam edilmektedir. Ayrıca, daha önceden yürürlüğe
konulan Uluslararası Muhasebe Standartları (IAS) ile uyumlu 30 muhasebe
standardının uygulanmasına ilişkin genelgenin hazırlanmasında son
aşamaya gelinmiştir. Türk Denetim Standartları Kurulunu oluşturan yasa
tasarısının 2003 yılının Ekim ayına kadar TBMM tarafından kabul edilmesi
beklenmektedir.
Türkiye’de kurulacak yabancı sermayeli şirketler için izin prosedürü
ve asgari sermaye şartını kaldıran 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar
Kanunu TBMM tarafından kabul edilerek 17 Haziran 2003 tarih ve 25141 sayılı
Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlülüğe girmiştir. Söz konusu Kanun ile,
daha geniş bir yatırımcı ve uluslararası standartta doğrudan yabancı yatırım
tanımı getirilmektedir. Bunun yanı sıra, Kanun, halen yürürlükte olan 6224
sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunda yer alan milli muamele, kâr ve
temettü transferi ile şirketin tasfiyesi veya satılması hallerinde sermaye
payının yurtdışına transferi serbestisi ve yabancı teknik personel çalıştırılması
serbestisi gibi ilkeleri korumakta; gayrimenkul edinimi, uluslararası tahkim
ve kamulaştırmaya karşı koruma gibi konularda ise Anayasa ve diğer kanunlarda
varolan hükümleri teyit etmektedir.
Reform Programı çerçevesinde, Türkiye’nin yatırım ortamı olarak imajını
düzeltmeye, yabancı yatırımları artırmaya, mevcut yatırımları genişletmeye
yönelik faaliyetleri yürütmek üzere bir Yatırım Promosyon Ajansı kurulması
çalışmaları da son aşamaya gelmiş bulunmaktadır.
Reform programı kapsamında kurulan Sektörel Lisanslar Teknik Komitesi
madencilik, gıda, kimya, ilaç ve turizm sektörlerinde alt komiteler oluşturmuş,
bu sektörlerdeki sorunları tespit etmiş ve bunlara ilişkin çözüm önerileri
getirmiştir. Bu kapsamda, madencilik sektöründe, yatırımcılara ruhsat verme
sürecinin kısaltılması ve işlemlerin basitleştirilmesi ile ilgili bazı
öneriler “3213 sayılı Maden Kanunu ve Diğer Kanunların Bazı maddelerinin
Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı”na yansıtılmıştır. Halen TBMM’de görüşülmekte
olan Tasarının en kısa zamanda yasalaşması beklenmektedir.
Ayrıca, Reform Programı çerçevesinde oluşturulan dokuz teknik komiteye
ek olarak, ekonomik ve sosyal gelişme bakımından büyük önem taşıyan KOBİ’lerin
gelişmesinin önündeki engellerin giderilmesi amacıyla KOBİ Teknik Komitesi
kurulmuş olup, Komite çalışmalarına başlamıştır. Söz konusu Teknik Komiteye
bağlı olarak üç alt komite kurulmuş, bunların görevleri şu şekilde belirlenmiştir:
- KOBİ eşleştirmesinin geliştirilmesi
- AB kaynaklarının kullanımı konusunda Türk KOBİ’lerinin eğitimi
- KOBİ’lere sağlanan devlet yardımları konusunda KOBİ’lerin bilgilendirilmesi
KOBİ’lerin finansman kaynaklarının artırılması, vergi kolaylıkları, gibi
konular, ilgili Teknik Komitelerde incelenmesi sebebiyle bu Komite altında
bir daha ele alınmamaktadır.
Türkiye’yi bir yatırım bölgesi haline getirme amacı doğrultusunda, başlıca
uluslararası şirketlerin üst düzey yetkililerinden oluşan Yatırımcı Konseyinin
2003 sonbaharında toplanması öngörülmektedir.
Ayrıca, AB KOBİ politikalarıyla uyumlu strateji ve eylemler gerçekleştirmeyi
amaçlayan ve ülkemiz KOBİ’lerinin AB içindeki rekabet baskısı ile başa
çıkabilmelerini sağlayacak tedbirlere yer veren KOBİ Stratejisi ve Eylem
Planı hazırlanmıştır.
