Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın
basın toplantısındaki açıklamaları ve sorulara yanıtları şöyle:
(13 Kasım 2001)
Değerli basın mensupları,
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Sayın Prodi ve Genişlemeden Sorumlu
Komiser Sayın Verheugen biraz önce Avrupa Parlamentosu’nda
yaptıkları açıklamalarla, ülkemize ilişkin 2001 yılı İlerleme Raporunu
ve içinde Türkiye’nin de yer aldığı 13 aday ülkeyi kapsayan genişlemeye
ilişkin Strateji Belgesi’ni ortaya koymuşlardır.
Her iki belge de, hiç kuşkusuz, hükümetim tarafından dikkatle incelenecek
ve gerekli değerlendirme yapılacaktır.
Ben, bu aşamada bir ön değerlendirme niteliğinde olmak üzere, bazı hususlara
işaret etmek istiyorum.
Görebildiğim kadarıyla, gerek 2001 yılı İlerleme Raporu, gerek Strateji
Belgesi’nin Türkiye’ye ilişkin bölümü, özenli bir üslupla kaleme alınmış
ve mümkün olduğunca objektif verilere dayandırılmıştır. Bu çerçevede, Komisyon’un
kendilerine ilettiğimiz verilere raporda büyük ölçüde yer verdiği görülmektedir.
İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi’ne ilişkin ilk tespitim, bunların yapıcı
bir nitelik taşıdığıdır.
Raporda, ülkemizin son dönemde özellikle siyasi kriterler bağlamında
kaydettiği ilerlemelere kapsamlı bir şekilde yer verildiğini görüyoruz.
Ancak, gelişme trendini gölgeleyen münferit bazı olayların da neredeyse
aynı ağırlıkta dile getirildiğini gözlemliyoruz. Bu münferit olayları esasen
yakından izliyor ve hükümet olarak gereken tedbirleri alıyoruz. Bu itibarla,
bu tür münferit olaylardan hareketle bazı genellemelere gidilmesinin yanıltıcı
olduğunu düşünüyoruz. Her halükarda, ülkemize yöneltilen eleştirileri,
Türkiye’nin AB üyeliği perspektifinde ilerlemesine yapıcı bir katkı olarak
değerlendiriyoruz.
2001 yılı İlerleme Raporu’nda, geçen yılki rapordan bu yana ülkemizde
gerçekleştirilen çok önemli reformlara ve uyum çalışmalarına geniş yer
verilmiştir. Bu çerçevede, yüce Meclisimizin tüm siyasi partilerimizin
katkısıyla gerçekleştirmiş olduğu 34 maddeyi kapsayan anayasa değişikliği
paketi, önemli bir atılım ve ilerleme olarak değerlendirilmiştir. Ancak,
bizim de başından bu yana ifade ettiğimiz gibi, bu değişikliklerin
yaşama geçirilmesi için gerekli uyum yasalarının bir an önce çıkarılması
ve bunların uygulamaya konulması gereği de raporda önemle vurgulanmaktadır.
Hemen belirteyim ki, bu konuda hükümetimiz de aynı düşüncededir. Nitekim,
bildiğiniz gibi, anayasa değişikliklerinin hemen ertesinde, özellikle temel
hak ve özgürlüklerin genişletilmesi amacıyla, başta Türk Ceza ve Terörle
Mücadele kanunlarımız ile DGM yasası ve hukuk, ceza ve idari yargılama
usul kanunlarımızın bazı maddeleri olmak üzere, gerekli değişikliklerin
yapılması yolunda hükümetimize bir öneri paketi sunduk. Sayın Adalet Bakanımızın
nihai şekle getirdiği bu uyum yasaları paketi, şu anda Bakanlar Kurulumuz'un
gündemindedir. Önümüzdeki günlerde yüce Meclis’e sunulacağına inanıyorum.
Değerli basın mensupları,
İlerleme Raporu'nda, özellikle insan hakları ve demokrasi açısından
eksikliklerimize, yapılan ihlallere ve düzeltilmesi gereken bir dizi hususa
da yer verilmektedir. Bu eleştirilerin önemli bir kısmı, açık yüreklilikle
söylüyorum ki, maalesef doğrudur. Bunları bir an önce düzeltmek zorundayız.
