Yılmaz'ın TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma şöyle:
(22 Mart 2001)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum.
Hükümetimizin 19 Mart Pazartesi günü onaylamış olduğu Avrupa Birliği
müktesebatının üstlenilmesine ilişkin Ulusal Programımız hakkında Yüce
Meclisimize bilgi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum.
Bu program, yoğun bir çalışma sonucunda ortaya konulmuştur. Programın
oluşturulmasında, hükümetimizin direktifi altında, tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızın
katkıları ve sivil toplum örgütlerinin görüşleri dikkate alınmıştır. Dolayısıyla,
program mümkün olan en geniş mutabakatı yansıtmaktadır. Yüce Mecliste temsil
edilen tüm siyasî partilerimizin, bu noktaya gelinmesine katkılarını da
şükranla ve teşekkürle vurgulamak isterim.
Avrupa Birliğiyle yaklaşık kırk yıldır ortaklık ilişkisi sürdürmekteyiz;
ancak, tam üyeliğimizin gerçek perspektifi Aralık 1999 Helsinki Zirvesiyle
açılmıştır. Helsinki Zirvesi, Türkiye’nin tam üyelik yolunu açan bir fırsat
penceresi yaratmıştır.
Avrupa Birliği, kuruluşundan bu yana sürekli bir genişleme ve derinleşme
süreci yaşamaktadır. Önce 6’lar olarak başlayan topluluk, şimdi 15’ler
haline gelmiştir. Bugün ise, Avrupa Birliği tarihinin en büyük genişleme
süreci içindedir. Merkezî ve Doğu Avrupa’da komünizmin yıkılmasıyla birlikte,
tüm bu ülkeler Avrupa Birliğine ve NATO’ya dahil olmak için büyük bir yarış
içine girmişlerdir. Yakın bir gelecekte Avrupa Birliğinin yaklaşık 30 üyeli
bir büyük ekonomik ve siyasî güç olarak, dünya sahnesinde çok daha etkin
bir rol oynaması beklenmektedir. Bu olgu, dünya dengelerini değiştirecek
yepyeni stratejik bir gelişme olacaktır.
Avrupa Birliği, 1993 yılında merkezî ve Doğu Avrupa ülkelerini üye yapma
kararı alırken, bir strateji geliştirmiştir. Bu strateji çerçevesinde,
aday ülkelerden Avrupa Birliğinin benimsemiş olduğu temel değerleri içeren
kriterleri yerine getirmeleri istenmektedir.
Kopenhag Kriterleri denen bu temel değerler, aslında Avrupa Birliğinin
temelini oluşturan kavramlardır. En basit tanımıyla bu kriterler, aday
ülkelerin demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve tüm kurumlarıyla
yerleşik ve işleyen bir serbest piyasa ekonomisi koşullarını yerine getirmelerini
öngörmektedir; yani, Avrupa Birliği, kendisini yaratan bu temel değerlerin,
aday ülkeler tarafından da aynen benimsenmesini ve bir zaman dilimi içinde,
bu kriterlere uygun gerekli düzenlemelerin yapılmasını beklemektedir.
1993 yılından itibaren, bizim dışımızdaki 12 aday ülke, Kopenhag Kriterlerini
yerine getirmeyi taahhüt etmiş ve gerek siyasî gerek ekonomik ve sosyal
planda anayasal ve yasal değişiklikleri yapmaya başlamışlardır. Bu nedenle
de tam üyelik müzakerelerine başlama imkânına kavuşmuşlardır. Polonya,
Macaristan, Çek Cumhuriyeti gibi ülkeler, bu müzakereleri tamamlamaya çok
yaklaşmışlardır. Dolayısıyla, 2-3 yıl içinde, Avrupa Birliği, ilk dalga
tabir edilen bir genişleme sürecini yaşayacak, bunu diğer aday ülkeler
izleyecektir.
Helsinki Zirvesinden sonra, Avrupa Birliği, diğer aday ülkelere yapıldığı
gibi, Türkiye için de bir katılım öncesi strateji benimsemiştir. Bu stratejinin
birinci ayağını oluşturan Katılım Ortaklığı Belgesi, Nice Zirvesinde uygun
görülmüş ve en son 8 Martta onaylanmıştır.