Türkiye’de iş gücü piyasasının temel özellikleri, çalışma çağı nüfusunun
hızla artması, istihdamın önemli bir oranının tarım sektöründe yer alması
ve ekonominin istihdam yaratma kapasitesinin sınırlı kalmasıdır. Yaşanan
mali krizlerin etkisiyle, Türkiye’de işsizlik oranları 2001-2002 yıllarında
belirgin bir artış göstermiş ve işsizlikle mücadelenin önemi daha da artmıştır.
İş gücü piyasasına ilişkin sorunların çözümü, temel olarak istikrarlı
bir makroekonomik ortamın yaratılması ve üretken yatırımların artırılmasına
bağlıdır. Bununla birlikte, ekonominin istihdam yaratma kapasitesinin artırılmasını
temin edecek düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bu kapsamda, öncelikle KOBİ’lerin
istihdam yaratma kapasitesinden azami ölçüde yararlanılacaktır. Diğer taraftan,
istihdam yapısının tarım dışı sektörler lehine değiştirilmesi ve tarım
sektöründen ayrılan nüfusun diğer sektörlere geçişini kolaylaştıracak adımların
atılması önem taşımaktadır.
İstihdamın yapısının tarım dışı sektörler lehine değiştirilmesi, ekonominin
ihtiyaç duyduğu iş gücünün yetiştirilmesi, bilgi çağının gerekleri doğrultusunda
niteliğinin yükseltilmesi ve iş gücü piyasasında etkinliğin artırılması,
istihdam politikasının temel amaçlarıdır.
İş gücü piyasasında kayıt dışı çalışmanın önlenmesi, iş gücü piyasasının
ihtiyaç duyduğu esnekliklerin sağlanması ve yeni çalışma biçimlerinin düzenlenmesi
hedefleri doğrultusunda TBMM tarafından 22 Mayıs 2003 tarihinde kabul edilerek
10 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4857 sayılı yeni İş Kanunu; küreselleşme
ve bilgi toplumuna geçişin çalışma şekilleri ve iş organizasyonu üzerindeki
etkileri dikkate alınarak, kısmi süreli çalışma, çağrı üzerine çalışma,
ödünç iş ilişkisi, iş paylaşımı modelleri, belirli süreli hizmet sözleşmeleri
ve alt işveren uygulamasının yaygınlaşması gibi yeni çalışma biçimlerini
yansıtacak şekilde düzenlenmiştir. İş piyasasındaki esnekliği artırmak
suretiyle işsizlikle mücadele ve istihdamı artırma hususlarında önemli
bir yasal çerçeve oluşturan bu Kanunun, istihdam piyasasını olumlu yönde
etkilemesi beklenmektedir.
İş gücü piyasası ve çalışma hayatı veri tabanının güçlendirilmesi çalışmalarına
devam edilmekte, söz konusu veri tabanına katkı sağlayan veri üreticisi
kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarına destek verilmesi
öngörülmektedir.
Özellikle gençlere, kadınlara ve özürlülere yönelik işsizliği önleyici
tedbirlerin alınması amaçlanmaktadır.
İstihdamın artırılması ve işsizliğin azaltılması bakımından önem taşıyan
ve sanayi sektörünün gelişmesine girdi sağlayan KOBİ’lerin istihdam yaratma
kapasitesinden azami ölçüde yaralanılması için, KOBİ’lere yönelik
eğitim, proje, finansman, organizasyon ve teknoloji alanındaki desteklerin
artırılması hedeflenmektedir.
Meslek standartları, sınav ve belgelendirme sisteminin kurulması yönündeki
yasal düzenleme çalışmalarının tamamlanması öngörülmektedir.
4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu 5 Temmuz 2003 tarih ve 25159 sayılı
Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun, Türkiye
İş Kurumunun aktif iş gücü piyasası politikaları geliştirme kapasitesinin
güçlendirilmesini ve Avrupa İstihdam Stratejisine uygun bir ulusal istihdam
politikası geliştirilmesini amaçlamaktadır.