Yapmamız gereken her şey, bu ülke insanının hakkıdır, onurudur ve ülkemizin
esenliği içindir. Öte yandan rapor, son bir yıldır özellikle insan hakları
performansımızın iyileştirilmesi, işkence iddialarına mesnet teşkil eden
duruşma öncesi gözaltı süresinin Avrupa normlarına göre 4 gün olarak sınırlandırılması
gibi, son zamanlarda yapmış olduğumuz önemli ilerlemelere de yer vermektedir.
Ancak, açık olarak görünen husus, bu alanlarda hem yasal planda, hem de
uygulama olarak daha pek çok adım atmamız gerektiğidir.
İlerleme Raporu, 19 Mart 2001’de yürürlüğe koyduğumuz Ulusal Program'ın
bir değerlendirmesini de yapmaktadır. Rapor, Ulusal Programı, Katılım Ortaklığı
Belgesi'nin açıklanmasından hemen sonra ortaya konulan, siyasi ve
ekonomik reformlar açısından kapsamlı adımlar içeren, etkileyici
bir çalışma olarak değerlendirmektedir. Bunun yanı sıra raporda, Ulusal
Program'a bazı eleştiriler de yöneltilmektedir. Bu eleştirilerin temel
gerekçesi, Ulusal Program ile Katılım Ortaklığı Belgesi'nin hem kapsam
hem de uygulama takvimi açısından tam olarak örtüşmeyen yönleridir.
Ben, bu hususları esasen daha önce de kamuoyumuzun dikkatine getirmiştim.
Hiç kuşkusuz, söz konusu belgelerin yayımlanış tarihi ile uygulamakta
olduğumuz Ulusal Program’ın takvimi, birbiriyle tam olarak örtüşmemektedir.
Bildiğiniz gibi hükümetimiz, AB müktesebatının üstlenilmesine ilişkin ilk
Ulusal Programı’nı 19 Mart 2001 tarihinde kabul etmişti. Bu programımızda,
uyum çalışmalarımızı iki aşamalı olarak belirlemiştik. Bir yıllık bir süreyi
kapsayan kısa vadeli hedeflerimizin gerçekleştirilmesi için bugün hala
önümüzde daha 4 aylık bir zaman dilimi bulunmaktadır. Dolayısıyla 2001
yılı İlerleme Raporu, Ulusal Programımız'ın yürütülmesi açısından bu sürenin
tümünü kapsayan bir değerlendirme olarak görülmemelidir.
Bir diğer eleştiri, Ulusal Program'ın ,reformların mali boyutuna ve
müktesabatın uygulanması için gerekli kurumsal yapılanmaya yeterince yer
vermediğidir. Bu eleştiriler, doğru olmakla birlikte, tam olarak
haklı sayılamaz. Çünkü program hazırlanırken 2001 yılı bütçesi halen
yürürlükteydi ve AB tarafından sağlanacak mali yardım henüz daha açıklığa
kavuşmamıştı. Kurumsal yapılanma konusunda ise, asıl biz Avrupa Birliği’nden
daha fazla katkı beklemekteyiz.
Unutulmamalıdır ki Ulusal Programımız, her şeyden önce ülkemizin önceliklerine
ve içinde bulunduğumuz koşullara göre oluşturulmuştur. Kaldı ki, bu ilk
programdır ve zaman içinde gözden geçirilecektir. Esasen, diğer aday
ülkeler de tam üyelik sürecinde hemen her yıl ulusal programlarını yenilemişlerdir.
Öte yandan biz, diğer aday ülkelerin aksine, ulusal programımızı hazırlarken
Komisyon’dan hemen hemen hiç bir destek almadık. Diğer aday ülkeler, AB
müktesebatına uyumda, kendileri için özel olarak hazırlanmış tarama listelerini
esas aldılar. Biz ise, daha çok tüm kurumlarımızın ve genel sekreterliğin
çabalarıyla AB müktesebatını inceleyerek kendi listemizi oluşturmak zorunda
kaldık. Bu nedenle tarama sürecine önem atfediyoruz ve bu sürecin başlatılmasının
AB’ye uyum çalışmalarımızı hızlandıracağını inanıyoruz. Özünde siyasi
değil teknik nitelikli olarak gördüğümüz tarama sürecine bir an önce başlanmasını
bunun için istiyoruz.