Stratejinin diğer ayağını oluşturan ve malî işbirliğini içeren çerçeve
yönetmelik de, keza geçtiğimiz günlerde onaylanmış bulunmaktadır. Bu şekilde
Avrupa Birliği, katılım öncesi dönemde kendisine düşen yükümlülükleri yerine
getirmiştir; ancak, biz, çerçeve yönetmelikteki malî işbirliğinin, diğer
aday ülkelere sağlanan malî imkânlarla orantılı bir hale getirilmesini
ve Türkiye’nin, artık, Akdeniz fonlarından değil, diğer aday ülkelere uygulanan
programlardan yararlandırılmasını gerekli görüyoruz. Bu itibarla, Avrupa
Birliğinin Türkiye’ye ilişkin yükümlülüklerini daha gerçekçi ve adaylığımızı
destekleyici bir nitelikte sürdürmesi önem taşımaktadır.
Türkiye, katılım öncesi stratejisini tamamlamak için Ulusal Programını
ortaya koymakla, kendi üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmektedir.
Bu programın oluşturulmasında, ülkemizin gerçekleri ve hükümetimizin öncelikleri
temel referanslarımız olmuştur.
Türkiye’nin belli duyarlılıkları vardır; bunları görmezlikten gelmek
mümkün değildir. Hiçbir ülke, bizim gibi onbeş yıl süreyle dışarıdan yoğun
destekli ayrılıkçı bir terör olgusu yaşamamıştır, onbinlerce vatandaşını
teröre kurban vermemiştir. İçinde yaşadığımız jeostratejik ortam, Türkiye’yi,
sürekli tehditlere maruz bırakmaktadır. Ülkemizin toprak bütünlüğünü, üniter
yapısını, cumhuriyetimizin temel değerlerini en küçük bir tehlikeye dahi
atamayız. Bu itibarla, hassasiyetleri anlamak ve bunları hepimizin duyarlılığı
olarak görmek gerekir.
Ulusal Program oluşturulurken, bu düşüncelerin yanı sıra, ülkemizi çağdaş
uygarlıkla buluşturmaya ve Türkiye’yi Avrupa Birliğinin tam üyesi yapma
hedefine de büyük özen gösterilmiştir. Türkiye’de hukukun üstünlüğü, vatandaşlarımızın
bireysel özgürlüklerden en geniş şekilde yararlanması; düşünce ve ifade
özgürlüğünün, elbette ki belli kriterler altında, güvence altına alınması;
bağımsız ve iyi işleyen bir yargı mekanizmasının oluşturulması; kısacası,
Türk demokrasisinin sağlam temellere oturtulması, inanıyorum ki, bu Meclisteki
herkesin ortak arzusu ve hedefidir. Bu program, milletimiz adına egemenlik
hakkını kullanan Yüce Meclisimizi üstün irade olarak ortaya koyan bir programdır.
Çokpartili siyasî hayata geçtiğimiz dönemden beri insan hakları ve hukukun
üstünlüğü, temel referanslarımız olmuştur. Bununla birlikte, pek çok eksiğimizin
olduğu da bir gerçektir. Soğuk savaş ve ideolojik kutuplaşma dönemlerinden
farklı olarak, bugünün dünyasında, bu eksiklikler bütün dünya tarafından
çok daha bariz bir şekilde görülmektedir. Türkiye, bir Avrupa Birliği perspektifi
olmasa dahi, kendi tarihine ve insanına saygısı, cumhuriyetimizin kurucu
felsefesine bağlılığıyla ve Yüce Atatürk’ün çağdaş uygarlık hedefi doğrultusunda,
bu eksikliklerini bir an önce gidermek mecburiyetindedir. Ulusal Programı
ortaya koymakla hükümetimiz, bu anlayış doğrultusunda olduğunu göstermiştir.
Daha düne kadar, yanı başımızdaki baskıcı, dayatmacı, insan haklarını ve
özgürlüklerini yok sayan totaliter sistemlerin, bugün, demokrasi, hukukun
üstünlüğü ve insan haklarına saygı temelinde çok önemli atılımlar içine
girmelerini memnunlukla karşılıyoruz. Bizim çok daha köklü olan demokratik
yapımızı süratle onararak, uygarlık yarışının en üst sıralarında hak ettiğimiz
yeri almamız tarihî bir görevdir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Ulusal Programımızı oluşturmanın yanı sıra, bunu, bir an önce yaşama
geçirmek mecburiyetindeyiz. Hükümetimiz, bu hususta da kararlıdır; ancak,
bu, sadece hükümete ait değil, Yüce Meclis çatısı altında bulunan tüm siyasî
partilerimize düşen ortak bir sorumluluktur. Ulusal Programımızı hazırlamak
ve kabul etmek zor ve şerefli bir görevdi; ancak, asıl şeref, bu programı
hayata geçirenlere ait olacaktır.
