|
BM GENEL SEKRETERİ KOFI
ANNAN'IN
"21. YÜZYILDA BİRLEŞMİŞ
MİLLETLER"
RAPORU
3 NİSAN 2000
(ÖZET)
I. Yeni Yüzyıl, Yeni Tehditler
Yeni
binyıl ve Eylül'de toplanacak olan Binyıl Zirvesi, tarihte benzeri görülmemiş
ölçüde içiçe geçmiş olan tüm uluslara ortak kaderlerini bir kez daha ele
alma olanağı sunacaktır. Uluslar, kendilerini bekleyen tehditlerin belirlenmesi
ve gereğinin yapılması için yöneticilerine güvenmektedirler. Üye devletler
yeni bir görev anlayışını paylaşırlarsa Birleşmiş Milletler bu tehditlerin
altedilmesine yardımcı olabilir. 1945'te, uluslararası ilişkilere yeni
ilkeler getirmek amacıyla kurulmuş olan BM, kimi alanlarda ötekilerden
daha başarılı olmuştur. Bugün önümüzde Birleşmiş Milletler'i yeni yüzyılda
insanların yaşamında gerçek ve ölçülebilir değişiklikler yaratabilecek
biçimde yeniden yapılandırma olanağı vardır.
II. Küreselleşme ve Yönetişim
Küreselleşmenin yararları
açıktır: daha hızlı büyüme, daha yüksek yaşam standartları, yeni fırsatlar–
Ne var ki, bu nimetler son derece dengesiz dağılmakta ve küresel piyasa
hala ortak toplumsal hedeflere dayalı kurallardan yoksun işlemekte olduğu
için sürecin öteki yüzü de kendini göstermeye başlamıştır.
1945'te BM kurucuları açık,
işbirliğine dayalı ve uluslararası bir dünyaya yönelik bir sistem oluşturmuşlardır.
Sistem çalışmış ve küreselleşmenin ortaya çıkmasına olanak vermiştir. Bunun
sonucudur ki bugün küresel bir dünyada yaşıyoruz. Söz konusu değişime uyum
sağlanması bugün tüm dünya liderlerinin ortak sorunudur.
Bu yeni dünyada bireyler
ve gruplar giderek artan biçimde, devletleri dışlayarak, doğrudan iletişim
kurmaktadırlar. Bunun belirli sakıncaları vardır. Suç, uyuşturucular, terörizm,
kirlenme, hastalık, silah ve mülteciler: bunların tümü eskiye oranla çok
daha büyük bir hızla ve çok daha geniş hacimlerde hareket etmektedirler.
İnsanlar çok uzaklarında meydana gelen olaylardan ürküntü duymaktadırlar.
Başka ülkelerdeki adaletsizlik ve şiddeti giderek daha yakından tanımakta
ve devletlerin bu konuda bir şeyler yapmalarını beklemektedirler. Ama yeni
teknolojiler aynı zamanda ortak bir anlayış ve ortak eylem için de yeni
olanaklar sunmaktadır. Küreselleşmenin en iyi yanlarını alıp en kötülerinden
uzak duracaksak, daha iyi yönetmeyi ve birlikte daha iyi yönetmeyi öğrenmemiz
gerekecektir.
Bu, bir dünya hükümeti gerektiği
ya da ulus-devletin sonunun geldiği anlamına gelmez. Tersine, devletlerin
güçlendirilmesi gerekmektedir. Bunun için de ortak kurumlar bünyesinde,
ortak kural ve değerler çerçevesinde birlikte hareket ederek birbirlerinden
güç alabilirler. Söz konusu kurumlar, iktidarın paylaşımı dahil, günün
gerçeklerini yansıtmalıdırlar. Dahası, devletlerin, küresel ölçekli şirketler
dahil, devlet-dışı aktörlerle işbirliği yapmalarına olanak verecek bir
yapıda olmalıdırlar. Çoğu durumda, değişen dünya gündemine daha hızlı uyum
sağlayabilecek olan yarı resmi politika ağlarıyla da desteklenmelidirler.