Kaynakların etkin kullanımı ilkesi çerçevesinde ekonomik, sosyal, çevresel
ve uluslararası gelişmeler boyutunu bütün olarak ele alan örgütlü, rekabet
gücü yüksek, sürdürülebilir bir tarım sektörünün oluşturulması ve gıda
güvenliği yaklaşımı da gözetilerek artan nüfusun dengeli ve yeterli beslenmesi
temel amaçtır.
Tarım politikalarının; Dünya Ticaret Örgütü Tarım Anlaşmasının öngördüğü
yükümlülükler ile AT Ortak Tarım Politikası ve uluslararası ticaretteki
gelişmeler çerçevesinde oluşturulması öngörülmektedir.
Dünya Bankası tarafından desteklenen ve 2005 yılına kadar yürütülecek
olan Tarım Reformu Uygulama Projesi kapsamında tarımsal desteklerin fiyat
ve girdi desteği yerine doğrudan gelir desteği (DGD) sistemi ile çiftçi
kayıt sisteminin oluşturulması, arz fazlası olan ürünlerin yerine alternatif
ürünlerin üretimine geçişin sağlanması ve Tarım Satış Kooperatifleri ve
Birliklerinin yeniden yapılandırılması amaçlanmaktadır.
Çiftçilere Doğrudan Gelir Desteği Sağlanmasına İlişkin 12 Aralık 2000
tarih ve 2000/2172 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çıkarılmış ve doğrudan
gelir ödemelerine 2001 yılında başlanmıştır. DGD ödemesinden faydalandırılacakların
doğru şekilde saptanabilmesi ve eksik görülen çiftçi ile tarım arazisi
kayıtlarının tamamlanması amacıyla, çiftçilerin çiftçi kayıt sistemine
dahil olmaları gerekmektedir. Belirlenen koşullar çerçevesinde, ülke genelinde
tarımsal üretimle iştigal ettiğini belgelendiren ve yılı içerisinde işlediği
tarım arazisi toplamı en fazla 200 dekara kadar olan her çiftçi için, DGD
uygulaması ile dekar başına ödeme yapılmıştır. 2001 yılı Aralık ayında
başlayan ödemeler, Mayıs 2002’de tamamlanmıştır. 2002 yılında, çiftçi kayıt
sistemine dahil olan üreticilere yapılacak dekar başına doğrudan ödeme
miktarı beklenen enflasyon oranında artırılmış, işlenen tarım arazisi büyüklüğü
de 500 dekara çıkarılmıştır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığının ve tarımsal
nitelikli KİT’lerin yeniden yapılandırılması amaçlanmaktadır. Bu çerçevede,
Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) küçültülerek piyasayı düzenleyecek şekilde
yapılandırılması ve TMO dışındaki tarımsal KİT’lerin gerekli düzenlemeler
yapıldıktan sonra özelleştirilmesi öngörülmektedir.
Kırsal alanda, tarım dışı sektörlere destek verilmesi, kırsal sanayinin
yaygınlaştırılması, tarımdan çekilecek nüfusa yeni istihdam imkanları yaratılması
ve kırsal alt yapının iyileştirilmesi amaçlanmaktadır.
Hayvan hastalıklarının kontrolüyle ilgili olarak, hayvan kimlik sisteminin
ve sınır kontrol noktalarının oluşturulması amacıyla başlatılan çalışmaların
tamamlanması öngörülmektedir.
-
Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardımlaşma
2001 yılında sosyal sigorta programlarınca kapsanan nüfusun oranı % 85,1,
sağlık hizmetleri bakımından sosyal sigorta kapsamındaki nüfusun oranı
% 81'dir. Toplam sivil istihdamın % 56,9’u aktif sigortalı olarak sosyal
sigorta programları kapsamında bulunmaktadır. Sosyal sigorta kuruluşlarının
aktüeryal dengelerinin bozulması, mevcut sosyal sigorta sistemini sürdürülemez
duruma getirmiştir. Sosyal sigorta kuruluşlarına 2002 yılında bütçeden
yapılan transferlerin GSYİH'ya oranı % 4,1’e ulaşmıştır.