Bu programı hazırlamanın siyasî sorumluluğu taşıyan bir kişi olarak,
uygulamada, hem iç hem de dış kaynaklı güçlü engeller olduğunun bilinmesini
istiyorum. Ulusal Programı hazırlarken, Avrupalı bazı siyasetçilerin Türkiye’nin
adaylığını sorguladıklarını gördük. “Türkiye Avrupa’ya tam üye olmasın,
onunla sadece özel ilişki kuralım” diyen kişilere rastladık. “Türkiye,
zaten, Kopenhag kriterlerini yerine getiremez” diye tahmin yürütenlerin
beyanlarını okuduk. Ülkemizin Avrupa Birliğine tam üyeliğini sadece belli
bir iki konuya indirgeyip, tüm dikkatlerini bunun üzerine yoğunlaştırma
gayretlerine tanık olduk. Bunların hepsi olmuştur ve biliniz ki bundan
sonra da olacaktır.
Bunun ötesinde Avrupa Birliği konusuyla bağlantısı olmayan meseleler
de karşımıza çıkarılacaktır. Halkımızın tam üyeliğe duyduğu şevk ve arzuyu
kırma denemeleri bundan sonra da devam edecektir. İçeride de Avrupa Birliğine
tam üye olan bir Türkiye’nin sahip olacağı yeni yapılanmayı içine sindiremeyenler
çıkacaktır. Bütün bu çabalara rağmen, Türkiye’de sağduyu her zaman hâkim
olmuştur. İyiniyet ve uzlaşmayla bir Ulusal Program ortaya konmuştur. Türkiye’nin
iç bünyesinde, Avrupa Birliğine eleştirici şekilde yaklaşan kişi ve çevrelerin
büyük kısmı aslında iyiniyetle hareket etmektedir; ama gerçekler görüldükçe,
bu tür engellerin kolaylıkla aşılacağına inanıyorum. Ulusal Program çerçevesinde
yapacağımız değişiklikler ve gerçekleştireceğimiz reformların devletimizi
ve millî birliğimizi zafiyete uğratmayacağı, tam tersine çok daha güçlendireceği
ortaya çıkacaktır.
Bu program, vatandaşımızın daha iyi bir yaşam seviyesine ulaşması, bölgeler
ve kişiler arasındaki gelir dengesizliğinin azaltılması; eğitimden sağlığa,
üretimden tüketime kadar pek çok alanda Türk insanının daha iyi ve kaliteli
bir hizmet almasını hedeflemektedir.
Çalışan kesimin sosyal güvencesinin artırılmasını, çiftçinin gelirle
desteklenmesini, arazi kayıt sisteminin getirilmesini öngörmektedir. Devlet
vatandaş ilişkisini vatandaş lehine düzenleyen ve kişi hak ve özgürlüklerini
önplana çıkaran bir programdan söz ediyorum.
Bütün bunlar, yeni ve uygar bir Türkiye demektir. Dünya ile her alanda
rekabet gücüne ulaşmış bir Türkiye ufkunu açmak istiyoruz. Ülkemizin küresel
planda daha güçlü, daha etkin ve daha saygın bir konuma gelmesini hedefliyoruz.
İnanıyorum ki, bu hedefleri hepimiz paylaşıyoruz. Türk siyaseti tüm karalamalara
rağmen bu başarıyı ortaya koyacak ve ülkeyi daha aydınlık bir geleceğe
taşıyacaktır. Önümüzdeki dönemde yüzlerce yönetmeliği bir kenara bırakacak
olursak, Anayasamızın en az 10 maddesinde değişiklik yapmamız, 59 yeni
yasa çıkarmamız ve 95 yasamızda da önemli değişiklikler yapmamız gerekecektir.
Partilerarası Anayasa Uyum Komisyonu başta olmak üzere, bu anayasal
ve yasal değişiklikler ile yeni yasaların çıkarılması hususunda Yüce Meclisimizin
çok kararlı bir çaba göstermesi gerekmektedir.
Buna, bir de, orta vadede, yani azamî üç dört yıl içinde yapacağımız
çalışmalar eklenirse, Yüce Meclisimizi bekleyen görevin büyüklüğü daha
iyi anlaşılacaktır.
Bu hususta, iktidar muhalefet ayırımını bir kenara iterek elbirliğiyle
hareket etmemiz ve ortak bir tavır sergilememiz gerekir. Yüce Meclisimizin
böyle bir anlayış sergileyeceğine olan inancım tamdır.
Bu duygularla, Yüce Meclisimizin tüm üyelerini saygı ve sevgiyle bir
kez daha selamlıyorum.
Hükümetimizin ortaya koyduğu bu Ulusal Programı elbirliğiyle, en kısa
zamanda yaşama geçirme iradesini göstereceğimize inanıyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
|