Strateji belgesinde, katılım öncesi süreçte yeni bir aşamaya geçilerek,
Türkiye’nin AB müktesebatını üstlenebilmesi için Türk mevzuatının bir takvim
çerçevesinde ayrıntılı incelemesinin başlatılması önerilmektedir. Ancak böyle bir yöntemin Türk mevzuatını AB müktesebatı temelinde geliştirme
çalışmalarımızda tarama sürecini ikame edemeyeceğini düşünüyoruz.
Gerek İlerleme Raporu’nda, gerek Strateji Belgesi’nde, gerek siyasi
diyalog bağlamında Kıbrıs ile Avrupa güvenlik ve savunma politikasına da
değinilmektedir. Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreteri’nin kapsamlı çözüm
bulma çabalarına somut adımlarla katkıda bulunmamız beklentisi dile getirilmektedir.
Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası konusunda da Laeken Zirvesi’nden
önce Avrupa öncülüğündeki operasyonların karar alma sürecine katılımımız
sorununun çözümüne yardımcı olmamız istenmektedir. Bu aşamada, bu konular
hakkında bir değerlendirme yapmak istemiyorum. Ancak şunu hemen belirteyim
ki, bu sorunların çözümü tek başına Türkiye’den beklenemez. Avrupa Birliği’nin
de her iki konuda çözümü kolaylaştırıcı ve teşvik edici bir yaklaşım
sergilemesi gerekir.
Değerli basın mensupları,
Belgeler biraz önce ortaya konduğu için bu aşamada daha ayrıntılı bir
değerlendirme yapma imkanına sahip değilim. Her iki belge de tarafımızdan
dikkatle incelenecektir. Bu değerlendirmeyi daha sonra sizler aracılığıyla
kamuoyumuzla da paylaşacağız.
Bu raporların ilk bakışta görülen özenli üslubu ve olumlu yaklaşımı,
bizi ne aldatmalı, ne de rehavete sevk etmelidir. Bu belgelerin ortaya
koyduğu yalın bir gerçek vardır: Türkiye, Avrupa Birliği’ne uyum yolunda
başta anayasa değişiklikleri olmak üzere bazı önemli adımlar atmış olmakla
birlikte, henüz Kopenhag siyasi kriterleri tam olarak karşılanabilmiş değildir.
Strateji belgesinde de bu husus esasen vurgulanmaktadır. Bu nedenle
de rapor, henüz tam üyelik yolunda müzakerelerin açılmasına olanak verecek
bir nitelik taşımamaktadır. Strateji Belgesi’nin diğer aday ülkelerin durumu
hakkında ortaya koyduğu tablo da hepimizi düşündürmesi gereken bir olgudur.
Hükümetimiz, son sekiz ay içinde ab perspektifi doğrultusunda kararlı
bir politika izlemiştir. Bu çizgiyi devam ettirmemiz ve çalışmalarımızı
zamana yaymadan tamamlamamız büyük önem taşımaktadır. Bunu yapacak gücümüz
ve siyasi irademiz mevcuttur. AB genişlemesinin bu tarihi aşamasında
Türkiye’nin gecikmeye ve hata yapmaya hakkı yoktur.
Aralık 2002’de, AB’nin genişleme süreci büyük ölçüde şekillenmiş olacaktır.
Bu çerçevede, Avrupa Birliği’nin, 14-15 Aralık 2001 tarihlerinde düzenlenecek
Laeken Zirvesi’nde Türkiye’nin AB’ye tam üyelik sürecini destekleyici kararlar
almasını bekliyoruz. Böyle bir açılım, AB üyeliğine hazırlık çalışmalarımıza
büyük bir ivme kazandıracak, reform sürecimizi hızlandıracaktır.
Teşekkür ederim.
SORULAR - CEVAPLAR
Soru : Bu rapor tam olarak net ifadeyle Türkiye'nin AB'ye üye
olma sürecindeki çalışmaları nasıl etkileyecektir?
Yılmaz : Biraz önceki açıklamamda söylediğim şeyleri özetle söylememi,
tekrarlamamı isterseniz, tek bir cümleyle söyleyeyim. Bu rapor objektif
bir rapordur. Türkiye'nin attığı olumlu ileri adımların hakkı verilmiştir.