Günümüz dünyasında gelir
dağılımında görülen büyük adaletsizlikler, en az bir milyar insanın içinde
yaşadığı sefil koşullar, kimi bölgelerde süren kronik çatışmalar ve doğal
çevrenin hızla bozulması: bir araya geldiklerinde bunlar, ortak bir anlayışla
gerekli önlemlerin alınmaması durumunda, mevcut kalkınma modelinin sürdürülmesini
olanaksız kılmaktadır. Kısa süre önce altı kıtada gerçekleştirilen bugüne
kadarki en büyük kamuoyu yoklaması dünyanın her yanında insanların bu tür
önlemlerin beklentisi içinde olduklarını kanıtlamıştır.
III. Muhtaçlığa Son
Geçen yüzyılın ikinci yarısında
benzeri görülmemiş bir ekonomik ilerleme yaşanmıştır. Ancak, 1 ,2 milyar
insan hala günde bir dolardan az bir gelirle yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır.
Aşırı yoksulluk, ülkeler arasında, hatta genelde ülkelerin kendi içlerindeki
aşırı dengesizlikle birleştiğinde ortaya insanlık için bir utanç kaynağı
çıkmaktadır. Beri yandan da, en yoksul ülkeler başta olmak üzere, dünya
nüfusu hızla artmaya devam etmektedir. Aşırı yoksulluğu, dünyanın her yanında,
2015 yılına kadar yarıya indirmek için harekete geçmemiz gerekmektedir.
Öncelikli alanlar şunlardır:
Sürdürulebilir büyümenin
gerçekleştirilmesi. Bunun anlamı her şeyden önce gelişmekte olan tüm
ülkelerde insanların küreselleşmeden yararlanabilmesidir.
Gençler için fırsat yaratılması.
2015 yılına kadar tüm çocuklar, eğitimin her aşamasında kız ve erkek öğrenciler
için eşit olanaklardan yararlanarak, ilk öğrenimi tamamlamış olmalıdır.
Sağlığın geliştirilmesi
ve HIV/AIDS'le mücadele edilmesi. Sağlık araştırmaları dünya nüfusunun
%90'ını etkileyen sorunlara yönlendirilmelidir. 2010 yılına kadar gençlerde
HIV enfeksiyonunun %25 azaltılmış olması gerekmektedir.
Gecekonduların iyileştirilmesi.
2020 yılına kadar 100 milyon gecekondu sakininin yaşamını iyileştirmeyi
amaçlayan "Gecekondusuz Kentler" eylem planını desteklemeliyiz.
Afrika dahil. Rapor,
uzmanları ve ilgili kuruluşları Afrika'daki düşük tarımsal verimlilik sorununa
eğilmeye, Afrika hükümetlerini yoksullukla mücadeleye daha büyük öncelik
vermeye ve gelişmiş dünyayı da onlara yardımcı olmaya çağırmaktadır.
Dijital köprüler kurulması.
Yeni teknolojiler, gelişmekte olan ülkelere kalkınmanın ilk aşamalarını
atlamak için daha önce benzeri görülmemiş bir olanak sunmaktadırlar. Söz
konusu ülkelerin halklarının yeni bilgi sistemlerinden azami düzeyde yararlanmaları
için ne mümkünse yapılmalıdır.
Küresel dayanışmanın sergilenmesi.
Zengin ülkeler pazarlarını yoksul ülke ürünlerine daha çok açmalı, yoksul
ülkelerin dış borçlarına daha hızlı ve daha köklü çözümler getirmeli ve
daha fazla ve daha somut amaçlara dönük kalkınma yardımı yapmalıdırlar.
Dünyayı aşırı yoksulluk belasından kurtarmak hepimizin görevidir. Bunu
gerçekleştirmekten hiç bir şey bizi alıkoymamalıdır.
IV. Korkuya Son
Devletler arasındaki savaşların
sıklığı azalmıştır. Ne var ki son on yılda iç savaşlar 5 milyonu aşkın
can almış, bunun bir kaç katı insanı yerinden-yurdundan etmiştir. Aynı
zamanda kitle imha silahları insanlık için çok ciddi bir tehdit niteliğini
sürdürmektedir. Güvenliği artık belirli bir bölgenin savunulmasından çok
insanların korunması olarak anlamaktayız. Çatışma tehdidi her aşamada engellenmelidir:
Önleme. Catışma, yoksul
ülkelerde, özellikle kötü yönetilenlerde ve etnik ya da dini topluluklar
arasında derin uçurumlar bulunanlarda daha sık yaşanmaktadır. Bunu önlemenin
en iyi yolu, insan hakları, azınlık hakları ve tüm grupların dengeli bir
biçimde temsil edildiği siyasal düzenlemelerle desteklenmiş sağlıklı ve
dengeli ekonomik kalkınmadır. Ayrıca, yasadışı silah, para ve doğal kaynak
trafiği gün ışığına çıkarılmalıdır.