Sosyal sigorta risklerini asgari düzeyde karşılayan kamu sigorta programlarının
bütün nüfusu kapsayacak şekilde genişletilmesi temel amaçtır.
Sosyal sigorta sistemi kapsamındaki aktif sigortalı nüfusun artırılması,
sosyal sigorta kuruluşlarının idari ve mali etkinliğinin artırılması, norm
ve standart birliğinin sağlanması için temel esasların belirlenmesi, sosyal
sigorta kuruluşlarının teknolojik alt yapısının ve insan gücü imkanlarının
iyileştirilmesi, genel sağlık sigortası sistemi ve kurumunun kurulması,
uzun vadeli sigorta programları ile kısa vadeli sigorta programlarının
birbirinden ayrılması, sosyal sigorta kuruluşlarının sağlık harcamalarının
disiplin altına alınması bütünleştirilmiş bir sosyal hizmet ve yardım ağı
ve kurumsal yapısı oluşturulması hedeflenmektedir.
Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasını,
uzun dönemli aktüeryal dengelerin kurulmasını, idari ve mali etkinliğin
artırılmasını amaçlayan sosyal güvenlik reformu iki aşamalı bir süreç olarak
tasarlanmış ve 1999 yılında uygulanmasına başlanmıştır. Sosyal güvenlik
reformunun ikinci aşamasında, yukarıda belirtilen temel amaç ve hedefler
doğrultusunda gerekli hukuki ve kurumsal düzenlemeler yapılacak, idari
ve mali önlemler alınacaktır.
59. hükümetin gündeminde olan Acil Eylem Planında 2003 yılı sonuna kadar
sağlık hizmetlerinin sosyal güvenlik sisteminden ayrılması ve herkese sağlık
hizmeti sunacak olan Genel Sağlık Sigortası sistemine geçilmesi; Sosyal
Sigortalar Kurumu (SSK), Bağ-Kur ve Emekli Sandığında norm ve standart
birliğinin sağlanması, uzun vadeli ve kısa vadeli sigorta kollarının birbirinden
ayrılması, bütün sosyal güvenlik kuruluşlarının tek çatı altında toplanması,
prim karşılığı olmayan ödemelerin kaldırılması öngörülmekte olup, konuyla
ilgili komisyon çalışmaları devam etmektedir.
Yukarıda belirtilen hedefler doğrultusunda sürdürülen çalışmaların yanı
sıra SSK, Bağ-Kur ve İş-Kur’a ilişkin kurumsal ve idari düzenlemeler ile
gelir artırıcı, gider azaltıcı önlemlere dayanak oluşturacak hususların
2003 yılının ilk yarısında, diğer hususların ise belirlenen hedefler doğrultusunda
gerekli çalışmalar yapıldıktan sonra yasalaşması öngörülmektedir.
Sosyal yardımlaşmanın temel amacı, sosyal hizmet ve yardımların, hedef
kitlelere daha etkin bir şekilde sunulmasını sağlamak üzere yeni bir sisteme
kavuşturulmasıdır.
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ve Acil Eylem Planında yer alan
yoksullukla mücadele kapsamında, ülke genelinde faaliyet gösteren sosyal
yardımlaşma ve dayanışma vakıfları kayıtlarına göre yoksulların tespit
edilmesi çalışmaları son aşamaya getirilmiştir. Halen bu vakıfların kayıtlarında
yer almayan diğer yoksul kitlelere ulaşmayı hedefleyen çalışmalar ise sürdürülmektedir.
Diğer yandan, Sosyal Riskin Azaltılması Projesi kapsamında da yoksul ailelerin
yüksek öğrenimdeki öğrencilerine burs verilmekte olup, ilk öğretimde bulunan
dar gelirli aile çocuklarına da kitap-kırtasiye-giyim-süt gibi yardımlar
yapılmaktadır.
Sosyal yardım ve hizmet imkanlarının ulaşılabilir olmasını sağlayacak
tedbirlerin alınması amacıyla çalışmalar sürdürülmektedir.