Ama eksiklikleri de açıkça ifade edilmiştir. Bu eksiklikler bizim malumumuz
olan hususlardır. Yani bizim için meçhul olan hususlar değildir. Ama AB
genişlemesinin bugün kazandığı sürat dikkate alınarak Türkiye'nin atmayı
kabul ettiği adımları biran önce atması çok büyük önem taşımaktadır. AB'nin
Türkiye için ilk defa Katılım Ortaklığı Belgesi ve Ulusal Program'dan sonra
yayınladığı bu ilerleme raporu ve strateji belgesinde Türkiye'ye ayırdığı
bölüm bizim bu kararlılıkla ama belki daha hızlı bir biçimde bu süreçte
ilerlemeye devam edersek AB üyeliği hedefine ulaşabileceğimizi göstermektedir.
Soru : Efendim, geçen haftalarda Sayın Dışişleri Bakanı'nın Kıbrıs
konusunda yaptığı açıklama ve Başbakan'ın da ‘ilhak' sözünü telaffuz ettiğini
hatırlarsak, bu durum raporda Türkiye'den Kıbrıs konusunda beklentiler
ışığında görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Yılmaz : Kıbrıs konusunun çözümünün ancak karşılıklı adımlarla
çözümlenebileceği görüşümü tekrarlıyorum. AB'nin bu konuda kolaylaştırıcı,
teşvik edici bir çözüme ulaşmaya yardımcı bir rol oynayabileceğini düşünüyorum.
Biraz önce açıkladığım belgelerde Kıbrıs sorunu konusunda oldukça ihtiyatlı
bir dil kullanılmıştır. Kıbrıs konusunda Türkiye'nin geçen günlerde çeşitli
düzeylerde yeniden vurgulanan duyarlılığı AB'nin malumudur. İnanıyorum
ki, önümüzdeki dönemde bu konuda bazı adımlar atarken onlar da bu konudaki
duyarlılığı hesaba katacaktır.
Soru : Efendim insan hakları ve demokrasi alanındaki eksikliklere
katıldığınızı söylediniz. Rapordaki ifadelere de katılıyor musunuz?
Yılmaz : Dediğim gibi teker teker bütün detayları içeren bir
değerlendirme için henüz erken olduğunu düşünüyorum ama genelde Türkiye'ye
yönelik eleştirilerin önemli bir bölümünün haklı olduğunu, doğru olduğunu
düşünüyorum. Bunların büyük kısmını zaten bizim tarafımızdan da kabul edildiğini
Ulusal Programımıza da bunların düzeltilmesinin taahüt edildiğini dolayısıyla
biz bunları nihai olarak düzeltinceye kadar bu eleştirileri de geniş yüreklilikle
karşılamamız gerektiğine inanıyorum.
Soru : Efendim, genişlemeye yönelik rapora yönelik eleştirilerin
başında idam cezası, Türkçe dışındaki dillerde eğitim ve yayın, askerlerin
siyasî yaşam üstündeki etkilerinin fazlalığından dolayı bir takım eleştiriler
vardı. Yeni hazırlanacak Ulusal Program da örneğin idam cezasının kaldırılmasına
ilişkin somut bir vaad konulabilecek mi? Önümüzdeki dönemde yeni Ulusal
Program için böyle bir tartışma sürecinin başlaması söz konusu olabilir
mi?
Yılmaz : Olabilir. Biz ölüm cezasının kalkmasını orta vade olarak
öngördük, ama kısa vadede Anayasa değişikliğiyle bu konuda önemli bir adım
attık. Ölüm cezasını ancak çok belirli suçlar için sınırlandırmış olduk.
Şimdi Türk Ceza Kanunu TBMM'ye geldiğinde Ulusal Program'daki taahhüdümüzü
daha da öne çeken bir uzlaşma sağlanabilir.
Soru : "Genelde eleştirilerin önemli bir bölümüne katılıyorum"
dediniz. Özellikle Türkiye'ye haksızlık yapılmış noktalar neydi?
Yılmaz : Genelde Türkiye'ye yapılan eleştirilerin üslubunun olumlu
iyi niyetli olması yanında içerik olarak da geçmişte çok karşılaştığımız
abartılı eleştirilerin dışında, onlardan uzak esasen bizim tarafımızdan
da büyük bölümü kabul edilmiş olan eksikliklerimizle sınırlı olduğunu düşünüyorum.