Savunmasızların korunması.
Uluslararası hukuk ve insan hakları hukukunun uygulanması için daha iyi
yollar geliştirmeli, kitlesel ihlallerin cezasız kalmamasını sağlamalıyız.
Müdahale ikileminin çözülmesi.
Ulusal egemenlik, kendi vatandaşlarının haklarını ve yaşamlarını bilinçli
biçimde ihlal edenler için bir kalkan olarak kullanılmamalıdır. Kitlesel
cinayetler karşısında Güvenlik Konseyi'nce onaylanacak silahlı müdahale
seçeneğinden vazgeçilemez.
Barış operasyonlarının
güçlendirilmesi. Binyıl Genel Kurulu, barış operasyonlarını her yönüyle
incelemek üzere Genel Sekreter tarafından kurulmuş olan üst-düzey panelin
tavsiyelerini ele almaya çağırılmaktadır.
Yaptırımların hedefe kilitlenmesi.
Son sıralarda gerçekleştirilen çalışmalarda yaptırımları hedefe kilitleyerek
daha amaca yönelik hale getirme yolları araştırılmıştır. Bundan sonra yaptırım
belirler ve uygularken Güvenlik Konseyi söz konusu araştırmayı gözönünde
bulundurmalıdır.
Silah indiriminin izlenmesi.
Genel Sekreter üye ülkeleri hafif silah transferlerini daha sıkı denetlemeye
ve gerek mevcut nükleer silah stokunun, gerek bunların daha da çoğalmasının
yaratacağı tehlikeleri azaltma iradelerini güçlendirmeye çağırmaktadır.
V. Geleceğimizin güvence
altına alınması
Gelecek kuşakların bu gezegen
üzerindeki yaşamlarını sürdürme özgürlüklerini güvence altına almak gibi
ivedi bir görevimiz var -ve ne yazıktır ki bunu yerine getiremiyoruz. Sürdürülmesi
mümkün olmayan uygulamalar için çocuklarımızın mirasını talan ediyoruz.
Bu gidişin değiştirilmesi zengin, yoksul her ülkenin görevidir. 1992'deki
Rio Konferansı gerekli temeli oluşturmuş, ozon tüketici maddelerle ilgili
Montreal Protokolu bu yönde atılmış önemli bir adım olmuştur. Ama bunun
dışında tepkilerimiz ya çok cılız, ya çok seyrek ya da çok geç olmustur.
Aşağıdaki konularla ilgili olarak 2002'den önce tartışmayı yeniden başlatmak
ve kararlı davranmak durumundayız:
İklim değişimi ile başetmek.
Küresel ısınma tehdidinin azaltılması için karbon ve öteki "sera gazları"nın
%60 oranında azaltılması gerekmektedir. Buna ulaşmanın yolu enerji verimliliğinin
artırılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarına daha fazla ağırlık vermektir.
1997 Kyoto Protokolu'nun hayata geçirilmesi önemli bir ilk adım olacaktır.
Su krizini aşmak.
Rapor, sağlıklı ve ucuz suya ulaşamayan nüfus oranını 2015 yılına kadar
yarıya indirmeyi öngören Dünya Su Forumu Bakanlar Konferansı hedefinin
benimsenmesi çağrısında bulunmaktadır. Rapor ayrıca, birim su başına tarımsal
üretimi artıracak ve su yatakları ve su baskını alanlarının yönetimini
iyileştirecek bir "Mavi Devrim" öngörmektedir.
Toprağın korunması.
Giderek artan bir dünya nüfusunu, giderek küçülen bir tarımsal arazi ile
beslemenin en iyi yolu bioteknolojiden geçiyor olabilir ama bunun güvenilirliği
ve çevresel etkileri tartışma konusudur. Yoksullarla açların devre dışı
kalmaması için bu ve benzeri sorunlara çözüm aramak üzere Genel Sekreter
bir küresel politika kurulu toplayacaktır.
Ormanlar, balık üreme
alanları ve biyolojik çeşitliliğin muhafazası. Tüm bu alanlarda tasarruf
hayati önem taşımaktadır. Buna destek sağlamak için hükümetler ve özel
sektör elele vermelidir.