Yoksulluğun azaltılması, muhtaç durumda bulunan kişi ve gruplara etkin
bir sosyal koruma sağlanması ve kaynakların daha verimli bir biçimde kullanılması
amacıyla Sosyal Hizmetler Ana Planı hazırlanması hedeflenmektedir.
Sosyal hizmet ve yardım sağlayan kamu kurum ve kuruluşları ile yerel
yönetimler, özel sektör ve gönüllü kuruluşlar arasında işbirliği geliştirilmesi
amaçlanmaktadır. Sosyal koruma bilgi sisteminin oluşturulması, böylelikle
sosyal yardım ve hizmetlerden yararlanacak kişilerin objektif şekilde belirlenmesi
ve uygulama sonuçlarının izlenmesi hedeflenmektedir.
AB'nin ayrımcılıkla mücadele faaliyetlerinin desteklenmesi ve geliştirilmesine
yönelik Ayrımcılıkla Mücadele (2001-2006) Programına ve sosyal dışlanmayla
mücadele konusunda yürütülen politikaların etkinliğinin artırılması için
işbirliğinin desteklenmesine yönelik Sosyal Dışlanmanın Önlenmesi (2001-2005)
Programına katılım sağlanması suretiyle bu alanda diğer taraf ülkelerle
işbirliği yapılabilecektir.
Türk eğitim sistemi, dayandığı ilkeler itibarıyla AB üyesi ülkelerin eğitim
sistemleriyle uyumludur. Ancak, Türkiye’de genel eğitim seviyesi
henüz AB standartlarına ulaşamamıştır. Eğitim sisteminde standartların
nicelik ve nitelik açısından yükseltilmesi yönündeki çalışmalar sürdürülmektedir.
Türkiye’nin en önemli ekonomik potansiyellerinden biri oldukça genç
bir nüfus yapısına sahip olmasıdır. Ancak, bu potansiyelin değerlendirilebilmesi,
genç nüfusa ekonominin ihtiyaç duyduğu niteliklerin kazandırılmasına bağlıdır.
Bunun gerektirdiği en önemli adımlar ise eğitim düzeyinin yükseltilmesi,
eğitim olanaklarına erişimdeki dengesizliklerin ortadan kaldırılması ve
genç nüfusa ekonomik kalkınmayı destekleyecek nitelikte formasyon kazandırılmasıdır.
Bu çerçevede, Türk eğitim sisteminin temel öncelikleri standartların nicelik
ve nitelik açısından yükseltilmesi ve eğitim hizmetlerine erişimdeki dengesizliklerin
giderilmesidir. Bu doğrultuda atılacak adımların, Türkiye’nin beşeri sermaye
gelişimine katkı sağlayarak ekonomik gelişmeyi hızlandıracağı düşünülmektedir.
Eğitim hizmetlerine erişimde iller arasındaki dengesiz dağılımın
giderilmesi yönündeki çalışmalar sürdürülmektedir.
Sosyal, psikolojik ve zihinsel gelişimin erken yaşlarda başlaması nedeniyle,
okul öncesi eğitimin yurt genelinde fırsat eşitliğini sağlayacak şekilde
yaygınlaştırılması hedeflenmektedir. Ayrıca, okul öncesi eğitimde okullaşma
oranının, AB ülkeleri başta olmak üzere gelişmiş ülkeler düzeyine
çıkarılması öngörülmektedir. Diğer yandan, okul öncesi eğitimde birliğin
sağlanması amacıyla okul öncesi eğitime ilişkin bir kanun çıkartılması
hedeflenmektedir.
Mesleki ve teknik eğitimdeki öğrencilerin piyasada ara eleman olarak
talep edilmelerini sağlamak üzere, sanayide staj yapmaları dışında uygulamalı
eğitim almalarına yönelik düzenleme yapılmıştır. Ayrıca, eğitimin içerik
olarak özel sektörün ihtiyaçlarını karşılayabilmesi yönünde düzenleme yapılması
ve özel sektörün eğitim alanında yatırım yapmaya özendirilmesi hedeflenmektedir.