Soru : Bu rapor ışığında, bizim daha önceden tavizsiz olarak
da koyduğumuz tam üyelik müzakerelerine geçişte bir gecikme yaşanabilir
mi?
Yılmaz : Hayır. İki bakımdan böyle bir tehlike yoktur. Birincisi;
biz bunu zaten kendi olanaklarımızla yapıyoruz. Bu belgelerde de daha ayrıntılı
bir incelemenin başlatılması öneriliyor. Tarama süreci tamamen teknik bir
çalışmadır. Şu aşamada Türkiye için önemli olan, mevzuat uyumunu hedefleyen
tarama çalışması değil, siyasî ve ekonomik kriterlerin yerine getirilmesidir.
Dolayısıyla, biz bütün önceliğimizi Hükûmet olarak da birinci önceliğimizi,
bu kriterlerin karşılanmasına vermeliyiz. Mevzuat uyumuna ilişkin çalışmalar
zaten Genel Sekreterliğimiz tarafından diğer bütün kurumlarla koordineli
biçimde sürdürülmektedir. Bu detaylı analitik incelemenin de bu çalışmaları
daha da ileriye götüreceğini düşünüyorum. Ama biz özellikle siyasî kriterleri
tam olarak karşıladığımız zaman tarama süreci kendiliğinden başlayacak
ve çok kısa sürede de tamamlanacaktır. Çünkü alt yapısı, o zamana kadar
yürütülecek bu çalışmalarla geniş ölçüde tamamlanmış olacaktır.
Soru : Türkiye içinde AB'ye karşı olan güçler var demiştiniz.
Bugün bu eksikliklerin halen sürdüğünü belirtiyorsunuz. Bu AB'ye karşı
olan güçler konusundaki kaygınız hâlâ devam ediyor mu?
Yılmaz : Yapılan kamuoyu araştırmaları var, Türk toplumunun şu
anda üçte ikisinin AB'ye üyeliği desteklediğini gösteriyor ama geri kalan
üçte biri desteklemiyorlar. Bunu desteklemeyenler içinde bazı haklı endişeleri
olanlar bulunacağı gibi, bazı saplantıları olanlar da vardır. Ama önemli
olan, AB üyeliği hedefine ulaşmak için yapılması gereken işlerdir. Aslında
AB hiç söz konusu olmasa bile Türkiye'nin çağdaş bir ülke olmak için yapmak
zorunda olduğu şeylerdir. Benim AB üyeliğini istemeyenlere naçizane tavsiyem,
AB üyeliği yolunda attığımız adımlara karşı çıkmamalarıdır, bunları engellemeye
çalışmamalarıdır. Çünkü bu adımları atmayan bir Türkiye'nin yeri, yeni
kurulan dünya düzeninin taşrası olacaktır, kenar mahallesi olacaktır. Oysa
Türkiye bu adımları atarak ister AB içinde, ister AB dışında dünyanın en
mutena bir yerinde, merkezinde yer almaya layık bir ülkedir. Potansiyeli
ona müsait olan bir ülkedir. Mesele sadece AB üyeliği değil, Türkiye'nin
çağdaş dünyada yer alıp almaması meselesidir.
Soru : Avrupa Güvenlik ve Savunma politikasına çok kısaca değindiniz.
Acaba 11 Eylül sonrasında değişen koşulların ardından Avrupa Savunma ve
Güvenlik İşbirliği Türkiye'nin istediği gibi mi şekillenecek?
Yılmaz : Hayır. Sanıyorum bu konuda AB'nin Türkiye'den beklentileri
devam etmektedir. Bu rapora da yansımıştır. Türkiye'nin bu konudaki beklentileri
de AB'nin malumudur. Biz de onları devamlı dile getiriyoruz. Bu hususun
şu anda yürütülen müzakerelerde oldukça ilerlenme sağlanmış olması nedeniyle
çok ön plana çıkarılmadığını düşünüyorum ve umuyorum ki en kısa zamanda
, hem bizim haklı beklentilerimizi karşılayacak, hem de AB'nin kendi güvenlik
ve savunma politikası amaçlarını karşılayacak ortak bir çözüm bulunacaktır.
|