Yeni bir sorumluluk ahlakı
geliştirilmesi. Genel Sekreter dört öncelik önermektedir:
1. Halkın
eğitilmesi.
2. Çevreyi ekonomik
politika ile bütünleştirecek "yeşil muhasebe".
3. Gerekli yönetmelik
ve teşvik önlemleri.
4. Daha doğru bilimsel
veriler.
5. Hükümetlerle birlikte
halklar da yeni bir tasarruf ve sorumluluk kültürüne kendilerini adamalıdırlar.
VI. Birleşmiş Milletler'in
yenilenmesi
Tüm bu tehditlerle başedilmesi
güçlü bir BM'in yokluğunda daha da zor olacaktır. BM'in güçlendirilmesi
ise hükümetlere ve özellikle onların ortak çözümler arama sürecinde başka
unsurlarla - özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve çoktaraflı kuruluşlar
- birlikte çalışma iradesine bağlıdır. BM, ilgili tarafları harekete geçirmek
için bir katalizör görevi görmelidir. BM ayrıca başta bilgi teknolojisi
olmak üzere yeni teknolojilerden en geniş biçimde yararlanmalıdır. Genel
Sekreter aşağıdaki alanlarda yoğunlaşılmasını tavsiye etmektedir:
Güçlü yanlarımızın belirlenmesi.
BM'in nüfuzu gücünden değil, temsil ettiği değerlerden, küresel normların
oluşturulması ve sürdürülmesinde oynadığı rolden, küresel ilgiyi sorunlara
çekme ve küresel eylemi harekete geçirme yeteneğinden ve insanların hayatlarını
iyileştirme çabalarının yarattığı güven duygusundan kaynaklanmaktadır.
Özellikle hukukun üstünlüğünün önemini her zaman vurgulayarak bu güçlü
yanlarımızı daha da pekiştirmeliyiz. Ama aynı zamanda da, hem etkin bir
işleyiş göstermesi, hem de tartışılmaz bir meşruiyete sahip olması için
öncelikle Güvenlik Konseyi reformunu gerçekleştirerek BM kendini uyarlamalıdır.
Öte yandan da BM sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve vakıflarla ilişkilerini
güçlendirmelidir.
Değişim için danışma ağı
oluşturulması. Uluslararası kuruluşlar, sivil toplum ve özel sektör
örgütleri ile hükümetleri bir araya getirerek, ortak hedefler doğrultusunda
resmi kurumları gayrıresmi politika ağları ile desteklemeliyiz.
Dijital bağlantılar kurulması.
BM'in verimliliğinin artırılması ve dünya ile etkileşiminin güçlendirilmesi
için yeni bilgi teknolojilerinden yararlanmalıyız. Ancak bunu gerçekleştirebilmek
için önce değişime kapalı bir kültürü altetmemiz gerekmektedir. Genel Sekreter
bu konuda yardımcı olması için bilgi teknolojisi sanayiinden destek isteyecektir.
Sessiz devrimin güçlendirilmesi.
21 . Yüzyılın ihtiyaçlarına cevap verebilmek için gerçek anlamda bir yapısal
reform; üye ülkeler arasında öncelikler konusunda daha net bir görüş birliği;
ve günlük işleyişin daha az müdahaleci bir biçimde denetimi gerekmektedir.
Genel Kurul'un da, örneğin, örgüte verilecek yeni görevlerde gerekli esnekliğe
yer vermesi ve sonuca yönelik bütçe uygulamaları gibi alanlarda kararlar
alması gereklidir.
VII. Zirvenin ilgisine
Genel Sekreter, BM Antlaşması'nın
özünü yansıtan ve yeni yüzyılda özel anlam kazanan altı ortak değere işaret
etmektedir: Özgürlük; Eşitlik ve Dayanışma; Hoşgörü; Şiddet Kullanımından
Kaçınma; Doğaya Saygı; ve Ortak Sorumluluk. Genel Sekreter, bu değerler
çerçevesinde hareket etme iradesinin bir ifadesi olarak Binyıl Zirvesi'nin
rapordan esinlenen bir dizi karar almasını dilemektedir.
KAYNAK:
BM Enformasyon Merkezi UNIC- Ankara
(4 EYLÜL 2000)
  |