Yüksek öğretim sisteminde rekabetçi bir yapının geliştirilmesi, akademik
özgürlüğü sağlam güvencelere bağlayan kurumsal ve mali özerkliğin sağlanması
ve bilimsel özgürlüğün güçlendirilmesi amacıyla, Yüksek Öğretim Kanununda
değişikliğe gidilmesi yönünde başlatılan çalışmaların tamamlanması öngörülmektedir.
Yüksek öğretimde öngörülen temel yapısal düzenlemelerin tamamlanması
halinde, yüksek öğretim kurumlarında Ar-Ge faaliyetlerinin güçlenmesi ve
ekonominin ihtiyaç duyduğu alanlarda bilimsel faaliyet ve projelerin sayısının
artması beklenmektedir. Diğer taraftan, yüksek öğretim kurumlarında idari
ve mali özerkliğin sağlanması ile üniversiteler arasında rekabetçi bir
yapının oluşması ve buna bağlı olarak kalitenin yükselmesi mümkün olabilecektir.
Yüksek öğretimde kalitenin artırılması Türk üniversitelerinin yurtdışı
üniversiteler ile de rekabet etmesini kolaylaştıracaktır. Özerklik ile
sosyal talebe daha duyarlı hale gelecek olan üniversiteler çalışma hayatının
taleplerini daha yakından izleyerek insan gücü arzını ve niteliğini bu
talebe göre yönlendirebilecektir.
Türkiye’nin eğitim ve gençlik alanlarındaki Topluluk Programlarına katılımına
ilişkin yasal süreç tamamlanmıştır. Söz konusu eğitim ve gençlik programlarının
koordinasyonunu yürütmek üzere 29 Ocak 2002 tarih ve 24655 sayılı Resmi
Gazetede yayımlanan 2002/3547 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla, DPT Müsteşarlığı
bünyesinde Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Daire Başkanlığı
adı altında Ulusal Ajans kurulmuştur. Ulusal Ajansın faaliyete geçmesini
sağlayacak gerekli alt yapı hazırlanmış ve Ajansa idari ve mali açıdan
özerklik sağlayacak olan kanun tasarısı Başbakanlığa gönderilmiştir. Ülkemizin
2004 yılında Topluluk Programlarına tam katılımını hedefleyen hazırlık
çalışmaları hızla tamamlanmaktadır.
Toplumun genel sağlık düzeyinin ülkede yaşayan herkesi kapsayacak biçimde
yükseltilmesi, yaşam sürelerinin ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesi,
bölgeler ve gelir grupları arasındaki sağlık düzeyi farklarının mümkün
olduğu ölçüde azaltılması ve buna ilişkin gerekli alt yapının oluşturulması
amaçlanmaktadır.
Sağlık Bakanlığının yeniden yapılandırılması, devlet hastanesi, sigorta
hastanesi ve kurum hastanesi ayırımının kaldırılarak tüm hastanelerin tek
çatı altında toplanması ve hastanelerin idari ve mali yönden özerk bir
yapıya kavuşturulmasına yönelik olarak başlatılan çalışmaların tamamlanması
amaçlanmaktadır. Ayrıca, aile hekimliği uygulamasına geçilmesi, sağlık
hizmet kademeleri arasında etkili bir hasta sevk sistemi geliştirilmesi,
anne ve çocuk sağlığına özel önem verilmesi ve koruyucu sağlık hizmetlerinin
yaygınlaştırılması hedeflenmektedir.
AB'nin bulaşıcı hastalıkların gözetimi ve kontrolü ağına katılım sonrasında,
belirlenen hastalıkların takibi ve verilerin toplanmasına yönelik alt yapı
oluşturulacak ve böylece söz konusu hastalıklarla mücadele daha etkin biçimde
sürdürülebilecektir. Ayrıca, AB'nin 2003-2008 dönemini içeren Yeni Halk
Sağlığı Programına katılım sağlanması ile, Programa taraf olan ülkelerle
sağlık alanında işbirliği imkanından yararlanılacaktır.
|